1766 yılında Henry Cavendish tarafından keşfedilen hidrojen gazının yeni bir elemente ait olduğu ancak 17 yıl sonra, Antoine Lavoisier tarafından ortaya kondu. Kâinatın neredeyse her yerinde bulunan bu elemente, “Hidrojen” adını Lavoisier verdi.

Hidrojenin evrendeki toplam madde miktarının; atom sayısı olarak yaklaşık %90’ını kütle olarak ise dörtte üçünü meydana getiriyor olması çok dikkat çekicidir. Yıldızların ve bazı gaz gezegenlerin yaklaşık %75’inin hidrojen gazından oluştuğunu ya da dünya yüzeyinin dörtte üçünün su, suyun ise iki elementinden birisinin hidrojen olduğunu düşünürsek bu oranı daha iyi anlayabiliriz.

118 elemanlı periyodik tablonun 1 numarası ve en hafifi olan hidrojen elementi (H2), tabiatta gaz halinde bulunur. 1 protonu ve 1 elektronuyla en basit yapılı atom olan hidrojen (H); nötronu olmayan tek atomdur fakat nötronu olan izotopları vardır. Latince ismi hydrogenium, Osmanlı Türkçesindeki ismi “müvellidülmâ”dır ve “su yapan” manasına gelmektedir. Normal şartlar altında renksiz, kokusuz, tatsız ve iki atomlu olan hidrojen gazı, ametaller sınıfındadır. Yaklaşık -253 0C’de sıvı hale getirilebilen bu gaz, zehirsiz ve yanıcıdır. Atmosferde 10 milyonda 5 nispetinde bulunan hidrojen gazı, diğer gazlara nazaran en hafif olduğu için en dış tabakada yer alır.

 

Hidrojen; amonyak, metanol, hidroklorik asit ve katı yağ üretiminde, petrolün işlenmesinde, kaynak yapımında, metal madenciliğinde ve roket yakıtlarında kullanılır. Günümüzde hidrojenle çalışan otomobillerin yakıt ihtiyacını karşılamak için hidrojen dolum istasyonları da vardır. Aynı zamanda Amerikan Bilim İnsanları Federasyonu’nun 2012’de açıkladığı rapora göre, dünyada kullanıma hazır 4.300 hidrojen bombası bulunmaktadır. Hidrojen bombası, atom bombasından çok daha güçlüdür. Vicdanlı ellerde insanlığa faydalı olan elementler, zalimlerin elinde insanlığın başına bela olmaktadır.

 

Sudaki Rolü

Canlıların hayatî ihtiyaçlarından biri olan suyun (H2O) iki elementinden biri olan hidrojen; sadece bu yönüyle bile en önemli elementlerden biridir. Dünyanın yaklaşık olarak dörtte üçü, vücudumuzun yüzde 70’i, kanımızın yüzde 83’ü sudur. Canlı hücrelerdeki hayati biyokimyevi reaksiyonlar ancak sulu ortamda gerçekleşir ve günlük hayatta birçok işimizi su ile yaparız. Temizlik aracı olarak kullanmaktan tutun elektrik üretimine kadar suyun kullanıldığı alanlar saymakla bitmez. Sudaki hidrojene gördürülen vazife, tabiattaki canlılığın sürdürülebilmesi için hayatî öneme sahiptir. Ateşi söndüren suyun, yanıcı bir gaz olan hidrojen ile yakıcı olan oksijenin birleşmesiyle oluşması da manidardır.