“Mescidin duvarına yaslanmış, sanki son nefesini veriyor gibi bir hâli var. Halsiz, mecalsiz, başı hafif sağ öne doğru düşmüş, boynu bükülmüş, öyle duruyor.

Olduğu yerde âdeta eriyor Dede ve ağlıyor Dede.

Niçin ağlıyorsunuz sorusuna, hazin ve nazenin bir ifadeyle:

“Rasûlallah (SAV) aklıma geldiği zaman, kendimi kaybediyorum, ayakta duracak mecâlim kalmıyor, ya bir yere dayanmam gerekiyor, ya da oturmam îcâb ediyor.”[i]

Bu hâl Yaman Dede’de “Fenâ fi’r-Resûl” halinin bir tecellisiydi.

Yine başka bir gün, büyük bir camide, bir Mevlidhan Hoca Efendi, onun “Gönül Hûn Oldu Şevkinden Boyandım Ya Rasûlallah” manzumesini yanık bir sesle okumaktadır ve Dede de camidedir. Dede bir direğin arkasında, başını gövdesine gömercesine gizlenmiş, o kendine has ağlayışla mahviyet içinde öyle ağlıyor ki, eriyor adeta. Dede’ye ait böyle hatıralar öyle çoktur ki bu yüzden Yaman Dede’nin bir ismi de Yanan Dede’dir.

Asıl ismi Diyamendi… Yaman Dede’nin İslam’a olan ilgisi, Kastamonu’da iken gittiği İdadi mektebinde başlamıştır. Kendi ifadeleriyle: “Rüşdî ikinci sınıftayım, bir gün Farsça hocamızın tahtaya yazdırdığı birkaç beyit beni tutuşturmaya kâfi geldi. Mevlânâ ismi bana pek tatlı geldi. Okunan beyitler beni pek derinden sarstı. Son beyit sinemi hakikaten şerha şerha etmişti. O andan itibaren tatlı tatlı yanmaya başladım. Şiddetle yakan fakat anne bûsesi kadar tatlı gelen alevler iç âlemimi kaplamıştı. Bunu hiçbir kelime ile anlatamayacağım.”[ii]

Yaman Dede’nin Rum asıllı bir aileden gelmesine rağmen Mesnevi’ye ve dini konulara duyduğu yoğun ilgi sebebiyle ismi Yamandi Molla’ya dönmüştü o günlerde. Mecbur olmadığı halde Arapça derslerine ve din derslerine katılırdı. Derslerde geçen âyet-i kerimeler, kalbini süslüyor ve nurlandırıyordu.