Bir tabloda görülen renkler, ayrı ayrı olsa da ifade etmeye çalıştıkları maksatları aynıdır. Uzlaşma ahlâkını böyle bir tabloya benzetecek olursak, öne çıkan ve bütünü tamamlayan renkler, şekiller, çizgiler; kardeşlik, fedakârlık ve feragattir. Müsamaha, istiğna, civanmertlik ve kanaatkârlıktır. Vifak, ittifak, ittihat ve imtizaçtır. Tevazu, tenezzül, dayanışma ve yardımlaşmadır. Herkesi kendi konumunda kabul etme, saygı ve sevgidir.

İnsana, Kur’ân’a ve kâinata basiretle bakar, selim akılla tarar ve hikmetle süzebilirsek, insan iradesine terettüp eden veya etmeyen mikro, normo ve makro âlemlerde uzlaşma tablolarını müşahede edebiliriz.

Bu çerçevede basit harflerin i’câzlı (mucizevî) ve icazlı (veciz bir şekilde) uzlaştırılmasıyla yazılan ve okunan Furkan-ı Hâkim, Allah’ın (celle celâluhu) Kelam Sıfatı’nın; zerrelerin buluşmasıyla oluşan büyük Kâinat Kitabı da Kudret Sıfatı’nın birer tecellisidir. Kâinat, büyültülmüş insan; insan da küçültülmüş kâinattır. Hazreti Ali’nin (kerremallahu vechehu) yaklaşımıyla, onun mahiyeti meleklerden de ulvî ve avâlim onda pinhan, cihanlar onda matvîdir. Sperm ve yumurtanın, yani iki basit yapının uzlaşmasıyla yaratılan insan, O’nun nakş-ı azamı ve kudretiyle yazılan Kâinat Kitabı’nın Ayetü’l-Kübrâ’sıdır.

İlimlerin hakikatlere tercüman olup marifete pervaz edebilmesi, ancak ve ancak, Kur’ân’ın kâinatla, kâinatın da Kur’ân’la uzlaşısını fark etmekle mümkündür. Bu hakikati ifade sadedinde Einstein, “İlimsiz din topal, dinsiz ilim kördür” tespitinde bulunur. Şimdi bu iki kaynağın ışığı altında uzlaşma ahlâkını, birlikte kavramaya çalışalım.

            Manevi Hayat

Mülk ile beraber melekûte, yani maddî ve manevî âlemlere açık yaratılan insanoğlu, kemale doğru tahkik yolculuğunu sürdürür. Bu seyrinde, istidadının serhaddine varması; akıl ve kalbin selamet bulması, ruh ve bedenin dengeyi tutturmasıyla temin edilebilir. Düşünce ve aksiyonun mütevekkil duruşu ise sebeplere riayet ve duanın uzlaşmasıyla sağlanabilir. İnsan, ifrat ve tefritler arasında gelgitlerle istikameti; madde ve manayı kavga ettirerek hakikati; hâl ve kâli çatıştırarak da saffeti bulamaz. İhlası, niyet ve amelin; rızayı, kahır ve lütfun; kanaati de az ve çoğun uzlaşmasıyla yakalayabilir.

Yine insan, vicdan mekanizmasının dört ana unsuru olan zihin, his, irade ve latifeyi Rabbaniye’nin uzlaşmasıyla, şeytanın daimî işbirlikçisi ve santrali olan nefis mekanizmasına karşı ancak mukavemet gösterebilir. Böylece gizli-açık şirkin her çeşidiyle mücadele ve mücahedede “gaye-vesile” dengesini kurar ve bunları karıştırmaz. Uzlaştırır ve bu sayede kalbinde tevhit çizgisini yakalar.

İnsan, ibadetlerin fihristesi hükmünde olan namazla, Rabbine yönelir. Böylece secdeyle tevazu zemininde, başını, el ve ayaklarıyla ittifak ettirerek kendi miracına çıkar ve şairin ifadesiyle,  “Baş-ayak aynı yerde, öper alnı seccade / İşte, insanı yakınlığa taşıyan cadde”de yol alır.

Allah (celle celâluhu), insanlığa zekât köprüsünü lütfetmeseydi, zengin ve fakir, sevgi ve saygı ikliminde buluşamaz ve kucaklaşamazdı.

Hac; her yıl dünyanın dört bir yanından, yüz binlerce kadın-erkek, genç-ihtiyar, siyah-beyaz, avam-havas Müslümanın, tevhidin merkez noktası Kâbe’de, Arafat’ta, Mina’da ve Cemerât’ta buluşmakla Rablerine yakınlaşmaları, “biz” havuzunda birleşerek yekvücut ve tek ses olmalarıdır. Aynı kutsî zamanda ve aynı mekânlara doğru yapılan bu yolculuk, inananların uzlaşma şehrâyini ve kaynaşma bayramıdır.

Ramazan ayı ise müminleri, gündüzünde oruçla, akşamında iftar ve teravihlerle, gecesinde teheccüt ve sahurlarla bütünleştirdiği, kardeşlikte zirveye taşıdığı, en hayırlı bir zaman dilimidir. Onlar için içerisinde bin ayın bereket ve semeresini toplayan kadir gecesinin sedefidir.

Biyoloji

Her biri küçültülmüş mikro insan özelliğini taşıyan 100 trilyon civarında hücrenin vücutta ahenkli çalışması, aslında kendi lisan-ı halleriyle insanoğluna sundukları uyumun sessiz çığlıklarıdır. Üstelik her saniye yenilenen 50 milyon hücre, vücudumuza sanki önceden oryantasyon görmüş de öyle geliyor gibidir. Bu düşünce ve ahlak perspektifinden hücrelerden dokulara, dokulardan organlara, organlardan vücuda bakılınca, “Bünyan-ı Mersûs’u” hatırlatan, iç içe dayanışma ve yardımlaşma tabloları pekâlâ okunabilir.

Vücuttaki yaraların, dokuların uzlaşmasıyla yeniden dokunduğu; ihtiyaç duyulan bütün maddelerin, vücuttaki sistemlerin uzlaşmasıyla hücrelere taşındığı, mikroskoplar yardımıyla görülebilir. Ayrıca insan, kendi bünyesinde sindirim, sinir, işitme, görme gibi iç içe bütün sistemlerin, birbirlerinin konumlarına saygılı bir şekilde işlediğini kavrayabilir.Bu sistemi altüst eden virüs ve mikroplar sebebiyle sıhhatinin sarsıldığını iliklerine kadar hissedince, uyum nimetinin kıymetini yaşayarak idrak eder.