Son yıllarda bütün dünyada görülen enteresan bir hastalık haberi duymaktayız: anoreksiya nervosa. Bu hastalık, şişmanlıktan nefret eden kişilerde ortaya çıkmaktadır. Kişi önce diyet yaparak zayıflamaya çalışır, ancak aşırı diyet tedavisi neticesinde geri dönülemez bir noktaya gelir. Bu durumda zayıflama durdurulamamakta ve kişi istese de artık yemek yiyememekte ve yese de kusarak bütün gıdaları geri çıkarmaktadır.

Oreksin 1998 yılında keşfedilen ve beyinde salgılanan protein tabiatında bir maddedir (nöropeptid). Bu protein uyanıklık, iştah ve uyarılma gibi durumları ayarlamakla görevlidir. İnsan beyninin yan hipotalamusunda, oreksin salgılayan on binlerce nöron vardır. Oreksinler, iştahı artırıcı maddeler olarak keşfedildi, ancak daha sonra uyanıklık, vücudun enerji kullanmasını düzenleme ve iç organlara ait ilave fonksiyonları da tespit edildi.

Oreksinler özellikle bebeklerde daha fazla etkili olan kahverengi yağ dokusunun gelişmesi ve olgunlaşması için çok önemli görevler yaparlar. Kahverengi yağ dokusundaki yağlar ATP üretilmeden direk ısıya çevrilir. Bu şekilde vücut ısısı artırılır. Kahverengi yağ dokusunun bu görevi, soğuk havalarda vücudu hastalıklara karşı korumaktır. Yapılan fare deneylerinde, bedenlerinde oreksin olmayan hayvanlarda vücut ısısının düştüğü ve farelerin yağları tüketemedikleri tespit edilmiştir. Dolayısıyla, oreksinlerin enerji harcanmasını hızlandırmakla, vücut ısısını artırarak soğuklara bağlı hastalıklara karşı vücudu korumakla ve şişmanlığı önlemekle görevli olduğunu söylemek mümkündür.

Oreksinler bedendeki metabolik olayları ve hızı ayarlamakla görevlidir. Ayrıca günlük uyku-uyanıklık döngüsü olan sirkadiyen ritminin düzenlenmesinde görevlidir. Bu görevleri uykuya sebep olma değil uyanıklığı artırma yönündedir. Oreksinler beyinde uyku-uyanıklık döngüsünün doğru çalışmasında görevli hormonlar olan dopamin, norepinefrin, histamin ve asetil kolin salgılarının artmasına sebep olurlar. Bu hormonların hepsi de uyanıklığı artıran maddelerdir.

Oreksini üretmekle görevli nöronların tahrip olmasıyla çok önemli bir hastalık ortaya çıkar. Bu hastalığa “narkolepsi” denilmektedir. Narkolepsi aslında ciddi bir uyku hastalığıdır. Hasta gün içinde ani, gayri iradî ve aşırı uyku hali, gece uykularının düzensizliği, uyku felci, çeşitli halüsinasyonlar ve katapleksi denilen geçici bir kas felcinden muzdariptir. Böyle bir hasta, konuşurken, araba kullanırken ve televizyon izlerken, aniden REM uykusuna dalar. REM uykusuyla gelen kas felci, kişiyi bayılmışçasına olduğu yere yığar. Bazen uyansa bile bir süre hareketsiz kalır. Genellikle yirmili yaşlarda başlayan bu rahatsızlık, beyin iltihabı veya uru gibi organik sebeplerden ya da gizli düşmanca dürtüler gibi unsurlardan kaynaklanabilir.

Narkolepsi, kişiyi hayattan koparan, günlük rutinlerini dahi yerine getiremeyecek hale getiren ve şimdilik tedavisi olmayan bir hastalıktır. Sadece hastaların hayatlarını kolaylaştırıcı tedaviler uygulanabilmektedir. En belirgin semptomlarından biri, gece yeterli derecede uyunsa bile gün içindeki aşırı uyku eğilimidir. Narkolepsi hastaları en umulmadık yer ve zamanlarda, kendileri de çoğunlukla farkına varmadan, bulundukları yere yığılıp uykuya dalıverirler. Gün içindeki uyku atakları, bazen farkına vararak bazen de varmadan, uyuma ihtiyacının dayanılmaz bir hale gelmesi şeklinde görülür. Öyle ki narkoleptik kişiler günlük işlerini yaparken kendilerine göre tedbirler alma ihtiyacı hisseder, çünkü sıklıkla görülen kontrolsüz düşüşler, yaralanmalara sebep olur.