İnsan, mahiyeti itibarıyla, maddî anatomi, akıl, nefis, kalb ve ruh gibi bir halîtanın mecmuundan ibaret dest-i kudretin bir harika sun’-u bedîidir. O, bu bâtınî ve metafizik televvünlü derinliklerinin yanında, fizikî bir varlık harikası mahiyetindeki yapısıyla da baş döndüren bir sanat eseridir. Her iki yanı itibarıyla da, ilmî bir program çerçevesinde kudret ve irade tezgâhından çıkmış semere-i “Kün fekân” mamulü harika bir fihrist-i âlemdir.

İnsan, yaratılış gayesine uygun hareket eder veya değişik rehabilitelerle gaye-i hilkatindeki konumuna uygun yönlendirilir ve böylece değişik deformasyon unsurlarına karşı korunabilirse, kalbi bir taht gibi renk atmadan, ritim bozukluğuna düşmeden yaratılış gayesi çizgisinde kalır; taakkul, tezekkür ve tedebbür vesilesiyle ruhuyla sinyalleşmeyi devam ettirir.. nefsânîliğin ağına takılmadan, işi hep mehâsin-i ahlâk çizgisinde, “Mustafayne’l-ahyâr”la at başı haline gelir ve melekût âleminin gözdesi oluverir.

Tabiîbu mevzuda en önemli husus, kalbin sürekli şeytânî sinyallere kapalı kalması.. ruhun hemen her zaman esmâ-i ilâhiye meclâlarında doyma bilmeyen bir iştiyakla seyr u temâşâsı.. sırrın sıfât-ı sübhâniye âfâkıyla mütemadi iştigali ve durup dinlenmeden “hel min mezîd” yolculuğu aktivitesidir.

Çizgi değiştirmeden ve dünyanın câzibedâr güzelliklerine takılmadan “seyr ilallah”ını devam ettirdiği takdirde insan bir gün -O’nun vüs’at-i rahmet edâlı meşîetiyle- harem-i harîme mahrem hale gelir ve hafâ, ahfâ kevserlerinden Zât-ı Baht tecellileri yudumlamaya başlar ki, bu ufuk, müterakkî için terakkinin zirvesi ve gerçek insan-ı kâmil ufkunun da bir zıllidir.

Bu payeyi ihraz edenler -tamamının idraki müntehîlere emanet- izafîMustafeyne’l-Ahyâr kümmelînden sayılırlar. Böylelerinin tavır ve davranışları sürekli tezekkür, tedebbür, aşk u şevk ve “iştiyak-ı likaullah” edalıdır. Bulundukları her mecliste, göründükleri her ortamda bir menhelü’l-azbü’l-mevrûd varidâtı sergilerler. Bu yönleriyle de “tîn”den “salsâl-i ke’l-fahhâr”dan sıyrılmış bir nûranîlikle her zaman şule-feşândırlar.