1. f) Hilmi ve samimiyeti:

Hz. İsa dindarlıkta şekle, gösterişe değil, mütevazı, iddiadan uzak, günahından ötürü kalbi kırık, samimi, selim ve halim bir kul olmaya önem verirdi. Şeyh Sa’dî Şirazî onun bu özelliğini şöyle dile getirir:[i]

“… Bunlar bu hâlde iken, büyük sıfatlarla mevsuf Cenab-ı Hak’tan İsa aleyhisselâma vahiy geldi ki bu âlim, öteki cahil olmakla beraber ben ikisinin de duasını kabul ettim. Bu bedbaht günahkâr ömrünü telef etmiş ise de inleyerek, yanarak bana yalvardı. Her kim kendisini âciz görerek benim huzuruma gelirse, onu keremimden mahrum etmem. Onun günahlarını bağışladım. Onu in’am ve ikram ile cennetime alırım. Âbide gelince, mademki cennette o günahkâr kul ile beraber bulunmaktan utanıyormuş; ona söyle üzülmesin. Günahkârı cennete, kendisini de cehenneme gönderirim. Günahkârın ciğeri hararet ile dert ile kan doldu. Âbid ibadetine güvendi; biçareliğin, her şeyden gani olan dergâhımda kibirden, benlikten daha iyi olduğunu bilemedi.” (SA’DÎ-II, 162–164).

Akıllı biri İsa’ya “Varlıkta her şeyden daha zor nedir?” dedi. Hz. İsa ona, “Ey can! En zor olanı Allah’ın öfkesidir; ondan cehennem bizim gibi titrer” dedi. Adam “Allah’ın bu öfkesinden kurtuluş nasıl olur?” dedi. İsa, öfkeni, anında terk etmekle” dedi. (MESNEVÎ-B, 448).

Herkes tarafından kötü ve günahkâr sayılan kişilerde bile, Hz. İsa aleyhisselâmın değer verilecek bir taraf bulmaya teşviki hakkında Nizami şunu nakleder:[ii]

“Hz. İsa, bir gün dünyanın toprağında ve taşında iz bırakarak yürüyordu. Bir pazarın başında durdu. Yolun üstünde kurda benzeyen bir köpeği yere serili olarak gördü. Can Yusuf’u dar kuyudan kovaya çıkmıştı sanki. Onun etrafındakiler çok kötü kokan bu leşe bakıp iğrendiler. Biri ‘Köşe bucağı bir anda koku basar. Pis kokuyu izale etmek için tütsü yakmak lâzımdır’ dedi. Biri, ‘Bu koku nelere yol açmaz ki? Gören gözü kör eder, kalbi deler’ dedi. Laf u güzaf edenler, bire beş katarak murdar leşe lânet ve beddualar yağdırdılar. Hz. İsa ise hikmet gözüyle bakıp o leşi ayıplamadı ve şöyle dedi: ‘Bu feleğin hükmüne hangi varlık maruz kalmamıştır? Parlak inci bu köpeğin dişine denk değildir.’ Onların özleri bu sözlere hedef oldu. Yanmış sedef, onların dişlerini ağarttı. Her baktığında başkasının ayıbına gözünü dikme. Eline ayna alıp kendini beğenme yoluna girme. Bahar nasıl gelip geçerse senin tazeliğin ve süsün de geçicidir.” (NİZÂMÎ-IV, 96).

  1. g) Hastaların şifa için her sabah Hz. İsa’nın kapısında toplanmaları:

Mevlana Celaleddin, Hz. İsa aleyhisselâmın, maddeten ve manen hasta olan insanlara şefkat ve tevazu ile yaklaşımını, onun duasıyla Allah Teâlâ’nın onların hallerini düzeltmesini şöyle anlatır:[iii]

“İsa’nın dergâhı gönül ehlinin sofrasıdır. Ey belâya tutulmuş! Sakın, sakın! Bu kapıyı bırakma. Her taraftan kör, topal, kötürüm ve düşkün halk toplanırdı. Sabahleyin İsa’nın dergâhının kapısında nefesiyle günahtan kurtulmak için. O güzel dinli, kendi dualarını tamamlayınca kuşluk vakti dışarı çıkardı. Bölük bölük belaya uğramışları ağlar hâlde, ümit ve bekleme kapısında oturmuş görürdü. Derdi: “Ey afet sahipleri! Allah tarafından hepinizin isteği kabul oldu. Haydi! Eziyetsiz ve zahmetsiz Allah’ın affediciliğine ve ikramına doğru yola koyulun. Hepsi ayakları bağlı develer gibiydi, dizleri görüşle açılırdı. Onun duasıyla hoşça ve sevinçle eve doğru koşuyorlardı” (MESNEVÎ-B, 298).

[i]Age, s. 118–121.

[ii]Age, s. 122.

[iii]Age, s. 133.