Sözlükte şeref, izzet, büyüklük mânâlarına gelen “keramet”; lütuf, ihsan, cömertlik, anlamındaki “kerem” kelimesiyle aynı kökten gelir. Istılahta keramet ise; lüzumu anında, bazen isteyip dilemekle, bazen de irade ve talep söz konusu olmadan, evliya, asfiya, ebrâr ve mukarrabîn hazerâtına Rahman ü Rahîm’in hususî bir utûfetinin unvanı olagelmiştir. Enbiya-i izâm hazerâtının nübüvvet davalarını tasdike matuf Allah’ın yaratmasıyla onların ortaya koydukları mucizelerin, o zevât-ı kirâma tebeiyyet-i tâmme ile ittiba edenlerin elinde zuhur eden, zılliyet planında, harika türünden bir örneğidir keramet. Dilemeye bağlı veya dilemeden Hak yaratmasıyla meydana gelen böyle harikulade şeylere mazhar olan, nur-i nübüvvetle serfiraz “ehlullah” diyeceğimiz o yüce kâmet zevat da “sahib-i keramet” unvanıyla yâd edilegelmiştir.

İlimleri Hak’tan, marifetleri O’nun farklı bir teveccühü bu mümtaz kimselerin ilim ve irfanlarının, kalbî ve ruhî hayata yönlendirmeye, aşk u iştiyak-ı likâullaha tevcihe, O’nu âleme sevdirmeye, gönüllerde iman ü iz’an meşalesi tutuşturmaya, rıza ve rü’yet-i Hak arzusu uyarmaya, bu konularda “im’ân-ı nazar”a ve bunlarda da devam ve temâdîye vesile olması şeklindeki harika zuhurata “keramet-i ilmiye” denegelmiştir ki, bu türden bir ikram-ı ilâhî, Cenab-ı Hakk’ın sevdiklerine en büyük ihsanı olsa gerek…

Bunun yanında tekvînî mahiyette olağanüstü harikalar da “keramet-i kevniye” diye anılagelmiştir ve avam nazarında daha ziyade câlib-i dikkat olmasına rağmen erbabınca keramet-i ilmiyeye nispeten ikinci derecede addedilmektedir. Hîn-i hâcette böyle bir harikanın ortaya konması, dinî-içtimaî bir faydaya bağlı ve hedeflerin en yücesinin gönüllere ve dillere duyurulmasına vesile ise -irade şart-ı âdî- böyle bir tasarruf matlup ve mergup olmasına mukabil, şahsın kendini ifade etmesi adına ortaya konmuşsa merduttur ve istidraç olma ihtimali söz konusudur.