Yaratılış kanunlarından biri, reaksiyonların başlayabilmesi için minimum bir enerjinin, yani aktifleşme enerjisinin (eşik enerjisi), sebepler planında gerekli olmasıdır. Her bir reaksiyonun eşik enerjisi farklıdır.

Mesela, bir elmanın kesilen yüzeyi sarımtırak bir renk alır. Bu, havayla reaksiyona giren yüzeydeki sıvıdan dolayıdır. Eğer aktifleşme enerjisi daha az olsaydı, elma çok hızlı bir şekilde çürürdü.

Eşik enerjisi prensibinin, her bir reaksiyon için farklı büyüklükte olmasında da birçok hikmet vardır. Ağaç, yaprak veya kâğıdın yanma ısısı daha az olsaydı, güneşli günlerde her yerde yangınlar meydana gelir, ormanlar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırdı.

Bu enerji miktarının daha az olması, bitkilerin daha hızlı büyümesine ve çoğalmasına; daha yüksek olması ise, daha yavaş gelişmesine sebep olabilirdi. Her iki durumda da tabiatın dengesi bozulur ve yeryüzü yaşanmaz hâle gelirdi.

Suyun buharlaşma ısısı veya buzulların erime ısısı gibi örnekleri çoğaltabiliriz.

Peki, limit değerdeki bu enerji aşılmadan reaksiyonlar gerçekleşecek olsaydı, yani böyle bir kural olmasaydı, ne olurdu? Oksijen ve hidrojen her karşılaştıklarında hemen su buharı yaratılır, havayla temas eden metal eşyalar çabucak paslanır ve yenilen gıdalar çok çabuk sindirilirdi.