Çaydanlık deyince çay geliyor akla tabiî ki… Fakirin ve zenginin ortak içeceği, mutluluk vesilesidir çay. Çayla başlar muhabbetler, ilim meclisleri…

Çaydanlıksız çay, kıvamını bulamaz, demlenmez elbette. Bizim de bir çaydanlığımız var, beş yıl önce bir pazarda tanıştığımız. Sıradan bir çaydanlık değil aslında o, yol arkadaşım aynı zamanda. Ana vatandan ayrılırken “Gelirken ne getireyim?” diye sorduğumda “çaydanlık” demişti buralara bizden önce gelenler. İyi ki de getirmişim, zira bizim tarzımızda çaydanlık yok buralarda.

Hâlâ beraberiz; birçok toplantıya, sohbete katılır bizimle. Fakat eskidi biraz bizim çaydanlık. Beş yıl boyunca çok su kaynattı, hatta bazen ocakta unuttuğumuz için yandığı da oldu.

Özellikle suların kireçli olmasından çok etkilendi. Biz de hiç önlem almadık kireç tutmasın diye, ta ki hanımın “Artık su akmıyor bundan, değiştirelim şunu.” demesine kadar. O zaman ciddiye aldım meseleyi, çünkü değiştirmek demek masraf demekti. Hemen bir araştırma yaptım. Limon tuzu ve karbonatı karıştırıp kaynatmak gibi tavsiyeleri denedik. Her seferinde yaklaşık bir saat kaynattık. Neticede kireçler biraz yumuşamış olmalı ki kazıyarak çıkarabildik. Beş yıl boyunca taşlaşmıştı resmen kireçler. Yeni bir çaydanlık almamıza gerek kalmamıştı, fakat epey masraflı olmuştu bu iş, saatlerce uğraşmak ve yorulmak da cabası.

Sonra radikal bir karar aldık. Hem ütü ve çamaşır makinesi gibi su gerektiren eşyalar hem de sağlığımız için, bütçeyi zorlayıp bir arıtma cihazı aldık. Onun da çok çeşitleri varmış; üç filtrelisi, dört filtrelisi, büyüğü, küçüğü, motorlusu, depolusu… Bir de altı ayda bir filtreleri yenileme masrafı.

 

Hem Arıtıcı Hem Geri Dönüştürücü

Bu arada, filtre değiştirme ihtiyacı olmaması gibi harika özellikleri olan bir başka arıtıcıyı da tanıdım. Hem küçük (12 cm kadar) hem de çok fonksiyonel. Hatta iki tanesi bir arada veriliyor; biri çalışamaz hâle gelirse, diğeri yeterli oluyor. Peki, “Bu alet, kullanım kılavuzuna uygun hareket edilirse ömür boyu garantili.” desem şaşırır mısınız? Bu cihazın başka bir fonksiyonu ise geri dönüştürme özelliği olmasıdır, yani filtrelerken tespit ettiği faydalı şeyleri geri veriyor.

Bu cihaz dünyaya gelirken herkese ihsan ediliyor. Evet, böbreklerimiz… Bütün bu hususiyetler, hiç durmadan sessiz sedasız çalışan böbreklerimize ait.

 

Böbrekler

Böbreklerimiz, sağlıklı yaşayabilmemiz için hayatî fonksiyonları olan organlardandır. İki böbreğimizin her biri yaklaşık 1 milyon 200 bin adet nefron adı verilen birimden meydana gelir. Bu birimler bir nevi mikro arıtma tesisidir. Süzgeç gibi vazife gören nefronlar, harika bir atık toplama ve geri dönüşüm merkezi gibi çalışır. Bu süzgeçlere kirli kanı getiren, süzülen atık maddeleri uzaklaştıran ve geride kalan temiz kanı tekrar vücuda taşıyan boru (damar) tesisatları 1 milyon 200 bin nefronun her biri için ayrı ayrı döşenmiştir. Bu girift tesisat, harikulade bir şekilde, en küçük bir karmaşaya yer vermeyecek şekilde çalışmaktadır.

Yetişkin insanlarda yaklaşık 6 litre kan bulunmaktadır ve böbreklerimizden her dakika 1,2 litre (günde 1800 litre) kan geçmektedir. Bir gün boyunca bütün kanımız, 350 kez böbreklerden geçirilir. Böbreklerimize verilen görevlerden[1] birisi vücudumuzun sıvı ve elektrolit[2] dengesini korumaktır. Kanımızın asit-baz dengesini sağlamak da diğer bir vazifesidir. Bahsedilen iyonların miktarları ve asit-baz dengesi çok hassastır; az bir eksiklik veya fazlalık, kalp ritminin bozulması, kas kasılması, sinir iletiminde aksaklık, hatta doğru düşünememe gibi birçok soruna yol açabilmektedir. Ayrıca bu maddelerdeki dengesizlik, hücrelerin su seviyesinin bozulması ve tansiyonla ilgili sıkıntılara da yol açmaktadır. Böbrekler, kandaki iki yüzden fazla maddenin analiz edildiği bir laboratuvar gibidir, tahlil neticesinde glikoz, vitamin ve protein gibi faydalı maddeler emilerek kana verilir. Bu harikulade laboratuvarın diğer bir hayatî işlevi ise üre ve ürik asit gibi zararlı maddelerin vücuttan atılmasını sağlamaktır. Bu işlem günde yaklaşık 1,5 litrelik idrar atılımıyla yapılır.

Böbreklerin zarar görmesine yol açan çok çeşitli sebepler vardır. Uzun süren enfeksiyonlar, uzun müddet kullanılan bazı ilaçlar, aşırı kan kayıpları ve yüksek tansiyon gibi sebepler böbreklerin işlevini yerine getirememesine sebep olabilir.

Böbrek yetmezliğinden kaynaklanan sebeplerle diyaliz makinesine bağlananlar onların değerini daha çok anlasa da iş işten geçmiş olmaktadır. Düşünebiliyor musunuz? Haftada en az üç gün, dörder saat bu makinelere bağlı kalmak zorundasınız.

Değerini ancak yitirince anladığımız organlardan biridir böbrek. Bu harikulade organ da diğerleri gibi bize doğuştan emanet olarak verilmiştir. Doktorlar böbreklerin sağlığı için üşütülmemesi, yeterince su içilmesi, işlem görmemiş gıdalar tüketilmesi, sigara ve alkolden uzak durulmasını tavsiye etmektedir.

Bu arada çaydanlığa ne mi oldu? Şimdilerde keyfi yerinde, su arıtıcısından gelen suyla daha mutlu, demleniyoruz yine beraber.

 

Kaynak

Yavuz Selim Yılmaz, Ben Hasan’ın Böbreğiyim, Sızıntı, Ocak 2000.

 

Dipnotlar

[1] Ayrıca kan yapımını kontrol vazifesi de böbreklere verilmiştir. Kemiklerdeki kan yapımını uyaran hormon böbreklerden salgılanır.

[2] Vücut sıvılarındaki sodyum (Na+), magnezyum (Mg2+) ve klor (Cl) gibi iyonlar.

Paylaş
Önceki İçerikYalnız Adam
Sonraki İçerikİnsan Gibi