İncir ve zeytin hakkı için…” veyaAnd olsun incire ve zeytine…” (Tîn, 95/1) şeklinde başlayıp devam eden âyetle, Kur’ân-ı Kerim’de müstakil bir sureye isim olmuş incire, Rabbimiz niçin bu kadar önem vererek onu diğer meyvelerden öne çıkarmıştır acaba? Bu konuda ne kadar çok şey söylenirse söylensin, zaman ve mekân üstü olan bu ifadelerin Allah’ın ilmindeki gerçek mânâsını tam olarak bilemeyiz, fakat ilimler ve araştırmalar geliştikçe, yeni bilgilerle hayretimiz her geçen gün artmaya devam eder. Her dönemin araştırmacıları, ancak kendi dönemlerinde bulunmuş gerçekler çerçevesinde bir şeyler söyleyebilir.

Şimdi bizim de yapacağımız budur, yani Allah’ın ilmindeki gerçek mânâya ait son sözü biz de söyleyemeyeceğiz. “Kur’ân-ı Kerim gibi zaman ve mekân üstü, ilâhî bir beyanda üzerine yemin edilen bir bitkinin muhakkak birçok hikmetli yönü olmalıdır.” hükmüyle yola çıkmak, inanan bir ilim insanına yakışan bir tavırdır. Kur’ân-ı Kerim bu âyetiyle incire yemin ederek dikkatleri çekmiş, fakat araştırmaya bağlı olarak her türlü tevil ve tefsire açık bırakmıştır. Eski ve Yeni Ahit’te de incirden farklı vesilelerle 17 veya 18 yerde bahsedilmekte, bunlardan birinde (İşaya, 38/21), “İncirden lapa yap ve onu kaynat. Bununla iyileşecektir.” denilerek şifa yönüne de işaret edilmektedir. Bütün bunlar, bu meyvenin bir takım ilâhî işaret ve hikmetler taşıdığını göstermektedir.