<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Genel Kültür &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/category/genelkultur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Oct 2026 08:07:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>Genel Kültür &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hocaefendi’nin “Metafizik Gerilim” Anlayışı</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2026/10/01/hocaefendinin-metafizik-gerilim-anlayisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2026 08:07:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=318738</guid>

					<description><![CDATA[İnsan, sonlu bir varlık olmasına rağmen sonsuzluk, mutlak anlam ve nihai adalet arayışından vazgeçemeyen bir yapıya sahiptir. Onun maddî sınırları aşan bu yönelişi, iç dünyasında sürekli bir arayış ve canlılık meydana getirir. Fethullah Gülen Hocaefendi, insanın imanını, kulluk şuurunu ve sorumluluk duygusunu diri tutan bu ruhî dinamizmi “metafizik gerilim” kavramıyla ifade eder.&#160;This content is restricted. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, sonlu bir varlık olmasına rağmen sonsuzluk, mutlak anlam ve nihai adalet arayışından vazgeçemeyen bir yapıya sahiptir. Onun maddî sınırları aşan bu yönelişi, iç dünyasında sürekli bir arayış ve canlılık meydana getirir. Fethullah Gülen Hocaefendi, insanın imanını, kulluk şuurunu ve sorumluluk duygusunu diri tutan bu ruhî dinamizmi “metafizik gerilim” kavramıyla ifade eder.</p><p>&nbsp;</p><div class="ccr-blurred-content">This content is restricted. Please subscribe or log in to access full content.</div><div class="ccr-overlay-buttons"><p>Tüm içeriği görmek için lütfen giriş yapınız ya da abone olunuz.</p><a href="https://www.caglayandergisi.com/abone/" class="ccr-abone-button" style="background-color:;">Abone Ol</a><button class="ccr-login-button" style="background-color:;">Giris Yap</button></div>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Hüznü</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/12/01/fethullah-gulen-hocaefendinin-huznu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 05:49:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=318061</guid>

					<description><![CDATA[Hüzün, Fethullah Gülen Hocaefendi ile en çok bütünleşen kavramlardan biridir. Onun düşünce dünyasında ve hayatında bu kelime sıradan bir duygunun ötesine geçer. Arapça “hazen” kökünden gelen ve “kalbî burukluk, keder, gam, tasa”gibi anlamlara sahip olan bu terim, Hocaefendi’nin gönül ikliminde uhrevî bir yansıma taşır. Onun ruh atmosferinde hüzün, dünyaya ait kayıpların veya ferdî sıkıntıların ifadesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Hüzün, Fethullah Gülen Hocaefendi ile en çok bütünleşen kavramlardan biridir. Onun düşünce dünyasında ve hayatında bu kelime sıradan bir duygunun ötesine geçer. Arapça <em>“hazen”</em> kökünden gelen ve <em>“kalbî burukluk, keder, gam, tasa”</em>gibi anlamlara sahip olan bu terim, Hocaefendi’nin gönül ikliminde uhrevî bir yansıma taşır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Onun ruh atmosferinde hüzün, dünyaya ait kayıpların veya ferdî sıkıntıların ifadesi değildir. Başka bir ifadeyle, onun hüznü, maddî endişe ile sıkıntılardan ziyade mukaddes bir mahiyet arz ederdi. Simasından akseden, ses tonuna sinen, yazılarına dokunan bu duygu, insana dünyanın faniliğini hatırlatırken aynı zamanda ilâhî vuslatın özleminden de işaretler taşırdı. Genç yaşlarından itibaren bu manevî iklimi teneffüs eden Hocaefendi, ömrünün her safhasında hüznü bir iç derinlik olarak yaşamıştı. Ebû Tâlib el-Mekkî’nin de belirttiği gibi bu hâl, <em>“kalbin kendisiyle sükûn bulduğu bir hüzün”</em>dü.<sup>1</sup></p>
<p style="font-weight: 400;">Hocaefendi’nin hüznü, içe kapanık bir karanlık ve stres hâli de değildi, aksine Yüce Yaratıcı’ya yönelişi berraklaştıran bir aydınlıktı. Kimi zaman insanların önünde, kimi zaman odasında gözlerinden süzülen yaşlarla, adeta insanlığın bütün acısını kendi kalbinde hissederdi. O, bu latifeyi bir yük olarak değil, bir emanet olarak taşırdı. <em>“Bu Kur’an hüzünle inmiştir. Onu okuduğunuzda hüzünlü bir hâl alınız.”</em><sup>2</sup> hadisini kendisine rehber edindiğinden hutbelerinde, sohbetlerinde, Kur’an tilavetlerinde, kıldırdığı namazlarda hep hüzünle ağlardı. Etrafındakilere sıkça, Süfyân b. Uyeyne’ye ait olan, <em>“Allah bazen, mahzun bir kalbin ağlamasıyla bütün bir ümmete merhamet buyurur.”</em> sözünü tekrar ederdi.<sup>3 </sup>Asrın muzdaribinin bu hüzünlü ciddiyeti ve vakur duruşu, aynı zamanda inananlara Cenâb-ı Hak karşısındaki sorumluluğunu ve kulluğun derin idrakini hatırlatıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Böylelikle, Hocaefendi’de, bu kutsî hüznün yankısını duyan bir mümin, hüznü, Kur’ânî bir hâl olarak yaşar. Onun gözyaşları, ümitsizliğin değil, Allah’a (celle celâluhu) karşı duyulan haşyetin, recânın taşmasıydı. Onun hüzün anlayışı, kendi ifadesiyle <em>“ümitli bir bekleyiş”</em>tir.<sup>4</sup> Bu bekleyiş, dünyanın faniliğinin şuurunda olup Firdevslere, Cemâlullah’a, Habîbullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem), bekaya.. yönelmenin huzurlu sabrıydı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aslında onun hüznü ayrıca bir peygamber mirasıdır. Zaten kendisi de Nebiler Sultanı’nı (sallallâhu aleyhi ve sellem) birçok yerde <em>“hüzün peygamberi”</em> olarak vasfeder. Zira O’nun hâlinin daima hüzünlü olduğunu belirtirdi.<sup>5</sup> Onun nebevî hüzün buudlu gözyaşları insanlığın kurtuluşu içindi. Hocaefendi, o çizgiyi kendine rehber bilerek insanlığın imanla buluşması ve vicdanların dirilmesi için yaşadı ve bu yolda hüzünle yoğruldu. Onun varoluş amacı, <em>“yaşatmak için yaşamak”</em>tı. İmâm-ı Rabbânî’nin, subjektif ancak herkese açık olan,<em> “Kalbinde muhabbet taşıyanların sıkıntı ve üzüntü çekmeleri lâzımdır.”</em><sup>6</sup> sözünün, onun iç âlemini anlamada anahtar olduğu söylenebilir. Çünkü inanmış birinde derin bir iman ve bunun neticesinde hâsıl olan derin bir muhabbet varsa elbette derin bir hüzün de kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Hüzünle Bütünleşme”</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Tasavvuf ehline göre hüzün, aynı zamanda kalbin diri kalmasının remzidir. Kuşeyrî bu gerçeğe şu tespitle açıklık getirir: <em>“İçinde hüzün olmayınca kalb harap olur, tıpkı içinde kimsenin oturmadığı evin yıkılması gibi.”</em><sup>7</sup> Hocaefendi’nin hüzün dolu nazenin kalbi bu yüzden her zaman hayattar, canlı kalmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca hüznün o sarımtırak tonları kendisini şiirlerinde de gösterir. Örneğin aşağıdaki dörtlük, onun ruh dünyasında hüzünle hizmetin ve umudun nasıl iç içe geçtiğine atıf yapar:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Arkada kırık kalbler var hüzünlü</em><em><br />
</em><em>Bahar gelsin, güller açsın dilerler</em><em><br />
</em><em>Aşkla gerilmiş, hizmete gönüllü</em><em><br />
</em><em>Oturup kalkar, “Allah” der inlerler…</em><sup>8</sup></p>
<p style="font-weight: 400;">Söz konusu mısralardaki <em>“kırık kalbler”</em> ifadesi hem insanoğlunun acılarını hem de Allah rızası uğruna çekilen manevî tatlı yorgunlukları, üzüntüleri resmeder. Hüzün burada da bir karanlık değil, yolları aydınlatan bir projektördür. Güllerin açmasını bekleyen bu gönüller, sabrı ve umudu hiç yitirmemenin temsilidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Tebliğ ve irşad insanı hüzünle bütünleşmelidir. Derecesine göre bütün büyüklerde hüzün müşterek bir vasıf gibidir…”</em><sup>9</sup>sözü, onun, iman, İslam, ihsan, evrensel insanî değerlere hizmet anlayışından kaynaklanan hüzne önemli bir göndermedir. Bu yüzden, insanlığa hizmet için yollara düşmüş birinin, yine insanlığın bu lâhutî, engin manevî değerlerden mahrum olduklarına şahit olması, kalbinde derin bir hüzün doğurur. Onun gözyaşları işte bu iç muhasebenin, bu sorumluluğunun izleriydi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Fethullah Gülen Hocaefendi tam bir hüzün timsaliydi. Onun hüznünün temel kaynağı, insanlığın imanî, Kur’ânî ve nebevî hakikatlere lakayt kalmasıydı. Gençliğinden ruhunun ufkuna yürüdüğü ana kadar hep bunun hüznü içinde yaşadı. <em>“Hüzün, peygamberlerde doruk noktadadır. Evet, insanların küfür ve küfran içinde bulunmaları onları hep hüzne boğmuştur… Hatırdan çıkarmayalım ki hüznü kaybeden çok şey kaybetmiş, onu bulan da çok şey bulmuş sayılır.”</em><sup>10</sup>diyerek, Hizmet ehline bu duygunun hayatiyetini hatırlatmış ve himmetlerini daha âli noktalara yönlendirmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">Ebû Tâlib el-Mekkî, Sevgiliye Giden Yolda Kalplerin Azığı, (Kûtu’l-Kulûb fî Muâmeleti’l-Mahbûb ve Vasfu Tarîki&#8217;l-Mürîd ilâ Makâmi’t Tevhîd), çev. Prof. Dr. Yakup Çiçek ve Dr. Dilaver Selvi, İstanbul: Semerkand Yayınları, 2003, s. 195.</li>
<li style="font-weight: 400;">İbni Mâce, <em>Sünen</em>, İkame/176; Zühd/19.<br />
3. Gülen, M. F. (1993, Şubat). <em>Hüzün.</em> Sızıntı, 15(169). <a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/kalbin-zumrut-tepeleri/Huzun?utm_source=chatgpt.com">https://fgulen.com/tr/eserleri/kalbin-zumrut-tepeleri/Huzun</a></li>
<li style="font-weight: 400;">Gülen, <em>Vuslat Muştusu (Kırık Testi–8)</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2010, s. 122–123.</li>
<li style="font-weight: 400;">Gülen, <em>Kalb İbresi (Kırık Testi–9)</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2010, s. 128.</li>
<li style="font-weight: 400;">İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî, <em>Mektûbât Tercemesi</em>, çev. Hüseyn Hilmi Işık, 23. Baskı, Cilt 1, İstanbul: Hakîkat Kitâbevi, 2001, s. 181.</li>
<li style="font-weight: 400;">Kuşeyrî, <em>Tasavvufun İlkeleri (Risâle-i Kuşeyrî)</em>, çev. Tahsin Yazıcı, İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser, 1978, s. 241.</li>
<li style="font-weight: 400;">Gülen, <em>Kırık Mızrap</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2007, s. 441.</li>
<li style="font-weight: 400;">Gülen, <em>Fasıldan Fasıla 2</em>, İstanbul: Nil Yayınları, s. 29. (Erişim: <a href="http://archive.org/">archive.org</a>)</li>
<li style="font-weight: 400;">Gülen, a.g.e., s. 29.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yankısı Bitmeyen Ses (Hocaefendi’nin Tınısında Emniyet ve Sükûnun İlmî Haritası)</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/10/01/yankisi-bitmeyen-ses-hocaefendinin-tinisinda-emniyet-ve-sukunun-ilmi-haritasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Oct 2025 20:16:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317892</guid>

					<description><![CDATA[Bazı sadâlar vardır ki yalnızca kulak zarına temas etmekle kalmaz; insanın derûnuna nüfûz eder, orada latif bir titreşim olarak bâki kalır. Lafızlar mânâlarını taşırken, tonları onlara görünmez bir derinlik ve ağırlık ilave eder. 20 Kasım 2014 tarihli 436. Nağme: Sızıntı kaydında Hocaefendi’nin sadâsı tam da böyledir: Sözlerin ardında emniyetle dokunmuş bir ahenk, ritmi yavaşlatan bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Bazı sadâlar vardır ki yalnızca kulak zarına temas etmekle kalmaz; insanın derûnuna nüfûz eder, orada latif bir titreşim olarak bâki kalır. Lafızlar mânâlarını taşırken, tonları onlara görünmez bir derinlik ve ağırlık ilave eder. 20 Kasım 2014 tarihli 436. Nağme: <em>Sızıntı</em> kaydında Hocaefendi’nin sadâsı tam da böyledir:</p>
<p>Sözlerin ardında emniyetle dokunmuş bir ahenk, ritmi yavaşlatan bir itmi’nan ve dinleyeni kendi iç âlemine davet eden sıcak bir akis…</p>
<p><strong>Sesin İmzası – Emniyetin Frekansı</strong></p>
<p>Teknik tahliller, bu kaydın ortalama 164 Hz temel frekans ve 64 BPM tempo ile îrad edildiğini göstermektedir. Tempo, insan kalp atışına yakınlığıyla bedene doğal bir uyum telkin eder. Düşük ve sabit frekans ise beynin <em>“güvenli”</em> olarak kodladığı ses profilini çağrıştırır.<sup>1</sup></p>
<p style="font-weight: 400;">
Polivagal teoriye göre, bu akustik özellikler ventral vagal sistemi harekete geçirerek bedeni <em>“tehdit hâli”</em>nden çıkarır.<sup>2 </sup>Böylelikle omuzlardaki yük hafifler, nefes derinleşir, idrak sükûnete erer. Bu, biyolojik mânâda <em>“emniyette olma”</em> hâlinin, sadâ yoluyla uyandırılmasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<strong>Sesin Portresi – Tını, Tempo ve Ezgisellik</strong></p>
<p>Hocaefendi’nin sesi, yumuşak ve sıcak bir tını taşır; bariton altı frekansta seyreden bu ses, tizden ziyâde bas tarafına yakın durur. Bu hususiyet, dinleyende iç huzuru ve emniyet hissini uyandırır; bedenî gerginliği hafifletir.<sup>3 </sup> Ani yükselişler yahut sert inişler bulunmaz; ritim yavaş, şuurlu ve itinalıdır. Kelimeler arasında, mânânın dinleyici gönlünde yerleşmesine fırsat tanıyan sükût aralıkları bırakılır.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p>Konuşma temposu, kalbin tabiî atışına yakınlığıyla tefekkürî ve meditatif bir tesir meydana getirir.<sup>4 </sup>Araştırmalar, böylesi ritmik uyumun parasempatik sistemi faaliyete geçirdiğini ve ruh-beden gevşemesini desteklediğini ortaya koymuştur.<sup>5</sup>Dinleyen, farkında olmadan nefesini ve kalp ritmini bu ahenge uydurur.</p>
<p style="font-weight: 400;">
Sesin artikülasyonu (sesin çıkarılış biçimi, telaffuzun netliği) berrak, fakat abartıdan uzaktır; kelimelerin sonları yutulmaz, lüzumsuzca uzatılmaz. Bu, sadâya tabiîlik ve samimiyet kazandırır. Hafif ezgisel bir hat, konuşmaya musikî bir letafet katar; ses, düz çizgide değil, ölçülü iniş çıkışlarla seyreder. Bu ezgisellik, Kur’ân tilaveti veya tasavvufî bir hitap ile benzer bir ruhî rezonans uyandırır.<sup>6</sup></p>
<p>Bu bütünlük içinde, sadâ yalnızca mânâ taşımaz; dinleyende derin bir içsel yoğunlaşma (transa benzer) ve berraklaşma hâli oluşturur.<sup>7</sup> Lafız, tınıyla derinleşir; tını, kelimelere görünmez bir emniyet ve itmi’nan iklimi ekler. Bununla birlikte, onun sadâsı yalnızca bu dinginlik ve huzur boyutuyla sınırlı değildir. Onun hitabetinde iki kutup bir arada bulunur: Bir yanda sükûnet ve içe çağıran tefekkür hâli, öte yanda coşku, uyandırma ve harekete geçirme. Analiz için seçilen kesit, bu içsel tefekkür ve sükûnet anlarından alınmıştır; kalp ritmine yakın akışıyla dinleyende huzur ve güven uyandırır. Ancak eski cami vaazlarında sesi zaman zaman yükselmiş, vecd ile dalgalanmış, kalabalıkları heyecan ve aksiyona davet etmiştir. Psikolojik açıdan bakıldığında, bu iki yönlü kullanım bir dengeye işaret eder: Kimi anlarda dinleyiciyi sakinleştirip bağ kurmaya kimi anlarda ise dikkati uyandırıp toplu bir heyecana taşımaya hizmet etmiştir.</p>
<p><strong>Beynin ve Ruhun Yankısı – Nörobiyolojik ve Manevî Katmanlar</strong></p>
<p>Hocaefendi’nin sesinin tesiri, kulaktaki basit titreşimden ibaret değildir; beyin, bu örüntüyü öngörülebilirlik ve emniyet işareti olarak çözümler. Ayna nöron sistemi(*) bu noktada devreye girer: Sakin ton ve ölçülü tempo işitildiğinde, bedenin motor ve hissî merkezleri aynı ahenge eş zamanlı olarak intibak eder. Bunun zahirdeki tezahürü şudur: Nefes derinleşir, yüzdeki ince gerilimler çözülür, kalp atışı konuşmacının ritmine yaklaşır.</p>
<p>Bu nevî biyolojik uyum, Polivagal kuramın tarif ettiği güven mekanizmasıyla birleşir.<sup>8</sup> Düşük frekans ile yavaş tempo, parasempatik sinir sistemini faaliyete geçirerek bedeni <em>“tehdit hâli”</em>nden <em>“sosyal bağ”</em> hâline geçirir. O an, insan yalnızca kelimeleri dinlemekte değil; ruh-beden bütünlüğünde güvenli bir temas tecrübe etmektedir.</p>
<p>Psikanalitik nazar ise tabloya başka bir katman ekler: İnsan, gönül dünyasına yaklaştığında ses tonu alçalır; bu, mahremiyetin tınısıdır. Psikanalist Theodor Reik’in <em>“üçüncü kulak”</em> dediği şey de budur: Çoğu zaman dinleyen, kelimelerden ziyade tonun ifade ettiği mânâyı duyar.<sup>9</sup> Meselâ, <em>“İyiyim.”</em> derken sesiniz titriyorsa, karşınızdaki mânâyı kelimelerden değil, titreşimden anlar.</p>
<p>Hatta ilmî çalışmalar, yalnızca kısa bir <em>“merhaba”</em> ses örneğinin dahi dinleyicide kalıcı şahsiyet izlenimleri oluşturabileceğini göstermektedir.<sup>10 </sup>Bu bulgu, Hocaefendi’nin sadâsındaki emniyet verici tonun neden böylesine kuvvetli bir ilk tesir uyandırdığını izah eder.</p>
<p>Lacan’ın ifadesiyle ise ses, bazen insanın derûnunda eksikliğini hissettiği, fakat adını koyamadığı <em>objet petit a</em> mahiyetine bürünür.<sup>11 </sup>Yani hep aranan, fakat tam mânâsı bilinmeyen bir “tamamlanma çağrısı”dır. Böyle bir ses, kelimenin hudutlarını aşarak gönülde mânevî bir davet işlevi görür.</p>
<p>Netice olarak, bu sadâyı işiten yalnızca duymakla kalmaz; ruhu itmi’nana erer, dikkati berraklaşır, hatta kimi zaman şifa süreci sessizce başlar.</p>
<p><strong>Sinir Sisteminin Üç Hâli ve Hocaefendi’nin Sesi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">
İnsan bedeni, karşılaştığı her duruma sinir sistemi vasıtasıyla cevap verir. Polivagal nazariyesi, bu cevapların üç ana hâlde cereyan ettiğini izah eder:</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">
<em> Dorsal Vagal Hâl – Donma ve Kapanma</em></li>
</ol>
<ul style="font-weight: 400;">
<li>Tehdit çok yoğun veya kaçış imkânsızsa ortaya çıkar.</li>
<li>Enerji düşer, hisler kısılır, bedensel hissizlik olabilir.</li>
<li>Misal: Kötü bir haber karşısında donakalmak ya da küçük bir çocuğun, öğretmenin öfkeli bakışıyla nefesini tutup bakışlarını yere indirmesi.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li style="font-weight: 400;"><em> Sempatik Hâl – Mücadele veya Kaçış</em></li>
</ol>
<ul style="font-weight: 400;">
<li>Tehdit algılandığında devreye girer. Kalp atışı hızlanır, nefes yüzeyselleşir, beden harekete hazırlanır.</li>
<li>Misal: Yüksek bir sesle irkilen birinin çenesini sıkması, omuzlarının gerilmesi <em>(savaş)</em>ya da tartışma anında kapıya yönelip nefesi hızlanan birinin çıkış yolu araması <em>(kaç)</em>.</li>
<li>Yoğun stres anında <em>savaş</em>, <em>kaç</em> ya da <em>don</em> tepkileri görülür; ayrıca literatürde iki yanıt daha tanımlanır: Fawn (uyum sağlama – hoşnut etme) ve Flop (çökme – tonüs kaybı).</li>
</ul>
<ol start="3">
<li style="font-weight: 400;"><em> Parasempatik Hâl, (Ventral Vagal) Hâl – Emniyet ve Bağ Kurma</em></li>
</ol>
<ul style="font-weight: 400;">
<li>Kendimizi güvende hissettiğimizde aktif olur. Yüz kasları gevşer, nefes derinleşir, ses yumuşar.</li>
<li>Misal: Sohbet sırasında huzurlu gülümsemeler.</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Bu düzen, sinir sisteminin merdiven misali iniş ve çıkışlarını gösterir. Hocaefendi’nin sadâsı, dinleyenleri çoğunlukla bu <em>“yeşil bölgeye”</em> taşıyarak huzur, güven ve iç ferahlığı hissettirir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<strong>Halkın Tanıklığı – Gönül Şahitlikleri ve Çağrışımlar</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hacı Kemal Abi, İzmir’de işlettiği lokantanın karşısındaki Başdurak Camii’nin şadırvanında abdest alırken, merkezi sistemle çevredeki camilere de aktarılan Hocaefendi’nin vaazını işitir. O sesin tesiriyle, ayağındaki takunyalarıyla heyecanla Kestane Pazarı Camii’ne koşar. Hocaefendi’yi yakından tanıdıktan sonra ise, <em>“İşte şimdi aradığımı buldum.”</em>der ve bir daha peşini bırakmaz. (**)</p>
<p style="font-weight: 400;">
Farklı yaş gruplarından 161 kişinin verdiği cevaplar, bir sesin insan ruhunda nasıl yankı bulduğunu ortaya koydu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yaş dağılımında en büyük pay 36–45 yaş grubu (%47,5) ve 46–60 yaş grubu (%34,4). Daha genç gruplar ise daha küçük bir yüzdelik dilimde yer aldı.<sup>12</sup></p>
<p style="font-weight: 400;">
Katılımcıların beyanları, Hocaefendi’nin sadâsının üç temel duygusal eksende tezahür ettiğini göstermektedir:</p>
<p><em>&#8211; İtmi’nan / Huzur (%48) –</em> Katılımcıların yarısına yakını, hislerini bu kelime ile ifade etmiştir.<br />
<em>&#8211; Emniyet (%42) –</em> Sesin samimî, istikrarlı ve incitmeyen tonu, güven hissini beslemiştir.<br />
<em>&#8211; Duygusal Boşalma (%16) – </em>Dinleyenin, iç âlemindeki duyguların açığa çıkmasına vesile olmuştur.<sup>12</sup></p>
<p style="font-weight: 400;"><sup> </sup></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu dağılım, sesin çoğunlukla sükûnet ve emniyet duyguları oluşturduğunu; aynı zamanda derin bir duygulanmaya da sebep olduğunu gösteriyor. Huzur ve gözlerin dolması, birlikte <em>“kalbi yumuşatan”</em> bir etkiyi işaret ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">
Bununla birlikte en sık yapılan benzetme <em>“dua sesi”</em> (%40) olurken; bunu <em>“iç ses”</em>, <em>“imam sesi”</em>, <em>“anne sesi”</em> ve <em>“baba/dede sesi”</em> takip etmiştir. Bu çağrışımlar, sesin bilinç dışı düzeyde bağlanma ve korunma hissini harekete geçirdiğini düşündürmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<strong>Akustik Şifa – Yankısı Bitmeyen Sadâ</strong></p>
<p>İlim, bu tesirin sebeplerini frekans, tempo, nörofizyoloji ve ayna nöron sistemi ile izah edebilir. Fakat hakikî tesir, sayılarla ölçülemeyen bir menbâdadır: O sadânın tevazu ile yoğrulmuş letafetinde, kalpleri sükûnete çağıran yumuşaklığında ve samimiyetinde…</p>
<p>Hocaefendi artık cismen aramızda değil. Lâkin onun sesi, yalnızca bir huzur dâveti değil; Allah’a yönelmenin, O’nun (celle celâluhu) rızasını aramanın ve Fahr-i Kâinat Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) tanımanın da bir dâvetiyesiydi. Her kelimesi, gönülleri zikre uyandıran, kalpleri hayra çağıran bir nefesti.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:<br />
<em>“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinden fazla yükseltmeyin…” </em>(Hucurât, 49/2)<em><br />
</em><br />
Bu ilâhî ihtar, sesin edebini ve ahlâklı bir tınıya sahip olmasının ehemmiyetini beyan eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hocaefendi’nin sadâsı da işte böyleydi: Ölçülü, yumuşak, muhatabını incitmeyen ve gönle liman olan…</p>
<p>Kayıt sona erse de bıraktığı huzur dinleyicide yaşamaya devam ederdi; insan kendi içine doğru sessiz bir seyr ü sefer yaşardı. O sadâ, artık yalnızca bir insana ait değil; tevazu ile beslenmiş, muhabbetle örülmüş, imanla kuvvetlenmiş bir mîrastı. Ve bu mîras, her dinleyenin kendi sükûtunda yeniden keşfedeceği bir sığınak olarak bâkî kalacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">(*) Bkz. Prof. Dr. S. Sinem Akbulak “Ayna Nöronlar”, <em>Çağlayan</em>, Haziran 2024, Sayı: 87.</p>
<p style="font-weight: 400;">(**) Bkz. “Yeri Doldurulamaz Bir Aksiyon İnsanı – Hacı Kemal Abi”, <em>Çağlayan</em>, Sayı 101, Ağustos 2025, s. 30.</p>
<ul>
<li><em>Analiz, sesin akustik parametrelerini ölçmek için aşağıdaki araçlar kullanılarak yapılmıştır:</em><br />
<em>&#8211; Praat</em> (fonetik analiz aracı)<br />
<em>&#8211; Librosa</em> (Python kütüphanesi, ses sinyali işleme)<br />
<em>&#8211; Audacity</em> (ses düzenleme ve görselleştirme)</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">[1] Juslin, P. N., &amp; Laukka, P. (2003). Communication of emotions in vocal expression and music performance: Different channels, same code<em>? Psychological Bulletin, 129</em>(5), 770–814. <a href="https://doi.org/10.1037/0033-2909.129.5.770">https://doi.org/10.1037/0033-2909.129.5.770</a></p>
<p style="font-weight: 400;">[2] Porges, S. W. (2011). <em>The polyvagal theory: Neurophysiological foundations of emotions, attachment, communication, and self-regulation</em>. W. W. Norton.</p>
<p style="font-weight: 400;">[3] Banse, R., &amp; Scherer, K. R. (1996). Acoustic profiles in vocal emotion expression. <em>Journal of Personality and Social Psychology, 70</em>(3), 614–636. <a href="https://doi.org/10.1037/0022-3514.70.3.614">https://doi.org/10.1037/0022-3514.70.3.614</a></p>
<p style="font-weight: 400;">[4] Bernardi, L., Porta, C., &amp; Sleight, P. (2006). Slow breathing reduces chemoreflex response to hypoxia and hypercapnia, and increases baroreflex sensitivity<em>. Journal of Hypertension, 24</em>(12), 2527–2533.</p>
<p style="font-weight: 400;">[5] Lehrer, P., &amp; Gevirtz, R. (2014). Heart rate variability biofeedback: How and why does it work? <em>Frontiers in Psychology, 5,</em> 756. <a href="https://doi.org/10.3389/fpsyg.2014.00756">https://doi.org/10.3389/fpsyg.2014.00756</a></p>
<p style="font-weight: 400;">[6] Jankowski, T., &amp; Strzyżewski, W. (2016). Musicality in speech: Emotional prosody and melodic intonation. <em>Psychology of Music, 44</em>(2), 275–289.</p>
<p style="font-weight: 400;">[7] Hilgard, E. R. (1977). <em>Divided consciousness: Multiple controls in human thought and action. Wiley-Interscience.</em></p>
<p style="font-weight: 400;">[8] Gallese, V., &amp; Goldman, A. (1998). Mirror neurons and the simulation theory of mind-reading. <em>Trends in Cognitive Sciences, 2</em>(12), 493–501.</p>
<p style="font-weight: 400;">[9] Reik, T. (1948). <em>Listening with the third ear: The inner experience of a psychoanalyst</em>. Farrar, Straus and Giroux.</p>
<p style="font-weight: 400;">[10] McAleer, P., Todorov, A., &amp; Belin, P. (2014). How do you say “Hello”? Personality impressions from brief novel voices. <em>PLoS ONE, 9</em>(3), e90779. <a href="https://doi.org/10.1371/journal.pone.0090779">https://doi.org/10.1371/journal.pone.0090779</a></p>
<p style="font-weight: 400;">[11] Lacan, J. (1998). <em>The four fundamental concepts of psychoanalysis</em>. W. W. Norton.</p>
<p style="font-weight: 400;">[12] Kocabas, B. A. (2025<em>). Yankısı bitmeyen ses: Katılımcı görüşleri üzerine anket verileri</em> [Unpublished survey data].</p>
<p style="font-weight: 400;">[13] Kur’ân-ı Kerîm. Hucurât sûresi, 49/2. (Prof. Dr. Suat Yıldırım, <em>Kur’ân-ı Hakîm ve Açıklamalı Meali</em>, Define Yayınları, Ocak 2013, İstanbul).</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAĞLIK &#124; BİLİM TEKNOLOJİ</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/01/12/saglik-bilim-teknoloji-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jan 2025 22:29:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=315012</guid>

					<description><![CDATA[Büyük Depremleri Aylar Öncesinden Tahmin Etmek   Geçen yıl yapılan bir çalışma, yapay zekâ ile öğrenme metodu kullanılarak düşük seviyeli tektonik aktivitenin tespit edilmesiyle, önemli depremlerin günler veya aylar öncesinden tahmin edilebileceğini öne sürmektedir. Araştırmacılar, 2018 Anchorage depremi ile 2019 Kaliforniya’daki Ridgecrest deprem dizisi olmak üzere iki büyük depremi yakından incelemiştir. Özellikle bu olaylardan önceki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Büyük Depremleri Aylar Öncesinden Tahmin Etmek</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">Geçen yıl yapılan bir çalışma, yapay zekâ ile öğrenme metodu kullanılarak düşük seviyeli tektonik aktivitenin tespit edilmesiyle, önemli depremlerin günler veya aylar öncesinden tahmin edilebileceğini öne sürmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmacılar, 2018 Anchorage depremi ile 2019 Kaliforniya’daki Ridgecrest deprem dizisi olmak üzere iki büyük depremi yakından incelemiştir. Özellikle bu olaylardan önceki aylarda meydana gelen düşük büyüklükteki (1.5’in altında) sismik aktivitelerin analizleri yapılmıştır. Araştırmalar, her iki depremde de etkilenen bölgelerin %15 ile %25’inde, yaklaşık üç ay süren, alışılmadık sismik faaliyetlerin olduğunu ortaya koymuştur. Geliştirdikleri algoritma, Anchorage depreminden önceki 30 gün içinde büyük bir depremin olma ihtimalini %80, birkaç gün kala ise %85 olarak tahmin etmiştir. Benzer kalıplar Ridgecrest dizisi öncesinde de gözlemlenmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uzmanlar, bu öncü aktivitelerin, fayların mekanik özelliklerini değiştiren ve gerilimin dengesiz dağılmasına yol açan, artan gözenek sıvı basıncından kaynaklandığını düşünmektedir. Çalışma, büyük sismik veri setlerini analiz etmede yapay zekâ destekli öğrenimin dönüştürücü rolüne dikkat çekmekte ve yaklaşan depremlere işaret edebilecek kalıpların tespit edilmesini sağlamaktadır. Ancak bu yöntem, gerçek zamanlı senaryolarda daha fazla test edilmelidir ve farklı bölgelerin spesifik sismik geçmişine göre uyarlanmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin, ahlakî prensiplere ve kamu yararına uygun kullanımı hayatî önem taşır. Deprem tahminlerinde de hassas olunması gereken hususlar mevcuttur. Mesela yanlış alarmlar, geniş çaplı panik ve ekonomik problemlere sebep olabilir. Bununla birlikte doğru tahminler; zamanında uyarılarda bulunma, can ve mal kayıplarını azaltma potansiyeline sahiptir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak</strong>: Girona ve ark. “Abnormal low-magnitude seismicity preceding large-magnitude earthquakes”, <em>Nature Communications</em>, August 2024.</p>
<p><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong>Çevrenin ve Sosyal Faktörlerin Beyin Yaşlanmasına Tesiri</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">Yeni bir çalışma, beyin yaşlanmasının sosyal ilişkiler ve çevreye ait faktörlere bağlı olarak önemli ölçüde değişiklik gösterdiğini, özellikle yaşlı yetişkinlerde ve demans hastalarında bu durumun daha belirgin olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmacılar, derin öğrenmeye dayalı gelişmiş beyin saatlerini kullanarak 15 farklı ülkeden 5.306 katılımcı üzerinde beyin yaşlanmasını ölçmüştür. Çalışmada, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) ve elektroensefalografi (EEG) verileri kullanılarak biyolojik beyin yaşı ile kronolojik yaş arasındaki fark olan beyin yaş farkları hesaplanmıştır. Özellikle demans ve Alzheimer hastalığı olan kişilerin, en belirgin beyin yaş farklarına sahip olduğu bulunmuştur. Kadınlarda, bilhassa Latin Amerika ülkelerinde ve Karayipler’de, sosyal şartlar ve eşitsizlikler sebebiyle daha büyük beyin yaş farkları gözlenmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu bulgular, çevreye ve topluma dair faktörlerin, beyin sağlığındaki rolüne dikkat çekmektedir. Araştırma, büyük ölçekli çevre faktörleri ile beyin yaşlanma mekanizmalarının etkileşimini dikkate almanın önemini vurgulamaktadır. Beyin sağlığı araştırmaları için bu yeni çerçeve, nörodejeneratif hastalıklar açısından risk altında olan kişilerin belirlenmesi ve hedefe yönelik müdahalelerin geliştirilmesi açısından kritik olabilir. Ayrıca çalışmada sosyoekonomik eşitsizlikler ve çevre kirliliğinin ele alınması gerektiğine dikkat çekilmekte, bu sayede popülasyon genelinde daha sağlıklı bir beyin yaşlanmasının teşvik edilebileceği ifade edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><strong>Kaynak</strong><span style="font-weight: 400;">: Moguilner ve ark. “Brain clocks capture diversity and disparities in aging and dementia across geographically diverse populations</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık &#8211; Bilim &#8211; Teknoloji</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/11/02/saglik-bilim-teknoloji/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 06:03:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=303247</guid>

					<description><![CDATA[Gezegenimizin %70’i suyla kaplıdır, ancak içme, temizlik ve sulama için kullandığımız tatlı su, çok bol değildir. Dünyadaki suyun sadece %3’ü tatlı sudur ve bunun %60’ı buzullarda donmuş durumda olduğundan kullanıma uygun değildir. Su kıtlığı, her kıtada giderek daha ciddi bir sorun hâline gelmektedir ve bundan en çok, ekonomik durumları iyi olmayan ülkeler etkilenmektedir. Yakın zamanda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Gezegenimizin %70’i suyla kaplıdır, ancak içme, temizlik ve sulama için kullandığımız tatlı su, çok bol değildir. Dünyadaki suyun sadece %3’ü tatlı sudur ve bunun %60’ı buzullarda donmuş durumda olduğundan kullanıma uygun değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Su kıtlığı, her kıtada giderek daha ciddi bir sorun hâline gelmektedir ve bundan en çok, ekonomik durumları iyi olmayan ülkeler etkilenmektedir. Yakın zamanda yapılan bir çalışma, daha önce kullanılmayan tatlı su kaynaklarından istifade etmenin yeni bir yöntemini önerdi. Okyanusların üzerinde, muazzam miktarda tatlı su kaynağı olan su buharı bulunmaktadır ve bilim insanları, bu buharı suya dönüştürmek için yeni bir altyapı tasarlamaktadır. Ekip, dünya genelinde su sıkıntısı yaşayan 14 bölgeyi değerlendirmiş ve okyanusun üzerindeki su buharını tatlı suya dönüştürebilecek yeni bir yapının fizibilitesini araştırmıştır. Önerilen yapıların, 100 metre yüksekliğinde ve 210 metre genişliğinde olması ve su buharını toplama yeteneklerini en üst seviyeye çıkarmak için kıyıdan birkaç kilometre açıkta yer alması planlanmaktadır. Yapı, su buharını toplayarak karaya borular aracılığıyla gönderecek ve burada buhar, tatlı suya dönüştürülmek üzere yoğunlaştırılacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimizin kerem, inayet ve hikmetiyle takdir ettiği tabiattaki su döngüsünde, okyanuslar, denizler ve diğer su kaynaklarından yükselen su buharı karaya taşınır, soğutulur, yoğunlaştırılır ve yağış şeklinde indirilir. Lokman sûresinde bu hakikat beyan buyurulur: “<em>Yağmuru da O indirir</em>.” (Lokman, 31/34).</p>
<p style="font-weight: 400;">Küresel ısınma, daha fazla buharlaşmaya sebep olmakta ve dolayısıyla istifade edilebilecek daha fazla su buharı ihsan edilmektedir. Bu sayede, sıcak bir iklimde, insanların su talebini karşılamak üzere daha fazla su buharı mevcut olacaktır. Bu yeni yöntem, tuzdan arındırma gibi, diğer tatlı su çözümlerine kıyasla, çevre açısından çok daha dostane bir yaklaşımdır. Tuzdan arındırma tesisleri, atık ürün olarak, yaban hayatına zarar verebilen kimyevî maddelerle dolu, tuzlu bir karışım olan atık su üretmektedir. Acilen yeni çözümler gerekmektedir, çünkü yaklaşık iki milyar insan, su sıkıntısı çeken bölgelerde yaşamaktadır ve bu sayı, iklim değişikliği, kuraklığı daha yaygın hâle getirdikçe artabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak</strong>: A. Rahman ve ark. “Increasing freshwater supply to sustainably address global water security at scale”, <em>Scientific Reports</em>, December 2022.</p>
<p><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong>Egzersiz, Nöron Bağlantılarını Güçlü Tutuyor</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">Egzersizin; kalb-damar sağlığını iyileştirmek, kan basıncını düşürmek ve zihin sağlığını desteklemek gibi çok sayıda faydası vardır. Bir araştırma, fiziksel olarak aktif olan yaşlıların beyinlerindeki nöronlar arasındaki bağlantıların daha güçlü olduğunu gösterdi. Bu yaşlıların beyin hücreleri arasındaki bağlantıları takviye eden bir proteinin daha fazla üretildiği ve bunun da sağlıklı zihin fonksiyonlarının sürdürülmesine katkı sağladığı tespit edildi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Fiziksel aktivitenin zihin fonksiyonları üzerindeki olumlu etkisi, laboratuvar hayvanlarında birçok kez gösterilmiş olsa da insanlarda bunu ispatlamak daha zor olmuştur. Nöronlar, “sinaps” adı verilen küçük boşluklarla birbirinden ayrılır. Sinir hücreleri boyunca iletilen sinyallerin, bilgiyi hedefe ulaştırabilmesi için, bu boşlukları aşması gerekir. Sinapsların yakınında bulunan sinaptik proteinler, bilginin iletilmesini sağlayan kimyevî mekanizmayı sağlamak ve nöronları birbirine bağlamakla görevlidir. Bu çalışmada, beyinlerini öldükten sonra bağışlamayı kabul eden 404 yaşlının geç dönem fiziksel aktivitesi, özel cihazlarla takip edilmiştir. Daha sonra bu kişilerin ölüm sonrası beyin dokusu, kilit sinaptik proteinlerin seviyeleri açısından analiz edilmiştir. İlginç bir şekilde, fiziksel olarak aktif kalan yaşlıların, nöronlar arasındaki bilgi alışverişini kolaylaştırdığı bilinen sinaptik protein seviyelerinin daha yüksek olduğu görülmüştür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmacılar ayrıca, artan sinaptik proteinlerin yalnızca idrak ile alâkalı beyin bölgeleriyle sınırlı olmadığını; fiziksel aktivitenin, diğer beyin bölgelerine de faydalı olduğunu tespit etmiştir. Nöronlar arasındaki bu bağlantıların bütünlüğünü korumak, yaşa bağlı zihnî rahatsızlıklara, bunama ve Alzheimer gibi hastalıklara karşı önemli bir koruma sağlayabilir. Fiziksel aktivite, zihin sağlığımızı koruyan fıtrî bir metottur. Bu çalışma, bize ihsan edilen sağlık nimetine şükürle mukabele ederek, özellikle yaşlandıkça, fiziksel olarak aktif kalmaya devam etmemiz gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak</strong>: K. Casaletto ve ark. “Late-life physical activity relates to brain tissue synaptic integrity markers in older adults”, <em>Alzheimer&#8217;s &amp; Dementia</em>, January 2022.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Endülüs ve Kurtubalı Lübna</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/10/01/endulus-ve-kurtubali-lubna/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2024 08:10:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=303050</guid>

					<description><![CDATA[İspanya’nın tarih kokan topraklarında, taş döşeli sokaklar boyunca açılan tezgâhların üzerinde, rengarenk çiçeklerle süslü tabaklarda bir ikram sergileniyordu: polvoronlar… Bu zarif polvoron kurabiyeleri, belki de şehirde dolaşan eski bir tarifin gizemli mirası olduğunu fısıldıyorlardı. Polvoronların kokusu, tarihî sokakların arasında süzülen rüzgârla birlikte yayılırken, ağızlarda bıraktığı tat, geçmişin izlerini hatırlatıyordu. Öğütülmüş kuru yemişin eşsiz aroması ise, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">İspanya’nın tarih kokan topraklarında, taş döşeli sokaklar boyunca açılan tezgâhların üzerinde, rengarenk çiçeklerle süslü tabaklarda bir ikram sergileniyordu: polvoronlar… Bu zarif polvoron kurabiyeleri, belki de şehirde dolaşan eski bir tarifin gizemli mirası olduğunu fısıldıyorlardı. Polvoronların kokusu, tarihî sokakların arasında süzülen rüzgârla birlikte yayılırken, ağızlarda bıraktığı tat, geçmişin izlerini hatırlatıyordu. Öğütülmüş kuru yemişin eşsiz aroması ise, damaklarda bıraktığı iz ile birlikte, bizi âdeta bir masalın içinde dolaştırıyor, Endülüs’ün masalımsı dönemine, renkli geçmişine götürüyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Endülüs’ün Kuruluşu</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İspanya, İber Yarımadası’nda bulunan bir Güneybatı Avrupa ülkesidir. İnsan medeniyetinin bu yarımadadaki tarihi, günümüzden 35.000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Bu dönem boyunca İber Yarımadası; Keltler, Kartacalılar, Fenikeliler ve Yunanlar gibi birçok kavim ve halk tarafından istilaya uğramıştır.<a href="applewebdata://965FC3D8-66D6-4016-B541-42FC089EF6D1#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> M.Ö. ikinci asırda Roma hâkimiyeti altına giren İspanya, M.S. beşinci asrın başlarında Cermen halkının istilasına uğramış ve önce Vandallar sonra da Vizigotlar buraya yerleşerek hâkimiyetlerini kurmuşlardır. Sekizinci yüzyılın başlarında İslam fetihleri gerçekleşmiş ve Arap ve Berberiler bu bölgeye gelerek yerleşmişlerdir.<a href="applewebdata://965FC3D8-66D6-4016-B541-42FC089EF6D1#_edn2" name="_ednref2"><sup>[ii]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;">Endülüs, İslam medeniyetinin filizlendiği ilk asrında, İber Yarımadası’nda, kendine has şartları ve tecrübeleriyle, müstesna bir medeniyet ve kültür mozaiği olarak tarih sahnesine çıkar. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve ashâbının başlattıkları büyük fetih hareketleri, sekizinci yüzyılın başlarında tâbiînin büyüklerinin öncülüğünde Mağrib-i Aksa’yı da aşarak İber Yarımadası’na ulaşır.<a href="applewebdata://965FC3D8-66D6-4016-B541-42FC089EF6D1#_edn3" name="_ednref3"><sup>[iii]</sup></a> İberya’nın büyük bir kısmı ele geçirilir ve Endülüs medeniyetinin temelleri atılır.<a href="applewebdata://965FC3D8-66D6-4016-B541-42FC089EF6D1#_edn4" name="_ednref4"><sup>[iv]</sup></a></p>
<p><a href="applewebdata://965FC3D8-66D6-4016-B541-42FC089EF6D1#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> “İspanya tarihi”, tr.wikipedia.org/wiki/İspanya_tarihi</p>
<p><a href="applewebdata://965FC3D8-66D6-4016-B541-42FC089EF6D1#_ednref2" name="_edn2"><sup>[ii]</sup></a> İbn Haldun, <em>Kitâbü’l-İber ve Dîvânü’l-Mübtedei ve’l-Haber (IV),</em> Beyrut: Müessesetü’l-A’lâ li’l-</p>
<p>Matbûât, 1971, s. 117.</p>
<p><a href="applewebdata://965FC3D8-66D6-4016-B541-42FC089EF6D1#_ednref3" name="_edn3"><sup>[iii]</sup></a> Ali Vasfi Kurt, “Mağrib ve Endülüs’te hadis ilminin gelişim safhaları ve Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin</p>
<p>hadis kültürü”, (yayımlanmamış doktora tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,</p>
<p>Ankara,1997, s. 72–88.</p>
<p><a href="applewebdata://965FC3D8-66D6-4016-B541-42FC089EF6D1#_ednref4" name="_edn4"><sup>[iv]</sup></a> İbn Kesîr, <em>El-Kâmil fi’t-Târîh (IV)</em>, Beyrut: Dâru Sâdır, 1965, s. 172–174.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-302698" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2024/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2024/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2024/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-1024x304.png 1024w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2024/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-768x228.png 768w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2024/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178.png 600w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2024/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38.png 1434w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarımızın Türkçesi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/09/01/cocuklarimizin-turkcesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2024 05:48:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302929</guid>

					<description><![CDATA[Doksanlı yıllardan itibaren yurt dışına çıkışların sebebini izah eden iki kelime, temsil ve Türkçe idi. Hedefin netliği, himmet ve gayretlerin bir yere temerküz etmesini sağlıyor, Hizmet sevdalılarını dağınıklığa düşmekten koruyordu. Peki, bu gündem bugün değişti mi? Hicret edilen yeni ülkelerde, hayatın akışı içinde, Türkçe gereksiz mi olacaktır? Çocuklarımızın evde öğrendikleri Türkçe, televizyon, internet ve okul [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Doksanlı yıllardan itibaren yurt dışına çıkışların sebebini izah eden iki kelime, <em>temsil</em> ve <em>Türkçe</em> idi. Hedefin netliği, himmet ve gayretlerin bir yere temerküz etmesini sağlıyor, Hizmet sevdalılarını dağınıklığa düşmekten koruyordu. Peki, bu gündem bugün değişti mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Hicret edilen yeni ülkelerde, hayatın akışı içinde, Türkçe gereksiz mi olacaktır? Çocuklarımızın evde öğrendikleri Türkçe, televizyon, internet ve okul derslerinin etkisiyle yerini hızla yerel dillere bırakmaktadır. Çocuklarımızın yaşlarına uygun olarak Türkçelerinin gelişimi devam etmelidir ki yerel dile geçişten dolayı dil kabiliyetlerinde bir daralma yaşanmasın. Önemli olan çocuklarımızın zihnî gelişimlerinde oluşturdukları kavramlardır. Zengin bir kavram dünyasına sahip birinin aynı konuda ikinci bir dile geçmesi pek zor olmayacaktır. Çoğu ebeveyn bu gerçeği, yeni kariyer süreçlerinde de tecrübe etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"> “<em>Bahar rüzgârlarıyla dünyanın dört bir tarafına tohumlar gibi savrulduk</em>.” metaforu, ancak çocuklarımızın kendi aralarında anlaşıp duygu ve düşünce teatisinde bulunabilmelerine ve bir kuvve-i inbatiyelerinin (yeşerme, filiz verme potansiyeli) olabilmesine bağlı. Böyle bir ortak dil olmadıkça ve bu dil üzerinden kültür mirası canlı tutulmadıkça, gidilen yerlerde asimilasyon riskiyle karşı karşıya kalmak muhtemeldir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün yaşananlara rağmen çocuklarımızın Türkçesini canlı tutmak, bu süreçteki ağır sorumluluklardan biridir. Ana dili Türkçe olan bu neslin zihin ve gönül dünyasını inşa ederken kültür mirasımızı göz ardı etmemiz mümkün müdür? Nurlar ve Pırlantalar’ın yerini neyle doldurabiliriz? Minberden yükselen sesin hissiyatı ve heyecanını yeni nesillere aktarmadıkça onlardaki ilim ve hakikat aşkını ne ile tutuşturabiliriz? Manevî mirasından habersiz, tarih şuuru bulunmayan ve iftihar edilecek mümtaz şahsiyetlerin adını bile duymamış bir nesilden metafizik gerilime geçmesi beklenebilir mi? Çocuklarımızın sağlam ve sağlıklı bir karakter gelişimi için Türkçenin güzel örneklerini bilmeleri elzemdir. “<em>Öyle ya, şiirleşmiş dili olanlara millet denir</em>.”<a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Türkçeyle olan bağ koptuğunda onu geriye getirmek kolay olmayacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bugün yapılması gereken, kültür mirasımızın temel eserlerine alternatifler bulmak değil, günümüz nesillerinin o eserlerden istifade etmelerini kolaylaştıracak platformlar hazırlamak olmalıdır. Çocuklarımızın zaten var olan Türkçelerini kendi hâline terk etmeden ana dillerinin canlı kalmasına ve zenginleşmesine yardımcı olmak kâfi gelecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yeni nesiller Türkçeden uzaklaşırsa onlar için kültürel hafıza silinmiş gibi olacaktır. Kökleri olmayan bir ağacın büyümesi ve meyve vermesi mümkün müdür?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bugün Türkçe öğretimi, bir zaruret olarak gözükmektedir. Nasıl Kur’ân tilaveti vazgeçilmez bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyaç, farklı eğitim seçenekleriyle karşılanmaya çalışılmaktadır; benzer şekilde Türkçe okuma, yazma, konuşma ve dinleme yeteneklerini geliştirme ihtiyacına yönelik yerel ve global seviyede çözümler üretmek de bir zarurettir. Kur’ân talimi hizmetini, başka milletlere mensup Müslümanlardan da temin edebiliriz, ancak Türkçeyi ana dili Türkçe olmayanlardan öğrenmek zahmetli olabilir. O yüzden bizi ciddi bir vazife bekliyor! Anayurttan dünyaya dağılmış çocuklarımızın hem birbirleriyle hem de dünyanın her tarafından Türkçe sevdalıları ile fikrî ve hissî bir yakınlık geliştirebilmeleri için dil kültürümüzü canlı tutup beslemek zorundayız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Genel itibarıyla yazıldığı gibi okunan bir dil olduğu için birçok çocuğumuz, Türkçe okuma ve yazmayı hızlı bir şekilde öğrenmektedir. Bunun örnekleri, özellikle yurt dışındaki ailelerde epey sık görülür. Bazı ülkelerde İngilizce dersleri için haftada 10 saate kadar vakit ayrıldığı düşünülürse konunun önemi daha rahat anlaşılabilir. Dünyanın farklı ülkelerinde, yaklaşık 30 yıldır, yüz binlerce öğrenciye Türkçe öğreten Hizmet insanlarının, kendi çocuklarına ana dillerini öğretememeleri gibi bir şey tabiî ki düşünülemez. Türkçenin kendi kulvarında ilerlemesi, diğer dillerin de zihinlerde inşa edilen kavramların transferiyle daha hızlı ve kolay bir şekilde kendi mecralarında gelişmesi, daha fıtrî ve verimli olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ciddi bir gayret ve ısrarlı bir takip ile yavrularımızın Türkçelerini geliştirebilir ve ana dillerini canlı tutmalarına yardımcı olabiliriz. Bunun için, İnternet üzerinden, başlangıç seviyesinden ileri seviyeye kadar Türkçe ve edebiyat dersleri verilebilir, hatta dünyanın her yerinden öğrencilerin bu dersleri kredili ders olarak saydırmaları temin edilebilir. Böylece Türkçe daha cazip bir hâle getirilebilir. ABD ve Kanada’daki lise öğrencilerine üniversite seviyesinde lisans müfredatı ve sınav imkânları sunan AP Programlarına Türkçenin de dâhil edilmesi için girişimlerde bulunulabilir. Evde öğretim programlarında Türkçe derslerine ağırlık verilebilir. Bu sayede talebeler bilgiyi marifete dönüştürebilir, bütüncül bir bakış açısıyla, zengin bir tefekkür dünyasına ve çağrışımlara sahip olabilirler. Kültür merkezlerinde de çocuklarımıza ve ana dili Türkçe olmayan kişilere hitap eden dersler verilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hocaefendi ve Türkçe</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem M. Fethullah Gülen Hocaefendi, Türkçeyle alâkalı kanaatlerini şu şekilde ifade eder: “<em>Türkçeyi bir dünya dili hâline getirmek vaciptir; evet bana göre milletçe Türkçeyi öğrenmek vacip, iyi kullanmak sünnet, inceliklerine vâkıf olmak da müstahap mesabesindedir</em>.”<a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> “<em>Dilimizi unutmak, millî günahtır</em>.”<a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> şeklindeki ifadelerle, Türkçeye verdiği önemi açıkça ortaya koymakta; “<em>Türk dilini bir dünya dili hâline getirin, herkes Türkçeyi sevsin… Siz yapın bunu</em>.”<a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> cümleleriyle de fikirlerine önem veren insanlara bir ufuk göstermektedir.<a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Hocaefendi, “Türkçeyi nesiller arasında yüksek hakikatleri aktaran önemli bir zincir olarak görmekte, bu zincirde meydana gelebilecek bir kesintinin sadece dünyevî meselelerde nesiller arası kopukluğu meydana getirmeyeceğini aynı zamanda hakikatlerin öğretilmesi ve eskiden yazılan önemli eserlerin okunup anlaşılması noktasında da sıkıntılara sebep olacağını vurgular. O, bugün içinde bulunulan durumu; ‘<em>Günümüzün insanı, bu üslupsuzluktan ve dilimizi tahrip eden uydurulmuş kelimelerden dolayı kendi değerlerinden o kadar uzaklaştı ki, bize ait düşüncelerin çok zengince, çok dolgunca ve çok olgunca anlatıldığı kitaplara bile yabancı hâle geldi. Bugünkü nesil bir Türkçe üstadı olan Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirini bile anlayamıyor. Oysa, Arapçada dahi onunkine denk bir tefsir yazılmamıştır; Hamdi Yazır’ın, kendisinden nakillerde bulunduğu büyük müfessir Fahreddin er-Râzî’nin Tefsir-i Kebir’i bile Elmalılı’nın Hak Dini Kur’ân Dili adlı eserinin çapına erişemez. Fakat, neslimiz o kıymetli eseri anlamaktan âciz olduğu gibi, Kâmil Miras, Ahmet Hamdi Aksekili, Babanzade Ahmed Naim, İzmirli İsmail Hakkı ve Şemsettin Günaltay gibi dil üstatlarının sözlerini ve Risale-i Nur Külliyatı gibi eşsiz eserleri anlamaktan da uzaktır</em>.’<a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> cümleleriyle ifade ettikten sonra bugünün insanına tekliflerde bulunur. Hocaefendi, Türkçeye sahip çıkmanın âdeta ‘ubudiyet vazifesi gibi bir mesele’<a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_edn7" name="_ednref7">[7]</a> olduğunu belirterek bu mevzuda fert fert herkesin kendinde bir mesuliyet hissetmesi lazım geldiğini, ‘dili bir namus gibi bilerek iffetimizi koruma hassasiyeti içinde onu korumaya gayret etmemiz’<a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_edn8" name="_ednref8">[8]</a>gerektiğini ifade eder.”<a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Hocaefendi’nin Türkçe öğretimiyle alâkalı hassasiyetini, Abdullah Aymaz Hocamız şöyle nakleder: “<em>Dilimizin âşıklarından olan ve dünyanın neresinde olursa olsun açılacak okul ve kurslarda mutlaka Türkçenin de öğretilmesini tavsiye eden Fethullah Gülen Hocaefendi de Türkçeye karşı gösterilmesi gereken hassasiyeti her fırsatta dile getirmiştir. Türkçeyi çok güzel konuşan ve yazan bu Türkçe âşığı zatın bir mülahazasını da arz etmek istiyorum: ‘Son olarak sübjektif bir değerlendirmemi arz etmek istiyorum: Benim eskiden beri Türkçeye karşı ayrı bir sevgim, hatta özlemim vardır. Mesela bana Arapça –ki Kur’ân dilidir– ile Türkçe arasında, her iki dilde de aynı ölçüde yazı yazma kabiliyeti verilseydi ben Türkçeyi seçer ve Sultanu’ş-şuara Bâkî’nin şairâne ifadesini, Şeyh Galib’in mânâdaki derinliğini, Mehmet Âkif’in samimiyetini satırlarım arasında cemetmek isterdim</em>!”<a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Rabia Betül Gürel, Zeki Gürel, “‘Türkçenin Çekilmediği Yerler Vatandır’: Balkanlarda Bir Türkçe Sevdalısı Nusret Dişo Ülkü’nün Türkçe Üzerine Şiirleri”, yenibalkan.com/tr/edebiyat/turkcenin-cekilmedigi-yerler-vatandir-vatan-balkanlarda-bir-turkce-sevdalisi-nusret-diso-ulku-nun-turkce-uzerine-siirleri</p>
<p><a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Fikir Atlası (Fasıldan Fasıla-5)</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 158.</p>
<p><a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> İsmail Ünal, <em>Fethullah Gülen’le</em> <em>Amerika’da Bir Ay</em>, İstanbul: Işık Yayınları, 2001, s. 244.</p>
<p><a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> M. Fethullah Gülen, “Bu Hareket Devlete Alternatif mi?”, fgulen.com/tr/eserleri/kirik-testi/bu-hareket-devlete-alternatif-mi</p>
<p><a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Emre Eren, “Fethullah Gülen ve Türkçe”, <em>Yağmur</em>, Temmuz-Eylül 2007.</p>
<p><a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Kalb İbresi, (Kırık Testi-9)</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 30–31.</p>
<p><a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> M. Fethullah Gülen<em>, İkindi Yağmurları (Kırık Testi-5)</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 37.</p>
<p><a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> A.g.e. s. 38.</p>
<p><a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Eren, a.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://4394979B-8175-4BC6-84AD-972535312928#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> Abdullah Aymaz, “Türkiye ve Türkçe Kara Sevdalılarına Saygılı Olalım”, fgulen.com/tr/basindan-tr/kose-yazilari/Abdullah-Aymaz-Zaman-Turkiye-ve-Turkce-Kara-Sevdalilarina-Saygili-Olalim</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hafıza ile İştah İlişkisi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/09/01/hafiza-ile-istah-iliskisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2024 05:19:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302901</guid>

					<description><![CDATA[Nature dergisinde neşredilen bir makale, hafıza ile iştah arasındaki önemli bir bağlantıya ve obeziteye sebep olan temel unsurlara dikkat çekmiştir. Bu fenomeni incelemek maksadıyla araştırmacılar, zayıf, kilolu ve obez arasında değişen vücut tiplerine sahip 34 katılımcıdan oluşan bir grup üzerinde beyin taramaları gerçekleştirdi. Bu taramalar yapılırken katılımcılara tatlı ikram edildi. Bu sayede araştırmacılar, gerçek zamanlı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><em>Nature</em> dergisinde neşredilen bir makale, hafıza ile iştah arasındaki önemli bir bağlantıya ve obeziteye sebep olan temel unsurlara dikkat çekmiştir. Bu fenomeni incelemek maksadıyla araştırmacılar, zayıf, kilolu ve obez arasında değişen vücut tiplerine sahip 34 katılımcıdan oluşan bir grup üzerinde beyin taramaları gerçekleştirdi. Bu taramalar yapılırken katılımcılara tatlı ikram edildi. Bu sayede araştırmacılar, gerçek zamanlı nörolojik tepkileri yakından takip ettiler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmada dikkat çekici bir gözlem yapıldı: Obez olarak sınıflandırılan kişilerin, hafıza işleme bölgesi olan dorsolateral hipokampüs (dlHPC) ile fizyolojik dengeyi düzenlemekten sorumlu olan lateral hipotalamus (LH) arasındaki bağlantılarında bozulma tespit edildi. Bu, lezzetli ikramları beklerken hissî tepkilerin düzenlenmesinde bir bozukluk olduğunu gösterdi. Dikkat çekici bir şekilde, hem dlHPC hem de LH, bu devrede önemli roller oynadı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca obez kişilerde hipotalamus-hipokampüs devresindeki fonksiyon bozukluğu ile Beden Kitle İndeksi (BKİ) arasında doğrudan bir ilişki ortaya çıktı. Daha yüksek BKİ değerleri, daha belirgin bozulmalarla ilişkilendirildi. Bu tespitler, bazı kişilerin beyin bölgelerinde, obezite riskini artıran bazı farklılıklara sahip olabileceğini gösterdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, obeziteyi ve buna bağlı yeme bozukluklarını ele alırken, sadece irade terbiyesi ve diyet seçimiyle konuyu sınırlandırmamak gerekmektedir. Nörolojik müdahaleleri de içeren yenilikçi stratejiler keşfedilebilir ve hafıza ile iştah arasındaki karmaşık etkileşim, müdahale için umut vaat eden bir yol olarak görülebilir. Sağlıklı bir hayat, ancak fıtrata uygun tercihler ve müdahalelerle gerçekleşebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Daniel Barbosa ve ark. “An orexigenic subnetwork within the human hippocampus”, <em>Nature</em>, 621: 381–388 (2023).</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organ Üretimi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/09/01/organ-uretimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2024 05:15:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302897</guid>

					<description><![CDATA[Dünya genelinde yılda yaklaşık 130.000 organ nakli gerçekleşmektedir, ancak birçok insan nakil bekleyenlerin listesine bile giremeden ölmektedir. Hayvan organları bir potansiyel çözüm olabilir. Ancak insan vücudundaki savunma mekanizmasını aşmak kolay değildir. Mesela, bazı hayvanların dokusunun yüzeyindeki şekerler, bağışıklık sistemimizi saldırı moduna geçirebilir. Kullanılacak özel ilaçlar bu konudaki direnci azaltmaya yardımcı olabilir, ancak bu da yeterli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Dünya genelinde yılda yaklaşık 130.000 organ nakli gerçekleşmektedir, ancak birçok insan nakil bekleyenlerin listesine bile giremeden ölmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hayvan organları bir potansiyel çözüm olabilir. Ancak insan vücudundaki savunma mekanizmasını aşmak kolay değildir. Mesela, bazı hayvanların dokusunun yüzeyindeki şekerler, bağışıklık sistemimizi saldırı moduna geçirebilir. Kullanılacak özel ilaçlar bu konudaki direnci azaltmaya yardımcı olabilir, ancak bu da yeterli değildir. Bu sebeple biyoteknoloji şirketleri, bazı hayvanların dokularını değiştirmek için gen düzenlemesini kullanmış, bu şeker moleküllerini kaldırıp birtakım genler ekleyerek dokuları insanınkine yakın hâle getirmeye çalışmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazı hayvanların DNA’sını bu şekilde düzenleyen birkaç biyoteknoloji şirketi, artık insan vücuduyla daha uyumlu organlara sahip hayvanlar yetiştirmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gelecekte yapılacak organ mühendisliği için hayvanlar gerekmeyebilir. Araştırmacılar, kompleks dokuları nasıl üretebilecekleri konusunda çalışmalar yapmaktadır. Bazıları akciğerlere benzeyen üç boyutlu üretim kalıpları oluşturmuştur. Diğerleri ise belirli organları taklit etmek için kök hücrelerden organa benzeyen yapılar yetiştirmektedir. Uzun vadede, araştırmacılar organları özel tekniklerle üretmeyi hedeflemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İster genetik müdahalelerle hayvanlardan elde edilmiş isterse özel sistemlerle üretilmiş olsun, sınırsız organ kaynağı, nakilleri daha yaygın hâle getirebilir ve bu sayede daha fazla insan sağlığına kavuşabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimizin bize bahşettiği kabiliyetleri ve canlı ve cansızlar üzerinde tasarruf etme yetkisini, yaratılış kanunları çerçevesinde kullanarak hayata hizmet etmek, bu dünyadaki halifelik vazifemizin bir gereğidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak</strong>: Antonio Regalado, “Organs on Demand”, MIT Technology Review (technologyreview.com), 9 Ocak 2023.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stratejik Düşünme</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/302291/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:39:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302291</guid>

					<description><![CDATA[Stratejik düşünme; bir organizasyonun zayıf ve güçlü noktalarını göz önünde bulundurarak çevredeki fırsat ve tehditleri, değişimin, belirsizliğin ve çalkantıların yoğun olduğu bir ortamda organizasyonun gelecekteki konumunu sezebilmeye ve buna göre kararlar alıp hayata geçirebilmeye vesile olan bir düşünme tarzıdır. Stratejik düşünme ile ilgili önemli çalışmalar yapan Ingrid Bonn, bu düşünme tarzını üç temel unsurun meydana [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Stratejik düşünme; bir organizasyonun zayıf ve güçlü noktalarını göz önünde bulundurarak çevredeki fırsat ve tehditleri, değişimin, belirsizliğin ve çalkantıların yoğun olduğu bir ortamda organizasyonun gelecekteki konumunu sezebilmeye ve buna göre kararlar alıp hayata geçirebilmeye vesile olan bir düşünme tarzıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Stratejik düşünme ile ilgili önemli çalışmalar yapan Ingrid Bonn, bu düşünme tarzını üç temel unsurun meydana getirdiğini ileri sürmüştür:</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">Farklı unsurların birbirleri ile nasıl bir etkileşim hâlinde olduklarını ve bir sorunun çözülmesinin diğer bir soruna etki edip etmediğini sorgulayan <strong>sistem düşüncesi</strong>.</li>
<li style="font-weight: 400;">Geleneksel yaklaşımların araştırıldığı, farklı ihtimallerin hayal edildiği, fikirlerin seçildiği ve geliştirildiği süreç olan <strong>yenilikçilik</strong>.</li>
<li style="font-weight: 400;">Yüksek seviyede belirsizliğin ve sınırlı bilginin söz konusu olduğu durumlarda, sağlıklı stratejiler geliştirilmesinde ve doğru bir yön belirlemesinde yol gösteren bir rehber olan <strong>vizyon</strong>.<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Stratejik düşünme, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ısrarla ve hassasiyetle tavsiye ettiği ve sık sık üzerinde durduğu hususlardan biridir. Muhtelif zamanlarda, konuyu “stratejik akıl”, “düşüncenin enginliği” ve “riyazî düşünce” kavramları ile izah etmiştir.<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Hocaefendi, “Düşüncenin enginleşmesi” konulu sohbetinde engin düşüncenin tarifini yapmakta ve bu düşüncenin farklı buutlarını şu şekilde sıralamaktadır: “Engin düşünce ufku; araştırma ve hakikat aşkı ile analiz ve sentez yapabilen, ele aldığı meseleleri ilmî blokajlar üzerine oturtabilen insanların düşünce ufkudur.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Engin düşüncenin buutları ise, aşağılık kompleksinden sıyrılmak, isimlerden ziyade sıfatların önemli olduğunu fark etmek, Kitap ve Sünnet kriterleri ile mahrutî bir bakışa sahip olmak (bütüncül bakış/sistem yaklaşımı), güzergâh emniyetine hassasiyet göstermek, yaşadığımız dünyayı doğru okumak, düşünceleri aksiyon hâline getirmek ve ortak akıl ile iş birliği içinde çalışmaktır.<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Müzakere</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Eserlerin iyi okunması, orada verilen mesajların bugünkü dünyamız adına ifade ettiği mânâların, yarınki ve öbür günkü hayatımız adına gösterdiği hedeflerin iyi anlaşılması, bizim için nasıl bir dünya resmettiğinin iyi analiz edilmesi de çok önemlidir… Meseleyi sadece çay ve kahve sohbetlerine bağlama eksik bir yaklaşımdır. Önemli olan o eserleri ciddî bir müzakereyle ele almak ve onların geleceğimiz adına gösterdiği hedefleri görebilmektir.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“Eğer düşünceler aksiyon hâline getirilebilirse, daha rasyonelce kararlar alınabilecektir. Pratik hayatta bir karşılığı olmadıktan sonra ütopya yazarları gibi masa başında, oturulan yerden parlak dünyalar resmetmenin kimseye bir faydası yoktur.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“Eğer siz sahip olduğunuz değerleri topluma takdim etmenin yanında aleyhinizde çalışan kimselerin güç ve kuvvetini, sizin hakkınızdaki mülâhazalarını göz ardı ederseniz, onlar, sizin elli senelik birikimlerinizi yıkıp geçmek isteyebilirler. Bu açıdan yürüdüğünüz yolda herhangi bir trafik problemi yaşamamak için yol boyu güzergâh emniyeti konusunda hassaslardan hassas davranmanız, ortaya çıkan yeni şartlara göre de güzergâh emniyeti adına alınması gereken tedbirleri yenilemeniz gerekir.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Riyazî Düşünce</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Fethullah Gülen Hocaefendi “riyazî düşünce” hususuna ise şu şekilde dikkat çekmektedir: “Mirasçının yedinci vasfı, riyazî düşüncedir. Bir dönemde Asya&#8217;daki ilkler daha sonra da batı, Rönesansını riyazî kanunlarla düşünme sayesinde gerçekleştirdi. Ne var ki, riyazî olmak, matematikle alâkalı şeyleri bilmek değildir; o, matematiğin kanunlarıyla düşünmek, insan düşüncesinden varlığın derinliklerine uzayan yolda sürekli onunla beraber olmaktır.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aşk u İştiyak</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Aşk u iştiyak, şecaat ve cesaret gibi duygular devasa problemlerin hâllinde çok önemli olsa da bu ulvî duyguların daha baştan çok ciddi bir mantıkla stratejik bir zemine oturtulması, yerli yerinde kullanılması ve sağlam bir projeye bağlanması gerekir.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“Meselenin sadece sizin ihlas ve samimiyetinize bağlanması eksik kalır. Eğer siz başkalarının hissiyatlarını doğru okuyamamış, ileride vuku bulacak bir kısım hâdiseleri öngörememiş iseniz, birilerinin başlarından aşağıya iyilik ve lütuflar yağdırsanız bile, yaptığınız bu iyilikler onlarda beklediğiniz karşılığı bulmayıp size karşı antipatiye sebep olabilir.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Planlama ve Faaliyet</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hocaefendi, stratejik düşünme ile planlama ve faaliyet arasındaki ilişkiyi de şu şekilde ifade etmektedir: “Her mümin, düşünce kuruluşlarında, strateji merkezlerinde çalışan uzmanlar gibi hareket etmelidir. Başta kendisinin ve ailesinin hayatını, sonrasında da içinde bulunduğu heyet-i âliye içerisinde nasıl bir vazife eda edeceğini çok iyi planlamalıdır. Allah’ın kendisine ihsan ettiği aklı, mantığı, muhakemeyi çok iyi işletmelidir. İleriye yönelik planları, projeleri olmalıdır. Sürekli topluma ve insanlığa faydalı olacak bir şeyler üretmelidir. Kısaca her daim faaliyet içerisinde olmalıdır. Aksi takdirde işlemeyen aletler gibi paslanır, küflenir ve işe yaramaz hâle gelir.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn11" name="_ednref11">[11]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aksiyon</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir konu hakkında geliştirilen fikirler ve öneriler, strateji ve aksiyona nasıl dönüştürülür? Stratejik düşünmenin ve strateji geliştirmenin, mahrutî bakışın sonucu olduğuna dikkat çekmiştik. Bütüncül bakış ile sadece organizasyonun kendisine değil dış dünyaya da bakmak şarttır. Bunun için çevrenin iyi bir analizi ile işe başlanılabilir. Ayrıca strateji geliştirmek ve uygulamak için uygun bir kültür zemini gerekir. Zemininin sağlam olması ya da kültür ortamının güçlü olması, geliştirilecek stratejilerin daha kolay ve etkili bir şekilde uygulanmasını sağlar. Aksi taktirde ortaya atılan maksatlar hayalden öte gitmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">İkinci olarak, belirlenen maksada ulaşmak için bir durum değerlendirmesi yapılabilir. Mevcut durumdan önce buraya nasıl gelindiğinin farkında olmak önemlidir. Yani “Neredeydik ve şimdi neredeyiz?” soruları cevaplandırılabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üçüncü olarak, maksada ulaşmak için iç yapımızda bize avantaj sağlayacak, güç verecek özelliklerimiz ile güçlendirilmesi gereken zayıf yönlerimizin de tespit edilmesinde fayda vardır. (SWOT analizi).</p>
<p style="font-weight: 400;">Daha sonraki safhalarda, ortak akıl ile vizyon belirlenip bu vizyonun nasıl gerçekleştirileceğine dair fikirler geliştirilebilir.</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">Maksatlar: En başta maksatların ortaya konması gereklidir. Maksat; bir organizasyonun gerçekleştirmek istediği durumu ifade eder. Organizasyonların birden fazla maksadı olabilir.</li>
</ol>
<ol start="2">
<li style="font-weight: 400;">Hedefler: Her bir maksada ulaşmak için bir ya da daha fazla hedef belirlenir. Hedefler, stratejik maksatların gerçekleştirilebilmesi için ortaya konulan özel ve ölçülebilir alt maksatlardır. Maksatların aksine, hedefler rakamlarla ifade edilirler ve daha kısa vadeyi kapsarlar.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li style="font-weight: 400;">Stratejiler: Hedefler belirlendikten sonra, kısa vadede bu hedefleri gerçekleştirmeye, uzun vadede ise maksatlara ulaşmaya hizmet edecek stratejiler belirlenir. Bir hedef için birden fazla strateji geliştirilebilir. Stratejiler çok seçenekli yöntem ve yaklaşımlardır.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">    4.  Taktikler: Taktikler, kuruluşların stratejik bir plan yürütmesine imkân tanıyan odaklanmış girişimler, projeler veya programlardır.</p>
<ol start="5">
<li style="font-weight: 400;">Aksiyonlar: Strateji geliştirmenin son aşaması, düşüncelerin aksiyona dönüştürülmesidir. Bu safhada, yapılacak işlerin takvimi ve gerekli olan insan kaynağı ve malî kaynaklar planlanır.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Planlama, uygulama, kontrol etme ve gözden geçirme safhaları, salih bir daire şeklinde fonksiyon eda eder. Nitekim Hocaefendi de bu hususa şu şekilde dikkat çeker: “Başlangıçta temel disiplinlere bağlılık içinde ve icmalî bir planla yola çıkılacak, daha sonra yol alırken karşılaşılan problemleri çözme mevzuunda akıl ve düşünceye başvurulacak ve nerede nasıl hareket edilmesi gerektiği mevzuunda daha tafsilatlı planlar ortaya çıkacak, bu planların uygulamaya konması esnasında akıl ve kolektif şuur düşünmeye devam edecek, derken bu bir salih daireye dönüşecek, düşünce aksiyonu, aksiyon da düşünceyi besleyerek istenen hedefe ulaşılacaktır.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn12" name="_ednref12">[12]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Ingrid Bonn, “Developing strategic thinking as a core competency”, <em>Management Decision</em>, 2001, 39/1, s. 63–71; M. Çiçek ve A. Naktiyok, “Stratejik Düşünmenin Belirleyicileri Olarak Eleştirel ve Yaratıcı Düşünme”, <em>Uluslararası İşletme ve Yönetim Dergisi</em>, 2013, Cilt:1, Sayı:1, s. 39–61.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> M. Fethullah Gülen, “Aşk, Cesaret ve Stratejik Akıl”, 23 Ağustos 2015, herkul.org/kirik-testi/kirik-testi-ask-cesaret-ve-stratejik-akil/; M. Fethullah Gülen, “Düşüncenin Enginleşmesi”, 22 Kasım 2015, herkul.org/kirik-testi/kirik-testi-dusuncenin-enginlesmesi/; M. Fethullah Gülen, <em>Ruhumuzun Heykelini Dikerken-1,</em> İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 48.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> M. Fethullah Gülen, “Düşüncenin Enginleşmesi”, 22 Kasım 2015, herkul.org/kirik-testi/kirik-testi-dusuncenin-enginlesmesi/</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Yolun Kaderi (Kırık Testi-15),</em> İstanbul: Nil Yayınları, 2016, s. 150.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Ruhumuzun Heykelini Dikerken-1</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 48.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Yolun Kaderi (Kırık Testi-15),</em> İstanbul: Nil Yayınları, 2016, s. 252.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> M. Fethullah Gülen, “Makul ve Dengeli Hareket”, 4 Eylül 2023, herkul.org/kirik-testi/makul-ve-dengeli-hareket/</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> M. Fethullah Gülen, <em>İstikamet Çizgisi (Kırık Testi-17),</em> New Jersey: Süreyya Yayınları, 2020, s. 203.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> M. Fethullah Gülen, “Makul ve Dengeli Hareket”, 4 Eylül 2023, herkul.org/kirik-testi/makul-ve-dengeli-hareket/</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürdürülebilir Geleceğe Giden Yol  Dairevî Ekonomi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/02/02/surdurulebilir-gelecege-giden-yol-dairevi-ekonomi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Feb 2024 06:00:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=296298</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde maddî kaynakların tükenmesi, atık maddelerin sebep olduğu sıkıntılar ve çevre problemleri; tüketim alışkanlıklarının gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle son asırda, sanayileşme ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte üretim artmış, insanlar belli bir ekonomik refah seviyesine ulaşmıştır. İnsanoğlu, istediği hemen her şeye daha kolay ulaşmaya başlamış ve bütün bunlar beraberinde tüketim çılgınlığını ve israfı da getirmiştir. &#160; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde maddî kaynakların tükenmesi, atık maddelerin sebep olduğu sıkıntılar ve çevre problemleri; tüketim alışkanlıklarının gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle son asırda, sanayileşme ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte üretim artmış, insanlar belli bir ekonomik refah seviyesine ulaşmıştır. İnsanoğlu, istediği hemen her şeye daha kolay ulaşmaya başlamış ve bütün bunlar beraberinde tüketim çılgınlığını ve israfı da getirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanlık, sürdürülebilir bir gelecek için daha makul bir yol arayışındadır. Bu yollardan biri olan dairevî ekonomi, kaynakların kullanımını optimize ederek atıkları en aza indirmeyi ve tabiattaki kaynakları korumayı hedefleyen bir modeldir.<a href="#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dairevî Ekonomi Nedir?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dairevî ekonomi, bir çizgi şeklinde ilerleme fikrini öne süren geleneksel lineer ekonomi modelinin aksine, kaynakları sıkı bir döngü içinde kullanma düşüncesine dayanır. Lineer ekonomi modeli, “kullan-at” prensibine dayanırken, dairevî ekonomi “kullan-geri dönüştür-yeniden üret” ilkesini benimser. Bu yaklaşım, ürünlerin hayat döngüsünü uzatmayı, atık miktarını azaltmayı ve kaynakların tekrar kullanılmasını hedefler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Amerikalı ekonomist ve çevre aktivisti Kenneth Boulding (1910–1993), kaynakların kısıtlı olduğunu ve üretime devam edebilmek için sürdürebilir bir ekolojik sistem olması gerektiğini vurgulamış ve 1966 yılında, “dairevî ekonomi” fikrini ortaya atmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Boulding, kaynak tüketiminde sınırların olmadığını ima eden “kovboy ekonomisi”nden uzaklaşma çağrısında bulunmuş ve her şeyin sürekli olarak geri dönüştürülmesi gereken “uzay gemisi ekonomisi”ne geçiş yapılması gerektiğini belirtmiştir. “Kovboy”, sorumsuzluğu, sömürüyü ve israfı temsil eder. “Uzay adamı” ise her şeyi verimli kullanmak zorundadır. Dünya, sınırsız kaynaklara sahip olmayan bir uzay gemisi gibidir.<a href="#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> İnsanoğlunun ihtiyaç ve arzularının sınırsızlığına mukabil, ekonomik kaynakların sınırlı olduğu düşünülürse sahip olunan imkânların en verimli şekilde kullanılması, kaçınılmaz bir mecburiyettir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ürünlerin maksimum seviyede geri dönüştürülmesini ve yeniden kullanılmasını hedefleyen bu ekonomi sistemi, 1970’li yıllarda gelişmeye başlayan çevre hassasiyetiyle beraber lineer ekonominin alternatifi olarak görülmeye başlanmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aynı yıllarda ortaya atılan “sürdürülebilir kalkınma” kavramı da son dönemde dairevî ekonomi ile birlikte anılmaya başlanmıştır. Sürdürülebilir kalkınma, üç boyutta ele alınmaktadır: sosyal, ekonomik ve çevreye dair. Bu üç boyut birbiri ile bağlantılıdır. Birindeki gelişme, diğer alanlara da tesir etmektedir.<a href="#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dairevî Ekonominin İlkeleri</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu ekonomik modelin temel prensipleri şunlardır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong> Ürün Tasarımı ve Dayanıklılık</strong>: Ürünler, kullanıldıkları müddetçe daha uzun süre dayanabilecek şekilde tasarlanmalıdır. Bu, atık miktarını azaltır ve tüketiciye uzun vadeli kullanım sağlar.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li><strong> Atık Yönetimi ve Geri Dönüşüm</strong>: Atık yönetimi süreçleri geliştirilmeli ve ürünlerin geri dönüşümü teşvik edilmelidir. Mesela kâğıt, cam, plastik ve metal gibi malzemeler geri dönüştürülerek yeni ürünlerin yapımında kullanılabilir. Bu, ham madde ihtiyacını azaltır ve çevre problemlerini en aza indirir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong> Kaynakların Verimli Kullanımı</strong>: Kaynakların verimli kullanılması, enerji ve su tasarrufunu sağlar. Bu, ekonomik maliyetleri düşürürken bize ihsan edilen kaynakları da verimli bir şekilde kullanmamıza vesile olur.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="4">
<li><strong> Paylaşım Ekonomisi</strong>: İhtiyaç duyduğumuz şeylere sahip olmak yerine onları paylaşma ve kiralama modeline dayalı ekonomi, kaynak israfını önler. Mesela araba paylaşımı platformları, insanların arabalarını başkalarıyla paylaşmasını ve böylece daha az araç üretilmesini teşvik eder.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="5">
<li><strong> Sürdürülebilir Malzemelerin Kullanımı</strong>: Sürdürülebilir kaynaklardan üretilen malzemeler, çevreye daha az zarar verir ve dairevî ekonomi için temel bir bileşendir. Dairevî ekonomide ürün tasarımı önemli bir rol oynar. Ürünler, daha uzun süre dayanabilecek ve düşük maliyetle tamir edilebilecek şekilde tasarlanırlar.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Örnek Çalışmalar</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Son zamanlarda dairevî ekonomi sistemini uygulayan ülkelerin sayısı artmaya başlamıştır. Bu konuda öne çıkan ülkelerden ikisi Çin ve Hollanda’dır. Çin, 2000’li yılların başından itibaren dairevî ekonomi sisteminin ülke çapında uygulanması için çalışmalara başlamıştır. Kaynak verimliliğinin ve geri dönüşümün artırılması, su tüketimin, kâğıt kullanımının ve inşaat atıklarının azaltılması gibi hedefler koymuş, tarım sektöründe dairevî ekonominin uygulanmasını teşvik etmiştir. İthal edilen atık malzemeleri sınırlandırmış, önceliği ülke içindeki atıkların dönüştürülmesine vermiştir. Uyguladığı politikalarla ciddi bir yol katetmiş ve 2015–2020 yılları arasında kaynak verimliliğinde %26’lık bir artış, su tüketiminde ise %28’lik bir azalma görülmüştür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ekonomisinin yaklaşık dörtte birlik kısmı dairevî olan Hollanda, bu konuda öncü ülkeler arasındadır. Hollanda’nın dairevî ekonomi için uyguladığı politikalardan bazıları şunlardır:</p>
<p>Yeni bina yapımı ve bina yıkımlarını sınırlandırmış, bunun yerine evlerin restore edilmesini teşvik etmiştir. Bu sayede inşaat sektöründe ortaya çıkan atıkların azaltılması sağlanmıştır.</p>
<p>Tarım ve gıda sektöründe dairevî ekonomi uygulamalarına önem veren Hollanda, organik atıkların geri dönüştürülmesi için tesisler kurmuştur. Yenilenebilir enerji kullanımını teşvik ederek verimliliği artırmıştır. Bunların yanında su tüketiminin azaltılması ve verimli kullanılması için atık suların arıtılması konusunda yeni uygulamalar geliştirmiştir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Dünya genelinde dairevî ekonomiyi teşvik etmek maksadıyla hayata geçirilen birçok proje bulunmaktadır. Bunlardan üçü şu şekildedir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong> Dairevî Ekonomi Yarışması</strong>: Bu yarışma, yenilikçi fikirleri ve projeleri teşvik etmek maksadıyla Hollanda’da düzenlenmektedir. Bu proje; girişimcileri, işletmeleri ve akademisyenleri, dairevî ekonominin uygulanabilirliğini artırmak için yeni çözümler bulmaya teşvik etmektedir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li><strong> Tekstil Geri Dönüşüm Projesi</strong>: İsveç, tekstil endüstrisinde dairevî ekonomiyi teşvik etmek için çeşitli projeler yürütmektedir. Tekstil Geri Dönüşüm Projesi, tekstil atıklarını toplamak, geri dönüştürmek ve yeniden kullanmak maksadıyla geliştirilmiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong> Şehir Madenciliği</strong>: Japonya, tabiattan elde edilen kaynakların sınırlı olduğu bir ülkedir, bu yüzden dairevî ekonomiyi teşvik etme konusunda öncüdür. Şehir Madenciliği adlı bir proje, çöpe atılan elektrikli cihazları toplamak, geri dönüştürmek ve içlerindeki değerli metalleri çıkarmak maksadıyla geliştirilmiştir. Bu sayede Japonya, değerli metalleri topraktan çıkarmak yerine atık ürünlerden geri dönüştürerek kaynaklarını korumaktadır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonuç olarak, dairevî ekonomi, sadece maddî kaynakları korumakla kalmaz, aynı zamanda ekonomik büyümeyi teşvik eder. Atık azaltma, enerji verimliliği ve geri dönüşüm süreçleri, yeni iş fırsatları doğurur. Sürdürülebilir ürünlere talep arttıkça, çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi teşvik edilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dairevî ekonomi, sürdürülebilir bir geleceğe ulaşma hedefine giden yolda, yeni bir değer üretme kavramı teklif eden önemli bir girişimdir.<a href="#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Kaynakları verimli kullanma, atıkları azaltma ve çevreye saygılı üretim, sadece ekonomik büyümeyi teşvik etmekle kalmaz, aynı zamanda ekosistemin uzun vadeli dengesini de korur.<a href="#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> Dairevî ekonomi modelinin benimsenmesi ve başarılı olabilmesi için kamu, özel sektör ve tüketiciler arasında iş birliği gereklidir. Dairevî ekonominin prensiplerini benimsemek ve uygulamak, bütün insanlığın sorumluluğudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rabbimiz, Hakîm isminin gereğiyle her şeyde en hafif sureti, en kısa yolu, en kolay tarzı, en faydalı şekli murat ediyor. Bu da fıtratta israf, abesiyet ve faydasızlığın olmadığını gösteriyor. İsraf, Hakîm ismine karşı bir saygısızlıktır; iktisatlı olmak ise bu isme uygun hareket etmek demektir.<a href="#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaratılış kanunlarına ve İlahî isimlerin cilvelerine hürmet etmek, insanın fıtratına yakışır. Allah ahlakına muhalefet etmek; problemler, kayıplar ve huzursuzluklar doğurur. Nimetlere saygının gereği olan israftan kaçınma, ihsan edilen kaynakları verimli kullanma ve paylaşma; adalet, dayanışma ve huzur vesilesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Hüseyin Önder, “Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışında Yeni Bir Kavram: Döngüsel Ekonomi”, <em>Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi</em>, 57. sayı, Temmuz 2018.</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Kenneth E. Boulding, “The Economics of the Coming Spaceship Earth”, H. Jarrett (ed.), <em>Environmental Quality in a Growing Economy</em>, Baltimore, MD: Resources for the Future/Johns Hopkins University Press, 1966, s. 3–14.</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Roberta De Angelis, <em>Business Models in the Circular Economy</em>, Cham: Palgrave Pivot, 2018, s. 11.</p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Helen Kopnina ve Kim Poldner, <em>Circular Economy: Challenges and Opportunities for Ethical and Sustainable Business</em>, New York: Routledge, 2022.</p>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Mustafa Nutku, “İsraftan Kaçınma ve Yaratılış Prensibi”, <em>Sızıntı</em>, Mayıs 2013.</p>
<p><a href="#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Bkz. Bediüzzaman Said Nursî, <em>Lem’alar</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 393.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Tarihinde Hastaneler</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/02/islam-tarihinde-hastaneler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 00:12:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271821</guid>

					<description><![CDATA[Michael Hamilton Morgan &#8220;Müslümanlar tarafından inşa edilen hastanelerin birçoğu, sarayları andırır, hatta bazen gerçek saraylar olurdu, zira bu binalar, vatandaşların ortalama ömrünü uzatmak ve onları daha sağlıklı bir hâle getirmek maksadıyla saltanat mensupları tarafından bağışlanırdı. Bu hastaneler, Hazreti Peygamber’in [sallallâhu aleyhi ve sellem] insanlara adaletli muamelede bulunmayı teşvik eden beyanı dikkate alınarak idare edilir; fakirlere, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Michael Hamilton Morgan</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Müslümanlar tarafından inşa edilen hastanelerin birçoğu, sarayları andırır, hatta bazen gerçek saraylar olurdu, zira bu binalar, vatandaşların ortalama ömrünü uzatmak ve onları daha sağlıklı bir hâle getirmek maksadıyla saltanat mensupları tarafından bağışlanırdı. Bu hastaneler, Hazreti Peygamber’in [sallallâhu aleyhi ve sellem] insanlara adaletli muamelede bulunmayı teşvik eden beyanı dikkate alınarak idare edilir; fakirlere, hastalara ve bakıma muhtaç kişilere sağlık hizmeti sunulurdu. Hastaneler ve eczaneler, kapılarından içeri girebilen herkese açıktı; yürüyemeyenlerse sedye ile getirilirdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Eczaneler, o günün ilmî seviyesiyle sınırlı olsa da çoğu zaman hastalar üzerinde olumlu tesiri olan ilaçlar dağıtırdı. Batıl inanç veya büyü yerine, deney ve gözleme dayalı ürünler sunan eczaneler, Avrupa&#8217;daki benzerlerinden yıllar önce hizmet vermeye başlamıştı.”<a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“Mısır’da, 13. yüzyıldaki El-Mansurî Hastanesi, 8.000 yatak kapasitesine ve yıllık bir milyon dirhem gelire sahipti. Zengin veya fakir olmasına bakılmaksızın her hastayı tedavi etme politikası, çok dikkat çekiciydi. Erkekler ve kadınlara ayrı mekânlarda hizmetler sunulur, Müslümanlar ve Hristiyanlar için hususî ibadet yerleri hazırlanırdı. Ayrıca bu hastanede eczane, toplantı salonları ve farklı hastalıklar için birimler mevcuttu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hastanenin inşası için kurulan vakfın belgesinde şunlar yazılıydı:<a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Hastane, erkek ve kadın bütün hastalar tamamen iyileşinceye kadar hizmet sunacaktır. Kişi uzaktan veya yakından gelse de, yerli veya yabancı, güçlü veya zayıf, zengin veya fakir, çalışan veya işsiz, kör veya gören, bedenen veya zihnen hasta, bilgili veya okuma yazma bilmeyen olsa da bütün masraflar hastane tarafından karşılanacaktır. Hiçbir değerlendirme ve ödeme şartı yoktur; hiçbir hastaya itiraz edilmez, kimse minnet altında bırakılmaz. Hizmetin tamamı, Rezzak Allah’ın (celle celâluhu) rızası için yapılır.”<a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Michael Hamilton Morgan</strong> (1951 – ): Amerikalı siyaset bilimci, diplomat ve yazar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Michael Hamilton Morgan, <em>Lost History: The Enduring Legacy of Muslim Scientists, Thinkers, and Artists</em>, Washington D. C.: National Geographic, 2008, s. 211–212.</p>
<p><a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> 13. yüzyılda Memluk hükümdarı Kalâvûn (tam adıyla Seyfeddin Kalâvûn el-Elfî el-Mansûr) (1279–1290) hâlâ şehzadeyken, Suriye’ye yaptığı bir askerî sefer sırasında renal kolik rahatsızlığına yakalandı. Şam’daki Nuri Hastanesinde gördüğü tedaviden o kadar memnun kaldı ki tahta çıkar çıkmaz benzer bir kurum kuracağına söz verdi. Sözüne sadık kalarak Kahire’deki El-Mansurî Hastanesini inşa etti. (A. Issa Bey, <em>Histoire des Hopitaux en Islam</em>, Beirut: Dar ar-Ra’id al’Arabi, 1981, s. 151).</p>
<p><a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Morgan, a.g.e. s. 212.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
