<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>102 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/sayi/102/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Sep 2025 04:18:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>102 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Başyazı &#8211; Ümit Ufku &#8211;</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/bagyazi-umit-ufku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:18:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başyazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317802</guid>

					<description><![CDATA[İmanlarımız ve ümitlerimizle dopdolu, irade ve azimlerimizle yay gibi gergin, hülyalarımızla yarınların yemyeşil yamaçlarına sarkmış, tatlı bir ruhî temaşanın çağrıştırdıklarını şuurlarımızın lisanına dökerek bir kere daha “gelecek” diyoruz. Mânâ ve ruhla mamur bir kökün; fil dişinden, sadeften, inciden, mercandan, billurdan inşa edilmiş bir geçmişin; sırmadan, şaldan, ipekten, atlastan, canfesten örülmüş bir kültürün üzerindeki sis bulutlarının aralandığını, sihirli bir dünyanın uzaktan gözlerimize, gönüllerimize büyüler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">İmanlarımız ve ümitlerimizle dopdolu, irade ve azimlerimizle yay gibi gergin, hülyalarımızla yarınların yemyeşil yamaçlarına sarkmış, tatlı bir ruhî temaşanın çağrıştırdıklarını şuurlarımızın lisanına dökerek bir kere daha <em>“gelecek”</em> diyoruz. Mânâ ve ruhla mamur bir kökün; fil dişinden, sadeften, inciden, mercandan, billurdan inşa edilmiş bir geçmişin; sırmadan, şaldan, ipekten, atlastan, canfesten örülmüş bir kültürün üzerindeki sis bulutlarının aralandığını, sihirli bir dünyanın uzaktan gözlerimize, gönüllerimize büyüler çalıp geçtiğini âdeta müşahede ediyor ve insiyaklarımız itibarıyla, tıpkı mızrabını yemiş bir <em>“bamteli” </em>gibi ruhlarımızda ürpertiler hâsıl edecek olan heyecanlı günlerin arefesinde bulunduğumuz velvelesini duyar gibi oluyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Biraz realite biraz da hayal, yürüyoruz yarı tekye, yarı mektep koridorlarında; yarı medrese, yarı kışla komplekslerinde; yarı his, yarı mantık yamaçlarında&#8230; Yürüyoruz ve gönlümüze göre geçmiş-gelecek zamanların şiirini, mûsıkîsini ve âhengini yaşıyoruz. Kalblerin yumuşayıp tamamen iyilik kesileceği, hislerin tıpkı deryalar gibi buhar buhar yükselip <em>“çiy”</em> noktasına ulaşacağı, gözlerin bulutlardan daha cömert hâle geleceği, toprağın hayatla köpürüp renkleneceği, yeryüzünün kuş yuvaları gibi huzur ve sevgiyle tüteceği, duyguların melekleşeceği ve insanların ruhanîlerle atbaşı hale geleceği ümidiyle, yolda olmanın bütün icaplarına riayet ederek, inançlı ve pürneşe yürüyoruz hayatı bir kere daha duyabileceğimiz ufuklara.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zaten şimdilerde, geçmiş ve geleceğin birbiriyle kucaklaşacağı; hâlin, bu iki mübarek zaman dilimine dert dökeceği ve ütopyalara ilham kaynağı olacak mekânın o mutlu koyunda, bir zamanlar yitirdiğimiz Cennetlere ermenin sevinç neşideleri besteleniyor;  eşya, varoluş gayesinin hikmetlerini mırıldanıyor; ay, güneş ve yıldızlar eski hatıraları hikâye ediyor, öteler o mutlu günlere tebessümler yağdırıyor ve her yanda tasavvurlarımızı aşan <em>“şehrâyin”</em> hazırlıkları yaşanıyor. Görünüş ve ruh enginlikleri davranışlarından, sükût ve imanları beyanlarından daha üstün, zaman üstü tasavvurlarıyla sonsuza açılmış ruhların konup kalktığı bu iklim, bir muhalif rüzgâr esmez ve her şeyi harman gibi savurmazsa –Allah’a sığınalım esmesin ve savurmasın!– bu zamanî ada, var olduğu günden beri insanoğlunun aradığı ada olacaktır; çevresindeki rıhtımları, limanları ve rampalarıyla insanları ebediyete taşıyan ada.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evet, şu anda bile çevremizdeki eşyayı, içinde var olup geliştiği tarihin bir parçası olarak kurcalayıversek, her şey nutka gelip konuşacak ve bize gelecek adına neler ve neler anlatacaklar. Evet biz, bize ait zamanı, üzerinde anahtarı kurulma bekleyen bir saate veya hareketsiz bir sarkaca benzetebiliriz. Durgun fakat potansiyel bir hareket kaynağı olan bu zaman üstü zaman, zembereğinin azıcık sıkışması veya sarkacın hareket ettirilmesiyle <em>“balans”</em> sağa-sola gelip gitmeye başlayacak ve akrep-yelkovan start almış maratoncular gibi hemen harekete geçerek bize tâli’lerimizin takvimini söyleyecektir. Hatta denebilir ki, bize ait zaman şu anda dahi, geçmişe doğru köküyle bütünleşme, geleceğe doğru kendine yeni ufuklar arama hareketine geçti bile; hikmet buudlu, âheste, ritmik ve peşi peşine baharlar vaad eden harekete; tıpkı mûsıkîden derin bir eda, engin bir söyleyiş ve iç çekişlere benzeyen nağmeler gibi ses çıkaran bir harekete.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu hareketin temel dinamiği iman ve ümit, devamının teminatı da onun aklî, mantıkî ve hissî boşluklara meydan verilmeden peygamberâne bir hususiyet ve peygamberâne bir azimle sürdürülmesidir. Gerisi bizi alâkadar etmez; alâkadar ediyor gibi tavırlara girmek Rabbimize karşı sû-i edeptir. Zaten hâlihazırda olanları ve dünden bugüne hayatiyetlerini sürdüren dinamiklerin tasavvurlar üstü müessiriyetlerini düşünecek olursak, en küçük sebeplerin nelere vesile olduğunu ve en küçük gayretlerin ne büyük bedellerle mükâfatlandırıldığını görür, hayrete düşeriz. Düşünün ki, bize ait değerler, zamanın insafsız dişleri arasında onca çiğnenmesine ve zamanelerin kahr u tedmirine rağmen selâmetle gelip asrımızın sahiline ulaşabiliyor ve biz de <em>“kendi medeniyet unsurlarımız, kendi kültür elemanlarımız”</em> diye onları hemen alıp değerlendirebiliyoruz; hem de milletin duygu ve düşünce yamaçlarında serpilip geliştikleri çağlardaki tazelikleriyle alıp değerlendiriyoruz: Kimi neyle semaa kalkmaya hazırlanan bir Mevlevî gibi, kimi halka-i zikirde konsantrasyonunu tamamlamış bir serzâkir gibi, kimi cihanın kapılarını açmaya zorlayan bir cihangir gibi, kimi de dünyaları aydınlatmaya namzet bir ilim, irfan meşalesi gibi; evet bir kere, hayallerimizde, o sihirli dünyaya fazla değil yarım adım atıversek, tarihî tevarüslerimiz, bir bölümüyle bize İbn Haldun gibi konuşacak; diğer bir bölümüyle Evliya Çelebi gibi hikâyeler anlatacak; Bâkî gibi bizleri söz zirvelerinde dolaştıracak; Şeyh Galip gibi şiirleştirilen ruh ve mânâ ikliminden bizlere demet demet güller sunacak; Fuzûlî gibi gönüllerimizi şiirin girdaplarında seyahat ettirecek; Nedim gibi duygularımızı nazmın fevvârelerine bindirerek nefislerimize havailikler yaşatacak; Mevlâna gibi derinlik, Yunus gibi sadelik, Âkif gibi samimiyet, Yahya Kemal gibi şiir soluklayacak; Osman, Orhan ve Hüdâvendigâr gibi cihad ve gaza ruhundan nağmeler mırıldanacak; Fatih ve Yavuz gibi devletler muvazenesinde yerimizi almaya yürümenin âdâp ve erkânını öğretecek; hâsılı, çok sesli bir koro gibi bin senelik tarihimizin usârelerini getirip gönüllerimize boşaltacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu ruh ve mânâ atmosferinde tabiatı düzene sokulmuş, şehirlerinin, kasabalarının, köylerinin mimarî durumu bir kere daha gözden geçirilmiş; fertleri, iman, aşk, vefa, ilim, sanat ve ahlâk gibi insanî değerlerle donatılmış bu dünya, yakın bir gelecek itibarıyla, samimiyetle çarpan şen gönüllerin durağı, gerçekleşmiş millî emellerin meşheri, en engin muhabbet ve aşkların ırmağı, sanat ve sanatseverliğin otağı, iltifatlarla göveren marifetlerin ummanı, çiçeğinin sözünü yerine getiren meyvelerin bahçesi-bağı, beklentilerinde çevrelerini yanıltmayan hasbilerin son durağı, yürekleri birbirine karşı sımsıcak atan eşlerin, babalarına karşı saygıyla iki büklüm evlatların, evlatlarına karşı şefkatle tir tir titreyen ebeveynin vatan-ı aslîsi, ikametgâhı, hiç olmazsa uğrağı hâline geleceğinde şüphe yok.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evet burası bir gün, herkesin birbirini kendi gönlüne göre tartıp, tanıyıp, davrandığı, ruhî-bedenî, dünyevî-uhrevî görüp gözettiği, nasihat ve morale ihtiyaç hissettiğinde birbirini hayırhahlıkla kucakladığı, yararlı sükûtları ve faydalı konuşmalarıyla birbirinin hissiyatına saygılı olduğu, şuurlu alâkaların, sımsıcak hüsnü niyetlerin ruhları coşturduğu üfül üfül insanlık esen öyle bir koy hâline gelecektir ki; orada yaşama bahtiyarlığına erenler, orayı, dünya ve Cennet ortası, her yanıyla bütün kirlerden arınmış, bütün sefaletlerden temizlenmiş; maddiyatı, mânevî ve ruhanî şeylerden, malzemesi gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve tasavvurların ulaşamadığı madde ötesinden sürekli ruhların uçuştuğu bir âlem olarak duyacak ve tâli’lerine tebessümler yağdıracaklardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hiç şüphesiz böyle bir dünyada, tabiat daha ruhanî, ovalar-obalar daha bir uhrevî asudelik içinde, yalnızlık aynı vuslat, her şey birbirine karşı sımsıcak ve cana daha yakın, hisler daha derin ve duyuşlar daha bir beka buudlu olacaktır; atkıları ve kanaviçesi ruh ve mânâdan alınan böyle bir dünyada ömürler daha rantabl yaşanır; aşk u şevk gönüllerde birer humma gibi duyulur; her şey inanmış insanların simaları gibi parıldar ve yer yer çevreyi saran karanlıklar gözlerin karası gibi ışığın en önemli rüknü hâline gelir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Böylesine içli, hülyalı ve şevkle tüten bir dünyayı, onun ruhundaki bir büyüyle, sanki içinde bulunduğumuz bu âlemde herhangi bir yere değil de inançlarımızın enginliğinde duyduğumuz bir ülkeye, bir saadet ülkesine seyahat ediyor gibi yürürüz şevk u tarabla bütün bir yol boyu; yürürüz gönül bağladığımıza O’nun gösterdiği çizgide ve O’na ulaşma gayreti içinde. Ümitlerimizle O’na dayanarak; beklentilerimizi O’nun lütuf bahçelerinden dererek. Her şeyi olduracak, her şeye erdirecek O ise ümitsizlik de ne demek? Gül bahçesinde dikenden bahsetmek ayıp olmaz mı? Tâvusun tüyleri arasına saksağan kuyruğu sokuşturmak da niye?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bizler O’nun kapısında boynu tasmalı kapıkullarıyız –O bizleri bu duygudan ayırmasın;– gayemiz de kendisini bize tanıtmasının vefa borcunu eda etmektir. Sığındığımız kapı O’nun her zaman herkese açık olan kapısıdır. Kapının önündekilere el uzatıp onları içeri alacak ve gönülden-sırdan geçen bir uzun yolculuktan sonra her şeyi farklı görüp, farklı duyacağımız vuslat koyuna ulaştıracak da yine O’dur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sızıntı, Eylül 1995</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Su Altı Dünyasının Yıldızları</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/su-alti-dunyasinin-yildizlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:17:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317800</guid>

					<description><![CDATA[Göklerdeki yıldızların seyri kadar heyecan verici bir seyir daha varsa şu dünyada, o da su altındaki yıldızların seyridir. Elbette gökleri yıldızlarla donatan Sâni-i Musavvir hangi Zât ise, denizleri donatan da O’dur. Her birine, yıldız şeklinde şekillendirmesiyle ilahî mührünü vurmuştur. Denizlerin sembolü sayılan derisidikenliler (Echinodermata), omurgasızlar dünyasının ilginç ve esrarlı temsilcilerindendir. Bu harikulade canlıların sıra dışı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Göklerdeki yıldızların seyri kadar heyecan verici bir seyir daha varsa şu dünyada, o da su altındaki yıldızların seyridir. Elbette gökleri yıldızlarla donatan Sâni-i Musavvir hangi Zât ise, denizleri donatan da O’dur. Her birine, yıldız şeklinde şekillendirmesiyle ilahî mührünü vurmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Denizlerin sembolü sayılan derisidikenliler <em>(Echinodermata)</em>, omurgasızlar dünyasının ilginç ve esrarlı temsilcilerindendir. Bu harikulade canlıların sıra dışı özellikleri ile tanışmak, tefekkür ehline mânâ dolu anlar yaşatır. Pek çok insanın merakını çeken bu büyüleyici hayvan şubesinin; yılan yıldızları, denizkestaneleri, denizhıyarları ve denizzambaklarını da ihtiva eden beş büyük sınıfından en meşhuru, parlak renkleri ile dünyamızı süsleyen denizyıldızlarıdır. Nazarlarımızı, kat kat mânâyla sarılıp, harika özelliklerle donatılan denizyıldızlarına çevirerek, fısıldadıkları hakikatleri dinleyebiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ne Başları Var Ne de Beyinleri </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Tipik bir denizyıldızının gövdesi, birbirine benzeyen ve merkezden uzaklaştıkça incelen kollar ve bu kollarla kuşatılmış olan merkezî bir diskten ibarettir. Merkezî disk, mide ve ağız gibi organları ihtiva eder. Bu organizmaların belirgin bir baş bölgeleri bulunmaz. Vücutları; genelde beş simetri düzlemi ile bölünecek şekilde yaratılmıştır, omurgasızlar içerisinde ışınsal simetriyle birlikte iki yanlı simetriyi bir arada gösteren özellikleri ve ilginç vücut kanal sistemleriyle hayranlık uyandırırlar.<a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu canlıların kalsiyum karbonattan (CaCO<sub>3</sub>) inşa edilmiş, dermal plaklardan yapılmış zırh gibi dış iskeleti dikenlerle döşenmiştir. Harekette kullandıkları ampul şeklindeki ayakları aynı zamanda solungaç vazifesi görür. Işınsal sinir sistemi her kolun içinde uzansa da bu sistemde beyin yoktur. Kolların bağlandığı disk merkezinin alt orta kısmında ağızları vardır. Bunun dışında anüsün, gövdenin üst tarafında oluşu, yine diğer hayvanlarda görülmeyen orijinal bir özelliktir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yenilenebilen Kollar</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Denizyıldızlarının birçok türünde gövde, beş kollu bir yapıda olsa da kol sayısı beşin katları olacak şekilde bazı türler için 60’a kadar çıkabilir. Tabiat sergisindeki en ilginç mucizelerden biri, canlıların kopan veya zarar gören vücut parçalarının yeniden inşa edilmesidir <em>(regenerasyon)</em>.<a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Bütün türleri olmasa da denizyıldızı türlerinin çoğu kopan kolunu tamamen yenileyebilme özelliği ile donatılmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu eşsiz yenilenme sürecinde, anne vücudunda üreme organı içinde büyürken ikram edilen ve <em>“akıllı hücreler”</em> olarak anılan kök hücreler veya bunlara benzeyen öncül hücreler vazifelendirilmiştir. Bu hücreler kopan kolun yaralı bölgesine göç ederler ve yaranın etrafında çoğalarak kayıp vücut parçasını orijinal formuna ulaştırabilecek şekilde yeniden inşaya başlarlar. Aslında bu durum bir mânâda eşeysiz üreme de demektir. Kopan bir kol eksik olan diğer dört kolu inşa ederek üremiş olmaktadır. Regenerasyon (yenilenme) vesilesiyle kopan parçadan yeni bir denizyıldızı yaratılmış olmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gövdeden Dışarı Çıkarılabilen Mide</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Denizyıldızları esas olarak etoburdur ve besinlerini çeşitli küçük omurgasızlar, hatta balıklar teşkil eder.<a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_edn3" name="_ednref3">[3]</a>Yumuşakçalar ve koloni şeklinde toplu bulunan midye gibi hayvanlar en yaygın besinleridir. Bu canlıların sindirim sistemleri kaslı ağız, kısa ve bazen iki bölmeli yemek borusu, kompleks yapıda çift mide, kısa bağırsak ve anüsten yaratılmıştır. Merkezî diskin alt yüzeyindeki ağız, çok kısa olan yemek borusuna açılır. Bunun üzerinde kardiak mide ve onun üzerinde de pilorik mide yer alır. Üst bölgedeki pilorik mideden, kolların her birine dallanmış pilorik keseler uzanır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Denizyıldızlarının çoğu, merkezî diskteki sölom (vücut boşluğu) sıvısı üzerine basınç uygulayarak ön (kardiak) midelerini eldivenin çıkarılırken içinin dışarı çıkması gibi ters çevirebilirler. Böylece mide ağızdan dışarı doğru uzatılarak avın üzerine yapışır ve sindirim başlatılır. Daha sonra bu mide, geri çekici kaslarla tekrar gövde içine çekilir. Bazen de bu mide, organik bakımdan zengin yerleri süpürerek beslenmeyi sağlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Midyelerle beslenen denizyıldızları ise, kardiak midelerini avlarının kabukları arasındaki hafif aralıktan içeri doğru uzatırlar. İçeri uzatılan mide, kabuk içi kaslarını enzimlerle parçalar ve böylece açılan kabuktan uzattığı midesiyle bütün midyeyi kolaylıkla yer. Enzimler vasıtasıyla sindirilen besinler, emilim için pilorik keselere yönlendirilir. Kısa bir ince bağırsak, pilorik mideden çıkar ve merkezî diskin üst yüzeyindeki anüse kadar uzanarak sindirimdeki görevini tamamlar. İki midenin hâlden hâle çevrildiği bu harikulade avlanma sahneleri, âdeta Rabbimizin rızıklandırma çeşitliliğinin akıllara durgunluk veren zenginliğini sergiler. Öyle ki bu küçük canlılar, kendilerinden büyük rızıklarını bile; midelerini dışarı çıkarıp, sindirerek beslenebilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Mucizevî Su Damar Sistemi </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Su damar sistemi, özellikle <a href="https://en-m-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Sea_stars?_x_tr_sl=en&amp;_x_tr_tl=tr&amp;_x_tr_hl=tr&amp;_x_tr_pto=sc">denizyıldızları</a> ve <a href="https://en-m-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Sea_urchin?_x_tr_sl=en&amp;_x_tr_tl=tr&amp;_x_tr_hl=tr&amp;_x_tr_pto=sc">denizkestaneleri</a> gibi <a href="https://en-m-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Echinoderm?_x_tr_sl=en&amp;_x_tr_tl=tr&amp;_x_tr_hl=tr&amp;_x_tr_pto=sc">derisi dikenlilerin</a> hareket, yiyecek ve atık taşıma ve <a href="https://en-m-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Respiration_(physiology)?_x_tr_sl=en&amp;_x_tr_tl=tr&amp;_x_tr_hl=tr&amp;_x_tr_pto=sc">solunum</a> için kullandıkları mucizevî bir hidrolik kanallar sistemidir.<a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Sistem içerisindeki öncelikli ana madde; deniz suyudur. Bu muhteşem s<a href="https://en-m-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Tube_feet?_x_tr_sl=en&amp;_x_tr_tl=tr&amp;_x_tr_hl=tr&amp;_x_tr_pto=sc">istem, çok sayıda tüp ayağı</a> birbirine bağlayan çeşitli yapılardaki kanallardan inşa edilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Su damar sisteminin işleyişi kısaca şöyledir: Su, sisteme üst taraftaki gözenekli, elek benzeri bir kemikçik olan “<a href="https://en-m-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Madreporite?_x_tr_sl=en&amp;_x_tr_tl=tr&amp;_x_tr_hl=tr&amp;_x_tr_pto=sc">madreporite” yoluyla girer. </a>Buradan, kireçli malzeme ile kaplı taş kanal aracılığıyla ağız açıklığının etrafındaki halka kanala bağlanır. Halka kanaldan her bir kol içine oluk gibi uzanan radyal (ışınsal) kanallar bağlıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Radyal kanalların her iki yanında, dönüşümlü olarak dallanan ve her biri bir ampula ile biten kısa yanal kanallar vardır. Yanal kanallar, tüp şeklindeki ayaklara bağlanır. Genellikle iki sıra tüp ayak vardır. Buradaki bütün kanal sisteminin içi tüycük şeklinde ince sillerle kaplıdır. Ampulalar içine suyun dolup boşalması, iç basıncın değişmesine yol açarak ayağın uzamasını veya kısalmasını sağlar. Ayağın ucundaki emici vantuzların yardımıyla su damar sistemi sayesinde canlı hareket edebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Su damar sistemi, tüp ayaklardan <a href="https://en-m-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Oxygen?_x_tr_sl=en&amp;_x_tr_tl=tr&amp;_x_tr_hl=tr&amp;_x_tr_pto=sc">oksijen</a> ve karbondioksitin, ayaklara ve ayrıca bağırsaktan hareketle ilgili kaslara besin taşınmasına hizmet eder. Sıvı hareketi çift yönlüdür ve <a href="https://en-m-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Cilia?_x_tr_sl=en&amp;_x_tr_tl=tr&amp;_x_tr_hl=tr&amp;_x_tr_pto=sc">siller</a> tarafından başlatılır. Gaz değişimi ayrıca, diskin ve kolların üst yüzeyindeki ince duvarlı çıkıntılar olan papula olarak bilinen diğer <a href="https://en-m-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Gills?_x_tr_sl=en&amp;_x_tr_tl=tr&amp;_x_tr_hl=tr&amp;_x_tr_pto=sc">solungaçlar</a> aracılığıyla da gerçekleşir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Karanlıkta da Gören Gözler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Denizyıldızlarının çoğu, her bir kolun ucunda birer tane, göz lekesi olarak ifade edilen görme organına sahiptir. Bu gözlerin yapısı, böceklerinki gibi bileşik gözler şeklindedir. Her biri hayvanın gördüğü toplam görüntünün bir pikselini oluşturan, <em>ommatidium</em> adı verilen çok sayıda mercek taşır.<a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> Tropikal denizyıldızı gözlerinin, hayvanların evlerinin yakınlarında kalmasını sağlayan zayıf görüntüler oluşturabildiği gösterilmiştir. Gözler, renk algılayıcı koniler ihtiva etmediğinden, renk algılayamazlar.  Bu yüzden denizyıldızları, renk körüdür, yalnızca ışığı ve karanlığı algılarlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bununla birlikte bilim adamları, güneş ışığının nüfuz edemediği su yüzeyinin bir kilometre altında bulunan birkaç derin denizyıldızı türünün karanlığa rağmen görebildiğini ortaya çıkardı. Okyanusun karanlık derinliklerini görebilen bu türlerin gözlerinin, daha hassas yaratıldığını ifade ettiler. Bunun yanında, denizyıldızlarının göz yapısı üzerinde çalışan Danimarka Kopenhag Üniversitesi Deniz Biyolojisi Bölümü nörobiyoloji profesörü Anders Garm, sayı olarak 50 civarında gözcük ihtiva etmesine rağmen, denizyıldızlarının 20/20 vizyonuna sahip olmadığını söyledi.<a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> “En iyi denizyıldızı görüşü bile oldukça zayıf insan görüşünden yaklaşık 500 kat daha az keskindir.” ifadelerinde bulundu. Ayrıca Garm ve arkadaşları, tropikal denizyıldızı <em>Linckia laevigata</em>’nın gözlerinin gerçek görüntü oluşturma kabiliyeti ile donatıldığını keşfettiklerini de açıkladılar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yıldız şeklindeki bu dostlarımızla ilgili olarak söylenebilecek yine çok ilginç bir husus da şudur ki bizler sadece öne veya arkaya doğru ilerleyebilirken denizyıldızları istedikleri yöne doğru hareket edebilirler. Bu esnada, âdeta gidecekleri yöndeki kolları, idareyi ele alarak diğer kollara öncülük eder. Bu olayın nasıl gerçekleştirilebildiği konusundaki araştırmalar sürdürülmektedir. Bütün tüp ayakların senkronize hareket etmesindeki mekanik koordinasyon modelinin detaylarının ortaya çıkması, robotik biliminde de ilerlemelere yol açabilir.<a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün bu hayranlık uyandıran özellikleri ile denizlerin küçük yıldızları, bizleri Esmâ-i İlahî’nin eşsiz yamaçlarında dolaştırır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Prof. Dr. Bayram Öztürk, Yard. Doç. Dr Bülent Topaloğlu, Araş. Gör Nur Eda Topçu, İ.Ü Su Ürünleri Fak. Su Omurgasızları Laboratuvarı 2014</p>
<p><a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> “Starfish Anatomy, How The Animals Regenerate Limbs?”, <em>How It Works Book Of Amazing Animals</em>, 2012. Imagine Publishing Limited, Page 61.</p>
<p><a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Prof. Dr. Nihat Aktaç, “Echinodermata, Klasis: Stelleroidea Subklasis: Asteroidea”, <em>Omurgasız Hayvanlar Kitabı</em>, Trakya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü, s. 365-370.</p>
<p><a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Starfish#Human_relations">https://en.wikipedia.org/wiki/Starfish#Human_relations</a></p>
<p><a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> https://www.scientificamerican.com/article/starfish-can-see-in-the-dark-among-other-amazing-abilities/</p>
<p><a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_ednref6" name="_edn6"></a> [6] <a href="https://www.livescience.com/61682-starfish-eyes.html">https://www.livescience.com/61682-starfish-eyes.html</a></p>
<p><a href="applewebdata://DF800C17-8D69-44DF-BC0D-2719BB4B989C#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> https://phys.org/news/2020-01-sea-stars-brain-impact-robotics.html</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırrın Sırrı</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/sirrin-sirri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:17:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317797</guid>

					<description><![CDATA[14 asır önce, ilk olarak O (sallallâhu aleyhi ve sellem) çıktı yola; yetim, öksüz ve bir avuç kendine inanan insanla,             Ondan yedi asır sonra, bir başkası takip etti yolunu, ayağında çarık ve kendine katılan 40 çadırla (temsilen öyle kabul edilir). Sonra büyük okyanuslara yelken açan, on üçüncü asrın minaresindeki zattan, “Zaman, iman kurtarma zamanıdır!”çağrısını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">14 asır önce, ilk olarak O (sallallâhu aleyhi ve sellem) çıktı yola; yetim, öksüz ve bir avuç kendine inanan insanla,</p>
<p style="font-weight: 400;">            Ondan yedi asır sonra, bir başkası takip etti yolunu, ayağında çarık ve kendine katılan 40 çadırla (temsilen öyle kabul edilir).</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonra büyük okyanuslara yelken açan, on üçüncü asrın minaresindeki zattan, <em>“Zaman, iman kurtarma zamanıdır!”</em>çağrısını işitiyoruz ve bu çağrı cevapsız kalmıyor. Bu defa Anadolu’dan sarıklı bir genç çıkıyor; içi kitap dolu tahta bir bavulla ve yine aynı duygularla…</p>
<p style="font-weight: 400;">            Yürüdüler, yürüdüler, yürüdüler içlerindeki imanla muştulu ufka!</p>
<p style="font-weight: 400;">            Yaklaşık bir elin parmakları kadar sahabe ile başlayan, insanlara faydalı olma; ırk, dil, din gözetmeden onlara hizmet etme, insanların mutluluğu için koşturma, temel hak ve hürriyetlerin temini için çalışma, kadın haklarını teslim edip eşitlik ilkesini öne çıkarma gibi insanlığın ulvî değerleri için gayret gösterdiler. O mübarek milletin ihlas ve samimiyetlerinin sonucu olarak -lütf-u İlâhi ile- üç kıtada yedi asır nasıl gönülleri fethettiklerini gördük.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Yaklaşık 40 çadır ile başlayan, ihlas ve samimiyet temsilcisi olarak sancağı, bu defa şanlı ecdadımızın devraldığını, yine üç kıtada nasıl gönülleri fethedip hak ve hakikate tercüman olduklarını gördük.</p>
<p style="font-weight: 400;"> Günümüzde ise bir zamanlar beş-on ışık evle yola çıkan ihlas ve samimiyet temsilcilerini yine gönülleri fethetme sevdasıyla mesafeler katederken görüyoruz. Bu defa temsilcileri her milletten. Yine insanların mutluluğu için koşma, onlara faydalı olabilme, ırk, dil, din ayrımı gözetmeme, temel insan haklarına sahip olabilme ve özgürce yaşayabilme, insanlar arasında gerçek kardeşliğin teminine katkı sağlama&#8230; Bütün bu ulvî değerler için koştururken hiçbir maddî çıkar ve ücret beklememe temel ilkeleri.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu üç dönemdeki başarının <em>“sırrı”</em>; kutlu yola çıkanlardaki ihlas, samimiyet, takva, fedakârlık ve kurbiyet idi.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Sırrın sırrı”</em> ise, Yüce Yaratıcı’nın, Olmayanı Olduran’ın, Rahmeti Sonsuz’un (celle celâluhu) bu kullarına, bu bereketi, bu güzellikleri, bu neticeleri lütfetmesinden başka bir şey değil.</p>
<p style="font-weight: 400;">Son dönemde bu fedakârlıklar neden çok hüsnükabul gördü?</p>
<p style="font-weight: 400;">Asya’dan bir manzara; Sibirya steplerinin soğuk havasında, duvarları buz tutan evlerin birinde, bir ninemizin, rüyasında Peygamber Efendimizi (sallallâhu aleyhi ve sellem) görmesi ve O’nun, oralara kardeşlerinin geleceğini söyleyip onlara bir şeyler örmesini istemesi. Bin bir zorluklarla oralara gelen o kardeşlerin de yollarının bir şekilde o ninenin evine düşmesi. Kaç asır sonra o topraklara gelen gençlerin, yıllardır kendilerine örülen çorap gibi örgüleri görünce çok şaşırmaları.</p>
<p style="font-weight: 400;">Afrika’da; küçük çocuğun, okul çıkışı eve koşturarak gelip, <em>“Anne, bugün ‘beyaz adam’ başımı okşadı!”</em> diye sevinmesi ve bu defa ülkelerine gelen yeni simaların, topraklarında gözü olmayan, tebessümlerinde ise gerçek birer anne baba şefkatini gördükleri insanlar olmaları; göz ameliyatları, yıllardır çekilen susuzluklara açılan kuyularla son verilmesi, her şeyden öte kendi ülkelerinde güzel bir okul eğitimi almaları, uluslararası ödüller kazanmaları…</p>
<p style="font-weight: 400;">Amerika’da; yetkililerin, <em>“Çocuklarımıza biz o kadar anlatıyoruz, nasihat ediyoruz, zararlarını sayıyoruz fakat bizi bir nebze olsun dinlemiyorlar da siz anlatınca nasıl böyle kötü alışkanlıklarını bırakıyorlar hem büyüklerine saygı göstermeye başlıyorlar hem de birer melek sıfatına bürünüyorlar?”</em> sorularının, oralarda da insanlığa hizmetin ne kadar çok kabul gördüğünü gösteriyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Avrupa’da; göçen insanlarımızın, kültür farklılıklarından dolayı çocuklarını, hele hele torunlarını artık tanıyamaz hâle gelmeleri ile hem kendi milletine hem yaşadığı ülkenin insanlarına yabancılaşmaları sonucu, onların topluma kazandırılmaları ihtiyacına en güzel cevabı yine bu fedakâr insanların verdiğini görüyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Anadolu’dan çıkan, göl üzerindeki nilüfer çiçekleri gibi bağrını kim olursa olsun herkese açarak dünya sörfüne çıkan ve bütün milletlerce hüsnükabul gören bu nazenin insanlara daha fazla dayanamayan kem gözler kararıp, kıskanç kalbler kinlenerek bu pırıl pırıl akan, <em>sızıntı</em>dan <em>çağlayan</em>a dönüşen gönül ırmaklarını bulandırmaya çalıştılar. Hikmetini bilmiyoruz, fakat belki de şimdi çağlayanlar da okyanuslara dönüşecek. Bu sıkıntılardan hemen sonra, geminin sahte yolcuları, ambara dadanan fareler gibi ilk dalgada gemiyi terk ettikleri için şu anda son limana kadar gidecek biletli yolcular kaldı sadece. Bu büyük sefine, rüzgârını da aldığı için dünya turnesine, kaldığı yerden, aynen devam etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu insanların nedir özellikleri ki insanlığa hizmet mayası her yerde tutuyor?</p>
<p style="font-weight: 400;">Kendileri için değil başkaları için yaşıyorlar,</p>
<p style="font-weight: 400;">Başkalarının mutlu olmasıyla mutlu oluyorlar,</p>
<p style="font-weight: 400;">Sadece dünya için değil, ahiret yörüngeli yaşıyorlar,</p>
<p style="font-weight: 400;">Her çeşit insan ve her çeşit milletle diyalog kuruyorlar,</p>
<p style="font-weight: 400;">Hiçbir maddî çıkar beklemiyorlar,</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanların unutmaya yüz tuttuğu; doğruluk, dürüstlük, güzel ahlak, herkese eşit gözle bakma, saygı, sevgi, ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşma.. gibi güzel vasıfları üzerlerinde taşıyorlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">İşte bu derece iyiliğin, tüm dünyanın sevgisine mazhar olmanın karşılığı, maalesef Hazreti Yusuf’un kardeşlerinde olduğu gibi, yakınında sandıklarının içlerine attıkları yılların kıskançlığıyla, hiç beklemediğin bir anda seni kuyuya atmalarıyla ortaya çıkabiliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Onlara verilecek cevaplar var elbette:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em> “Darbe!”</em> diyorlar, <em>“İftira!”</em> diyoruz,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Hain!”</em> diyorlar, <em>“Kalblerimiz mutmain.”</em> diyoruz,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Terörist!”</em> diyorlar, <em>“İstiğfar”</em>a davet ediyoruz,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Yalancı!”</em> diyorlar, <em>“Hâşâ ve kellâ!”</em> diyoruz,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Kafir!”</em> diyorlar, <em>“Kendilerine geri döner.”</em> diyoruz,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Kitapsız!”</em> diyorlar, <em>“Kimse gitmesin inançsız!”</em> diyoruz,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Topuz!”</em> diyorlar, <em>“Nur!”</em> diyoruz,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“İşkence!”</em> ediyorlar, <em>“Hesabı veremezsiniz ‘Büyük Gün’ gelince!”</em> diyoruz,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Müebbet!”</em> veriyorlar, <em>“Yine de muhabbet!”</em> diyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hâlbuki bizde; kin, nefret, intikam, hırs, hasetlik yok: Biz sadece size üzülüyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Habil-Kabil hadisesi</em> yeniden yaşanıyor. Dünya şahit ki Allah (celle celâluhu), bizim kurbanımızı kabul etti ve <em>rahmetini</em> bol bol gösterdi. Siz göğsümüze vurdukça da göğsümüz genişliyor ve son olarak diyoruz ki: <em>“Ey hasetlikleri ruhlarına işlemiş kardeşlerimiz, siz bizleri hapislere atma değil, öldürecek bile olsanız, biz size el kaldıracak değiliz!”</em></p>
<p style="font-weight: 400;"> Geçmiş geçti gitti, gelecek ise eli kulağında.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalplere Dokunmak – Modern Dünyada İrşad ve Önemi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/kalplere-dokunmak-modern-dunyada-irsad-ve-onemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:16:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317795</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz dünyasında insanın kendisini ve hakikati tanıma ihtiyacı, her zamankinden daha yakıcı bir şekilde hissedilmektedir. Hızla dönüşen toplumsal yapılar, bireyin anlam arayışını karmaşıklaştırmakta; bilgiye ulaşım kolaylaşırken, hikmetin yerini çoğu zaman yüzeysel yorumlar almaktadır. İşte böyle bir çağda, “irşad” kavramı sadece dinî bir vazife olarak değil, aynı zamanda bireyin kendi varoluşunu anlamlandırma çabasına katkı sunan bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Günümüz dünyasında insanın kendisini ve hakikati tanıma ihtiyacı, her zamankinden daha yakıcı bir şekilde hissedilmektedir. Hızla dönüşen toplumsal yapılar, bireyin anlam arayışını karmaşıklaştırmakta; bilgiye ulaşım kolaylaşırken, hikmetin yerini çoğu zaman yüzeysel yorumlar almaktadır. İşte böyle bir çağda, <em>“irşad”</em> kavramı sadece dinî bir vazife olarak değil, aynı zamanda bireyin kendi varoluşunu anlamlandırma çabasına katkı sunan bir rehberlik faaliyeti olarak yeniden düşünülmelidir. Bu noktada irşadı, sadece başkasına bir şeyi anlatmak değil, aynı zamanda insanın kendini kurtarma yolculuğuna da eşlik eden bir sorumluluk olarak görmek gerekmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kelime anlamı itibarıyla <em>“doğru yolu gösterme, aydınlatma”</em> gibi anlamlar taşıyan irşad; klasik terminolojide çoğu zaman tebliğ, davet, emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker gibi kavramlarla birlikte ele alınmıştır. Ancak günümüz sosyal psikolojisi ve iletişim bilimleri açısından değerlendirildiğinde, irşad kavramı artık çok daha katmanlı bir anlam dünyasına sahiptir.<a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Modern toplumlarda <em>“kurtarıcı”</em> değil, <em>“rehber”</em> olmak; <em>“öğreten”</em> değil, <em>“birlikte öğrenen”</em> pozisyonunda durmak daha etkilidir. Bu çerçevede irşadı, insanlara yukarıdan bir şeyleri bildirme ve onları değiştirme çabası olarak değil; birlikte yürünmesi gereken, saygı ve empati temelli bir yolculuk olarak anlamak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. İrşad, artık sadece hakikati anlatma değil, muhatabını tanıma, dinleme, kültürünü ve değer dünyasını anlamaya dönük bir iletişim eylemi olarak yeniden tanımlanmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu sebeple irşad faaliyetlerinin çağın diliyle, çağın insanına hitap edecek bir yöntemle yeniden ele alınması zaruridir. Bugünün insanı, edilgen ve müdahale edilen bir varlık değil; düşünen, sorgulayan ve sürece dâhil olmak isteyen bir aktördür. Dolayısıyla irşad kelimesinin taşıdığı geleneksel anlamı koruyarak, bu kavramı çağın ihtiyacına cevap verecek şekilde yeniden yorumlamak önem arz etmektedir. Bu konuda <em>“ıslah”</em> gibi daha çok geçmişte tarım ve mühendislikte kullanılan ve nesneleri dönüştürmeye yönelik çağrışımlar yapan kelimeler yerine, <em>“geliştirme”</em>, <em>“rehberlik etme”</em>, <em>“ahlakî ve zihnî farkındalık kazandırma”</em> gibi daha insan merkezli ve katılımcı kavramlar tercih edilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İrşadın Mahiyeti ve Kaynağı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İrşad, özellikle insanları hakikate yönlendirmek, onları Allah’ın rızasına ulaştıracak yola davet etmek anlamında kullanılır. Bu anlamıyla irşad, insanlara rehberlik etmeyi ve onların doğruyu bulmalarına yardımcı olmayı ifade eder. Bu görevi üstlenen kişiye geleneksel literatürde <em>“mürşid”</em> denilse de günümüzde bu terim yerine <em>“manevî rehber”</em>, <em>“yol gösterici”</em> gibi daha kapsayıcı ifadeler tercih edilebilir. En yüce rehber ise şüphesiz Allah’tır.<a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Zira insanı hakikate, doğru bilgiye, iyilik ve güzelliğe çağıran ilk ve en gerçek kaynak O’dur. Allah bu rehberliği, seçkin kulları olan peygamberler aracılığıyla gerçekleştirmiştir.<a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Peygamberler, ilahî mesajı insanlığa taşımış; böylece irşad halkaları tarihin her döneminde yeniden yeşermiştir. Bu misyona gönül veren herkes, kendi imkânı ve mesuliyeti nispetinde bu sorumluluğu taşır.<a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kur’ân ve Sünnette Rehberlik Vazifesi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân-ı Kerîm bu görev için şöyle buyurur:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayan ve kötülükleri önleyen bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”</em><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de Temîm ed-Dârî’den rivayet edilen hadislerinde bu hakikati, <em>“Din nasihattir.”</em> cümlesiyle özetlemiştir. Sahabenin <em>“Kimin için nasihattir?”</em> sorusuna Efendimiz şu cevabı vermiştir: <em>“Allah için, Kitabı için, Resûlü için, Müminlerin önderleri ve bütün Müslümanlar için.”</em><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Bu sözler, rehberlik ve doğruya çağırma vazifesinin her bireyin sorumluluğunda olduğunu açıkça ortaya koyar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İnsanlık Gemisinde Sorumluluk</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlık, büyük bir gemide yolculuk yapan farklı katlardaki yolculara benzer. Bu geminin emniyetli seyri, yolcuların bilinçli ve sorumlu davranışlarıyla mümkündür. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadisinde anlattığı üzere; bazıları geminin alt katında, bazıları üst katında yolculuk yapar. Alt kattakiler su ihtiyaçlarını karşılamak için üst kata çıkmak zorundadır. Bir gün kendi katlarında bir delik açmayı teklif ederler ki kimseyi rahatsız etmeden su alabilsinler. Eğer bu teklife müsaade edilirse sadece kendileri değil, tüm gemi tehlikeye girer. Ama bu yanlışa engel olunursa herkes kurtuluşa erer. İşte bu benzetme, toplum içinde iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevini ihmal etmenin tüm insanlığı etkileyebilecek bir sorumluluk olduğunu gösterir.<a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn7" name="_ednref7">[7]</a> Bu anlamda yapılması gereken önemli bir hususu muhterem M. Fethullah Gülen Hocaefendi: <em>“</em><em>Günümüzde Kur’ân ve Sünnet’in ne dediğinin anlaşılmasına ve anlatılmasına ihtiyaç var. İslâm’ın insanlığa sunduğu mesajın bugünün şartlarına göre bir kere daha yorumlanıp açıklanması, günümüz dünyasının bakış açısına göre geleneğin/mirasın yeniden ele alınıp değerlendirilmesi gerekiyor. Bunun kolay olmadığını baştan kabul etmeliyiz. Bu, köklü bir gayrete bağlıdır.”</em><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn8" name="_ednref8">[8]</a> sözleriyle dile getirir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Rehberliğin Hayatî Önemi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bireyin rehberlik etmesi, yalnızca başkalarının doğru yolu bulmasına değil, aynı zamanda kendi iç dünyasını aydınlatmasına da vesile olur. Çünkü başkasını kurtarmaya çalışan insan, en başta kendi içindeki sesi dinlemek zorunda kalır. Bu yönüyle irşad, sadece bir vazife değil; bir iç yolculuk, bir arınma ve derinleşme vesilesidir. İnsan, başkasına ışık olurken kendi karanlıklarını da aydınlatır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kültürlerarası İletişim ve Rehberlik</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İslam tarihinde, rehberlik ve çağrı faaliyetlerinin kültürlerarası bilinçle yapıldığı birçok örnek mevcuttur. Sahabe efendilerimizin farklı beldelere hicret ederken, o coğrafyaların dilini, kültürünü ve sosyal yapısını tanımaya çalışmaları; tebliğin, karşıdaki toplumun anlayışına göre şekillendirilmesi gerektiğini ortaya koyar. Nitekim Hz. Muaz bin Cebel’in (radıyallâhu anh) Yemen’e gönderilmesi esnasında Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona yaptığı uyarılar, irşadın sadece bilgi aktarmaktan ibaret olmadığını, bunun yanı sıra muhatabın zihin ve kalp dünyasına hitap etmenin önemini vurgular.<a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bugün de özellikle farklı coğrafyalarda yaşayan Müslümanların karşılaştığı kültürel çeşitlilik, rehberlik anlayışını güncelleme gereğini doğurmaktadır. Modern dünyada bireylerin özgürlük ve kişisel tercihlere verdiği değer göz önüne alındığında, irşad daha çok model olma, birlikte yaşama, güven verme ve anlamlı ilişki kurma boyutlarında kendini göstermelidir. Geleneksel dilin yanı sıra çağdaş terminolojiye hâkimiyet, yeni nesillere ulaşmak adına büyük önem taşır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Günümüzde Rehberliğin Gölgesinde Kalan Tehlikeler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Günümüz dünyasında özellikle yurtdışında yaşayan Müslümanların karşılaştığı en önemli tehlikelerden biri, dünyevileşmenin tesiriyle irşad ve hakka davet görevinden uzaklaşma eğilimidir. Çoğu zaman bireyler sosyal konfor, kariyer ve maddî başarı peşinde koşarken, toplumsal sorumlulukları ikinci plana atabiliyor. Bu nedenle irşad faaliyeti, başkalarını kurtarma iddiasıyla değil, bireyin kendi hakikat arayışı ve ebedî kurtuluşu doğrultusunda temellendirilmelidir. Kendi selametini arayan bir insan, zaten çevresine örnek olmaya başlar. Çünkü hakikate yürüyen bir yolcu, yürüdüğü yola ister istemez ışık düşürür.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yeni Coğrafyalarda Yeni Yaklaşımlar</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sahabe neslinin Asr-ı Saadet’te yaşadığı hicret tecrübeleri, çağımız insanı için son derece öğreticidir. Onlar, gittikleri her yerde sadece dinî hakikatleri aktarmakla kalmamış, aynı zamanda o toplumların sosyal yapısına katkıda bulunmuşlardır. <em>“Bana bir ip verin, çalışayım.”</em><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn10" name="_ednref10">[10]</a> diyen sahabe örneğinde olduğu gibi; gittikleri toplumlarda güven inşa etmişler, örnek davranışlarla insanları etkilemişlerdir. Bu durum, çağdaş irşad faaliyetlerinin yalnızca söylemle değil; davranış, ahlâk, nezaket ve toplumsal katılım gibi alanlarda da desteklenmesi gerektiğini gösterir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dünyevileşme Tehlikesi ve İlmî Nesil İhtiyacı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Her geçen gün etkisini daha çok hissettiren dünyevileşme, yalnızca genel Müslüman kitleyi değil, hizmet insanlarını da ciddi şekilde tehdit etmektedir. Maddî konfor, bireysel çıkarlar ve dünyevî meşguliyetler; aslî vazifemiz olan irşad ve dinî temsil misyonunu gölgede bırakma riski taşımaktadır. Bu sebeple, dinin temel kaynaklarına müracaatın sürekli kılınması, dinî ilimlerde derinleşmiş ve bu alanlarda söz sahibi olacak bir neslin yetiştirilmesi elzemdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu konuda özel yatırımlar yapılması bir lüks değil, zarurettir. Kur’an ve Sünnet çizgisinde sağlam ilmî esaslara dayanan, çağın sorunlarını okuyabilen ve genç kuşaklara dinî değerleri anlamlı şekilde aktarabilecek rehberlerin yetişmesi için eğitim kurumlarına, burs programlarına ve teşvik edici modellere ihtiyaç vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Nitekim Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir beldeye idareci tayin ederken, onun yanında dinî rehberler de gönderdiğini görüyoruz. Hz. Ömer, Kûfe’ye vali olarak Ammar bin Yasir’i gönderirken, toplumun dinî eğitiminden ve irşadından sorumlu olmak üzere Abdullah b. Mes’ud’u da birlikte göndermiştir (radıyallâhu anhum). Hatta onunla ilgili şöyle buyurmuştur: <em>“Sizi kendime tercih ederek onu yanımda tutmadım, size gönderdim.”</em><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn11" name="_ednref11">[11]</a> Bu yaklaşım hem yöneticilik hem de ilmî temsilin bir arada yürütülmesi gerektiğini; toplumsal istikametin ancak bu şekilde korunabileceğini göstermektedir. Bu konuda Hocaefendi’nin vasiyet kabilinden şu sözleri gayet önemlidir:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Adanmış ruhlar gittikleri yerlerde farklı insanlarla temasa geçerek hem kendi kültür değerlerimizin fahrî temsilciliğini yapacak hem de alınması gereken güzellikleri alıp kendi insanının istifadesine sunacak. Fakat onlar bu önemli vazifeyi yerine getirirken daha çok aksiyon ağırlıklı bir meşguliyet içinde olacaklarından ilmî ve manevî açıdan gerektiği ölçüde beslenemeyebilirler. Öyleyse mânâ köklerimizden süzülüp gelen değerlerimize vâkıf bulunan, temel kaynaklarımızı daha iyi bilen fertler yetiştirilmeli ve böylece onların eliyle aksiyon sahasında koşturup duran insanların gerektiği ölçüde beslenmesi sağlanmalıdır. İlim ve fıkıhta derinleşme için omuzları üzerine sorumluluk yüklenenler tıpkı bir ‘menhelü’l-azbi’l-mevrud’ (tatlı su kaynağı) gibi sürekli akmalı, sahada koşturan fedakâr ruhları beslemeli; onlar da o kaynaktan alacağını almalı, ilmî donanımlarını tamamlamalı ve böylece kendilerini sürekli yenileyebilmelidirler.”</em><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_edn12" name="_ednref12">[12]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hakikate Çağrının Kıyamete Kadarki Devamı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İrşad, zaman ve mekânla sınırlı bir sorumluluk değildir. Hakikate çağrı, tüm peygamberlerin mirasıdır ve kıyamete kadar sürecek bir görevdir. Bu davet, her dönemin diliyle, her kültürün anlayabileceği şekilde yapılmalıdır. Modern çağda bireylerin dinî hassasiyetleri azalıyor gibi görünse de hakikate duyulan özlem tamamen silinmez. Önemli olan, bu özlemi harekete geçirecek dili, usulü ve yaklaşımı bulabilmektir. Bu da ancak derin bir iman, sağlam bir bilgi, yüksek bir temsil ve yürekten gelen bir samimiyetle mümkündür.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Bekir Topaloğlu, “İrşad” Md.,<em> DİA</em>, Ankara, 2022, c. 22, s. 454-455.</p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Kehf, 18/17.</p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Buhârî, Cihâd, 102; Müslim, Fezâʾilü’s-sahâbe, 34.</p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Bkz. <em>“Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibarıyla hepiniz çobansınız ve hepiniz idâre ettiklerinizden sorumlusunuz.”</em> (Buhârî, Cum`a 11, İstikrâz 20, İtk 17, 19, Vesâyâ 9, Nikâh 81, 90, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 1, 13; Tirmizî, Cihâd 27).</p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Âl-i İmrân, 3/104</p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Müslim, Îmân 95. Buhârî, Îmân 42; Ebû Dâvûd, Edeb 59; Tirmizî, Birr 17; Nesâî, Bey’at 31, 41.</p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Bkz. Buhârî, Şirket 6; Şehâdât 30. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 12.</p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> https://herkul.org/kirik-testi/yeni-bir-okuma-usulu/</p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Buhârî, Zekât 41, 63, Megâzî 60, Tevhîd 1; Müslim, Îmân 29-31.</p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> İbn Kesir, es-Siretü’n-Nebeviye, c. 2, s. 327-328; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 1182, 1183.</p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> İbn Sa’d, a.g.e., 3/157, 255, 6/9,</p>
<p><a href="applewebdata://B25647C1-7CC9-45AB-A5C9-614CBD8EE36D#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> https://fgulen.com/tr/component/tags/tag/yolun-kaderi</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’ân-ı Kerim Işığında Fotosentez</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/kuran-i-kerim-isiginda-fotosentez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:16:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317793</guid>

					<description><![CDATA[            Kur’ân-ı Kerim’de kâinattaki her şeyden kıymetine göre bazen çok açık, bazen bir işâret veya îmâ ile bahsedilmektedir. Bilim adamları bazen bir ilhamla veya yeni bir keşfin işaretiyle bazı âyetlerde belli ilim dallarına ait konuları görebilirler. Yerine göre arı gibi bir böcekten veya embriyonun gelişiminden açık olarak bahsedilirken, bazen de farklı alternatif yorumları gözeterek işaretler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">            Kur’ân-ı Kerim’de kâinattaki her şeyden kıymetine göre bazen çok açık, bazen bir işâret veya îmâ ile bahsedilmektedir. Bilim adamları bazen bir ilhamla veya yeni bir keşfin işaretiyle bazı âyetlerde belli ilim dallarına ait konuları görebilirler. Yerine göre arı gibi bir böcekten veya embriyonun gelişiminden açık olarak bahsedilirken, bazen de farklı alternatif yorumları gözeterek işaretler şeklinde gelecekteki buluşlara yol gösterebilir veya henüz yeni fark ettiğimiz ilmî bir hakikate tercüman olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Nebe’ sûresinin 13-16. âyetlerinin meâllerine tek tek bakalım:</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>İçlerine ışık saçan bir kandil astık.”</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.”</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“</em><em>Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.”</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).”<a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_edn1" name="_ednref1"><strong>[1]</strong></a></em></p>
<p style="font-weight: 400;">Âyet-i kerimelerde birbiri ardına zikredilen ifadeler fotosentez gibi hayatın temelindeki en önemli hâdiselerden birine işaret ediyor olabilir. Nitekim aynı bağlamda Mü’min sûresinin 13. âyetindeki <em>“Size kudret ve hikmetine dair delillerini gösteren, gökten size rızık indiren O&#8217;dur. Fakat ancak gönülden Allah&#8217;a dönen kimse düşünüp ibret alır.</em><em>”<a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_edn2" name="_ednref2"><strong>[2]</strong></a></em> ifadelerinden de yeterli bitki fizyolojisi bilgi birikimiyle bakıldığında çok şeyler anlamak mümkündür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Canlılığın sürdürülmesinin temelinde yatan faktörlerin başında <em>“rızık”</em> ismini verdiğimiz, yenilecek-içilecek gıdanın temini gelir. Rızık konusunda hayvanlar bitkilere muhtaç kılınmışken, bitkiler başka bir canlıya muhtaç olmayıp Allah (celle celâluhu) onların rızkının teminini kendi metabolizmalarına koyduğu fotosentez hadisesine bağlamıştır. Fotosentezin keşfedildiği günümüz dünyasında, artık <em>“rızık”</em> kelimesinin geçtiği âyetlerin veya rızkı başka şekilde ifade eden âyetlerin açıklamasında, fotosentezin esas alınması gayet mânâlı bir tefekkür olur. Fotosentez anlaşılmadan rızık ile ilgili âyetlerin derinliğini tam idrak edemeyiz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Fotosentezin çok kısa özeti olarak aşağıda gösterilen denkleme bakıldığında havadaki boğucu ve kirli bir gazın su ve güneş ışığındaki enerji ile şekere dönüştürülürken aynı zamanda hayatî bir gaz olan havadaki oksijenin de yenilendiğini görmekteyiz:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>6 CO<sub>2</sub> (Karbondioksit) + 6 H<sub>2</sub>O (Su) + Güneş enerjisi → C<sub>6</sub>H<sub>12</sub>O<sub>6</sub> (Glikoz) + 6 O<sub>2 </sub>(Oksijen)</em></p>
<p style="font-weight: 400;">Yeryüzünü örten toprak tabakasının beşiklik ettiği bütün yeşil bitkiler, deniz ve okyanusları dolduran yosunlar ve tek hücreli algler gibi canlılar hiç durmadan güneş ışığını işleyen birer kimya fabrikası olup güneşten ışık aldıkları müddetçe sürekli gıda ve oksijen üretirler. Rabbimiz fotosentez yapmak üzere, karada yeşil bitkileri, okyanuslarda ve denizlerde ise su yosunlarını istihdam eder. Su yosunları, tek hücreli olan alglerin birleşmesinden oluşur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yeşil Yapraklarda ve Alglerde Fotosentez </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Fotosentezde suyun ayrıştırılması ve şekerin (glikoz) üretilmesi olarak iki safha vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bitkilerin yeşil yapraklarının hücrelerine ve tek hücreli alglere, kloroplast olarak adlandırılan fotosentez fabrikaları yerleştirilmiştir. Birinci safhada kloroplastlarda, su (H<sub>2</sub>O) molekülleri güneş enerjisi ile parçalanır, su molekülündeki oksijen atmosfere verilirken (soluduğumuz oksijen) suyun yapısındaki hidrojen (H) atomları, glikozun (C<sub>6</sub>H<sub>12</sub>O<sub>6</sub>) sentezi için ikinci bölüme gönderilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hayvanlar ve insanların hücrelerinde ihtiyaç duyduğu oksijen için en önemli kaynak fotosentezle parçalanan sudur (2 H<sub>2</sub>O &#8212;- 2 H<sub>2</sub> + O<sub>2</sub>). Bir insanın beyni, oksijensizliğe en fazla 5 dakika dayanabilir, sonra beyin hücreleri ölmeye başlar. Oksijen bütün insan ve hayvanlar için en önemli rızıktır. Kısacası güneş ve fotosentez hadisesi yaratılmasaydı oksijensizlikten bütün hayvan ve insanlar ölürdü.</p>
<p style="font-weight: 400;">İkinci safhada atmosferdeki karbondioksit (CO<sub>2</sub>) molekülü kloroplastın içine gönderilir ve suyun parçalanmasından gelen hidrojen atomları ile birleştirilerek glikoz yaratılır. Güneş enerjisiyle ayrıştırılan su molekülünün hidrojenlerinin (H), glikozu yaratmakta kullanılması ilk bakışta <em>“(…), hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?”</em> (Enbiyâ,30)<a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> âyet-i kerimesini akla getirmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Glikozun yaratılması sebepler açısından Rabbimizin (celle celâluhu) bitkilerin genlerine koyduğu son derece girift bir yazılım programıyla yürütülür, fakat bu reaksiyonlar zincirinde yer verilen her atom Allah’ın izniyle kendine verilen vazifeyi yerine getirir. Bu ikinci bölümde atmosferde serbest hâlde bulunan karbondioksit (CO<sub>2</sub>) molekülündeki karbonlar<sub>,</sub> glikoz molekülünün yapısında ana ekseni teşkil eder. Bu olaya <em>“karbon atomunun sabitlenmesi”</em> denir.<a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_edn4" name="_ednref4">[4]</a>Böylece karbondioksit (CO<sub>2</sub>) molekülü şeker olarak bizim rızkımıza dönüşür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün canlılar hayatî fonksiyonlarının devamı için enerjiye ihtiyaç duyar.<a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> Canlı hücreler elektrik, ısı veya başka bir enerji kullanamaz, ancak kimyevî enerjiye dönüştürülen ışık enerjisi çok mükemmel bir santraldir. Güneş enerjisi, glikoz molekülünün karbon bağlarına kimyevî enerji olarak yerleştirilir. Böylece gıda olacak organik moleküllerin başlangıcı olarak (yağ ve protein) glikoz yaratılır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Glikozun Neden Hayatî Bir Önemi Vardır</strong><strong>?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Glikoz, bütün besinlerimizin ilk basamağıdır. Glikoz olmazsa hiçbir gıda olmaz. Rabbimiz (celle celâluhu), bir elma ağacının yapraklarında önce fotosentezle glikozu yaratır, sonra ağacın genlerine yazdığı programla, glikozu diğer gıdalara dönüştürür. Gerekli olan diğer atomlar da topraktan sağlanır; bu atomlar özel organizasyonlarla elmadaki gerekli maddelerin yapısına yerleştirilir ve bize ikram edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buğday için de durum aynıdır. Önce fotosentezle glikoz, sonra (nişasta) buğday, sonra un ve nihayetinde ekmek.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çayır ve meraların yeşil örtüsüne fotosentez yaptırılır, glikoz selüloza dönüşür; bu otları yiyen hayvanlar, kendi genlerindeki yazılıma göre onu ete ve süte dönüştürürler ve bize ikram edilir. Allah (celle celâluhu), bu rızıkları fotosentez olmadan da bize doğrudan verebilirdi. Fakat <em>“Rabbimiz yarattığı şeylere, sebepleri vesile kılmıştır. Allah sebepleri yaratıyor, sebeplerin sonunda oluşan şeyleri de yaratıyor.”<a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_edn6" name="_ednref6"><strong>[6]</strong></a></em> Ayrıca <em>“Dünya hikmet, ahiret ise kudret yeridir.”<a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_edn7" name="_ednref7"><strong>[7]</strong></a></em></p>
<p style="font-weight: 400;">Makalemizin başında verdiğimiz âyetlerin sıralaması çok dikkat çekicidir. Bu sıralama ile birinci âyette güneş enerjisini, ikinci âyette hem fotosentez için hem de bitkilerdeki kimyevî reaksiyonlar için gerekli olan suyu, üçüncü ve dördüncü âyette ise fotosentez sonucu oluşan ürünleri gösteriyor şeklinde makul bir mânâ verilebilir. Benzer şekilde Mü’min sûresi 13. âyetteki <em>“gökten rızık indirilmesi”</em> rahatlıkla güneş ışığı, su ve karbondioksitin havadan yere rızık olarak inmesi olarak düşünülebilir. Son olarak Fâtır sûresi 3. âyetteki <em>“</em><em>göklerden ve yerden sizi rızıklandıran”</em> ibaresi de benzer şekilde gökyüzünden inen ışık, su ve karbondioksite işaret ediyor olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün canlıların rızıklandırılmasında, suyla birlikte birinci derecede önemi olan fotosenteze, Kur’ân-ı Kerim’deki birçok âyette işaret edilmesinden, ileride insanlığın gıda sıkıntısına karşı bu hâdisenin incelikleri iyice ortaya çıkarılırsa <em>“fotosentez fabrikaları”</em> bile yapılabilir. Havada karbondioksit çok, su da bol, güneş de her gün doğuyor, o zaman geliştirilebilecek bazı makinelerle glikoz sentezlenip yağa ve proteine dönüştürülebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün bunlara bağlı olarak Kur’ân-ı Kerim’de su, yağmur ve ışık geçen birçok âyet-i kerimeye dolaylı olarak rızık ve fotosentez cihetiyle bakılabilir. Allah (celle celâluhu), kendi varlığının ve birliğinin delillerini anlattığı âyetlerin bir kısmında, gökten bize gönderdiği rızık olarak suyun ve yağmurun yeryüzündeki canlılar için ne kadar önemli olduğunu ifade sadedinde Kur’ân-ı Kerim’de, varlığının delillerini ve bize verdiği lütufları hatırlatırken, en az 29 âyette açık bir şekilde, rızık olarak suya vurgu yapar.*</p>
<p style="font-weight: 400;">*<em>Rızka ve dolayısıyla fotosenteze işaret ediyor olarak değerlendirilebilecek diğer âyet-i kerimeler: Bakara 22 ve 99, Yunus 24 ve 59, İbrahim 32, Nahl 10, Tâ Hâ 53, Enbiya 30 ve 63, Nur 18 ve 19, Furkan 48 ve 49, Neml 60, Ankebut 63, Lokman 10 ve 20, Secde 27, Fâtır 9 ve 27, Yâsîn 34, Zümer 21, Fussilet 39, Zuhruf 11, Câsiye 5, Kâf 9 ve 11, Vâkıa 68, 69 ve 70.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, <em>Hak Dîni Kur’ân Dili</em>, Sadeleştirenler: Prof. Dr. İsmail Karaçam, Yrd. Doç. Dr. Emin Işık, Yrd. Doç. Dr. Nusrettin Bolelli, Abdullah Yücel, Azim Dağıtım, İstanbul, 2011.</p>
<p><a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Yıldırım, Suat, <em>Kur’ân-ı Hakîm ve Açıklamalı Meali</em>. İstanbul: Define Yayınları, Ocak 2013.</p>
<p><a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> BiologyOnline.com.Last updated on June 16th, 2022.</p>
<p><a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Johnson, A.B., Lewis, J. et.al.  (2002): <em>Molecular Biology of the Cell</em>. 4th edition. New York: Garland Science.</p>
<p><a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Nursî, B. S. (2013): <em>Sözler</em>. Risale-i Nur Külliyatından (Sadeleştirilmiş). Ufuk Yayınları. s. 356-357.</p>
<p><a href="applewebdata://1BD5C22B-5ABA-49EF-BC50-4287BF28C45C#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> A.g.e., s. 145.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Vatandaşlık Eğitimi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/kuresel-vatandaslik-egitimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:15:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317789</guid>

					<description><![CDATA[Dünyamız hızla değişiyor ve bu değişim her geçen gün daha da hızlanıyor. Teknolojik ilerlemeler, küreselleşme, çevre sorunları ve kültürel çeşitlilik artışı gibi etkenler, toplumları ve bireyleri derinden etkiliyor. Geçmişe kıyasla daha karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Son 50 yılda dünya nüfusu iki katından fazla arttı[1] ve bu artış beraberinde kaynak talebi, çevre kirliliği gibi sorunları getirdi. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Dünyamız hızla değişiyor ve bu değişim her geçen gün daha da hızlanıyor. Teknolojik ilerlemeler, küreselleşme, çevre sorunları ve kültürel çeşitlilik artışı gibi etkenler, toplumları ve bireyleri derinden etkiliyor. Geçmişe kıyasla daha karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Son 50 yılda dünya nüfusu iki katından fazla arttı<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn1" name="_ednref1"><sup>[1]</sup></a> ve bu artış beraberinde kaynak talebi, çevre kirliliği gibi sorunları getirdi. Dijital devrim ise iletişim, eğitim, iş hayatı gibi pek çok alanda köklü değişimlere yol açtı. Bugün gençler çalışmaya başladığında çoğumuzun hayal bile edemeyeceği işleri yapabiliyor. Tüm bu hızlı değişimlerle birlikte gençleri geleceğe daha iyi hazırlamak her zamankinden daha önemli. Peki bunu nasıl yapabiliriz?</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Küresel Vatandaşlık Nedir?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu soruya cevap arayan uzmanların ortaya koyduğu bir çözüm de gençlerin <em>“küresel vatandaşlar”</em> olarak yetiştirilmesidir. Küresel vatandaşlık, fertlerin kendilerini yalnızca bir ülkenin değil bütün insanlığın ve gezegenin parçası olarak görmeleri anlamına gelir. Bu anlayışta, farklılıklar bir zenginlik olarak kabul edilir, empati ve hoşgörü ön plandadır.<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn2" name="_ednref2"><sup>[2]</sup></a> Bu vatandaşlık anlayışında bireyler, dünyanın çeşitliliği ve bu noktadaki rolünün farkında olan, farklılıklara değer veren ve saygı duyan, dünyanın işleyişi hakkında ortak bir anlayışı olan, sosyal adaleti sıkı sıkıya benimsemiş, yerelden küresele kadar ortak çalışmalara katılan, dünyayı daha adil ve sürdürülebilir bir yer hâline getirebilmek için başkalarıyla birlikte çalışan, farklı kültürlerle etkileşime açık, eleştirel düşünme ve sorgulama yeteneğine sahip ve eylemlerinin sorumluluğunu üstlenen kişiler olarak tanımlanabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Küresel Vatandaşlık Eğitim Müfredatları</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Gençleri küresel vatandaşlar olarak yetiştirmek için öncelikle eğitim müfredatlarının ve uygulanan eğitim modellerinin bu yönde güncellenmesi gerekmektedir. Bu güncelleme yapılırken bugün bütün modern eğitim anlayışlarının kabul ettiği çevre bilinci aşılama, analitik düşünme, eleştirel düşünmeye açık olma<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn3" name="_ednref3"><sup>[3]</sup></a>, özgür karar verme gibi pek çok husus değiştirilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna mukabil, modern eğitimin kabul ettiği temel prensiplere ek olarak, <em>küresel vatandaşlık eğitimi</em>nin en önemli ayağı ya da eğitim bilimlerine katkısı ise gençlere farklı kültürler hakkında farkındalık kazandırmaktır. Böylece gençler; farklılıklara saygılı, sorunlara duyarlı, yenilikçi çözümler üretebilen küresel vatandaşlar olarak yetişecektir. Farklı kültür ve insanlar ile rahatlıkla çalışma yeteneği veren <em>küresel vatandaşlık eğitimi</em>, gençlerin geleceğin sorunlarına hazır olmak için harekete geçmesi ve daha rahat kooperasyona girebilmesi adına onlara önemli beceriler katar. Zaten günümüz dünyasında da böyle bir dayanışma beklenmektedir. Mesela <em>Büyük Hadron Çarpıştırıcısı</em> (LHC), dünyanın en büyük ve en güçlü parçacık hızlandırıcısıdır. CERN laboratuvarında bulunan bu projede, 100&#8217;den fazla ülkeden 10.000&#8217;den fazla bilim insanı ve mühendis görev almıştır. LHC, evrenin temel parçacıklarını ve işleyişini araştırmak amacıyla kullanılmakta olup; tıp, uzay, fizik, kimya ve biyoloji gibi alanlarda pek çok yeni keşfe zemin hazırlamıştır. Bu tür iş birlikleri, farklı bakış açılarının ve tecrübelerin paylaşılmasını sağlayarak daha yaratıcı ve inovatif çözümlerin geliştirilmesine katkıda bulunacak; ayrıca iş birliği, dayanışma ruhu ve empati kurma becerilerini geliştirecektir. Böylece insanlığın ortak problemleri olan kanser, küresel ısınma ve benzeri pek çok probleme ortak çözümler bulunabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Küresel vatandaşlık eğitimi</em>nin pek çok faydası olduğunu ortaya koyan araştırmalar mevcuttur. Örneğin, bu eğitimi alan kişilerde küresel konular hakkında bilgi ve farkındalık artışı gözlenmesi,<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn4" name="_ednref4"><sup>[4]</sup></a> öğrencilerde sıra dışı ve eleştirel düşünme becerilerinin gelişmesi<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn5" name="_ednref5"><sup>[5]</sup></a> ve farklı kültürlere saygı duyma ve küresel dayanışma anlayışının artması<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn6" name="_ednref6"><sup>[6]</sup></a> gibi hususlar bu araştırmalarda zikredilmektedir. Böylece küresel vatandaşlık, öğrencilere yalnızca akademik katkı sunmamakta, aynı zamanda onların bütünsel gelişimini de olumlu etkilemektedir. Bu eğitim anlayışını öğrencilere kazandırma adına farklı ülkelerden konuk konuşmacılar davet edilebilir, uluslararası değişim programları düzenlenebilir veya çok kültürlü projeler yürütülebilir.<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn7" name="_ednref7"><sup>[7]</sup></a> Aynı şekilde bu doğrultuda sivil toplum kuruluşları ile iş birlikleri kurulabilir, gönüllü çalışma projeleri desteklenebilir.<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn8" name="_ednref8"><sup>[8]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Küresel Vatandaşlık Anlayışına Yapılan Eleştiriler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yukarıda değinilen hususlara mukabil konunun uzmanları tarafından <em>küresel vatandaşlık eğitimi</em>ne yönelik ciddi eleştiriler de mevcuttur.<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn9" name="_ednref9"><sup>[9]</sup></a> Eleştirilerin başında bu eğitimin evrensel değerleri tüm kültürlere dayatma riskini taşıması gelmektedir. Her ne kadar teoride farklılıklara önem verildiği söylense de uygulamada bu tür bir tek tip evrensel eğitim metodu, yerel kültürlerin ve değerlerin göz ardı edilmesine sebep olabilir. Ayrıca bu metodun yayılması ve yaygınlaşması, eğitimde tekdüze bir modelin benimsenmesine yol açabilir ve bu da çeşitliliği azaltabilir. Aynı şekilde politik, ekonomik ve ideolojik pek çok sebepten ötürü bu tip bir eğitimin hayata geçmesi çok zor olmakta ve bir ütopya olarak algılanmasına da yol açmaktadır. Zaten dünyadaki birbirinden farklı binlerce eğitim anlayışının nasıl böyle tek bir sisteme entegre olacağı da cevapsız sorular içindedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu yapıcı eleştirilere ek olarak <em>küresel vatandaşlık eğitimi</em>nin tamamen art niyetle dizayn edilmiş bir sistem olduğu da söylenmektedir. Modern çağda sömürü anlayışının bütün dünyada uygulanabilmesi için, insanların robotlaştırılması ve tek bir merkezden yönetilmesi adına manipüle etmek için tasarlanmış bir sosyal toplum mühendisliği olduğunu öne sürenler de az değildir. Goodhart gibi bazı araştırmacılara göre, bu tür bütün milletleri birleştirici bir yaklaşım günümüz insanlığında makes bulmamakta ve geri tepmektedir; bunu sosyal olaylara bakarak ifade etmektedirler.<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu eleştirilere rağmen dünyanın bazı ülkelerinde <em>küresel vatandaşlık eğitimi</em> derslerinin yaygınlaştığını söylemek mümkündür. Mesela İspanya’da lise düzeyinde zorunlu <em>“Dünya Vatandaşlığı”</em> dersi bulunmaktadır.<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn11" name="_ednref11"><sup>[11]</sup></a> Aynı şekilde Kosta Rika, 2017’den bu yana okullarda <em>“Barış Eğitimi ve Küresel Vatandaşlık”</em> dersini müfredata aldı. Bu ders ile çocuklar küresel sorunlar karşısında analitik düşünme ve çözüm üretme becerilerini geliştiriyorlar.<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn12" name="_ednref12"><sup>[12]</sup></a> Kanada’da eyaletlerin çoğu müfredatı küresel vatandaşlık çerçevesinde yapılandırıyor. Çevre bilinci, insan hakları, yurttaşlık bilgisi, sosyal adalet gibi değerler bu vizyonun temelini oluşturuyor.<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn13" name="_ednref13"><sup>[13]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hizmet Okulları ve Küresel Vatandaşlık Eğitimi Uygulamaları</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Benzer şekilde, barış, diyalog ve sevgi mesajlarını yaymak amacıyla dünyanın dört bir yanında açılan <em>Hizmet okulları</em>arasında bu eğitim metodolojisini uygulayanlar da mevcuttur. Yapılan son araştırmalarda<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn14" name="_ednref14">[14]</a> Hollanda’daki <em>Hizmet Hareketi</em>ne mensup okullarda <em>“World Citizens Course”</em> adı altında <em>küresel vatandaşlık eğitimi</em>nin verildiği görülmektedir. Araştırmanın yapıldığı 2018 yılında konu hakkında ilgili okul müdürü şu sözleri söylemişti:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Bu okulu ilk açtığımızda misyonumuz ‘dünya vatandaşlığı’ kavramıydı. Yani herkesle birlikte yaşayabilirsiniz. Bu 2006&#8217;da çok orijinal bir kavramdı ama 2018&#8217;de artık orijinal değil. Çünkü artık diğer eğitim birimleri de aynı şeyden bahsediyor. Ama 2006’da dünya vatandaşlığı kavramına başladığımızda çok yeni ve benzersizdi ve sürekli olarak buna neden ihtiyaç duyulduğu üzerine düşünmek zorundaydık.”</em><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn15" name="_ednref15">[15]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmanın yer aldığı diğer Avrupa, Afrika ve Amerika ülkelerinde ise <em>etik dersleri</em> veya <em>karakter eğitimi</em> gibi benzer derslerle <em>ortak yaşam ve küresel ortak insanî değerler eğitimi</em> de aynı çalışmada ortaya konmuştur.<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn16" name="_ednref16">[16]</a> Bu noktada Hollanda devletinin ve eğitim sisteminin <em>küresel vatandaşlık eğitimi</em>ne önem verdiği ve bu yüzden Hizmet okullarının bu lokal anlayışa uyum sağladığı söylenebilir.</p>
<table style="font-weight: 400;" width="421">
<tbody>
<tr>
<td width="165"><strong>Hizmet Okulunun Bulunduğu Ülke/Bölge</strong></td>
<td width="256"><strong>Uygulanan Program</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="165">Almanya</td>
<td width="256">Etik dersi</td>
</tr>
<tr>
<td width="165">Belçika</td>
<td width="256">Etik dersi</td>
</tr>
<tr>
<td width="165">Hollanda</td>
<td width="256">Küresel Vatandaşlık Eğitimi</td>
</tr>
<tr>
<td width="165">Tanzanya 1</td>
<td width="256">Etik dersi</td>
</tr>
<tr>
<td width="165">Tanzanya 2</td>
<td width="256">Etik dersi</td>
</tr>
<tr>
<td width="165">Zanzibar (Tanzanya)</td>
<td width="256">Etik dersi</td>
</tr>
<tr>
<td width="165">Massachusetts /ABD</td>
<td width="256">Karakter Eğitimi</td>
</tr>
<tr>
<td width="165">New Jersey / ABD</td>
<td width="256">Karakter Eğitimi</td>
</tr>
<tr>
<td width="165">Washington / ABD</td>
<td width="256">Karakter Eğitimi</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="font-weight: 400;">İslamî perspektiften bakıldığında, Allah’ın insanları tek bir ümmet olarak yarattığı ve sonradan insanların kavimlere ümmetlere ayrıldığı Kur’ân-ı Kerim’de beyan edilir.<a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_edn17" name="_ednref17">[17]</a> Bunun amacı, farklı toplumların birbiriyle tanışması ve anlaşmasıdır. İnsanlığın farklı kabiliyetlerinden istifade edilmesi, kültürel zenginliklerden karşılıklı olarak faydalanılması ve ortak mirasın zenginleştirilmesi bu bakımdan önemli bir husustur. Bu noktada <em>küresel vatandaşlık eğitimi</em> gibi eğitim müfredatları fayda sağlamaya matuf uygulamalardan biridir. Sahada eğitimcilerin, okul çalışanlarının ve velilerin bu tür eğitim anlayışlarının güçlü ve zayıf yönlerini dikkate alarak pratiğe dökmeleri, eğitimde etkinlik ve anlam arayışının sürdürülebilmesi açısından önemlidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref1" name="_edn1"><sup>[1]</sup></a> Birleşmiş Milletler Nüfus Bölümü verilerine göre, dünya nüfusu 1970&#8217;de 3.6 milyar iken, 2020&#8217;de 7.8 milyara ulaşmıştır.</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref2" name="_edn2"><sup>[2]</sup></a> Smith, M. K. (2020). “Globalization and global citizenship.” <em>The encyclopedia of pedagogy and informal education.</em></p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref3" name="_edn3"><sup>[3]</sup></a> Sternberg, R. J. (2020). “Teaching critical thinking: Its importance, educational imperatives, and strategies.” <em>Journal of Education in Society</em>.</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref4" name="_edn4"><sup>[4]</sup></a> Hendershot, K. &amp; Sperandio, J. (2009) <em>Current Issues in Comparative Education</em>, 12(1), 45-55</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref5" name="_edn5"><sup>[5]</sup></a> Tye, B.B. (2009) “Global education: A worldwide movement” (pp. 21–35)</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref6" name="_edn6"><sup>[6]</sup></a> Hanvey, R.G. (2004). <em>An attainable global perspective.</em> New York: Global Perspectives</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref7" name="_edn7"><sup>[7]</sup></a> Reimers, F. M. (2020). <em>Empowering students to improve the world in sixty lessons.</em> Melbourne, Australia.</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref8" name="_edn8"><sup>[8]</sup></a> Winthrop, R. (2018). <em>Leapfrogging inequality: Remaking education to help young people thrive</em>. Brookings Institution Press.</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Goodhart, D. (2017). “Anywheres and Somewheres”, <em>The Road to Somewhere</em>, Great Britain: Penguin Random House UK.</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> Ibid.</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref11" name="_edn11"><sup>[11]</sup></a> Reimers, F. M. (2020). <em>Empowering students to improve the world in sixty lessons</em>. Melbourne, Aus.: Zephyr Press.</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref12" name="_edn12"><sup>[12]</sup></a> Winthrop, R. (2022). “Leapfrogging inequality through education innovation for transformation (LIFE IT).” <em>Brookings Report</em>.</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref13" name="_edn13"><sup>[13]</sup></a> Jorgenson, S. (2014). “Global citizenship education in Canada.” <em>Journal of Global Citizenship &amp; Equity Education,</em> 4(1)</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> Altın, M.E. (2020, February 20). <em>Internationalization through Localization: Gülen Inspired Schools, PhD Dissertation,</em> Hamburg, Dr. Kovac Verlag.</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> Ibid, s. 161.</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref16" name="_edn16">[16]</a> Ibid, s. 201.</p>
<p><a href="applewebdata://67FE84B7-23F8-4F3E-822A-C721538CDEE0#_ednref17" name="_edn17">[17]</a> Bakara Sûresi, 2/213.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Estağfirullah</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/estagfirullah/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:15:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317787</guid>

					<description><![CDATA[Bir estağfirullah ile başlar yolculuk; Ellerin titrediği yerde gönlün yeminidir estağfirullah. Hak boyası ile boyanmak, gözlerdeki perdeleri aralamaktır. Barışın göklerinde gönlünce uçmaktır estağfirullah. Hatalara bulaşmaktan dolayı kendine savcı olmaktır, insanlardan geçmek, dua dua çoğalmaktır. Gerçek kapının tokmağına can vuruşlarını himmet eylemenin adıdır estağfirullah. Yarınları ayağına çağırmanın, sevgili deyince zamandan geçmenin, hükümlere “Hâkim var!” demenin onurudur. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Bir <em>estağfirullah</em> ile başlar yolculuk;</p>
<p style="font-weight: 400;">Ellerin titrediği yerde gönlün yeminidir estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Hak boyası</em> ile boyanmak, gözlerdeki perdeleri aralamaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Barışın göklerinde gönlünce uçmaktır estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hatalara bulaşmaktan dolayı kendine savcı olmaktır, insanlardan geçmek, dua dua çoğalmaktır. Gerçek kapının tokmağına can vuruşlarını himmet eylemenin adıdır estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yarınları ayağına çağırmanın, sevgili deyince zamandan geçmenin, hükümlere <em>“Hâkim var!”</em> demenin onurudur. Şeytanı konduğu dallardan kovup oralardan Hak meyvesi devşirmenin adıdır. Dünyalıkların adını bir hiç koymaktır; bilmeyişini, bilemeyişini haykırmaktır. Karanlık caddelerde aydınlığa tek menzil koşmaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ellerin semalarda kanat olmasıdır estağfirullah. Haddi bilme, kendine gelme ve her sorana O’nu sabitkadem söylemedir. Kırılganlıkların cümlesini Muhammedî boya ile boyamadır; <em>“Onlar bilmiyorlar.”</em> demedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Başa gelenlere hikmet nazarı dilenmedir estağfirullah. Sevgiliyi göremediğin günleri bir <em>“sevgili”</em> deyişle kazanmaktır. Yitmişleri bulmanın görünen resmi olduğu kadar, bulunanları onun adına infak etmektir estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“İyi ki”</em>lerin, keşkeleri yenmesidir. Semtinden hoyratları kovmak değil, semtin sahibini duyarak onlara karşı da Muhammedî merhamet ile duadır. Acizlik ülkesinde erenlerin başını sultana kaldırışıdır. Elleri sonsuza açarcasına zifiri gözlerden <em>Yâr</em>’e varmaktır estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sevabı, günahı hesaba katmadan mahcubiyetin zirvesinde ben geldim demektir. Aşk ehlinin sözlerini gözlerinden yaşlarıyla söylemesidir. Dervişlerin kapısından ayrılmadığı en büyük Peygamberin en büyük mirasıdır estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kendinden bilmeme adına nimetlere şükür için sarılmaktır. Tevazunun insanlara karşı dile düşmesi değil, cümle övgüleri nasip edene karşı <em>“Değildir bu bana layık bu bende / Bana bu lütf ile ihsan nedendir?”</em> deyip sırlardan bir sır olma duasıdır. Çöllerde mecaza aldanma değil, kumları adedince Hâlık-ı Kerim’i görmedir estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>İhsan sırrı</em>nca çoğalıp düştüğün yerlerde bahar olmanın, topraklarda erimenin, hep ama hep O’nu konuşmanın adıdır. Kalbin isini pasını her dem sanat sanat silmektir ve kalbin cilasıdır. Yana yakıla bir yolculukta adımların emanet olduğunu nefeslere yazmaktır estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">İki emniyetin bir arada olmadığını bilip emaneti sahibine sevgi ile korku ile bakış bakış sormaktır. Her an görüldüğünü bilip, O’nu görüyor gibi kıyamlarda durmaktır. Hakk’ın Habîb-i Edîbi’ni (sallallâhu aleyhi ve sellem) anıp onun hürmetine <em>“Sultanım, aranızdaki muhabbet hürmetine!”</em> diyerek cümle mesuliyet adına yardım dilenmedir estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Allah’ın insana sunduğu büyük sofraya büyük bir edeple oturmaktır estağfirullah. İnsanın gönlünce şükretmesi için çok büyük bir adım ve insanları davet adına büyük bir hak kazanmadır estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">İmanın ne kadar büyük bir nasip olduğunu anlamak ve bunu anlatmak adına kalbin temizliğine ihtiyaç olduğunu hissetmektir estağfirullah. Bazen bir kenarda usulca ağlamak, bazen de kalbin hıçkırıklarını kendi kalbinden bile saklamaktır. Kalbin en güzel dairelerine girmek ve onlar içerisinde dünyevî lezzetlerin ötesinde nice nice lezzetin olduğunu anlamaktır estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zamanın elinden kurtulmak, mekânın prangasından kurtulmak, zamanın ve mekanın Allah’ın kulu olduğunu ilan etmektir estağfirullah. Bütün kâinatın Yunus diliyle bir tevhit zikrinde olduğunu anlamak için dünyevî kirlerden arınmaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Gel o dersi benden al ki adı hicrandır.”</em> diyen şairlere <em>“Ballar balını buldum..”</em> diye yine şairce cevap vermektir estağfirullah. Estağfirullah birazcık daha insan olmak ve insan kalabilmek adına gayretle kalmaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanın, yolculuğunun sadece kendi yolculuğu olmadığını fark etmesidir. Başkaları adına da yepyeni dünyalar kurma vazifesinin kendisine verildiğini anlamadır. Dünyaya gelir gelmez mütedâhil daireler içerisinde olduğunu idrak etmesidir. Estağfirullah içi o kadar dolu bir kelimedir ki hem geçmişi hem geleceği hem de şimdiyi kapsar. İnsanın ezel bezminden yola çıktığının en büyük ispatıdır estağfirullah. Kalplerin ve kalbin içindeki süveydaların özüne kavuşmasıdır. Öz pınarlar gibi dupduru akmanın adıdır estağfirullah. Nicelerinin gönül yanıklığını dindiren nicelerinin yoluna su serpen bir tükenmez selsebil ve aynı zamanda kaderin yoluna su serptiği insanların hakikatidir estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlığın en iyi yol arkadaşıdır estağfirullah. Her zaman onun kapısına bereketi getiren ve o bereketin orada iki dünya adına beklemesi için tevatür derecesinde rivayetlerin ve hakikat derecesinde nurların olduğu büyük bir dünyadır. İnsan estağfirullah ile yola çıkınca aslında yaratılış hakikatindeki saflığın temizliğin duruşun ve o iç güzelliğinin insana neler kattığını anlar. O yüzden bütün alfabeler ve sözcüklerin manasının özünde estağfirullah vardır. Ve estağfirullahın en küçük bereketi bile düşen karlar kadar yağan yağmurlar kadardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tüm saklıları hemen ortaya döküp “Neysem o.” diye sızlananların en büyük itirafıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazen bir şey diyememek büyük bir suskunluktur; bazen bir hastalık elinde çare aramaktır estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ebedi tebessümleri gönüllere taşımaya aday olmaktır. Ümmet olmanın kalbe vurulan mührüyle kapıları aralamak ve vazifesinde Nebi’ye (sallallâhu aleyhi ve sellem) ensar olmaktır. Gönüldeki mesafeleri muhacir edasıyla bitirmektir ve sevaptan günaha en sessiz hicrettir estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uhuvveti, ihlâsı, diğergamlığı ve hasbiliği; kendinden geçen, yaşamaktan yaşatmaya yolcu olanların tadacağını bilmektir estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Suları bile incitmeyecek kadar kimseyi kırmamaya yeminleşme adına, dilin gönülle aynı masaya oturmasıdır estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sevgiye, muhabbete, aşka yalnız gitmemek için yiğitleştikçe yiğitleşmektir. <em>Ene</em>nin maksut adına sırrını çözmektir. Allah’tan ötesine kapalı kalmaktır estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Estağfirullah dedikçe hakkıyla diyemediğini bilip iki büklüm olmak, öleceksek de senin kapında demektir estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tüm kabullenişlerin adıdır estağfirullah.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir <em>estağfirullah</em> ile başlar yolculuk…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalbin Zümrüt Tepeleri &#8211; Vakt &#8211;</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/kalbin-zumrut-tepeleri-vakt/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:15:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ortasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317785</guid>

					<description><![CDATA[Zamandan bir parça ve çağ da demek olan vakit; sofîlerce, Hak yolcusunun üzerine akıp gelen ilâhî vâridât ve kurb dalga boylu tecellilerin zamanıdır ki; böyle bir vâridât kendine has televvünleriyle sâlikin benliğini sarar –tabiî herkesin istidadı ölçüsünde– ve onun ruhuna kendi ilahiliğini nakşeder.. eğer gelen vâridler, havf ve hüzün eksenliyse, sâlik âdeta bir havf ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Zamandan bir parça ve çağ da demek olan vakit; sofîlerce, Hak yolcusunun üzerine akıp gelen ilâhî vâridât ve kurb dalga boylu tecellilerin zamanıdır ki; böyle bir vâridât kendine has televvünleriyle sâlikin benliğini sarar –tabiî herkesin istidadı ölçüsünde– ve onun ruhuna kendi ilahiliğini nakşeder.. eğer gelen vâridler, havf ve hüzün eksenliyse, sâlik âdeta bir havf ve hüzün timsali hâline gelir; şayet sürur ve inşirah televvünlüyse bu kez de onun duygu dünyasında –temkin kaydıyla– bir huzur ve coşku duyulmaya başlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Böyle bir sâlik, Hak’tan gelen bu vâridlerin şuurunda ise, <em>“Lütfun da hoş, kahrın da hoş.”</em> mülâhazasıyla sürekli rıza soluklar, itminan içinde oturup kalkar ve teslimiyet, tevekkül, tefvîz vadilerinde <em>“sika”</em> avlamaya çalışır&#8230; Hak’tan gelen bu esintilerin, şart-ı âdi planında, –hususiyle de irade ve ihtiyarın müdahalesi esas olan konularda kaçırılan fırsatlar gibi– fevt edilmesi, <em>“ebrâr”</em> ve <em>“mukarrabîn”</em>e göre hata sayılabilir ve kalbin Hak’la muamelesinde irtifa kaybetmesinden ötürü de herkesin derecesi ölçüsünde cezalandırılabilir; cezalandırılabilir, zira bu seviyedeki hak yolcusu, zamanın en küçük parçalarını bile behemehâl en rantabl şekilde değerlendirme, birleri binlere yükseltme gayreti ve niyeti içinde bulunma mecburiyetindedir. Aslında bundan dolayıdır ki tasavvuf ıstılahında sofîye <em>“ibnü’l-vakt”</em> denilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>İbnü’l-vakt olma</em>, sâlikin, yaşadığı anın gereklerini çok iyi düşünerek, faaliyetlerini Allah nezdinde en evlâ ve en faydalı sayılan işlerden başlamak suretiyle, en küçük bir zaman parçasına pek çok iş sıkıştırarak, Hakk’ın bahşettiği imkânları, ilâhî mevhibeler adına yedi veren, yetmiş veren, yedi yüz veren&#8230; tohumlar gibi değerlendirmeye çalışmasıdır ki; bu bir mânâda ilâhî vâridât ve işaretlerin geldiği kaynağa yönelme ve istikametle aktif beklemeye geçerek Hakk’a tahsis-i nazar edip, iradesini Hazreti Murad’ın iradesine bağlamak suretiyle vaktin ve hâlin bulunmadığı noktaları kollama demektir. Hazreti Mevlâna, mebdei <em>“vakit”</em>, müntehâsı da <em>“lâmekân ve lâzaman aralığı olan”</em> böyle zevkî ve hâlî bir mertebeye ki –biz buna vücûb ve imkân arası mülâhazasını işaret eden <em>“Kâb-ı kavseyni ev ednâ”</em><a name="_ftnref1"></a><a href="itss://chm/KALBiN%20ZUMRUT%20TEPELERi/KZT%202/21%20vakt.htm#_ftn1"><sup>[1]</sup></a> makamının izdüşümü de diyebiliriz– şöyle işaret buyururlar:</p>
<p style="font-weight: 400;">صُوفِي ابْنُ الْوَقتْ بَاشَدْ دَرْ مِثَالْ لِيك صَافِي فَارِغَست اَز وَقت وَحَال</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Sofî ibnü’l-vakt örneğidir; sâfiye gelince o vakitten de hâlden de hâlîdir.”</em></p>
<p style="font-weight: 400;">Enbiyâ-i izâm, asfiyâ-i fihâm, evliyâ-i kirâmın, irsal, tavzif ve tekrim dönemleri, makro planda birer kapı aralama ve ilâhî vâridlerle dünyaları şereflendirme, nurlandırma vakitleridir. Bu kudsîlerin neşrettikleri envârın istila ve ihatasının genişliği ölçüsünde vakit, vakitler sultanı ve bu kutlu zaman parçasının gece gündüz çerçevesindeki dilimleri de eyyâmullah (Allah günleri) sayılmasına karşılık, onların temsil ettikleri aydınlık düşüncenin daralması, büzüşmesi, hatta yeryüzünde büyük ölçüde mahrumiyetlerin yaşanmasına da zamanın hazana uğraması, vaktin kararması diyebiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evet, Cenâb-ı Hak, yolundaki kullara teveccüh buyurmak, merhametle kuşatmak isteyince, onları vakitle teyit eder ve zamanı, onların zaman üstü olmalarına bir merdiven yapar. Tabiî inhiraf edenleri yalnızlığa salmak isteyince de zamanın başına şerri dolar ve onları kararmış, bereketsiz ve Hakk’a kapalı vaktin yamaçlarında dolaştırır. Böyle uğursuz bir zaman parçasına vakit demek, sırf mukabele mülâhazası ve mekânın itibarî bir buudu olması düşüncesine binaendir. Yoksa aslında <em>“mutlak zikir kemaline masruf”</em> ve vakit, Hakk’ın şuûnâtının tarassut menfezlerine akan bir çağlayandır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Vaktin gerçek kahramanları her zaman bugünü düşünmüş, bugünü değerlendirmiş; dünü, yarını da bugünün mebdei ve akıbeti olması itibarıyla mülâhazaya almış ve sonrakileri birer atkı, ilkini de hayat dantelamızın örgüsüne esas unsur olarak kabul etmişlerdir. Bunların bir adım daha önünde bulunan zaman üstü hak erlerine gelince, onlar, zamanın her parçasını, Hakk’a tahsis-i nazar etmek yoluyla öyle sihirli bir hâle getirmişlerdir ki: مَنْ لَمْ يَذُقْ لَمْ يَعْرِفْ fehvâsınca onların örfânesine iştirak etmeyen, ne onların mazhar oldukları vâridât sağanağını ne de girdaplar sırlılığındaki marifet ve haz ufuklarını kavrayabilir. İşte böylelerinin idrak ufku itibarıyla vakit; sağanak sağanak yağmurla coşan bir sema ve üfül üfül yeşilliklerle salınan bir zemin hâlini alınca, sâlik yer yer geçmiş vâridleri düşünerek hep: أَفَلَا أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا <em>“Ya ben çok şükreden bir kul olmayayım mı?”</em><a name="_ftnref2"></a><a href="itss://chm/KALBiN%20ZUMRUT%20TEPELERi/KZT%202/21%20vakt.htm#_ftn2"><sup>[2]</sup></a> der, iki büklüm olur; zaman zaman da minnet hislerini kelâm-ı nefsîye dönüştürerek iç mülâhazalarının enginliklerinde kendini şükran dalgalarının kucaklayıcılığına salar ki böyle bir kutlunun nazarında sorumluluklar hep hayra ve berekete, hayır ve bereketler de temkin ve tedbir çizgisinde bir salih daireye inkılâp ederek sürer gider&#8230;</p>
<p style="font-weight: 400;">Nimetlerin kaynağına vukuf ve ruhun böyle bir teveccühteki iltifatı kavraması sayesinde sâlik, tasavvurlar üstü bir haz derinliğine ulaşır, hatta nikmetleri dahi birer nimet gibi hissetmeye başlar ki, böyle bir mazhariyet belli bir meşrep ve mizaçtaki bazı ruhlar için laubalilik ve şatahat kapılarını aralamasına mukabil, seyr u sülûklerini <em>“Sünnet-i Seniyye”</em> rehberliğinde sürdürenler, her zaman temkinle televvünü bir arada duyar ve ilâhî ahkâma inkıyatla, Hakk’a yakınlıklarını mehâfet ve mehâbetle süsler, yer yer ilim ve marifet kanatlarıyla vilâyet semasının derinliklerinde pervaz eder ve <em>“Her şey Senden”</em> diyerek kilometrelerle ifade edilmeyecek bir irtifaı, sonsuz mahviyetle bir arada götürürler; götürür ve sürekli hâlden hâle intikal içinde temkin kâsesi ile televvün yudumlarlar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Bunun ötesinde son bir adım daha atabilenler için</em> eşya ve hâdiseler bütün bütün silinip gider, mazi-müstakbel birbirine karışır, vakit ve zaman dediğimiz izafî şeyler de Hazreti Sahibü’l-Vakt’in nâmütenâhîliğinde eriyerek sâlike bakan yönüyle tamamen yok olur ve bu vadide yolculuğunu sürdüren sâlik, <em>“cem”</em> televvünlerini zevk ederek, her şeyin <em>“tecellî-i vahidiyet”</em> içindeki mütelâşî manzarası karşısında, hayret buudlu bir istiğrak, ürperten bir dehşet, hatta tecelliyi tezahüre karıştırmak gibi bir ruh hâleti yaşar ki işte böyle bir zirve, insanın duygu, düşünce ve zevk âleminde pek çok iltibasa kapıların aralandığı bir noktadır ve böyle bir noktada bazı mizaçlar, tecelli-zuhur iltibasına girdikleri gibi, damlayı derya, zerreyi güneş, sıfırı sonsuz ve hiçi de her şey görerek</p>
<p style="font-weight: 400;">أَنَا الْحَقُّ، مَا أَعْظَمَ شَأْني، مَا فِي الْوُجُودِ إِلَّا اللهُ، مَا ثَمَّ مَوجُودٌ عَلَى الْحَقِّ إِلَّا اللهُ</p>
<p style="font-weight: 400;">gibi sözler söyleyebilirler; hem de temkin, tedbir ve fark mülâhazasının yol vermemesine rağmen söyleyebilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Oysaki her şeyin O’ndan olması ve O’nunla kaim bulunması başka, O olması bütün bütün başkadır. Ne var ki hâdiselerin; Peygamber meşalesi altında, yine peygamberâne bir basîret ve şuurla yorumlanacağı ve seyr u sülûk-i ruhanînin temyiz ve temkin yörüngeli hâle geleceği ana kadar bazı mizaçların bu iltibaslardan kurtulmaları oldukça zordur.</p>
<p style="font-weight: 400;">اَللّٰهُمَّ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقيمَ صِرَاطَ الَّذينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ</p>
<p style="font-weight: 400;">وَصَلَّى اللهُ عَلٰى سَيِّدِنَا مَحَمَّدٍ وَاٰلِه وَصَحْبِه أَجْمَعينَ</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sızıntı, Ağustos 1996</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><a name="_ftn1"></a><a href="itss://chm/KALBiN%20ZUMRUT%20TEPELERi/KZT%202/21%20vakt.htm#_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>     Necm sûresi, 53/9.</p>
<p style="font-weight: 400;"><a name="_ftn2"></a><a href="itss://chm/KALBiN%20ZUMRUT%20TEPELERi/KZT%202/21%20vakt.htm#_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>     Buhârî, <em>teheccüd</em> 6; Müslim, <em>sıfâtü’l-münâfıkîn</em> 79-81.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı  Kerim&#8217;de Bal Arısı</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/kuran-i-kerimde-bal-arisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:15:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317783</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: ‘Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut.’ Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır.” (Nahl, 16/68-69) Akıl [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><em>“Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: ‘Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut.’ Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır.”</em> (Nahl, 16/68-69)</p>
<p style="font-weight: 400;">Akıl ve irade sahibi insanların tesis ettiği bir işletmenin idaresi için çok fazla insan istihdam ediliyor ve binlerce lira masraf yapılıyor olmasına rağmen, tam randıman alınamaz. Hâlbuki bir kovan içindeki binlerce arı hiçbir insan topluluğunun başaramayacağı mükemmellikte bir organizasyon içinde çalıştırılmaktadır. Peki ama nasıl? Bütün hayvanların birer ümmet olduğunu bildiren Kur’ân-ı Kerim’de <em>arı</em> ve <em>karınca</em>nın ismi iki sûreye başlık yapılmış, enteresan şekilde zooloji bilimi de bu böcekleri (termitlerle beraber) <em>sosyal böcekler</em> olarak isimlendirmiş, bir akıl ve iradeleri olmayan hayvanlar ilâhî ilme ve iradeye tâbi kılınmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlara ait müesseselerde bazen şahıslar kendi menfaatini öne çıkarıp hep daha fazla kazanmak, önündeki amirinin yerine geçmek veya daha az çalışıp daha çok eğlenmek isteyebilir. Hâlbuki arıların yaptıkları işten hiçbir şahsi beklentileri yoktur. Kovandaki işçilerden kraliçesine ve erkeklerden askerlerine kadar her seviyedeki hiçbir arı şahsi bir maksat ve düşünceyle hareket etmez, sevk-i ilâhî olarak aldıkları emirlere şartsız itaat ederek kovandaki sistemin muhafazası için çalıştırılırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Bütün hayvanların davranışları dünyaya gelir gelmez ortaya konulmaya başlar. Hayatta kalması için gerekli bütün temel bilgiler verilmiş, bütün melekeleri geliştirilmiştir. Her türe has davranış özellikleri birkaç saat veya birkaç gün içinde hayvanın hayatına tam olarak yön verebilecek seviyeye ulaştırılır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir insanın bu seviyeye gelmesi en az 15-20 sene gerektirir. Hayvanlar ise hayat şartlarını ve çevrelerini bilen Alîm ve Kadîr bir Zât tarafından hazırlanıp gönderilmekte olup, onların aslî vazife ve fonksiyonları, öğrenerek mükemmelleşme değildir. Onlar, hayatlarını kendilerine verilen sevk-i ilâhî davranışlarıyla sürdürmek üzere yaratılmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Enteresan bir tevafuk veya mucize diyebiliriz; arıdan bahsedilen tek sûre olan Nahl sûresi, Kur’ân’da 16. sûredir ve bal arılarının kromozom sayısı da 16’dır. Bu konuyla ilgili iki âyet-i kerimeyi kelime kelime takip ederek hem Kur’ân’ın icâzına hem de arının mucizevî özellikleriyle olan tevafuklarına bakalım:</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>1</strong>&#8211; وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ (Ve evhâ rabbüke ile’n-nahli) <em>“Rabbin bal arısına şöyle vahyetti.”</em> şeklinde başlayan âyette Allah’ın (celle celâluhu) yarattığı mahlukatı muhatap alarak vahyetmesinin değişik dereceleri vardır. Mesela: Yeryüzüne vahyettiği zaman: <em>“Şüphesiz Rabbin ona bunları vahyeder”</em>. (Zilzâl, 99/5) der ve ona belirli bir şey yapmasını emreder. Arıya vahyettiği zaman ise bu, Allah’ın, onun davranış programına koyduğu bir sevk-i ilâhî’nin ilhâmı ile olur. Bazen Musa <em>aleyhisselam</em>’ın annesine olduğu gibi normal bir insana ilhâm şeklinde vahyeder: <em>“Bunun içindir ki Mûsâ dünyaya gelince annesine şöyle ilham ettik: </em>‘<em>Onu bir süre emzir…</em>’<em>”</em> (Kasas, 28/7). Peygamberlerine vahyettiği zaman da bu bir peygamberlik vahyidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Arının ortaya koyduğu ürün hem Allah’ın sanatını icra etmesi açısından hem de insana kıymetli bir şey takdim ettiği için Allah ona vahyediyor. Arının ürettiği bal insanın fizyolojisine bakan yönüyle hem besin değeri açısından hem de bazı hastalıklara şifa olması yönüyle çok kıymetlidir ki; girişteki âyette onun ürettiği her şeyin şifa olduğu bizatihi ifade edilir. <em>“Şifa”</em> kelimesi ise Kur’ân’da müteradifleriyle beraber altı yerde geçer. Ancak insanın hem fizyolojik hem de ruhî sıkıntılarına bakan yönüyle sadece iki yerde şifa kelimesi geçmektedir. Biri arının vesile olduğu şifa olarak.. diğeri de Kur’ân’ın şifası (İsrâ, 17/82) olarak&#8230; Bu ifadelerden sanki balın bedene, Kur’ân’ın da ruha şifa olduğu îmâsını anlayabiliriz.<a href="applewebdata://FA7A2FAE-7721-4408-B6F2-B9E7C70C4C36#_edn1" name="_ednref1">*</a> Zaten beden ve ruh birlikte sıhhatli olursa tam uyum olur. Allah-u Teâlâ âyette: <em>“Rabbin bal arısına şöyle vahyetti.”</em> derken رَبِّ <em>(Rabb)</em> kelimesini kullanıyor. Hâlbuki bütün Esma-i Hüsna <em>“Allah”</em> lafzında mündemiç olmasına rağmen, Allah insana sanki: <em>“Seni yaratan, seni terbiye eden, seni öğretip yetiştiren Rabbin senin için arıyı yarattı.”</em>demek istiyor. Burada Cenab-ı Hakk’ın bu isminin kullanılması meselenin temelindeki terbiye ve riayet makamı olmasıdır. O Rabbin ki senin bedenini ve ruhunu terbiye etti. O Rabbin ki seni yoktan var etti. Sana nefes, yiyecek, içecek, hava, su.. lazım olan her şeyi bahşetti. İşte arıya vahyeden de yine aynı Rabb’dır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Arıya Vahyedilen Faaliyetler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Arılar her gün nektar toplamak üzere sadece bir çiçek türü üzerine konarlar. Böylece bir çiçeğin poleni bir başka tür çiçeğin poleniyle karışmamış ve tozlaşma da aynı çeşit çiçekler arasında gerçekleşmiş olur. Arı da çiçekten çıkan kokunun vasıtasıyla kovanını bilir. Çünkü kovandan çıkan her işçi arı her zaman diğer arıların topladığı çiçeklerin aynısından toplamak mecburiyetindedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ana arı öldüğünde kovanın ahalisini bir dehşet ve hareketlilik sarar. Lakin işçi arılar yeni bir ana arı seçmek üzere yumurtalardan birini seçerek bakımıyla ilgilenirler. Sonra dünyaya geldiğinde onu özel olarak besleyip ana arı seçerler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Arılar kovana dönerken, yorulmamak ve hızlı mesafe katetmek için düz bir istikamette yol çizerler. Kafalarında koklamayı ve işitmeyi sağlayan antenleri vardır. Bu antenler aynı zamanda kovanın içindeki karanlıkta anlaşmayı, hitap etmeyi, yönlendirmeyi veya müfettişlerin danslarında çizmiş oldukları daireleri anlamayı sağlar. Antenler aynı zamanda dil fonksiyonunu da görmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kovanlarından yaklaşık 700-800 metre uzağa giderler ve her seferinde 7-8 km’lik uçuş yaparak nektar toplarlar. Saatte 7-8 km hızla giderler. Yarım kilo kadar bal yapabilmeleri için 130.000 km yol katetmeleri gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Vahye muhatap bu hayvanların hayatları, bal yapmaları, kendi vücudundan salgıladığı sıvı hâldeki mumu kullanarak en az malzeme ile en fazla depolama yapabilmeleri için altıgen peteklerin belli bir eğimde inşa edilmesi, kovandaki temizlik, yavru bakımı, sağlık sistemleri, düşmana karşı nöbetçilik, kovandaki nemi nasıl ayarladıkları, yön tayinlerindeki ince hesaplar, çiçekleri işaretlemeleri ve iş bölümüne ait faaliyetler sayfalar sürecek ayrı bir makale konusudur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>2</strong>&#8211; Yukarıda âyetin kaldığı yerden devam edersek, اَنِ اتَّخِذ۪ي (Enittehızî) <em>“Edin.”</em> kelimesiyle âyette dişi arılardan bahsedildiğini anlıyoruz. İfadenin bu kısmında kullanılan fiil, dişi için kullanılan fiil kipindedir, muhatabın dişi olduğunu göstermekte ve âyet sanki sadece dişi arılara hitap etmektedir. Gerçekten de âyette anlatılan yuva yapımı, nektar toplama, bal üretme, petek yapımı gibi işlerin hepsi bu vahye itaat ettirilmiş dişi arılar tarafından yerine getirilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Arıya emir verir şekilde hitap edilirken <em>“Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin.”</em> ifadesi Arapça <em>müennes</em> dediğimiz dişilik fiil çekimiyle zikrediliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>3</strong>&#8211; Âyette zikredildiği şekliyle مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ (mine’l-cibâli büyûten ve-mine’ş-şeceri ve mimmâ ya’rişûn) tabirinde arıya, ev yapması بُيُوتًا (büyûten) ve diğer davranışları için vahyedildiği bildirilirken sırasıyla önce dağlarda مِنَ الْجِبَالِ <em>(mine’l-cibâli)</em>, sonra ağaçlarda وَمِنَ الشَّجَرِ <em>(ve mine’ş-şeceri)</em> ve daha sonra da insanların yaptığı çardaklardaوَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ <em>(vemimma ya’rişûn)</em> evler yapması söylenmektedir. Bu sıralama en iyiden daha az iyiye doğru yapılmıştır. Bu ifadelerden, en kaliteli balların dağlarda ve yüksek yaylalardaki çok çeşitli çiçeklerin bulunduğu bölgelerde, ikinci kalitede olanların, ağaçların yoğun olduğu ormanlık alanlarda olduğu, insanların yaptığı çardakların bulunduğu ovalarda ise tek tip ziraatten dolayı tek çeşit veya birkaç tür bitkiden alınmış nektarlar sebebiyle daha az kaliteli ballar olduğu şeklinde işârî bir mânâ anlaşılabilir. Daha zayıf bir mânâ olarak; medeniyet geliştikçe insanların göçebelikten sabit mekânlara yerleşirken, önce dağlarda ve ovalarda sonra kurdukları evlerde arıcılık yapmalarına da işaret olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>4</strong>&#8211; ثُمَّ كُل۪ي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُك۪ي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًاۜ (Sümme külî min külli’s-semerâti feslükî sübüle rabbiki zülülâ) ifadesiyle kastedilmek istenen arının karnında bulunan bu farklı bezler ve sistemlerdir. Yani “Sonra bütün <em>(min külli)</em> her türlü meyveden <em>(semerâti)</em> ye de <em>(külî)</em> Rabbinin sana yayılman için belirlediği <em>(zülülâ)</em> yolları <em>(sübüle) </em>tut <em>(feslükî)</em>. Bunun arının Rabbine büyüklük ve şeref bakımından nispet edilmesi bu yolun bir özelliğidir ki Allah’tan başka kimse buna güç yetiremez.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>5</strong>&#8211;<em> “Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır.”</em> Âyetin bu kısmı tam olarak bir mucizedir. يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا (Yahrucü min butûnihâ) ifadesiyle karınlarından çıkan ürünlerden bahsedilmektedir. بطن <em>(batn)</em> Arapçada <em>“karın”</em> demektir; bunun çoğulu olan بُطُونِهَا <em>(butûnihâ)</em> <em>“karınlar”</em> demek olur. Bütün böcekler gibi arıların da vücudu baş, göğüs <em>(thorax)</em> ve karından <em>(abdomen)</em> ibarettir. بُطُونِهَا (Butûnihâ) kelimesindeki ها (<em>hâ)</em> zamiri işçi arıların dişi olanlarına aittir. Bu ifadeden çok sayıda arılar kastedilebileceği gibi bir arının karınlarını meydana getiren çok sayıdaki (sekiz adet) karın bölmelerinin nazara alınması daha makuldür. Bu durumda arının karınlarındaki çeşitli bezlerin birer fabrika gibi çalışarak şifa ürettikleri anlaşılabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ (Şerâbun muhtelifun elvânuhu) tabirinden de <em>“renkleri farklı farklı şerbetler”</em> yapıldığını anlıyoruz. Bu gerçek Kur’ân-ı Kerim’in inmesinden uzun asırlar sonra anlaşılmıştır. Âyet-i kerimeki bu ifadeler çeşitli <em>(muhtelif)</em> renkteki <em>(elvânu)</em> şerbetlerden <em>(şerâbun)</em>, arının <em>bal, propolis, arı sütü, balmumu </em>ve<em> zehri</em> de dâhil olmak üzere karnından akışkan bir hâlde çıkan her ürünü ihtiva eder. Bunların önce sıvı olduğu ve daha sonra hava ile temas ettiğinde her birinin farklı yoğunluklarda koyulaştığı anlaşılır. Müfessirler ise genelde bunu sadece bal olarak anlamışlardır. Çiçeklerden topladığı poleni de dâhil edersek, altı ayrı ürünün hepsi de şifadır ve bu ancak 19. yy. ve 20. yy.da anlaşılmaya başlanmıştır. İnsanlar için şifa olan bu farklı farklı renkteki şerbetin, bu mucizevî böceğin karınlarındaki farklı bezlerde (üretim fabrikalarında) sentezlenmesine dikkat çekilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şerbetin mutlak olarak zikredilmesiyle, işçilerin karnından çıkan her şey kastedilmekte olup bal da bunların en önemlilerinden biridir. Kur’ân bunları ilk çıktıklarında sıvı olduklarından <em>şerbet</em> (<em>şarap, şurup, meşrubat</em> aynı kökten) adı altında toplamıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">ف۪يهِ شِفَٓاءٌ لِلنَّاسِۜ (Fîhi şifâün li’n-nâs) tabirinden bütün üretilenlerin <em>“insanlar için şifa”</em> olduğu hususunda iki görüş vardır. Müfessirler bu şerbetin hastalıkların bütününe, bir kısmına veya birine şifa olduğu konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Umum hastalıklara şifa olduğunu savunanlara göre, <em>şifa</em> kelimesi türevleriyle beraber Kur’ân’da altı defa geçmekte, buradan hareketle bazı müfessirler ve arı ürünleriyle uğraşanlar, <em>“renkleri farklı şerbetlerin”</em>, insanın maruz kaldığı bütün hastalıkları içine aldığı üzerinde dururlar. <em>Şifa</em> kelimesinin Allah’ın nimet ifadelerinden önce belirsizlik takısı gelip belirlilik takısının olmaması, balın bütün hastalıklara şifa olduğunu destekler ve aynı zamanda bu anlayışı teyit eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Diğer bazı müfessirler ve arıcılar ise şerbetlerden sadece bal çeşitlerini anlamışlar, hastalığa, fertlere, şartlara, kovanın bulunduğu ortamın nebâtat zenginliğine ve balların kimyevî özelliklerinin farklılığına göre değişebileceğini söylemişlerdir. Çünkü her kovanın kendine has balı vardır. İki farklı kovandan toplanmış bal nadiren birbirine tam benzerlik gösterir. Üretilen altı şifa kaynağı ise başlı başına uzun bir araştırma mevzuu olduğundan netice olarak sadece arı ile ilgili Kur’ân-ı Kerim’in üslubundaki icâzın mükemmelliğini nazara vermekle iktifa etmiş olmaktayız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Âyetin son cümlesi olan <em>“Elbette düşünen kimseler için bunda (Allah’ın kudret ve hikmetine) delil vardır.”</em>ifadelerini açmaya zaten gerek yoktur. Bir böcek vesilesiyle gösterilen bu kadar yoğun hikmet tablosundan elbette düşünen insanlar için bu mesele bir tefekkür vesilesidir.</p>
<p><a href="applewebdata://FA7A2FAE-7721-4408-B6F2-B9E7C70C4C36#_ednref1" name="_edn1">*</a> “Şifa” bahsinde, Prof. Dr. Mehmet Ateş’in “Kur’an Şifâdır” (Çağlayan, Mart, 2024, s. 40) başlıklı yazısından istifade edilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üstad&#8217;ın Selanik Hatıratı</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/ustadin-selanik-hatirati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:14:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hatıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317779</guid>

					<description><![CDATA[“İnsanın niyeti kaderine yol açar.” Yıllar önce bir yazıda rastlamıştım bu söze. O günden beri zihnimde yankılanıyor. Bilinmeyeni keşfetmek, derinliklere inmek, yaşanmışlıkları anlamlandırmak… Hep bu arayış içindeydim. Üstad’ın izlerini takip etmek, onun düşünce dünyasına yaklaşmak benim için yalnızca bir araştırma meselesi değil, ruhanî bir yolculuktu. Anadolu’nun şehirlerinde yaptığım, bu nurlu izi sürme görevi, gün geldi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">“<em>İnsanın niyeti kaderine yol açar.</em>” Yıllar önce bir yazıda rastlamıştım bu söze. O günden beri zihnimde yankılanıyor. Bilinmeyeni keşfetmek, derinliklere inmek, yaşanmışlıkları anlamlandırmak… Hep bu arayış içindeydim. Üstad’ın izlerini takip etmek, onun düşünce dünyasına yaklaşmak benim için yalnızca bir araştırma meselesi değil, ruhanî bir yolculuktu. Anadolu’nun şehirlerinde yaptığım, bu nurlu izi sürme görevi, gün geldi Meriç’in ötesindeki topraklarda, Selanik’te de nasip oldu. Gurbette teselli ararken bana kuvvet verdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Selanik’in simge yapılarından Beyaz Kule’nin ihtişamlı silueti karşısında etkilenmemek elde değildi. Bir banka oturup şehrin hafızasını dinlemeye koyuldum. Telefonumu karıştırırken Risale-i Nur’da Üstad’ın <em>“Selanik Nutku”</em>na tevafuk ettim. O an fark ettim ki bilinçsizce arama motoruna <em>“Selanik” ve “Üstad”</em> yazmışım. İçimde bir ferahlık belirdi, gözlerim parladı. Gurbetteydim belki, ama burada, bu şehirde, Üstad’ın izlerini takip ederek bir anlamda memleketime kavuşmuş hissine kapıldım. O akşam kitaplara, hatıralara daldım; geçmişin izlerini sürebilmek için kendimi bu yolculuğa tamamen bıraktım. Sabahın erken saatlerinde, Üstad’ın adımlarının geçtiği sokaklarda kendi izimi bırakmak üzere yola koyuldum.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Selanik Hürriyet Meydanı’nda Tarihî Nutuk</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">26 Temmuz 1908’de Sultanahmet Meydanı’nda toplanan halka hitap eden Bediüzzaman Said Nursi, müthiş bir nutuk îrad eder. Adına <em>“Hürriyet Nutku”</em> denilen bu nutuk çok beğenilir ve takdir görür. Öyle ki nutku dinleyenler bunun başka yerde de tekrarlanmasını talep ederler. Hürriyete susamış olan halkın bu talebi kısa sürede Enver ve Niyazi Beylere ulaştırılır. Onlar da hemen bunun tedbirini alır ve nutkun Selanik Hürriyet Meydanı’nda okuması için zemin hazırlarlar.<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Nitekim üç gün sonra, yani 29 Temmuz günü <em>“vâki davete icâbet ederek”</em> İstanbul’dan Selanik’e tren ile giden Üstad Bediüzzaman, istasyondan yaya bir şekilde meydana doğru ilerler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Selânik’in sonraları <em>“Hürriyet Meydanı”</em> olarak adlandırılacak “Drahodr Meydanı” boyunca hatipler halka meşrutiyeti anlatmaya çalıştıkları sırada üç katlı kârgir idâdî mektebi, <em>Beyaz Kışla </em>ile<em> Kırmızı</em> Kışla arasındaki alanda, başında sarığı, belinde kaması, ayaklarında çizmesi ile biri çıkar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıları ve bundan kurtuluş çarelerini her mecliste ve her makamda cesaretle dile getiren Bediüzzaman, hazırlanan balkonda Enver Paşa’nın hemen ardından tarihî hürriyet nutkunu söyler.<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Dinleyiciler arasında İsmet İnönü ve Celal Bayar gibi sonraları Cumhurbaşkanı olanların yanı sıra, ileride Türkiye Cumhuriyeti’nin genelkurmay başkanlığı görevine gelecek olan M. Salih Omurtak gibi mühim zatlar da vardır.<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Nutuk, kısa sürede Selanik ve İstanbul gazetelerinde yer alır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Konuşmasında Bediüzzaman, hürriyetin inanca ve adalete dayalı bir içtimaî diriliş zemini olduğunu vurgular; manevî bir uyanışı ve zihnî bir dirilişi haber veren bir gelecek vizyonu çizer. Şöyle ki: <em>“Asya’nın ve Rumeli’nin köşelerinde medfun olan medeniyet-i kadîme hayata başlamış; menfaatini mazarrat-ı umumiyede arayan ve istibdadı arzu edenler “Yâ leytenî küntü türâbâ” (Ah ne olurdu, keşke toprak olaydım! &#8211; Nebe’ sûresi, 78/40) demeye başladılar.”<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn4" name="_ednref4"><strong>[4]</strong></a></em> Bu sözlerinden, Üstad’ın söz konusu coğrafyalarda açılacak okullara ve buralarda, kadim filozoflar ve büyük zatlar misali, ilim ve irfanla yetişecek öğrencilere işaret ettiği düşünülebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Coşkulu kalabalığın arasında, derin bir sükûnet ve dikkat hâkimdir. Üstad’ın sözleri meydanı dolduran insanların zihnine ve ruhuna dokunur. Devrin gazetelerinde yankı bulan bu konuşma, dönemin siyasi atmosferinde büyük etki uyandırır ve 1910 yılında İstanbul’da <em>İkbal-i Millet Matbaası</em>nda <em>“Nutuk”</em> adıyla neşredilir. Bediüzzaman’ın ilk basılan kitabı olması bakımından da önemli bir vesikadır.<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca Üstad’ın îrad ettiği bu nutuk, daha sonra <em>“Misbâh”</em> (2-9 Ekim 1908) ve <em>“Şark ve Kürdistan”</em> (?-5 Aralık 1908) gazetelerinde de neşredilmiştir.<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"> Bir gazete ise haberi, Üstad halka hitap ederken çekilmiş bir fotoğrafla beraber şu şekilde vermiştir:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Selanik’de &#8211; Meşrûtiyet’in rahnedar edildiği haber-i felaket-eserinin Selanik’de şâyi’ olması üzerine Talimhane Meydanı’nda icra edilen nümayiş &#8211; Talimhane Meydanı’na kurulan bir kürsî-i hitabet üzerine fuzalâ-yı ulemâdan bir zât çıkıp nutuk îrad ettiği sırada alınmıştır.”<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn7" name="_ednref7"><strong>[7]</strong></a></em></p>
<p style="font-weight: 400;">Bediüzzaman’ın bu konuşması oldukça tesirli olduğu için İttihat ve Terakkî’nin önde gelen isimleri Bediüzzaman’a cemiyette birlikte çalışma teklifi yaparlar, fakat Bediüzzaman, bu teklifleri reddeder.</p>
<p style="font-weight: 400;"> Meşrûtiyeti anlatan kişiler arasında başında sarığı belinde kaması ve ayağında çizmesi ile Üstad Bediüzzaman çok farklı bir etki bırakmıştır. Öyle ki o günlerde Üstad’ı Selanik’te bizzat gören İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi profesörlerinden merhum Ali Nihat Tarlan(*) hatıralarında şöyle der:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Said Nursi’yi ben küçüklüğümden, ta Selanik’ten tanırım. 31 Mart 1909’dan önce idi. Mahmut Şevket Paşa 3. Ordu Kumandanı olduğu zaman, babam da ordu muhasebecisiydi. Ben on bir yaşındaydım. Babamın perde çavuşu Mehmet Çavuş vardı. Beni Selanik’te Beyaz Kule’de gezdiriyordu. Orada kahveler vardı. Kahvede garip kıyafetli bir zat vardı. Külahı, şalvarı, çizmesi ve belinde hançeri olan bu zâtı Mehmet Çavuş bana; ‘Bak bu zat, meşhur Molla Said’dir.’ diye gösterdi.”<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn8" name="_ednref8"><strong>[8]</strong></a></em></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu hatıradan da anlaşılacağı üzere Üstad, Selanik’te yalnızca nutuk ve sohbetleri ile değil şahsiyeti ve kıyafetiyle de derin izler bırakmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Selanik’te Üstad ile görüşenler arasında Yahudi asıllı Osmanlı vatandaşı, avukat ve politikacı <em>Emanuel Karasu </em>(<em>Carasso) </em>da vardır. Kendisi Selanik doğumlu olup, o günlerde de Selanik’te bulunan bu zat, Üstad ile görüşmek ister. Gerçekleşen görüşme sırasında, birden hışımla dışarı çıkar. Soranlara <em>“Biraz daha kalsam beni Müslüman yapacaktı.”</em> diyerek Üstad’ın ikna kabiliyetini ve din konusundaki hakimiyetini takdir eder.<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Üstad, buradaki kısa ama verimli günlerinden sonra trenle İstanbul’a döner.</p>
<p style="font-weight: 400;">…</p>
<p style="font-weight: 400;">İşte bütün bunları okuyarak, hatırlayarak sabah erken saatlerde Beyaz Kule’den başladım. Oradan da <em>Hürriyet Meydanı</em>’na kadar yürüdüm. Deniz kenarında yer alan bu meydan, vaktiyle “<em>Drahodr”</em> adıyla anılırken Meşrûtiyet sonrası <em>“Hürriyet Meydanı” </em>adını alır. Şimdiki adı ise, “<em>Platia Eleftherias”,</em> yani <em>Eleftherias Meydanı.</em></p>
<p style="font-weight: 400;">Meydan bir zamanlar Osmanlı’nın kültürel ve siyasî atmosferinde önemli bir merkez olup o zaman Türklerin ve Yahudilerin mahallelerinin merkezinde bulunmakta imiş.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yakın geçmişte otopark olan alan, belediye tarafından tekrar düzenlenip eski hâline dönüştürülmüş. Meydanda dolaşırken içimde yankılanan o tarihî sesleri duymaya çalıştım. Üstad’ın nutkunu, vatanından ayrılmış ve hürriyet için mücadele eden nice insanın hissiyatıyla anlamaya çalıştım. Meydanın ortasında durup içimden sessizce haykırdım: <em>“Ey Hürriyet-i Şer’î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sadâ ile çağırıyorsun ki, benim gibi bir âcizi gaflet uykusundan uyandırıyorsun.”<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn10" name="_ednref10"><strong>[10]</strong></a></em></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İkinci Kez Selanik: Sultan Reşad ile Rumeli Seyahati</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Selanik’e Üstad’ın ikinci gelişi 1911 &#8211; 12 yıllarında olacaktır. Şam Emeviye Camii’ndeki hutbesinden sonra Beyrut, Kıbrıs (Larnaka), İzmir yolunu takip ederek deniz yoluyla İstanbul’a ulaşır. Burada Sultan Reşad’ın Rumeli Seyahati’ne yine Enver ve Niyazi Bey’in ısrar ve teklifleriyle Şark (Doğu) illerini temsilen Trabzon ve Erzurum heyeti içerisinde dâhil olmuştur.<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn11" name="_ednref11">[11]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bediüzzaman Said Nursi bu seyahatten eserlerinde “<em>Hürriyetin başında Sultan Reşad’ın Rumeli’ye seyahati münasebetiyle vilâyât-ı şarkiyye namına ben de refakat ettim.”</em> diyerek bahsetmektedir.<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn12" name="_ednref12">[12]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Kalabalık heyet, 1911 yılının 5 Haziran günü İstanbul Dolmabahçe rıhtımında, <em>“Barbaros”</em> adlı zırhlı bir gemi ile Selanik’e hareket etmiş ve 7 Haziran’da Selanik’e ulaşmıştır.<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn13" name="_ednref13">[13]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">O günlerde Üstad ile beraber olan Nazmi Ören’in hatıralarında geçtiğine göre Üstad, Selanik’te bir okulda kalmaktadır. O günleri hatıratında şöyle anlatır:</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Selanik’te kaldığımız müddetçe bir mektep dershanesinde hazırlanan karyolalarda yatıp kalkardık.”</em><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn14" name="_ednref14">[14]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"> Ayrıca bu birlikteliğinde Üstad’ı şöyle yorumlamıştır:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Gerçi İstanbul’da Kürd elbisesi vardı. Fakat böyle gösterişlisi, böyle mübalağalısı yoktu&#8230; Muhatabının en küçük alakasını kaçırmaz, pek az medrese gördüğü, âdeta ümmî(**) olduğu hâlde, zamanın en büyük âlimleri ile akâidde, fıkıhta, hadiste, kelam ve mantıkta imtihana girebileceği ve dünya yuvarlak olup müstakar olan güneşin etrafında döndüğünü ve kâinat hadisesini âyetle, hadisle ispat eylemek gibi yepyeni ve âdeta Allah vergisi bir kabiliyet idi.”</em></p>
<p style="font-weight: 400;">Sonraki gün padişahla birlikte Mevlevîhâne ziyaretine katılır ve orada Mevlevîlerin <em>semâ’ını</em> izler. Ardından cuma günü olduğundan <em>Cuma Alayı</em> düzenlenir ve Ayasofya Camii’nde Cuma namazı kılınır. Burada <em>Manastırlı İsmail Hakkı Efendi</em>bir vaaz verir, ardından Üstad da yerel kıyafeti ile kısa bir hutbe verir.<a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn15" name="_ednref15">[15]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu hutbenin verildiği <em>Selanik Ayasofya Camii</em> de şu an kilise olan bir yapıdır ve <em>Hürriyet Nutku’</em>nun verildiği meydana yürüme mesafesindedir. Bu yüzden bu mekâna doğru yürüyorum. Karşıma isminin heybeti ile ihtişamlı bir yapı çıkıyor. Uzun yıllar cami olarak görev yapmış, bahçesi geniş ve çevreye hâkim bir yapı. Eski fotoğraflarda görülen minare yıkılmış. Tekrar kiliseye çevrilmiş mekânın içinde dolaşarak hutbe verilen yerde bir süre duraklıyorum. Gözümü kapatıp sanki geçmişe gidiyor ve o gün Üstad’ı dinleyenlerden biri oluyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu camideki hutbesinden sonra padişah ve maiyeti ile Selanik’ten trenle Üsküp’e hareket ederler. Ben de o günün camii bugünün kilisesinden ayrılırken gurbette, sürgünde bile Üstad’ın ayak izlerini takip etmeyi nasip eden Allah’a şükrediyor, hürriyetin kıymetini yeniden idrak ediyor ve <em>“Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.”</em><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_edn16" name="_ednref16">[16]</a> sözünün derinliğini daha iyi anlıyorum. <em>“Hürriyetine kavuşmayı bekleyenler / kavuşması beklenenler inşallah yakın zamanda kavuşur!”</em> diye duamı bu mekânın içinde ediyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">____</p>
<p style="font-weight: 400;">(<em>*</em>) Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan, Üstad Bediüzzaman’ın ilk talebelerinden Hamza Efendi’nin (Müküslü Hamza) kayınbiraderidir. Üstad’ın <em>“Tarihçe-i Hayat”</em> adlı eserinde de ismi geçen Hamza Efendi, onun <em>“İşârâtü’l-İ’câz”</em> adlı tefsirini de ilk kaleme alıp yayımlayan kişidir. Üstad’ın Rus esaretinden dönüşünde neşredilen bu eserin takdimi, yedi sayfalık bir biyografiyle başlıyordu ki buna Üstad’ın ilk tarihçe-i hayatı denilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">(<em>**</em>) <em>Ümmîlik</em> iki kısım olup ilkinin okuma, ikincisinin yazma itibarıyla olduğu ifade edilir. Buradaki ümmîlik, Bediüzzaman’ın el yazısının güzel olmamasıyla alakalı olup, ilmiyle ilgisi yoktur. Zaten <em>“Ben, bütün ilimleri unutmamak için ruhuma yazardım, ezberlerdim.”</em> diyen bir deha için aksi iddia edilemez. Yine Üstad’ın üç aylık bir tahsil hayatı olduğu, <em>“yarım ümmî”</em> tabirini kendisi için bizzat kendisinin kullandığı biliniyor. Nitekim kendisi şöyle der: <em>“Zaten yazıya önem vermezdim. Bütün kardeşlerimin yazıları/ hatları gelişmiş olduğu hâlde bende sekiz dokuz yaşındaki bir çocuğun yazısı vardı. Bir sayfayı bir saatte zor yazıyordum.”</em> Bilindiği üzere Nur Risaleleri Üstad’ın talebelerine dikte etmesi suretiyle yazılmıştır. Ona atfedilen ümmîliği bu bağlamda değerlendirmek yerinde olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Bediüzzaman Said Nursi, <em>Tarihçe-i Hayat</em>, Yeni Asya Yayınları.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> A. Levent Ertekin, “Selanik’ten Hürriyete Hitap”, <em>Yeni Asya Gazetesi</em>, 2 Şubat 2009.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Abdulkadir Badıllı, <em>Bediüzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı</em>.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Bediüzzaman Said Nursi, “Hürriyete Hitap”, <em>Tarihçe-i Hayat</em>, Süreyya Yayınları, s. 62, Şubat 2019.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Nurettin Ceylan, <em>Gerçeğin Aynasında Bediüzzaman</em>, 2016, s. 36.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Abdülbaki Çimiç, “Bediüzzaman’ın basılan ilk eseri: Nutuk”, <em>Yeni Asya gazetesi</em>, 21 Haziran 2021.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> <a href="http://sinanculuk.blogspot.com/2015/09/said-i-nursi-selanikte-ittihat-terakki.html">http://sinanculuk.blogspot.com/2015/09/said-i-nursi-selanikte-ittihat-terakki.html</a>, erişim tarihi: 6 Ağustos 2025.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> Necmettin Şahiner, <em>Son Şahitler</em>, Nesil Yayınları.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Abdulkadir Badıllı, a.g.e., s. 275-276.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> Bahaeddin Sağlam, <em>Nutuk ve Makaleler (1908-1920) B. S. Nursi (Şerh ve İzahlar),</em> KLMN Yay., İstanbul.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> https://www.yeniasya.com.tr/abdulbaki-cimic/bediuzzaman-in-rumeli-seyahati_558243, erişim tarihi: 6 Ağustos 2025.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> Abdulkadir Badıllı, a.g.e., s. 275-276.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> Cemalettin Canlı &amp; Yusuf Kenan Beysülen, <em>Zaman İçinde Bediüzzaman</em>, İletişim Yay., s. 181.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> Nazmi Ören, “Eski Hatıralar serisi 2”, <em>Dünya Gazetesi</em>, 27 Aralık 1952.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> Nesimi Yazıcı, “İsmail (Tuncu) Bey’in Hâtıra-i Seyahat’inde Sultan Reşad’ın Rumeli Ziyareti”, <em>TTK Belleten</em>, ISSN: 0041-4255 e-ISSN: 2791-6472.</p>
<p><a href="applewebdata://7E439B08-AC2A-43F4-8928-AD36952A4C11#_ednref16" name="_edn16">[16]</a> Bediüzzaman Said Nursi, <em>Hutbe-i Şâmiye</em>, (Abdullah Aymaz, <em>Hutbe-i Şâmiye Üzerine -Sadeleştirme ve Açıklama-, Şahdamar Yay., İstanbul, 2008.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Ümit Bestesi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/bir-umit-bestesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:14:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317781</guid>

					<description><![CDATA[Kaybedilirse, farkına varılırsa ve kıymetli ise o aranabilir. Ya bu kaybedilen şey ümit ise? Nasıl farkına varılır ve nasıl aranır? Zâhiren bilinen kıssalar, tekrar okunduğunda ya da dinlendiğinde bıkkınlık vermemesi ve yeni mesajlar duyulabilmesi için, bunlara farklı bir açıyla bakmak gerekir. Malum hâdiseleri bir de ümit penceresinden birlikte seyredelim. Neydi ümit? Ümit, Hazreti Âdem tavrıydı. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaybedilirse, farkına varılırsa ve kıymetli ise o aranabilir. Ya bu kaybedilen şey ümit ise? Nasıl farkına varılır ve nasıl aranır?<br />
Zâhiren bilinen kıssalar, tekrar okunduğunda ya da dinlendiğinde bıkkınlık vermemesi ve yeni mesajlar duyulabilmesi için, bunlara farklı bir açıyla bakmak gerekir. Malum hâdiseleri bir de ümit penceresinden birlikte seyredelim. Neydi ümit?<br />
Ümit, Hazreti Âdem tavrıydı. Servet yitirildiğinde değil, Cennet bile yitirilse Mâlikü’l-Mülk olan Allah’a teveccühten asla vazgeçmemekti.<br />
Ümit, Hazreti Nuh’a tufan, Hazreti Yusuf’a kervandı.<br />
Ümit, sebeplerin sukût ettiği noktada tevhid nuruna erebilmek, Müsebbibü’l-Esbab olan Allah’a sığınabilmekti. Evet, Hazreti Yunus’un karanlıkta, fırtınada, denizde, balığın karnında sıkıştırılınca Rabbine yakarışıydı.<br />
Ümit, ıssız çölün ortasında, yavrusu kucağında “Ey İbrahim! Bunu sana Rabbin emrettiyse git. Ben buna katlanırım.” diyebilen Hazreti Hacer’in imanı, itimadı ve tevekkülüydü.<br />
Ümit, rüyalarını müteakip, Hazreti İbrahim’in emre itaatteki inceliğinin, sadakatinin ve oğlu Hazreti İsmail’in sabrının semeresiydi.<br />
Ümit, murad-ı ilâhîye teslim olmaktı. Alevler karşısında, Hazreti İbrahim gibi ne zulme seyirci kalan insanlardan ne de semadan imdada koşan meleklerden bir beklentiye girmemekti. “Hâlimi bilen Hazreti Habîr, benim bir şey istememe ihtiyaç bırakmamıştır.” ulvî düşünceleri ile dolmaktı. O’nun mukaddes gayretine “Allah bana yeter.” (Tevbe sûresi, 9/129) zikriyle dokunmaktı.<br />
Ümit, bütün yollar tıkandığında Rabbimizin bize bir fereç ve mahreç göstereceğine inanmaktı. Hazreti Musa’nın arkasındakiler Kızıldeniz ile Firavun arasında kalınca “Eyvah!” dediler. Böylesi bir durumda dahi “Rabbim benimledir ve O muhakkak ki bana kurtuluş yolunu gösterecektir!” (Şuarâ sûresi, 26/62) ümit meşalesini yakabilmekti.<br />
Ümit, seni teselli etmeye koşanı senin teselli etmendi. Kan-revan içindeki Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hazreti Fatıma annemize, “Kızım ağlama, Allah babanı zayi etmeyecektir.” ümit-bahş beyanı ve Nebevî duruşuydu.<br />
Ümit, Muztarlar Muztarı’nın (sallallâhu aleyhi ve sellem) Taif’teki duasıydı. Horlanmışlar, taşlanmışlardı. Hazreti Zeyd dertli, Hazreti Cebrail mahzun… Ellerini kaldırdı, hâlini arz etti. “İstersen bu belde halkını helak edelim.” teklifine, “Nesillerinden bir tane bile Allah diyecek insan gelecekse hayır.” dedi. Duasına icabet edildi. Önce Ninovalı Addas, sekiz on yıl sonra bütün Taif.<br />
Ümit, senin için telaşlanan dostunu senin teskin etmendi. Müşrikler Sevr Sultanlığının önündeyken Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hazreti Ebu Bekir’e (radıyallâhu anh) “Tasalanma! Allah, bizimle beraberdir.” (Tevbe sûresi, 9/40) nûr-efşan kelamı ve itminan zirvesini soluklamaktı.<br />
Ümit, dünyalık ödül kazanmak için canlara kıymak isteyenleri gönlün dili ve hâlin şivesi ile kazanıp, başlarındaki sarığı sancak ve onları yoluna muhafız yapmaktı. Evet, Büreyde’nin hidayeti gibi, O kutlu Muhaciri (sallallâhu aleyhi ve sellem) öldürmeye gelenleri -O’nun “Sen de mi?” hitabının tesiri ve nurlu bakışının iksiriyle- Hazreti Hâdî’nin (celle celâluhu) diriltmesiydi.<br />
Ümit, Hazreti Âişe’nin iffetine Nur âyetleri de şehadet edene kadar, babasının evinde yaşadığı ızdırar hâliydi.<br />
Ümit, Halid için, kardeşi Hazreti Velid’in “Acele yetiş!” feryadıyla ulaştırdığı “Onun gibi bir adam, İslamiyet’i bilmez ve tanımaz olabilir mi? Keşke O…” ile başlayan ferahlatıcı Nebevî kelamdı.<br />
Ümit, Mekke fethi sonrası, Hazreti Umeyr’in kendini denize atmak isteyen Saffan’a yetiştirdiği emandı. O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) sarığı da nişandı. Fedakâr eşi tarafından huzuruna getirilen İkrime için ise, “Ey Muhacir!” iltifatlı hitaptı.<br />
Ümit, etrafa Hazreti Hubeyb bakışıydı. Seni idama götüren zalimlerin içerisinden âşina bir çehre arayarak, onu ebedi idamdan kurtarmaya çalışmaktı.<br />
Ümit, Hazreti Mus’ab gibi yerinde muhacir, yerinde muallim olmaktı. Mefkûresi yolunda candan ve canandan geçip, hiddetli Sa’d bin Muâz’ın keskin kılıcının gölgesi altında “Bu işi biraz sonra yapsan ne olur, hele beni bir dinle!” diyerek geleceğin Medine’si için Yesriblerde Ensarlar’ın Efendisi’ni aramaktı.<br />
Ümit, Hazreti Abdullah bin Huzâfe’ye yaptıkları gibi, sana işkence edenler bir soluklanma fırsatı verirlerse ve davandan vazgeç teklifini yaparlarsa, bu zamanı fırsat bilerek, onları kendine ve mukaddes değerlerine hayran bırakma gayretiydi.<br />
Ümit, sıdk idi, sabırdı. Hazreti Ka’b bin Malik ile iki arkadaşı gibi sarsılsalar da dostlar ve akrabalar mesafe koysalar da dünya bütün genişliğine rağmen sıktıkça sıksa da Hazreti Bâsıt’ın (celle celâluhu) kapısında sebat etmekti.<br />
Ümit, Vahşi için karanlıkta kalmış kalbini aydınlatan “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz&#8230;” (Zümer sûresi, 39/53) mucize beyanıydı. Yemame’de Müseyleme’nin sinesine Uhud’tan kalma mızrağını sapladıktan sonra, O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) manevî huzurunda “Artık sana görünebilir miyim Yâ Resûlallah?” recasıyla vicdanında duyduğu huzur ve inşirahtı.<br />
Ümit, Hazreti Cibril için güvenilirliğinin vahy-i semavî ile tesciliydi. “Ruhu’l-Emîn” hitabıydı.<br />
Ümit, yol arkadaşlarıyla beraber olup ayrılmamaktı. Evet, Allâmü’l-Guyûb’un (celle celâluhu) vazifelendirdiği zikir meclislerini gezen seyyar meleklerin, “Yâ Rabbi, onların içinde birisi vardı ki, esas gayesi Seni anmak değildi. O, oraya dünyevî bir gaye için gelmişti.” tespitine rağmen Hazreti Kerîm’in “Onlar öyle bir toplumdur ki, onların arasında bulunan, onlara verilenden mahrum edilemez.” engin fazlı ve keremiydi.<br />
Ümit, kırk yıl şakîler defterinde görünenleri saîdlere çeviren, Hakk’ın kapısındaki vefalı bekleyişti.<br />
Ümit, Rabbimize karşı fevkalâde hüsnüzan içinde olmaktı. Günahları hasenatından ağır gelen bir kulun -İlahî adalet gereği- zebaniler tarafından Cehenneme götürülürken bile, dönüp dönüp gazabının önündeki O’nun İlahî rahmetine bakmaktı.<br />
Ümit, samimi dualar, yakaran gönüllerdi. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) haber verdiği mağarada mahsur kalan isimleri meçhul o üç ihlas abidesi genci hatırla… Düne kadar açık, şimdilerde ise Hizmet’e kapalı kapıların tekrar açılması için, ihlaslı amelleri dua buketleriyle Rabb’e arz etmekti.<br />
Ümit, hedefleri ve idealleri uğruna gerektiğinde en yakınlarını, hatta kendisini feda edebilmekti. Evet, Fatih Sultan Mehmet gibi, elli gün süren ve bir türlü netice alınamayan kuşatmadan sonra atını denize sürerek, “İstanbul, ya bugün ben seni alırım ya da sen beni!” diyerek pes etmeyip, Ulubatlı’sını, askerlerini ve tebaasını yeniden fethe kilitleyerek çağa imzasını atabilmekti.<br />
Ümit, Hizmet’te önde, ücrette gerilerin gerisinde olmaktı. Romalı Katon gibi, zafer sonrası şehre girerken, kumandanlığı krala teslim edip, “Ben milletime hizmet için savaşmıştım, şimdi vazifem bitti, köyüme dönüyorum.” diyerek kendini fethedebilmekti.<br />
Ümit, sürgüne gönderildiğin Barla’da küfrün belini kırmaktı. Bediüzzaman gibi, “Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizinle konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.” bahar türkülerini kışta besteleyebilmekti.<br />
Ümit, ta baştan bu peygamberler yoluna “Davam!” derken, en ağır şartlarda dahi Hizmet’e devam edebilmeyi göze almaktı. Evet, “Müesseseleri yıkılıp plânları bozulduğu ve birliği dağılıp kuvvetleri tarumar olduğunda fevkalâde inançlı ve ümitli” prensibini hazmedip, çile ve ızdırabı hem yolun kaderi hem de bahar neşidesi bilmekti.<br />
Ümit, Anadolu’da gözyaşlarıyla mayalandıktan sonra, bütün yeryüzüne çalınan, rengarenk Altın Nesil’di.<br />
Hasılı ümit, hâdiselere dünyadaki sonuçları açısından değil, âhiretteki semerelerini düşünerek bakabilmekti. Allah’ın güzel isimlerinin tecellilerini kâinat kitabında okuyabilmekti. Olayların dış yüzlerindeki sayılı çirkinliklerine takılmadan, iç yüzlerindeki sınırsız güzelliklerden bazı sırları avlayabilmekti.<br />
Ne mutlu ümitli yazanlara! Ümitli okuyanlara! Ümitli dinleyenlere! Ümidi azık yapanlara! Ümitli yaşayanlara!<br />
Ümit Kahramanı’nın soluklarıyla noktalayalım:</p>
<p>“Bile her zaman azmini ve yolundan dönme!<br />
Dirilişle çağla ölüm akan derelerde<br />
Koşsun sana dirilmek isteyenler her yerde,<br />
Gün gelip güneşler sönse de sen sakın sönme!<br />
Bile her zaman azmini ve yolundan dönme!”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ey Nebi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/09/01/ey-nebi-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 04:13:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317777</guid>

					<description><![CDATA[Gel Ey Nebi, ne olur; rüzgârlar atın olsun, Yırtılsın karanlıklar, her yan ışıkla dolsun. Gel ki, garip nesiller ağlamaktan kurtulsun. Her biri başka yerde kaldı başlar, gövdeler, Şimdi Seni sevenler hüzünlü gurbetteler. Gel Ey Nebi, ne olur; gel ki çıkalım düze, Geceler şeb-i yelda, kavuşalım gündüze. Gel ki, adın can versin her sohbete, her söze, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gel Ey Nebi, ne olur; rüzgârlar atın olsun,<br />
Yırtılsın karanlıklar, her yan ışıkla dolsun.<br />
Gel ki, garip nesiller ağlamaktan kurtulsun.<br />
Her biri başka yerde kaldı başlar, gövdeler,<br />
Şimdi Seni sevenler hüzünlü gurbetteler.</p>
<p>Gel Ey Nebi, ne olur; gel ki çıkalım düze,<br />
Geceler şeb-i yelda, kavuşalım gündüze.<br />
Gel ki, adın can versin her sohbete, her söze,<br />
Dökülür dudaklardan titreyerek nağmeler,<br />
Yaralı kalplerimiz söylüyor neler neler&#8230;</p>
<p>Gel Ey Nebi, ne olur; kışlarımız çok yaman,<br />
Hâk ile yeksan oldu, ne din kaldı ne iman.<br />
Gel ki, bendelerine yalnızca Sensin güman,<br />
Gittiğinden bu yana yarım kaldı sevdalar,<br />
Fani bir dünya için veriliyor kavgalar.</p>
<p>Gel Ey Nebi, ne olur; dizlerimiz dermansız,<br />
Koskoca bir dünyada kaldık bizler vatansız.<br />
Gel ki, Ebu Cehiller eskisinden insafsız,<br />
Bâd-ı hevâ boş yere tükenmesin seneler,<br />
Yeter, kanlarımızla semirmesin keneler!</p>
<p>Gel Ey Nebi, ne olur; mühür vur köhne çağa,<br />
Sür bütün şeytanları Kafdağı&#8217;ndan uzağa.<br />
Gel ki, hayat üflensin tekrar bahçeye, bağa,<br />
Yavrularına Seni içirsin hep anneler,<br />
Seninle uyutulsun yatağında ninniler.</p>
<p>Gel Ey Nebi, ne olur; üşüyor düşlerimiz,<br />
Seniyye-i Veda’da takıldı gözlerimiz.<br />
Gel ki, hep birbirine karıştı işlerimiz,<br />
Bir damla suya hasret kaldı coşkun nehirler,<br />
Putlardan galeriye döndürüldü şehirler.</p>
<p>Gel Ey Nebi, ne olur; Altın Nesil şahlansın,<br />
Hücredeki Yusuflar bir an önce aklansın.<br />
Gel ki, tüm yarasalar inlerine saklansın,<br />
Geri gelsin Seninle o muhteşem devirler,<br />
Bizlere kol kanat ger, bitsin artık cevirler.</p>
<p>Gel Ey Nebi, ne olur; yedeğinde baharla,<br />
Karlar, buzlar erisin yüreğindeki narla.<br />
Gel ki yaşayamayız bizler bu kadar harla,<br />
Şenlensin gülşenimiz dile gelsin bülbüller,<br />
Muhammedî kokuyla salınsın gonca güller.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
