<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>31 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/sayi/31/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Mar 2025 06:42:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>31 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Feridun Maden&#8217;in Ardından</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/26/feridun-madenin-ardindan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Oct 2019 10:32:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=68268</guid>

					<description><![CDATA[Rotası şaşınca bir aziz yurdun Forsalara kaldı meydanım bugün Hakk&#8217;a yelken açtı aslan Feridun Onulmaz yaradır vicdanım bugün Bot için harcayıp cepteki nakdi Umuda yolculuk bir gece vakti Kara haber ilk kez böyle gecikti Denizden derindir zindanım bugün Hüseyn&#8217;e ağlarken Güllerin Şahı Dalga dalga masum goncanın ahı Zehir oldu kara günün sabahı Tırpanlar altında fidanım [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rotası şaşınca bir aziz yurdun<br />
Forsalara kaldı meydanım bugün<br />
Hakk&#8217;a yelken açtı aslan Feridun<br />
Onulmaz yaradır vicdanım bugün</p>
<p>Bot için harcayıp cepteki nakdi<br />
Umuda yolculuk bir gece vakti<br />
Kara haber ilk kez böyle gecikti<br />
Denizden derindir zindanım bugün</p>
<p>Hüseyn&#8217;e ağlarken Güllerin Şahı<br />
Dalga dalga masum goncanın ahı</p>
<p>Zehir oldu kara günün sabahı<br />
Tırpanlar altında fidanım bugün</p>
<p>Hüner midir bilmem mersiye yazmak<br />
Karanlığı yermek, ampule kızmak<br />
Kulak ver hayata, sahili gez, bak<br />
En fasih lisandır bedenim bugün</p>
<p>Benzerken talihin mazlum vatana<br />
Hatıran ışıktır her kahramana<br />
Feridun&#8217;um nasıl kıydılar sana<br />
Yâd ellerde medfûn mâdenim bugün</p>
<p>Bugünler mi susar, tarih mi yazar<br />
Toprak mı, deniz mi en güzel mezar<br />
Dünya diken toyu, ukba lalezar<br />
Allah&#8217;a emanet vatanım bugün</p>
<p>Feridun, tenkilden kaçarken tüm fertleriyle Ege&#8217;de boğulan Maden ailesinin tek oğlu. Kiraladıkları botla denize açıldıktan sonra aileyle bir daha irtibat kurulamadı. Acı haber aile sulara gömüldükten 22 gün sonra, baba Hüseyin Maden, kızı Nadire ve Feridun&#8217;un naaşlarının Midilli Adası sahillerine vurmasıyla netleşti ve cenazeler adaya defnedildi. Anne Nur Maden ve ailenin diğer kızı Bahar&#8217;ın cesetlerini ise Ege Denizi geri vermedi.<br />
Ruhları şâd olsun.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehr-i Yâr</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/24/sehr-i-yar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 22:49:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=68256</guid>

					<description><![CDATA[Ey nurlara bürünmüş güzel şehir Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin Ezelden ebede çağlayan nehir Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin Ne sana ne sahibine doyulmaz İklimine giren talihsiz olmaz Menziline varır, yollarda kalmaz Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin Her mevsim bahardır senin iklimin En hasını yaşatırsın sevginin Dermanı olursun her bir dertlinin Sahibin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ey nurlara bürünmüş güzel şehir<br />
Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin<br />
Ezelden ebede çağlayan nehir<br />
Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin</p>
<p>Ne sana ne sahibine doyulmaz<br />
İklimine giren talihsiz olmaz<br />
Menziline varır, yollarda kalmaz<br />
Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin</p>
<p>Her mevsim bahardır senin iklimin<br />
En hasını yaşatırsın sevginin<br />
Dermanı olursun her bir dertlinin<br />
Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin</p>
<p>Sevdan ateş olur, yürekler yakar<br />
Sana uğrayan yol cennete çıkar<br />
Dağın taşın ovan oban gül kokar<br />
Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin</p>
<p>Uhud dağı incilerle bezenmiş<br />
Misafirin insmiş, cinmiş, melekmiş<br />
Bir karış toprağın dünyaya denkmiş<br />
Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin</p>
<p>Yetmiş iki millet sende buluşur<br />
Yanık sineler, huzura kavuşur<br />
Arz ve sema karşılıklı konuşur<br />
Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin</p>
<p>Her mevsim seninle bahara döner<br />
İlhadın yaktığı ateşler söner<br />
Bağında bahçende bülbüller öter<br />
Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin</p>
<p>Resûlullah’ı bağrında saklarsın<br />
Hasretinle gönülleri yakarsın<br />
Bir ömür aradığımız leylasın<br />
Sahibin ne güzel, sen ne güzelsin</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nurlu Hayatlar</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/24/nurlu-hayatlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 22:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=68254</guid>

					<description><![CDATA[Ömürler daldaki bir kuru yaprak Bu devir ne kadar zorlu hayatlar Kömür tozu kalpler bizden çok ırak Bîhemtâ elmaslar Nurlu Hayatlar Kara zindan bakar Karadeniz’e Dalgası ters vurdu masum ikize Ana-evlat gelemeden diz dize Durmaz, durmaz ağlar Nurlu Hayatlar Nursuz akrabanın yalan beyanı Mezalimde geçti meşhur zindanı Ablam, cehalete sorma vicdanı Bin senelik yaslar, Nurlu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ömürler daldaki bir kuru yaprak<br />
Bu devir ne kadar zorlu hayatlar<br />
Kömür tozu kalpler bizden çok ırak<br />
Bîhemtâ elmaslar Nurlu Hayatlar</p>
<p>Kara zindan bakar Karadeniz’e<br />
Dalgası ters vurdu masum ikize<br />
Ana-evlat gelemeden diz dize<br />
Durmaz, durmaz ağlar Nurlu Hayatlar</p>
<p>Nursuz akrabanın yalan beyanı<br />
Mezalimde geçti meşhur zindanı<br />
Ablam, cehalete sorma vicdanı<br />
Bin senelik yaslar, Nurlu Hayatlar</p>
<p>Bizzat hükümdarlar eşkıya oldu<br />
Gammazlar tatmini ihbarda buldu<br />
Zalim senelerde bir rüya oldu<br />
En küllî esaslar, Nurlu Hayatlar</p>
<p>İnsan yolcu, her dem gider de gider<br />
Tecrübeden tecrübeye göç eder<br />
Bu hayat, bu çile olur mu heder?<br />
Kısmette neler var, Nurlu Hayatlar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kime Küseyim Ben Şimdi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/24/kime-kuseyim-ben-simdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 22:39:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=68252</guid>

					<description><![CDATA[Mevsimin kışıydı, esti sert bir rüzgâr  Dalında durmayan yaprağa mı küseyim ben şimdi Yoksa yaprağı bağrına basmayan toprağa mı Kokusunu uzaklardan duyduğum Bahara mı küseyim Yoksa ömrümü vuran kıymet bilmez hazana mı Dalımı kıran hoyrat rüzgâra mı küseyim ben şimdi Yoksa ışığın yolunu bulamayan sabaha mı Gökteki aya mı küseyim  Yurdundan sürülmüş binlerce cana mı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsimin kışıydı, esti sert bir rüzgâr<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Dalında durmayan yaprağa mı küseyim ben şimdi</p>
<p>Yoksa yaprağı bağrına basmayan toprağa mı</p>
<p>Kokusunu uzaklardan duyduğum</p>
<p>Bahara mı küseyim</p>
<p>Yoksa ömrümü vuran kıymet bilmez hazana mı</p>
<p>Dalımı kıran hoyrat rüzgâra mı küseyim ben şimdi</p>
<p>Yoksa ışığın yolunu bulamayan sabaha mı</p>
<p>Gökteki aya mı küseyim<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yurdundan sürülmüş binlerce cana mı</p>
<p>Yoksa hayra yorduğum en güzel rüyaya mı</p>
<p>Vefasız dünyaya mı küseyim ben şimdi<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Meriç’in kıyısında yatan yavruya mı</p>
<p>Yoksa anne diye bağrına basmış soğuk suya mı</p>
<p>İki dünyası da berbat zalim sultana mı küseyim ben şimdi<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yoksa içinde Yusuf’u saklayan karanlık zindana mı</p>
<p>Sinemi yakan çetin bir hasret</p>
<p>Uzaklardan seslense de gönül verenlere, yılma sabret<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ciğerimi yakana mı küseyim ben şimdi</p>
<p>Yoksa kardeşlerimden beni unutana mı</p>
<p>Dipsiz kuyuya mı küseyim ben şimdi<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Menfaati için dünyaları yıkana mı</p>
<p>Yoksa nemrudun peşinde ateşleri yakana mı</p>
<p>İnsanlığını satana mı küseyim ben şimdi<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Boğulurken masumiyet, kaygısız yatana mı</p>
<p>Dert katana mı küseyim ben şimdi</p>
<p>Derdime müsebbip olana mı</p>
<p>Yoksa kıyıp da bir kenara atana mı</p>
<p>Mevsimin kışıydı, esti sert bir rüzgâr<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Dalında durmayan yaprağa mı küseyim ben şimdi</p>
<p>Yoksa yaprağı bağrına basmayan toprağa mı</p>
<p>Kokusunu uzaklardan duyduğum</p>
<p>Bahara mı küseyim ben şimdi</p>
<p>Yoksa baharı duyup da yolunda durmayana mı</p>
<p>Açsın diye duaya durduğum zamana mı küseyim ben şimdi</p>
<p>Yoksa dalında güneş görmeyen goncaya mı</p>
<p>Kutlu bir sevdaya mı küseyim ben şimdi</p>
<p>Yoksa beklemeyi bilmeyen yolcuya mı</p>
<p>İçimdeki Yusuf bekleyen sabırsız Züleyha’ya mı küseyim ben şimdi<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yoksa zulmü seyreden koca dünyaya mı</p>
<p>Şakaklarımda zonklayan sancıya mı küseyim ben şimdi<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Yoksa umudumu misafir ettiğim hancıya mı?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbrâhîmî Babalar ve İsmâilî Evlâtlara İthâfen</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/24/ibrahimi-babalar-ve-ismaili-evlatlara-ithafen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 22:34:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=68248</guid>

					<description><![CDATA[Bir gül goncası âdeta çehresi hâle oğul  Kıssa bu ya Bize düştü almak hisse Bir baba ki ‘Ebun Rahîm’ nâm yüreği memlû hiss Cân u tenden öte kuzusuna erzeli umûrda eriştiyse Varta-ı evvelde evlâd-ı yârine sürgünü Hüda emrettiyse &#160; Ve varta-i sâni gayri zî zer’ bir çöle  Bir damla su dahî olmayan o mahrûm ele [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gül goncası âdeta çehresi hâle oğul<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kıssa bu ya Bize düştü almak hisse</p>
<p>Bir baba ki ‘Ebun Rahîm’ nâm yüreği memlû hiss</p>
<p>Cân u tenden öte kuzusuna erzeli umûrda eriştiyse</p>
<p>Varta-ı evvelde evlâd-ı yârine sürgünü Hüda emrettiyse</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve varta-i sâni gayri zî zer’ bir çöle<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bir damla su dahî olmayan o mahrûm ele</p>
<p>Bir kervanın dahî geçmediği o ibtilâ ile</p>
<p>Hiç tereddüt etmeden canını bırakıverir öyle</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nihâyet dâsitânî varta-i sâlis gelip çatıverir<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hüda Rikkatli Babaya hak bir rüyâ gösterir</p>
<p>Rüyasında gözbebesini kesmesi emredilir</p>
<p>Hele bakın Rahman has kullarına ne işler ettirir</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey yüreği tir tir re’fet âbidesi devâsa baba<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kendine rağmen söyler semina ve eta’nâ</p>
<p>Bilâ tereddüt terk eder canını çölâsâ diyâra</p>
<p>Ey Hasbiye’nin Şâhı henîen merîâ sana</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve hâlini anlatır hâl ehli dert ortağına<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Devâsâ Kâmet Yavrun teselli eyler Sana</p>
<p>Ey Babacım! Sana emredileni hadi yapsana</p>
<p>İnşaallah bulacaksın Beni sabır âbidesi bu âna</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>‘Merhametli Baba’ İbrâhîm hâli pürmelâlin ibret</p>
<p>Dayadı boynuna dev kayaları indiren hançer</p>
<p>Şak deyip kesmesi gerek boynu! Kesmedi hayret</p>
<p>Bedeline Rahman bir koyun kes hemen der</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çağları savuran bu dehşetengiz vâkıa ibret<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kurbân Bayramı nâm müminlere armağan</p>
<p>Cây ı hayret ki vesîle i kurbete bedel Yed-i Kudret</p>
<p>Bedeli hubâna kurbandan aktı kurbete kan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Babacık muvakkat firakı Allah emrettiyse</p>
<p>Murâdı murâdım boynum kıldan da ince</p>
<p>Maiyyeti gülşenimizi ihyâ etti neredeyse</p>
<p>İkbâlimize ân be an yakınlaşır dönence</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rabbim kalplerimizde Allah içinliği yoklar</p>
<p>Bazen keskin bıçaklar bazen amansız oklar</p>
<p>Kesip atar muhabbetine mâniayı beytini paklar</p>
<p>Bazen muk’ap hasret hicranıyla ayırıp şoklar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gülsîmandan derûnuma işmar çakan âfitâp</p>
<p>Ne tende cân bırakır ne yolda girdap</p>
<p>Rikkatim umudum olur taptaze mehtap</p>
<p>Gül güler o gülünce taşar çehresi sevtâp<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Saçın değse tenine gülyüzlü bebek</p>
<p>Nâdide bir hediye nâzenin bir kelebek</p>
<p>Gerer kanatlarını desen desen öbek öbek</p>
<p>Bir kav kaynar derûnda, dilde ninni ebebek</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gel ey delik deşik gönül huzûr-u Huzûra varak</p>
<p>Bir kırık testi abı hayat sunalım içre kâse-i altın varak</p>
<p>Bineğimiz kurbanımız olsun misal-i yedi kanatlı Burak</p>
<p>Kessin atsın batnından ukdeni büyülü orak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Atlas ipeklere sarılı bebek her yanın halayık</p>
<p>Kanlı urganlar boynuma gözler fersiz bayık</p>
<p>Kara geceler adına hece hece sayık</p>
<p>Meslek i Şâh ı hasbiye bizeymiş en lâyık</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cennetâsâ hanede kimi baba; kimi evlât</p>
<p>Rahman has kullarına altın hasırlar örer</p>
<p>Gökkubbe çın çın Allah için severler heyhât</p>
<p>Yevm-i kıyâmette Rahman yeri göğü dürer</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bağçaya iner mâi zülâl acısı tatlanır göver</p>
<p>Gurûbumun bulutu tozpembe bakır göğer</p>
<p>Mihnesi îlân-ı aşkıdır verese-i arzı böyle över</p>
<p>Olsun aytenli bebek Rabb bizi sevsin yeter</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şâhid ol ins u cân,sâhit ol hacer u eşcâr</p>
<p>Bahtımıza düştü olmak kâr içre kârlı tüccâr</p>
<p>Gözsüzlere pinhân idi esrâr onlar ki füccâr</p>
<p>Görenlere âyân imiş kılındık onlara câr</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rahmanın has kulları işte sizde tümen</p>
<p>Gayri bir kulaç daha yaklaştık sürûruma değmen</p>
<p>Yabanlarımdan arındırır haşîn taştan değirmen</p>
<p>Huzûru Kibriyâda gayri başını eğdirmen</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Derûn u zihnim aklım kemirir bir güve<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Ruhuma paydos der kırlarda dolaşan âzâde küheylân</p>
<p>Hâlisâne kara sevdâyı İndinde mahsus öve</p>
<p>Gözselim arşa vardı zâlim kavme lânet boşalttı âsumân</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ufaldım ufalandım sükût ettim fikdanlığa</p>
<p>Kutb u acziyetime şâhit melâike i hafaza<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Mümkünât yok sandım Allah muhafaza</p>
<p>İmanım çekti dehlizden gösterdi bir yakaza</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ân-ı âteşîn firakta başım düştü önüme!</p>
<p>Sekte i kalbim oldu bakamadım yüzüne</p>
<p>Sanki kopamam; ömrümden gitti bin sene</p>
<p>Nazarım sakınırım ağlamasın gözlerin diye</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Anılar zift gibi etrafıma ördü heyulâ bir koza</p>
<p>Ya ecelim olacak; yahut bir basamak arşıma<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kâh yırtar kâh düşer öylece bîçâre eller ağa</p>
<p>Rahmanın saldığı ip hablullâh ferecim ola</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Babacık hadi evimize gidelim dedi inledi gök kubbe</p>
<p>Ey Rûh u Revânım (sav) içimde zakkumdan habbe</p>
<p>İçime vesvese geldi ânında şeytandan lümme<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bastırdı ânında şeytanı melekten ilhâm lümme</p>
<p><span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Beytine çöktü Bilâlin bağrına konan kaya<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>İbitilâm intihâr-ı neş’em oldu okundu salâm</p>
<p>Kefen bezim biçti gece çenem açık kalmaya</p>
<p>Kıldırsın melâike namazım fevk-i musallâm</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vefâli vâlidem siper fidanına; oldu payanda</p>
<p>Kucağı bebek dolu gencecik gelinler her yanda</p>
<p>Zülmün üryân hükemâsı deldiyse teraziyi<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kavli leyyine metânet düştü bu meyanda</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zihnimde med- cezirler nihayet etti incirâr</p>
<p>Dua dua yalvardık dehâlet içûn meal ebrâr</p>
<p>Döne döne savaşan aslan haydâr ı kerrâr</p>
<p>Ehlime nöbet tutmuş eşikte vefâ ende Yâr</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey oğulcuğum! Bilirsin nedir vasiyyet-i Lokmâniye</p>
<p>Evvelâ başlar aslâ Allah’a şirk koşma diye</p>
<p>Ve nehyi isyan-ı vâlideyni sayar sâniyen</p>
<p>Ammâ isyanı emrederlerse o vakit itaat etme</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karşında dikili zulmün devâsâ şirk taşı</p>
<p>Çaldığı minareden hayâ etmez dimdiktir başı</p>
<p>Uydurduğu kılıfının semeresini yer ağulu aşı</p>
<p>Yağmurdan nem kapmaz kupkuru gözyaşı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yağmalanmış mefkûrem götürür taht ı revân</p>
<p>Gâm u tesvîşin rûşen kıl Yâre devasına yok gümân</p>
<p>Uzanır istikbâlden bir el ışıktan anafor sanki</p>
<p>Tân eylerken vakit fevt etme ol yola revân</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir devrin bitişine şâhittir bağrımdaki mızrak</p>
<p>Ehâd Ehâd der inleyen bedenimi dilen demir tarak</p>
<p>Katil engerek ensene bırakmışsa zehrini,</p>
<p>İsyânı temizler rahmet inen kara toprak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bataklığa döner indikçe içimdeki haşin sağnak</p>
<p>Kaçamam kendimden çepeçevre esir eder kasnak</p>
<p>Elbet durulunca feyzi zuhur eder münbit zemin</p>
<p>Sana olur enîs u celîs sana olur rengin barınak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir inayet beklentisi ayakta tutar titrek bacakları</p>
<p>Bir çiçek zemzemesi yeryüzü sofrasında</p>
<p>Sarar bahara mühürlü sineleri kucakları</p>
<p>Bir cûş u hurûş bir alayiş esir alır ânında</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bereketinle çağlar çağlayanım ba’d ı kahtında</p>
<p>Bir nazarın deler çağları kâinat sathında</p>
<p>Âyinemize Sen yansır muhâl mümkîn olur</p>
<p>Teveccühüne yanmışlar erer murâda tahtında</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir bebeğin gözünden akan sağnak sağnak yaş</p>
<p>Gayrı gayrete dokunmuştur secdede çiğnenen baş</p>
<p>Cibrîl i Emîn’in göğsüne düştü kâinatı saran kanat</p>
<p>Yüzsüzlere hicâb biçer hal diliyle canhıraş</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İndi gaybın tenteneli perdesi her uzuv dolu iz’an</p>
<p>Meşreb-i insaf üzre sülûk eden etmez sûi zân</p>
<p>Ne hadleri aşar yikanlar erdem köşebentini</p>
<p>Yakîne kıvam verir fokurdayan kazan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son Nebi’ye (sav) yükselir sath ı arzdan salavat</p>
<p>Kurtuluş fermânı bu icâbet i Rahmana halat</p>
<p>Yıldırımlar temizler fesâd-i arzı arza uzanır</p>
<p>Ölümüne tutunan topluca maiyyete erer heyhât</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Avâlimler arasında uzanan kırmızı bir halı,</p>
<p>Seviye i kalb u rûh erlerine lâhûtî olmalı</p>
<p>Sırat üzre serili Allah için sevenleri taşır</p>
<p>Meâliye müştâk ruhlar uçan halıyla uçmalı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Büşrâ size ey gurebâ! Hudâ etti mahzı hayr takdîr</p>
<p>Cümle kâinat ins cân eyledi size takdîr</p>
<p>Tekdîr onlara takdîr size henîen lekum</p>
<p>Kurtuldunuz korkusundan ya etse tekdîr</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sabreyle ey dîl i mecrûh! Etme şikeste zâr</p>
<p>Semere-i sabırla avun koyverme bîzâr<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Elbet Hudâ beyâdı da sevâdı da yazar</p>
<p>Yalvarıp varalım vuslat mahalli lâlezâr</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mangal yürekli bebem annene iyi bak</p>
<p>Vuslat yakın mı bilmem Hak eyleye yazımızı ak</p>
<p>Yarınlar sensin bilesin!Kalmasın gizli sak</p>
<p>Hak uğruna aşka ancağı göndere tak</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelen Sensin Dediler</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/24/gelen-sensin-dediler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 22:12:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=68246</guid>

					<description><![CDATA[Kâinat bir bilmece, kaos hüküm sürüyor Her müşkilin hallini bilen sensin dediler Zalimin zulmü yaman, mazlumlarsa inliyor Her hakkı sahibine veren sensin dediler Bozkıra döndü dünya, rahmetten çok uzağız Rahmet olup her yana yağan sensin dediler Yokluğun girdabında kıvranıyor ruhumuz Ebede giden yolu açan sensin dediler Kurudu bağlarımız, soldu çiçeklerimiz Solmadan pörsümeden kalan sensin dediler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kâinat bir bilmece, kaos hüküm sürüyor<br />
Her müşkilin hallini bilen sensin dediler</p>
<p>Zalimin zulmü yaman, mazlumlarsa inliyor<br />
Her hakkı sahibine veren sensin dediler</p>
<p>Bozkıra döndü dünya, rahmetten çok uzağız<br />
Rahmet olup her yana yağan sensin dediler</p>
<p>Yokluğun girdabında kıvranıyor ruhumuz<br />
Ebede giden yolu açan sensin dediler</p>
<p>Kurudu bağlarımız, soldu çiçeklerimiz<br />
Solmadan pörsümeden kalan sensin dediler</p>
<p>Abus çehrelilere, kin dolu sinelere<br />
Tatlı meltemler ile giren sensin dediler</p>
<p>Âlem sana hayrandır, âlem sana medyundur<br />
Gönüllerde saltanat kuran sensin dediler</p>
<p>Hakkı tutup kaldırıp başlara taç ederek<br />
Küfrün ağzına kilit vuran sensin dediler</p>
<p>Sensiz geceler uzun, rüyalar kabus dolu<br />
Düşlerimizi hayra yoran sensin dediler</p>
<p>Ayakların nereye basarsa yeşeriyor<br />
Ardı sıra mis gibi kokan sensin dediler</p>
<p>Sensiz yalnız biz değil, bütün insanlık yetim<br />
Gözlerimizden yaşı silen sensin dediler</p>
<p>Kalplerimiz muzdarip, dinmiyor iniltisi<br />
Bu sessiz çığlıkları duyan sensin dediler</p>
<p>Sana iştiyak duyar bütün güller çiçekler<br />
Yeni bir bahar faslı açan sensin dediler</p>
<p>Akıt ırmaklarını, dinsin susuzluğumuz<br />
Cennet kevserlerini sunan sensin dediler</p>
<p>Nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz<br />
Karmaşık bilmeceyi çözen sensin dediler</p>
<p>Ötelere has rengi solmayan mânâları<br />
Varlığın çehresine çalan sensin dediler</p>
<p>Kar yağar dolu yağar fırtına yaman olur<br />
Önümüzde rehberlik yapan sensin dediler</p>
<p>Can u gönülden aşkla çağrıldığın her yere<br />
Allah’ın ihsanıyla gelen sensin dediler</p>
<p>Işığa hasret kalmış karanlık dünyalara<br />
Atını mahmuzlayıp süren sensin dediler</p>
<p>Eskimeyen şarkının sazı sözü sendedir<br />
Diliyle inci mercan döken sensin dediler<span class="Apple-converted-space"> </span><br />
Nefsim amansız düşman ruhumu kemiriyor<br />
Davayı ilmek ilmek ören sensin dediler</p>
<p>Bir gün omuzlanacak sahipsiz boyunduruk<br />
Zulmü kökünden silip atan sensin dediler</p>
<p>Başka renk, başka desen, dünya şekilleniyor<br />
Tarihi yeni baştan yazan sensin dediler</p>
<p>Karanlık son deminde, ufuklar ağrıyor<br />
Felaketzede asra gülen sensin dediler</p>
<p>Seniyye-i Veda’dan doğmanı bekliyoruz<br />
Çok uzak diyarlardan gelen sensin dediler<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vefalı Ablalara ve Kızlara…</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/24/vefali-ablalara-ve-kizlara/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 05:42:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=68239</guid>

					<description><![CDATA[Geçen yılki 11 Ekim Dünya Kız Günü’nden benim de haberim Michelle Obama’nın instagram paylaşımıyla olmuştu. Paylaşım bir videoydu. Güne özel yazılmış bir şarkı ve eşlik eden dört kız çocuğu. Görünüşlerinin anlattığı kadarıyla Afrikalı, Güney Amerikalı, Uzak Doğulu ve Orta Doğulu dört kız çocuğu. Videonun ana teması “kız çocuklarının okula gitmesinin önemi.” Videoyu tekrar tekrar izledim. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yılki 11 Ekim Dünya Kız Günü’nden benim de haberim Michelle Obama’nın instagram paylaşımıyla olmuştu.</p>
<p>Paylaşım bir videoydu. Güne özel yazılmış bir şarkı ve eşlik eden dört kız çocuğu. Görünüşlerinin anlattığı kadarıyla Afrikalı, Güney Amerikalı, Uzak Doğulu ve Orta Doğulu dört kız çocuğu. Videonun ana teması “kız çocuklarının okula gitmesinin önemi.”</p>
<p>Videoyu tekrar tekrar izledim. Fark ettim ki defalarca sebepsiz bir gülümseme ile izlememin sebebi var; ablalarım… Evet, bu video bana ablalarımı çağrıştırmıştı, çünkü okumak ve üniversite deyince aklıma ilk gelen husustur; o zamanki kızlar, yani ablalarım. Hayatıma bir şekilde değmiş, değiştirmiş, güzelleştirmiş, kimi zaman zorlaştırmış, ufuk açmış, bazen limitler koymama sebep olmuş ablalarım&#8230;</p>
<p>Hepinizi seviyorum, çünkü biliyorum ki 80 sonrası kızların okumasında en önemli katalizör sizdiniz. Başlaması için motive ederek, devam etmesi için destek vererek…</p>
<p>Binlerce aile sizlere güvenerek kızlarını üniversiteye, terör var demeden doğuya, şehir hayatında kaybolur demeden batıya gönderdi. Biliyorum, çünkü ben de o kızlardan biriyim.</p>
<p>Aileler kızlarını üniversiteye yazdırmaya, “Orada mutlaka ablalar vardır” diyerek yola çıktı.<br />
“Ben başka yere güvenemem; kızımın burada kalmasını istiyorum” cümlesini ne çok kez duymuştur yurt müdürü, ev sorumlusu kız kardeşlerim.</p>
<p>Evini, yurt odasını paylaştığı kız kardeşi, harama girmesin diye dualar eden, aralarındaki uhuvvet artsın diye “melekçilik” oynayan (bilenler gülümsedi bile), kız kardeşinde gördüğü bir durumu, gönül kırmadan nasıl ifade etsem, diye karnına ağrılar giren&#8230;</p>
<p>Tatilini, cep harçlığını, sabrını, enerjisini kız kardeşleri için gönüllü olarak veren&#8230; Ablalarım, kız kardeşlerim sizleri çok seviyorum. (Size olan sevgim bana bazı şeyleri hatırlatma gereği uyandırdı, kusurum varsa hakkınızı helal edin).</p>
<p>Derdim sadece geçmişe güzellemeler yapıp ruhları kısa süre de olsa andan uzaklaştırarak rahatlatmak değil. Tam aksine amacım; nerdeyse üç nesil boyunca kız çocuklarının Müslüman bir coğrafyada okumalarına vesile olduğunuzu hatırlatarak, geçmişin gücünü kendi geleceğinizin bugününde ve her gününde kullanmanıza vesile olmak. Çünkü sizin yaptıklarınız, sosyolojik çapta devrim niteliğinde. Abartmıyorum; dünyada kızların eğitimini neredeyse hayatının gayesi haline getirmiş kaç kişi var?</p>
<p>Sizler yüzbinlerce kızın okumasına; bazen bisküvili pasta yaparak, bazen matematik anlatarak, bazen dua ederek, bazen naz çekerek, bazen de harcamanızdan kısıp burs vererek vesile oldunuz. Bunları şimdiki halinizden daha tecrübesizken başardınız.<br />
Hâl böyleyken, şimdi neler yapabileceğiniz benim hayal dünyama sığmaz&#8230;</p>
<p>Bırakın geride kalanları, bırakın eski unvanları, önlükleri, evleri, mutfak eşyalarını&#8230;</p>
<p>Bu yükleri taşırken geleceğinizi yeniden inşa edemezsiniz çünkü.</p>
<p>Yüzbinlerce kızın okumasına vesile oldunuz, şimdi kendinize vesile olun. Tekrar kendiniz olduğunuzda göreceksiniz o devrimi tekrar yaşar hale geldiğinizi.</p>
<p>Evet, şimdi kim bilir, bu yazıyı hangi aklınıza gelmeyecek yerlerde, hangi şartlarda okuyorsunuz, dinliyorsunuz.<br />
Yaşadıklarımız, yaşananlar&#8230;<br />
Çok acı, biliyorum, çok acı&#8230;</p>
<p>Geride bıraktıklarımız, hala kopamadıklarımız, zorla elimizden alınanlar, maruz bırakıldıklarımız&#8230; Yüreğimiz daralıyor&#8230;</p>
<p>Ama düşünün Hypatia’yı, Marie Curie’yi, Hz. Hacer’i, Katherine Johnson’ı ve en çok da o kızı, yani diğer kız kardeşleri için (büyük ihtimalle krem renkli pardösüsüyle) oradan oraya koşturan kendinizi. Ne yapardı bu kız kardeşlerimiz şu an bizim yerimizde olsalardı, neleri yapmamızı öğütlerlerdi?</p>
<p>Herhalde Hz. Hacer bize, “Otur oturduğun yerde, yerden su mu çıkacak sanki?” demezdi&#8230;<br />
‘Bir yıl sonraki sen’ kapıdan gelip şu andan itibaren yaptığın bir şey için sana teşekkür etse, bu ne olurdu? Onu katmaya başla hayatına. Herhalde, yapmadığın şeyleri, yapmamaya devam etmen bir çözüm değil.</p>
<p>Sevgili ablalarım, kız kardeşlerim; hepinizi içinizdeki (oluşturucu, dönüştürücü, iyileştirici, geliştirici, güzelleştirici) gücü uyandırmak için öpüyorum&#8230;<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Sevgiyle&#8230;</p>
<p>Geçen yıl dünya kız çocukları gününde yazdığım yazı&#8230;<br />
Ablalara ve hepimizin içindeki kafası karışık, muhtemelen saçı da karışık kıza, armağan ediyorum&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazanma Kuşağında Bir Nesil</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/24/kazanma-kusaginda-bir-nesil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 05:30:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=68237</guid>

					<description><![CDATA[Hizmet Hareketinin en önemli vasıflarından biri, eğitim çalışmalarına önem vermesidir. Özellikle Türkiye’de siyasi zihniyetin hırs ve intikam duygularıyla kapattığı dershaneler, pırıl pırıl bir neslin yetiştirilmesine vesile olmuştur. Her kesimden ailelerin çocuklarını gönderdiği bu kurumların faaliyetlerinin durdurulması Türk milletini kazanma kuşağında çok ciddi kayıplara uğratmıştır. Bu kurumlar sadece sınavlara hazırlayan basit kurslar değildi. Bu eğitim yuvalarına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hizmet Hareketinin en önemli vasıflarından biri, eğitim çalışmalarına önem vermesidir. Özellikle Türkiye’de siyasi zihniyetin hırs ve intikam duygularıyla kapattığı dershaneler, pırıl pırıl bir neslin yetiştirilmesine vesile olmuştur. Her kesimden ailelerin çocuklarını gönderdiği bu kurumların faaliyetlerinin durdurulması Türk milletini kazanma kuşağında çok ciddi kayıplara uğratmıştır. Bu kurumlar sadece sınavlara hazırlayan basit kurslar değildi. Bu eğitim yuvalarına devam eden nesiller, her türlü kötülükten korunuyor ve güzellikler adına ciddi donanımlar kazanıyorlardı. Muvakkaten yaşanmakta olan eğitim mahrumiyeti geleceğin güzel günlerinde yeniden telafi edilecektir inşallah. Sizleri bu dershanelerden birinde yaşanmış olan bir hadiseyi okumaya davet ediyorum:</p>
<p>Hayat çizgisinde önemli değişikliklere yol açacak bir başlangıca doğru yürüdüğünün farkında bile değildi. Buraya arkadaşlarıyla girdiği bir iddiayı kazanmak için gelmişti. Bu insanlar hakkında çok şey söylenmişti kendisine, enteresan senaryolardan bahsedilmişti her fırsatta. İçeriye adımını attığından bu yana, kafasında daha önceden oluşan şablonlarla, gördükleri arasındaki tezadın şaşkınlığını yaşıyor, geliş sebebinden dolayı, belli belirsiz bir pişmanlık duygusunun bütün ruhunu sarmakta olduğunu hissediyordu. Amacı bazı konuları soruyormuş gibi yapıp görevlilerle alay etmekti. Daha sonra da muzaffer bir komutan edasıyla dışarı çıkıp kendisini bekleyen arkadaşlarına: “Gördünüz mü? Hani içeriye giremezdim!” diye bağırıp ardından da Erol’a: “Hadi bakalım, tatlılar senden” diyebilmekti. Fakat içeriye girince duyduğu, ama bir anlam veremediği heyecan ve mahcubiyet, o şımarık kızı götürmüş, yerine sessiz, çekingen bir genç kız getirmişti.</p>
<p>Bir süre ortalığı süzdükten sonra, danışmada oturan şık giyimli, nazik görünümlü gence doğru yürüdü ağır ağır ve tedirgin bir ses tonuyla: “Affedersiniz, yetkili biriyle görüşebilir miyim?” dedi. Genç: “Hoş geldiniz, isminizi ve hangi konuda görüşmek istediğinizi öğrenebilir miyim?” diye sordu samimi bir tavırla. Genç kız bir an sessiz kaldı: “Hayret, hiç de anlatıldığı gibi davranmıyorlar. Benzer yerlerde eşine az rastlanır bir incelik seziliyor bunlarda. Üstelik dış görünümüme de aldırmadılar” diye geçirdi içinden. Görevli, sorusuna cevap verilmediği hâlde, sabırsızlık göstermeden, yüzündeki tebessümü değiştirmeden bekliyordu. Genç kız birden daldığı düşüncelerden sıyrıldı, karşısındaki insanı beklettiği için mahcup bir ses tonuyla: “İsmim Serap Yılmaz, kursunuz hakkında bilgi alacaktım” diyebildi. Genç eliyle yol göstererek: “Buyurun efendim. Sizi Hüseyin Varol Bey’le görüştüreyim” dedi. Genç kız oldukça heyecanlanmıştı. Böyle bir işe kalkıştığı için kendine kızıyor, bir yandan da: “Heyecanlanacak ne var? Alt tarafı bilgi alacağım. Beni kesecek değiller ya!” diyordu kendi kendine.</p>
<p>İçeri girdiğinde Hüseyin Bey, ayağa kalkarak karşıladı kendisini. Olgun ve saygı uyandıran bir görünümü vardı. Davranışları yapmacıklıktan uzaktı. Samimîive etkileyici bir ses tonuyla: “Hoş geldiniz. Buyurun oturun lütfen. Sizi birkaç dakika bekleteceğim için özür diliyorum. Yarım kalan bir telefon görüşmemi tamamlamam gerekiyor” dedi. Genç kız, o an masanın üzerinde açık duran telefonu fark etti ve sessizce kendisine gösterilen yere oturdu. Bu karşılama, Serap’ı ister istemez babasıyla geçen yıl yaşadıkları bir olaya götürmüştü. Odasına girdikleri bir yönetici dakikalarca onları fark etmemiş gibi davranmış, uzun süren telefon konuşması bittikten sonra, gözlüklerini ağır hareketlerle takıp bir yerlere uzun uzun notlar almış, işi bitince de kaşlarını kaldırarak: “Ne var, ne istiyorsunuz?” diye sormuştu. Bu duruma çok sinirlenen babası: “Beyefendi, bizi tam on dakikadır ayakta bekletiyorsunuz; hiç olmazsa bir el işaretiyle yer gösterebilirdiniz. Anlaşılıyor ki çok önemli işleriniz var ve çok meşgulsünüz. Sizi daha fazla rahatsız etmeyelim!” demiş ve baba kız verilecek cevabı beklemeden dışarı çıkmışlardı. Oysa haklarında oldukça olumsuz kanaate sahip olduğu bu insanlar davranışlarıyla, o ana kadarki düşüncelerini ve şartlı bakışını alt üst etmişlerdi. İnsanlara karşı peşin hükümle yaklaşmanın ne kadar yanlış olduğunu düşündü. Sözden çok davranışın ne kadar etkili bir dil olduğunu fark etti bir anda. Evet, davranış ne kadar etkili bir dildi ki bugüne değin içinde oluşturulan nefret, yerini bir saygı ve hayranlığa bırakmıştı.</p>
<p>Serap, bütün bu düşüncelerden Hüseyin Bey’in, “Buyurun sizi dinliyorum. Beklettiğim için tekrar özür dilerim” sözüyle sıyrıldı. Titreyen bir sesle: “Kursunuzla ilgili bilgi almak için gelmiştim” dedi. Hüseyin Bey: “İsterseniz önce uyguladığımız programı ve çalışmalarımızı anlatayım. Sonra da ödeme planını veririm” diye cevap verdi. Gayet ikna edici bir şekilde yaptıkları çalışmaları ve alternatif programların farklı olan noktalarını anlattı. Ücretler hakkında kısaca bilgi verdi. Serap: “Doğrusunu söylemek gerekirse ücretleriniz benzeri yerlerden çok farklı değil. Ancak uygulamalarınız oldukça cazip. Bu anlattıklarınızın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinden nasıl emin olabilirim?” dedi. Hüseyin Bey: “Programa başlarsınız; sizin için faydalı olmadığı kanaatine vardığınız an bırakabilirsiniz” dedi. Sonra da başını iki yana sallayarak: “Toplumumuzda ne kadar güven bunalımı var, değil mi? Kimse kimseye inanmak istemiyor. Oysa birbirimize güvenmek zorundayız” dedi. Birkaç saniye bekledikten sonra sözlerine devam etti: “Bakın; buraya ne niyetle gelirseniz gelin, neticede benim için bir insansınız ve size güvenmem ve saygı duymam için insan olmanız yeterli. Hiç kimseye yapmadığım bir şeyi teklif edeceğim size: Programımıza bir ay katılın. ‘Benim için yararlı,’ derseniz ücretini ödeyin ve devam edin. Aksi takdirde hiçbir ücret ödemeyin. Bunu size ben taahhüt ediyorum. Karşılıklı güven adına bir adım atıyorum; bir adım da siz atmak istemez misiniz?”<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Serap, bu sözler karşısında iyice heyecanlanmıştı. Kalp atışları gitgide hızlanıyordu. Karşısındaki insan adeta düşüncelerini okumuştu. Hüseyin Bey’in: “Niyetiniz ne olursa olsun&#8230;” sözleri kulaklarında çınlıyordu. İçinden: “Aman Allah’ım, bu davete ‘Evet!’ demek üzereyim galiba. ‘Karşılıklı güven,’ ‘Bir adım atmak’&#8230; Galiba o adımı atmak üzereyim” diye düşündü. Belli belirsiz, buruk bir hüzün yayıldı kalbinin derinliklerine. Sonra ailesinin ve arkadaşlarının tepkisini düşündü. Arkadaşlarının bu kararı öğrendiklerindeki hayret dolu ve alaylı ifadelerini görür gibi oluyordu. Ama birkaç dakikadan beri tanıdığı bu insana derin bir saygı ve güven duyuyordu. Bu adam güven adına bir adım atmış ve ona : “Bir adım da siz atmaz mısınız?” demişti. Evet&#8230; Her şeye rağmen bir adım atmalıydı. Başını ağır ağır kaldırdı; kısık ama kararlı bir ses tonuyla: “Neden olmasın?” dedi. Sonra da “Ancak ailemi ikna etmeliyim” diye ekledi. Hüseyin Bey: “Hay hay&#8230; Kararınızı yarın bildirirseniz memnun olurum.” dedi.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Serap müsaade isteyip sessizce çıktı odadan. Dalgın ve ağır adımlarla çıkış kapısına yöneldi. Dışarıya çıktığında bir an irkildi: İçeride ruhunu dolduran huzur ve güven duygusu, yerini sebebini anlayamadığı bir huzursuzluğa bırakmıştı. Sokağın başında kendisini bekleyen arkadaşlarını gördü hayal meyal. El çırpıyor, havalara zıplıyorlardı. Yavaşça onlara doğru yürüdü. Yaklaştığında Erol’un sesini duydu: “Serap yaman kızsın be. Bir saattir adamlarla dalga geçtin her hâlde. Sözüm söz, pastane masrafları benden. Haydi, arkadaşlar, doğru pastaneye” diye bağırdı. Serap, hiçbir tepki vermeden onlara iyice yaklaştı. Alkışlar ve çığlıklar yerini merak dolu bakışlara bırakmıştı. Genç kız, düşünceli bir şekilde arkadaşlarını süzdü. Verdiğin kararı onlarla şimdi paylaşmazsa bir daha hiç paylaşamayacağını fark etti. Sesi titriyordu ama huzur doluydu: “Ben kursa kaydımı yaptırdım” dedi. Bir an herkes olduğu yerde donakaldı. En iyi arkadaşı Erol şaşkınlığı geçince: “Kızım sen delirdin mi, ne kaydından bahsediyorsun?” diye bağırdı. Sonra Nilgün’ün kahkahası patladı: “Anlamadınız mı? Serap şimdi de bizi makaraya sarıyor” diye bağırdı. Sonra gençler hep beraber gülüşmeye başladılar. Fakat birkaç saniye sonra şaşkınlıkları iyice artmıştı. Serap’ın gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Son kez: “Makara filân yok, ben kararımı verdim” dedi ve tepkileri beklemeden arkadaşlarının yanından uzaklaştı.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Serap’ın ailesini ikna etmesi de kolay olmamıştı. Genç kızın ısrarları karşısında: “Nasıl olsa bir ay gider sonra da sıkılıp vazgeçer” diye düşünmüşlerdi. İlk gün biraz çekingendi fakat öğretmenlerinin ve yeni arkadaş çevresinin içten davranışları, bu tedirginliği kısa sürede giderdi. Hüseyin Bey’in anlattıklarından çok daha fazlasını bulmuştu bu kurumda. Üstelik anlatıldığı gibi; ne bir düşünce, ne de bir yaşam tarzı empoze ediliyordu burada. Sadece bilginin ve hizmetin en kalitelisi veriliyordu isteyenlere. Ancak idareciler ve öğretmenler, davranışlarıyla o kadar çok şey anlatıyordu ki onlara&#8230; Doğruluk, dürüstlük, fedakârlık gibi insanı insan yapan değerler adına ne varsa&#8230; Bir bakış, bir dost eli, bir vefalı davranış dil olup söz olup öyle engin dünyaların kapılarını açıyordu ki Serap’a; iyilik ve güzellik adına aradığı her şeyi bu insanlarda buluyordu.</p>
<p>Aradan aylar geçmişti. Serap kursu başarıyla tamamlamıştı. İstediği okulu kazanmış olmanın mutluluğunu Hüseyin Bey’le de paylaşmak, kendisine teşekkür etmek istiyordu. Bu arada yaz tatili de başlamıştı. Binanın giriş kapısına yaklaşınca buraya ilk geldiği an canlandı hayalinde. Kapıdan girince kendini Hüseyin Bey’e götüren genç karşıladı. Tıpkı ilk günkü gibi nazik ve mütebessimdi. “Hüseyin Bey’le görüşebilir miyim?” diye sordu görevliye. Aldığı cevap onu hem şaşırtmış hem de üzmüştü. Genç: “Hüseyin Bey yurt dışına gitti, artık orada görev yapıyor” demişti. Serap: “Öyle mi? Başarımda çok payı vardı. Sevincimi kendisiyle, paylaşmak istemiştim” dedi. Sonra da: “Fatma Hanım buradaysa görüşebilir miyim?” diye ekledi. Fizik öğretmeni Fatma Hanım Serap’ı sevgiyle kucakladı. Başarısından dolayı kendisini tebrik etti. Ancak Serap’ın üzüntülü hâlini fark edince sebebini öğrenmek istedi. Serap oldukça duygulanmıştı. Buraya ilk olarak niçin geldiğini, nelerle karşılaştığını ve yaşadığı değişimi anlattı. Ağladı&#8230; Ağladı&#8230;</p>
<p>Aradan yıllar geçmişti. Serap üniversitede okuyordu. O gün arkadaşlarıyla bir konferansa katılmışlardı. Oldukça hisli ve etkileyici bir konuşma dinlemişti. Serap bugün “değişim” macerasını bir kez daha hatırlamış, geldiği noktadan ötürü Allah’ına şükredip sevinç gözyaşları dökmüştü. Konferansın sonunda konuşmacı hanımla tanışmak istedi. Yanına gitti ve “Affedersiniz, sizinle tanışmak istiyorum” dedi. Konuşmacı hanım: “İyi bir dinleyicisiniz, ilginiz dikkatimi çekmişti. Benim adım Ayşe Varol” diye kendini tanıttı. Serap: “Ben de Serap Yılmaz. Anlattıklarınız beni yıllar öncesine götürdü” diye karşılık verdi. Sonra bir an durakladı: “Ayşe Varol’un Hüseyin Varol’la bir ilişkisi olabilir mi acaba?” diye düşündü. Sonra da “Soyadı benzerliğidir” diye yorumladı kendi kendine. Ayşe Hanım: “Daldınız birden” dedi. Serap: “Hayat çizgimde önemli bir dönüm noktasına vesile olan bir hocamın soyadı da Varol da bir an acaba, diye geçirdim içimden” dedi. Ayşe Hanım: “Hocanızın ismi nedir?” diye sordu. Serap: “Hüseyin Varol” diye cevapladı. Ayşe Hanım: “Benim dayım olan Hüseyin Varol’dan bahsetmiyorsunuz herhalde. Çünkü o şu anda yurtdışında” diye gülümsedi. Biraz konuşunca aynı insandan bahsettiklerini anladılar. Bu durum ikisini de oldukça etkilemiş ve duygulandırmıştı. Sohbet tanışıklığı yerini gittikçe derinleşip gelişen bir dostluğa bırakmıştı.</p>
<p>Yıllar sonra Hüseyin Bey yurt dışından döndüğünde Ayşe Hanım bu karşılaşmayı dayısına ayrıntılarıyla anlattı. Hüseyin Bey, Serap’la konuşmasını, onu ikna edişini, daha dünmüş gibi hatırlıyordu. Serap’ın şu anda geldiği noktaya, müspet hayat tarzına çok sevinmişti. Onunla karşılaştığı gün çok ciddî sıkıntıları vardı. Ama bütün sancısını içine atmış ve karşısına çıkan bu kızcağıza en güzel şekilde davranmaya çalışmıştı. O an durakladı, gözlerini kapadı. Derin bir muhasebeye daldığı yüz hatlarından anlaşılıyordu. Dudaklarından şu sözler döküldü: “Davranışlarımızla; kazandıklarımız kadar, kaybettiklerimiz de oluyor. Düşünülmeden söylenmiş bir sözün, hesaplanmamış yanlış bir tutumun bizden uzaklaştırdığı insanlar var. Doğru hareketlerimizle güzelliklerine vesile olduğumuz kadar kendimizden kaçırdığımız, soğuttuğumuz Aliler, Tolgalar, Nilgünler, Şuleler de var.’ Dışarıda yağmur çiseliyordu; gökyüzü kazanılan ve kaybedilenlere birlikte ağlıyordu belki de&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dört Bacanak</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/24/dort-bacanak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 05:24:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=68235</guid>

					<description><![CDATA[Biz dört bacanaktık, dört ayrı diyardan Bir baba ocağında harman olduk saba yeliyle Biz dört bacanaktık, içi has ayardan Selam ederdik birbirimize gönül diliyle &#160; Biz dört bacanaktık, zamanda yol alıp Mütevazı bir evin dört kızına talip Kim derdi savrulacaktık böyle gün gelip Kaderin akıl ermeyen sırlı eliyle &#160; Biz dört bacanaktık aynı kafada İkisi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biz dört bacanaktık, dört ayrı diyardan</p>
<p>Bir baba ocağında harman olduk saba yeliyle</p>
<p>Biz dört bacanaktık, içi has ayardan</p>
<p>Selam ederdik birbirimize gönül diliyle</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz dört bacanaktık, zamanda yol alıp</p>
<p>Mütevazı bir evin dört kızına talip</p>
<p>Kim derdi savrulacaktık böyle gün gelip</p>
<p>Kaderin akıl ermeyen sırlı eliyle</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz dört bacanaktık aynı kafada</p>
<p>İkisi gurbet elde, bâkisi sılada</p>
<p>Sıladakilerin başı şimdilerde belâda</p>
<p>Yol uzun, işleri yok laubaliyle</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biri çıktı; lâkin biri hâlâ damda</p>
<p>Doru atlar gibi coşkundu velâkin gemde</p>
<p>Serde hasretlik olan bu ifritten demde</p>
<p>Ayda bir söyleşiyor gonca gülüyle</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âlemin görmediği bu kem oyunda</p>
<p>Çıkanın gözü şimdi serhat boyunda</p>
<p>Şemslerin gurub ettiği Meriç suyunda</p>
<p>Bir başka ufka kanat açma yâdiyle</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kalan ikiden biri evinden ayrı</p>
<p>Diğeri âlihimmet, unutmaz gayrı</p>
<p>Bir el değiştirir elbet bu hazin seyri</p>
<p>Atâsı, feyz-i Nil&#8217;i, ebabiliyle</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek Kahraman</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/09/gercek-kahraman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Oct 2019 20:40:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=68150</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Gözlerini dikmez, dünya malına Yalnız kefenini alır yanına Alnı açık gider dost diyarına Yolları gözlenen kahraman budur &#160; Helale harama çok dikkat eder İhtiyacı kadarını yer, içer Fazlası sırtımda, karnımda yük der Gıptayla bakılan kahraman budur &#160; Ağyarı gönlünde misafir etmez Yar der inler, başka bir şey istemez İnsanlık ağlarken o gülmek bilmez Dünyayı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Gözlerini dikmez, dünya malına</p>
<p>Yalnız kefenini alır yanına</p>
<p>Alnı açık gider dost diyarına</p>
<p>Yolları gözlenen kahraman budur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Helale harama çok dikkat eder</p>
<p>İhtiyacı kadarını yer, içer</p>
<p>Fazlası sırtımda, karnımda yük der</p>
<p>Gıptayla bakılan kahraman budur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ağyarı gönlünde misafir etmez</p>
<p>Yar der inler, başka bir şey istemez</p>
<p>İnsanlık ağlarken o gülmek bilmez</p>
<p>Dünyayı düzelten kahraman budur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zaferden nefsine hiç pay çıkarmaz</p>
<p>Verilse de “İhtiyaç yok” der, almaz</p>
<p>Parmakla gösterilmekten hoşlanmaz</p>
<p>Nefsini gemleyen kahraman budur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sünnet çizgisinde bir hayat yaşar</p>
<p>Muhtaçları arar, yardıma koşar</p>
<p>Himmet mevsiminde adeta coşar</p>
<p>Sel olup çağlayan kahraman budur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her şeyi ölçülü, kararındadır</p>
<p>Adaletin, hukukun yanındadır</p>
<p>Hakk’ın hoşnutluğu hep aklındadır</p>
<p>Haksızlık yapmayan kahraman budur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muhtaç sinelerde halvet etmiştir</p>
<p>Nerde dertli varsa ona gitmiştir</p>
<p>Eliyle gözyaşlarını silmiştir</p>
<p>Mazlumu kollayan kahraman budur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kışlara direnir, şikâyet etmez</p>
<p>“Neden hep musibet başımda!” demez</p>
<p>Dilini beddua ile kirletmez</p>
<p>Düşmanlık bilmeyen kahraman budur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hizmet yurdu bilir fâni dünyayı</p>
<p>Aklından geçirmez köşkü, sarayı</p>
<p>Sabr ile atlatır seli, borayı</p>
<p>Baharı bekleyen kahraman budur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünyada yaşarken yolcu gibidir</p>
<p>Aşk u şevkli, heyecanlı, diridir</p>
<p>Tatlı dille güler yüz sebilidir</p>
<p>Kalpleri fetheden kahraman budur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kimseyi ayırmaz, tutar elinden</p>
<p>Zarar gören olmaz onun elinden</p>
<p>Kin ile nefreti atmış gönlünden</p>
<p>Darılıp küsemeyen kahraman budur</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>El-âlemin dediğine aldırmaz</p>
<p>Hizmetten bir lahza geriye kalmaz</p>
<p>Allah’tır korktuğu, gayrıdan korkmaz</p>
<p>Yolundan dönmeyen kahraman budur</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Damla Bebeğe Selam</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/09/damla-bebege-selam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Oct 2019 20:35:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=68148</guid>

					<description><![CDATA[Bu sefer güneyden esti fırtına Gözyaşın sineler dağlıyor, Damla Yakışır mı Anadolu yurduna? Tebessüm çağında ağlıyor Damla En hazin bir miras Habil-Kabil&#8217;den Bahtsız takipçiler bıkmaz nakilden On aylıkken mağdur oldu tenkilden Zulmet sokağında ağlıyor Damla Geçit verme Rabbim tuğyan seline Ne yapmalı asrın zır cahiline? Ahireti yanmışların haline Ana kucağında ağlıyor Damla Zulmederken bir Damlacık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sefer güneyden esti fırtına<br />
Gözyaşın sineler dağlıyor, Damla<br />
Yakışır mı Anadolu yurduna?<br />
Tebessüm çağında ağlıyor Damla</p>
<p>En hazin bir miras Habil-Kabil&#8217;den<br />
Bahtsız takipçiler bıkmaz nakilden<br />
On aylıkken mağdur oldu tenkilden<br />
Zulmet sokağında ağlıyor Damla</p>
<p>Geçit verme Rabbim tuğyan seline<br />
Ne yapmalı asrın zır cahiline?<br />
Ahireti yanmışların haline<br />
Ana kucağında ağlıyor Damla</p>
<p>Zulmederken bir Damlacık çocuğa<br />
Haz duydun mu, eriştin mi doruğa?<br />
Nasıl düştün insan, sen şu yokluğa?<br />
Cinnet ocağında ağlıyor Damla</p>
<p>Ben yine acı söz etmeyeyim de<br />
Bir ferah gün yok mudur şu takvimde?<br />
Kahraman illerde, zorlu mevsimde,<br />
Antep sıcağında ağlıyor Damla</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gönül Dili Hâl Şivesi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2019/10/01/gonul-dili-hal-sivesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 23:59:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başyazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=67913</guid>

					<description><![CDATA[Beyan bir anahtarsa, o anahtarla açılan ışıktan dünyanın adı gönüldür. Her sözün kıymeti onun gönül ile irtibatıölçüsündedir. Bence dil ve dudakla ifade edilen şeyler sadece gönül beyanının bir gölgesinden ibarettir. Ne var ki, Hak kelâmının bir izdüşümü sayılan gönül dilini de ancak ona açık duranlar ve ondan yükselen nefesleri duyanlar anlarlar. Mantık, muhâkeme, üslup, meânî [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beyan bir anahtarsa, o anahtarla açılan ışıktan dünyanın adı gönüldür. Her sözün kıymeti onun gönül ile irtibatıölçüsündedir. Bence dil ve dudakla ifade edilen şeyler sadece gönül beyanının bir gölgesinden ibarettir. Ne var ki, Hak kelâmının bir izdüşümü sayılan gönül dilini de ancak ona açık duranlar ve ondan yükselen nefesleri duyanlar anlarlar. Mantık, muhâkeme, üslup, meânî kurallarına riayet söz cevherinin önemli unsurlarıdır.. evet, beyanın birer rengi, deseni, şivesi kabul edilen hakikat, mecaz, teşbih, istiâre, kinaye… gibi esaslar söze derinlik katan mühim hususlardandır. Her biri ayrı bir süsleme ve sözü sevdirme sanatı sayılan “muhassinât-ı lâfzıye”den cinas, seci’, iktibas… gibi hususların ve “muhassinât-ımâneviye”den tevriye, tıbak, mukabele, hüsn-ü ta’lîl… türünden unsurların ifadeleri renklendirip bediî bir derinliğe ulaştırdığıda muhakkak. Ne var ki, temelde beyanı beyan yapan, onun gönül diliyle irtibatı ve iç ihsasların sesi-soluğu olmasıdır.</p>
<p>Lâfızlar mânâların kalıpları olmaları itibarıyla, bir yere kadar meânî, beyan, bedî’ –şimdilerde bu tabirlere biraz yabancıolabiliriz– kural, kaide ve disiplinlerinin de önemli oldukları söylenebilir; ancak, beyanda aranan gerçek zenginlik ve enginliğin kalb ve ruhun derinliklerinden fışkırıp ortaya çıkmasıyla “mebsuten mütenasip” olduğu da bir gerçektir. İmandan kaynaklanan bir heyecanla mızrap yemiş bamteli gibi inleyen gönüllerdir ki, dinleyenler üzerinde mütemâdî tesir icra eder ve bir aşk u alâkaya vesile olurlar.</p>
<p>Aksine, vicdan mekanizmasına mâl edilememiş, gönül diliyle seslendirilememiş ve hal şivesiyle renklendirilememiş bütün söz ve beyanlar ne kadar yaldızlı olsalar da yine de ruhlar üzerinde mütemâdî tesir icra edemezler. İnsanın iç dünyası her zaman mamur, mabetler gibi pırıl pırıl, arş-ı rahmete açık ve hep O’nunla münasebet heyecanı içinde bulunmalıdır ki, onun dillendirdiği mânâ ve mazmunların çevredeki akisleri de derin ve mütemâdî olsun; gönül gözleri kapalı, ruhu bedenî ve cismanî ihtirasların baskısı altında bulunan birinin başkasına edip eyleyeceği fazla bir şey yoktur. Hayatlarının her faslında O’nu görüyor gibi davranan, O’nun tarafından görülüyor olma mülâhazasıyla oturup kalkan, -Kur’ân ifadesiyle- nerede bulunursa bulunsun, O’nun hâzır ve nâzır olduğunu soluklayan ve görüldüğünde Allah’ı hatırlatan dırahşan çehrelerdir ki, her zaman inandıkları kadar inandırıcı olmuş; hakikatleri ve “Hakikatü’l-Hakaik”ı hissettikleri kadar çevrelerine de duyurabilmiş ve hep sinelerde yankılanan bir ses ve soluk olagelmişlerdir.</p>
<p>Kendi özünden habersiz, mahiyetindeki derinliklere karşı bîgâne, Hak’la münasebetlerinde gerilerin gerisinde birisi oturup kalkıp bülbüller gibi şakısa, dil döküp çevresine destanvârî şeyler sunsa da kat’iyen hiçbir gönle giremez, hiçbir kimse üzerinde müessir olamaz. Çok güzel konuşabilir, konuşmalarıyla teveccüh ve iltifat da toplayabilir, ama muhatapları üzerinde kalıcı bir tesir uyaramaz ve kat’iyen onları Hakk’a yönlendiremez. Allah, kendisine yönlendirmenin şifreli anahtarını gönül diline ve hal şivesine armağan etmiştir. Bugüne kadar ruh ve gönülden yükselmeyen ve insan ledünniyatına ulaşamayan kuru bilgiler, söz ebelikleri, heva ve hevesleri şahlandıran dil ve akıl oyunlarıyla bir şeyler yaptıklarını sananlar kendilerini avutmuş, başkalarını da aldatmışlardır ama kat’iyen sinelerde sürekli yankılanan bir ses ve soluk olma bahtiyarlığına erememişlerdir. Ses-soluk, dil-dudak, kalem ve parmak iç ihsasların emrinde olmalıdır ki, söz gerçek değerine ulaşabilsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
