<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>39 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/sayi/39/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 17 May 2023 22:39:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>39 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ali Bayram Hocamız Mısır’a Gönlünü Açtı, Mısır da Ona Kucağını</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/14/ali-bayram-hocamiz-misira-gonlunu-acti-misir-da-ona-kucagini/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2020 12:45:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144280</guid>

					<description><![CDATA[2016 yılında, bir eylül akşamı teşrif etti Mısır’a. Bîtap düşmüş ve halsizdi, günlerin uykusuzluğu ve yol yorgunluğu vardı omuzlarında. Birkaç yakınıyla beraber Meriç’ten geçmişler, daha sonra yağmur altında saatlerce yol yürümüşler ve “kader-denk noktasında” karşılaştıkları çok hoşgörülü bir Yunan yetkilisi hanımefendi tarafından kendilerine rehberlik ve misafirperverlik yapılmıştı. Daha sonra Ali Bayram hocamız Mısır’da yaşayan kızının, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2016 yılında, bir eylül akşamı teşrif etti Mısır’a. Bîtap düşmüş ve halsizdi, günlerin uykusuzluğu ve yol yorgunluğu vardı omuzlarında. Birkaç yakınıyla beraber Meriç’ten geçmişler, daha sonra yağmur altında saatlerce yol yürümüşler ve “kader-denk noktasında” karşılaştıkları çok hoşgörülü bir Yunan yetkilisi hanımefendi tarafından kendilerine rehberlik ve misafirperverlik yapılmıştı. Daha sonra Ali Bayram hocamız Mısır’da yaşayan kızının, damadının ve torunlarının yanına gelmeye karar vermişti. Bedeni ve dizleri Meriç ve sonrası süreçte oldukça yıpranmıştı ve kendine gelmesi birkaç ay sürmüştü.</p>
<p>Ali Bayram hocamız Mısır’daki arkadaşlarımızın sürpriz ve çok değerli misafiri olmuştu. Arkadaşlarımız kendisini el üstünde tutuyor, hem ilminden ve hayat tecrübesinden istifade ediyor hem de sevecen ve babacan atmosferinde huzur buluyorlardı. Aylar geçtikçe yorgunluğunu atıp kendisine geliyor, büyük küçük demeden herkesle çok güzel münasebetler kuruyordu. Kendisi o kadar çok seviliyordu ki bayramlarda ve özel günlerde evi, kendisini seven misafirleriyle dolup taşıyordu.</p>
<p>Ali Bayram hocamız vakit buldukça kitapçıları geziyordu ve kendisine Arapça eserlerden oluşan küçük de olsa bir kitaplık oluşturmuştu. Kendisi için hazırlanmış mütevazı odasında bol bol kitap okuyor, tanıştığı Mısırlı dostlarıyla orada hasbihal ediyordu. Mısırlı dostlarımızla yaptığımız diyalog platformuna kendisi de düzenli olarak katılıyor ve toplantıya fikirleri ve bakış açısıyla katkıda bulunuyordu. Sohbetlerinde Hocaefendi’yle hatıralarını aktarıyor, bu aktarımları Mısırlı dostlarımızın takdiriyle ve hayranlık ifadeleriyle karşılanıyordu.</p>
<p>Ali Bayram hocamız, arkadaşlarımızın istirhamını kırmıyor, onlara bazı hususlarda destek veriyordu. Mısır’da çıkan bir internet gazetesinin gelişmesine rehberlik yapıyordu ve aynı zamanda bu gazetedeki köşesinde Hak Dostlarının hayatlarını kaleme alıyordu. Ezher Üniversitesi’nden mezun genç arkadaşlara haftalık ders yapıyordu. Medya toplantılarımıza katılıyor, Çağlayan Dergisi için yazılar hazırlayan bir heyette yer alıyor ve yazı değerlendirmelerine ciddi katkılar sağlıyordu.</p>
<p>Kendisi Mısır’ı, Mısır da kendisini sevmişti. Şöyle diyordu Mısır’daki arkadaşlar için: Onlar bana Hizmetimi bir kez daha sevdirdiler, çünkü gıybet ve dedikoduyu hayatlarından çıkarmış, samimi dava adamlarıydılar.  Ali Bayram hocam bizlere vefayı, ilim insanındaki tevazuyu, ibadetindeki içtenliği gösterdi. O artık Mısır’ın ev sahibi oldu. Emin belde onu bağrına bastı. Kendisini hürmetle ve rahmetle anıyoruz…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşte O Zaman</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/14/iste-o-zaman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2020 12:37:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144278</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın bütün renkleri Sevgi hüzmeleri yayarken gönüllere Bilmem ki nedir bu buruk sızı Damla damla yürek yakan Nedir bu Allah’ım? Yoksa müjdelenen gariplik mi? O deliler mi bunlar? Nereye baksak kinden setler Nifak, fitne, kasırgaları Kırıp geçiriyor meyveye duran dalları Bilmez, anlamaz, görmezler ki O en sevgiliye biat edenler Ab-ı hayat içtiler, ecel vuslattır onlara [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın bütün renkleri<br />
Sevgi hüzmeleri yayarken gönüllere<br />
Bilmem ki nedir bu buruk sızı<br />
Damla damla yürek yakan<br />
Nedir bu Allah’ım?<br />
Yoksa müjdelenen gariplik mi?<br />
O deliler mi bunlar?</p>
<p>Nereye baksak kinden setler<br />
Nifak, fitne, kasırgaları<br />
Kırıp geçiriyor meyveye duran dalları<br />
Bilmez, anlamaz, görmezler ki<br />
O en sevgiliye biat edenler<br />
Ab-ı hayat içtiler, ecel vuslattır onlara</p>
<p>Ey sabır seralarındaki Yusuflar<br />
Çok sürmez, dağılır karanlıklar<br />
Elbette söker ebedî şafaklar<br />
İşte o zaman diyeceğiz<br />
Değermiş yaşamak için yaşatmaya<br />
Değermiş Rabbimin yollarında gidip<br />
Ukbada en Sevgiliyle buluşmaya</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toprak Oldum da Dayandım</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/11/toprak-oldum-da-dayandim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2020 21:52:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144267</guid>

					<description><![CDATA[&#160; “İnsanoğlu çiğ süt emmiştir. Her kötülüğü yapar, her iyiliği de yaptığı gibi…” Yaşar Kemal. Âdemoğlu hayatta gelgitler yaşar. Kimi zaman debdebe içinde yüzerken kimi zaman da devasa bir enkaz içinde kalmışçasına boğulacak gibi olur. O yaratılış itibariyle son derece âcizdir ve ihtiyaçları sınırsızdır. Fakat bu hâlini unutup kafa tutar. İçinde duygu karmaşası vardır. İç [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanoğlu çiğ süt emmiştir. Her kötülüğü yapar, her iyiliği de yaptığı gibi…” Yaşar Kemal.</p>
<p>Âdemoğlu hayatta gelgitler yaşar. Kimi zaman debdebe içinde yüzerken kimi zaman da devasa bir enkaz içinde kalmışçasına boğulacak gibi olur. O yaratılış itibariyle son derece âcizdir ve ihtiyaçları sınırsızdır. Fakat bu hâlini unutup kafa tutar.</p>
<p>İçinde duygu karmaşası vardır. İç içe büyüyen bir duygu yumağı&#8230; Zaman zaman bu hâliyle etrafındakileri yaralamaktan gocunmaz. Kalp kırar, gönül yıkar. Hata üstüne hataya düşer.</p>
<p>Bazen yer altında gök, gök üstünde yer olur dünyasında. Hülâgû Hanlar kuşatır çevresini; besin kaynakları kandan deryalar olan. Bedenleri buz gibidir. Neronlarla raks eder. Fikir kavgasının tam ortasında bulur kendisini. Çatışmaların içinden yara almadan çıkmak ister. “Adalet-eşitlik” ister, ama adaletin gölgesi dahi uzaktır semtine. Tûr Dağı’nın yolunu unutmuştur yakarışları. Emeklemeden hemen koşmak ister.</p>
<p>Yaşarken bitmeyecek gibi hissettiği, bittiğinde de bir hülya gibi gördüğü zamanın içindedir. Aldanır.</p>
<p>Bazen güneş aydınlık yüzünü göstermez. Ayakları diken tarlasındadır. Yılgınlık göstereceği sırada kalbe serinlik getiren o inşirah gelir aklına. O an her şeye rağmen güller açacağından emin olur. Bir gün umudun kırlardan koşarak geleceğini bilir; batıdan yeni bir bebeğin doğacağını hayal eder. İnanır, itimat eder.</p>
<p>Zorlu maratonunda önüne çıkan engeller karşısında tökezler. Sonra ayağa kalkar; yeniden doğmuş gibi hisseder sanki… O an ümidi bir ülke kuracak olsa, yönetecek durumdadır. İnanmaktan asla vazgeçmez.</p>
<p>Fikir kavgalarına, adaletsizliğe, zamanın başıboşluğuna&#8230; “Bu kadar şeye nasıl dayandın?” diye sorarlar. Yaşar Kemal&#8217;in İnce Memet’te dediği gibi cevap verir: “Demir olsam çürürdüm. Toprak, toprak, toprak oldum da dayandım.” Umudunu diri tutar. Ne de olsa umudun ayağı olsa, papatyaları ezse bile öldürmez. Bilir ve inanır. Çünkü insandır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Hakları</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/09/insan-haklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2020 19:11:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144256</guid>

					<description><![CDATA[Yırtılmış, gelmez yamaya Hakkım yok bir şey demeye Bindirmişler bir gemiye Batıyor insan hakları Narkoz verip uyutmuşlar Ninni ile büyütmüşler Alkol ile bayıltmışlar Yatıyor insan hakları Gelmiş nazara, nefese Çaresiz kalmış kilise Koymuşlar altın kafese Ötüyor insan hakları Denizden çıktı kıyıya Boyanmış renk renk boyaya Benzedi dipsiz kuyuya Yutuyor insan hakları Yaptığımız devrimlerle Geçirdiği evrimlerle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yırtılmış, gelmez yamaya<br />
Hakkım yok bir şey demeye<br />
Bindirmişler bir gemiye<br />
Batıyor insan hakları</p>
<p>Narkoz verip uyutmuşlar<br />
Ninni ile büyütmüşler<br />
Alkol ile bayıltmışlar<br />
Yatıyor insan hakları</p>
<p>Gelmiş nazara, nefese<br />
Çaresiz kalmış kilise<br />
Koymuşlar altın kafese<br />
Ötüyor insan hakları</p>
<p>Denizden çıktı kıyıya<br />
Boyanmış renk renk boyaya<br />
Benzedi dipsiz kuyuya<br />
Yutuyor insan hakları</p>
<p>Yaptığımız devrimlerle<br />
Geçirdiği evrimlerle<br />
Zikzaklarla kıvrımlarla<br />
Çitiyor insan hakları</p>
<p>Kalbimizde derimizde<br />
Takip eder gerimizde<br />
Elleri üzerimizde<br />
İtiyor insan hakları</p>
<p>Kime ne deyip ne soram<br />
Kafamı boşa ne yoram<br />
Gözümüzde buram buram<br />
Tütüyor insan hakları</p>
<p>Dolaşıyor şurda burda<br />
Disko, gazinoda, barda<br />
Şahin’im der işin zorda<br />
Bitiyor insan hakları</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hazan Mevsimi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/09/hazan-mevsimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2020 19:07:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144254</guid>

					<description><![CDATA[Geçmiştik ana yurda Balkan savaşlarında Nice kurban vermiştik Meriç’in sularında Adsız namsız şehitler yatıyordu koynunda Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi Yollardaydı mazlumlar tekrar göçüyorlardı Balkan topraklarına kanat çırpıyorlardı Ağlamışlar gelirken yine ağlıyorlardı Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi Olduk kapkara asrın bizler en baş sanığı Yitirdik hücrelerde nice bağrı yanığı Görmemiştik bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmiştik ana yurda Balkan savaşlarında<br />
Nice kurban vermiştik Meriç’in sularında<br />
Adsız namsız şehitler yatıyordu koynunda<br />
Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi</p>
<p>Yollardaydı mazlumlar tekrar göçüyorlardı<br />
Balkan topraklarına kanat çırpıyorlardı<br />
Ağlamışlar gelirken yine ağlıyorlardı<br />
Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi</p>
<p>Olduk kapkara asrın bizler en baş sanığı<br />
Yitirdik hücrelerde nice bağrı yanığı<br />
Görmemiştik bu kadar körlüğü, sağırlığı<br />
Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi</p>
<p>Hem zordu hem masraflı hicret yolculuğumuz<br />
Ölümü göze aldı ayrılırken çoğumuz<br />
Titretti kalbimizi yakalanma korkumuz<br />
Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi</p>
<p>Yürüyorduk âdeta mayınlı tarlalardan<br />
Hava katrandan kara, geçtik ıssız yollardan<br />
Ayrıldık boynu bükük gözü yaşlı canlardan<br />
Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi</p>
<p>Neler bekliyor bizi düşünmemiştik bile<br />
Her gece yollardaydı kim bilir kaç kafile<br />
Bu dalgalı denizden çıkmalıydık sahile<br />
Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi</p>
<p>Sarıldık çepeçevre hüzünlü atmosferle<br />
Bir yanımız neşeli, bir yanımız dertlerle<br />
Ayrıldık hicret deyip kırık gönüllülerle<br />
Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi</p>
<p>Hücredeki dostlarım gözümde tüllenirken<br />
Gaybubet yapan vardı ben karşıya geçerken<br />
Koptu içimden bir “ah” Meriç’ten ayrılırken<br />
Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi</p>
<p>İrfan pınarlarıyla doldu cezaevleri<br />
Cennet Kevserlerinden berraktır gönülleri<br />
Yaşatmaya adanmış zamanın dertlileri<br />
Geçti bahar bitti yaz şimdi hazan mevsimi</p>
<p>Davasından dönmedi baş yüce kahramanlar<br />
Edep, hayâ timsali bağrı yanık insanlar<br />
Açtılar sinemizde kapanmayan yaralar<br />
Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi</p>
<p>Sevgiyle, muhabbetle gönüllere seslendik<br />
Izdırapla yoğrulduk, çilelere beslendik<br />
Cennet vatanımızda yolun sonuna geldik<br />
Geçti bahar, bitti yaz, şimdi hazan mevsimi</p>
<p>Kor salıp Rabbim, bizi ocaklar gibi yakma<br />
Şu Hizmet bestesini kafiyesiz bırakma<br />
Asra gülen adamı daha fazla ağlatma<br />
Gitsin hazan, bitsin kış, olsun bahar mevsimi</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Garip Doğan Bebekler-2</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/09/garip-dogan-bebekler-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2020 19:01:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144250</guid>

					<description><![CDATA[Bu akşam, bir babanın daha gözleri doldu Müjdeli haber geldi, bir garip daha doğdu Belli ki ilk çocuğu, geliyor seferinden Gözleri dolu dolu, yutkundu kederinden Babası içerdeyken, mahzun doğar bebekler Haberini getirir melekler, kelebekler Bir değil, birkaç değil, yüzlerceydi doğanlar Gözünü açar açmaz, babasını soranlar Havva, Betül, Mustafa, yeni doğan bebekler Kimi içeride tutsak, kimisi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu akşam, bir babanın daha gözleri doldu<br />
Müjdeli haber geldi, bir garip daha doğdu<br />
Belli ki ilk çocuğu, geliyor seferinden<br />
Gözleri dolu dolu, yutkundu kederinden</p>
<p>Babası içerdeyken, mahzun doğar bebekler<br />
Haberini getirir melekler, kelebekler<br />
Bir değil, birkaç değil, yüzlerceydi doğanlar<br />
Gözünü açar açmaz, babasını soranlar</p>
<p>Havva, Betül, Mustafa, yeni doğan bebekler<br />
Kimi içeride tutsak, kimisi baba bekler<br />
Hanginizi yazayım, hanginize yanayım<br />
Hepinizin alnına, bir buse kondurayım</p>
<p>Yaz tarih; kelepçeyle doğum yapan anneyi<br />
Sözün bittiği yerdir, neyi söyleyeyim neyi<br />
Asya’da, Afrika’da doğanı biliyorduk<br />
Hapiste doğanları liste başına koyduk</p>
<p>Sadakatle duranlar, o büyük fotoğrafta<br />
Ömer, Osman ve Ali, hepsi aynı tarafta<br />
Burası Hakk’ın kapısı, sabır taşları yerde<br />
Hasret, çile, işkence zulümler perde perde</p>
<p>Bu günleri görünce Efendim akla gelir<br />
O’nun da kaderi bu, yetim dünyaya gelir<br />
Resul sizi müjdeler, hiç olur mu demeyin<br />
Yetimi iyi bilir O, aksini beklemeyin</p>
<p>Bu günleri not edin, tarihte izi kalsın<br />
Hapiste doğum yapan ilk sırada yer alsın<br />
Kendinizi suçlayıp çocukları üzmeyin<br />
Yol hakikat yoludur, yüzü yerde gezmeyin</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dost</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/09/dost/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2020 18:54:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144248</guid>

					<description><![CDATA[“Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Olur ya&#8230; Kalp durur&#8230; Akıl unutur&#8230; Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur ne de unutur&#8230;” Mevlâna Dost belki de dünyadaki en değerli hazinedir. Şu dünya hayatında vakit geçirdiğiniz insan sayısı çoktur, ama onlar içinde hakiki dostunuz, bir elin parmakları adedincedir. Çünkü dost olmak kolay bir şey [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.<br />
Olur ya&#8230;<br />
Kalp durur&#8230;<br />
Akıl unutur&#8230;<br />
Ben dostlarımı ruhumla severim.<br />
O ne durur ne de unutur&#8230;”<br />
Mevlâna</p>
<p>Dost belki de dünyadaki en değerli hazinedir. Şu dünya hayatında vakit geçirdiğiniz insan sayısı çoktur, ama onlar içinde hakiki dostunuz, bir elin parmakları adedincedir. Çünkü dost olmak kolay bir şey değildir. Dost kemale ermiş bir ruhu taşıyandır. Dost dostu için yük taşıyan ve yükün ağırlığını karşısındakine hissettirmeyendir. Hocaefendi ölçü olarak dost kavramı için şöyle der; “Olgun insan ve gerçek dost, Cehennem’den çıkışta ve Cennet’e girişte bile ‘buyurun’ demesini bilendir.” Bu söz her kişinin değil ancak er oğlu er kişinin ulaşacağı dostluk zirvesini işaret eder. Bu söz bir ayetin ilham ettiği manayı mündemiçtir:<br />
Dost kimdir?<br />
Dostun vasıfları nelerdir?<br />
“Allah (celle celâluhu) inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürürler. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar.” (Bakara, 2/257). nananlar için hakiki dost, Allah’tır (celle celâluhu) ve Fudeyl b. İyaz’ın dediği gibi; “Dost istersen Allah (celle celâluhu) yeter&#8230; Yâren istersen Kur’ân yeter&#8230; Nasihat istersen ölüm yeter.”<br />
Allah (celle celâluhu) dost edindiği kulu isterse halil ve habip makamına çıkarır ve dostluğun zirvesinin nimetlerini tattırır. Dost dostuna benzemeye çalışır ve kul “Ben Allah’a dost olmak istiyorum.” diyorsa, O’nun (celle celâluhu) ahlakı ile ahlaklanmalı.<br />
Allah (celle celâluhu) şefkat sahibidir, sen de şefkatli olmalısın.<br />
Allah (celle celâluhu) cömerttir, sen de cömert olmalısın.<br />
Allah (celle celâluhu) güzeldir, sen de güzel olmalısın.<br />
Allah’ın (celle celâluhu) Esmaü’l-Hüsna’sı kulun nelere talip olacağını gösterir.<br />
Ayette bir ifade dikkat çeker; “&#8230;karanlıklardan, aydınlığa çıkarır.” Zulüm karanlıklarını yok eden bir Nur’a ulaştırma ve hadiselerin içyüzünü okuma ayrıcalığı, yani kula hikmet verilmesi&#8230; Karanlık bütün noktaların aydınlanması ve iki cihan saadetini yakalama gayreti… İşte bu Allah’ın dostluğuna mazhar olan kullara, Allah tarafından lütfedilen ulufe…<br />
Allah (celle celâluhu) ile dost olan mü’min bütün inananlar ile de bir dostluk bağı kurmuş olur. Dostluğun kıymeti, muhatabın sizi ne kadar aydınlığa ulaştırdığına bağlıdır. Dost sizin dünyanızdaki karanlıkları ne kadar aydınlatıyor ise size o kadar dosttur. Allah (celle celâluhu) dostları, seni aydınlığa çıkaracak yıldız rehberlerdir. Seveceklerini ona göre sev; dostlarını öyle seç.<br />
Dost bir ihtiyacın var mı diye sormaz, ihtiyacını bilir ve giderir.<br />
Dost zor zamanda yanında olandır, sadece güzel günlerde yarenlik eden değil.<br />
Dost vefalıdır, sen onu sormasan dahi, o senin halini hatırını sorar ve şu dünyada en zor bulunan şeydir. Hatta dillere pelesenk olan bir söz var; çok değerli Hint kumaşı için kullanılan bir tabir: “Bulunmaz Hint kumaşı.” Hint kumaşı aranınca bulunur, ama hakiki dost binde bir bulunur; onu da gündüz vakti elinde fener ile adam arayan Diyojen tavrı ile bulursun.<br />
Dost kan bağı ile değil, nur bağı ile sana bağlı insana denir. Amr ibnü-l As şöyle nakletmektedir: “Resulullâh’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) gizli değil açıkça şöyle buyururlarken işittim: ‘Dikkat edin! Ebu filân oğulları benim velilerim (dostlarım) değildirler. Benim velim (dostum) ancak Allah (celle celâluhu) ve müminlerin salihleridir.’”<br />
Dostun hususiyeti nur sahibi olmasıdır ve seni karanlıktan aydınlığa taşıyacak vefaya sahip olmasıdır. Karanlıkta düşersin, ancak hakiki dostun varsa çaresiz kalmazsın. “Hakikî dost, düşebileceği yerlerde dostunu kollayandır; her işinde ona baş sallayan değil.” Yollarda takılıp kalmamak için yol rehberlerine ihtiyaç var; nefsinin hoşuna gidecek şeyleri değil, seni nefis karanlıklarından çekip çıkaracak ve yol aldıracak rehberlere, yani Allah dostlarına ihtiyacın var, yoksa -hafizanallah- takılır yollarda kalırsın!<br />
Yolunu açacak olan dostları Allah’tan istemek gerekir. Yolda kalanların ızdırabını, kırık bir mızrap ile dillendiren şair ne güzel demiş:<br />
“Bilsem ki bu benim cânım hiç yol aldı mı dost!<br />
Almayıp yâd ellerde âvâre kaldı mı dost!<br />
Dağınık bitkin hâlim; derbeder, bîmecâlim;<br />
Yakup gibi melâlim hep sürüp gitsin mi dost!”</p>
<p>Dost sadece insanlara değil, alakadar olduğu her şeye vefa gösterir. Giydiği elbiseye, oturduğu koltuğa, okuduğu kitaba ve yaslandığı ağaca…<br />
Barla’ya üniversite öğrencisi iken gitmiştim, çeşmenin yanındaki çınar ağacı bana çok şirin görünmüştü, elbette dalları ve yaprakları ile bir Allah (celle celâluhu) dostuna tesbihatta eşlik etmiş olmanın vakarı vardı, ama yanına yaklaştığınızda dostundan ayrılmış bir insanın hüzünlü siması üzerine sirayet etmiş gibi idi&#8230;<br />
Sonra hatıratlarda Üstadın bu ağaca vefasını okuyunca anladım ki Allah’a (celle celâluhu) dost olan, her şeye dost olur. Üstad, 1926’dan 1934 yılına kadar Barla’da kalmış. Tarihçe-i Hayat kitabında anlatıldığı üzere, 1950’li yıllarda Barla’ya ikinci defa geldiğinde, güzel bir bahar günüdür ve Barla’daki talebelerinin mühim bir kısmı Üstad’ı karşılarlar. Üstad sekiz senelik ikametgâhı olan Medrese-i Nuriye’sine yaklaşırken, kendini tutamaz, mübarek gözlerinden yaşlar boşanır. Haşmetli çınar ağacı da âdeta kendisini selamlıyor gibidir. Üstad o mübarek çınar ağacına sarılıp hıçkırıklarla ağlar. Yanındaki talebeler ve ahaliden kendisini yalnız bırakmalarını ister. Sonra Nur dershanesi olan odasına girer ve iki saate yakın orada kalır. Hazin ağlayışı dışarıdan işitilir.<br />
Vefayı görüyor musunuz? Bir ağaca, bir tahta kaşığa vefalı olan, insanlara vefalı olmaz mı? İşte onun için bu zatlara ‘Allah dostları’ denir. Üstad ve Hocaefendi gibi mübarek zatlar, insanları karanlıklardan aydınlıklara taşıyan Allah’ın kullarına ikramıdır. Bu zatlar vefa abidesidir.<br />
Vefasız dost olur mu? Allah vefalıdır, o ahlak ile ahlaklanan da vefalıdır.<br />
“Bana Hak’tan nida geldi;<br />
Gel ey âşık ki mahremsin,<br />
Bura mahrem makamıdır;<br />
Seni ehl-i vefa gördüm.” (Nesimi).</p>
<p>Dostunda cem olmayan, bilemedi dostluğun rengini. Asrın dertlisi dostluğun sadakati için ölçü vermiş:<br />
“Bir insanın dostlarına karşı sadakati, onların acılarını vicdanında duyup, lezzetlerini, kendi lezzetleri gibi bildiği ölçüdedir. Dostlarının ağlamasıyla ağlayamayan, onların gülmesiyle gülemeyen dost, vefalı dost sayılamaz.”<br />
Ölçü bu ise kaç dostun var? Vicdanının parmakları ile sayabilirsin!<br />
İman sonsuz sevgiyi içinde barındırır; bir yaprak düşse hüznü derecesine göre kalbe dokunur. His pınarları kurumuş insanlara bunu anlatmak beyhude de olsa, biz karakterimizin gereği ve Efendimizin beyanı ile bütün insanları sevgi adacıklarına çağırmak ile mükellefiz. Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek beyanı: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.”<br />
Cennet’e giden yol sevgiden geçer. Gönlümüze yerleşen kin, nefret, haset, kıskançlık duygularını eritecek ve gönlümüzü bahar bahçelerine çevirecek dostlara ihtiyaç var. Allah (celle celâluhu) hepimize böyle dostlar nasip eylesin.<br />
Öyle dost bulursanız kalb ve akıl ile değil ruhunuz ile sevin ki sevginiz ebedi olsun ve ötede beraber haşrolasınız.<br />
Dipnotlar</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Bayram Arifesi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/09/bir-bayram-arifesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2020 18:49:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144246</guid>

					<description><![CDATA[Tarifi zor bir yalnızlık içinde; coşkusuz, heyecansız&#8230; Gurbette bayram; bilmem kaçıncı bayramım… Bu seferki başka, sessiz ve soluksuz… “Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.” mısralarındaki gibi… O bayram arifelerinin ertesi günkü tatlı telaşı yok ruhumda. Daha da yalnızını geçirmiştim oysa… Hiç bilmediğim diyarda, adını, dilini bilmediğim insanların içinde&#8230; Birkaç saat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarifi zor bir yalnızlık içinde; coşkusuz, heyecansız&#8230; Gurbette bayram; bilmem kaçıncı bayramım… Bu seferki başka, sessiz ve soluksuz…<br />
“Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden<br />
Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.” mısralarındaki gibi…<br />
O bayram arifelerinin ertesi günkü tatlı telaşı yok ruhumda. Daha da yalnızını geçirmiştim oysa… Hiç bilmediğim diyarda, adını, dilini bilmediğim insanların içinde&#8230; Birkaç saat ötemde; can bildiğim, kan bildiğim vardı, ben yine de yalnız geçirdim bayramı.<br />
Kaybolunmuş, terkedilmiş ıssız bir yer gibi bu suskunluk, çalınmayan kapılar gibi. Ne garip bir çaresizlik&#8230;<br />
Öyle özlersin ki ciğerlerin titrer. Ah eski bayramlar, çocukluğum! Ellerime yakılan kınam, kırmızı pabucum, ponponlu beyaz çorabım, başucumda bekleyen bayramlık elbisem…<br />
Sabahı sabah edersin, kınalı ellerinin heyecanıyla… Acaba nasıl olmuş, tutmuş muydu kınam? Kan kırmızısı mıydı rengi? Sabah olur. Uykulu gözlerin yerini çakmak çakmak ışık saçan heyecanlı gözler alır. İlk iş ellerin kınasını yıkamak… Sevinçten bir çığlık atarsın: ‘’Tutmuş, hem de kan kırmızısı!’’<br />
Ah çocukluğumun bayramları!<br />
En güzel sen olmuşsundur. Taranmış, kurdeleli saçlar&#8230; Eller öpülür, toplanır harçlıklar. Kapı kapı gezilir, bayramlaşılır, şekerler sayılır; hep en çok seninkidir.<br />
Eve ne zaman dönülür bilinmez; hesap yok bugün. Bugün bayram. Bayram, belki dondurma yemek, belki pamuk şekeri, belki de kız kaçıran patlatmaktı, kahkahalar eşliğinde hiç ayrılmayacağını sandığın arkadaşlarınla. Renkli balonlardı bazılarımız için bayram. Salıncakta sallanmaktı belki de…<br />
“Çocukluk ne güzel başıboşluktur.” dediği gibi Cengiz Aytmatov’un. Bayrama yakışan en çok çocuklardı çünkü.<br />
Akşam olurdu, nasıl olduğunu bilmeden geçip giderdi zaman; konu komşu, akraba ziyaretiyle…<br />
Bir daha gelir mi çocukluğumun bayram heyecanı? Başımı yastığa bir koyup bir kaldırır mıyım?<br />
Çalar mı kapımızı eskisi gibi bayramlar?<br />
Artık çok zaman geçmiş gitmiş; kaç yaz, kaç kış, bir yığın insan…<br />
Bazen mutlu anlar hafızada yer tutan, en çok da içini acıtan…<br />
Kim bilir, barışma vakti gelip çatmıştır kapıya…<br />
Dahası yaşanacak, çocukça en güzel bayramlarda&#8230;<br />
Çocukluğum, ver elini, bayramlaşalım…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Melek Sesi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/05/melek-sesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 18:20:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144234</guid>

					<description><![CDATA[Şevval ayı gelince, Ramazan’ın ertesi. Bir his gibi pek ince, Duyarım melek sesi. Der bana “Gevşeme sen, Bırakma o iklimi. Nefsini her bir dem yen, Yenilseler de kimi! Sen “oruca devam” de, İpi göğüsle hemen. ‘Oruç benim davam’ de, Mis kokulu yasemen. Altı gün bir seneye, Denk gelen oruçtur bu. Yükselerek sineye, Maddeden huruçtur bu. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şevval ayı gelince,<br />
Ramazan’ın ertesi.<br />
Bir his gibi pek ince,<br />
Duyarım melek sesi.</p>
<p>Der bana “Gevşeme sen,<br />
Bırakma o iklimi.<br />
Nefsini her bir dem yen,<br />
Yenilseler de kimi!</p>
<p>Sen “oruca devam” de,<br />
İpi göğüsle hemen.<br />
‘Oruç benim davam’ de,<br />
Mis kokulu yasemen.</p>
<p>Altı gün bir seneye,<br />
Denk gelen oruçtur bu.<br />
Yükselerek sineye,<br />
Maddeden huruçtur bu.</p>
<p>Bir daha anlamaktır,<br />
Ruhun ebed sesini.<br />
Kurtuluş aramaktır,<br />
Silip madde sisini…</p>
<p>Aydınlığa çıkmaktır,<br />
Şevval’de sabah gibi.<br />
Kalbe şem’a yakmaktır,<br />
Ta görünsün Sahibi…”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seni Değil Babanı Bekliyoruz</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/05/seni-degil-babani-bekliyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 18:18:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144232</guid>

					<description><![CDATA[Onu ilk defa 1990 yılında, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Üsküdar’daki Valide Sultan Camii’nde yaptığı “Sonsuz Nur: Efendimiz” (sallahu aleyhi vesellem) konulu vaazında görmüştüm. Kürsüye yakın bir yere oturmuş, tam konsantrasyon içinde, ağlayarak hatibi dinliyordu. Hatibin sözleriyle beraber, bütün hissiyatını da üzerine çekmiş gibiydi. Zira ağlamanın ötesinde, yerinde sabit duramayacak derecede titreyerek, hıçkırık krizi yaşıyordu. Tabiî ki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Onu ilk defa 1990 yılında, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Üsküdar’daki Valide Sultan Camii’nde yaptığı “Sonsuz Nur: Efendimiz” (sallahu aleyhi vesellem) konulu vaazında görmüştüm. Kürsüye yakın bir yere oturmuş, tam konsantrasyon içinde, ağlayarak hatibi dinliyordu.</p>
<p>Hatibin sözleriyle beraber, bütün hissiyatını da üzerine çekmiş gibiydi. Zira ağlamanın ötesinde, yerinde sabit duramayacak derecede titreyerek, hıçkırık krizi yaşıyordu. Tabiî ki bu durum, hemen yanında oturan beni ve yakın çevredekileri de etkilemiş, bizi de bir ağlama atmosferine çekmişti. Duyarlılığının fevkalade olduğunu bildiğimiz hatibin bu manzarayı görmemesi mümkün değildi. Yer yer ağlamaktan krizlere giren bu gönül insanına bakıyor, o da ağlıyor, o ağladıkça cemaat de ağlıyordu. Yıllar geçmiş olmasına rağmen o anları düşününce, aynı atmosferi hissetmeye başlıyorum ve bir iç çekerek “Hey gidi günler!” diyorum.</p>
<p>Vaazın bitiminde hatip kürsüden inerken, ağlayan bu insana, gözyaşlarını silmesi için bir mendil fırlatıverdi. O da mendili ciddi bir arzu ve iştiyakla havada kapıverdi; yüzüne, gözüne sürerek koklamaya başladı. Artık dayanacak gücü kalmamıştı ki bir anda yere yığıldı; bayılmıştı.</p>
<p>Hatip, her cuma aynı yerde bulunan bu kişiyle arkadaşlarının tanışmalarını ister. O tanışıklıkla da bu gönül insanı hizmet kervanındaki yerini alır.</p>
<p>Cuma vaazlarında kazandığı metafizik gerilimi aksiyona döker ve Hizmet içinde koşturmaya başlar. Artık o, altın neslin yetişmesi için gece gündüz koşturan bir Hizmet gönüllüsüdür. Ben de kendisi ile farklı mekânlarda aynı ortamı paylaşma fırsatı buldum. Zaruret miktarı konuşan, ama daha çok iş yapan bir aksiyon insanı olduğuna şahit oldum. Cemaatle kılınan namazlarda, daha sonra okunan Kur’ân’ı kerimleri dinlerken, o bilindik ağlama krizi tutardı.</p>
<p>Müteahhit Yusuf ağabey, himmet mevsimlerinde gücünün fevkinde himmet eder ve daha fazlasına da vesile olurdu. İzmir vaazlarına giderken otobüsümüzün adeta hizmetkârıydı. Öğrencilere hizmet etmekten, ikramda bulunmaktan özel bir haz alırdı.</p>
<p>Bir gün bir öğrenci evi daha açmamız gerektiğini söylediğimde, bir tanıdığının kiralık bir evi olduğunu söyledi. Ev sahibi, kalacakların öğrenci olduğunu öğrenince evini vermek istemedi. Olumsuz cevap alan Yusuf ağabey, kalbinden bir ok yemiş gibi irkildi ve ev sahibinin elini tutarak; “Sen ne dediğinin farkında mısın? Sen neye ‘hayır’ dediğini biliyor musun?” diyerek ağlamaya başladı. Bütün vücudu titriyordu, elini tuttuğu ev sahibini de titretiyordu. Kendinden geçmiş bu cezbe halindeki Yusuf ağabeyi teselli etmek ev sahibine düştü. “Yusuf sakin ol, sakin ol!” diyerek cebinden çıkardığı anahtarları avucuna koyuverdi.</p>
<p>Yine bir pazar sabahı evinin balkonunda misafirleri için bir kahvaltı sofrası hazırlar. Karşıdaki manzara; İstanbul Boğazı, Marmara Denizi, Kız Kulesi ve bütün heybeti ile Topkapı Sarayı’dır. Gelen misafirlerden biri esprili bir şekilde: “Maşallah Yusuf, maşallah! Cenneti burada yaşıyorsun” diye seslenir. Bu şakayı ciddiye alan bu ciddi adam; oracıkta ağlamaya başlar ve “Beni ikaz ettiğin için teşekkür ederim” der, ertesi günlerde de apar topar o evden taşınır, daha mütevazı bir eve yerleşir.</p>
<p>Artık Hizmet, yurtdışına açılmaya başlamıştır. Yepyeni heyecanların yaşanmaya başladığı yıllara girilir. Kuralar çekilir ve Hizmet’in ilk muhacirleri bilmedikleri ülkelere uçmak için sıralarını bekler. Her türlü mahrumiyetin yaşandığı, gönül bağımızın olduğu ülkelerden birisi de Afganistan’dır. Önce Ruslarla, daha sonra da kendi içlerinde yaşanan savaşlar ülkeyi harabeye çevirmiş, hasar görmeyen bina kalmamış ve fakirliğin hat safhada olduğu bir ülke… O zor şartlarda okulları eğitime hazırlayacak, hasarlı binaları onaracak bir inşaat ekibi kurulur. Bu ekibin başına da Yusuf ağabey getirilir. Ekip Türkiye’den ayrılmadan önce, duasını almak üzere Fethullah Gülen Hocaefendi’yi ziyarete gider. Ekibin içinde Yusuf ağabeyi gören Hocaefendi yanındakilere döner ve “Tam aradığım adamı bulmuşsunuz, zira gidilen yer ancak yürekli insanların katlanabileceği bir ülkedir” der. Yusuf ağabey, yaklaşık bir yıla yakın inşaatlarda çalışır ve okulların açılmasıyla yurda döner.</p>
<p>O yıllardaki ihtiyacı gören Yusuf ağabey, hemen hemen bütün mal varlığını vakfeder ve ailesinin desteği ile bir büfe açarak geçimini temin etmeye çalışır. Bir sabah işe çıkmadan önce oğlu, babasının yanına gelerek o gece gördüğü rüyasını anlatır: “Çok güzel bir kapı gördüm, yaklaştım ve kapı açıldı. Birbirinden güzel manzaraları ve mekânları seyre daldım. Buranın Cennet bahçesi olduğunu söylediler. Tam içeri girecektim ki görevliler izin vermedi ve “Biz seni değil, babanı bekliyoruz” dediler.</p>
<p>Rüyayı dinleyen Yusuf ağabey, oğluna, rüyasını kimseye anlatmamasını tembihleyerek işine gider. Öğle saatlerinde, sandalyesinde otururken kolunu masaya dayayıp çenesini tutarak ruhunun ufkuna kanat çırpar.</p>
<p>Cenaze namazına iştirak eden bir ağabeyimiz, namaz kılındıktan sonra tabutun üzerine semadan rengârenk, ışıl ışıl, manevî bir yağmurun yağdığını müşahede eder.</p>
<p>Beden kafesine sığmayan bu gönül insanı, bugünleri görseydi günümüzün Yusuf’larına ağlamaktan göz pınarları kurur, belki de kalbi çatlardı. Bir dava ve gönül insanının nasıl olması gerektiğini gösterdin, bütün sevenlerinin gönlünde bir hüzün bıraktın, ama sen de sonsuzluk kervanına katıldın. Ruhun şad olsun “ağlayan adam.”</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih Şuuru</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/05/tarih-suuru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 18:15:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144230</guid>

					<description><![CDATA[Şanlı mâzimize eyle bir rüyet Altı asır hep ibret-i âlemler İbret alınmazsa tarihten şayet Her devir hükmünü sürer zalimler Yavuzlar kılıçta olsa da şanlı Kâtip Çelebi’de kalemler canlı Uluğ Beylerle yüceldi Osmanlı Onlarla zirveye çıktı bilimler İlimle doludur benim tarihim Onunla değişti makûs talihim Nerede yedi dil bilen Fatihim? Kuru bir Osmanlı bugün âlimler Bugün [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şanlı mâzimize eyle bir rüyet<br />
Altı asır hep ibret-i âlemler<br />
İbret alınmazsa tarihten şayet<br />
Her devir hükmünü sürer zalimler</p>
<p>Yavuzlar kılıçta olsa da şanlı<br />
Kâtip Çelebi’de kalemler canlı<br />
Uluğ Beylerle yüceldi Osmanlı<br />
Onlarla zirveye çıktı bilimler</p>
<p>İlimle doludur benim tarihim<br />
Onunla değişti makûs talihim<br />
Nerede yedi dil bilen Fatihim?<br />
Kuru bir Osmanlı bugün âlimler</p>
<p>Bugün lakırtıyla geçerken hayat<br />
Ecdat beste yapmış, yazmış külliyat<br />
Ne sanat biliriz ne edebiyat<br />
Hani o bestekâr, şair Selimler</p>
<p>Şeyh Gâlip ilahi aşkı dilendi<br />
Itrî tekbirlerle bize seslendi<br />
Neye üfledi mi Dede Efendi<br />
Ne gitar ses verir, ne de tulumlar</p>
<p>Fuzulî söz etti aşkla Nebi’den<br />
O sevdayı dinle bir de Nâbi’den<br />
Gönüllerde kalsın diye ebeden<br />
Gönül dünyasını yazdı kalemler</p>
<p>Şekle takılmak ne hazin illet<br />
Tarih şuuruyla geçer bu zillet<br />
Hastalıktan ölmese de bir millet<br />
Şuur kaybolunca gelir ölümler</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zindana Mektup</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/05/zindana-mektup/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 18:07:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144228</guid>

					<description><![CDATA[Nasıl tarif edeyim sensiz geçen hayatı Sen gideli bahçeler çöl oldu babacığım Ne depremler doğurdu vicdanların fay hattı En yakınlarım bile el oldu babacığım Sebep üstü sebeple sen gidince zindana Gündüzler gece oldu, viran düştü bu hana Vefasızlık yurdunda volta atan atana Evvel bülbül olanlar lal oldu babacığım Yalnızca büyükannem ara sıra ağladı Amcam zan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nasıl tarif edeyim sensiz geçen hayatı<br />
Sen gideli bahçeler çöl oldu babacığım<br />
Ne depremler doğurdu vicdanların fay hattı<br />
En yakınlarım bile el oldu babacığım</p>
<p>Sebep üstü sebeple sen gidince zindana<br />
Gündüzler gece oldu, viran düştü bu hana<br />
Vefasızlık yurdunda volta atan atana<br />
Evvel bülbül olanlar lal oldu babacığım</p>
<p>Yalnızca büyükannem ara sıra ağladı<br />
Amcam zan üzerinden çağladıkça çağladı<br />
Dedem dik duruşunu ahmaklığa bağladı<br />
Annemin gözyaşları sel oldu babacığım</p>
<p>Senin anlayacağın, dost kalmadı etrafta<br />
En yakındakiler bile şimdi karşı tarafta<br />
Yezit bulunurken bin bir türlü atıfta<br />
Haccaclar kendisine dil oldu babacığım</p>
<p>Sense şerrin ardından hep bir hayır bekledin<br />
Başa gelen her derde derin mana yükledin<br />
Dostlara sitemini derinlere sakladın<br />
Oysa dostlar çözülmez sır oldu babacığım</p>
<p>Özlemin yüreğimde tutuştu cayır cayır<br />
Bilesin ki her türlü düşüm sana dair<br />
Allah var gam yok deyip var her şerde bir hayır<br />
İnanınca acılar bal oldu babacığım</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
