<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>55 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/sayi/55/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 17 May 2023 13:36:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>55 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Güle Hasret</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/17/gule-hasret/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Oct 2021 10:26:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=180278</guid>

					<description><![CDATA[Ey gülşen-i muhabbet! Barınmaz sende nefret, Adın her ömre servet&#8230; Sun, alından bir demet; Güle hasret bu ümmet. Ey gülşen-i serfirâz! Uğramaz sana ayaz, Rayihan her ruha haz&#8230; Gül, rüyama bembeyaz; Güle hasret bu niyaz. Ey gülşen-i devr-i gül! Tutmaz yüreğin hiç kül&#8230; Bağların açar sümbül, Dallarında hoş bülbül; Güle hasret bu gönül. Ey gülşen-i [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ey gülşen-i muhabbet!<br />
Barınmaz sende nefret,<br />
Adın her ömre servet&#8230;<br />
Sun, alından bir demet;<br />
Güle hasret bu ümmet.</p>
<p>Ey gülşen-i serfirâz!<br />
Uğramaz sana ayaz,<br />
Rayihan her ruha haz&#8230;<br />
Gül, rüyama bembeyaz;<br />
Güle hasret bu niyaz.</p>
<p>Ey gülşen-i devr-i gül!<br />
Tutmaz yüreğin hiç kül&#8230;<br />
Bağların açar sümbül,<br />
Dallarında hoş bülbül;<br />
Güle hasret bu gönül.</p>
<p>Ey gülşen-i seyr-i nur!<br />
Görmez mintanın çamur,<br />
Günlerinde hep sürur&#8230;<br />
Günlerce yağar durur;<br />
Güle hasret bu yağmur.</p>
<p>Ey gülşen-i dil-i yâr!<br />
Batmaz eline bir har&#8230;<br />
Dağlardan akan her kar,<br />
Toprağa muştu yazar;<br />
Güle hasret bu bahar.</p>
<p>Ey gülşen-i nefs-i hür!<br />
Vurulmaz kalbe mühür,<br />
Senden olursa her tür&#8230;<br />
Ufkunda güneş görür;<br />
Güle hasret bu ömür.</p>
<p>Ey gülşen-i misk, amber!<br />
Bitmez toprağında şer,<br />
Gözler tohumu sefer&#8230;<br />
Her gonca elbet güler;<br />
Güle hasret bu seher.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendim, Beni Affeder misin?</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/12/efendim-beni-affeder-misin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2021 07:35:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=180271</guid>

					<description><![CDATA[Senden çok özür diliyorum, hayatımın her anında bana kendini hatırlatmana rağmen seni unuttuğum için. Senden çok özür diliyorum, seni hiç anlayamadığım ve anlatamadığım için. Senden çok özür diliyorum, sana gelen taşlara başımı engel olarak koyamadığım için. Senden çok özür diliyorum, herkesin mutluluğu için gerekli fedakarlıkları yapamadığım için. Senden çok özür diliyorum, her defasında gülmeye bahaneler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Senden çok özür diliyorum, hayatımın her anında bana kendini hatırlatmana rağmen seni unuttuğum için.<br />
Senden çok özür diliyorum, seni hiç anlayamadığım ve anlatamadığım için.<br />
Senden çok özür diliyorum, sana gelen taşlara başımı engel olarak koyamadığım için.<br />
Senden çok özür diliyorum, herkesin mutluluğu için gerekli fedakarlıkları yapamadığım için.<br />
Senden çok özür diliyorum, her defasında gülmeye bahaneler bulup ağlamayı başaramadığım için.<br />
Senden çok özür diliyorum, bunca çirkeflik, bunca ahlaksızlık, bunca senden uzaklık yaşanırken gerekli gayreti göstermediğim için.<br />
Senden çok özür diliyorum, adın anıldığında kalbim titremediği için.<br />
Senden çok özür diliyorum, yaptığımı yeterli görüp “Daha yok mu!” demediğim için.<br />
Senden çok özür diliyorum, hep veren el olmam gerekirken kendimi hesaba kattığım için.<br />
Senden çok özür diliyorum, bebekler, çocuklar, ablalar, abiler mağduriyet yaşarken ben hiçbir şey yokmuş gibi yaşadığım için.<br />
Senden çok özür diliyorum, gece gündüz demeden “Seni, seni ya Rasûlallah!” diyerek mağdurların imdadına koşmam gerekirken kendimi erteleyemediğim için.<br />
Senden çok özür diliyorum, zalimlerin karşısında durup “Yeter artık!” diyemediğim için.<br />
Bunca günahıma rağmen “Murat kardeşim gelmiş.” deyip bana sahip çıkar mısın?<br />
Ya Rasûlallah, sen sahip çıkmazsan ben bir hiçim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zor İmiş</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/12/zor-imis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2021 07:33:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=180269</guid>

					<description><![CDATA[(Bir Rabıta-i Mevt) Hicret vacib oldu hevadan hüveye Nefis dönmüş iken azgın bir köpeğe Geçmek çetin, fısk batağından öteye Medet ya Rab! İnsan olmak ne zor imiş Ecel yaklaştı, kul Hak’tan af dilese Durup divana, göz yaşıyla inlese Sırat-ı müstakim üzre, seyr eylese Affet ya Rab! Kemâle ermek zor imiş Sıyrılıp tenden, ruhu ile yücelse [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>(Bir Rabıta-i Mevt)</p>
<p>Hicret vacib oldu hevadan hüveye<br />
Nefis dönmüş iken azgın bir köpeğe<br />
Geçmek çetin, fısk batağından öteye<br />
Medet ya Rab! İnsan olmak ne zor imiş</p>
<p>Ecel yaklaştı, kul Hak’tan af dilese<br />
Durup divana, göz yaşıyla inlese<br />
Sırat-ı müstakim üzre, seyr eylese<br />
Affet ya Rab! Kemâle ermek zor imiş</p>
<p>Sıyrılıp tenden, ruhu ile yücelse<br />
Kefeni giyip kabir yolu beklese<br />
Kabre girip sorgu sual edilse<br />
Lütfet ya Rab! İmansız ölmek zor imiş</p>
<p>Damla olan dünyadan ufkuna baksa<br />
Deryalar saklı ukbaya ruhunu salsa<br />
Teni dünyada koysa ruh ile kalsa<br />
Yardım et ya Rab! Berzah bezmi zor imiş</p>
<p>Ortada ne ceset kaldı ne kefeni<br />
Kalmadı hiç hâlini sorup edeni<br />
Ruhu ağlar da yoktur hâli bileni<br />
Sensin dost ya Rab! Yalnız kalmak zor imiş</p>
<p>Dünyada gün doğar batarmış neyine<br />
Geçmez ki berzah âleminde saniye<br />
Atıp gittiler kara toprak içine<br />
Işık yok ya Rab! Karanlıklar zor imiş</p>
<p>Bir Fatiha gelince hemen koşulur<br />
Neşe duyar da sürura gark olunur<br />
Ekmek yok, aş yok, dua ile doyulur<br />
Azık yok ya Rab! Amelsizlik zor imiş</p>
<p>Ah ne olaydı dost kalbi kırmasaydı<br />
Dilini tutsaydı gönlü yıkmasaydı<br />
Gözünü yumup harama bakmasaydı<br />
Setret ya Rab! Günahın yükü zor imiş</p>
<p>Bir muştu gelse, azap bitti deseler<br />
Uçarak gitse, ruhu azat etseler<br />
Çözülse bir bir tüm girift bilmeceler<br />
Ya Rab! Kabir azabı çekmek zor imiş</p>
<p>Keşke deme sakın, kem sözdür burada<br />
Kavuşur belki ruh, nara da nura da<br />
Kabir azabı azalsa da artsa da<br />
Haktır bu ya Rab! Son pişmanlık zor imiş</p>
<p>Yaşı, başı ermişti sinn-i kemâle<br />
Bitti ömrü, kalmadı vakit âmâle<br />
Dönerdi dil, gıybet ile kîlükale<br />
Ya Rab! Kul hakkı ile ölmek zor imiş</p>
<p>Kabir üstünde bıtıraklı ot biter<br />
Gül bitse ne yazar, içinde od tüter<br />
Günün birinde yorgun düşen, it yatar<br />
İnayet ya Rab! Kabrin içi zor imiş</p>
<p>Ya Rab! Ümitler zirvede iman kadar<br />
Günahlar olsa dağlar deryalar kadar<br />
Sensin hem Gaffar hem Rahman hem de Settar<br />
Ölüm hak ya Rab! Mücrim olmak zor imiş</p>
<p>Karanlık dağıldı ışık oldu her yer<br />
Aşıldı kabir denen zorlu bariyer<br />
İşe yaramadı dünyalık kariyer<br />
Razı ol ya Rab! Necat bulmak zor imiş.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tecelliler</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/12/tecelliler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2021 07:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir - Yazı Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=180267</guid>

					<description><![CDATA[Bilmez misin tecelliler var Cemalin seyrettirir bazı An olur kırbaçlar seni yar Bazen şımartır çeker nazı. Bazen kula ağıt yaktırır Güldürür Cennete baktırır Peşine belayı taktırır Sonra saz verir çal der sazı Sen neşeyle türkü söylerken Tam “Oh be dünya varmış” derken Bir el yağ bir elle bal yerken Kış yaşatır özletir yazı Rüzgâr bile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilmez misin tecelliler var<br />
Cemalin seyrettirir bazı<br />
An olur kırbaçlar seni yar<br />
Bazen şımartır çeker nazı.</p>
<p>Bazen kula ağıt yaktırır<br />
Güldürür Cennete baktırır<br />
Peşine belayı taktırır<br />
Sonra saz verir çal der sazı</p>
<p>Sen neşeyle türkü söylerken<br />
Tam “Oh be dünya varmış” derken<br />
Bir el yağ bir elle bal yerken<br />
Kış yaşatır özletir yazı</p>
<p>Rüzgâr bile sert veya serin<br />
Bazı az hasar bazı derin<br />
Fayda vermez keşke eğerin<br />
Bunu aklına iyi kazı</p>
<p>Gönlünü bazı efkâr basar<br />
Dilin çok söyler ya da susar<br />
Ömür tükenir azar azar<br />
Geride koskoca bir mazi</p>
<p>Bir gün gözün buğulu eder<br />
Bir gün olur yârin gülü der<br />
Gün gelir öper, öper, öper<br />
Belli olmaz sağ sol, çok azı</p>
<p>İster aç kalın ister doyun<br />
Böyledir hayat sanki oyun<br />
Kimi neşeli kimi mahzun<br />
Alnındadır görünmez yazı</p>
<p>Ey Remzi budur işin özü<br />
Haktan ayırma iki gözü<br />
Doğru ol tut verdiğin sözü<br />
Yalandan olmaz Allah razı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dua-2</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/01/dua-2-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2021 14:51:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başyazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=179922</guid>

					<description><![CDATA[Bütün bu mülâhazalara açık bir gönül, ellerini açıp yakarışa geçince, kendisini gören, soluklarını duyan, içinden geçenleri bilen ve iniltilerini değerlendiren her şeye kâdir, her şeye hâkim, istediğini istediği gibi yapan, yaptığı her şeyde farklı hikmetler gözeten birinin var olduğunu düşünür; O’nun merhameti, iradesi, meşîeti sayesinde her şeyin üstesinden gelebileceği inancıyla gerilir ve en karanlık anlarında bile sürekli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün bu mülâhazalara açık bir gönül, ellerini açıp yakarışa geçince, kendisini gören, soluklarını duyan, içinden geçenleri bilen ve iniltilerini değerlendiren her şeye kâdir, her şeye hâkim, istediğini istediği gibi yapan, yaptığı her şeyde farklı hikmetler gözeten birinin var olduğunu düşünür; O’nun merhameti, iradesi, meşîeti sayesinde her şeyin üstesinden gelebileceği inancıyla gerilir ve en karanlık anlarında bile sürekli huzur yudumlar, itmi’nan soluklar ve ümitle oturur-kalkar. Bu çerçevede günde birkaç defa O’na yönelmek, kalbin gözü-kulağıyla fizik ötesi şeyleri görüp işitmeye çalışmak o kadar derin ve anlamlıdır ki, bir kere bu mazhariyeti duyup tadan birinin, bir daha da o kapıdan ayrılması düşünülemez.</p>
<p>Bu mazhariyeti tam yakalayamasak da, son bir kez daha o Yüce Dergâh’a yöneliyor ve O’nun kapısının tokmağına dokunarak inliyoruz.</p>
<p>Ey, varlığı canlarımızın canı, nuru gözlerimizin ziyası Yüce Varlık! Sen tenlerimize can vermeseydin, bizim çamurdan, balçıktan ne farkımız olurdu.! Sen gözlerimize ziya çalmasaydın, kâinatları, eşyayı nasıl değerlendirebilir ve Seni nasıl bilebilirdik.! Sen bizi önce taştan-topraktan, sonra da iman ve marifet bahşederek iki kez var ettin. Sana kâinatın zerreleri adedince hamd ü senâda bulunsak, yine de hakkıyla şükür vazifesini yerine getirmiş sayılamayız&#8230;</p>
<p>Ey, her zaman güzellikler izhar edip çirkinlikleri örten ve en çirkin görünen şeyleri dahi izâfî güzelliklerle bezeyen Güzeller Güzeli! Gönüllerimizi güzellik duygularıyla mamur kıl ve bize her zaman güzel kalmanın yollarını göster!</p>
<p>Ey, günahlarla kirlenmiş kimseleri hemen cezalandırmayan, haddini bilmezlerin ayıplarını görmezlikten gelerek onlara manevi kirlerinden arınma fırsatları veren Merhametliler Merhametlisi! Bizi günahlarla, hatalarla kirlenmekten koru; kirlendiğimizde de mağfiret ve merhametini bizden esirgeme! Biz, Senin var etmenle var olduk ve Senin lütuflarınla ayaktayız. Her zaman Senin cömertliğini soluklamakta ve Senin ihsanlarını yudumlamaktayız. Dimağlarımıza aydınlık veren Sen; gönüllerimizi iman zevkiyle mamur kılan da Sensin. Akıl Seni buluncaya kadar şaşkınlıklar içinde bocalayıp duruyor, nefis de bâğîlikler peşinde koşturuyordu. Aklı rehber hâline getiren Sen, nefsin arzularını frenleyip, ona itmi’nan ufkunu gösteren de Sensin.. Senin lütuflarınla kendimizi bulduk ve şurada-burada zayi olup gitmekten kurtulduk.</p>
<p>Gönüllerimiz Senin marifetinle itmi’nana erip oturaklaştı.. düşüncelerimiz Sana teslim olmakla öldürücü hafakanlardan sıyrılabildi. Bizler hemen hepimiz, ellerimiz Senin kapının tokmağında boynu bükük dilencileriz –Allah, bu dilenciliği sonsuza kadar devam ettirsin–. Dualarımızla Seni mırıldanıyor, içlerimizi çekiyor ve vereceğin cevabı bekliyoruz. Bugüne kadar Senden başka bizi duyan, yüzümüze bakan ve şefkatle başımızı okşayan olmadı. Ne bulduk, ne gördükse Sende bulduk, Sende gördük ve Sana inancımız sayesinde hayretten, dehşetten, gurbetten ve yalnızlıktan kurtulduk. Bütün benliğimizle son bir kere daha Sana yöneliyor, af ve afiyet dileniyoruz.</p>
<p>Kalb katılığından, gafletten, başkalarına bâr olmaktan, aşağılıktan, aşağılanmaktan, miskinlikten; cehaletten ve faydasız bilgiden; ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten, kabul edilmeyen duadan; nimetlerinin zeval bulmasından, lütuflarının değişip başkalaşmasından; ansızın bastıran azabından, gelip çatan gazabından Sana sığınıyoruz. Senden her zaman, yalvaran diller, haşyetle ürperen gönüller istiyoruz. Tövbelerimizi kabul buyur, bizi günahlardan arındır, dua ve isteklerimize cevaplar lütfeyle! Delil ve burhanlarımızı hedefine yönlendir, kalblerimizin ufkunu aç, dilimizi doğruluğa bağla ve gönül kirlerimizi temizle! Allah’ım, Senden her işimizde sebat, Kur’ân yolunda kararlılık ve nimetlerine karşı da duyarlılık hissi bekliyoruz. Kapına yönelenleri boş çevirme, itaatte bulunanlara bol bol karşılık ver, Sana baş kaldıranlara da doğru yolu göster.. muzdariplerin dualarını icabetle taçlandır, sıkıntıda bulunanları lütfunla şâd eyle, hasta ruhlara hususi muamelede bulun, küfür ve ilhad içinde bocalayanlara da nurunu göster; göster de kalmasın hiçbir yanda muzlim bir nokta..!</p>
<p><a name="_ftn1"></a><a href="itss://chm/CAG%20ve%20NESiL/7%20ISIGIN%20GORUNDUGU%20UFUK/41%20DUA.htm#_ftnref1">[1]</a>   Bakara sûresi, 2/186.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a name="_ftn2"></a><a href="itss://chm/CAG%20ve%20NESiL/7%20ISIGIN%20GORUNDUGU%20UFUK/41%20DUA.htm#_ftnref2">[2]</a>   Mü’min sûresi, 40/60.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a name="_ftn3"></a><a href="itss://chm/CAG%20ve%20NESiL/7%20ISIGIN%20GORUNDUGU%20UFUK/41%20DUA.htm#_ftnref3">[3]</a>   A’râf sûresi, 7/55.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak Âşığı Bir Fransız</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/01/hak-asigi-bir-fransiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2021 14:47:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=179920</guid>

					<description><![CDATA[Tam da her şeyin giderek zorlaştığını ve içinden çıkılmaz bir hâl aldığını düşündüğüm bir zamanda karşıma çıktı bu isim ve divanı. Gönülden inanıldığında ve azmedildiğinde nelerin yapılabileceğini gözler önüne seren bir örnek: Charles Vernay. 1842 yılında Paris’te dünyaya gelen Vernay; 11 yaşında yazdığı Fransızca şiirlerini, 16 yaşında kaleme aldığı Farsça ve Türkçe şiirlerini bir divanda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tam da her şeyin giderek zorlaştığını ve içinden çıkılmaz bir hâl aldığını düşündüğüm bir zamanda karşıma çıktı bu isim ve divanı. Gönülden inanıldığında ve azmedildiğinde nelerin yapılabileceğini gözler önüne seren bir örnek: Charles Vernay.</p>
<p>1842 yılında Paris’te dünyaya gelen Vernay; 11 yaşında yazdığı Fransızca şiirlerini, 16 yaşında kaleme aldığı Farsça ve Türkçe şiirlerini bir divanda toplar. Kendi el yazısı ile litografya tekniğini<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> kullanarak 1858’de kitap halinde bastırdığı divanına <em>Divan-ı Verne</em> adını verir. Şiirlerinde, yazar olan babasının adını mahlas olarak kullanır; şiirlerini “Verne” olarak imzalar.</p>
<p>Şair, babasını “mağfiret ağacı, bilginin dostu, Allah’ın doğruluk makamında olan, hünerli, Fransızca güzel nesir yazarlarının önde geleni ve akıl sahibi” olarak tanıtır. Annesini ise, “kadınların en seçkini, herkesin ibretle baktığı, diğer annelerin örnek aldığı, iffetli; saflığın, gönül temizliğinin ve doğruluğun dolunayı” olarak takdim eder.<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p>Vernay eğitimini özel hocalar vasıtasıyla evinde sürdürür. Azmi ve zekâsı sayesinde, okula gitmeden, kısa sürede yedi dil öğrenir: İngilizce, Almanca, Yunanca, İspanyolca, İtalyanca, Urduca ve İbranice.</p>
<p>Vernay, daha çok şiir türünde eserler vermiştir; ancak ilahi, mektup, ahlâkî denemeler ve nutuk türü eserleri de vardır. Eserlerinin tamamı Paris’te yazılıp basılmıştır.</p>
<p>İnsan bir kere cehdeder ve kalbini ve ruhunu bir işe vakfederse, Allah’ın lütuflarını ayağına serebileceğinin göstergesi olarak Vernay, Türkçeyi de 60 saatlik bir çalışma neticesinde kendi kendine öğrenir. 14 yaşında vâkıf olduğu Osmanlı Türkçesine bir divan yazacak kadar âşık olması, bu kadar kısa sürede Türk dilini öğrenmesine vesile olmuştur. Farsçayı da Türkçe gibi kendi kendine öğrenmiştir. Vernay, tarihi okumuş, Osmanlı Devleti’nin kurulduğu günlere gitmiş, yedi iklimde onun büyüklüğünün sesini duymuştur. Belki de Türkçeye bu kadar âşık olmasının sebebi Osmanlı’ya duyduğu hayranlıktır.</p>
<p>Mahrem oldum hocasız elhamdülillah Türkîye</p>
<p>Eyledi ülfet benimle bu lisân-ı dil-sitân</p>
<p>(Elhamdülillah, Türkçenin sırlarına herhangi bir hoca görmeden ulaştım.<br />
Bu gönül alıcı dil (Türkçe) benimle dostluk eyledi).<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p>Fransa’nın bu genç ve yetenekli şairi hakkında pek çok yerli ve yabancı devlet ricalinin övgü dolu sözleri vardır. Sultan Abdülmecid için yazdığı kasidesi sebebiyle Vernay’ın İstanbul’a davet edildiği rivayet edilmektedir.<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Genç şair, şiirlerinin Fransa ve Osmanlı devleti arasında ittifak sağlama aracı olduğunu düşünür.</p>
<p>Şairin, divan şiirinin, bilhassa gazelin inceliklerine vâkıf olduğu görülmektedir. Gazel yazabilmek için tasavvufu öğrenmiş ve bu vesile ile gerçek aşkı eserlerine yansıtmıştır. Şiirlerinde fark edilen bir diğer husus da onun İslâmî terminolojiden yararlanmış olmasıdır. Vernay’ın Türkçe Divanı, divan şiirinin içeriğinde etkili olan dinî ve içtimaî kaynakların oluşturduğu kültür birikiminden izler taşır.</p>
<p>Vefatı hakkında kaynaklarda açık bir tarih verilmemiştir. 1866’da Abdülhak Hamit Tarhan ve babasının Tahran’da bulunduğu sırada Vernay’ın vefat ettiğine dair haber aldıkları bilinmektedir. Bu bilgiden yola çıkarak genç şairin 24 yaşında, doğu ülkelerinden birinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p>“Olağanüstü bir zekâ ve hafızaya sahip olduğu anlaşılan şairin çok genç yaşta vefat etmesi Türk Kültür ve Edebiyatını Avrupa’da temsil edebilecek çok güçlü bir temsilcimizi kaybetmemize sebep olmuştur.”<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
<p>Türk diline büyük bir aşk duyan bu genç şairin, bu sevginin milliyetini unutturacak güçte olduğunu, Kıbrıslı Mehmet Paşa’ya övgü olarak yazdığı şu samimi mısralarında görmekteyiz:</p>
<p>Kilki aldım, ecnebi olmaklığım unutmuşum</p>
<p>Zihne dek irdi tezelzül ârmânî görmüşüm</p>
<p>(Kalemi aldım, yabancı olduğumu unutmuşum. Gönlümün coşkunluğu zihnimi sarstığı için<br />
hasretim olan Kıbrıslı Mehmet Paşa’yı görmüşüm).<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p>Şiir yazmaktaki maksadının, gönlündeki Allah sevgisini açığa vurmak olduğunu belirten şair, bunu şu sözlerle dile getirir:</p>
<p>Derûn-ı dilimde nakr olunan aşkullah âsârını fâş etmeğe kâm-bîn oldum.</p>
<p>(Gönlümün derininde kazınan Allah aşkının izlerini ifşa etmekten dolayı mutlu oldum).<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
<p>Genç şair tamahkâr olmayı kınar. Dünyaya aşırı düşkün olanların, sonunda toprak olacaklarına dikkat çeker. Cimri zenginlerin, âhirette dilenci olmalarını diler.</p>
<p>Olacak hâke hem peymân olan dâmenkeş-i dünyâ</p>
<p>Direm dârân âlem-i mevt devrinde gedâ olsun</p>
<p>(Dünyanın eteğini çeken sonunda toprak olacak.<br />
Cimri para sahipleri öteki dünyada dilenci olsunlar).<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p>Ona göre dünya, yokluk caddesidir. Sevgiliye kavuşmak için maddî varlıklara gönül verilmemelidir.</p>
<p>Menzil-i cânân değil dünya ribatın olmasın</p>
<p>Cânını iklim-i hevâda rişte-i imana as</p>
<p>(Dünya asıl sevgilinin menzili değil, bağlanma.<br />
Fani dünya ikliminde kendi canını iman ipliğine as).<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p>Şair, şiirlerinde vefaya da şu anlamları yükleyerek yer verir: “Bağlılık, ruhu gaflet uykusundan uyandırmak, sözde samimi olmak, “Bezm-i Elest”te Allah’a verilen söze bağlı kalmak, insanlara verilen ahdi korumak ve ezelî inayet.”</p>
<p>Günümüzde İstanbul’da bir semt adı olarak kaldığının söylenmesine inat, yıllar öncesinden Hak âşığı bir Fransız şairin beytiyle “vefa”yı hatırlıyoruz bir kez daha:</p>
<p>Şöyle kendisine va’dini vefâ-dâr eyledi</p>
<p>Tanrı insanı ezel önünde muhtâr eyledi</p>
<p>(Kendisine ait vaade sadık olan vefa sahiplerini yarattı.<br />
Tanrı insanı başlangıçta tercih gücüyle yarattı).<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn11" name="_ednref11">[11]</a></p>
<p>“Dinle neyden, bak neler söyler durur,<br />
Dertlerinden ayrılıktan dem vurur.”<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn12" name="_ednref12">[12]</a> derken Mevlâna, insanın hakiki diyarı olan âhiretten ve Allah’tan ayrı düşmesinden dert yanar. Vernay da Rabbinden ayrıldığından dolayı kederlidir ve kötü talihin tozuna bulaştığından dolayı şikâyet eder.</p>
<p>Gubâr u mihnet ü idbâra hem-peymândır yâ Râb</p>
<p>Dirîgâ derd-i câm-ı hicr ile sekrândır başım</p>
<p>(Ya Rab! Başım keder ve kötü talihin tozuna bağlanmıştır.<br />
Yazık ki başım ayrılık şarabının derdiyle sarhoştur).<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn13" name="_ednref13">[13]</a></p>
<p>Aşk-ı hakîkî kal’a-yı efkâr-ı Verne’dir</p>
<p>Nutkum vire cihana izinden sadâ Hüdâ</p>
<p>(Gerçek aşk Verne’nin fikirlerinin kalesidir.<br />
Hüda! Sözlerim dünyaya yüceliğinden seda versin).<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn14" name="_ednref14">[14]</a></p>
<p>Bu mısralarla Vernay, hakiki aşk ile dolu olduğunu, sözlerinin Allah’ın büyüklüğünü ifade edebilmesini ister. Kendisini “bende” ve “fakîr-i hakir” olarak ifade ederken Allah’tan isteğininse “rahmet” ve “lütuf” olduğunun altını çizer.<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn15" name="_ednref15">[15]</a></p>
<p>Aşk-ı hakikîye Vernay’ın şiirlerinde sık rastlanır. Şair, Hristiyan olduğunu ifade eder, ancak tasavvufu benimsemiştir. Kendisini birliğe ulaştırdığı için de Allah’a şükreder.</p>
<p>Sipâs olun ki vahdet bezmine girdim sezadır bu</p>
<p>Beni sen davet ettin manzâr-ı şükransın ey mabûd</p>
<p>(Şükürler olsun ki birlik meclisine girdim, bu layıktır.<br />
Ey Mabud, beni davet ettin, teşekküre layıksın).<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn16" name="_ednref16">[16]</a></p>
<p>Doğumu ömrün sabahı, ölümü ise akşamı olarak telakki eden Vernay’ın bu düşüncesi, Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin “Dokuzuncu Söz”de ifade ettiği, insan ömrü ve namazın vakitleri arasındaki ilişkiyle benzerlik gösterir.<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn17" name="_ednref17"><sup>[17]</sup></a></p>
<p>Verne subh-ı ömürden tâ şâm-ı mevte aşığım</p>
<p>Kim dil ü cândan tarik-i aşkım ettim intihâb</p>
<p>(Verne ömrün sabahından ölümün akşamına kadar aşıktır.<br />
Çünkü gönül ve candan aşk yolunu seçtim.)<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn18" name="_ednref18">[18]</a></p>
<p>Vakt-i namaz geldi niçin gül şüküftedir</p>
<p>Pûşîde ola şimdi kitâb ile bu sebû</p>
<p>(Namaz vakti geldi, niçin gül açılmıştır? [Şimdi örtünme zamanıdır].<br />
Bu testi şimdi kitap ile örtülmüş ola. [Eğlence zamanı değil, kitap zamanıdır]).<a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_edn19" name="_ednref19">[19]</a></p>
<p>Vernay gibi bir şaire bir daha rastlanır mı bilinmez, ama tarihin sayfaları karıştırılsa, insanlığa ve edebiyata ışık tutacak kim bilir daha nice cevherler çıkacaktır.</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> “Taş baskı ya da litografi/litografya, kireç taşı üzerine yağlı mürekkeple çizilmiş şekil ve yazıların basım sanatı. Taş baskıya el litografyası da denir. Taş baskı, modern ofset litografyanın başlangıcıdır. Taş baskı tekniğinin esası, yağın suyu itmesi özelliğine dayanır.” “Taş baskı”, tr.wikipedia.org/wiki/Taş_baskı</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Hayriye Serap Öztürk, “Charles Vernet Divanı”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı, İstanbul, 1998, s. 6.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Öztürk, a.g.e., s. 120</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> A.g.e., s. 8.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> A.g.e. s. 8–9. Vernay’ın ölüm tarihi, Fransa Milli Kütüphanesindeki kayıtlarda 1866 olarak geçmektedir. Bkz. Syed Tanvir Wasti, “On Charles Vernay and his ‘DIVAN’”, <em>Middle Eastern Studies</em>, 2015, 51/5, s. 796.</p>
<p>Studies, 51:5, 789-803,</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Ahmet Atilla Şentürk, <em>Osmanlı Şiiri Antolojisi</em>, İstanbul: YKY, 1999, s. 649.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Öztürk, a.g.e., s. 130.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> Ayşin Pir, “Bir Başka Charles Vernay”, GazeteBilkent, 29.04.2014, www.gazetebilkent.com/bir-baska-charles-vernay-verne-on-alti-yasindaki-bir-cocuk-icin-hic-fena-degil/</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Öztürk, a.g.e., s. 131.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> A.g.e., 154.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> Serhan Alkan İspirli, Divan-ı Verne, 2. Baskı, Salkım Söğüt Yayınevi, 2010, s. 174.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, <em>Mesnevî</em>, Nazmen Tercüme: Ahmet Metin Şahin, İstanbul: Kaynak Yayınları, 2011, s. 11.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> Verne subh-ı ömrden tâ şâm-ı mevte aşıkım</p>
<p>Kim dil ü cândan tarik-i aşkım itdim intihâb</p>
<p>(Verne ömrün sabahından ölümün akşamına kadar âşıktır. Çünkü gönül ve candan aşk yolunu seçtim.) Öztürk, a.g.e., s. 163.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> Öztürk, a.g.e., s. 134.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> İspirli, a.g.e., s. 56.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref16" name="_edn16">[16]</a> Öztürk, a.g.e., s. 144.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref17" name="_edn17"><sup>[17]</sup></a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Sözler</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 44.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref18" name="_edn18">[18]</a> Öztürk, a.g.e., s. 140.</p>
<p><a href="applewebdata://84B2C9CC-E38E-4F3C-A3B1-7B5D5DDF7656#_ednref19" name="_edn19">[19]</a> İspirli, a.g.e., s. 168.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sadakat, Vefa ve Mülayemet İnsanı  Mehmet Ali Şengül Hocamız</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/01/sadakat-vefa-ve-mulayemet-insani-mehmet-ali-sengul-hocamiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2021 14:42:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=179918</guid>

					<description><![CDATA[Tanıdığım günden beri yaşadıklarının çoğunu bildiğim için, hatıralarını yazmasını ısrarla talep ettiğim Mehmet Ali Hocamız, yazma işini henüz bitirmişti ki emr-i Hak vâki oldu. Bazen yapmakta geciktiğimiz işler için hayıflanmamız olmuştur, bazen de Mehmet Ali Hocamızın hatıratı gibi, “iyi ki” dediğimiz durumlar da olabiliyor. Kendi yazdıklarından kısa anekdotlara birlikte bakalım: Mehmet Ali Hocamız, 10 Mart [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tanıdığım günden beri yaşadıklarının çoğunu bildiğim için, hatıralarını yazmasını ısrarla talep ettiğim Mehmet Ali Hocamız, yazma işini henüz bitirmişti ki emr-i Hak vâki oldu. Bazen yapmakta geciktiğimiz işler için hayıflanmamız olmuştur, bazen de Mehmet Ali Hocamızın hatıratı gibi, “iyi ki” dediğimiz durumlar da olabiliyor. Kendi yazdıklarından kısa anekdotlara birlikte bakalım:</p>
<p>Mehmet Ali Hocamız, 10 Mart 1945’te Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Elden köyünde doğmuş. Annesi Sâime Hanım ve babası Hasan Bey’in dört evladından ikincisi olarak, ilkokulu Dereköy’de okumuş. Asıl ismi Tahir olan ve Fakir Baykurt olarak bilinen bir öğretmenin de öğrencisi olmuş. İlkokulu bitirdikten sonra, hocamızın emsallerinden farkını hisseden Fakir Baykurt peşini bırakmamış. Onu öğretmen okuluna gönderip kendi düşüncesine göre yetiştirmek istiyormuş. Masraflarını da yükleneceğini taahhüt ederek aileyi ikna etmiş, fakat babasının kısa dönem medresede ders aldığı Haşim Hoca, bir tevafuk eseri olarak, karar verildiği gün ziyaretine gelen Hasan Efendi’ye, “<em>Evladım ben Kur’ân’ı çok anlamam, ama nankörlüğümüze ağlarım. Ya sen Kur’ân’ı anlasan, başını taşlara, kayalara vurursun!”</em> diyor. Bunun üzerine Hasan Efendi, “<em>Allah’ım bana dört evlat verdin. Bunların birisini hiç olmazsa Kur’ân kursuna vereyim, Allah’ı, Peygamberi ve dini öğrensin</em>.” deyip kararını değiştiriyor. Tâhir (Fakir Baykurt) öğretmen, Öğretmen Okuluna getirmek için çok ısrar ediyor ama Hasan Efendi vermiyor ve hemen Mehmet Ali evladını Çardak Kur’ân Kursuna veriyor.</p>
<p>1958’de Çardak Kur’ân Kursundayken, bir gün tren istasyonundaki makasçı Mustafa Bey, Mehmet Ali Hocamızı ve kurstaki diğer arkadaşlarını telaşla çağırıp “<em>Dünyanın en büyük âlimlerinden Bediüzzaman Hazretleri geçecek; gelin çocuklar, ona bir selam verelim</em>.” deyip onları Denizli-Afyon anayoluna diziyor. Üstad Hazretleri arabasıyla geçerken camı açıp iki eliyle onlara selam verdiğini, onları çağırır gibi ellerini sallayıp “<em>Gelin, bu yüce davaya katılın</em>.” demek ister gibi bir vaziyette olduğunu ifade ediyor.</p>
<p>Mehmet Ali Hocamız kurstan belli aralıklarla köyüne gidiyor. Köyün 80 yaşlarındaki imamı, bir gün kendisini alıp kabristana götürüyor. Bir kabrin başına geldiklerinde yaşlı hocanın, “<em>Evladım, bu kabirde cenaze yok, dinimiz gömülü</em>!” dediğini hatırlıyor ve “<em>Meğer Kur’ân harfleriyle tedrisat yasaklanınca, tefsir ve hadis gibi İslâmî eserleri, insanlar evlerinde bulundurmaktan korktukları için getirip bu kabre gömmüşler</em>.” diyor.</p>
<p>Kur’ân okumayı öğrendikten sonra, hâfız olmak için Denizli Merkez Kursuna giden Mehmet Ali Hocamız, orada İstanbul’un meşhur hocalarından Hasan Akkuş’un talebelerinden Mehmet Aydınoğlu Hoca’dan hafızlığını tamamlıyor. Aydınoğlu Hoca, onu Çarşı Camiine götürüp başına sarığı kendi eliyle sardıktan sonra, imamete geçirip arkasında namaz kılarak cemaate, “<em>Bu delikanlı çok iyi yetişti, arkasında namaz kılabilirsiniz</em>.” mesajını veriyor. Altı ay kadar vekaleten imamlık yaptığı bu dönemde Risale-i Nur sohbetlerine gitmeye başlıyor ve zaman zaman o sohbetlere gelen Muzaffer Arslan ve Ahmed Feyzi Kul Ağabeylerle tanışıyor.</p>
<p>1962 ve 1963 yıllarında, yaz tatillerinde, Kestanepazarı İmam Hatip ve İlahiyata Öğrenci Yetiştirme Yurdundaki özel derslere bir hafta ara verilip Zeytindağ (Bergama) yakınlarındaki Aşağı Şakran köyünde kamp yapılırdı. Bir kamp sonrası, geceleyin yurda döndüğümüzde, yatsı namazını kıldıran, kadife sesi ve hoş edalı tilavetiyle ilk defa tanıdığım Mehmet Ali Hocamızla ondan sonraki Hizmet hayatımızda, vazife icabı ayrılıklar dışında hep beraber olduk.</p>
<p>Yaşar Tunagür Hocamızın vaazlarında cuma günleri müezzinliğini devamlı olarak Mehmet Ali Şengül Ağabeyimiz yaptığı için ona “müezzinim” derdi. Mısır’da okumak ve hem kıraat hem de diğer ilimlerde tahsil yapmak isteyen Mehmet Ali Ağabeyimizi, Yaşar Tunagür Hocamız engellemiş ve İzmir’de kalmasını sağlamıştı. Daha sonra anladık ki ileride Edirne’den İzmir’e getireceği M. Fethullah Gülen Hocaefendi’yi anlayacak ve ona yardımcı olacak birileri bulunsun istemişti.</p>
<p>1965’te askere gitti. İskenderun’da asker iken, daha önce askerliğini orada yapan Hocaefendi’nin de vaaz verdiği Çarşı Camiinde bir gün vaaz ettikten sonra, cemaat etrafını sarıp “Fethullah Hocayı tanıyor musun?” diye sorduklarında, “Tanıyorum.” demişti, çünkü Hocaefendi, 1964’te Yaşar Hocamızı ziyarete geldiğinde, Mehmet Ali Ağabeyin sınıfını ziyaret etmişti.</p>
<p>Askerden terhis olur olmaz İzmir’e, Kestanepazarı’ndaki kursa geldi; kaydı silinmemişti. O günlerde Hocaefendi, Türk Ocağında “Kur’ân’da Müsbet İlim” üzerine konferanslar veriyordu. Orada Hocaefendi’yi dinledikten sonra, çok samimi bir şekilde, “<em>Allah’ım, ölünceye kadar bu zatla beraber bana hizmet etme fırsatını lütfeyle.</em>” diye dua etmişti.</p>
<p>Bir cuma günü Hocaefendi, çok rahatsız olduğu için hâfız İbrahim Kılıç Hoca’nın hutbeye çıkması için haber göndermişti. İbrahim Hocamız da Mehmet Ali Ağabey’e, “<em>Hutbeyi sen oku</em>.” dedi. “<em>Hocam, ben yapamam</em>.” deyince, başını okşayarak “<em>Hâfızım, biz yaşlandık. Biz sizleri, </em>‘<em>Ben yapamam</em>.’<em> demeniz için mi yetiştirdik?</em>” demiş, o da çıkıp hutbeyi okumuştu. Hocaefendi, şiddetli grip olduğu için namazı başı gözü sarılı olarak müezzin mahfilinde kılmıştı. Namazdan sonra Mehmet Ali Şengül Ağabey’i tahta kulübesine çağırarak kendisini tanımak için sorular sormuştu. Ağabeyimiz, “Bize ders okutur musun?” diye bir istirhamda bulunmuş, Hocaefendi de “<em>Beraber müzakere ederiz</em>.” diye cevap verdikten sonra birkaç arkadaşı ile özel derslere başlamışlar. Ondan sonra hiç ayrılmayıp hep beraber hizmet ettiler.</p>
<p>İzmir’de ilk defa başlayan kahve sohbetlerini organize etme, öğrenciler için evler kiralama gibi işlerde gayretlerini ortaya koyan Mehmet Ali Hocamız, Bozyaka Yurdunun ve Yamanlar Kolejinin yapımında da hep Hocaefendi’nin yanındaydı. Cömert ruhu, yumuşak üslubu, hilm ve mülayemeti, vakarlı tavır ve davranışlarıyla hep problem çözücü bir denge insanı oldu. İkna edici konuşmaları, herkes üzerinde hep güven unsuru olmuş, yeni mütevelli arkadaşlar tarafından kabul görmüştü.</p>
<p>İzmir Islahevi savcısı, Mehmet Ali Hocamızı ıslahevindeki gençlere sohbet etmesi için davet etmişti. Gençlerden bazıları, dinî mevzuları anlatarak nasihat edecek kimse istemiyorlardı. Bu gençlerin, diğerlerini de organize ederek protestolarla sözünü kesmeye çalışmalarına rağmen Mehmet Ali Hocamız, yumuşak tavır ve samimi hâliyle onların vicdanlarına dokunmuştu. Daha ilk Ramazan’da bu gençlerin %95’i oruç tutmuş ve %75’i de namazlarını eda etmeye başlamıştı. Daha sonra bu gençlerin bir kısmı tahsilini tamamlamış, bir kısmı da meslek sahibi olmuştu.</p>
<p>1992 yılında Mehmet Ali Hocam Avrupa’ya gitti. Gurbetteki insanlarımıza büyük bir gayretle çok güzel hizmetleri oldu. Sonra başka ülkelerde de güzel faaliyetlerde bulundu. Ziyaret için gittiği Avustralya’da bir rüya görmüş. Rüyasında merhum Mehmet Özyurt Hocamız ona, “<em>Seni almaya geldim</em>.” demiş. O da “<em>Hocam, izinsiz, istişaresiz Cennet’in kapısı bile açılsa girmeyeceğimize dair söz vermedik mi? Ben şimdi Avustralya’dayım. Hocaefendi Türkiye’de; izin almadan seninle şu an gelmem mümkün değil</em>!” deyince, boynunu büküp “<em>Doğru söylüyorsun, ben gideyim</em>.” demiş. Mehmet Özyurt çok temiz giyimli imiş; uzaklaşıp kayboluncaya kadar onu seyretmiş. Bu rüyadan iki gün sonra, arabayla bir tünelden geçerlerken tünelin tam ortasına geldiklerinde, şoför birden geri dönmeye kalkmış. Arkadan gelen bir tır, ani bir frenle durmaya çalışmış. O sıradaki kargaşada tünel yıkıldı zannetmişler ve bir süre şuurları kaybolmuş. Kendilerine geldiklerinde, arabalarının harikulade bir şekilde, tünelin duvarına yapışmış bir hâlde durduğunu görmüşler. Gözleri tavana bakıyormuş. Arkaya devrilselermiş, tırın altında kalıp Mehmet Özyurt’un âhirete çağırma davetine icabet edeceklermiş!</p>
<p>Hindistan Müslümanlarından Yakup Dede, Burma’ya seneler önce yerleşmiş. Oraya ilk giden arkadaşlar kendisiyle tanışmış olduklarından Mehmet Ali Hocam da ziyaretine gitmiş. Yakup Dede hasta olmasına rağmen onları kabul etmiş. Yatağından kaldırıp oturtmuşlar. Hocamız kendisine Hizmetimizi anlatmış. Yakup Dede, “<em>Sen ne diyorsun evladım! Dünyanın her tarafına hoparlörler kuralım bütün insanlığa bu gerçekleri duyuralım! Ben dünyaya huzur ve güven getiren Devlet-i Âliye bir daha dirilmemek üzere öldü, üzerine ölü toprağı atıldı zannediyordum. Arkadaşınızı tanıyınca, meğer ölmemiş. Toprağın altına atılan tohumun filiz vermesi gibi filiz vermiş. Tâ benim ülkeme kadar meyveleriyle beraber dallarının uzanmış olduğunu gördüm. Allah’ım bana bu günleri gösterdin ya, artık ölsem de gam yemem</em>.” diyerek göz yaşlarını siliyormuş.</p>
<p>Burma’daki eğitim gönüllerimizle ilgili bir hatırasını Mehmet Ali Hocamız şöyle anlatıyor: “<em>Sözleri kanun hükmünde bir general, lisede okuyan ve kontrol altına alamadığı çocuğunu Türk kolejine kaydediyor. Belli bir zaman sonra çocuk sakinleşiyor, ailesine karşı daha saygılı davranmaya başlıyor. Bir gün general gelip ‘Benim çocuğuma ne yaptınız?’ diyor. İdareci arkadaşlar ‘Hassasiyetle eğitimi üzerinde durduk. Başka bir şey yapmadık.’ deseler de general ‘Hayır! Yaptınız… Yaptınız…’ diye ısrar edince, ‘Çocuğunuza farkına varmadan hoşlanmadığı bir şey mi yapmışız!’ diye soruyorlar. General diyor ki: ‘Bu çocuk daha evvel söz dinlemez birisi olmasına rağmen, şimdi bize karşı fevkalâde saygılı davranıyor!’ Bunun üzerine bizimkiler: ‘Bizim içkimiz, yalanımız, ahlaksızlığımız yok. Büyüklere saygı, küçüklere şefkatle muamelemiz var. Bizim bu davranışlarımızdan etkilenmiş olabilir.’ diyorlar.</em>”</p>
<p>1999 Marmara zelzelesi münasebetiyle, Samanyolu TV adına oluşturulan kriz masası vesilesiyle Adapazarı, İzmit ve Gölcük tarafına giden Mehmet Ali Hocamız, üzerine düşenleri yaparken bazı arkadaşların havaalanında tanıştıkları, Tayvan’dan yardım getiren SUCI Vakfı mensuplarıyla görüşüyor. Onlar getirdikleri para ve yardımları ihtiyaç sahiplerine bizzat vermeyi arzu ettiklerinden, onlara yardımcı olmaları için birkaç arkadaşı yönlendiriyor. Bu vakfın yetkilileri bütün faaliyetlerini fotoğraflarla tespit etmişler. Hocamız Hindistan, Tayvan, Malezya, Burma, Singapur, Tayland, Avustralya, Filipinler ve Endonezya gibi ülkelere, sık sık ziyarete gittiği için yine bir seferinde Tayvan’a uğradığında, 1999 zelzelesindeki yardımlarına teşekkür etmek için SUCI Vakfını da ziyaret etmiş. Vakfın kurucusuna Cenâb-ı Hakk’ın Güzel İsimlerini ihtiva eden bir levha hediye etmiş. Medine’de tahsil görmüş Tayvanlı bir Müslüman olan ve tercümanlık yapan Faysal Bey’e bu isimlerin mânâsını soran vakıf başkanı, isimlerin mânâlarını öğrenince, bu levhayı her zaman görebileceği bir yere itina ile astırmış.</p>
<p>2000’li yıllarda Avustralya’nın muhtelif şehirlerinde düzenlenen konferanslara katılmak için Türkiye’den ve dünyanın değişik yerlerinden gelen bazı akademisyen ve yazarlar, Mehmet Ali Hocamızla buluşmuşlardı. Programların katılımcıları arasında Melbourne Katolik Üniversitesinde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Thomas Michel, Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Doğu Ergil, Prof. Dr. Ümit Meriç, Ahmet Taşgetiren, Yavuz Bülent Bakiler ve (merhum) Cemal Uşşak gibi şahsiyetler vardı. O gün ifade ettikleri hayranlık ve takdir hislerini, Mehmet Ali Hocam hatıralarında geniş olarak nakletmektedir. Melbourne Emniyet Genel Müdürlüğünü ziyaretten sonra, Doğu Ergil, “<em>Kıymetli dostlar, ben Ankara Üniversitesinde çalışıyorum. Beni tanımayan azdır. Buna rağmen Ankara’daki Emniyet Genel Müdürlüğüne girmek istesem çantamı ve üstümü aramadan içeriye almazlar. Burada bizi herhangi bir arama yapmadan içeri aldılar</em>!” diyor. Hayrettin Karaman, “<em>Bir şiir okuyacağım</em>.” diyerek gece yazdığı yedi mısralık “İlim Dervişleri” başlıklı şiirini okuyor ve eğitim gönüllülerini ve öğretmenlerini anlatıyor. Thomas Michel adanmış ruhlara hayranlığını dile getiriyor. Ümit Meriç Hanımefendi, kızlarımızın evlerinde kalıyor ve orada gördüğü rüyayı anlatıyor: “<em>Taşların altından çıkan küçük filizler dünyanın her tarafına yayılıyor</em>.” Bu rüyasını da her tarafa yayılan genç öğretmenlerimizin hizmetleri olarak yorumluyor. Hey gidi günler!</p>
<p>Mehmet Ali Hocamız, <em>Sızıntı</em> dergisinin kurulduğu günden itibaren, elinden geldiğince ve yoğun çalışmaları arasında fırsat buldukça yazı yazmayı da hiç ihmal etmemiştir. Bunu dergi çıkarken söz verdiği için vefasının gereği olarak görmüş ve hazırladığı yazıların neşredilip neşredilmemesini hiç problem etmemiştir. Ali Haydar Polat müstear ismiyle yazdığı yazılar konusunda, <em>Çağlayan</em> dergisinin Yayın Koordinatörü Prof. Dr. Atıf Yorulmaz, Mehmet Ali Hocamızın bu yönüne şöyle dikkat çekmektedir: “<em>En rahat ettiğimiz yazılar, Mehmet Ali Hocamızın yazılarıydı. Uzun bir seyahatinin ardından, çoğunu uçaklarda yazdığı yedi sekiz yazıyı çekinerek verdiğinde onun nezaketinden ben utanmıştım. ‘Hocam, heyetiniz yazıları istediği gibi kessin, biçsin, ilave yapsın, beğendiğinizi alın. Ben sadece bir vazife olarak, kırık dökük bir şeyler karaladım.’ demişti. Hürmet ettiğimiz bu ağabeyimiz, tevazu ve mahviyet içinde davrandığı için heyetimiz de çok rahat ederdi. Hayata erken atılmış, vazifesi sebebiyle üniversitede okuma imkânı bulamamış, fakat zaman içinde Hizmet’in bereketiyle kendini kitap yazacak kadar geliştirmişti. Çağlayan dergisi yayın hayatına başlayınca, Almanya’da daha fazla okuma imkânı bulduğu için, giderek edebî ve fikrî müktesebatına uygun bir üslup bulmuştu</em>.”</p>
<p>Ruhu şâd olsun. Cenab-ı Erhamürrâhimîn, Hizmet’teki gayretlerinin meyvelerini daimî kılıp bereketlendirsin.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlı Bir Kadının Hep Genç Kalan Hikâyesi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/01/yasli-bir-kadinin-hep-genc-kalan-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2021 14:36:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=179916</guid>

					<description><![CDATA[Adını da sanını da bilmiyorum, ama tanıyorum seni… Yalnızca sana olan hayranlığımı dile getirmek için değil, senin temsil ettiğin o ruha sahip çıkmak için yazıyorum bu hikâyeyi. Hani Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) bir gün hutbe verirken evlilik meselesini kolaylaştırma adına bir kısım hususlardan bahsetmiş ve bu arada mehirin de herkesin kaldırabileceği bir seviyede tutulması gerektiğini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adını da sanını da bilmiyorum, ama tanıyorum seni…</p>
<p>Yalnızca sana olan hayranlığımı dile getirmek için değil, senin temsil ettiğin o ruha sahip çıkmak için yazıyorum bu hikâyeyi.</p>
<p>Hani Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) bir gün hutbe verirken evlilik meselesini kolaylaştırma adına bir kısım hususlardan bahsetmiş ve bu arada mehirin de herkesin kaldırabileceği bir seviyede tutulması gerektiğini hatırlatarak evliliklerde mehir olarak çok para istememeleri konusunda insanları ikaz etmişti. Aslında onun dile getirdiği bu mesele, bir kısım sû-i istimalleri önlemek için oldukça makul bir çözümdü.</p>
<p>Hazreti Ömer Efendimiz, bu duruma dikkat çekerken sen arkadaki maksurede duruyordun.</p>
<p>Perdeyi sıyırdın ve hem cesurca hem de nazikçe sordun: “Ey Allah Resûlü’nün halifesi! Bunları kendi fikrin olarak mı söylüyorsun, yoksa bu konuda senin bildiğin, bizim bilmediğimiz bir âyet veya hadis mi var?”</p>
<p>Hazreti Ömer, “Hayır!” dedi, “Kendi fikrim olarak söylüyorum.”</p>
<p>Bunun üzerine sözüne devam ettin: “Kur’ân-ı Kerim, ‘Bir eşinizden ayrılıp da yerine başka bir eşle evlenmek isterseniz, ayrıldığınız hanıma yüklerle mehir vermiş olsanız da içinden ufak bir şey bile almayın.’ (Nisâ, 4/20) buyurmak suretiyle bu mevzuda bir miktar tayin etmiyor. Demek ki yüklerle mehir almak bir kadın için caizdir. Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) müsaade ettiği bir şeyi sen nasıl yasaklarsın?” dedin.</p>
<p>Hazreti Ömer seni edeple dinledi. Belki de o anda, cemaatinde senin gibi hakikate tercüman olmaktan geri durmayan cesur bir kadının varlığıyla şakirane iftihar ediyordu. Öyle olmalı ki o gün itibarıyla, dünyanın iki süper gücüne kendisini dinlettiren bir devletin reisi olan halife-i ruy-i zemin, senin bu sözlerin karşısında hemen durdu ve dudaklarından şu kelimeler döküldü: “Yâ Ömer! Yaşlı bir kadın kadar dahi dinini bilmiyorsun.”<a href="applewebdata://426E03EB-3C08-4C8A-A6CB-960E92B55170#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p><strong>Kur’ân Kültürü </strong></p>
<p>Aslında Hazreti Ömer tavsiyesinde haksız değildi. O, bunu mehir miktarının evliliğe engel olmaması için yapıyordu. Ancak ondaki hakperestlik anlayışı öyle engindi ki itirazın karşısında kendini müdafaa ve görüşünde ısrar yerine derhal hakkı kabul ediyor, sözünü tevil etmeye çalışmıyordu.</p>
<p>Hazreti Ömer Efendimize bu hususiyetinden dolayı “el-vakkâf inde’l-hak” deniyordu. Yani o, hak söz konusu olduğu bir yerde, hızla yol alan bir aracın ani fren yapması gibi, anında durmasını bilen bir insandı. Peki sana hakperestliğinden dolayı ne deniyordu?</p>
<p>O nasıl bir Kur’ân kültürü ki Halife’nin sözlerine, derin bir vukufiyetle ve Kur’ân’dan aldığın cesaretle itiraz edebiliyordun. Kur’ân’ın Allah’tan geldiğine aksine ihtimal vermeyecek şekilde inanıyor ve Kelâmullah’a gönülden güveniyordun. İşte bu inanç ve güven, senin ve bütün sahabelerin Kur’ân’ı hakiki anlamda temel kaynak olarak algılamanıza sebep oluyordu. Karşınıza çıkan en küçük problemlerde bile hemen o kaynağa yöneliyor, bize de yol ve yordam öğretiyordunuz.</p>
<p>O nasıl bir medeni cesaretti ki erkeklerden oluşan kalabalık bir cemaatin arasında perdeyi sıyırıp Halife’ye bile itiraz edebiliyordun.</p>
<p>O nasıl bir cemaatti ki seni yadırgamak ve ayıplamak yerine takdir ediyor, o günkü cesaretini bize kadar intikal ettiriyorlardı.</p>
<p>Ama hepsinden öte, o nasıl bir hakperestlikti… Belki de yaşlı olduğun için Hazreti Ömer’in söyledikleri seni bağlamıyordu. O yaşta evlenecek ve mehir alacak değildin. Fakat kıyamete kadar gelecek bütün mümin kadınların haklarını koruma adına o çok sevdiğin Emire’l-Müminin’e bile itiraz edebiliyordun.</p>
<p><strong>Ufuk İnsanları</strong></p>
<p>Senin bunu başarabilmiş olman, içinde yaşadığın toplumun faklı düşünceler karşısında ne derece tahammüllü olduğuna da işaret ediyordu.  Siz öyle ufuk insanlarıydınız ki gördüğünüz hataları bu kadar rahat söyleyebiliyordunuz. Farklı fikirler karşısında hazm-ı nefs ediyor, hür düşünceye alan açıyordunuz.</p>
<p>O büyük kahramanlığından sonra ümmetin genç kızları sana teşekkür etmiş, “maşallah barekallah”larla takdirlerini dile getirmiş olmalılar. Zira biz hâlâ öyle yapıyoruz. En küçük bir fikir farklılığına tahammül edemeyen, bunun için “ulaşılmaz” olmayı seçen idarecilere seni örnek gösteriyoruz mesela. Tıpkı nefsimiz, farklı düşünceler karşısında hazımsızlık gösterdiğinde ona da Hazreti Ömer’i örnek gösterdiğimiz gibi… Söz ne zaman ifade hürriyetinden açılsa senden bahsediyoruz. Kadınları hayatî sahalardan uzak tutan ve onların haklarını “hapur hupur” yiyen, gücün zehirlediği nadanlara karşı hukukumuzu savunurken senden cesaret alıyoruz.</p>
<p><strong>Maksurelerden Perdeleri Sıyırmak</strong></p>
<p>Yaşadığımız bu zor asrın sözcüsü, kadının kendi haklarından ne denli mahrum bırakıldığını anlatırken söz ediyor senden:</p>
<p>“Bir düşünün!” diye başlıyor hitabına, sonra devam ediyor: “Günümüzde bir kadın, Fatih Camii’nde ya da Süleymaniye’de maksureden perdeyi sıyırsa, Halife-i rûy-i zemine ya da bugünkü Cumhurbaşkanı’na da değil, minberdeki imama, ‘İmam Efendi, zannediyorum, bu konuda yanılıyorsunuz, meselenin aslı şudur!’ dese, kim bilir o kadıncağızın başına neler gelir. Zira, bugün dinin özüne vakıf olmayan kimseler, yanlış telakkileri sebebiyle kadını bir fanus içine koymuşlar ve onu bazı haklardan mahrum bırakmışlardır.”<br />
Asrın kadınlarına seni örnek göstererek tamamlıyor cümlelerini:</p>
<p>“Yüce işler, büyük meseleler, daima aynı çapta insanlar tarafından halledilmiştir. Bizler sahabe ruhuna sahip çıktığımız ölçüde Cenâb-ı Hak’tan (celle celâluhu) beklediğimiz muvaffakiyeti elde etme imkânı doğacaktır.”<a href="applewebdata://426E03EB-3C08-4C8A-A6CB-960E92B55170#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p>Mademki bu Hizmet “örnekleri kendinden bir hareket”tir, öyleyse bize, önce ilimde derinleşmek, sonra da senin açtığın yolda maksurelerden perdeleri sıyırmak düşüyor.<br />
<strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://426E03EB-3C08-4C8A-A6CB-960E92B55170#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> El-Beyhakî, <em>Es-Sünenü’l-Kübra</em>, 7/233.</p>
<p><a href="applewebdata://426E03EB-3C08-4C8A-A6CB-960E92B55170#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Asrın Getirdiği Tereddütler-4</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 176.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet Ehli Olmak</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/01/hizmet-ehli-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2021 14:30:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=179914</guid>

					<description><![CDATA[Müslümanın atâleti bırakıp meşru ve helâl dairede çalışması, ailesinin rızkını kazanmak için gayret etmesi bir yönüyle ibadet olduğu gibi, yine Allah (celle celâluhu) yolunda ihlas, samimiyet, vefa ve sadakatle, sistemli bir şekilde gece gündüz hizmet etmesi de ibadettir. İnsanlar ruhlarını teslim edeceği ana kadar Allah’a kullukla mükelleftirler. Ayrıca bütün insanlara, âhiret hayatlarını kurtarabilmeleri adına, iman [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslümanın atâleti bırakıp meşru ve helâl dairede çalışması, ailesinin rızkını kazanmak için gayret etmesi bir yönüyle ibadet olduğu gibi, yine Allah (celle celâluhu) yolunda ihlas, samimiyet, vefa ve sadakatle, sistemli bir şekilde gece gündüz hizmet etmesi de ibadettir.</p>
<p>İnsanlar ruhlarını teslim edeceği ana kadar Allah’a kullukla mükelleftirler. Ayrıca bütün insanlara, âhiret hayatlarını kurtarabilmeleri adına, iman hizmetini götürmekle, irşatla da sorumludurlar.</p>
<p><em> </em><strong>Hizmet Erlerinin Vazifeleri</strong></p>
<p>İmkânlar ve şartlar ölçüsünde, Allah­’ı (celle celâluhu), Resûlullah’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve din-i mübîn-i İslâm’ı kullara sevdirmek her Müslümanın vazifesidir. Aynı zamanda iman ve Kur’ân hizmetini desteklemek, birlik ve beraberliği korumak da o ölçüde ciddî bir sorumluluktur. Bu mükellefiyet insandan hiçbir zaman düşmez. Allah’ın lütfettiği sonsuz maddî ve manevî nimetlere karşı irşat vazifesini eda etmek kulluğun gereğidir.</p>
<p>Bugün yeryüzünde iman nimetinden mahrum, kendisini yaratan, mahlukatı emrine veren Allah’ın (celle celâluhu) adını ömründe hiç duymayan, âhiretten haberi bulunmayan, hesap gününe inanmayan, ceza ve mükâfattan haberdar olmayan, irşada muhtaç milyarlarca insan vardır.</p>
<p>Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Allah’ı kullarına sevdirin ki Allah da sizi sevsin.” müjdesine nail olmak için her Hizmet eri gayret etmelidir. Müslümanlar hangi yaşta olursa olsun ellerindeki imkânları irşat yolunda kullanmalıdır. Tıpkı vücuttaki uzuvlar ve latifeler gibi çocuklar, gençler, anne babalar, idareciler, akademisyenler ve kalem ehli olanlar; sevgiyle, şefkatle, ahlâk ve adâletle, tatlı dil ve güler yüzle Allah’ın lütfettiği bu fırsat ve imkânları değerlendirmelidir. Böylece hiç kimse hizmetten ve vazifeden mahrum olmamış ve atalete düşmemiş olur.</p>
<p>Hizmette vazife ve sorumluluk hiçbir devirde bitmemiştir. Ne var ki kimin ne yapacağı belirlenmeli, tâkati ölçüsünde insanlara vazife ve sorumluluk yüklenmelidir. Asla hissî hareketlerde bulunulmamalı ve kimsenin onuru ile oynanmamalı, gönül kırılmamalı ve rencide edici tavır ve davranışlar içine girilmemelidir. Büyüklere saygıda kusur yapılmadığı gibi, küçüklere ve gençlere de şefkat, merhamet ve sevgi gösterilerek gönülleri hoş tutulmalı ve küstürülmemelidir.</p>
<p>Bilhassa yaşlıların tecrübelerinden, gençlerin enerjilerinden, kadınların şefkatinden ve çocukların da aşk ve heyecanından istifade edilmelidir. Bir hatasından dolayı insanları bir kenara itme, hafife alma, vazifeden uzaklaşmalarına sebep olma asla câiz olmadığı gibi, yaşlılık veya hastalık gibi sebeplerden dolayı insanları ihmal ederek küstürmek, yalnız bırakmak ve dışlamak da asla doğru değildir.</p>
<p><strong>Hatalardan İbret Alma ve İmtihanlar</strong></p>
<p>Bir dönem seleflerimiz kendilerini yenileyemedi; toplumun temel dinamiklerinden, örf, âdet ve geleneklerine kadar her meselede dışa kapalı kalarak her şeyi kendi dünyalarında aradı; tekvinî ve teşriî esasları koruyarak yeniliklere hayat hakkı tanımadı. Aklın hikmet-i vücudunu kavrayamadı. İlme ve hür düşünceye muhalefet etmek suretiyle taassuba girdi. Maalesef milletimiz bu anlayıştan dolayı çağı yakalayamadı ve çok şey kaybetti.</p>
<p>Sözde yeni düşünce ise, tepkilerle ve fantezilerle hareket ederek küllî akla ihtiyaç hissetmeden kendi kendini yiyip bitirdi. İnşallah neslimiz, böyle bir tuzağa düşmez.</p>
<p>Toplum olarak çağın gerisinde kalırken kin, nefret ve kıskançlıkla bilenmiş, makam ve koltuk sevdasına kapılmış insanların tertip ettikleri zulümler ise işin cabası. Maalesef günümüzde İslam coğrafyasındaki bir kısım insanlar, kendi çıkarları, şan ve şöhretleri, makam ve mevkileri adına yanlış kararlar alarak ve iftiralarda bulunarak ellerine geçirdikleri imkânları suiistimal ettiler. Korkunç bir kin ve nefretle maddî ve manevî değerlerimizin üzerine yürüdüler. Milletimizin geleceği olan, örnek olarak gösterilen eğitim faaliyetlerimiz alt üst edildi. Hizmetlere sahip çıkan hasbî, fedakâr ve kahraman insanların haklarını vicdansızca ihlal ederek dost, taraftar ve muhip olanlar da dâhil, binlerce masum insanı hapse atıp gönül bağı olanları da korkuttular. Yuvalarını dağıtarak çoluk çocuklarını mağdur ettiler. Böylece hayru’l-halef nesillere çok şey kaybettirdiler.</p>
<p>İnsafsız insanlar demokrasi ve hukuku tahrip ve insan haklarını hiçe sayarak her türlü yalan ve isnadı meşru görüp çocuklar ve kadınlar da dâhil olmak üzere binlerce masum insanın hukukuna tecavüz ettiler. Diktatörce bir rejim kurarak medenî dünyaya kötü örnek olup vatandaşlarımızı birbirine düşman hâle getirdiler.</p>
<p>Yüce ve kutsî bir mefkûreye destek verenler, Hizmet’e alkış tutanlar, önlerine çıkan birtakım makam, şan ve şöhret karşısında mağlup olup gaye ve hedefi unuttular, enaniyet ve gurur tuzaklarına düştüler. İşte o zaman da felâketler, zillet ve sefaletler baş göstermeye başladı. Buna mukabil, yüksek bir mefkûreye gönül veren kalb ve kafa mimarları, Hakk’a kendilerini adamış olan hasbîler, derin bir ilim, bütün beşeriyeti kucaklayan bir ahlâk ve adâlet anlayışıyla, Allah’ın peygamberler eliyle yarattığı mucizeleriyle ışık tuttuğu ve Kur’ân’ın tescil buyurduğu bir yolda, akıl, iz’an ve şuurlarıyla, vahdet-i ruhiye içinde yürümeye gayret etmelidirler. Hizmet erlerine düşen, hak ve hukuktan ayrılmadan kutsî vazifelerini dünyanın dört bir tarafında icra etmeye devam etmektir. Kin ve nefretle bilenenleri de kendi dünyalarına terk etmektir.</p>
<p><em> </em><strong>Hizmet Erlerinin Kendilerini Yenilemesi</strong></p>
<p>Bugün geçmişe sırtını dayayarak geleceğe istikrarlı adımlarla yürüyen, dünyaya bir kere daha ilim ve hikmetin, kalb ve kafanın, dünya ve âhiretin kesişim noktasında, eşya ve hâdiseleri Allah (celle celâluhu) adına yorumlamaya namzet hakikat erleri yetişmiş ve yetişmektedir. Dünya yepyeni bir sürece giriyor. Uyanan nesillerin önleri kesilmeye çalışılsa da (inşallah engel olamazlar ve olamayacaklar) Hizmet erleri bu süreçte kendilerini yenileme gayreti içinde bulunacaklardır.</p>
<p>Yeryüzü mirasçıları olmak, dini Kur’ân ve Sünnet çizgisinde yaşamaya, İslâm’ı hayata hayat kılmaya ve çağın ilim ve teknolojisine vâkıf olmaya bağlıdır. Kâinatta İlahî kudret ve iradenin tecellilerine, tekvinî kanunlara ve emirlere riayet etmeyen toplumlar, manevî hayatlarında menfî değişikliklere uğrayan milletler, bugün hâkim gibi görünseler bile, hiçbir zaman istikbal vadetmezler. Zulümleri pervasızca irtikâp edenlerin cezaları imhal edilse, yani hemen verilmese bile, tövbe edip af ve özür dilemedikleri takdirde, asla ihmal edilmediği sabittir.</p>
<p>İnancına ve davasına sadık kalabilmiş, çağı kucaklama gayreti içinde bulunan, tecdit iradesine sâhip yiğitler sâyesinde, bir yenilenme mutlaka gerçekleşecektir. Elbette bu yenilenme, Kur’ân buutlu, fıtrata uygun bir değişim olmalıdır. Bunu gerçekleştirecek yiğitler; inşa ruhuna sâhip, kuvve-i maneviyeyi zedeleyen tenkitlerden uzak, müspet ve teşvik edici tekliflerle destek ve yardımcı olmaya çalışan, her türlü şablonculuğun ve taklitçiliğin karşısında olan, hiçbir şeye alet olmayan, acele etmeyen ve istikrarlı bir şekilde kendilerini yenilemesini bilenlerdir.</p>
<p>Bu fikir işçileri ve gönül yapıcıları; düşünen, araştıran, inanan, maneviyata açık, aşk ve şevkle dolu insanlardır. Bunlar global bir sulhu gerçekleştirme yolunda, çağın imkânlarından yararlanan, manevî değerlere sâhip, kardeşlik, ihlâs, vefa, sadâkat, adâlet ve ahlâkı telkin ve teşvik eden, bütün insanların hukukuna saygılı, heyecan ve ümitle dolu kahramanlardır.</p>
<p>Allah (celle celâluhu) Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyanda, yeryüzü mirasını, kulları arasında salih olanlara, yâni Muhammedî ruhu (sallallâhu aleyhi ve sellem), Kur’ân ahlâkını temsil edenlere, adanmışlık ruhuyla hareket edenlere, kardeşlik düşüncesiyle oturup kalkanlara, dünya ve ukba muvazenesini iyi kuranlara ve Sahabe efendilerimizle aynı yörüngede hareket eden ruh ve mânâ temsilcilerine vadetmiştir.</p>
<p><strong>Hayatın Son Demlerinde</strong></p>
<p>İnsanların en verimli zamanları sağlıklı, genç ve dinç olduğu dönemlerdir, ancak tecrübe ve muhakemelerden istifade etme zamanı da ecelin yaklaştığı, insanların aczini ve fakrını daha derinden hissetmeye başladığı, saçların ağarıp bellerin büküldüğü, ebedî âleme dâvetin yaklaştığı anlardır.</p>
<p>İnsanlar böyle anlarda derin bir tefekkür, şuurlu bir muhasebe ile Allah’a yaklaşma yolları ararlar. İnsan, bastığı toprağa, yani ölüme yaklaştıkça daha temkinli, daha tedbirli ve daha dikkatli olmaya nefsini zorlar.</p>
<p>Dünya devamlı dönerken, hayatta da devr-i daimler görülmektedir. Dünkü çocuklar bugün ihtiyardır veya ebedî âleme intikal etmişlerdir. Gelenler gitmekte, gidenlerin yerini de yeni gelenler almaktadır.</p>
<p>Binâenaleyh insan, ırmak gibi akan, rüzgâr gibi geçen hayatını, Allah’ın lütfettiği altın değerindeki yirmi dört saatlik zamanı ve mesaisini çok iyi tanzim etmeli ve ölümle sona erecek gençliğini ve ömrünü faydası olmayan şeylerle zayi etmemelidir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üzerine Yemin Edilen Meyve-2: İncir ve Sağlık</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/01/uzerine-yemin-edilen-meyve-2-incir-ve-saglik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2021 14:28:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=179912</guid>

					<description><![CDATA[İncirin Kur’ân-ı Kerim’de hususî olarak zikredilmesi, Müslüman araştırmacıların çok ilgisini çektiği gibi, diğer inanç sistemlerine mensup araştırmacılar da incire çok alâka duymuşlardır. Yapılan çalışmaların çok fazla olması sebebiyle, genel geçer ifadeler yerine, sırasıyla hangi hastalıklarla ilgili neler yapıldığını, kaynaklarıyla belirtmek daha faydalı olacaktır. Dermatolojik Hastalıklar İncirin yapraklarından lateks adı verilen, süt kıvamında, beyaz, çok sayıda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p>İncirin Kur’ân-ı Kerim’de hususî olarak zikredilmesi, Müslüman araştırmacıların çok ilgisini çektiği gibi, diğer inanç sistemlerine mensup araştırmacılar da incire çok alâka duymuşlardır. Yapılan çalışmaların çok fazla olması sebebiyle, genel geçer ifadeler yerine, sırasıyla hangi hastalıklarla ilgili neler yapıldığını, kaynaklarıyla belirtmek daha faydalı olacaktır.</p>
<p><strong>Dermatolojik Hastalıklar</strong></p>
<p>İncirin yapraklarından <em>lateks</em> adı verilen, süt kıvamında, beyaz, çok sayıda bileşik ihtiva eden, reçinemsi bir madde salgılanır. Yapraklarda bulunan <em>psoralen</em> ve <em>bergapten</em> isimli maddeler, sedef hastalığı ve vitiligo gibi bazı deri problemlerinin tedavisi için ümit vaadetmektedir. Yapraklarda bulunan ve <em>kafeoilkinik asit</em>, <em>ferulik asit</em> ve <em>kuersetin</em> gibi biyoaktif fenolik bileşiklerin, vücuttan süperoksit radikalini temizlemede çok tesirli olduğu, organik asitlerden <em>oksalik, sitrik, malik, kinik, şimimik</em> ve <em>fumarik asitlerin</em> fizyolojik homeostazin bozulduğu hastalıkların tedavisinde önemli olduğu gösterilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn1" name="_ednref1"><sup>[1]</sup></a></p>
<p>Yeni kırılmış incir sapının sütlü suyunun vücuttaki siğilleri yok ettiği bulunmuştur ve yapılan bir çalışmada muhtemel viral kaynaklı hastalıkların tedavisi için kullanılan incir sütünün, herpes virüsü, ekhovirüs ve adenovirüs kaynaklı bulaşıcı hastalıklarda faydalı olduğu gösterilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn2" name="_ednref2"><sup>[2]</sup></a><sup>,<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> </sup><a href="https://www.healthline.com/health/dermatitis">Dermatitli</a> 45 çocukta yapılan bir çalışmada, kuru incir meyvesi özünden yapılan ve iki hafta boyunca günde iki kere uygulanan bir kremin, dermatit semptomlarını tedavi etmede standart tedavi olan hidrokortizon kreminden daha tesirli olduğu gösterilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn4" name="_ednref4"><sup>[4]</sup></a> İncirle beraber diğer birkaç meyve ile yapılan karışımın cilt hücreleri üzerinde antioksidan tesir yaptığı, derideki kolajen liflerinin yıkımını azalttığı ve derideki kırışıklıkların görünümünü iyileştirdiği gösterilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn5" name="_ednref5"><sup>[5]</sup></a></p>
<p><strong>            Mide ve Bağırsak Hastalıkları</strong></p>
<p>Dışkıları yumuşatıp posayı artırarak kabızlığı giderir. Bağırsaklarda bulunan sağlıklı bakteriler için prebiyotik veya besin kaynağı olarak hizmet eder. Sindirim sağlığını geliştirmeye yardımcı olabilecek lifler bakımından çok zengindir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn6" name="_ednref6"><sup>[6]</sup></a><sup>,<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></sup>Kabızlığı bariz, irritabl bağırsak sendromu ve ülseratif kolit gibi sindirim bozuklukları olan 150 kişide yapılan bir araştırma, günde iki kere yaklaşık dört kuru incir (45 gram) tüketenlerin, kontrol grubuna kıyasla ağrı, şişkinlik ve kabızlık dâhil olmak üzere, semptomlarında önemli bir azalma görüldüğü tespit edilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn8" name="_ednref8"><sup>[8]</sup></a> İncir sütünde bulunan <strong>fisin</strong>enzimi, bağırsak solucanlarına karşı etkili olup kaynatılmış incir suyunun gaz giderici özelliği tespit edilmiştir. Ülserler, dizanteri, diyare, karın ağrısı ve hemoroit gibi çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde çok tesirli olarak kabul edilir.</p>
<p><strong>Ağrı ve İltihaplanma</strong></p>
<p>İncir yaprakları kaynar suda bekletilip yumuşatılarak ağrılı bölgelere yapıştırıldığında veya meyvesi de ezilerek lapa şeklinde uygulandığında, steroidler ve flavanoitlerin <strong>antioksidan</strong> özelliği ile böcek sokması ve ısırmasının sebep olduğu ağrıyı kestiği ve iltihap çözücü <strong>(antienflamatuar)</strong> özelliği ile iltihaplanmaları azalttığı gösterilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn9" name="_ednref9"><sup>[9]</sup></a> Kuru incirin, kan plazmasının antioksidan kapasitesinde önemli bir artış sağladığı gösterilmiştir. İncir yapraklarının alfa tokoferol, flavonoid ve fenol muhteviyatını değerlendiren bir çalışmada, antioksidan kapasitesinin çok yüksek olduğu gösterilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn10" name="_ednref10"><sup>[10]</sup></a> İncir, proantosiyanidinler gibi mükemmel bir fenolik bileşik kaynağı olup en iyi fenolik bileşik kaynağı olarak bilinen siyah üzüm ve çaydan daha fazla fenol ihtiva ettiği için antikanser, hepatoprotektif, hipoglisemik, hipolipidemik ve antimikrobiyal tesirlerinin kaynağı bu maddeler olabilir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn11" name="_ednref11"><sup>[11]</sup></a></p>
<p><strong>            Solunum Yolları Hastalıkları</strong></p>
<p>Kuru incirin kaynatılmasıyla elde edilen suyun gargara yapılarak boğaz ağrılarında, balgam söktürücü ateş düşürücü olarak ve ağızdaki aftlara karşı kullanılabileceği gösterilmiştir. Ateş düşürücü madde olan parasetamol (150 mg/kg) ile karşılaştırıldığında, beş saat daha fazla etki ettiği, oral bakterilere karşı güçlü bir antibakteriyel aktivite gösterdiği, fıtrî bir antibakteriyel ajan gibi davranabileceği ispatlanmıştır.</p>
<p><strong>İdrar Yolu Hastalıkları</strong></p>
<p>Suda kaynatılmış incirlerin idrar söktürücü olarak faydalı olduğu ve böbreklerdeki küçük taşları erittiği (henüz araştırma ile gösterilmedi) iddia edilmektedir.</p>
<p><strong>Karaciğer Hastalıkları</strong></p>
<p>Hindistan’da sarılık tedavisi için insanların yapraklarını çiğnedikleri görülünce, bu bitkinin karaciğer üzerinde koruyucu ve tamir edici rolü olduğu düşüncesiyle yapılan bir araştırmada, gölgede kurutulan incir yaprakları toz ve ekstrakt hâline getirilmiştir. Sıçanlar üzerinde yapılan testlerde, karaciğeri zehirleyen çeşitli maddelerin yaptığı tahribata karşı karaciğerde iyileşmeye ve tahribatın düzeltilmesine yardımcı olduğu gösterilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn12" name="_ednref12"><sup>[12]</sup></a></p>
<p><strong>Tansiyon</strong></p>
<p>Kan basıncını kontrol etmeye yardımcı olan bir mineral olan potasyum için iyi bir kaynak olması açısından tansiyonu dengelemede tesirlidir. Bir çalışmada, incir ekstraktının normal kan basıncına sahip sıçanlarda kan basıncını düşürdüğü gösterilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn13" name="_ednref13"><sup>[13]</sup></a></p>
<p><strong>Diyabet</strong></p>
<p>Yaprak ekstresi ile tedavi edilen diyabetik sıçanlarda, plasma insulin seviyeleri önemli ölçüde iyileşmiş ve kilo kaybı önlenmiştir. 1998’de tip 1 diyabetli 10 kişide yapılan bir çalışma, kahvaltıda incir yaprağı çayı içmenin, insülin ihtiyaçlarını azaltmış olabileceğini göstermiştir. İncir yaprağı çayı içtiklerinde, insülin dozları ayda yaklaşık %12 oranında azalmıştır.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn14" name="_ednref14"><sup>[14]</sup></a> Daha yakın tarihli bir çalışmada, yüksek dozda incir meyvesi özü içeren içeceklerin, incir meyvesi özü içermeyen içeceklerden daha düşük bir glisemik indekse sahip olduğunu bulunmuştur. Bu tespit, bu içeceklerin kan şekeri seviyeleri üzerinde daha olumlu bir etkiye sahip olacağı anlamına gelmektedir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn15" name="_ednref15"><sup>[15]</sup></a></p>
<p><strong>Üreme Rahatsızlıkları</strong></p>
<p>İncir, cinsî faaliyet açısından zaafiyet yaşayanlar için afrodizyak olarak kullanılabilir.</p>
<p><strong>Kalb ve Damar Hastalıkları</strong></p>
<p>Damar problemlerine bağlı olarak gelişmiş felçlere karşı iyileştirici yönü belirlenmiştir. Kan basıncını ve kandaki yağ seviyelerini iyileştirebilir; bu da damar sağlığını iyileştirmeye ve kalp hastalığı riskinizi azaltmaya yardımcı olabilir. Ayrıca hayvan çalışmalarında, incir yaprağı özünün, toplam kolesterol, HDL (iyi) kolesterol ve trigliserit seviyelerinde iyileşmelere vesile olduğu gösterilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn16" name="_ednref16"><sup>[16]</sup></a></p>
<p><strong>            Alzheimer</strong></p>
<p>Avustralya ve Amerika üniversiteleri tarafından yapılan bir araştırma, incirlerin yaşlanma sırasında inflamatuar sitokinleri azaltabildiğini ortaya çıkarmıştır. Bu da alzheimer gibi hastalıkların riskini azaltmada çok faydalıdır.</p>
<p><strong>            Kanser</strong></p>
<p>Asrımızda neredeyse bütün organlarda yaygın olarak görülmeye başlayan kanserlerin, genetik ve çevreye bağlı çok çeşitli sebeplerle ortaya çıkması ve adının bile insanlara korkunç gelmesi karşısında, çok sayıda bilim insanı kanser konusunda araştırmalar yapmaktadır. Bu yüzden hemen hemen her bitkiyi inceleyen araştırmacılar, inciri de ele almıştır. Kansere karşı incirin tesirinden kısaca bahsetmek bile ne müthiş bir şifa kaynağı ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir.</p>
<p>İncir sütünün terkibindeki <em>asil-β-d-glukosil-βsitosteroller</em> gibi biyoaktif bileşiklerle beraber az miktarda <em>stearil</em> ve <em>oleil</em> ile <em>palmitoil</em> ve <em>linoleil</em>, birlikte güçlü bir sitotoksik ajan olarak çeşitli kanser hücre dizilerinin çoğalmasını durdurucu tesir göstermiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn17" name="_ednref17">[17]</a></p>
<ol>
<li><em> carica</em>’da bulunan başlıca fenolik bileşiklerden olan “kuercetin,” mitokondriden sitokrom c salınımını uyararak birkaç kolon kanseri ve lösemi türünde, kanser hücrelerinin apoptozunu uyarma kabiliyetine sahiptir. Bu bileşik, ayrıca kemoterapötik bir ilaç olan sisplatin ile sinerjistik bir etki göstermiştir. İncir yapraklarının ihtiva ettiği fıtrî lateksle birlikte kullanıldığı araştırmalarda insan kolon kanseri,<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn18" name="_ednref18"><sup>[18]</sup></a> meme kanseri,<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn19" name="_ednref19"><sup>[19]</sup></a> rahim ağzı kanseri,<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn20" name="_ednref20"><sup>[20]</sup></a> karaciğer kanseri<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn21" name="_ednref21"><sup>[21]</sup></a> ve mide kanseri<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn22" name="_ednref22"><sup>[22]</sup></a> hücrelerine karşı antitümör aktivite sergilediği gösterilmiştir. İki ayrı incir türünün (<em>F. carica</em>ve <em>F. salicifolia)</em> yapraklarının sütüyle yapılan bir çalışmada, üçlü negatif meme kanseri hücrelerinde, kanser hücre çoğalmasını durdurduğu ve metastazı engellediği gösterilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn23" name="_ednref23"><sup>[23]</sup></a> İncir sütü ile yapılan diğer bir çalışmada, 10mg/ml’lik dozun, yemek borusu kanseri üzerindeki tesiri değerlendirilmiş ve 72 saat sonunda kanser hücrelerinin büyüme ve gelişmesi durdurulmuştur.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn24" name="_ednref24"><sup>[24]</sup></a> Meme epiteli hücrelerinde DNA ipliğinin kırılmasına sebep olarak kanseri tetikleyen bir madde olan dietilstilbestrol kullanılarak kanser yapılan farelerde, incir yaprağı ekstresinin, DNA zincir kopmalarını azalttığı gösterilmiştir.<a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_edn25" name="_ednref25"><sup>[25]</sup></a></li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> P. Andreia ve ark. (2009). <em>Ficus carica</em> <em>L</em>.: Metabolic and biological screening. <em>Food and Chemical Toxicology </em>47, 11/2841–2846.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Baby Joseph, S. Justin Raj (2011). Pharmacognostic and phytochemical properties of Ficus carica Linn–An overview. <em>International Journal of PharmTech </em>Research, 3/1, 8–12.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Houda Lazreg Aref ve ark. (2011). <em>In vitro</em> cytotoxic and antiviral activities of Ficus carica latex extracts.<br />
<em>Natural Product Research</em>, 25, 2011, <a href="https://www.tandfonline.com/toc/gnpl20/25/3">3</a>/310–319.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Shirin Abbasi ve ark. (2017). A new topical treatment of atopic dermatitis in pediatric patients based on Ficus carica L. (Fig): A randomized, placebo-controlled clinical trial. <em>Complement. Ther. Med. </em>Dec; 35: 85–91.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Amal Kumar Ghimeray ve ark. (2015). In vitro antioxidant, collagenase inhibition, and in vivo anti-wrinkle effects of combined formulation containing Punica granatum, Ginkgo biloba, Ficus carica, and Morus alba fruits extract. <em>Clin. Cosmet. Investig. Dermatol. </em>Jul 16; 8: 389–396.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Mark L. Dreher (2018). Whole Fruits and Fruit Fiber Emerging Health Effects. <em>Nutrients, </em>Nov 28; 10 (12): 1833.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Hannah D. Holscher (2017). Dietary fiber and prebiotics and the gastrointestinal microbiota. <em>Gut Microbes, </em>Mar 4; 8 (2): 172–184.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> Makan Pourmasoumi ve ark. (2019). Comparison and Assessment of Flixweed and Fig Effects on Irritable Bowel Syndrome with Predominant Constipation: A Single-Blind Randomized Clinical Trial. <em>Randomized Controlled Trial. Explore (NY). </em>May-Jun; 15 (3):198–205.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> B. Ali ve ark. (2011). Anti-inflammatory and antioxidant activity of Ficus carica Linn. Leaves. <em>Natural Product Research</em>, 26, 2012, 5/460–465.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> Sibel Konyalıoğlu ve ark. (2008). α-Tocopherol, Flavonoid, and Phenol Contents and Antioxidant Activity of <em>Ficus carica</em>. Leaves. Research Article. <em>Journal Pharmaceutical Biology</em>, 43, 2005, 8/683–686.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> Shukranul Mawa ve ark. (2013). Ficus carica L. (Moraceae): Phytochemistry, Traditional Uses and Biological Activities. Review Article. <em>Evidence-Based Complementary and Alternative Medicine.</em> Vol. 2013.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> N. Y. Gond ve S. S. Khadabadi (2008). Hepatoprotective Activity of <em>Ficus carica</em> Leaf Extract on Rifampicin-Induced Hepatic Damage in Rats. <em>Indian J Pharm Sci. </em>2008 May-Jun; 70(3):364–366.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> Shifa Iman <a href="https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/?term=Alamgeer&amp;cauthor_id=28187689">Alamgeer</a> ve ark. (2017). Evaluation of antihypertensive potential of <em>Ficus carica</em> fruit. Pharm Biol. 2017 Dec; 55(1):1047–1053.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> A. Serraclara ve ark. (1998). Hypoglycemic action of an oral fig-leaf decoction in type-I diabetic patients. <em>Diabetes Res. Clin. Pract., </em>Jan; 39.(1):19–22.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> Fiona S. Atkinson ve ark. (2019). Abscisic Acid Standardized Fig (<em>Ficus carica</em>) Extracts Ameliorate Postprandial Glycemic and Insulinemic Responses in Healthy Adults. <em>Nutrients, </em>Jul 31; 11(8):1757.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref16" name="_edn16">[16]</a> Santiagu Stephen Irudayaraj ve ark. (2017). Protective effects of <em>Ficus carica</em> leaves on glucose and lipids levels, carbohydrate metabolism enzymes and β-cells in type 2 diabetic rats. <em>Pharm Biol. </em>Dec; 55 (1): 1074–1081.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref17" name="_edn17">[17]</a> Makan Pourmasoumi ve ark. (2019), a.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref18" name="_edn18">[18]</a> Hala Soltana ve ark. (2019). Antitumoral activity of Ficus carica L. on colorectal cancer cell lines. <em>Cell Mol Biol (Noisy-le-grand) </em>Jul 31; 65 (6): 6–11.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref19" name="_edn19">[19]</a> Yu Zhang ve ark. (2018). Extracts and components of Ficus carica leaves suppress survival, cell cycle, and migration of triple-negative breast cancer MDA-MB-231 cells<em>. Onco Targets Ther. </em>2018; 11: 4377–4386.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref20" name="_edn20">[20]</a> Arshia Ghanbari ve ark. (2019). Biological activities of Ficus carica latex for potential therapeutics in Human Papillomavirus (HPV) related cervical cancers. <em>Onco. Targets Ther. Sci. Rep.</em> Jan 31; 9(1):1013.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref21" name="_edn21">[21]</a> Risa Purnamasari ve ark. (2019). Anticancer Activity of Methanol Extract of Ficus carica Leaves and Fruits Against Proliferation, Apoptosis, and Necrosis in Huh7it Cells. <em>Cancer Inform. </em>Apr 19; 18:1176935119842576.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref22" name="_edn22">[22]</a> S. A. Hashemi ve ark. (2011). The Effect of Fig Tree Latex (Ficus carica) on Stomach Cancer Line. <em>Iran Red Crescent Med J. </em>Apr; 13(4): 272–275.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref23" name="_edn23">[23]</a> Fatma Mousa Al Ghalban ve ark. (2021). Comparative anticancer activities of <em>Ficus carica</em> and <em>Ficus salicifolia</em> latex in MDA-MB-231 cells. <em>Saudi Journal of Biological Sciences, </em>28, 6, June, 3225–3234.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref24" name="_edn24">[24]</a> Seyyed Abbas Hashemi, Saeid Abediankenari (2013). Suppressive Effect of Fig (Ficus Carica) Latex on Esophageal Cancer Cell Proliferation. <em>Acta Facultatis Medicae Naissensis </em>30(2); <em>Scientific Journal of the Faculty of Medicine in Niš</em>, 2013; 30(2):93–96.</p>
<p><a href="applewebdata://39732758-C8EE-4AE9-96ED-4895FE258C8E#_ednref25" name="_edn25">[25]</a> Alrena Lightbourn (2008). Fig (<em>Ficus carica</em>) leaf extract prevents diethylstilbestrol (DES)-induced DNA strand breaks in single-cell gel electrophoresis (SCGE)/COMET assay. <em>Cancer Res. </em>May 1 2008 (68) (9 Supplement) 2258.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manyetik Alan Kirliliği ve Sağlığımız</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/01/manyetik-alan-kirliligi-ve-sagligimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2021 14:25:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=179910</guid>

					<description><![CDATA[Radyasyon, elektromanyetik dalgalara sebep olan parçacıklar vesilesiyle yaratılır ve iyonlaştırıcı ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon olmak üzere iki grupta toplanabilir. Madde içinden geçerken enerjisini aktarmak yoluyla ortamdaki atomları doğrudan veya dolaylı yollarla iyonlaştıran radyasyon türüne iyonlaştırıcı radyasyon denir. (X ve gama ışınları). Yeterince enerjisi olmadığı için ortamdaki atomları iyonlaştırmayan radyasyon türüne ise iyonlaştırıcı olmayan radyasyon denir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Radyasyon, elektromanyetik dalgalara sebep olan parçacıklar vesilesiyle yaratılır ve iyonlaştırıcı ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon olmak üzere iki grupta toplanabilir. Madde içinden geçerken enerjisini aktarmak yoluyla ortamdaki atomları doğrudan veya dolaylı yollarla iyonlaştıran radyasyon türüne <em>iyonlaştırıcı radyasyon</em> denir. (X ve gama ışınları). Yeterince enerjisi olmadığı için ortamdaki atomları iyonlaştırmayan radyasyon türüne ise <em>iyonlaştırıcı olmayan radyasyon</em> denir ki baz istasyonları ve cep telefonları, uydu iletişim sistemleri, TV, bilgisayar ekranları, radar sistemleri, bazı tıbbî cihazlar, mikrodalga fırın, tıraş makinesi ve saç kurutma makinesi, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon yaydığı bilinen kaynaklardan bazılarıdır.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p>Günlük hayatımızda elektromanyetik dalgalarla kuşatıldığımızı söylesek yanlış olmaz. 1990’lı yılların başından itibaren yaygınlaşan cep telefonları ve baz istasyonları, insan sağlığına verebileceği potansiyel zararlar bakımından önemli tartışmaların ve araştırmaların odak noktası olmuştur.</p>
<p><strong>Cep Telefonları ve Baz İstasyonlarının Etkileri</strong></p>
<p>Cep telefonları düşük güçte radyo frekansı sinyalleri gönderen ve alan, elektromanyetik dalga spektrumu içinde radyo dalgaları grubunda bulunan cihazlardır. Günümüzde kullanılan cep telefonları 800–1900 MHz frekans aralığında çalışır ve yüksek frekanslı elektromanyetik alanın (10 kHz–300 GHz) yaratılmasında rol oynarlar. Düşük frekanslı elektromanyetik alanlar (0 Hz–10 kHz), insan bedeninde saç telinin havalanması gibi tesirler gösterir. Yüksek frekanslı elektromanyetik alanlar ise, deri yüzeyinden emilir ve enerjilerinin küçük bir kısmı alttaki dokulara aktarılır. Cep telefonu vasıtasıyla yayılan radyo frekansı dalgaları çoğunlukla baş bölgesini etkiler. Yapılan hayvan deneylerinde, radyo frekansı dalgalarına maruz kalmanın, beyin hücrelerinde DNA kırıklarına<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> ve DNA tamir oranında azalmaya sebep olduğu tespit edilmiştir.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Kanser başta olmak üzere önemli hastalıklardan korunmamızda, yaşlanma sürecinde ve sağlıklı şekilde hayatımızın sürdürülmesinde, bu tür risklerden uzak kalmamızın önemi tartışmasızdır.</p>
<p>Cep telefonundan yayılan radyasyon, gelen arama çağrısı ile bağlantı aşamasında en üst seviyeye çıkar ve bağlantı sağlanınca azalır. Dolayısıyla numarayı çevirir çevirmez telefonu hemen kulağa tutmamak gerekir. Telefon ile meşguliyet arttıkça radyasyona maruz kalma oranı da artmaktadır.</p>
<p>Bedenin yüksek frekans alanına maruz kalan bölgesi veya bütün vücut tarafından radyo frekansı enerjisi emilir ve bu arada vücut ısısı yaklaşık 1 <sup>0</sup>C artar. Artan ısı, bünyemize yerleştirilen ısı kontrol merkezimiz tarafından optimize edilse de su içeriği fazla olan beyin, göz, kas, kan, deri ve sinir dokusu gibi dokular, diğer dokulara göre daha fazla etkilenir. 10 GHz üzerindeki radyo frekansı alanına ve 1000 vat üzerinde güç yoğunluğuna maruz kalma neticesinde katarakt ya da deri yanığı gibi yan etkiler meydana gelebilir.</p>
<p>Biyolojik saatimizin hassas bir denge içinde sürdürülmesi, bağışıklık sistemi, uyku periyotlarımızın düzenlenmesi gibi birçok faaliyette baş rol vazifesi gördürülen melatonin hormon salgısı, özellikle çok düşük frekanslı manyetik alan başta olmak üzere radyo frekansı dalgalarına maruz kalma sonucunda baskılanır. Yüksek frekanslı manyetik alanın, hamsterlerde, melatonin sentezini gündüz ve geceleyin önemli oranda etkilemediği bulunmuştur. Bu durum, enerji nüfuz etme derinliğinin, frekanstaki yükselmeye bağlı olarak azaldığı, elektromanyetik alana bağlı oluşan enerjinin çoğunun yüzeye yakın seviyede soğurulduğu, alçak frekansların ise çok daha derinlere ulaşabildiği ve yıkıcı etkilerinin daha fazla olduğu şeklinde açıklanmaktadır.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p>Cep telefonlarının yanı sıra baz istasyonlarının çevreye yaydığı dalgalara da her an maruz kalınmaktadır. Baz istasyonlarının radyasyon yayma şekilleri cep telefonlarından farklıdır. Cep telefonları açık durumda ve konuşma süresince radyasyon yayarken baz istasyonları ise sürekli radyasyon yayar. Baz istasyonları cep telefonuyla iletişimi sağlayan düşük güçlü radyo antenleridir. Yüksek yerlere yerleştirilen istasyonlar ufuk çizgisine göre altı derecelik bir açı ile radyasyonu yaydıklarından aslında yakın çevrelerine önemli derecede elektromanyetik dalga yaymazlar. Yaydıkları enerji yüksek enerji hatlarının oluşturduğu manyetik alana eşit kabul edilir.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> Baz istasyonlarından kaynaklanan manyetik alana maruziyet, gündüz geceye göre yaklaşık iki kat, oturulan binaların yapısına bağlı olarak güç yoğunluk seviyesi bina dışında 100 kat, üst katlarda oturanlarda ise iki kat daha fazladır. Elektromanyetik dalgalardan etkilenmemek için baz istasyonlarından en az 300 m uzakta kalınması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Elektromanyetik Maruziyete Bağlı Sık Görülen Semptomlar</strong></p>
<p>Araştırmalar yoğun cep telefonu kullanıcılarında yorgunluk, baş ağrısı, kulak üzerinde ve arkasında yanma, çınlama, bulanık görme, işitme kaybı ve baş dönmesi gibi semptomlara sıkça rastlandığını söylemektedir. Suudi Arabistan’da yürütülen bir çalışmada, 437 cep telefon kullanıcısında baş ağrısı en sık olmak üzere uyku bozukluğu, gerginlik, yorgunluk ve baş dönmesi semptomlarına rastlanmıştır.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
<p>İsveç ve Norveçli araştırmacılar kullanıcıların yaklaşık üçte birinin en yaygın kulak çevresinde ısınma şikâyeti olmak üzere haftada en az bir semptom yaşadığını tespit etmişlerdir.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn7" name="_ednref7">[7]</a> Dijital ve analog cep telefonu kullanımında, semptomlar açısından bir fark tespit edilmemiştir. Görüşme sürelerinin uzaması ile haftada en az bir kez yorgunluk, baş ağrısı, kulakta yanma hissi, sıcaklık artışı, gerginlik gibi semptomların görülme ihtimalinin arttığı ifade edilmiştir.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn8" name="_ednref8">[8]</a> Cep telefonu kullanma süresine bağlı olarak baş ağrısının arttığı ve buna bağlı olarak uyku bozukluğunun görüldüğü ifade edilmektedir.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p>Meslekî olarak elektromanyetik radyasyona maruz kalan bir grup kadında gecikmiş gebelik, spontan düşükler, ölü veya erken doğum gibi vakalar incelenmiş, spontan düşük vakalarına diğer olumsuzluklara göre daha sık rastlandığı tespit edilmiştir. Erkek katılımcılarda ise sperm yoğunluk, miktar, morfoloji ve hareketliliği gibi parametrelerin normalden farklı olabileceği ifade edilmiştir.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p>Kalb hastalıkları yaygınlığının radyo frekansına maruz kalan fertlerde daha yüksek olduğunu gösteren az sayıda çalışma vardır. Çoğu araştırma, kalb ve damar hastalıkları veya bu tür rahatsızlara dair semptomlar ile elektromanyetik alan arasındaki bağlantıyı desteklememektedir.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn11" name="_ednref11">[11]</a></p>
<p>Manyetik alanların DNA üzerinde görülen olumsuz etkilerine bakıldığında, kanserojen ve teratojen (embriyo veya fetüste şekil bozukluğuna sebep olan) etkisinin olabileceği ispatlanmıştır.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn12" name="_ednref12">[12]</a> Beyinde manyetik alana en fazla maruz kalan temporal (şakak) ve oksipital (art kafa) bölgelerinde tümör riski yüksektir.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn13" name="_ednref13">[13]</a> Mobil telefon kullanımının oksidatif stres oluşumunu hızlandırarak kanser riskini artırabileceği ifade edilmektedir.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn14" name="_ednref14">[14]</a> Kanser vakalarındaki artışın sebepleri üzerinde yapılan çalışmalar, kanser ve radyo frekansı enerjisi ilişkisini göstermekle sınırlıdır. Beyin tümörleri ve akustik nörom (sinir dokusu uru) ile manyetik alan ilişkisi en çok araştırılan vaka grubudur. Cep telefonu kullanan grupta, beyin tümörü görülme riskinin arttığı tespit edilmiştir.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn15" name="_ednref15">[15]</a> Analog ve telsiz telefonların beyin tümörü gelişimini dijital telefonlara göre daha çok artırdığı, analog telefon kullanan grupta ise temporal tümör gelişiminin hızlandığı bulunmuştur.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn16" name="_ednref16">[16]</a></p>
<p>Lösemi, boyun bölgesinde yer alan parotid (kulak altı) bezi tümörü, akciğer, testis, meme ve oküler kanserler gibi bazı kanser türleri ile meslekî olarak radyasyona maruz kalma arasında güvenilir bir bulguya rastlanmamış, göz lensinin ısıya duyarlı olması sebebiyle, radyo frekansı dalgalarının katarakt insidansını (yeni vakaların ortaya çıkış sıklığını) artırıcı etkisi görülmekte, ancak bu etki, kabul edilebilir seviyeyi aşmamaktadır.</p>
<p>17 yaş üzeri cep telefonu kullanıcısı olan ve trafik kazası geçirerek hastaneye başvuran 456 sürücünün kaza sebepleri araştırıldığında, cep telefonu kullanımının kaza riskini dört kat artırdığı, ellerin serbest kaldığı kullanımlarda bile kaza riskinin azalmadığı tespit edilmiştir.<a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_edn17" name="_ednref17">[17]</a> Elektromanyetik alan ve cep telefonu kullanımının sebep olabileceği dikkat dağınıklığı, aranılan kişiye ulaşılamadığında oluşabilen stres ve kaygı gibi psikolojik etkiler, önlenebilir olması bakımından çok önemlidir.</p>
<p>Kalb pili, vücuda yerleştirilebilir defibrilatör (otomatik elektroşok cihazı) ve işitme cihazlarını etkileyebilmesinin yanında yoğun bakım üniteleri ve bazı taşıtlardaki sistemleri etkileyerek dolaylı zararlara sebep olabilen radyo frekanslarının bahsedilen etkilerinden korunmak nasıl mümkün olacaktır?</p>
<p>Çocuklar, muhtemel olumsuz etkilere karşı gelişim dönemlerini tamamlamamış olmaları ve cep telefonunu yoğun kullanmaları sebebiyle ciddi risk altındadır. Gereksiz görüşmelerden kaçınmak, görüşmeleri kısa tutmak, taşınabilir telefon kullanımını sınırlandırmak, arama yerine mesajla haberleşmeyi tercih etmek, “eller serbest” özelliği olan telefonlar kullanmak, konuşma sırasında telefonu kulaktan en az 10 cm uzak tutmak gibi tedbirler işe yarasa da olumsuz etkiler tamamen yok edilememektedir. Bu zararlı etkileri azaltmak için elektromanyetik ışımanın belli bir değerde olmasını öngören standartlar geliştirilmiştir. Ancak artan kanser vakaları, kronik rahatsızlıklar, psikolojik problemler ve kazalar; elektromanyetik kirliliğin önemli neticelerinden olup hâlâ çözüm beklemektedir. İnsanlık teknolojik yenilikleri ihtiyacından fazla kullanmada ısrar ettikçe, yenilikler eskiyi aratmaya devam edecektir.</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> A. Ahlbom ve ark. Epidemiology of health effects of radiofrequency exposure. <em>Environmental Health Perspectives</em>, 2004; 112(17):1741-1754.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> H. Lai ve N. P. Singh. Melatonin and a spin-trap compound block radiofrequency electromagnetic radiation-induced DNA strand breaks in rat brain cells. <em>Bioelectromagnetics</em>, 1997; 18:446–54.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> J. G. Robison ve ark. Decreased DNA repair rates and protection from heat induced apoptosis mediated by electromagnetic field exposure. <em>Bioelectromagnetics</em>, 2002;23(2):106–12.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Ş. Özen. Mikrodalga frekanslı EM radyasyona maruz kalan biyolojik dokularda oluşan ısı etkinin teorik ve deneysel incelenmesi. Doktora Tezi. Sakarya Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Elektronik ve Haberleşme Y. Müh., 2003.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Ahlbom ve ark., a.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> T. al-Khlaiwi ve S. A. Meo. Association of mobile phone radiation with fatigue, headache, dizziness, tension and sleep disturbance in Saudi population. <em>Saudi Med J</em>, 2004; 25(6):732–6.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> G. Oftedal ve ark. Symptoms experienced in connection with mobile phone use. <em>Occup Med</em>, 2000; 50:237–245.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> M. Sandstrom ve ark. Mobile phone use and subjective symptoms: Comparison of symptoms experienced by users of analogue and digital mobile phones. <em>Occup Med</em>, 2001; 51:25–35.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> S. E. Chia ve ark. Prevalence of headache among handheld cellular telephone users in Singapore: A community study. <em>Environmental Health Perspectives</em>, 2000; 108:1059–62.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> Ahlbom ve ark., a.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> C. Johansen. Electromagnetic fields and health effects: Epidemiologic studies of cancer, diseases of the central nervous system and arrhythmia-related heart disease. <em>Scand J Work Environ Health</em>, 2004; 30 Suppl 1:1–30.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> J. M. Lary ve ark. Teratogenic effects of 27.12 MHz radiofrequency radiation in rats, <em>Teratology</em>, 1982 Dec; 26(3):299–309.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> M. Zmyslony ve J. M. Jajte. The role of free radicals in mechanisms of biological function exposed to weak, constant and net magnetic fields. <em>Med Pr</em>, 1998; 49(2):177–86.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> M. Yasser ve ark. Effects of acute exposure to the radiofrequency fields of cellular phones on plasma lipid peroxide and antioxidase activities in human erythrocytes. <em>Journal of Pharmaceutical and Biomedical Analysis</em>, 2001; 26:605–8.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> J. E. Muscat ve ark. Handheld cellular telephones and risk of acoustic neuroma. <em>Neurology</em>, 2002; 58:1304–6.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref16" name="_edn16">[16]</a> L. Hardell ve ark. Further aspects on cellular and cordless telephones and brain tumors. <em>Int J Oncol</em>, 2003; 22:399–407.</p>
<p><a href="applewebdata://A462120E-38FC-4508-818C-9AAB1ABDEC7C#_ednref17" name="_edn17">[17]</a> S. P. McEvoy ve ark. Role of mobile phones in motor vehicle crashes resulting in hospital attendance: A case crossover study. <em>BMJ</em>, 2005; 331(7514):428.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhabbet</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/10/01/muhabbet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2021 14:22:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=179908</guid>

					<description><![CDATA[Muhabbet; sevgi, kalbî alâka, herhangi bir şeye veya herhangi birine düşkünlük mânâlarına gelir ki; insanın duygularını bütünüyle tesiri altına alması itibarıyla aşk, vuslat arzusuyla yanıp-tutuşma şeklinde daha derin buudlara ulaşmasına da şevk u iştiyak denir. Muhabbeti, kalbin Mahbub-u Hakikî’yle münasebeti.. O’na karşı duyulan, önüne geçilmez şiddetli iştiyak.. gizli-açık her meselede O’nunla mutlak mutabakat.. her mevzuda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muhabbet; sevgi, kalbî alâka, herhangi bir şeye veya herhangi birine düşkünlük mânâlarına gelir ki; insanın duygularını bütünüyle tesiri altına alması itibarıyla aşk, vuslat arzusuyla yanıp-tutuşma şeklinde daha derin buudlara ulaşmasına da şevk u iştiyak denir. Muhabbeti, kalbin Mahbub-u Hakikî’yle münasebeti.. O’na karşı duyulan, önüne geçilmez şiddetli iştiyak.. gizli-açık her meselede O’nunla mutlak mutabakat.. her mevzuda Sevgili’nin murad ve isteklerinin kollanması.. ve vuslat demine kadar kendinden geçip ayılmama şeklinde de tarif etmişlerdir ki, bunların hepsini bir noktaya ircâ mümkündür: “Yâ Hak!” diyerek doğrulup Allah huzurunda durma ve bütün kaygılardan, fâni alâkalardan kurtulma&#8230;</p>
<p>Gerçek muhabbet, insanın, bütün benliğiyle Sevgili’ye yönelip O’nunla olması, O’nu duyması ve topyekün başka arzulardan, başka isteklerden sıyrılabilmesiyle tahakkuk eder ki, böyle bir mazhariyete ermiş babayiğidin kalbi, her an Sev­gili’ye ait ayrı bir mülâhaza ile atar.. hayali, her zaman O’nun büyülü ikliminde dolaşır.. duyguları her lahza O’ndan, başka başka mesajlar alır.. iradesi bu mesajlarla kanatlanır ve gönlü sürekli vuslat mesîrelerinde seyahat eder.</p>
<p>Muhabbet kanatlarıyla nefsini aşan, aşk u şevk buudunda Rabbine ulaşan muhib, zâhirî uzuvları, bâtınî duygularıyla gönlünün Sultanı’na ait hak ve mükellefiyetlerini yerine getirirken, kalbi hep O’nu müşâhede ile meşgul; hüviyeti, Hakk’ın sübühât-ı vechiyle<a href="applewebdata://F4997F59-1C69-437B-9D6C-DF4546CC50B1#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> yanmış ve hayrette; dudağında kâ­se‑i aşk ve önünde bir bir gayb perdeleri aralanırken o, bu perdelerin arkasından sızan baş döndürücü mânâların mü­ta­lâ­asıyla mahmur ve erişilmez bir temâşâ zevki içindedir. Yü­rürken Hakk’ın emriyle yürür, dururken O’nun emriyle durur. Konuşurken O’ndan esintilerle konuşur, susarken de O’nun hesabına susar. O, kimi zaman “billâh”, kimi zaman “mi­nal­lah”, kimi zaman da “maallah” ufkundadır.</p>
<p>Muhabbet, Hakk’a nisbet edildiğinde ihsan, halka isnat edilince de baş eğme, söz dinleme, kayıtsız-şartsız inkıyad etme mânâlarına da hamledilmiştir ki, Râbiatü’l-Adeviyye’nin:</p>
<p>تَعْصِي الْإِلٰهَ وَأَنْتَ تُظْهِرُ حُبَّهُ    هٰذَا لَعَمْرِي فِي الْفِعَالِ بَدِيعُ</p>
<p>لَوْ كَانَ حُبُّكَ صَادِقًا لَأَطَعْتَهُ إِنَّ الْمُحِبَّ لِمَنْ يُحِبُّ مُطِيعُ</p>
<p><i>“Allah’a isyan edip durduğun hâlde O’nun muhabbetinden dem vuruyorsun.. </i><i>kasem ederim bu anlaşılır gibi değil! Eğer mu­habbetinde sâdık olsaydın O’na itaat ederdin; çünkü seven sev­diğine itaat eder.”</i><a href="applewebdata://F4997F59-1C69-437B-9D6C-DF4546CC50B1#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> sözleri, bu mülâhazayı ifade etme bakı­mından oldukça ehemmiyetlidir.</p>
<p>Muhabbetin <i>iki önemli rüknü</i> vardır:</p>
<ol>
<li><i>Zâhirî ki</i>; her zaman Sevgili’nin hoşnutluğunu takip etmektir,</li>
<li><i>Bâtınî ki</i>; iç âlemini O’nunla alâkalı olmayan her şeye karşı bütün bütün kapamaktır. Hak erleri, muhabbet dediklerinde bu mânâdaki muhabbeti kastederler. Onlara göre, lezzet, menfaat, hatta mânevî hazlara karşı duyulan alâkaya muhabbet denmez; dense dense ona “mecazî sevgi” denir.</li>
</ol>
<p>Ne var ki, muhabbet-i hakikî dahi olsa, Mahbub’a taalluku itibarıyla, herkeste aynı seviyede değildir:</p>
<ol>
<li><i>Avamın muhabbeti</i>, düşe-kalka bir muhabbettir ki, bun­lar, Hakikat-i Ahmediye’nin (aleyhissalâtü vesselâm) gölge­sinde ihsan rüyaları görür, mârifet şafaklarına dair emareler müşâhede eder ve yer yer ötelerden şahaplarla ürperir ve uzaktan uzağa hayret ra’şeleri duyarlar.</li>
<li><i>Havâssın muhabbeti</i> ki; onlar, muhabbet âleminin üveyikleri gibidirler. Hemen her zaman Kur’ân’ın aydınlık dünyasında ahlâk-ı Muhammedî’yi (sallallâhu aleyhi ve sellem) temsille ömürlerine derinlik kazandırır ve onu temsil ederken de, maddî-mânevî, bedenî-ruhî hiçbir beklentiye girmez, hiçbir zevke tâlip olmazlar.. vazifelerini en seviyeli şekilde yerine getirip başarılı bir temsil sergileyebilirlerse, tıpkı salkımları ağırlaşan meyve ağaçları gibi, tevazu kanatlarını yerlere kadar indirir ve “Sevgili!” der inlerler.. bir falso ve fiyaskoyla sarsıldıklarında da nefislerinin başına çullanır ve onunla yaka-paça olurlar.</li>
<li><i>Havâs ötesi havâssın muhabbetidir ki</i>; bunlar Muham­medî (sallallâhu aleyhi ve sellem) semada yağmurla bütünleşmiş bulutlar gibidirler; varlığı O’nunla duyar, O’nunla yaşar, O’nunla görür, O’nunla soluklarlar. Hiç bitmeyen bir devr-i dâim içinde sürekli dolar-boşalır; dolarken hasret, çile ve vuslat arzusuyla dolarlar; boşalırken de ışığa biner, yeryüzüne iner ve canlı-cansız bütün varlığı şefkatle kucaklarlar.</li>
</ol>
<p>Muhabbet seviyeleri farklı dahi olsa, O’na aşk u iştiyakla yönelen herkes, alâkasının seviyesine göre mukabele ve iltifata mazhar olur. <i>Birinciler</i>, hususî rahmet ve inayet bulurlar O’nun kapısında.. <i>ikinciler</i>, celâlî ve cemalî sıfatların idrak ufkuna ulaşır, beşerî boşluklardan ve karanlıklardan kurtulurlar.. <i>üçüncüler</i>, O’nun vücudunun nurlarıyla ziyadâr olup eşyanın hakikatine uyanır ve varlığın perde arkasıyla münasebete geçerler. Yani Cenâb-ı Hak evvelâ, sübühât-ı vechiyle tecellî edip, sevdiği kimselerin cismanî ve zulmanî sıfatlarını yakar-yıkar, sonra da cemalî nurlarıyla onları, sem’ u basar gibi ilâhî sıfatlar dairesine alır; damlayı derya, zerreyi de güneş yapar. Yani onları, benlik ve nefisleri cihetiyle acz ü fakra uyarır, yok oldukları iz’anına ulaştırır ve gönüllerini Zât-ı Ulûhiyetin envâr-ı vücuduyla doldurur.</p>
<p>Bu mazhariyete eren muhib, varlık ve yoklukla izah edil­meyen bir ebedî hayata erer ve ateşte kızarmış bir demirin, ateş olmadığı hâlde, kendini ateş zannedip “Ben ateşim!” dediği gibi, o da duyuş ve sezişlerini bu türlü hulûl ve ittihad şaibeli sözlerle mırıldanır. Bu türlü durumlarda, esas olan göz açıklığı ve Sünnet mîzanlarıdır. Ama; hâl’e mağlup, mü­şâhede ve hazlarıyla mahmur hak erleri, bazen bu gerçeğe muhalif beyanda da bulunabilirler. Bu gibi durumlarda, insafla onların niyetlerini araştırmak ve aceleden hüküm vermemek çok önemlidir. Aksine, insan farkına varmadan, اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ <i>“Ki­şi sevdiğiyle beraberdir.”</i><a href="applewebdata://F4997F59-1C69-437B-9D6C-DF4546CC50B1#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> sözüyle maiyyet-i ilâhiyeye mazhar pek çok kimseye düşmanlık beslemiş ve مَنْ عَادٰى لِي وَلِيًّا kud­sî hadisinde ifade buyrulduğu gibi, Allah dostlarına düşmanca tavır almakla, Allah’a karşı ilan-ı harp etmiş olur.<a href="applewebdata://F4997F59-1C69-437B-9D6C-DF4546CC50B1#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>اَللّٰهُمَّ حَبِّبْ إِلَيْنَا الْإِيمَانَ وَزَيِّنْهُ فِي قُلُوبِنَا وَكَرِّهْ إِلَيْنَا الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ وَاجْعَلْنَا مِنَ الرَّاشِدِينَ</p>
<p>وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ سَيِّدِ الْمُرْشِدِينَ.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="applewebdata://F4997F59-1C69-437B-9D6C-DF4546CC50B1#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a>      Azamet nurlarının tecellîsi.</p>
<p><a href="applewebdata://F4997F59-1C69-437B-9D6C-DF4546CC50B1#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a>      el-Beyhakî, <i>Şuabü’l-îmân</i> 1/386; İbn Asâkir, <i>Târîhu Dimaşk</i> 69/118.</p>
<p><a href="applewebdata://F4997F59-1C69-437B-9D6C-DF4546CC50B1#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a>      Buhârî, <i>edeb</i> 96; Müslim, <i>birr</i> 165.</p>
<p><a href="applewebdata://F4997F59-1C69-437B-9D6C-DF4546CC50B1#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a>      Buhârî, <i>rikak</i> 38; Ahmed İbn Hanbel, <i>el-Müsned</i> 6/256.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
