<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>76 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/sayi/76/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Mar 2025 03:32:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>76 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Allah Karşısındaki Duruşuyla Mü’min</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/allah-karsisindaki-durusuyla-mumin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 08:11:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başyazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260694</guid>

					<description><![CDATA[Mü’min; inanan, güvenen, emin bir geleceğe namzet olan, çevresine emniyet vaad eden ve iç içe farklılıkları bulunan özel konumlu bir âbide insandır. O, bütün bir ömür boyu her işini Allah tarafından görülüyor olma mülâhazasına bağlar ve her zaman imrendiren bir incelik ve nezaket içinde bulunur. Bu engin ve derin duyuş ve duruşuyla o, halk karşısında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mü’min; inanan, güvenen, emin bir geleceğe namzet olan, çevresine emniyet vaad eden ve iç içe farklılıkları bulunan özel konumlu bir âbide insandır. O, bütün bir ömür boyu her işini Allah tarafından görülüyor olma mülâhazasına bağlar ve her zaman imrendiren bir incelik ve nezaket içinde bulunur. Bu engin ve derin duyuş ve duruşuyla o, halk karşısında da Hak karşısında da hep nazik, terbiyeli, hatırnaz ve incedir. Öyle ki, hayatıyla tehdit edilse, değişik baskılara maruz kalsa ve iftiraya uğrasa da, meşru müdafaanın dışında herhangi bir kabalığa asla tenezzül etmez. Evet, o, Allah’a kul olmanın benliğinde hâsıl ettiği zarafet ve derinlikle bütün tavır ve davranışlarında fevkalâde kibar, olabildiğine temkinli, dediklerinin-ettiklerinin farkında, her konuda ciddî mi ciddî, aynı zamanda rahat, mülâyim ve herkese sinesi açık müstesna bir insandır. O, bir yandan, imanın iç dünyasında oluşturduğu genişlik ve zenginlikle, karşılaştığı hemen herkesi kucaklar, onlara kâse kâse sevgi sunar ve şefkatle bağrına basar; Allah’a yakın olmanın bütün güzelliklerini rast geldiği herkese gösterir ve elinden geldiğince onların ruhlarına duyurmaya çalışır; diğer yandan da, Hak’la karşılaşacağı günün hülyalarıyla yer yer sevinir, kendinden geçer, zaman zaman da derin bir mehâbet hissiyle ürperir ve böyle bir müthiş buluşma heyecanıyla râşeler yaşamaya durur: Görmez çevresindeki kin, nefret sisini dumanını.. duymaz haset ve iftira fırtınalarının ruhuna çarpıp kırılan esinti ve dalgalarını.. ve bütün bu olumsuzlukların hâsıl ettiği/edeceği stresleri, hafakanları. Zira o artık öyle bir huzurdadır ki, durduğu o muallâ yer itibarıyla silinir gider düşünce ve tasavvur dünyasındaki bütün münasebetsizlikler ve pırıl pırıl bir hâl alır kalb, ruh ve his dünyası. Aslında, her gün birkaç defa nâsezâ-nâbecâ ve yakışıksız şeylerden arınan birinin başka türlü olması da düşünülemez. İç dünyası ötelerden gelen mevhibelerle dopdolu, tavırları her zaman böyle bir zenginlik ve derinliğe ayarlı, yürüdüğü yol belli, hedefi hiçbir şeyle becayiş edilemeyecek ölçüde müteâl, inancı tastamam, nazarında büyükler hep büyük, küçükler şefkatle koklanan birer gül ve değerler cetvelinde de her şey yerli yerinde ise, yok demektir bu incelerden ince ruh yapısında en küçük bir yırtık ve sökük&#8230; Zaten o, mefkûresini ifade etmeyen her türlü plan ve projeden, netice itibarıyla Allah’a götürmeyen dağınık düşüncelerden, lağv u lehv sayılan davranışlardan ve boş lakırdı, boş mülâhazalardan uzak mı uzak; sükûtu fikir, konuşması zikir, zâhir ve bâtın hâsseleriyle hep O’na kilitli, melekler kadar teveccühü derin ve arı duru, her zaman yüksek uçmaya hazır ve gerilimi baş döndürücü fakat aynı zamanda kendi plan ve projelerini gaye ölçüsünde öne çıkarmayacak kadar da yöneldiği Yüce Dergâh’a saygılı, gözleri hep ufuk ötesinde, himmeti dağları delecek kadar yüce, hayatının gerçek deseni kabul ettiği inançlarını yedi cihana duyurma gayretiyle tam bir metafizik gerilim içinde, yaptığı ve yapacağı işlerin gerektirdiği nezaketin de farkında kusursuz bir basiret insanıdır. Yetirir o dapdaracık ömrünü hem dünyayı imar etmeye hem de ukbâyı peylemeye; boşuna zayi etmez kendine ilk bahşedilen mevhibelerin en küçüğünü ve meşgul olmaz dünya ve öteler adına bir şey vaad etmeyen “mâlâyâniyât”la.. rahatlıkla bağışlayabilir kendine lütfedilenlerin bütününü Hak rızası yolunda.. bağışlar ve bir pulunun boşa gitmemesi konusunda da olabildiğine titiz davranır. Çalışıp kazanırken hak ölçülerine ve haram-helâl mülâhazalarına fevkalâde dikkat<br />
ettiği gibi, edip eylediği işlerin birer çağlayana dönüşüp ötede Cennet ırmaklarını oluşturması için de her zaman rıza hedefli, “i’lâ-yı kelimetullah” yörüngeli hareket eder, dikkatli ve hesaplı davranır; damlasını deryalara çevirme yollarını araştırır, zerre ile güneşleri peylemeye çalışır ve bir ömür boyu gelip geçici şeyleri ebedîleştirmek<br />
için çırpınır durur. Herkesi ve her şeyi O’ndan dolayı sever, her zaman sevgi soluklar ve çevresinde sevgiden bir atmosfer oluşturur. Koşar ağlamaları dindirir, âh u vâhları keser, ızdıraplara panzehirler çalar ve gülmeye çevirir feryâd u figânları.. hamd ü senâlara döndürür çaresiz sinelerden yükselen iniltileri.. rıdvan meltemleri hâline getirir etrafta esip duran alevden fırtınaları. Âlemin inlememesi için hep inler durur ve başkalarının ağlamaması için de gözyaşlarını ceyhun eder. O kendine, başkaları için bir şey ifade etme durumuna göre değer verir ve onun nazarında “ben” değil her zaman “biz” söz konusudur. Hodgâm değil diğergâmdır; beden insanı değil bir ruh ve mânâ eridir. Çiğnetmez kalbini cismine ve ruhunu da bedenine. Peygamberâne bir iffet ve ismet peşindedir. Meşru dairenin zevk ve lezzetlerini yeterli bulma mevzuunda öyle bir disiplin kahramanıdır ki, nefis ve cismaniyetle mücadelede iradesinin hakkını vererek –Allah’ın izniyle– bir hamlede her engeli aşar ve gider ta ruhunun ufkuna ulaşır. Böyle biri, iyilikleri ve güzellikleri temsilde,<br />
fenalıkları ve çirkinlikleri aşmakta öylesine ciddî, öylesine azimli ve öylesine kararlıdır ki, ihtimal bu tavrıyla o çok defa meleklerle atbaşı hâle gelmekte ve bir kere daha onlara “Sübhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ”1 dedirtmektedir. Zira o, ilk mevhibe olarak Hakk’ın lütfettiği şeylerin hiçbirini yaratılış gayesine (mâ hulika leh) aykırı kullanmamış ve her zaman emanette emin bir emanetçi gibi davranmıştır; Allah da onu maiyyetiyle şereflendirmiştir. Evet, her fert için vücud bir emanet, onun yüksek insanî değerlerle donanımı ayrı bir emanet; Cennet arzusu ve oraya girebilme istidadı, yöntemi, daha ötesinde Hak cemâlini müşahede edebilme kabiliyeti apayrı birer emanettir.. ve bunların hepsi de Yaratan’ın belirlediği çizgide kullanılmaları gayesine bağlı olarak insana bahşedilmişlerdir. Bu itibarla, günahlar, hatalar, beden ve cismaniyetin güdümünde yaşama gibi bayağılıklar, bu ilk mevhibelere karşı öyle saygısızca şeyler, öyle hıyanet ve cinayetlerdir ki, bunların her biri şeytanları sevindirse de “Mele-i A’lâ”nın sakinlerini utandıracaktır.<br />
Onun içindir ki, gönülden O’na inanmış her mü’min, O’nun bu ilk armağanlarını, daha sonraki lütuflarına erme adına önemli birer vesile bilir ve değerlendirir.. ve bunlarla gerçek kimliği olan Hakk’a kulluğu, O’nun yakınlığını ve O’nun hoşnutluğunu elde etmeye çalışır. Aksine, tam inanamadığından dolayı ilk mevhibeleri görmeyen ve onları iman, marifet ve muhabbet yolunda değerlendiremeyenler, ikinci ve sermedî lütuflardan da mahrum kalırlar. Aslında böyleleri, bütün bütün ahiret hayatlarını ihmal ettikleri gibi, dünyada da hiçbir zaman tam mutlu olamazlar; inkâr kaynaklı bir sürü problem altında hep inim inimdirler ve kat’iyen streslerden, hafakanlardan kurtulamazlar. Depresyonlar yaşar, cinnet nöbetleri geçirir, paranoyalarla kendi huzurlarını dinamitler ve öteki âlemlerin aydınlık bir koridoru sayılan bu güzel dünyayı kendileri hakkında Cehennem’e çevirirler.. evet bunlar, diğer insanları sevemez, hatta farklı mülâhazalarla kendilerinden başka herkesten nefret eder, nefret ettiklerinden nefret görür; her zaman hırsla kıvranır durur, umduklarını elde edememenin inkisarıyla inler; ölüm korkusuyla tir tir titrer; daha çok yaşama arzusuyla nelere nelere katlanır; çok defa bu karmakarışık hislerle sıhhatlerini bozar ve zihnî teşevvüşlere girerler. Akı kara, karayı ak, iyiyi kötü, kötüyü iyi görmeye başlarlar. Kendileri gibi düşünmeyenleri düşman ve hain görür, sürekli hıyanet kâbuslarıyla yatar-kalkar ve vicdanlarındaki Cehennem zakkumundan dolayı daha Cehennem’e gitmeden Cehennem ızdıraplarıyla<br />
kıvranır dururlar. Hakikî mü’mine gelince o, Allah’ın kendisine lütfettiği her şeyi yedi, yetmiş ve yedi yüz veren başaklara çevirir.. bunları O’na yükselmenin merdivenleri hâline getirir, Hak hoşnutluğuna (rıza ufku) ulaşmada birer rampa gibi kullanır.. ve yürür Cennet mirasçılarıyla beraber inşirahla tüllenen akıbetine doğru… 1 Meleklerin, “Sübhansın yâ Rab! Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan Sensin.” mealindeki sözlerine işaret edilmektedir. (Bakara sûresi, 2/32).</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakteriler Âleminde Bir Tefekkür</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/bakteriler-aleminde-bir-tefekkur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:59:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260692</guid>

					<description><![CDATA[“Yaratan Rabbinin adıyla oku.” (Alak, 96/1). “O, her an yeni tecellilerle iş başındadır.” (Rahmân, 55/29). Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “kitab-ı kebir” olarak tanımladığı kâinatın bütün sayfaları, satırları ve harfleriyle Allah’ın (celle celâluhu) varlığına ve birliğine şehadet ettiğini ve bu şehadetin 55 lisan üzerinden okunduğunu ifade eder.[1] Daha önce nizam, mizan, intizam ve ıttırad (düzenlilik) lisanlarını anne [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">“<em>Yaratan Rabbinin adıyla oku</em>.” (Alak, 96/1).</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>O, her an yeni tecellilerle iş başındadır</em>.” (Rahmân, 55/29).</p>
<p style="font-weight: 400;">Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “kitab-ı kebir” olarak tanımladığı kâinatın bütün sayfaları, satırları ve harfleriyle Allah’ın (celle celâluhu) varlığına ve birliğine şehadet ettiğini ve bu şehadetin 55 lisan üzerinden okunduğunu ifade eder.<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Daha önce nizam, mizan, intizam ve ıttırad (düzenlilik) lisanlarını anne karnında yaptığı bir seyahatle okuyan akıl,<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn2" name="_ednref2">[2]</a>mükemmellik ve sanatın kusursuzluğu lisanlarını okumak üzere Üstad’ın işaret ettiği sayfalara yönelir. Bu sayfalardan biri güneş ve yıldızlarla, diğeri ise hücreler ve zerreler ile yazılmaktadır. Alak sûresinin ilk ayetinde emredildiği gibi, bu iki sayfa da yaratan Rabbin adıyla okunmalıdır. Bir iğne ustasız olamayacağı gibi, bir harf dahi kâtipsiz olamaz hakikatince,<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> kâinatı da büyük bir kitap gibi, her an kudret kalemiyle yazmakta olan bir Kâtib vardır. O’nun varlığının ve birliğinin kabulü, her bir mevcudu, Rabbanî bir mektup hâline getirir. Sayfalar arasında yapacağı bu yolculuğun mârifete ve muhabbete vesile olması için aklın, biricik dostu olan kalbin gözlerine ihtiyacı vardır. Zira ancak <em>“Gözleri firasetle açılıp kapanan bir ruhun nazarında varlık, yaprak yaprak bir kitap; canlı, cansız bütün eşya, bin bir mânâ ile ışıldayan kelimeler; varlığın çehresi ve insanların simaları da aldatmayan birer beyan olur</em>.”<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Allah gerçeği açıklamak için bir sivrisineği, hatta ondan da küçük bir şeyi misal getirmekten çekinmez</em>.” (Bakara, 2/26) mealindeki mukaddes beyandan çıkarılabilecek diğer bir mânâ olarak, canlılar küçüldükçe, hassas organellerinde görülen sanatın inceliği, akılları hayrette bırakacak ihtişamıyla, Rabbimizin sonsuz ilmine, kudretine, iradesine, hikmetine ve sanatına şahitlik etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Zerreler ve Hücreler ile Yazılan Bakteri Sayfası </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Akıl, okumasına Üstad’ın ehemmiyetli vazifeleri ve kıymetlerinden ötürü nüshalarının çoğaltıldığını ifade ettiği sinekler<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> gibi hızla yazılıp çoğaltılmakta olan bakterilerden başlar. 3,5 milyar yıl önce yazılmaya başlayan<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> ve türlerinin bugün bir milyarı geçtiği söylenen<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn7" name="_ednref7">[7]</a> bakteriler, yeryüzündeki her ortamda mevcuttur. Buzullardan yanardağlara, zeminin derinliklerinden yüksek radyasyonlu ortamlara, tuz göllerinden sodalı sulara kadar farklı ortam ve şartlarda, Rabbimizin Hay ve Kayyum isimlerinin bir cilvesi olarak yaşamaya devam etmektedirler.<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn8" name="_ednref8">[8]</a> İnsan vücudunda dahi hücrelerden çok bakteriler bulunmaktadır.<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn9" name="_ednref9">[9]</a> Bazı bakteri türleri birkaç saat içinde bir hücreden milyonlarca hücreye kadar çoğalabilmektedir. En ücra köşelerin, insan bedeninin ve temas edilen her yüzeyin hızla çoğaltılan bu mektupların nüshaları tarafından kuşatıldığını öğrenen akıl, meraklı nazarını onlara çevirir. Kudret kaleminin zerreler ve hücreler ile yazmakta olduğu bakteri sayfasında gözüne ilk çarpan, günümüzde giderek artan bir tehdit hâline gelmekle bilim insanlarının da dikkatini celbeden “dirençli bakteriler” olur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bakteri Hücresindeki Temel Yapılar </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bakterilerin çoğu zararsız, hatta bazıları insanlar için yararlı olsa da az bir kısmı da hastalıklara yol açabilmektedir.<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn10" name="_ednref10">[10]</a> Bakteri kaynaklı bu enfeksiyonların tedavisinde antibiyotikler kullanılır. Yunancada “hayata karşı” anlamına gelen antibiyotikler, genel itibarıyla bakteri hücrelerinin sebepler dairesinde hayatlarının devamında gerekli olan temel yapıları bozarak veya sentezlerini engelleyerek vazife görürler.<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn11" name="_ednref11">[11]</a> Bakteri hücreleri de her şey gibi mükemmel bir yaratılış ile varlık sahasına çıkarılmaktadır. Akıl; bakteri türlerine göre değişiklik gösteren hücre duvarları, hücreyi sarmalayıp koruyan hücre zarı, ihtiyaç duyulan proteinlerin sentezlerinde rol alan ribozomlar, bu proteinlerin sentezlendiği DNA ve bütün bu yapıların âhenkli işleyişlerinde, Hay ve Kayyum’un, biraz daha odaklandığında ise Sâni ve Hakîm isimlerinin tecellilerini görür. Bakterilerin hayata mazhar oluşlarında Hay ismini, bu hayatın hücre içi faaliyetlerle devamlılığının sağlanmasında Kayyum ismini, bakteri hücresini oluşturan yapıların ayrı ayrı sanatları ve farklı hikmetleri oluşunda ise Sâni ve Hakîm isimlerini okur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sanatın Mükemmelliği ve Ona Müdahale</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Akıl, dostunun gözleriyle bu tecellileri temaşa edince, hücreler ile yazılmakta olan bakteri sayfasında Üstadının işaret ettiğini kemal ve sanatın kusursuzluğu lisanını da okumaya başlar. Bakteri hücreleri hayata mazhar olacak mükemmeliyette yaratılmışlardır. Yine Rabbimizin izniyle sanatlarına yapılacak bir müdahale, bu mükemmeliyeti bozar ve bakterinin ölümüne sebep olur. “Hayata karşı” antibiyotikler de işte böyle işlemektedir. Mesela bazı antibiyotikler, yaratılış kanunları çerçevesinde, ribozomların aktivitesine etki ederek sanatlarını icra etmelerini önler ve iş görmeyen proteinlerin ortaya çıkmasına sebep olurlar. Kemale erememiş bu proteinler, hücre için önemli olan görevlerini yerine getiremeyince bakteri hücresindeki hayat yerini ölüme bırakır. Akıl, antibiyotik kullanımıyla sanatlarının mükemmelliği bozulan yapılarda ve bu yapıların yaratılış gayelerini yerine getiremeyişlerinin bakteri hücresini ölüme sürüklemesinde, Sâni ve Hakîm tecellilerinin perdelenişine ve bunun da Hay ve Kayyum tecellilerini perdelediğine şahit olur. Bu bilgilerle dimağına mârifet balı çalınan akıl, duyduğu zevkle daha fazlasını aramaya koyulur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Darwin’in Kara Kutusu<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn12" name="_ednref12"><strong>[12]</strong></a></em> isimli meşhur eserin yazarı Michael Behe, bakterinin hareketini sağlayan ve “kamçı” olarak isimlendirilen organeli incelediğinde, basit gibi görünen bir kamçıda 25 civarında özel proteinin, elektrik motorlarındaki mıknatıslar ve bakır sargılardan yapılan rotor ve stator kısımlarının çalışmasına benzer muhteşem bir faaliyet içinde olduğunu gördü. Bu proteinlerden yapılmış parçalardan bir tanesi olmazsa kamçı çalışmamakta ve bakteri hareket edememekteydi. Buradan hareketle “İndirgenemez Komplekslik” kavramını ihdas eden Behe’nin bu çıkışı, tesadüfî mutasyonlarla bakterinin kendi kendine oluştuğunu iddia eden evrimcilere büyük bir darbe olmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sanatın Korunması ile Hayatın Devamı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Artan hayret ve hayranlığıyla “Daha yok mu?” deyip duran akla, dirençli bakteriler cevaben “<em>Bize de bak, bizi de oku</em>.” derler. Mârifete iştiyakı artan akıl, bu çağrıya nazarını salmakla daha ötesini tefekkür etmeye başlar. Hücrelerindeki bazı değişikliklerle antibiyotiklerin etki edemediği dirençli bakterilerde yakaladığı ilk tecelli, Hafîz ismine ait olur. Normalde antibiyotik ile tedavi edilebilen bakteriyel enfeksiyonlar, hastalığa sebep olan bakterinin direnç kazanmasıyla ölümcül bir hastalığa dönüşebilmektedir. Antibiyotiğe mârûz kalan bakteriler arasında mutasyonlar ile farklı direnç mekanizmaları kazandırılmış bakteriler bulunur. Sanatlarının kusursuzluğu ve kemali koruma altına alınan bu bakteri hücreleri çoğaltılarak aynı bakteri türünün direnç kazanmış bir alt grubu yaratılır. Mevcut bilimsel yorumlar, bu mutasyonları rastlantı ve tesadüfe verse de dostunun gözleriyle varlığı bir kitap gibi okuyan akıl, bakteri sayfasına her an yeni satırlar eklemekte olan kudret kalemini, onu oynatan mutlak iradeyi ve nice esmânın içinde Hafîz ve Musavvir isimlerinin tecellilerini görür.</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Külle yevmin hüve fî şe’n</em>.” (O, her an yeni tecellilerle iş başındadır.) (Rahmân, 55/29) hakikatini ilan eden bakteri hücrelerindeki değişiklikler, bakterilerdeki kemalin ve sanatlarındaki kusursuzluğun korunmasına vesile olmaktadır. Hücre zarı geçirgenliğinin azalmasıyla bakteri hücresinin antibiyotiğe “<em>Beyhude yorulma, kapılar sürmelidir</em>.” demesi, hücre içine ulaşan ilaçların çeşitli enzimler ile işe yaramaz hâle getirilmesi yahut aktif pompalama ile henüz hedefine ulaşamadan hücreden atılmaları, antibiyotiğin hedef aldığı yapıdaki değişiklikler ile ilacın artık ona bağlanamaması veya bu yapının hücre için hayatî olan görevinin alternatif bir yol ile yerine getirilmesi gibi mekanizmalarda<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn13" name="_ednref13">[13]</a> parlayan Hafîz tecellisi, aklı hayret ve hayranlığa sürükler. Hücreye direnç kazandıran bu gibi yeniden şekillendirilmelerde Musavvir isminin tecellilerini seyreden akıl, ballar balını tatmakla “<em>zevki hasretle, doymayı açlıkla</em>”<a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_edn14" name="_ednref14">[14]</a> birlikte hisseder ve zerreler ile yazılmakta olan bakteri sayfasında okuduğu tecellileri bir de güneşler ve yıldızlarla yazılan sayfada okumaya niyet eder.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Mesnevî-i Nûriye</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2007, s. 46.</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Fatmanur Kılıç, “Aklın Anne Karnında Seyahati”, <em>Çağlayan</em>, Mart 2022.</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Sözler</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 52.</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Kalbin Zümrüt Tepeleri-1</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 219.</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Lem’alar</em>, Yirmi Sekizinci Lem’a, Üçüncü Nükte, www.erisale.com/?locale=tr&amp;bookId=3&amp;pageNo=422</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> “Bacteria”, www.britannica.com/science/bacteria/Evolution-of-bacteria</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> “Earth May Be Home to a Trillion Species of Microbes”, www.nytimes.com/2016/05/24/science/one-trillion-microbes-on-earth.html</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> “Ekstremofiller”, ekog.org/2020/11/21/ekstremofiller/</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> “Scientists bust myth that our bodies have more bacteria than human cells”, www.nature.com/articles/nature.2016.19136</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> “Bacteria”, www.genome.gov/genetics-glossary/Bacteria</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> “Antibiotic”, en.wikipedia.org/wiki/Antibiotic</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> Michael J. Behe, <em>Darwin’in Kara Kutusu</em>, İstanbul: Aksoy Yayıncılık, 2000.</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> “Antimikrobiyal Direnç Mekanizmaları”, <em>Aydın Sağlık Dergisi</em>, Yıl 5, Sayı 1, Nisan 2019, s. 1–12.</p>
<p><a href="applewebdata://7504F84A-65CA-4FBF-B3FD-EE695C23B1DA#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Kalbin Zümrüt Tepeleri-2</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 53.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehrin Öteki Ucu</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/sehrin-oteki-ucu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:57:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260690</guid>

					<description><![CDATA[“Derken şehrin öte başından bir adam koşarak geldi ve dedi ki: ‘Ne yapıyorsun Musa? Yetkililer idam istemi ile senin hakkında karar vermek üzere toplantı hâlindeler. Beni dinlersen derhal şehri terk et! Ben, hakikaten senin iyiliğini isteyen biriyim!’” (Kasas, 28/20). “Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve dedi ki: &#8216;Ey kavmim! Bu elçilere uyunuz! [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">“<em>Derken şehrin öte başından bir adam koşarak geldi ve dedi ki: ‘Ne yapıyorsun Musa? Yetkililer idam istemi ile senin hakkında karar vermek üzere toplantı hâlindeler. Beni dinlersen derhal şehri terk et! Ben, hakikaten senin iyiliğini isteyen biriyim</em>!’” (Kasas, 28/20).</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve dedi ki: &#8216;Ey kavmim! Bu elçilere uyunuz! Sizden bir ücret istemeyen, sizden hiç menfaat beklemeyen, dosdoğru yolda yürüyen bu kimselere uyun</em>!’” (Yâsîn, 36/20–21).</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu âyet-i kerimelerde geçen “aksa’l-medîne” (şehrin öteki ucu) tabirine, meal ve tefsirlerde “şehrin en uzak yeri”, “şehrin öbür ucu”, “şehrin ileri gelenlerinin yaşadığı yer” gibi anlamlar verilmiştir.<a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Yukarıda zikredilen âyetlere bakıldığında, bu insanların mümtaz, sözü dinlenir ve seviyeleri yüksek insanlar oldukları anlaşılır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân, yaşanası hayatları gözümüzün önüne ibret levhaları olarak serer. Kur’ân’ın bize hikâye ettiği bu kıssalar, yaşanmış hadiselerdir.  Bu gerçek hikâyelere müdakkik bir nazarla bakılabilirse o kahraman kadın ve erkekler sinema şeridi gibi gözümüzün önünden geçer, geçerken de bizlere bazı hakikatleri fısıldar. Yapılması gereken, kıssaları okurken günümüzdeki hadiselerle irtibatlar kurup o mübarek şahsiyetleri tanıyıp ibret almaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hazreti Musa (aleyhisselâm) ve Mümin-i Âl-i Firavun</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Kıssalar” anlamına gelen Kasas sûresinde, İsrailoğulları ve Hazreti Musa’nın (aleyhisselâm) hayat hikâyeleri anlatılır. Hazreti Musa’nın bir bebek iken saraya teşrifinden Mısır’dan mucizevi ayrılışına kadar hayat serencamını bu sûrede adım adım takip edebiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sûrenin 20. âyetine geldiğimizde bizi bir zat karşılar. Kur’ân bize bu kahramanı; feraseti, zamanı ve mekânı iyi okumuş olması ile anlatır. Elif gibi dimdik duran bu zat, bir rivayete göre,<a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Hazreti Asiye’nin ağabeyi ve Firavun ordularının başkomutanı olan Mümin-i âl-i Firavun’dur.<a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Sarayda olup bitenleri görür ve kendini de riske atarak şehrin öbür ucundan koşup Hazreti Musa’yı uyarmaya gelir. Kur’ân’da söyledikleri bellidir, ama görünen o ki Hazreti Musa’ya daha çok şeyler anlatmış olsa gerek. Âyetteki siyak ve sibaka bakıldığında, âdeta “Git buralardan Musa, durumlar karışık. Sen bize lazımsın. Allah Kerim’dir; zamanı gelince dönersin.” dediğini duyar gibi olursunuz. Aynı zat, yıllar sonra yaptığı civanmertliği ile yine tarihin seyrinin değişmesine vesile olur. Tam da kendi ismine uygun bir yerde, Mümin sûresinde, sapasağlam imanıyla karşımızda dimdik durur, en sıkıntılı zamanda yerinden fırlar ve Hazreti Musa’ya sahip çıkar: “… <em>Ne o, siz bir insan ‘Rabbim Allah’tır!’ dedi diye kalkıp onu öldürecek misiniz</em>?” (Mü&#8217;min, 40/28).</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Habib-i Neccar</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Birlikte Kur’ân’da biraz daha seyahat edelim ve yüce kitabımızın kalbi olan Yâsîn sûresini ziyaret edelim. Sûrenin ikinci sayfasında yine büyük bir kamet bizi karşılar. Tefsirlerde adı Habib-i Neccar olarak verilen zat, Hazreti İsa’nın (aleyhisselâm) havarileri Antakya’ya geldiklerinde onlara ilk inananlardandır. Bir marangoz olan Habib, inancını haykırmış ve şehit edilme pahasına o insanlara sahip çıkmış bir büyük kamettir. Şehrin öbür ucundan koşarak gelir ve kavmine, “<em>Ey kavmim! Bu elçilere uyunuz! Sizden bir ücret istemeyen, sizden hiç menfaat beklemeyen, dosdoğru yolda yürüyen bu kimselere uyun</em>!” (Yâsîn, 36/20–21) der.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şehrin öteki ucundan koşarak gelen kahramanları anarken kadınlık âleminin kahramanları Hazreti Hatice (radıyallâhu anha), Hazreti Nesibe (radıyallâhu anha), Nene Hatun ve daha niceleri nasıl unutulur ki… Siyer tarihine baktığımızda Hazreti Hatice Validemizi (radıyallâhu anha) hep dimdik görürüz. Efendimizin (aleyhissalâtü vesselâm) en büyük destekçisidir. Yıllarca süren boykot döneminde bütün servetini Müslümanlar için seferber eder. Yeğenlerini kullanarak boykotu kırmaya çalışır, badireleri aşmak için koşturur. O sıkıntılı dönemlerde koşturan daha nice kadına şahit oluruz; bazılarını savaşta erkeklere destek verirken bazılarını da şehitlik mertebesine koşarken görürüz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimize “yâr-ı gâr” (mağara dostu) olan Hazreti Ebubekir de (radıyallâhu anh) Mekke’nin ileri gelenlerinden biri olarak asırlar önce Firavun ailesinden o büyük Mümin’in dediklerini âdeta tekrarlar, “<em>Rabbim Allah&#8217;tır diyen insanı öldürecek misiniz</em>?”<a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_edn4" name="_ednref4">[4]</a>diyerek Müslümanlara kol kanat gerer. Tarihin o kutlu sayfalarında şehrin öteki ucundan koşanlar içinde o da yerini alır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şehrin öteki ucundan koşup gelen kadın erkek bu büyük kametler, her zaman önemli misyonlar yüklenmiş, canları pahasına da olsa tarihte dönüm noktası olmuşlardır. Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dizinin dibinde Hazreti Ebu Bekir, son asırda Bediüzzaman ve günümüzde ise muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi gibi büyük kametler, Kur’ân’da bizlere anlatılan Habib-i Neccar ve Mümin-i âl-i Firavun gibi zatların misyonlarını üstlenmiş ve her zaman koşup yanımıza gelmişlerdir. Allah’ın izni ile bu zatlar, tarihin seyrinin değişmesine imza atmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün peygamberler, sıddıklar, hak davanın şahitleri ve salihler, bir mânâda, şehrin öteki ucundan, dönemin sıkıntılarına çare olmaya koşan kahramanlardır. Vazifesi itibarıyla her peygamber, her türlü probleme koşmuş ve tevhit hakikatlerine saykal vurmuşlardır. Şehrin en ücra köşesinden bir kimse, iman etmiş olarak koşup gelebiliyorsa bu durum, hakikat erlerinin şehrin en uzak noktalarına kadar ulaştığına da bir işarettir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz asırda memleketin ilim merkezinden, nebilerin, asfiya ve evliyanın neşet ettiği beldelerden İstanbul’a gelen ve geldiği andan itibaren üniversite eğitimini önemseyen ve doğuda bir üniversite (Medresetü’z-Zehra) kurulması için koşturan Üstad Bediüzzaman’ı, döneminin Habib-i Neccar’ı olarak görürüz. O büyük zatı, kendi döneminde canını hiçe sayarak paramparça olmuş İslamî hakikatlere sahip çıkarken müşahede ederiz. Dünyadan hiçbir beklentisi olmadığını, fedakârlığını, yaşatma ideali taşıdığını eserlerinde takip edebiliriz. Kalbinin tam ortasından gelen bir nida ile <em>&#8220;Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennem&#8217;in alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur</em>.&#8221;<a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> dediğini, bir asır sonra biz de duyar gibi oluruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hakperest beyanlarıyla John Esposito, Anwar Alam, Thomas Michel, Scott Alexander, Jon Pahl ve Craig Considine gibi akademisyenleri de günümüzün şehrin öteki ucundan koşanları arasında sayabiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu kametlerin ortak özelliği “güven insanı” olmalarıdır. Her dönemde şehrin öteki ucunda oturanlar vardır. Bu insanlar güven âbidesidirler. Onlara güvenmek için uzun bir süre gerekmez. Bakışlarından, duruşlarından, yürüyüşlerinden, hadiseleri değerlendirmelerinden, sizi dinlerken yüzlerindeki o temiz ifadelerden, tebessüm ettiklerinde yanaklarındaki gamzelerden ve samimiyetlerinin kokusundan onları tanırsınız.</p>
<p style="font-weight: 400;">İbn Rüşd, “Fikirlerin kanatları vardır, insanlara ulaşmasını kimse engelleyemez” der.<a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Bu gibi kametlerin fikirleri, sevgileri, samimiyetleri, hâl ve hareketleri; tatlı meltemler gibidir. O güzelliklerin ve sevginin insanlığa ulaşmasını, yanaklarımızı okşamasını hiç kimse engelleyemez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Herkes kendi hayatına baksa böyle melek gibi büyükleri hisseder. Ben de hayatıma tesir etmiş olan güzel insanları hep çevremde hissettim. Nerede olursam olayım şehrin öteki ucundan fikirleri ve tavsiyeleri, doğrudan veya dolaylı olarak bana ulaşan Habib-i Neccarlarım, Mümin-i âl-i Firavunlarım ve Ebubekirlerim hep oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu insanların sesi, dönemlerindeki samimiyetin, fedakârlığın ve îsâr ruhunun da sesidir. Yaşama değil de yaşatma ruhunun diğer adıdırlar. Her şeyi feda etmeye hazır gönüllü kahramanlardır. Hepsinin ortak bir özelliği vardır: Peygamber vârisi olmaları sebebi ile ücret istemezler ve fedakârca koştururlar. Onlar için en büyük hediye Allah rızasıdır. Dillerinde şu âyet dolaşır durur: “<em>Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir</em>.” (Şuarâ, 26/109).</p>
<p style="font-weight: 400;">Bizler de muhtaç gönüllere şehrin öteki ucundan koşalım, dostlara sahip çıkalım, onları sarıp sarmalayalım ve dertlerine derman olalım. Aramızdan ayrılıp ötelere göç etmiş olan, her derdimiz için şehrin öteki ucundan koşup gelen Hacı Kemal Erimez, Ali Kervancı, Yusuf Pekmezci ve Mehmet Ali Şengül gibi ağabeylerimizle anılmak istemez miyiz? Sizin de Haticeleriniz, Ebubekirleriniz, Habib-i Neccarlarınız, Mümin-i âl-i Firavunlarınız, Üstadınız ve Hocanız varsa en sıkıntılı anlarınız bile güzelleşir. Tarihin seyrini değiştiren bu insanları bütün insanlığın tanımasına vesile olmamız temennisiyle.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> www.islamilimleri.com/Tefsir/Tefsir/index.htm; www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=28&amp;ayet=20</p>
<p><a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Râzî, <em>Mefâtîhu’l-</em><em>Gayb</em>, 27/57.</p>
<p><a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> “Firavun ailesi içinde neş’et edip Hazreti Musa’ya en kritik anda destek veren bir mü’min.” M. Fethullah Gülen, <em>Kur’ân</em><em>’dan İdrake Yansıyanlar</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 359.</p>
<p><a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Buharî, Fezâilu Sahabe, 5.</p>
<p><a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Tarihçe-i Hayat</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 616.</p>
<p><a href="applewebdata://8660A885-F900-4D19-87E9-AAFE66C62CE7#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> İbn Rüşd, <em>Düşüncelerin Kanatları Vardır &#8211; Kimse Onların İnsanlara Ulaşmasına Engel Olamaz</em>, Ankara: Gece Kitaplığı, 2020.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Radikalizme Karşı Hizmet Okulları</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/radikalizme-karsi-hizmet-okullari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:54:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260688</guid>

					<description><![CDATA[Bir sabah hızlı bir kahvaltının ardından çocuklarımı okula yetiştirme telaşı ile evden çıkmıştım. Alıştığım üzere, 7.30 haberlerini dinlerken sarsıcı bir haber işittim. Ülkenin birinde, fanatik bir katil, bir havrayı basıp ibadet etmekte olan yedi kişiyi öldürmüştü. İlkokula giden çocuklarım bu haberden korkmasın diye hemen radyoyu kapatıp o gün hangi dersleri olduğunu sorsam da olayın şokunu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Bir sabah hızlı bir kahvaltının ardından çocuklarımı okula yetiştirme telaşı ile evden çıkmıştım. Alıştığım üzere, 7.30 haberlerini dinlerken sarsıcı bir haber işittim. Ülkenin birinde, fanatik bir katil, bir havrayı basıp ibadet etmekte olan yedi kişiyi öldürmüştü. İlkokula giden çocuklarım bu haberden korkmasın diye hemen radyoyu kapatıp o gün hangi dersleri olduğunu sorsam da olayın şokunu atlatamadım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Daha birkaç yıl önce, başka bir ülkede camiler basılmış ve onlarca masum insan katledilmişti. Bir insan bir ibadethaneyi neden basar? Kendini ibadet etmeye adamış insanları niçin öldürür? Ne bekler böyle bir eylemden? Sorular zihnimi kemiriyordu.</p>
<h1>Radikalizmin Mantığı!</h1>
<p style="font-weight: 400;">Terör eylemlerini incelediğimizde, aslında yapılan faaliyetlerin akla, mantığa ve vicdana ne kadar zıt olduğunu görürüz. Vicdanı tefessüh etmemiş bir insanın, itikadı sağlam bir kişinin, bir mabette ibadet eden masum insanları öldürmesi mümkün değildir. Böyle bir eylem kesinlikle kabul edilemez. Hakiki bir Müslümanın, Allah’a ve âhirete inanan bir kişinin terörist olması imkânsızdır. Bu tür zulümleri irtikap eden bedbahtlar, hangi aldatıcı saikle hareket ederse etsin, insanlığa karşı büyük bir suç işlemekte, insanlıktan çıkmaktadırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Müslümanlığın yoğun olarak yaşadığı coğrafyalar incelendiğinde, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bir asır önce dikkat çektiği cehalet, fakirlik ve tefrika hastalıklarının hâlâ hüküm sürdüğü görülür. Bu ülkelerdeki insanlar, bir türlü kendilerine gelememekte, ihtilaflar ve çatışmalar sebebiyle derlenip toparlanamamaktadır. Özellikle bilim ve teknolojinin ulaştığı noktalar karşısında azmini ve ümidini yitirmiş, geleceğe korku ile bakan toplumların, manen felçli bir hâle geldiğini görmek mümkündür. Düştükleri bu durumdan kurtulmak için iradelerinin hakkını vermeyen bu talihsizler, bütün dünyadan nefret etmektedirler. Bu ülkelerin çoğunda, onların bu hissiyatını bilen ve suistimal eden, eğitime, diyaloğa, insan haklarına, barış ve huzura karşı olan gruplar, farklı ülkelerde yaşayan insanları radikalizm felaketine sürüklemekte ve terör eylemleriyle insaniyeti dehşete düşürmektedirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna mukabil, hukuk sistemi sağlam, demokrasisi güçlü ve ekonomik açıdan belli bir seviyenin üzerindeki ülkelerde, farklı bir ayrışmanın olduğu söylenebilir. Bu ülkelerdeki bazı vatandaşların, kendi ülkelerine çalışmaya gelen veya iltica eden yabancılara karşı olumsuz bir tavır aldığı gözlemlenmektedir. Bu ülkelerde yaşayan yabancıların, dili ve kültürü tam bilmemeleri, bazılarının suça eğilimli olmaları, entegrasyon problemi yaşamaları gibi pek çok mesele, bu anlayışı körüklemektedir. Hatta popülist siyasetçilerin tesirinde kalanlar, bu yabancıların ileride bulundukları ülkelerde bir şekilde çoğunluğu ele geçirip kendilerini işlerinden edeceklerine ve mevcut düzeni değiştireceklerine inanmaktadırlar. Bu zihniyetteki insanların çoğunluğu, yabancı düşmanlığı beslerken hukukun dışına çıkmaktan çekinirken, az sayıda bir kısmı ise radikalleşip âdeta cinnet geçirerek masum insanları katletmektedirler. Görüldüğü üzere globalleşmenin ve teknolojinin getirdiği onca gelişmeye rağmen, sözü edilen sebeplerden dolayı radikalizm yükseliş göstermekte ve hem Batı hem de Doğu’da ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<h1>Hizmet Okulları</h1>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ve Hizmet Hareketi mensuplarının bu konuya çözüm odaklı yaklaşımı hem Hocaefendi’nin eserlerinde hem de diğer araştırmacıların çalışmalarında gözler önüne serilmiştir. Mesela Greg Barton, Huntington’a en önemli ve kalıcı cevabın akademik akranlarından değil, Hocaefendi tarafından verildiğini, zira medeniyetler çatışması tezini haksız çıkaracak en büyük potansiyele sahip kişilerin, Hizmet Hareketi gibi hareketlere mensup olduğunu belirtmiştir.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Hocaefendi’nin 1998’de Katolik dünyasının lideri Papa II. John Paul ile yaklaşık 30 dakika süren bir görüşme yapması gibi inançlar arası diyalog faaliyetleri burada örnek olarak gösterilebilir. Dünyanın dört bir tarafında eğitim vermekte olan Hizmet okullarına değinmek ise ayrı bir öneme sahiptir, zira bu okullar, radikalizmin gelişmesine engel olmakta ve bulundukları toplumlara bu bağlamda ümit vermektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bilindiği gibi, önce Kafkasya, sonra Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri ve akabinde pek çok Müslüman ülkede Hizmet okulları açılmıştır. Bu okullarda vazife yapan idareci, öğretmen ve rehberlerin, bu coğrafyalarda temel değerlerimizin doğru anlaşılması adına yaptıkları eğitim faaliyetleri son derece önemlidir. Modern eğitim metotları ile ilerleyen dünyayı; bilim, sanat ve ekonomi gibi alanlarda yakalama vizyonu ve gayreti, en başta bu coğrafyalarda görülen ümitsizlik hastalığına şifa olmuştur. Böyle bir ümitsizliğe hiç yer vermeyen, azami bir gayretle sözü edilen farkın kapanabileceğine inanan bir kadro, bulundukları ülkelerdeki insanlara ümit olmuşlardır. Bu durumun farkında olan bu ülkelerin yöneticileri de Hizmet okullarına sahip çıkmış ve faaliyetlerine destek olmuşlardır. Bugüne kadar o okullarda yetişmiş olan talebeler ve Hizmet’i tanıyıp seven yerel halk, zor şartlara rağmen Hizmet faaliyetlerine devam etmektedir ve yakın zamanda, özellikle Türkiye’deki makûs havanın dağılması ile beraber, bazı ülkelerde yarım kalan çalışmalara bırakıldığı yerden devam edilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının İslam coğrafyası dışında da açılması ve bulundukları ülkelere radikalizme karşı pek çok farklı yönden katkıda bulunması da söz konusudur. Bu katkıların başında, Hizmet okullarının göçmen çocukların eğitimi hususunda elde ettiği başarı gelir.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Avrupa’daki Türk ve Müslüman azınlığın veya ABD’deki Afrika veya Güney Amerika kökenli vatandaşların eğitimi noktasında, diğer okulların gösteremediği başarıyı, Hizmet okullarının gösterdiği söylenilebilir. Mesela 2020 yılında yayımlanan bir araştırmanın katılımcılarından Yavuz Bey, Amerika’da çalıştığı okulun ilk defa Latin Amerika kökenli ve düşük gelir seviyesi olan bir aileden gelen bir öğrencilerini, Harvard Üniversitesine burslu gönderdiklerini ve bu başarılarının yerel medya tarafından haber olarak sunulduğunu belirtmiştir.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Aynı şekilde Hizmet okullarının Avrupa’daki göçmen Müslüman öğrencilerin eğitiminde başarılı olduğunu gösteren çalışmalar da vardır.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının sadece göçmen çocuklarına hizmet ettiğini söylemek yanlış olur. Ahlakî değerlerin ön planda tutulması, farklılıklara bakılmadan her kesimden insana eğitim verilmesi ve sosyal uyuma ciddi katkıda bulunan diyalog faaliyetlerinin yapılması, bulundukları coğrafyalarda takdirle karşılanmaktadır. Güncel bir örnek olarak, Hizmet okullarının, Batı’da son sekiz yıldır savaş ve zulümlerden kaçan mültecilerin dil öğrenmesi ve bulundukları çevreye uyum sağlaması gibi sosyal projelerde sorumluluk alması ve katkı sağlaması gösterilebilir. Bilhassa dil eğitimi ve entegrasyonun, radikalizmi önlemedeki önemli rolü unutulmamalıdır.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<h1>Netice</h1>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının topluma katkıları yerel olarak farklılık arz etmektedir ve bazı çalışmalara konu olmuştur.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Burada asıl vurgulamak istediğimiz nokta, bu gibi faaliyetleri ile Hizmet okullarının, toplumdaki kutuplaşmalara karşı olması, bulundukları yerlerde barış adacıkları oluşturması ve insanları radikalizme iten kanalları hem Batı’da hem de Doğu’da kapatmak için faaliyet göstermesidir. Bugün dahi meyvelerini gördüğümüz bu gayretlerin, ileride pek çok güzelliklere vesile olacağını da öngörmek zor olmasa gerektir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> G. Barton, “Progressive Islamic Thought, Civil Society and the Gülen Movement in the National Context: Parallels with Indonesia”<em>, </em>8.11.2005, citeseerx.ist.psu.edu/viewdoc/download?doi=10.1.1.573.3544&amp;rep=rep1&amp;type=pdf</p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> U. Boos-Nünning, “Die Bildungsarbeit von Migrantenorganisationen – dargestellt unter besonderer Berücksichtigung der Aktivitäten der Gülen-Bewegung”, U. Boos-Nünning, C. Bultmann, B. Ucar (ed.), <em>Die Gülen-Bewegung Zwischen Predigt und Praxis, </em>Münster: Aschendorff Verlag, 2011, s. 191–215.</p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> M. E. Altın, <em>Internationalization Through Localization: Gülen Inspired Schools</em>, Düsseldorf: Dr. Kovac Verlag, 2020, s. 274–281.</p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> İbrahim Kaya, “Hizmet educational philosophy in the example of a Hizmet-inspired school; Hayskolen:</p>
<p>Could Hizmet educational philosophy be an alternative solution to criminality and radicalism among immigrant-origin youths?”, Yüksek Lisans Tezi, Uppsala Universitet, Teologiska Institutionen, 2016, urn.kb.se/resolve?urn=urn:nbn:se:uu:diva-298171</p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Bakınız: B. Park, “The Fethullah Gulen Movement as a Transnational Phenomenon”, <em>Muslim World in Transition: Contributions of the Gulen Movement, </em>London: Leeds Metropolitan University Press, 2007, s. 46–59.</p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> M. E. Altın, “Hizmet Okulları ve Yerelleşme”<em>, Çağlayan</em>, Mayıs 2023.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyaloğa Adanmış Bir Hayat: Thomas Michel</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/diyaloga-adanmis-bir-hayat-thomas-michel/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:51:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260685</guid>

					<description><![CDATA[Yapacağımız özel bir ziyaret vesilesiyle uçağımız Tayland’ın kuzeyindeki Chiang Rai şehrine indiğinde, yanımdaki arkadaşımla birlikte heyecanımız doruktaydı. Gezimizi Bangkok’ta planlamış ve her iki taraf için de en uygun olan günü tespit etmemizin ardından uçak biletlerimizi almıştık. Kendisine telefon ettiğimde, “Efendim, ben Bangkok’ta yaşayan bir Hizmet Hareketi gönüllüsüyüm. Hâl ve hatırınızı sormak ve eğer mümkünse bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Yapacağımız özel bir ziyaret vesilesiyle uçağımız Tayland’ın kuzeyindeki Chiang Rai şehrine indiğinde, yanımdaki arkadaşımla birlikte heyecanımız doruktaydı. Gezimizi Bangkok’ta planlamış ve her iki taraf için de en uygun olan günü tespit etmemizin ardından uçak biletlerimizi almıştık. Kendisine telefon ettiğimde, “Efendim, ben Bangkok’ta yaşayan bir Hizmet Hareketi gönüllüsüyüm. Hâl ve hatırınızı sormak ve eğer mümkünse bir arkadaşımla birlikte ziyaretinize gelmek istiyorum.” demiştim. Aramamızdan çok memnun olduğunu ve rahatsızlığı sebebiyle bizi hemen kabul edemeyeceğini, ama en kısa zamanda haber vereceğini söylemişti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Heyecanlıydık, çünkü karşımızda, Türkiye’de inançlar arası diyaloğun tomurcuklandığı günlerde Hizmet Hareketi ile tanışmış ve o günlerde yapılan faaliyetler vesilesiyle ilk diyalog dostları arasına girmiş ve bu dostluğu sevgi ile perçinlemiş, ilmi, samimiyeti ve ilkeli duruşuyla dikkat çeken Thomas Michel vardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Thomas Michel, 1941 yılında, ABD’nin St. Louis şehrinde dünyaya gelmiştir. Evin dördüncü çocuğu olan Michel’in, bir abisi ve iki kız kardeşi bulunmaktadır. Babası Posta İdaresinde muhasebeci, annesi ise ev hanımıdır. Michel, o günlerden şöyle bahsediyor: “Annem ve babam çok dindar birer Katolik’ti. Annem kilise faaliyetlerinde aktif rol alırdı. Çocukluğum itibarıyla, yetiştiğim ortam bana en büyük ilham kaynağı oldu. O yaşlarda rahip olmaya ve Tanrı’ya ve O’nun yarattığı insanlara hizmet etmeye karar verdim. 1967 yılında rahip oldum ve hizmetlerime başladım.”</p>
<p style="font-weight: 400;">İlim ve irfanı ile dünya barışı ve huzuru adına gecesini gündüzüne katarak çalışmış birisi olan Michel, daha önce tanışmamış olmamıza ve ileri yaşına rağmen alçak gönüllülüğü, enerjisi ve sevgi dolu bakışları ile bizleri havaalanında karşılama âlicenaplığını göstermişti. Şehir merkezine 30 dakikalık mesafedeki eğitim müessesesine doğru yola koyulmuştuk.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu ziyareti yaptığımızda 80 yaşlarında olan Michel, yaşına rağmen sahip olduğu enerjisi ile gözümüzde gençleşiyordu. Aslında bizlerin şahsında onun kıymet atfettiği şey, Hizmet Hareketi ve muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi idi. Eğitim müessesine ulaştığımızda, gerçekleştirmekte oldukları projeyi bizlere heyecanla anlatan Michel, konferans salonu binasından başlayarak, okul binası, öğrencilerin kaldığı yurtlar ve idarî bölümleri gezdirdikten sonra, yemekhane ve öğretmenlerin kaldığı küçük evleri gösterdi. Kendisinin ana binanın ikinci katındaki bir odada kaldığını ve hayatını burada münzevi bir şekilde devam ettirdiğini öğrendiğimizde, arkadaşımla göz göze geldik. Hocaefendi’nin hayatına benzer bir şekilde, öğrencilerinin arasında, küçük bir odada kalan bir şahsiyetin, eğitime adadığı hayatı ile karşılaşmanın verdiği sürûru hissetmiştik.</p>
<p style="font-weight: 400;">Thomas Michel, yaşadığı çağı çok iyi anlayan ve bu anlayışını kalıplara hapsetmeden, aksiyoner bir hayat felsefesi ile tatbik edebilen, inandığı ve değer verdiği düşüncelerini, rayiha gibi gittiği her yere yayabilen bir gönül insanı. Daha hayatının baharında denebilecek bir yaşta, Endonezya’da İngilizce eğitmenliği yaparken tanıştığı Müslüman öğrencilerin kendisine verdiği tavsiye, Michel’in hayatını şekillendirmesine vesile olmuş: “Öğrencilerim bana, ‘Madem Hristiyanlık konusunda yüksek eğitim almak istiyorsunuz, neden bu eğitiminizi İslam üzerine yapıp her iki dinin müntesiplerinin birbirlerini tanımaları adına bir köprü rolü olmayı düşünmüyorsunuz?’ diye sordular. O zamana kadar İslam hakkında çok bilgim yoktu. Öğrencilerimin tavsiyesini kabul ettim ve bu konuda doktora yapmaya karar verdim.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Doktorasını Chicago Üniversitesinde tamamlayan Thomas Michel, bu dönemde Mısır ve Lübnan gibi ülkelerde Arapça eğitimi alır ve Müslümanlarla diyalog kurma fırsatı bulur. Bu eğitim ve tecrübeler, Michel’e Vatikan’daki Müslümanlarla İlişkiler Dairesinin başkanlığının kapısını açar.</p>
<p style="font-weight: 400;">1981–1994 yılları arasında, Papa’nın Müslümanlarla ilişkilerine aracılık eden Michel, dönem itibarıyla çok ses getirecek bazı tanışıklıklara da şahitlik etme imkânı bulur. Bu dönemde Türkiye ile Vatikan arasında, İslam ve Hristiyanlık eğitimi vermek üzere bir akademisyen değişim programına imza atılmıştır. Bu vesileyle Michel, Ankara başta olmak üzere, Konya ve İzmir’deki üniversitelerin ilahiyat fakültelerinde eğitimler verir. Aynı zamanda birçok ili ziyaret etme ve Müslümanlarla tanışma fırsatı bulur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Altı aylık bir eğitim vermek maksadıyla Konya’ya geldiğinde yaşadığı hâdiseleri şöyle anlatıyor: “Müstakil bir ev kiralamıştım. Bazı eşyalar almak için dışarı çıktım. Yer döşeğini sırtımda taşırken komşular kim olduğumu ve ne yaptığımı sordular. Onlara Amerikalı olduğumu ve Selçuk Üniversitesinde ders vermek için geldiğimi söyledim. Ne öğrettiğimi sordular, ben de İlahiyat Fakültesinde ders verdiğimi söyledim. ‘O zaman sen Müslümansın.’ dediler. Ben de ‘Hristiyan’ım ve Hristiyanlık hakkında ders veriyorum.’ dedim. Bazı komşular bana eve kadar eşlik ettiler. Kısa süre sonra masa, sandalye, mutfak eşyaları getirmeye başladılar. Bir anda evim hazır hâle geldi. Pazartesi ilk mesaim için üniversiteye gidip geldiğimde evin girişinde tanımadığım birinin oturduğunu gördüm. Daha önceden geldiğini, ama eve giremediği için kapıda beklediğini söyledi. ‘Kilitleyip çıkmıştım’ dediğimde, ‘Kilitlemene gerek yok, burada herkes birbirini tanır. Yabancı olmaz burada. Olsa bile biz evini koruruz.’ dedi. Alışık olmadığım bir şeydi bu durum. Ertesi gün kapıyı kilitlemeden evden çıktım. Üniversiteden döndüğümde bir de ne göreyim! Mutfakta yemekler vardı, elbiselerim ütülenmişti ve ev toparlanmıştı. Bu durum orada kaldığım altı ay boyunca devam etti.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Son gün, ayrılmadan önce, kendisine her gün yemek hazırlayan ve yardımcı olan beyefendi ve hanımefendilere teşekkür etmek için, kapısının önünde beklerken gördüğü kişiye, “Onlarla beni görüştürebilir misin?” diye rica ettiğinde, şu cevabı alır: “Buna gerek yok. Çünkü bu insanlar bütün bunları senin için değil, Allah rızası için yaptı.” Michel, “Bu cevap beni çok etkiledi. Hazreti İsa’nın (aleyhisselâm), ‘Bir elinin yaptığı iyiliği diğer elin görmemeli.’ sözünün hakikatinin bir örneği olarak daima hatırlarım.” diyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gaziantep’te ise şunları yaşar: “Vatikan’daki vazifem gereği, farklı vesilelerle gittiğim ülkelerde, Hizmet Hareketi’nin açmış olduğu okulları ziyaret etmişimdir. Bunlardan biri de Kamboçya’daydı. Yıllar sonra, Gaziantep’te bir esnafla tanıştım. Onunla konuşurken bana, ‘Benim yurt dışında destek olduğum bir okul var.’ dedi. ‘Nerede, hangi okul?’ diye sorduğumda, Kamboçya’da ziyaret ettiğim okulun adını söyledi. Gaziantep’ten bir grup Müslümanın inanç farkı gözetmeksizin, özellikle Budist bir ülke olan Kamboçya’da bu tür faaliyetlere destek olmaları çok orijinal ve güzel. İnsanların adanmışlığı, imkânlarının çok ötesinde plan ve projelere imza atıyor olmaları beni çok etkilemişti.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Kendisine Hizmet insanına olan muhabbetinin sebebini sorduğumuzda, “Benim yapmaya çalıştığım ve hayatımı adadığım şeyleri yapıyor olmalarını gördüğümden dolayı onları seviyorum. Bu yüzden onlarla birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum.” diye cevap veriyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kendisini yine derinden etkileyen bir hâdiseyi ise şöyle anlatıyor: “Filipinler’in güneyindeki Zamboanga şehrinde Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında çatışmalar vardı. Barışın tesisi adına neler yapılabilir diye ziyarete gittiğimde, bir binanın üzerinde “Uluslararası Tolerans Okulu” yazılı bir tabela gördüm. Yanımdaki ekiple binaya girdik ve gördük ki Hristiyan ve Müslüman çocuklar birlikte eğitim alıyor. Çatışmaların tam ortasında bir barış adası gibi duran bu eğitim kurumunu görünce, Hizmet Hareketi’nin sağladığı bu pozitif ve anlamlı katkıların önemini fark etmiştik.”</p>
<p style="font-weight: 400;">1990’lı yıllarda Türkiye’de bulunan Michel, bu dönemde tanıştığı öğrencilerden de iftiharla bahsediyor. Hiçbir olumsuz olay yaşamadığını, öğrencilerin kendisine hürmet ettiklerini ve aralarında çok güzel ilişkilerin geliştiğini söylüyor. Michel, öğrencilerinin tavsiyesi ile hayatında derin izler bırakan Risale-i Nur Külliyatı, Üstad Bediüzzaman Said Nursî ve muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ile tanışıyor. İnançlar arası diyalog faaliyetleri yapabilecek gruplar ararken öğrencileri aracılığıyla Hizmet Hareketi ile de yolları kesişiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hocaefendi’nin Papa ile görüşmesi için hazırlıkları takip ettiği ve iletişimi sağladığı günlerden bahsederken Michel, Hocaefendi’yi Vatikan’da görüşmenin yapılacağı yerde karşıladığını ve ona gerekli bilgileri verdiğini anlatıyor ve şunları ekliyor: “Bu görüşme, farklı projelere zemin hazırlaması yönüyle de çok verimli oldu. O gün Hocaefendi Papa’ya, bütün dinlerin eğitiminin verildiği ve aynı zamanda fen bilimlerinin de öğretildiği, ortak bir üniversite projesi teklif etti. Bu üniversitede farklı inançları olan insanların birbirini tanımasının dünya barışına ciddi bir katkıda bulunacağını vurguladı. Bu teklifi yerinde bulan Vatikan, ortak projenin zemininin oluşturulması ve planlanması adına beni görevlendirdi. Bu meyanda, Şanlıurfa’da girişimler ve görüşmeler yapıldı.” Michel, Hristiyan ve Yahudi liderlerin de dâhil olduğu, Türkiye’den de Hizmet Hareketi gönüllülerinin katıldığı bu proje için ciddi girişimler olmasına rağmen, siyasi ve maddî sebeplerden ötürü bazı konuların netlik kazanamadığını ifade ediyor ve sonrasında projenin durmasından ötürü duyduğu derin üzüntüyü dile getiriyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ömrünü inançlar arası diyalog faaliyetlerine adayan Michel’e, “Bu konuda gençlere neler tavsiye edersiniz?” diye sorduğumuzda, “Hayatımızın yarısı yemek yaparken ve yerken geçiyor ve bu anları birileriyle yaşıyoruz. Fırsatlar bulup bu zaman dilimlerini, farklı inançlardan insanlar ile de paylaşabilmenin yoluna bakmalı ve bu yolla sevgi köprüleri kurulmalı.” diyor ve ekliyor: “Her zaman bu faaliyetlerden nefret eden insanlarla karşılaşacaksınız, ama sakın moralinizi bozmayın. Ortam bu insanlara bırakılmamalı. Herhangi bir endişe duymadan bu birlikteliklere devam edilmeli. Ben herkese ve özellikle Hristiyanlara sürekli olarak şunu tavsiye ediyorum: Eğer Müslümanlar sizi iftar ve benzeri programlara davet ederse gidin. Onlarla tanışın. Bu vesilelerle çok güzel dostluklara kapılar aralandığını göreceksiniz.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Diyalog ve eğitim faaliyetlerinde önde bulunmuş, samimi ve hakperest Thomas Michel’in hayatına kısa bir yolculuk yapmış olduk. İnançlar ve kültürler arası diyalog faaliyetlerinin ve eğitim çalışmalarının, global barışa ciddi bir katkıda bulunacağını ve ortak insanî değerleri canlı tutacağını ümit ediyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağlayan Bitkiler</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/aglayan-bitkiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:48:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260683</guid>

					<description><![CDATA[Canlı varlıkların önemli bir özelliği de çevrelerinden veya kendi bünyelerinden gelen fizyolojik veya kimyevî değişikliklerin hâsıl ettiği ikazları hissetmeleridir. Dış çevrenin veya vücut içinin sıcaklığının, kimyevî terkibinin veya fizikî şartların, maddî unsurların değişmesi gibi üzüntü, sıkıntı, stres, endişe gibi isimlerle bildiğimiz manevî tesirler de maddî bedene tesir eder. Bu durumun en başta insan ve sonra [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Canlı varlıkların önemli bir özelliği de çevrelerinden veya kendi bünyelerinden gelen fizyolojik veya kimyevî değişikliklerin hâsıl ettiği ikazları hissetmeleridir. Dış çevrenin veya vücut içinin sıcaklığının, kimyevî terkibinin veya fizikî şartların, maddî unsurların değişmesi gibi üzüntü, sıkıntı, stres, endişe gibi isimlerle bildiğimiz manevî tesirler de maddî bedene tesir eder. Bu durumun en başta insan ve sonra da hayvanlar için geçerli olduğu herkesin malumudur. Ancak diğer bir canlı grubu olan bitkilerin böyle bir davranış sergiledikleri konusundaki bilgiler genellikle sınırlı veya spekülatiftir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rivayete göre, Lokman Hekim, hekimlerin atası olarak tanınmış, bütün bitkilerin özünü bildiği söylenmiş ve kendisinden dertlere derman olacak reçeteler ve formüller nakledilmiştir. Lokman Hekim’in bitkilerle konuştuğu ve her bitkinin hangi hastalığa şifa vesilesi olduğunu bildiğinden bahsedilir.<a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Benzer şekilde Hazreti Süleyman’ın (aleyhisselâm) hayvanlarla konuştuğu Kur’ân’da açıkça ifade edilmektedir.<a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_edn2" name="_ednref2">[2]</a>Demek ki her canlı içinde bulunduğu kendi âlemiyle anlaşabilecek bir lisana sahip olarak yaratılmıştır. Bediüzzaman Hazretleri, hayvanatın lisanına örnek olarak, “<em>Çekirge âfetinin istilâsına karşı, çekirgeyi yemeden mahveden sığırcık kuşlarının dili bilinse ve harekâtı tanzim edilse, ne kadar faydalı bir hizmette ücretsiz olarak istihdam edilebilir</em>.”<a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_edn3" name="_ednref3">[3]</a>şeklindeki ifadesiyle biyolojik mücadelenin bir adımını atmış olabilir. Aynı şekilde bitkilerin lisanı anlaşılırsa ziraatte yeni imkânlar ortaya çıkabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bitkilerin işitmesi veya böcekler gibi zarar verebilecek herhangi bir saldırıya mârûz kalmaları durumunda karşı reaksiyon gösterdiklerine dair bilgiler giderek daha fazla zikredilmeye başlanmıştır. Bu konuda neredeyse 50 senedir çeşitli metotlarla araştırmalar yapılmış, hipotezler ve teoriler üretilmiştir.<a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Bitkilerin de hayvanlar gibi belli ölçülerde paranormal bir hassasiyete sahip oldukları düşüncesi ilk defa Cleve Backster isimli bir meraklı tarafından gündeme getirilmiştir. Bir ev bitkisinin yapraklarına bağladığı elektrotlar ile yaptığı çalışmada “yalan makinesi” olarak çalışabilecek bir cihaz geliştirmiştir. Bu cihaz ile bitkiye önceden kötülük yapmış bir insanın heyecanlı hâllerini, bitkinin yapraklarındaki değişiklik ve bunun elektrik dalgaları ile ifadesini göstererek ispatlamıştır.<a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir araştırmaya göre, bitkiler susadığında veya stresli olduklarında, bizim işitemediğimiz bazı sesler çıkarırlar.<a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_edn6" name="_ednref6">[6]</a>Söz konusu çalışmaya göre stresli bitkiler, renk, koku, hatta şekil değişiklikleri bile göstermektedirler. Ancak bu şekilde zorlanan bitkilerin havada ses yaydığı hususu daha önce hiç araştırılmamıştı. Yeni çalışmada stres altındaki bitkilerin havada titreşim oluşturarak uzaktan kaydedilebilen ve ölçülerek deseni çıkarılabilen sesler çıkardığı gösterilmektedir. Ses ve işitme deneylerinde, yankının en aza indiği, çevre seslerinden arındırılmış, pürüzsüz sesler için düzenlenmiş bir odada ve bir serada, domates ve tütün bitkilerinin yaydığı ultrasonik sesler ve bitkinin fizyolojik tepkilerine ait birçok parametre kaydedilmiştir. Bu çalışmaların sonunda, tespit edilen seslere dayalı olarak, susuzluk seviyesi ve bitkinin yaralandığı sıkıntılı şartlar da dâhil olmak üzere, bitkilerin şikayetlerini belirleyebilen cihazlar yapmayı başarmışlardır. Bitkinin durumu hakkında bilgi veren bu sesler, diğer organizmalar tarafından da algılanabilmektedir. Gelecekte bitkilerin içinde bulundukları çevre şartları ile ne gibi münasebetler içinde olduklarını anlamanın, bilhassa ziraat için çok faydalı neticeler verebileceği üzerinde durulmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çalışmayı yapan yazarlar, yakın zamanda yaprağı veya dalı kesilmiş olan yahut suya ihtiyaç duyan bitkilerin, bir saatte yaklaşık 35 ses ürettiklerini tespit etmişlerdir. Buna karşılık iyi nemlendirilmiş ve yaralanmamış bitkilerin çok daha sessiz oldukları ve saatte sadece bir ses çıkardıkları görülmüştür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmacılara göre, susamış bir bitkinin gürültü yaptığının daha önce duyulmamış olmasının sebebi, muhtemelen çıkan seslerin ultrasonik (yaklaşık 20–100 kilohertz arasında) olmasıdır. Bu kadar düşük frekanslı sesler, çok az insanın duyabileceği kadar tiz seslerdir. Bununla birlikte, bu frekans aralığındaki sesleri, muhtemelen yarasalar, fareler ve güve kelebekleri gibi bazı hayvanlar duyabilir. Bitkilerin sesleriyle dolu bir dünyada yaşayabilen bu tip hayvanlardan çıkan seslere de bitkilerin tepki verdiği gösterilmiştir. Kısacası, bizim işitmediğimiz farklı bir âleme ait konuşmalar, her an etrafımızda cereyan etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ağlayan Mahsuller</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Tel Aviv Üniversitesinden Lilach Hadany ve meslektaşları, bitkileri dinlemek için tütün (<em>Nicotiana tabacum</em>) ve domates (<em>Solanum lycopersicum</em>) bitkilerini mikrofonlarla donatılmış küçük kutulara yerleştirdiler. Araştırmacılar bitkilerin çıkardığı sesleri duymasalar bile mikrofonlar bu sesleri almaktaydı. Bilhassa su eksikliği veya yakın zamanda kesilmiş bitkilerin çıkardığı sesler çok barizdi. İnsan kulağının duyabilmesi için frekans ayarları yapılarak (hızlandırılıp frekansları aşağı çekilerek) hazırlanan sesler, kısa süreli mısır patlaması sesini andırıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bitkilerin ses telleri veya akciğerleri yoktur. Hadany, bitkilerin nasıl ses çıkardıklarını anlamak için, su ve besin maddelerini köklerinden gövdelerine ve yapraklarına taşıyan tüpler olan odun borularına (ksilem) odaklanmak gerektiğini söylemektedir. Odun borularındaki su, tıpkı bir pipetle emiliyormuş gibi, yüzey gerilimi ile bir arada tutulur. Odun borucukları içinde bir hava kabarcığı oluştuğunda veya su sütunu kırıldığında, hafif bir patlama sesi çıkabilir. Kuraklık sırasında borucuklar içinde kabarcık oluşumu daha muhtemeldir. Ancak Hadany’ye göre, mekanizmayı tam olarak anlayabilmek için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırma ekibi, bir bitkinin kesilip kesilmediğini veya çıkardığı seslerden su stresi olup olmadığını yaklaşık %70 doğrulukla gösteren bir cihaz geliştirdi. Böylece tarla ve bahçe bitkilerinin beslenmesinde, seslerinin takip edilerek su ve gübre gibi biyolojik ihtiyaçlarının daha isabetli tespit edilmesi ve yerine getirilmesinin mümkün olabileceği gösterilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu düşüncenin pratikliğini test etmek için, araştırmacılar bir seradaki bitkilerin seslerini kaydetmek üzere yeni bir düzenleme yaptılar. Bu ortamda rüzgâr ve klima ünitelerinden gelen arka plan gürültüsünü filtreleyerek sesleri, insan kulağının işitebileceği ölçüye getirdiler. Böylelikle domates ve tütün bitkilerinin isteklerinin, ziraat bilimine göre önceden bilinen beslenme değerlerine uygun olduğunu gösterdiler. Benzer bazı çalışmalar, buğday (<em>Triticum aestivum</em>), mısır (<em>Zea mays</em>) ve üzüm (<em>Vitis vinifera</em>) bitkilerinde yapıldığında, onların da susadıklarında ses çıkardıkları gösterilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Böceklerle Konuşan Çiçekler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu çalışmadan daha önce, Hadany’nin ekibinin, bitkilerin, hayvanların seslerini “duyup duyamadığı” konusuna odaklandığı bilinmektedir. Bu konudaki araştırma hakkında dergimizde bir makale neşredilmiştir.<a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_edn7" name="_ednref7">[7]</a> Söz konusu makalede çuha çiçeğinin (<em>Oenothera drummondii</em>) uçan bir arının sesini duyduğunda daha tatlı nektar salgıladığı gösterilmiştir.<a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bitki sesleri, ekosistemlerin önemli bir hususiyeti midir? Bu sesler, bitkilerin ve hayvanların davranışlarına tesir eder mi? Daha önce Avustralya’daki Macquarie Üniversitesinde görev yapan, çevre bilimlerinde uzmanlaşmış emekli bir biyolog olan Graham Pyke’a göre, deliller henüz net olmamakla beraber, bu konuda daha fazla araştırma yapıldığı takdirde yakın vadede konunun daha da netleşeceği ümit edilmektedir. Pyke, bitkilerin stresli olduğunda “gıcırdadığını” kabul etmeye çok yakın olduklarını söylemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Peygamberlerin mucizelerinin, ilmin geleceği son noktaları belirlediğini hatırlarsak, (Hazreti Musa’nın (aleyhisselâm) taştan su çıkarması, Hazret İsa’nın (aleyhisselâm) körlerin gözünü açması gibi) Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) seslenerek çağırdığı bir ağacın, kökleriyle yerinden çıkıp önüne gelmesi gibi bir mucize, bitkilerle konuşmanın mümkün olabileceğine bir işaret olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimiz canlı ve cansızlarla yeryüzünü bir güzellikler sergisi gibi donatmaktadır. İnsanların ve hayvanların kendilerini ifade edecek bir lisana sahip kılınmasına şaşırmadığımız gibi, farklı bir canlılık seviyesinde güzellikler sergileyen bitkilerin de bir lisanlarının olması gayet mantıklı ve makul değil midir? Bizim işitme sınırımızın ötesinde konuşsalar bile!</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Ömer Faruk Harman, “Lokman”, <em>T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, </em>2003, cilt 27, s. 206.</p>
<p><a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Neml, 27/17–28.</p>
<p><a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Sözler</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 276.</p>
<p><a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> P. Tompkins, C. Bird, <em>The Secret Life of Plants</em>, London: Harper&amp;Row, 1974.</p>
<p><a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> C. Backster, “Evidence of a Primary Perception in Plant Life”, <em>International Journal of Parapsychology</em>, 10/4, Winter 1968, s. 329–348.</p>
<p><a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> I. Khait ve ark. “Sounds emitted by plants under stress are airborne and informative”, <em>Cell</em>, 2023, 186 (7):1328–1336.</p>
<p><a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> A. Yorulmaz, “Arı ile Çiçek Diyaloğu”, <em>Çağlayan</em>, Mart 2021, sayı: 48, s. 15.</p>
<p><a href="applewebdata://EA9F6788-59EE-437C-98D3-BF5D2C41D6F0#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> M. Veits ve ark. “Flowers respond to pollinator sound within minutes by increasing nectar sugar concentration. Plants hear: Evening primrose flowers rapidly respond to the sound of a flying bee by producing sweeter nectar”, <em>Ecology Letters</em>, 2019, 22, (1) s. 1483–1492.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Bilge İnsan: Saffet Solak</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/bir-bilge-insan-saffet-solak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:46:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260681</guid>

					<description><![CDATA[“Cuma namazı için camiye gittim. Cami imamı vaaz ediyordu. Vaazında, ‘Namaz kılmayan bir adamın eşi, namazlarını düzenli kılarmış. Adam eve geldiğinde eşi namazını kılıyormuş. Buna çok kızmış. Eşini kucakladığı gibi, mahallenin fırınına götürmüş ve fırında ekmeklerin pişirildiği yerin kapağını açıp eşini içeri atmış, kapağı kapatmış ve evine dönmüş. Epey zaman sonra, merakından tekrar fırına gitmiş, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><em>“Cuma namazı için camiye gittim. Cami imamı vaaz ediyordu. Vaazında, </em>‘<em>Namaz kılmayan bir adamın eşi, namazlarını düzenli kılarmış. Adam eve geldiğinde eşi namazını kılıyormuş. Buna çok kızmış. Eşini kucakladığı gibi, mahallenin fırınına götürmüş ve fırında ekmeklerin pişirildiği yerin kapağını açıp eşini içeri atmış, kapağı kapatmış ve evine dönmüş. Epey zaman sonra, merakından tekrar fırına gitmiş, kapağı açmış. Eşi kızgın taş üzerinde namaz kılmaya devam ediyor</em>.’<em> şeklinde anlatmaya devam etti. Cuma namazı bittikten sonra, cami avlusunda hocayı bekledim. Hoca beni görünce bana </em>‘<em>Hocam, cumanız mübarek olsun, Allah kabul etsin, hoş geldiniz, nasılsınız</em>?’<em> dedi. Ben de onun cumasını tebrik ettim. Sonra da </em>‘<em>Biraz zamanınız var mı</em>?’<em> dedim. </em>‘<em>Tabiî ki, ne demek hocam</em>.’<em> dedi. Ona </em>‘<em>Öyle yanan bir fırın değil de soğumaya başlamış bir fırına gidelim, uzun da değil, o taşın üstünde iki rekât namaz kıl, görmek istiyorum</em>.’<em> deyince, hoca ne demek istediğimi anladı. Sonra da ona, </em>‘<em>Bunlar subjektif hadiselerdir. Böyle şeyler vaazda anlatılmaz, ne olur kendine biraz dikkat et</em>.’<em> dedim. O da özür diledi, </em>‘<em>Haklısınız, düşünememişim, bundan sonra dikkat edeyim inşallah</em>.’<em> diye hakperestlik gösterdi. Ben de oradan ayrıldım</em>.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu vakayı bana seneler önce, tıp fakültesinde öğrenci iken hocamız olan Prof. Dr. Saffet Solak anlatmıştı. Taşı gediğine koyan, anlattığı konuları örneklerle, benzetmelerle, araya latifeler de katarak çok güzel anlatan bir insandı. Herkesle ilgilenen, dert babası bir duruşu vardı. Geçmişte kalmış konuları da gayet iyi hatırlardı ve bundan dolayı da kendisi “ayaklı tarih” gibiydi. Öğrenciliği, asistanlığı ve hocalığı zamanlarına ait hayatındaki değişik olayları anlatırdı. Gülümseyen, daima pozitif düşünen, konuşunca insanı düşündüren bir fıtratı vardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Saffet Hocamız, 20 Temmuz 1926’da, Konya’nın Sarayönü ilçesinde doğmuştur. 1952 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olmuş, 1955’te patoloji uzmanı olarak göreve başlamıştır. 1956–1958 yılları arasında tabip asteğmen olarak askerliğini tamamlamıştır. 1962’de doçent, 1969’da profesör olan hocamız, Paris Gustav Rousy sitoloji sertifikası sahibidir. 1962–1981 yılları arasında dermatoloji kürsüsünde patoloji öğretim üyesi olarak, 1981’de ise Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapmıştır. Emekli olduktan sonra uzun yıllar Şifa Hastanesinde, Şifa Üniversitesi kurulduktan sonra da bu üniversitenin hastanesinde çalışmaya devam etmiştir. 3 Mayıs 2016 tarihinde İzmir’de vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.</p>
<p style="font-weight: 400;">Saffet Hocam, bir konuyla ilgili bir anekdotunu anlatmıştı: “Bornova’da uzun yıllardan beri tanıdığım bir hac arkadaşım vardı. Bornova’ya yakın olan Kemalpaşa’da bir bağ satın almış ve beni oraya davet etmişti. Arabasıyla oraya giderken bana, ‘Hocam, benim oğlum, Fethullah Gülen Hocaefendi ile tanışmış, onun vaaz ve sohbetlerine gidiyor, onu çok seviyor. Bana ‘Sen de bu sohbetlere, vaazlara gel, dinle istifade edersin.’ diye söylüyor. Ben de onu kırmamak için bir şey demiyorum, ama şimdiye kadar da Hocaefendi ile tanışmadım. Ben hacca gittim, zekâtımı veriyorum, namazlarımı kılmaya çalışıyorum. Yine de gidip onu dinlemem gerekir mi?’ diye sordu. Ben cevap vermedim. Sonra Kemalpaşa’ya vardık. Bağı hakikaten çok güzel ve büyük bir alanda yapılmış. Gölgelik bir yere oturunca, arkadaşım bana bir bardak su getirdi ve ‘İçin bakalım hocam, suyu nasıl bulacaksınız?’ dedi. Ben de içtim, ‘Hakikaten güzel bir su.’ dedim. ‘Hocam, ben burayı aldığımda, bu işi bilen insanlar bana ‘Eğer artezyenle 25 metreden su çıkarırsak, bulaşıklarınızı yıkarsınız ve ağaçlarınızı sularsınız, ama 40 metreden çıkarırsak aynı zamanda bu suyu içebilirsiniz.’ dediler. Beğendiğiniz bu su da işte benim 40 metreden çıkan su.’ dedi. Sonra bu arkadaşım tekrar bana ‘Arabada gelirken size bir şey sormuştum, benim Hocaefendi’nin sohbetlerine gitmem gerekir mi şeklindeki soruma cevap vermemiştiniz.’ dedi. Ben de ona ‘Evet, tabiî ki gitmen şart değildir. Eğer gitmezsen, bu 25 metreden çıkan su gibi olursun, ağaçlar sulanır, bulaşıklar yıkanır, ama gidersen, ondan istifade edersin, bilmediklerini öğrenirsin, öğrendiğin bu şeyleri pratiğe geçirirsen daha kazançlı bir hâle gelirsin. Yani eğer gidersen aynen o zaman 40 metreden çıkarılan su gibi, hem içilirsin, hem ağaçların sulanır, hem de bulaşıklar yıkanır.’ demiştim.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Farklı bir zamanda da yine Saffet Hocam, bir sohbetinde bir yolculuğundan bahsetti:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Konya’dan otobüsle geliyordum. Yanımdaki koltukta genç bir delikanlı oturuyordu. Şoför aracın radyosunu açmış, hep birlikte bir türkü dinliyorduk. Türkünün sözleri şöyleydi:</p>
<p style="font-weight: 400;">            ‘Şu karşıki dağda bir top kar idim,</p>
<p style="font-weight: 400;">Yağmur yağdı, güneş vurdu eridim,</p>
<p style="font-weight: 400;">Evvel yârin sevgilisi ben idim,</p>
<p style="font-weight: 400;">Şimdi uzaklardan bakan ben oldum.’</p>
<p style="font-weight: 400;">Yanımdaki delikanlıya selam verdim, ‘Nasılsın, nereden gelip nereye gidiyorsun?’ dedim. O da ‘Ben Konyalıyım, Ilgın’a gittim, oradan geri dönüyorum. Şimdi Danimarka’ya gidiyorum.’ dedi. Telaffuzu biraz farklıydı. Bunun sebebini sorunca bana, ‘Ben Danimarka’da doğdum, büyüdüm. Ara sıra buradaki akrabalarımızı ziyarete geliyoruz. Ben de onları ziyarete geldim.’ dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ona ‘Bu türküyü anladın mı?’ diye sordum. Tekrar dikkatle dinledi. ‘Çok da anlamlı gelmedi bana.’ dedi. Birbiriyle bağlantısı olmayan şeyler: Şu karşıki dağda kar, yağmur yağdı, evveli yârin sevgilisi, şimdi uzaklardan bakan… Herhangi bir bağlantı kuramadım aralarında.’ dedi. Ben de ona dedim ki ‘Aslında öyle değil, onun mânâsı şu: Şu karşıki dağda bir top kar idim. Sonra yağmur yağdı, güneş vurdu, yani Allah’ın rahmeti tecelli etti. İlk başlarda O’na yakındım. Zaman içinde yapmam gerekenleri yapamadım. Şimdi de O’na uzaklardan bakan birisi oldum.’ anlamındadır deyince, genç bana; ‘Peki bu türküyü Türkiye’de herkes sizin gibi mi anlar?’ diye sordu. Ben de ‘Tabiî ki öyle anlarlar. Sen kültürümüzden biraz uzak kalmışsın.’ dedim. Genç bana, ‘Ben arada bir size mektup yazsam, kültürümüzle ilgili kafama takılan konuları size sorsam, bana cevap verir misiniz?’ dedi. Ben de ‘Tabiî ki.’ dedim. Nitekim uzun bir süre mektuplaştık.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Aradan seneler geçti. Ankara’dan İzmir’e Yamanlar Kolejinin mezuniyet törenine gelmiştim. Saffet Hocamı da orada gördüm. Kendisine, “Hocam emekli oldunuz mu?” diye sordum. Her zamanki bilge yaklaşımıyla bir cevap verdi: “İnsanoğlu böyledir: Yürümeye başladıktan sonra, ‘İlkokula ne zaman gideceksin? Ortaokula ne zaman başlayacaksın? Üniversiteyi kazandın mı? Üniversite bitti mi? İşe başladın mı? Evlendin mi? Çocukların oldu mu?’ gibi sorular sorulur. Daha sonra sorular azalmaya başlar: ‘Çocukları evlendirdiniz mi? Torunlar oldu mu?’ Bundan sonrasını nadiren sorarlar. Senin bana sorduğun gibi, ‘Emekli oldun mu?’ Çünkü ondan sonraki soruyu kimse soramaz. O soru da ‘Ne zaman öleceksiniz?’ veya ‘Ne zaman ölmeyi düşünüyorsunuz?’ sorusudur. Bu sorunun cevabını sadece Allah bilir. Zaten ‘Artık her şeyiniz bitti, ölümünüzü bekliyorsunuz herhâlde.’ de diyemezler. 50 yaşından sonra insan artık o turnikeye girmiştir. Ben de şu anda o turnikedeyim. Evet, emekli oldum, ama soramadığın o sorunun cevabını ben de bilmiyorum. Allah hayırlısını nasip etsin.”</p>
<p style="font-weight: 400;">            Rahmetli Saffet Hocam, tıp fakültesini bitirdikten sonraki bir hatırasını da şöyle anlatır:</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya’ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Evin büyüğü olan Hacı Anne’ye sıkılarak: ‘Anneciğim, sizin buralarda saat kaçta yatılıyor?’ dedim.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Hacı Anne: ‘Evladım az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz.’ dedi. Merak ettim, tekrar sordum: ‘Trenden sizin bir yakınınız mı inecek?’</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Hacı Anne: ‘Hayır evladım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulamazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, ‘ışığı yanan bir ev’ bulsun diye bekliyoruz.’</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Konya ovasında ya da bir başka yerinde Türkiye’nin, trenden inen yabancılar için ‘ışığı yanan evler’ yerinde hâlâ duruyor mudur?</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Yabancılar, yorgun bedenlerini yün yataklarda dinlendirmeye devam ediyorlar mıdır? Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan kadınlar yaşıyorlar mıdır?</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler? Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir medeniyetin yetimleriyiz. Çekip gidenlerin, doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Şair öyle diyordu: ‘Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler.’ Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler? Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere, sessiz sedasız gittiler? Ey güzel yurdumun güzel insanları! Neredesiniz</em>?”<a href="applewebdata://CB7627B5-FC11-4070-960F-668108F51A60#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Saffet Solak Hocamızdan, ben ve benim yaşıtlarım, benden önceki büyüklerimiz, benden sonraki nesiller; hayata, dinimize ve insanlığa dair çok şey öğrendi. O ve onun gibi insanlar, yaşayışlarıyla, davranışlarıyla, fikirleriyle bizlere cidden rol model, gelecek nesillere örnek oldular. Rabbim, böyle güzel kutup yıldızlarını dünyamızdan eksik etmesin ve ona ve onun gibilere rahmet eylesin.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnot</strong></p>
<p><a href="applewebdata://CB7627B5-FC11-4070-960F-668108F51A60#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Recep Koçak, <em>Işığı Yanan Evler – İyilik Yazıları</em>, Ankara: Deniz Feneri Yayınları, 2022.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağaca Tırmanan Balıklar</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/agaca-tirmanan-baliklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:44:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260679</guid>

					<description><![CDATA[“Balık kavağa çıkınca” deyiminin ilgi çekici bir hikâyesi vardır. İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e açılan noktasında karşılıklı olarak yer alan Rumeli Kavağı ve Anadolu Kavağı’nda akıntının fazla olmasından dolayı balık tutmak neredeyse imkânsızdır. Balığın bollaştığı ve dolayısıyla fiyatının düştüğü zamanlarda, Kavaklar’a götürülüp satıldığı görülür. Sair zamanlarda düşük fiyatla balık almak isteyen müşterilere, balıkçılar tarafından verilen cevap ise [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">“Balık kavağa çıkınca” deyiminin ilgi çekici bir hikâyesi vardır. İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e açılan noktasında karşılıklı olarak yer alan Rumeli Kavağı ve Anadolu Kavağı’nda akıntının fazla olmasından dolayı balık tutmak neredeyse imkânsızdır. Balığın bollaştığı ve dolayısıyla fiyatının düştüğü zamanlarda, Kavaklar’a götürülüp satıldığı görülür. Sair zamanlarda düşük fiyatla balık almak isteyen müşterilere, balıkçılar tarafından verilen cevap ise “<em>O fiyat, ancak balık Kavak’a çıkınca olur</em>.” şeklindedir. Söz konusu durumun daha sonra olacağını anlatmak için kullanılan “balık kavağa çıkınca” deyimi buradan çıkmış, ancak zaman içinde deyimde geçen “kavak” kelimesi semt anlamını kaybedip “kavak ağacı” olarak kullanılmaya başlanmıştır. Deyimin kazandığı yeni mânâ, balıkların ağaçta yaşamalarının ihtimal dâhilinde olmadığını vurgulamakta, dolayısıyla bahsi geçen hususun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini ifade etmektedir.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Ancak karada da yaşayabilecek donanımla yaratılan bazı balık türlerinin ağaca bile tırmanabilmesi, bu deyimin kullanımını sorgulatacak gibidir!</p>
<p style="font-weight: 400;">Canlılar, yaşadıkları ortamın gereklerine uygun doku ve organlarla yaratılmışlardır. Havadan sekiz yüz kat daha yoğun olan suyun altında hayatı idame ettirmek zordur. Sonsuz rahmet sahibi Rabbimiz, su altındakilerin hayatlarını sürdürebilmeleri ve daha kolay hareket edebilmeleri için onlara hususî organlar bahşetmiştir. Balıkların sürtünmeyi azaltıp daha az enerji harcamalarını sağlayan vücut şekilleri ve kaygan derileri, suda kolay hareket etmeleri için kürek şeklinde yüzgeçler, su akıntısını algılayan yanal çizgi organı ve suda erimiş oksijeni alabilecek solungaçlar temel donanımlardır.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Solungaçlar, balıkların başının her iki yanında yer alır. Kemikli balıklarda solungaçların üzeri hareketli bir kapakla korunmuş olup bu kapakların körük gibi hareketiyle ağızdan giren suyun solungaçlardan geçmesi sağlanır. Suda bulunan oksijen oranı, havadaki oksijen oranından yaklaşık 30 kat daha azdır. Solungaçlara giren ve çıkan kılcal damarların birbirine paralel fakat aksi yönde seyretmesi (ters akım prensibi) ve basınç farkı sebebiyle, ince damar cidarları ile solungaç epiteli arasında oksijen ve karbondioksit alışverişi olur. Böylece suyun içindeki oksijenden en üst seviyede faydalanılır. Solungaçlardan ayrılan oksijenli kan, bütün vücudu dolaşır ve organların ihtiyaçları yerine getirilir. Normal şartlarda, karada yaşayacak bir hayvanın, solunum epitelinin kurumaması için akciğerler gibi vücut içinde gizlenmiş olmaları gerekir. Solungaç epiteli ise karada çok kısa zamanda kurur ve solunum yapamaz.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Akciğer Solunumu Yapan Deniz Canlıları</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimiz bütün âlemlerde dilediği gibi tasarruf eder. Bu yüzden farklı çevrelere uyum sağlayabilecek özel hayvanlarla sanatını göstermiştir. Mesela memeli canlılardan olan yunuslar, balinalar ve foklar, neredeyse balık kadar iyi yüzen bir kuş olan penguen, sürüngenlerden deniz yılanları ve kaplumbağaları gibi hayvanlar, denizlerde yaşamalarına rağmen akciğerleri yardımıyla solunum yaparlar. Bu hayvanlar deniz yüzeyine sık sık çıkarak nefes alırlar ve bu sayede su altında saatlerce kalabilirler. Hayvanlar âlemindeki bu tür istisnalar, kuşlarda da gözlemlenir. Deve kuşunun, penguenin ve kivinin kuş olduğu hâlde uçamaması da Rabbimizin gözler önüne serdiği hususî sanatlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Balıkların bilinen hayat alanı denizler ve tatlı sulardır. Bununla birlikte yüzgeçlerini ve kuyruklarını kullanarak suyun dışında yürüyebilen ve hatta ağaçlara tırmanabilen, karada da solunum yapabilen bir balık grubu, insanı hayrete düşürür.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ağaca Tırmanabilen Balık</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Anabas testudineus</em>, Anabantidae familyasından olan bir balık türüdür. Bu balıkların kafalarının kulak bölgesinin arkasında geniş bir kemiğin üzeri ince solunum epiteli ile kaplı olup yüzme kesesi veya hava kesesinin de yardımıyla kurumadan, bir göletten diğerine, karada birkaç yüz metre göç edebilir. Vücutları ince, saydam ve çok yumuşak (leptoid) pullarla kaplı olduğundan sürtünme azalır ve hareket etmesi kolaylaşır. Güneydoğu Asya ülkelerinde, Hindistan’dan Endonezya’ya kadar bataklıklarda, göletlerde, nehirlerde ve akarsularda bulunabilirler. Tayland, Kamboçya, Malezya, Myanmar, Nepal, Laos ve Vietnam’da yaygındır. Bu balık göçmendir ve deniz veya nehirlerin derinliklerinde bulunur. Barınak olarak kalın bitki örtüsünü tercih eden bu tür, bulanık veya durgun sular gibi zor şartlarda hayatta kalabilir.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Anabas, gıda aramak için karada göğüs yüzgeçlerinin birkaç dikenini ayak gibi kullanabilecek kabiliyette yaratılmıştır. Ayrıca hareket için yüzgeçlerini ve kuyruklarının desteğini kullanarak karada kısa mesafe yol kateder, bu yüzden “yürüyen levrek” olarak da bilinir.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu aileden gelen balıklar genellikle su yüzeyindeki hava kabarcıklarını soluklar. Yiyecek kıtlığı, aralarındaki rekabetin artışı veya yaşadıkları bölgedeki suyun azalması gibi elverişsiz durumlarda, yeni bir yuva aramak için dışarı çıkarlar. Aslında akıntısı fazla olan sularda yaşayabilen bu türler, akıntının yavaş olduğu yerlere yönelirler. Tırmanıcı balık, genellikle gece veya sabahın erken saatlerinde sudan çıkarak karada ilerlerken ağaçlara bile tırmanabilir. Tırmanma için solungaç epitelini destekleyen kemik plakları kullanır.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Anabas, atmosferik oksijene çok bağımlı olduğundan, hava girişi olmayan kapalı suda uzun süre kalırsa boğulur. Bu tür, su dışında, 10 gün kadar hayatta kalabilir.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Karada Nasıl Nefes Alır?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Tırmanıcı levreklerin solungaçlarının üzerindeki ilave solunum yüzeyine “labirent” adı verilir. Solungacın arkasındaki bir boşluğun üzerinde yer alan labirent, hayvanın su yüzeyinden atmosferik oksijeni solumasına izin verecek şekilde takdir edilmiştir. Labirent içindeki boşluklar, “lamel” adı verilen ince kemiksi plakalardan oluşan birçok küçük bölme şeklindedir. Lameller, oksijenin geçebileceği kadar ince zarlarla kaplıdır. Hassas ölçülerle donatılan hava ile zarların arası sadece 0,12—0,3 μm’dir ve bölmeler birbirlerinden incecik sütunlarla ayrılır. Bu kemik sütunların üzerini döşeyen zarların içindeki kan, oksijeni daha kolay emer. Bu sayede balık uzun süre havadaki oksijeni soluma kabiliyetine sahiptir. Zengin kılcal damar sistemi ile çok geniş bir solunum yüzey alanı sağlanmış olmaktadır.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu türde gördüğümüz labirent sistemine benzer, solunum yüzeyini artırmak için yaratılmış, çok çeşitli destek solunum zarlarıyla kaplanmış sistemler, düşük oksijen seviyelerinde yaşayan balık türlerinde görülür. Atmosferik havayı soluma kabiliyetine sahip kılınmış 370’ten fazla balık türü vardır. Özellikle bu ailenin Betta ve Gurami türleri, kısa süre bile olsa karada solunum yapabilen balık türlerinin en büyük kısmını oluşturur. Bu gruptan balıklar, yüksek sıcaklık ve sığ sulardan dolayı oksijenin yetersiz olduğu bölgelerde yaşayabilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Karada Yaşayabilen Diğer Balık Türleri</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Karada yaşayabilen balık türleri; bataklıklar, göller, kanallar, havuzlar, küçük çukurlar, pirinç tarlaları, su birikintileri ve ana nehir kanalları dâhil olmak üzere birçok farklı habitatta görülürler. Yağışlı mevsimlerde, bu tür balıklar sular çekilirken geçici olarak çamurlu zemine gömülür ve beklerler. Bazıları etraflarına mukus maddesinden, su geçirmez bir kılıf salgılayarak, içeriye bir miktar su alır ve böceklerin koza hâli gibi kurak mevsimin geçmesini bekler. Daha sonra da derilerinin nemli kalması şartıyla karada birkaç yüz metre mesafe kat edebilirler. Karada yürümeleri ve yol almaları düzenli olarak gerçekleşmez; bu ihtiyaç daha çok kirlenme veya su eksikliği ile alâkalıdır. Bu tür durumlarda balığın daha uygun bir hayat sahası bulması gerekmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dev Çamur Zıpzıpı</strong> (<em>Periophthalmodon schlosseri</em>): Doğu Hint Okyanusu ve Batı Pasifik Okyanusu’nun tropikal kıyılarına has bir balık türüdür. Tatlı, acı ve tuzlu suda yaşar. Dev çamur zıpzıpı, en tuhaf balıklardan biridir, çünkü derin sulara dalabilir ve ağaçlardan sarkabilir. Çamurlu bir yüzeyde hızla hareket edebilir ve suyun içinde ve dışında nefes alabilir. Çamur zıpzıpı yürüyebilir, zıplayabilir ve ağaçlara tırmanabilir, bu yüzden “yürüyen balık” olarak bilinir.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn9" name="_ednref9">[9]</a>Çamurun içindeki bir delikte yaşar ve gelgit çekildiğinde dışarı çıkar. Çamurlu yüzeyde hızla yüzer ve suya girip çıkabilir. Bir seferde iki güne kadar karada yaşayabilir. Çamur zıpzıpının derisinin yüzeye yakın kısımlarında kan damarları vardır, böylece solungaçlarından su geçmiyorken de havanın oksijenini emebilir. Çamur zıpzıpları, derileri nemli kaldığı sürece su dışında 60 saate kadar hayatta kalabilir. Akciğerleri olmadığı hâlde içinde erimiş oksijen bulunan suyu, solungaç keselerinde depolayabilir. Suyun dışındayken kurumaması için solungaçlarını dışa doğru kapatır. Ağız yanlarındaki keselerde depoladığı suyun oksijeni azaldıkça çamur zıpzıpı periyodik olarak atmosferik havayı yenilemelidir.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Mangrov Dere Balığı </strong>(<em>Kryptolebias marmoratus</em>): Bu balık, acı sularda ve deniz sularında yaşar. Florida, Orta Amerika ve Güney Amerika kıyılarında bulunur. Sıcaklık ve tuzluluk değişimlerine dayanıklıdır. Mangrov dere balığı, karaya atlamak için kuyruk çevirme hareketi yapar. Başını, vücudunun geri kalanı üzerinden kuyruk ucuna doğru çevirerek zıplama tekniğiyle karaya çıkar. Mangrov ağaçlarının yaprakları, böceklerin yuvalarını yapması için idealdir ve Mangrov dere balığı bu yuvaları bulup yuvaların içindeki böcekleri avlar. Azot atıklarını deriden dışarı atarken su ve besinleri tutmak için solungaçlarını değiştirir. Suya girmeden 66 güne kadar yaşayabilir. Bu süre zarfında, derisini solunum için kullanır ve Rezzak Rabbimizin kendisine ikram ettiği ağaç kütüklerinin çürüyüp boşalmış kovuklarındaki böcekleri yiyerek beslenir.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn11" name="_ednref11">[11]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Tırmanan Yayın Balığı </strong>(<em>Lithogenes wahari</em>): Venezuela ormanlarında yaşayan bu balık, kuyruğunu ve ağzını kullanarak kayalara tutunma ve tırmanma kabiliyeti ile bilinir. Başının ve kuyruğunun koruması için kemikli bir zırha sahip kılınmıştır. Güçlü kalça yüzgeçleri, bacaklara benzer. Ayrıca mukavemetli ağzı ve yüzgeçleri, su akıntıları sırasında kayalara tutunup tırmanmasını sağlar. Mükemmel kalça yüzgeci vesilesiyle ileri ve geri hareket edebilir.<a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_edn12" name="_ednref12">[12]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Tropikal Güney Amerika’da yaşayan bu tür, yayın balığı ailesine dâhil edilmektedir. Kalça bölgesini teşkil eden leğen kemiğinin tutma ve tırmanma hususiyetinin kendi kendine veya tesadüfen oluşmasının mümkün olamayacağını, selim kalbleriyle akleden bütün insanlar bilir. Balığın zaman zaman karaya çıkıp hareket etmesinin, ileride bu yüzgecin ayağa dönüşmesini sağlayacağı iddiasının da ne kadar yanlış olduğu, bütün genetikçiler tarafından bilinir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu tür balıkların farklı özelliklerde ve şekillerde yaratılmaları, yeryüzündeki düzene ve kanunlara aykırı olmayıp Allah’ın (celle celâluhu) her şeyi dilediği gibi yaratıp yaşattığını gösterir. Canlılar, İlahî kanunlarla belirlenen biyolojik prensipler çerçevesinde, belli bir düzen içinde sınıflandırılabilecek özelliklerde yaratılmış olmakla beraber, Allah (celle celâluhu) iradesini kendi kanunlarıyla sınırlandırmaz; dilerse ülfetle gaflete düşülmemesi için farklılıklar sergileyerek farklı kalıp ve desenler de gösterir. Rabbimiz her zaman eşsiz ve sonsuz sanatının inceliklerini farklı sahnelerde sergileyerek ilminin, kudretinin, iradesinin ve hikmetinin sınırsızlığı ile yeni tefekkür kapıları açar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> “Balık Kavağa Çıkınca Deyiminin Ortaya Çıkış Hikâyesi”, www.kompozisyonornekleri.net/2016/02/balk-kavaga-cknca-deyiminin-ortaya-cks.html</p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> “4 Unique Fish That Climb Trees”, jaljeev.com/fish-that-climb-trees/</p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> “Dissolved Oxygen”, www.fondriest.com/environmental-measurements/parameters/water-quality/dissolved-oxygen/</p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> “Anabas”, en.wikipedia.org/wiki/Anabas</p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> “Fishing for climbing perch, 365angler.com/species-profile-climbing-perch/</p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> E. Nuralam ve ark. “The Anatomy of Respiratory Organ of Climbing Perch (Anabas testudineus)”, <em>Proceeding International Conference on Science and Engineering</em>, March 2019, vol. 2, s. 83–86.</p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> “Anabas: Climbing Perch”, www.faunafondness.com/anabas-climbing-perch/</p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> “What Is The Labyrinth Organ?”, www.aquariadise.com/what-is-the-labyrinth-organ/</p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> “Walking with Mudskippers: A Fish That’s Happy Out of Water”, roundglasssustain.com/species/mudskipper</p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> “Giant Mudskipper”, www.ecologyasia.com/verts/fishes/giant-mudskipper.htm</p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> K. J. Ong ve ark. “Gill morphology of the mangrove killifish (Kryptolebias marmoratus) is plastic and changes in response to terrestrial air exposure”, <em>J Exp Biol</em>, 2007, 210/7, s. 1109–1115.</p>
<p><a href="applewebdata://537C89B4-8DEE-44C7-B396-3390CB4762DC#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> “Climbing Catfish Found, Named”, scienceblogs.com/zooillogix/2009/01/22/climbing-catfish-found-named</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sekîne ve Tuma’nîne veya İtmi’nân</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/sekine-ve-tumanine-veya-itminan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:43:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ortasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260677</guid>

					<description><![CDATA[Sekîne; sükûn kökünden, vakar, ciddiyet, mehâbet, ünsiyet; ya da dalgaların dinmesi ve onun sakinleşmesi mânâlarına gelir ki, hafiflik, huzursuzluk, kararsızlık ve telâşın zıddıdır. Sekîne, tasavvuf erbâbınca; gaybî vâridatla kalbin oturaklaşmasıdır ki; böyle bir kalb, sürekli bir dikkat ve temkin içinde öteleri kollar, lâhûtî esintilere açık bulunur ve hep itminân etrafında dolaşır. Bu makam aynı zamanda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Sekîne; sükûn kökünden, vakar, ciddiyet, mehâbet, ünsiyet; ya da dalgaların dinmesi ve onun sakinleşmesi mânâlarına gelir ki, hafiflik, huzursuzluk, kararsızlık ve telâşın zıddıdır. Sekîne, tasavvuf erbâbınca; gaybî vâridatla kalbin oturaklaşmasıdır ki; böyle bir kalb, sürekli bir dikkat ve temkin içinde öteleri kollar, lâhûtî esintilere açık bulunur ve hep itminân etrafında dolaşır. Bu makam aynı zamanda &#8220;ayne’l-yakîn&#8221; mertebesinin de başlangıcıdır. Bu itibarla da, çok defa ilim yoluyla gelen vâridatla, basîretin avladığı şeyler birbirine karışır; muvakkaten müşâhede ufku buğulanır; bundan da bir kısım iltibaslar doğabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sekîne, bazen, sezilip-sezilmedik gizli işaret ve emâreler şeklinde zuhûr eder; bazen de bizim gibi avamdan insanların bile tanıyıp-bileceği kadar açık tecellilerle gelir. Sekîne ve ona refreflik eden işaret ve emâreler ister vicdan kulağına fısıldanan birer mânevî esinti, birer ilâhî nefha gibi ancak çok dikkatle sezilebilecek türden olsun; isterse, İsrailoğullarına ihsan edildiği gibi herkesin görebileceği şekilde ve hârikalar izhâr eden bir cisim mâhiyetinde -ki Üseyd b. Hudayr’ı, Kur’ân okuduğu esnada ve daha başkalarını farklı durumlarda bürüyen buğumsu şeyleri hatırlayabiliriz- zuhûr etsin, kuvve-i mâneviyemizi kanatlandırsın ve irâdelerimize fer versin, o her zaman, &#8220;Îmânlarına iman katmak için mü’minlerin kalblerine sekîne ve emniyet indiren O’dur.&#8221; meâliyle ifâde edeceğimiz هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ السَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَعَ إِيمَانِهِمْ âyetinde[1] anlatılan, aczini-fakrını müdrik ve ihtiyaçlarının şuurunda olan mü’minlere medâr-ı şükran ve medâr-ı şevk olmak üzere ilâhî bir teyiddir. Bu teyide mazhar olmuş bir mü’min artık dünyevî korku, tasa ve endişelerle sarsılmayacağı gibi, aynı zamanda onunla iç ve dış âhenge ulaşıp bir huzur insanı hâline gelmesi de söz konusudur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sekîneye mazhar bu âhenk ve huzur insanı, davranışları itibarıyla vakur, emniyet telkin edici, inandırıcı ve ciddî; iç âlemi itibarıyla ve Allah’la münasebetleri açısından da temkinli, dikkatli, benlik, çolpalık ve şatahat düşüncesinden uzak ve bir kısım Bektâşiyâne hezeyanlara karşı da hep kapalıdır. Her vâridat ve her inşirâh veren esintiyi O’ndan bilir, edep ve şükranla iki büklüm olur, her huzursuzluk ve tatminsizliği de mahiyetindeki boşluklarla irtibatlandırır, kendini sorgular ve nefsiyle hesaplaşır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tuma’nîne veya itminân, tam sükûn, tam oturaklaşma ve kalbî hayat adına gel-gitlerin bütün bütün sona ermesi şeklinde tarif edilmiştir ki, bu da, itminânın sekîne üstü bir hâl olduğunu göstermektedir. Sekîne, nazarî bilgilerden kurtulup, gerçeğe uyanma mevzuunda bir başlangıç ise, tuma’nîne bir nihâî nokta ve bir son duraktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tasavvuf erbâbının, tuma’nîne üstünde gösterdikleri &#8220;râdıye&#8221; ve &#8220;mardıyye&#8221; dereceleri itminânın, ebrâra âit birer buudu ve rızâ semâsının iki derinliği; &#8220;mülheme&#8221; ve &#8220;zekiyye&#8221; de onun mukarrabînle alâkalı, zor idrâk edilir iki diğer mertebesidir ve vâridatı gibi bişâreti de hem çok hem de dupdurudur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sekîneye mazhar ruhlarda, yer yer ters akıntılar kendisini hissettirebilir, ama tuma’nînede her şey rayına oturmuşluk içinde cereyan eder; kalb tıpkı bir kıble-nümâ gibi sürekli Hak hoşnutluğunu gösterir, vicdan ibresinde de en küçük bir sapma olmaz. Bu öyle yüksek bir &#8220;yakîn&#8221; mertebesidir ki, bu mertebede seyahat eden ruh, her konakta ayrı bir وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي &#8220;İsterim ki kalbim itminâna ulaşsın.&#8221;[2] gerçeğine şâhid olur ve her menzilde ayrı bir vâridatla taltif edilir. Dolaştığı her yerde وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ &#8220;Hak dostları için ne bir korku vardır ne de onlar tasalanırlar..&#8221;[3] nefehâtını duyar. أَلاَّ تَخَافُوا وَلاَ تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ &#8220;(Onların üzerine melekler iner ve derler ki:) Korkmayın! Tasalanmayın, size va’dolunan cennetle sevinin!&#8221;[4] bişâretini hisseder,</p>
<p style="font-weight: 400;">أَلاَ بِذِكْرِ اللهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ &#8220;Biliniz ki, kalbler ancak, Allah’ın zikriyle huzura erer.&#8221;[5] kevserini zevk eder ve her zaman tabiatının, cismaniyetinin çok çok üzerinde yaşar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tuma’nîne, insanın sebepler üstü ve vasıtalar ötesi bulunmasının unvanıdır. Akıl, tabiatüstü seyahatini bu mertebede noktalar.. ruh, bu noktaya ulaşınca dünya kaygılarından kurtulur.. his, bu sihirli konakta bütün aradıklarını bulur ve damla iken deryâ olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu mertebeyi elde etmiş kimsenin ünsü &#8220;üns billâh&#8221; şevki &#8220;şevk ilâllah&#8221; bekâsı &#8220;bekâ billâh&#8221; kelâmı da &#8220;maallah&#8221;tır.[6] O, kendine aralanan bu panjurdan, kendi sınırlılığı içinde sınırsız görmeye, sınırsız işitmeye ve sınırsız iktidara ulaşır; ulaşır da, herkesin bocaladığı, şaşkınlığa düştüğü en girift, en karmaşık hâdiseler girdabından dahi bir solukta sıyrılıp çıkabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Böyle bir ruh, dünyevî telâş ve endişelerden kurtulduğu gibi, herkesin korkup tir tir titrediği ölüm ve ölüm ötesi handikapları da اِرْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً &#8220;O senden, sen de O’ndan hoşnut olarak dön Rabbine.&#8221;[7] iltifat ve teveccühleriyle gülerek karşılar ve ölümü var olmanın en tatlı, en imrendirici neticesi olarak görür. O, ölümle noktalanan dünya hayatından sonra -İbni Abbas’ın mezarının başında duyulduğu gibi- her menzilde [8]اِرْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً fermânını işitir, kabir hayatını cennet yamaçlarında geçirir, mahşeri bir hayret ve hayranlık olarak duyar, mizanı bir mehâfet ve mehâbet neşvesi içinde yaşar, köprüyü de mecburi istikamet olduğu için geçer; geçer ve ruhunda itminâna ermiş gönüllerin karargâhı olan cennete ulaşır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Böyle bir ruh için dünya affa giden yolda hazırlanmış bir Arafat; ondaki zaman, büyük bayram için bir arefe; ukbâ ise bayramlar bayramıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي اْلآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الْمُخْتَارِ وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ اْلأَخْيَارِ</p>
<p style="font-weight: 400;">Sızıntı, Nisan 1991, Cilt 13, Sayı 147</p>
<p style="font-weight: 400;">[1] Fetih sûresi, 48/4</p>
<p style="font-weight: 400;">[2] Bakara sûresi, 2/260</p>
<p style="font-weight: 400;">[3] Bkz. Bakara sûresi, 2/62, 112, 262, 274, 277</p>
<p style="font-weight: 400;">[4] Fussılet sûresi, 41/30</p>
<p style="font-weight: 400;">[5] Ra’d sûresi, 13/28</p>
<p style="font-weight: 400;">[6] Buradaki tabirler sırasıyla; &#8220;kalbde cemâl-i ilahiyye müşahedesinin eserini duymak&#8221;, &#8220;kalbde sürekli tütüp duran Allah arzusu&#8221;, &#8220;varlığın Hakk’ın varlığıyla kâim bilinmesi&#8221;, &#8220;kelâmın da O’nun kelâmından geldiği şuuru&#8221; manalarındadır</p>
<p style="font-weight: 400;">[7] Fecr sûresi, 89/28</p>
<p style="font-weight: 400;">[8] Fecr sûresi, 89/28</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“O[sallallâhu aleyhi ve sellem], Güzel Ahlakıyla Etrafındakilerin Sevgisini Kazandı”</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/osallallahu-aleyhi-ve-sellem-guzel-ahlakiyla-etrafindakilerin-sevgisini-kazandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:40:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260675</guid>

					<description><![CDATA[Sir William Muir “Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem], yetenekli ve tecrübeli bir hükümdarın bütün niteliklerini sergiledi. Ancak çok gariptir ki kendisi ümmiydi. Fark gözetmeksizin bütün takipçilerine anlayış ve zarafetle davranması, dikkat çekici bir vasfıydı. Tevazu, nezaket, sabır, fedakârlık ve cömertlik; ahlakında görülen keyfiyetlerdi, böylelikle etrafındakilerin sevgisini kazandı. Hayır demekten hoşlanmazdı. Olumlu bir cevap veremediği bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Sir William Muir</p>
<p style="font-weight: 400;">“Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem], yetenekli ve tecrübeli bir hükümdarın bütün niteliklerini sergiledi. Ancak çok gariptir ki kendisi ümmiydi. Fark gözetmeksizin bütün takipçilerine anlayış ve zarafetle davranması, dikkat çekici bir vasfıydı. Tevazu, nezaket, sabır, fedakârlık ve cömertlik; ahlakında görülen keyfiyetlerdi, böylelikle etrafındakilerin sevgisini kazandı. Hayır demekten hoşlanmazdı. Olumlu bir cevap veremediği bir taleple karşılaştığında sessiz kalmayı tercih ederdi. Davet edildiğinde, fakir bir kişinin evine bile gitmeyi reddetmezdi veya kendisine sunulan basit bir hediyeyi bile geri çevirdiği bilinmezdi. Bir topluluk içinde her ferde kendisini ayrıcalıklı bir misafir hissettirme gibi ender görülen bir kabiliyete sahipti. Bir muvaffakiyetle sevinen biriyle karşılaştığında gönülden gelen bir tavırla onun elinden tutardı. Bela ve sıkıntılara düşenlerle ise şefkatle ilgilenirdi. Küçük çocuklara karşı nazikti; oyun oynayan bir grup çocuğa selam vermekten çekinmezdi. Kıtlık zamanlarında bile yiyeceğini başkalarıyla paylaşırdı ve çevresindeki herkesle özenle ilgilenirdi. Samimi ve şefkatli bir ruh hâli, onda hâkimdi.”<a href="applewebdata://26337994-7B28-494C-8CCC-F883E704FB81#_edn1" name="_ednref1">[i]</a></p>
<p><a href="applewebdata://26337994-7B28-494C-8CCC-F883E704FB81#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Sir William Muir, <em>The Life of Muhammad</em>, (Vol. IV), London: Smith, Elder &amp; Co., 1861, s. 303.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Popülizm</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/populizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:37:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260673</guid>

					<description><![CDATA[Popülizm son yıllarda sıkça duyduğumuz bir kavram hâline geldi. Bu terim, özellikle siyasi alanda kullanıldığında, bir liderin veya hareketin, geniş kitlelerin desteğini kazanmak için genellikle basit ve çoğunlukla yanıltıcı mesajlarla hareket etmesini ifade eder. Siyasi bir ideoloji olarak popülizm, elitlerin yerine sıradan insanların endişe ve çıkarlarını öncelikli tutar, ancak bu yaklaşımın; ekonomi, kültür ve diğer [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Popülizm son yıllarda sıkça duyduğumuz bir kavram hâline geldi. Bu terim, özellikle siyasi alanda kullanıldığında, bir liderin veya hareketin, geniş kitlelerin desteğini kazanmak için genellikle basit ve çoğunlukla yanıltıcı mesajlarla hareket etmesini ifade eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Siyasi bir ideoloji olarak popülizm, elitlerin yerine sıradan insanların endişe ve çıkarlarını öncelikli tutar, ancak bu yaklaşımın; ekonomi, kültür ve diğer sosyal alanlardaki etkilerini de göz ardı edemeyiz. Son yıllarda, küresel olarak önemli bir ivme kazanmış ve mevcut siyasi ve ekonomik sistemlere karşı çıkma ve halkın egemenliğine inanma ile sıklıkla ilişkilendirilir hâle gelmiştir. Bu ideolojinin temelinde sıradan vatandaşların ihtiyaçlarına ve endişelerine odaklanma ve insanların değişim sağlama gücüne inanma vardır.<a href="applewebdata://D244245E-B8A4-4FC9-8A05-0EE4D74366AA#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Popülist liderler sık sık “gerçek insanlar” adına konuştuğunu iddia eder ve dezavantajlı kesimlerin çıkarlarını elitlere karşı savunur. Ancak popülizm olumlu değişimlere yol açabileceği gibi, ayrıştırıcı söylem ve ayrımcı dil kullanımı sebebiyle, insan hakları ihlallerine ve belirli grupların marjinalleştirilmesine yol açtığı için eleştirilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Popülist liderler, ideolojiler ve dinî gruplar; bazıları için itibar kaybı, ayrımcılık ve etiketleme ile sonuçlanan bölünmeler ortaya çıkarmışlardır.<a href="applewebdata://D244245E-B8A4-4FC9-8A05-0EE4D74366AA#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Dünya genelinde sayıları artan popülist hareketler ve liderler, insan hakları ihlallerinin önemli bir sebebi olarak görülmektedir. Popülizm, halkın taleplerini kullanarak toplumun diğer kesimlerine karşı tavır alır, hatta ayrımcılık yapabilir. Bu yüzden popülizmle mücadele etmek için sadece siyasi bir yaklaşım yeterli değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Siyasi alanda popülizm, çeşitli ülkelerde ve bağlamlarda gözlemlenebilir. Mesela Amerika Birleşik Devletleri’nde, eski Başkan Donald Trump’ın 2016 başkanlık kampanyası sırasındaki söylemi, sıradan Amerikalılar adına konuştuğunu iddia ettiği için sıklıkla popülist olarak kabul edilmiştir ve “Amerika’yı Yeniden Büyük Yapmak” vaadi vermiştir. Bu tür bir yaklaşımın, insanların ihtiyaçlarından ve endişelerinden hareket ederek ırkçılığa varan söylemlerle toplumdaki bazı grupları dışladığı söylenebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Popülizm ve İnsan Hakları</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Popülizmin insanların meşru şikayetlerine cevap olarak ortaya çıkabileceği, ancak ayrıştırıcı bir söylem kullanımının, demokratik kurumların erozyonuna ve insan hakları ihlallerine sebep olabileceği unutulmamalıdır. Bu yüzden siyasi liderlerin, sorunları yapıcı ve kapsayıcı bir şekilde ele alması ve bunu yaparken siyasi çıkarlarını bir kenara bırakması son derece önemlidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Birçok ülkede popülist siyasi liderler göz çarpmaktadır. Mesela Amerika Birleşik Devletleri’nde Donald Trump, Brezilya’da Jair Bolsonaro, Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan, Rusya’da Vladimir Putin, Hollanda’da Geert Wilders ve Birleşik Krallık’ta Nigel Farage gibi isimlerin popülist söylemleri ve politikaları, ihtilaflara ve kutuplaşmalara sebep olmuştur. Bu liderler, halkın günlük sorunlarını kullanarak geniş kitlelerin desteğini kazanmak için çeşitli yollar denemişlerdir. Ancak popülist liderlerin söylemleri, toplumda ayrışmaya, hatta nefrete yol açmıştır. Popülizmle mücadele etmek ve insan haklarını korumak için daha kapsamlı ve sürdürülebilir stratejiler geliştirilebilmesi daha bir önem kazanmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Popülist liderler, sık sık “sıradan insanlar” veya “gerçek insanlar” fikrini destekleyen retorikler kullanırlar ve onların haklarının ellerinden alındığını, bu haksızlığı düzeltmek için harekete geçeceklerini vaadederler. Bu da mevcut durumdan memnun olmayan, siyasi sürece inancını kaybetmiş ve hayal kırıklığına uğramış insanlar için bir aidiyet, tanınma ve koruma hissi oluşturur. Popülist liderler, belirli grupları hedef alan bir dil kullanarak onları “gerçek insanlar” için bir tehdit olarak tasvir ederler. Bu yaklaşım, toplumda ön yargı, çatışma, ayrımcılık ve insan hakları ihlallerine sebep olabilir, zira popülist liderler ve hareketler, damgalayıcı bir üslup kullanarak marjinalleştirilmiş grupları hedef alır.<a href="applewebdata://D244245E-B8A4-4FC9-8A05-0EE4D74366AA#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Mesela göçmen karşıtı bir kampanya yürüten bir popülist lider, göçü kısıtlayan politikalar uygulayabilir ve göçmen toplulukların ayrımcılığa mârûz kalmasına yol açabilir. Benzer şekilde, milliyetçiliği teşvik eden popülist liderler, etnik veya dinî azınlıklara karşı ayrımcılık uygulayan politikaları hayata geçirebilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Popülizm ve Damgalama</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Popülizm, yabancı düşmanlığını ve ırkçılığı normalleştirerek ve damgalamalar yaparak düşmanca bir siyasi ortam oluşturur. İnsanların kendilerini güvende hissetmedikleri, hoşgörü görmedikleri ve ayrımcılıkla karşı karşıya kaldıkları bir toplumda, daha fazla ayrışma olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazı grupları “ötekiler” olarak tanımlamak ve “daha az hakka layık olan insanlar” olarak göstermek de ayrımcılığı teşvik ederek damgalamaya sebep olabilir. Bu durum, ayrımcılığa mârûz kalan gruplar üzerinde bir dizi olumsuz etkiye yol açar. Bu etkiler arasında psikolojik hasar, sosyal tecrit, ekonomik zarar, sağlık hizmetlerine yetersiz erişim, insan hakları ihlalleri, şiddet ve kutuplaşma yer alır. Tecrit edilen gruplar üzerindeki baskı; yalnızlık hissi doğurabilir ve stres, endişe ve depresyon riskinde artışa sebep olabilir. Bu gruplara karşı beslenen ön yargı; sosyal hayatta ayrımcılığı tetikler. Bu yüzden, marjinalleştirilmiş gruplara karşı ön yargı ve ayrımcılığı teşvik eden popülist ideolojiler, zaten savunmasız olan bu grupların karşı karşıya olduğu sorunları daha da kötüleştirebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ön yargı içeren söylemler ve ayrımcılık ortaya çıktığında, insanî değer ve ilkeleri savunmak öncelikli bir sorumluluktur. Popülist ideolojilerle insanları kışkırtanlara karşı, insan hakları, adalet ve hukukun üstünlüğünü vurgulayan söylemler geliştirmek son derece önemlidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sonuç</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Popülizm, damgalama ve insan hakları arasındaki ilişkiyi anlamak için disiplinler arası bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Bu yaklaşım; siyaset bilimi, sosyoloji, psikoloji ve insan hakları çalışmaları gibi çeşitli alanların bakış açılarını ve bilgilerini bir araya getirerek konuların kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını sağlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Siyaset bilimi popülist hareketlerin ve liderlerin özellikleri hakkında bilgi sağlayabilirken sosyoloji onların yükselişine katkıda bulunan sosyal ve ekonomik faktörleri inceleyebilir. Psikoloji, fert ve grupların popülizme nasıl çekildiğini ve popülist bir retorikle damgalama ve ayrımcılığın nasıl sürdürüldüğünü izah edebilir. İnsan hakları alanında yapılan araştırmalar ise popülizmin ve damgalamanın yol açtığı hak ihlallerini ve bu zorluklarla yüzleşirken ne tür tedbirler alınabileceğini inceleyebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Popülist hareketlerin yükselmesine katkıda bulunan sosyal ve ekonomik faktörleri incelemek de insanî değer ve prensiplerin korunması adına önemlidir. Bir siyaset bilimci, popülist hareketlere karşı seçim reformları önerirken bir sosyolog, ekonomik eşitsizliği ele alan politikalar geliştirebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Popülist ideolojiler ve damgalama, insan haklarını sık sık tehdit eder. Böylesi bir tehditle karşı karşıya kalındığında, katılımcı bir anlayışın teşvik edilmesi ve popülizmin yükselmesine katkıda bulunan temel sosyal ve ekonomik faktörlerin analiz edilmesi gerekmektedir. Sorunun farklı yönlerinin ve çözüm yollarının dikkate alınması önemlidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Fertlerin saygı ve saygınlıkla muamele gördüğünden ve insan haklarının korunduğundan emin olmak için ciddi bir emek ve gayrete ihtiyaç vardır. Diyaloğun, karşılıklı saygının, insan haklarını ve sosyal uyumu teşvik etmek için temel değerler olduğu vurgulanabilir. Her ferdine değer veren toplumlar, sosyal barış ve adaleti sağlayabilir. Popülizmle mücadele ederken hoşgörü ve karşılıklı anlayış kültürünü teşvik etmek için eğitim ve gruplar arası diyaloglar elzemdir. İnsanlar, anlayış ve iş birliği köprüleri kurarak insan haklarının korunduğu bir dünya için çalışabilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://D244245E-B8A4-4FC9-8A05-0EE4D74366AA#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> R. Brubaker, “Why populism?”, <em>Theory and Society</em>, 2017, 46(5), 357–385, doi.org/10.1007/s11186-17-9301-7</p>
<p><a href="applewebdata://D244245E-B8A4-4FC9-8A05-0EE4D74366AA#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> R. Adler-Nissen, “Stigma Management in International Relations: Transgressive Identities, Norms, and Order in International Society”, <em>International Organization</em>, 2014, 68(1), 143-176. doi:10.1017/S0020818313000337</p>
<p><a href="applewebdata://D244245E-B8A4-4FC9-8A05-0EE4D74366AA#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> P. Lynch, M. Sinclair, “The International Service for Human Rights and the Recognition, Participation and Protection of Human Rights Defenders”, <em>The Protection Roles of Human Rights NGOs</em>, Leiden: Brill Nijhoff, 2022, s. 552–573; F. Mégret, “Human Rights Populism”, <em>Humanity: An International Journal of Human Rights, Humanitarianism, and Development</em>, 2022, 13(2), 240–259, doi:10.1353/hum.2022.0010.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Mersiyesi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/deprem-mersiyesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:34:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260670</guid>

					<description><![CDATA[Bir destan yazılmalı asrın felaketine Duygular cem olmalı dehrin helaketine Sanki bir kâbus çöktü ülke saadetine Milletim kan ağlıyor yediden yetmişine Bir değil iki deprem yedi derecesine Enkaz altında kaldı yaşlıdan bebesine Artçılar takip etti, vardı yüzlercesine Feryat figan ulaştı göklerin ötesine Dayanmaz bu yapılar yedinin şiddetine Yüz binler mârûz kaldı yeryüzü hiddetine Düşen bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir destan yazılmalı asrın felaketine<br />
Duygular cem olmalı dehrin helaketine<br />
Sanki bir kâbus çöktü ülke saadetine<br />
Milletim kan ağlıyor yediden yetmişine</p>
<p>Bir değil iki deprem yedi derecesine<br />
Enkaz altında kaldı yaşlıdan bebesine<br />
Artçılar takip etti, vardı yüzlercesine<br />
Feryat figan ulaştı göklerin ötesine</p>
<p>Dayanmaz bu yapılar yedinin şiddetine<br />
Yüz binler mârûz kaldı yeryüzü hiddetine<br />
Düşen bir bomba sanki gece sükûnetine<br />
Bir kıyamet sahnesi geldi gözler önüne</p>
<p>Dünya tek yürek oldu bu deprem âfetine<br />
Koştular her diyardan yardımın erdemine<br />
İnsanlık imtihanda, bakmaz milliyetine<br />
Enkaz altında canlar, kefen yetmez defnine</p>
<p>Vakit yetersiz kaldı depremin bölgesine<br />
Sağ kurtulanlar bile ağlarken ölüsüne<br />
Ateşe düşen yanar, gayrısı öylesine<br />
Dertsiz ve kaygısızlar bakar hâlâ keyfine</p>
<p>Mazlumlar şehit oldu, söz yetmez zalimine<br />
Mallar sadaka oldu bâkî ötelerine<br />
Yetim kaldı çocuklar, emanet milletine<br />
Sema gözyaşı döker yerin ürpertisine</p>
<p>Rabbim koru ülkemi bir daha böylesine<br />
Mârûz bırakma bizi âfetler gölgesine<br />
Ders almayı lütfeyle milletin her ferdine<br />
Rahmet eyle ölene, merhamet dirisine.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
