<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>80 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/sayi/80/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Mar 2025 03:30:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>80 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mâbedlerin Büyülü Dünyası veya Mâbed Medeniyeti-1</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/mabedlerin-buyulu-dunyasi-veya-mabed-medeniyeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 04:51:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başyazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261348</guid>

					<description><![CDATA[Bizim medeniyetimizin en önemli buudunu mâbed kültürümüz teşkil eder. Bizde mâbedler, bütün çevre ve müştemilâtıyla tamamen kendi medeniyet ve kendi kültürümüzün ürünüdür. Bu mâbedler, o kadar ruh ve mânâ köklerimizle irtibatlı, onların gölgesinde hayat o kadar bize ait ve o denli sıcaktır ki, şehirlerimize, şehirlerimizde belli semtlere, hatta köylere ve kentlere birer ufuk teşkil eden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim medeniyetimizin en önemli buudunu mâbed kültürümüz teşkil eder. Bizde mâbedler, bütün çevre ve müştemilâtıyla tamamen kendi medeniyet ve kendi kültürümüzün ürünüdür. Bu mâbedler, o kadar ruh ve mânâ köklerimizle irtibatlı, onların gölgesinde hayat o kadar bize ait ve o denli sıcaktır ki, şehirlerimize, şehirlerimizde belli semtlere, hatta köylere ve kentlere birer ufuk teşkil eden bu mâbedler, bulundukları yerlerin sakinleri için birer ana kucağı kadar şefkatli ve birer yuva kadar da sıcaktırlar. Dört bir yandan gidip mâbede dayanan yollarda mü’minler, günde birkaç defa âdeta vuslat havası yaşar ve Allah’a ulaşıyor olmanın neşvesini duyarlar.<br />
Bizler, nerede olursak olalım, hemen her zaman mâbedlerin gönüllerimize boşalttığı ruh ve mânâyı tabiî bir ihtiyaç çerçevesinde, su gibi, hava gibi yudumlar, teneffüs eder ve bu iklimden yükselen her ses ve sözü, büyülü bir şiir gibi dinleriz. Anadolu –belli bir dönemde onun bu husustaki ihtişamı muvakkat bir küsûfla kararmış olsa da– ondaki mâbedler ve bu mâbedlerin müştemilâtı, kendi aralarındaki mânevî bir râbıta ve değişik sırlı alâkalar ile tek bir mâbed gibidir. Bu büyük mâbedin, teessüs gayesine bağlı kendine göre hizmetlileri, ihtiyar heyetleri ve müdavim cemaatleriyle Allah rızası çizgisinde ve hedef birliği yörüngesinde öyle sağlam bir duruşları ve öylesine inandırıcı bir mahiyetleri vardır ki, bu sihirli kompleksle ilk defa karşılaşan hemen herkes, onu dayandığı uhrevî esasları ve her yanında tüllenen lâhûtî çizgileriyle olabildiğine mucizevî bulur ve âdeta ona büyülenir.<br />
Mâbedler, büyük çoğunluğu itibarıyla bulundukları yerlerde yalnız değillerdir; bunlar, çevrelerindeki medreseler, imarethaneler, misafirhaneler, hatta bazıları itibarıyla tekyeler, zaviyeler, şifahaneler, hamamlar ve kervansaraylar&#8230; gibi tamamlayıcı müştemilâtlarıyla bir bütündürler. Onları bu mülâhaza ile temâşâ eden kimse, her şeyi tastamam düzgün bir insan çehresiyle karşılaşmış gibi olur. Ondan, ruhuna akseden çok farklı ima ve işaretlerle ürperir ve o iklime açık durabildiği ölçüde ondan sımsıcak hoşâmedîler aldığı hissine kapılır. Evet, Mâbud’a açık gönüller için birer iman ve İslâm atlası gibi duran bu mâbedlerin harîminde, her zaman aşk u şevkin, ümit ve emniyetin en büyüleyici şiirleri duyulur, en nefis besteleri işitilir. Bu mâbedler dünyasında, doğudan batıya doğru gidildikçe, günün hemen her saatinde insan göklerin nura gark olduğunu, arzdan semaya “kelime-i tayyibe”lerin yükseldiğini, yerlerin semâvîleştiğini ve göklerin renk ve desen olarak bütün derinlikleriyle arza aksettiğini görüyor gibi olur ve râşelerle yerinde kalakalır. Evet, her an ayrı bir arz dairesinde,</p>
<p>“Gök nura gark olur nice yüz bin minareden,<br />
Şehbâl açınca ruh-u revân-ı Muhammedî;<br />
Ervah cümleten görür “Allahu Ekber”i,<br />
Aks eyleyince Arş’a lisân-ı Muhammedî.”<br />
(Yahya Kemâl)</p>
<p>hakikati tüllenir ve bütün gönüllere dalga dalga ibadet duygusu, şefaat hissi, rahmet esintisi yayılır. Mâbedler, kuruluş gayeleri çizgisinde heyetleri, şekilleri, kubbeleri, minareleri ve harîmindeki mü’minlerin aşk u heyecanları, temkin ve ciddiyetleriyle hep yukarılara işaret eder, ötelerin izdüşümü gibi görünür ve âdeta öteleri gösterirler. Pencerelerden dışarıya akseden aydınlıktan, gökyüzündeki yıldızlarla iç içe girmişçesine sürekli bizlere göz kırpan mahyalara kadar her şey, ukbânın menfezlerinden sızıp bizi saran bir büyü gibi kendine bağlar ve bize tasavvurlarımızı aşkın neler ve neler fısıldar. Biz, her zaman onların çehrelerinde ebediyet âleminin güzelliklerini, kalbî ve ruhî hayat ufkunun aydınlığını, şanlı geçmişimizin renk ve desenini görüyor gibi olur; oralardan yükselen ses ve sözler içinde Hakk’a çağıran kelimelerin büyüsünü duyar, uzak ve yakın geleceğimizle alâkalı beklentilerimiz adına yanıltmayan sinyaller alırız. İşte bu ölçüdeki zengin ufku itibarıyla bütün mâbedler, bir eğitim müessesesi, bir riyazet ocağı; his dünyamızda öteleri duyma hesabına birer tarassut ve tecessüs rasathanesi ve değişik kulluk çeşitleriyle Hakk’a yükselme rampaları gibidirler. Günde birkaç kez bu rampalara uğrayanların ve onların hususî vâridâtıyla kendilerini yenileyenlerin yolda kalmaları, onlara tavır<br />
alanların da Hakk’a varmaları söz konusu olmasa gerek. Ruh dünyamızın aynaları sayılan mâbedler, kuruluşlarına esas teşkil eden fonksiyonlarını eda ettikleri; imanlı gönüllerin, uhrevîlik teneffüs etmek üzere günde birkaç kez koşup onlara sığındığı; sabah-akşam minarelerde ruh-u revan-ı Muhammedî’nin şehbal açtığı; şadırvanların başında abdest alanların iç çekişlerinin su çağıltılarına karışıp Allah’a yükseldiği; güvercinlerin kanat sesleriyle mü’min sinelerden yükselen iniltilerin birer koro teşkil edip revaklarda yankılandığı; gönüllerin o mübarek hazîrelerde her gün Kur’ân ve ilâhilerle banyo yapmaya devam ettiği; gözyaşlarının, musluklardan akan sularla yarışlar yaşadığı; alınların secdeye teşne bulunup, ruhların secde gölgesinde serinlediği sürece bu mâbedler medeniyeti, insanlık âleminin, tıpkı bir metâf gibi ziyaretgâhı olmaya devam edecektir. Bizim medeniyetimizin sikkesi ve mührü sayılan bu mâbedler, şuradan-buradan alınmış herhangi bir hendesî şablon ve plâna değil de, şeâiri ilân esprisine bağlı engin, uhrevî buudlu, bizlere öteleri rasat etme imkânını veren bir blokaja oturtulmuş gibidirler. Onların çehrelerine dikkatle bakıldığında, bu çehrelerde, engin ruh zenginliğimizi, buğu buğu sonsuzluk duygularımızı, mücerredin çerçevesinde iman esaslarına ait tasavvurlarımızı, İslâm şeâirinin renkli çizgilerini, kendi yolumuzda sevinç ve kederlerimizi aksettiren işaretleri, ümitlerimizden fışkıran ışıkları, zaferlerimizden taşan renkleri, hamaset destanlarımızdan en canlı motifleri, kendi romantizmimizden aşk u vuslatları temâşâ edebiliriz. Kezâ, bu mâbedlerin çehrelerinde, büyük niyetlerin nurlarını, yürekten nezirlerin televvünlerini, ana-babaya armağan edilmiş olmanın saygısını, evlât hatırasına inşa edilişin şefkatini, bir hasret ve bir hicrana karşı teselli olmanın izlerini, hatalara kefaret duygusunun solgun renklerini, değişik mazhariyetlere ait şükranın parıltılarını görmek de mümkündür.. evet, bir uçtan bir uca bu mâbedler medeniyetini ne zaman temâşâ ve dinlemeye koyulsak, yukarıda söz konusu edilen hususlardan hiç olmazsa birkaçıyla karşılaşır ve bu Hak evlerini bizden biri gibi buluruz; biz öyle buluruz, onlar da karşılaştığımız her yerde bizim üzerimizde âdeta birer canlı hissi uyarır ve hayallerimize, heykellerinin arkasındaki ruh ve mânâyı aksettirirler.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Dayanışma Örneği: Kök Hücreler</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/sosyal-dayanisma-ornegi-kok-hucreler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 04:45:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261346</guid>

					<description><![CDATA[Kök hücreler, vücudumuzdaki diğer hücrelerin kaynağı olarak takdir edilen ve kendilerine önemli potansiyeller yüklenmiş olan temel hücrelerdir. Esas olarak embriyolojik hayatın erken dönemlerinde yaratılırlar ve vücudumuzdaki bütün doku ve organların kendilerinden gelişmesine aracılık ederler. İnsanlar erişkin döneme gelinceye kadar yavaş da olsa bu vazifelerini sürdürürler. Erişkin dönemden sonra da pek çok doku ve organda mevcudiyetlerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Kök hücreler, vücudumuzdaki diğer hücrelerin kaynağı olarak takdir edilen ve kendilerine önemli potansiyeller yüklenmiş olan temel hücrelerdir. Esas olarak embriyolojik hayatın erken dönemlerinde yaratılırlar ve vücudumuzdaki bütün doku ve organların kendilerinden gelişmesine aracılık ederler. İnsanlar erişkin döneme gelinceye kadar yavaş da olsa bu vazifelerini sürdürürler. Erişkin dönemden sonra da pek çok doku ve organda mevcudiyetlerini sürdürürler.<a href="applewebdata://B331258F-DAA8-47C5-9951-56380CBF1D03#_edn1" name="_ednref1">[i]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">            Dünya hayatına döllenmiş yumurta (zigot) olarak tek hücreden başlıyoruz ve hücre önce iki, sonra, dört, 32, 64 ve 128 şeklinde bölünerek çoğalmaya başladığında, ortaya çıkan hücrelerin hepsi bir mânâda kök hücre sayılabilir. Her bir hücre bölündükçe farklılaşarak kas, kemik, kan, sinir, bağ dokusu ve kıkırdak gibi hücreler hâline getirilmeye başlanır. Farklı bir hücre yaratıldıktan sonra artık onun sahip olduğu DNA programında sadece yapacağı yeni işe ait bilgiler kısmı okunup icraata geçirilir. Kemik hücresi ise İlahî emirlere itaat ederek kemiğe uygun malzeme üretilmesinde istihdam edilir, kas hücresi ise kasa ait proteinler üretilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimiz, sonsuz ilmi ve hikmetiyle hem ileride başımıza gelebilecek kazalar veya yaralanmalar için hem de zaman zaman vücudun ihtiyaç duyabileceği durumlar için bazı hücrelerin farklılaşmadan kök hâlinde, yedek olarak kalmasını takdir etmiştir. Erişkin kök hücreleri, bütün dokulara dönüştürülmeseler de pek çok doku ve organ hâline getirilebilme potansiyellerini korurlar. Bu yüzden, bazı hastalıkların tedavisinde ve dokuların tamir edilmesinde ve yenilenmesinde önemli görevler alacak şekilde donatılmışlardır.<a href="applewebdata://B331258F-DAA8-47C5-9951-56380CBF1D03#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a></p>
<p><a href="applewebdata://B331258F-DAA8-47C5-9951-56380CBF1D03#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> M. R. Hicks, A. D. Pyle, “The emergence of the stem cell niche”, <em>Trends Cell Biol</em>, Feb 2023, 33 (2): 112–123.</p>
<p><a href="applewebdata://B331258F-DAA8-47C5-9951-56380CBF1D03#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> A.g.e.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhsin Alev</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/muhsin-alev/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 04:43:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261344</guid>

					<description><![CDATA[1931 Konya doğumlu Muhsin Alev (Abdul-Muhsin Alkonavi)[i] Ağabeyimiz, 19 Kasım 2019 tarihinde Berlin’de vefat etmiş ve bu şehirdeki Şehitlik Camii Mezarlığı’na defnedilmiştir.          Zübeyr Gündüzalp Ağabey, Konya’daki bir postanede vazife yaparken Muhsin Alev ve Ziya Arun gibi talebelerle ilgilenmiş, Risale-i Nur Külliyatı’nı tanıtarak iman ve Kur’ân hizmetinde onları yetiştirmiştir.          Muhsin Alev’in İstanbul Üniversitesi Edebiyat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">1931 Konya doğumlu Muhsin Alev (Abdul-Muhsin Alkonavi)<a href="applewebdata://BFD45DB1-A394-48E8-A285-C23AAB07A69A#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> Ağabeyimiz, 19 Kasım 2019 tarihinde Berlin’de vefat etmiş ve bu şehirdeki Şehitlik Camii Mezarlığı’na defnedilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">         Zübeyr Gündüzalp Ağabey, Konya’daki bir postanede vazife yaparken Muhsin Alev ve Ziya Arun gibi talebelerle ilgilenmiş, <em>Risale-i Nur Külliyatı</em>’nı tanıtarak iman ve Kur’ân hizmetinde onları yetiştirmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">         Muhsin Alev’in İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne yaptırdığı kayıtla başlayan tahsil hayatı, psikoloji ve sosyoloji eğitimi ile tamamlanmıştır. Daha sonra 1954’te Risale-i Nurların basımından ve neşrinden dolayı hapse düşmemek için Almanya’ya gitmiş ve Berlin Teknik Üniversitesinde inşaat mühendisliğini bitirmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">         Bir yayıncı olan arkadaşı Abdullah Işıklar, kendisi hakkında şu hatıralarını paylaşmıştır:</p>
<p style="font-weight: 400;">         “Onunla birlikte kaldığımız öğrenci yurdunda, ona çok eziyet ediyorlardı. İki de bir polis gelir, dolabını kırar, Nur Risalesi arardı. Muhsin’in sessiz, ama çok tatlı bir tebessümü vardı. Her defasında boynunu büküp gülüşünü tekrarlar, mütevekkilâne ve şikayetsiz olarak dolabını yeniden tamir ederdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">         Bir gün yurt müdürü, Muhsin’in yatağını kapının önüne koymuştu. O boynunu bükmüş ve duruma razı olmak zorunda kalmışken, ben gazeteciliğimin de verdiği güçle müdüre çıktım ve yaptığının yanlış olduğunu söyledim: ‘Benim yatacak yerim var. Muhsin garibandır. Ben ayrılayım, o benim yerimde kalsın’ dedim.</p>
<p style="font-weight: 400;">         Aslında benim de kalacak yerim yoktu, ama bu teklifim yurt müdürü üzerinde etkili oldu. Çünkü gazetecilik fakültesinde öğrenciydim, ama o dönemin çok ciddi bir günlük gazetesi olan <em>Yeni Sabah</em>’ta da muhabir olarak çalışmaktaydım.</p>
<p><a href="applewebdata://BFD45DB1-A394-48E8-A285-C23AAB07A69A#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> “Almanya’da adımı Abdul-Muhsin Alkonavi olarak değiştirdim. Resmi soyadım ‘Alkonavi’dir. Mânâsı ‘Konyalı’ demektir. Konya’da Sadreddin Konevî diye tanınmış bir zat var ya; ona binaen eskiden ‘Alev’ olan soyadımı Almanya’da ‘Alkonavi’ olarak resmen değiştirdim.” “Kendi Dilinden Muhsin Alev Ağabey”, www.kastamonur.com/kendi-dilinden-muhsin-alev-abdulmuhsin-alkonavi-agabey/</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğerlerdeki Çadır Direkleri: Azot</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/akcigerlerdeki-cadir-direkleri-azot/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 04:41:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261342</guid>

					<description><![CDATA[Nihal ile Sema, sahilde küçük bir yürüyüşe çıkmışlardı. Derin birer nefes aldılar. Uzaklara doğru bakarlarken akciğerlerinde neler olduğundan habersizlerdi. Milyonlarca oksijen ve azot atomunu, akciğerlerine doldurmuşlardı. Azot, oksijenin yardımına koşmuş ve göğüslerinin içine sıkışmış olan daracık akciğerlerini, açıldığında 100 metrekare olacak bir çarşaf hâline getirmişti. Oksijen, gergin duran baloncuklardan (alveollar) kolayca kana geçiyor ve gitmesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Nihal ile Sema, sahilde küçük bir yürüyüşe çıkmışlardı. Derin birer nefes aldılar. Uzaklara doğru bakarlarken akciğerlerinde neler olduğundan habersizlerdi. Milyonlarca oksijen ve azot atomunu, akciğerlerine doldurmuşlardı. Azot, oksijenin yardımına koşmuş ve göğüslerinin içine sıkışmış olan daracık akciğerlerini, açıldığında 100 metrekare olacak bir çarşaf hâline getirmişti. Oksijen, gergin duran baloncuklardan (alveollar) kolayca kana geçiyor ve gitmesi gereken yere hızla gidiyordu. Nihal ile Sema bütün bunlardan habersiz, dakikada yaklaşık 20 kere nefes alıyor ve her seferinde kanlarının bir kısmı temizleniyordu. Deniz kenarından dönerken, biraz önce aldıkları oksijen, ayak parmak uçlarına kadar gitmişti bile.</p>
<p style="font-weight: 400;">Azot, oksijen ve hidrojene göre daha az bilgi sahibi olduğumuz bir elementtir. Azotun elementler cetvelindeki simgesi N’dir (nitrojen). Atom numarası yedidir. Renksiz, kokusuz ve tatsızdır. Bütün canlı dokularda bulunur ve birçok bileşiğin yapı taşıdır. Atmosferimizin yaklaşık %78’ini oluşturan azot, gübrenin ana maddesi olup bitkilerin büyümesinde önemli bir rol oynar. Kâinattaki her şey gibi azot da “<em>Muhakkak ki Biz her şeyi bir kaderle, bir ölçü ile yarattık.”</em> (Kamer, 54/49) âyetine uygun olarak, bir denge içinde, olması gerektiği miktarda yaratılmıştır.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çağdaş Bir Rönesans</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/cagdas-bir-ronesans/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 04:38:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261340</guid>

					<description><![CDATA[Batılı ve Doğulu düşünürlerin Hizmet Hareketi hakkında son yıllarda yayımladıkları eserler gibi, Arap entelektüeller de Hizmet’i ve muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’yi yakından takip ederek önemli eserlere imza atmaktadır. Cezayirli ilahiyatçı Süleyman Aşrati’nin 2017 yılında yayımlanan, Çağdaş Bir Rönesans: Global Bir Medeniyet Dirilişi İçin Gülen’in Düşünceleri isimli kitabı, kütüphanelerde yerini almıştır. Bu eser, muhterem Hocaefendi’nin ortaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Batılı ve Doğulu düşünürlerin Hizmet Hareketi hakkında son yıllarda yayımladıkları eserler gibi, Arap entelektüeller de Hizmet’i ve muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’yi yakından takip ederek önemli eserlere imza atmaktadır. Cezayirli ilahiyatçı Süleyman Aşrati’nin 2017 yılında yayımlanan, <em>Çağdaş Bir Rönesans: Global Bir Medeniyet Dirilişi İçin Gülen’in Düşünceleri</em> isimli kitabı, kütüphanelerde yerini almıştır. Bu eser, muhterem Hocaefendi’nin ortaya koyduğu düşünce ve gayretlerin temelinde bulunan yüksek değer ve ideallerin; hayatlarımız, inançlarımız ve ruh dünyamızdaki yerine dikkat çekmektedir. Eserde, maneviyata dayanan evrensel bir medeniyetin inşasına doğru giden bir yolda verilen eserlerin ve sergilenen gayretlerin; sabır, istikamet ve inançla ilmek ilmek örüldüğü, orijinal bir üslup ve anlatımla ortaya konulmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">“Her medeniyet bir düşünce ile başlar ve irfan ile hitama erer. Başlangıç ve sonun arasında niyet, himmet ve adanmışlık bulunur.”<sup>1</sup> ifadelerinin yer aldığı ön söz yazısında, muhterem Hocaefendi’nin, geniş kitleleri müsbet harekete teşvik eden düşüncelerinin, hayata makul ve sağlam bir şekilde yansımasından bahsedilmektedir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/ihlamurlar-cicek-actigi-zaman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 04:19:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hatıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261338</guid>

					<description><![CDATA[Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa. Sîne hâhem şerha şerha ez firâk, Tâ bigûyem şerh-ı derd-i iştiyâk. (Hazreti Mevlânâ) (Ayrılıktan yanmış yakılmış bir yürek isterim, Ayrılık derdini anlatabilmek için). Kalbim kasvet bağlayıp yollar da sarpa sarınca, Ümidimi affına merdiven yaptım. Günahım gözümde büyüdükçe büyüdü, Ama onu alıp affının yanına koyunca, affını tasavvurlar üstü büyük [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa.</p>
<p>Sîne hâhem şerha şerha ez firâk,<br />
Tâ bigûyem şerh-ı derd-i iştiyâk.<br />
(Hazreti Mevlânâ)</p>
<p>(Ayrılıktan yanmış yakılmış bir yürek isterim,<br />
Ayrılık derdini anlatabilmek için).</p>
<p>Kalbim kasvet bağlayıp yollar da sarpa sarınca,<br />
Ümidimi affına merdiven yaptım.<br />
Günahım gözümde büyüdükçe büyüdü,<br />
Ama onu alıp affının yanına koyunca,<br />
affını tasavvurlar üstü büyük buldum.<br />
(İmam Şafiî Hazretleri)</p>
<p>Sabahın ilk saatlerinde, dilinde dualarla, güvercin tedirginliğinde yol alıyordu. “Muzdarip ruhlar ancak birbirlerini gördüklerinde huzur bulurlar.” sözündeki gibi, kardeşlerinin derdini derdi bilen bir muavenet kahramanının iş yerine gidiyordu. İçeriye girdiğinde dört yıldır görmediği bir dostu ile karşılaştı. Arkadaşı, “Buraya geleceğini öğrendim, gelmişken göreyim diye bekledim.” dedi. Mutlu olmuştu onu gördüğüne. Birlikte kahvaltı yaptılar. Ayrılmaya yakın arkadaşı, “Hayatın aynı, ama seni iyi gördüm.” dedi. “İyiyim ve iyi olmak zorundayım.” deyiverdi gayriiradî. Dostu heyecanla “Bunca yıl yalnız yaşamak zor değil mi?” deyince, “Mecburum.” dedi. “Çocuklar nasıl?” diye sordu dostu. Gözleri buğulandı ve “İyiyiz diyorlar, ama…” dedi ve devamını getiremedi. Bahaettin Karakoç’un şiirinden bir bölüm okudu:</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateş Karıncaları ve Verimlilik Hesabı</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/ates-karincalari-ve-verimlilik-hesabi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 04:16:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261336</guid>

					<description><![CDATA[Dünya çapında 200 kadar türü bulunan ateş karıncaları (Solenopsis sp.) “ateş” gibi yakıcı ve ağrılı ısırıklarıyla meşhurdurlar. Vücutları genellikle kırmızıya yakın renkte olup 1–5 mm boyutlarındadır. Kış uykusuna yatmamaları veçok düşük sıcaklıklara dayanıklı olmalarıyla bilinirler. Genellikle şekerli maddelerle beslenirler ve böcekleri avlayarak protein ihtiyaçlarını karşılarlar. Savunma sırasında insanları veya hayvanları ısırdıklarında ağrılı yanmalar meydana gelebilir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Dünya çapında 200 kadar türü bulunan ateş karıncaları <em>(Solenopsis sp.)</em> “ateş” gibi yakıcı ve ağrılı ısırıklarıyla meşhurdurlar. Vücutları genellikle kırmızıya yakın renkte olup 1–5 mm boyutlarındadır. Kış uykusuna yatmamaları veçok düşük sıcaklıklara dayanıklı olmalarıyla bilinirler. Genellikle şekerli maddelerle beslenirler ve böcekleri avlayarak protein ihtiyaçlarını karşılarlar. Savunma sırasında insanları veya hayvanları ısırdıklarında ağrılı yanmalar meydana gelebilir. Asıl yayılış yerleri Güney Amerika olmakla beraber, birçok farklı bölgeye dağılmışlardır. Hemen hemen bütün karıncalarda olduğu gibi ateş karıncaları da koloni hâlinde yaşayan sosyal böceklerdir. Bir kolonide işçiler, askerler, temizlikçiler, yavru bakımcılar ve ana karınca (kraliçe) gibi farklı roller verilmiş gruplar bulunur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ateş karıncaları, yer altındaki tünellerde yaşarlar. Fakat yağışlı mevsimlerde su  seviyesinin yüksekliğine göre kuru bölgelere göç ederler. Bu göç sırasında her bir fert, sanki köprü ve sal ustasıymış gibi kendi vazifesini bilip bedenini birbirine bağlayarak sel sularından korunmaya çalışır. Gövdelerinin belli bölgelerine, bilhassa trake solunumu yapılan borucukların ağızlarına hava kabarcıklarını bağlayarak, su altında nefes alabilirler (1. Şekil). Bazen bütün bir koloni, 100.000 karıncadan oluşan, yemek tabağı büyüklüğünde, su üzerinde kalan bir sal inşa edebilir. Tıpkı bütün bir milletin seferberlik ilan etmesi gibi, her fert sevk-i İlahî ile bu yüzen kütlede yerini alır.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cezbe – İncizap</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/cezbe-incizap/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 04:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Ortasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261331</guid>

					<description><![CDATA[Çekme, çekip kendine bağlama, kendinden geçme ve rûhî heyecan sözleriyle ifadelendireceğimiz cezbe, tasavvuf ıstılahında; Allah&#8217;ın, sâliki kendine çekmesi, bundan doğan vecd hâli ve sâlikin beşerî sıfatlardan sıyrılarak ilâhî vasıflarla -ahlâk-ı âliye-i Kur&#8217;âniye de diyebiliriz- ittisafı ve tecelliyât-ı celâl ile vahdeti duyup hissetme veya müşâhedesidir ki, bu tecellilere ma&#8217;kes olan pâk ve müstaid bir ruh, kendini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çekme, çekip kendine bağlama, kendinden geçme ve rûhî heyecan sözleriyle ifadelendireceğimiz cezbe, tasavvuf ıstılahında; Allah&#8217;ın, sâliki kendine çekmesi, bundan doğan vecd hâli ve sâlikin beşerî sıfatlardan sıyrılarak ilâhî vasıflarla -ahlâk-ı âliye-i Kur&#8217;âniye de diyebiliriz- ittisafı ve tecelliyât-ı celâl ile vahdeti duyup hissetme veya müşâhedesidir ki, bu tecellilere ma&#8217;kes olan pâk ve müstaid bir ruh, kendini ötelerden kabarıp gelen dalgaların gel-gitlerine salar; tıpkı yüzme ameliyesiyle bütünleşmiş iyi bir yüzücü gibi, endişesiz, korkusuz, telâşsız ve derin bir teslimiyetle; bazen de şevk u tarâb içinde sürekli yüzer-durur.<br />
Cezbe, insanın özüyle irtibatlı “ile’l-merkez (merkez çek)” bir kuvve-i kudsiye tarafından, yine onun yaratılış gayesine ve mahiyet ibresinin gösterdiği ufka doğru bir çekme ve cezbetme ise; incizap, ruha vârid bu davete, onun karşı koymadan “severek, isteyerek geldim” demesidir.<br />
Cezbe, esbab-ı âdiye ile elde edilemeyecek kadar büyük bir mevhibe ve mazhariyettir; bu mazhariyetin biricik sebebi de cebr-i mukaddes ve ihtiyâr-ı mübecceldir. Evet, hem cezbeyi kucaklayacak ruhtaki istidat ve gönüldeki safvet hem de meâlı̂ye müştak bu nezih fıtratın ikinci bir mevhibe ile şereflendirilmesi; ikisi de Hakk’a aittir. يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَۤاءُ  ذٰلِكَ فَضْلُ ا ِ “ İşte bu, Allah’ın bir fazlıdır; onu dilediğine verir;1 verir de bir “ân-ı seyyâle” içine, koca zaman parçalarını ve onlardaki şuûnâtı sığıştırır.. bir tek adıma, cennetlere ulaşma gücünü bağışlar ve bir nazara, kömürü elmas hâline getirme kabiliyetini bahşeder.<br />
Evet, insan iradesiyle aşılması imkânsız gibi görünen çok uzun mesafeler, çok baş döndürücü irtifâlar, Hakk’ın cezbedip yükseltmesiyle, miraç gibi, bir hamlede, bir nefhada gerçekleşiverir. Bu mânâya işaret içindir ki, bir mübarek sözde şöyle denmiştir: جَذْبَةٌ مِنْ جَذَبَاتِ الرَّحْمٰنِ تُوَازِي عَمَلَ الثَّقَلَيْنِ “Hazreti Rahmân’ın cezbelerinden tek bir cezbe, ins ü cinnin ameline (amelleriyle elde edilen kurbete) denktir.”2<br />
Hakk’ın cezbiyle ruhlarında, iman-islâm- ihsan esrarını duyan münceziplere “Üveysî meşrep” denir ki, bunların bütün duygu, düşünce, hissiyat ve davranışları, o kudsî cezbe ile müncezip olmaları sayesinde hep istiğrak ve hayret içinde geçer.<br />
Bazen de, cezbe ile riyazet ve ibadet arasında “devir” gibi bir “salih daire” teşekkül eder; hak yolcusu, ibadet ve riyazeti ölçüsünde cezbe ile taltif edilir ve cezbesi nisbetinde de kendini riyazet ve ibadete verir. Şer’î kıstaslar ibresinin gösterdiği istikamette hareket edildiği sürece de bu alışveriş ve bu doğurgan geçme ve ruhî heyecan sözleriyle ifadelendireceğimiz cezbe, tasavvuf ıstılahında; Allah’ın, sâliki kendine çekmesi, bundan doğan vecd hâli ve teselsül devam eder. Aksine, Mişkât-ı Muhammed’in (aleyhi ekmelüttehâyâ) nur-efşân ikliminden uzaklaşıldığı ölçüde de, çeşit çeşit iltibaslar baş gösterir, laubalilikler zuhur eder ve şer’î mükellefiyetlerin hafife alınması gibi zulmanî hâllerle karşılaşma “fasit daire”leri içine girilir.<br />
Her şeyden evvel cezbe bir istidat ve bir ilk mevhibedir. Allah’ın bu ilk cebrî atâsı olmadığı takdirde, hak yolcusu, mücerred riyazet, ibadet ve tasfiye ile ne o cezbeyi elde edebilir ne incizaba erebilir ne de “ism-i Vedûd”dan süzülüp gelen ışıkla, kâinat çehresindeki cezb u incizab dalgalanmalarını görüp anlayabilir.. ve böyle birisine, “hiçbir şey değil” denmesi doğru olmasa bile, ciddî bir şey olduğunu söylemek de oldukça zordur.<br />
“Cezbe-i aşk olmayınca neylesin şeyhim beni, Hak’tan ilham gelmeyince neylesin şeyhim beni..!” (Yunus) Cezbe insanı, bazen kendini feyz-i ilâhî muhitinde müstağrak görerek, dünyayı da, ukbâyı da, dünya ve ukbâ ile münasebetlerini de öyle bir nisyana gömer ki, artık O’nun tecellilerinden başka bir şey göremez. Muallim Naci:<br />
“Bir cezbe verdi tab’ıma bahrin hurûşu kim,<br />
Sandım muhît-i feyz-i ilâhî hayâlimi&#8230;”<br />
der ve kendini, kendi gibi diğer şeyleri de o Câzibedâr-ı Mukaddes’in cezbiyle mest ü mahmur görür. Evet, “Muhabbet-i ilâhiyenin cezbesinden ve şarab-ı muhabbetten herkes ve her şey mesttir: Felek mest, melek mest, nücûm mest, semavat mest, şems mest, kamer mest, zemin mest, anâsır mest, nebat mest, şecer mest, beşer mest ve baştan başa bütün canlılar mesttir.”3<br />
Cezbe iki türlü olur:<br />
1. Hafî (gizli olanı) ki: Cezbeli; Hakk’ı sever, Hakk’ın emirlerini yerine getirmekten derin bir zevk alır ve sürekli daha derin bir haz kaynağına doğru çekildiğini hisseder.<br />
2. Celî (açık olanı) ki: O, her an daha da inkişaf eden, daha da büyülü bir hâl alan çok derin bir duyuş ve sezişle, O Mutlak Câzibedâr’ın cezbiyle, üns, huzur ve itminan tüten sırlı bir dünyaya müncezip olduğunu duyar ve hep meczup olarak yaşar.. tabiî hâlden anlamayanlar da onun hayatındaki televvünâta bakarak onu deli sanırlar. Bu hâl ve bu iltibası ifade etmesi bakımından, Abdülaziz Mecdi Efendi’nin, cünûn redifli şu gazeli oldukça mânidârdır:<br />
“Cezbe derler bir cünûn vardır fevz-i emin<br />
Bundan eyler îtilâ bâlâya esrâr-ı cünûn”<br />
Evet, cezbenin zâhiren cinnete benzeyen yanları vardır; ama yine de ikisi birbirinden çok farklı şeylerdir. Cezbe tecellileriyle hâlden hâle intikal edip duran meczubun idraki, ya kayıp normal beşer idrakinin altına düşer; düşer de, ondan hiss-i selim, akıl ve şer’-i şerifle tevfiki imkânsız hâller zuhur etmeye başlar.. veya yükselip adi insanlar seviyesini aşarak öyle beşer üstü bir zirveye ulaşır ki, onun ötesindeki seyahatinde, hep elinde Sünnet meşalesi, hiss ü aklın önünde sonsuzluğa pervaz eder durur da, görenler onu mecnun zanneder. Heyhât! Aklın altına kayıp düşmüşlük ifadesi cinnet nerede; aklı, hissi tevfik-i ilâhînin yedeğine alıp sürekli onların önünde yürümek nerede.!?</p>
<p style="font-weight: 400;">مَةَ مِنْ كُلِّ  اَللّٰهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ وَالسَّ َ</p>
<p style="font-weight: 400;">إِثْمٍ وَالْغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ برٍِّ وَالْفَوْزَ باِلْجَنَّةِ وَالنَّجَاةَ مِنَ النَّارِ</p>
<p style="font-weight: 400;">َخْيَارِ  َبْرَارِ وَا ْ  وَصَلِّ اللّٰهُمَّ عَلٰى سَيِّدِنَا سَيِّدِ ا ْ</p>
<p>Dipnotlar<br />
1. Hadîd sûresi, 57/21.<br />
2. Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb 4/142; el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 1/397.<br />
3. Bkz.: Bediüzzaman, Sözler s.680 (Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf, Üçüncü Maksat).</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asr-ı Saadette Dil Öğrenimi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/asr-i-saadette-dil-ogrenimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 03:57:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261329</guid>

					<description><![CDATA[Hicretin ilk günlerinde Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna henüz 11 yaşında olan bir çocuk getirildi. Babası, Medine’yi kasıp kavuran Buas harplerinde vefat etmiş ve annesi tarafından büyütülmüştü. Tahminen Hazreti Musab’ın (radıyallâhu anh) Medine’deki gayretleri döneminde, Hicret’ten hemen önce Müslüman olmuş ve Hicret’te Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna çıktığında ezberlediği 17 sûreyi bir çırpıda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Hicretin ilk günlerinde Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna henüz 11 yaşında olan bir çocuk getirildi. Babası, Medine’yi kasıp kavuran Buas harplerinde vefat etmiş ve annesi tarafından büyütülmüştü. Tahminen Hazreti Musab’ın (radıyallâhu anh) Medine’deki gayretleri döneminde, Hicret’ten hemen önce Müslüman olmuş ve Hicret’te Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna çıktığında ezberlediği 17 sûreyi bir çırpıda okumuştu. Bu çocuk, Ensar’dan Hazreti Zeyd ibn Sâbit (radıyallâhu anh) idi. İlerleyen yıllarda Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Yahudilerle yaptığı görüşmeler ve yazışmalar sırasında kendisine yardımcı olması için Zeyd’den İbranice (veya Süryanice) öğrenmesini istemiş, o da 17 günde bu yazıyı öğrenmişti.<a href="applewebdata://29C5C761-4EE1-44AB-A3A9-13F97B013D9A#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> Hazreti Zeyd bu kadar kısa bir sürede bir dili nasıl öğrenmiş ve diplomatik mektup yazıp cevap verecek seviyeye gelmişti?</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Asr-ı Saadet’te Diller</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) büyük dedesi Hazreti İsmail’in (aleyhisselâm) dili olan Arapça, hem Kur’ân’ın hem de İslam’ın dili olmuştur. Hazreti İsmail’in anadili, Sâmî dillerinden olan İbranice (ya da Süryanice) idi ve Mekke’ye ilk yerleşen kabile olan Cürhümlüler’den Arapça öğrenmişti.</p>
<p><a href="applewebdata://29C5C761-4EE1-44AB-A3A9-13F97B013D9A#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> <em>TDV İslâm Ansiklopedisi</em>, c. 44, s. 321–322.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>O  (s.a.s.), Kan Dökmeyi Teşvik Etmedi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/o-s-a-s-kan-dokmeyi-tesvik-etmedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 03:55:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261327</guid>

					<description><![CDATA[Ruth Cranston “[Hazreti] Muhammed’in [sallallâhu aleyhi ve sellem] akidesinde şu temel prensipler dikkat çeker: Tevhit, yardımseverlik ve uhuvvet. Diğer temel düsturlar ise şu şekilde ifade edilir: Nefsanî istekler kontrol altına alınmalıdır. Bütün hayırları ihsan eden Zât’a şükran duyulmalıdır. İnsanlar, amellerinin hesabını ahirette verecektir… [Hazreti] Peygamber, ayrıca ebeveynlere saygı ve şefkat duyulması gerektiğini vurgulamıştır.”[1] “Her dinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Ruth Cranston</p>
<p style="font-weight: 400;">“[Hazreti] Muhammed’in [sallallâhu aleyhi ve sellem] akidesinde şu temel prensipler dikkat çeker: Tevhit, yardımseverlik ve uhuvvet. Diğer temel düsturlar ise şu şekilde ifade edilir: Nefsanî istekler kontrol altına alınmalıdır. Bütün hayırları ihsan eden Zât’a şükran duyulmalıdır. İnsanlar, amellerinin hesabını ahirette verecektir… [Hazreti] Peygamber, ayrıca ebeveynlere saygı ve şefkat duyulması gerektiğini vurgulamıştır.”<a href="applewebdata://1CFD955D-5464-4E5E-9CD2-C55CCDADC551#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“Her dinin dikkat çektiği hususlar vardır. Hinduizm birliği, Budizm özveriyi, Hristiyanlık başkalarına iyilikte bulunmayı vurgular. İslam’ın ana teması ise cömertliktir. İslam’da cömertlik, samimi bir hayırda bulunma isteğinden kaynaklanır ve uhuvvet ve fütüvvet ruhuna dayanır. Bu düstur, İslam tarihinin her döneminde canlı tutulmuştur. Seyyahlar, Müslümanların cömertliklerinden hayranlıkla bahsetmiştir.”<a href="applewebdata://1CFD955D-5464-4E5E-9CD2-C55CCDADC551#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“[Hazreti] Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem] hiçbir zaman kavga çıkarmadı ve kan dökmeyi teşvik etmedi. Savaştığı her muharebe, kendini savunmak içindi. Hayatta kalmak için mücahede etti.”<a href="applewebdata://1CFD955D-5464-4E5E-9CD2-C55CCDADC551#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“Bağdat, Şam ve Kurtuba; iyi bir eğitim almış ve güzel giyinen milyonlarca insanın bulunduğu büyük merkezlerdi. Bir milyon nüfusa sahip Kurtuba’da varlıklı ailelerin evlerindeki banyoların dışında, 300 umumî hamam vardı. Bu şehrin muntazam sokakları, güzel dükkânları, geniş kütüphaneleri ve 12’den fazla medresesi mevcuttu. Hristiyan Avrupa, bu karanlık ve kasvetli dönemde, unutulmuş bilgelik unsurlarını öğrenmek için Endülüs’e gelir ve Müslüman hocalardan ilim tahsil ederdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bilim ve mucitlik alanında Araplar öncüydü. Modern kimya, tıp, cebir ve trigonometri bilgilerimiz, Müslüman âlimlerin çalışmalarına dayanmaktadır. Sayılarımız, ‘Arap rakamları’ olarak adlandırılır. Askerî bilimler ve denizcilik bilimi büyük ölçüde Müslümanların öncülüğünde gelişmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Muhteşem binalar için de onlara minnettarız. Agra’daki Tac Mahal, Delhi’deki Cuma Camii, Kurtuba, Şam ve Kudüs’teki camiler, dünyanın farklı yerlerinden gelen ziyaretçileri büyülemiştir. Asırlar boyunca şairler ve seyyahlar tarafından övgüyle anılan El-Hamra Sarayı ise masallarda bahsi geçen yapıları hatırlatmaktadır.”<a href="applewebdata://1CFD955D-5464-4E5E-9CD2-C55CCDADC551#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ruth Cranston</strong> (1887–1956): Amerikalı yazar. “Anne Warwick” müstear ismiyle romanlar yazdı. Kızıl Haç’ta ve uluslararası iş birliğini destekleyen kurumlarda görev yaptı.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://1CFD955D-5464-4E5E-9CD2-C55CCDADC551#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Ruth Cranston, <em>World Faith: The Story of the Religions of the United Nations</em>, London: Skeffington, 1953, s. 191.</p>
<p><a href="applewebdata://1CFD955D-5464-4E5E-9CD2-C55CCDADC551#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> A.g.e. s. 192.</p>
<p><a href="applewebdata://1CFD955D-5464-4E5E-9CD2-C55CCDADC551#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> A.g.e. s. 204.</p>
<p><a href="applewebdata://1CFD955D-5464-4E5E-9CD2-C55CCDADC551#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> A.g.e. s. 220.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Gece Şahit Olunanlar</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/bir-gece-sahit-olunanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 03:53:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hatıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261325</guid>

					<description><![CDATA[Bir gün onunla aynı evde birlikteydik. Kaldığı oda yan taraftaydı. Birkaç arkadaşımla birlikte onun odasının bitişiğinde bir odada kalıyorduk. Gece yarısı bir ses duydum. Yan odanın kapı sesiydi bu. Kalkıp kaldığımız odanın kapısından dışarı nazar ettim. Baktım o. Paltosunu ve ayakkabılarını giydi.  Sessizce, kimseyi rahatsız etmeden kapıyı açtı ve evden çıktı. Şaşırmıştım. Bu vakitte, yalnız [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Bir gün onunla aynı evde birlikteydik. Kaldığı oda yan taraftaydı. Birkaç arkadaşımla birlikte onun odasının bitişiğinde bir odada kalıyorduk. Gece yarısı bir ses duydum. Yan odanın kapı sesiydi bu. Kalkıp kaldığımız odanın kapısından dışarı nazar ettim. Baktım o. Paltosunu ve ayakkabılarını giydi.  Sessizce, kimseyi rahatsız etmeden kapıyı açtı ve evden çıktı. Şaşırmıştım. Bu vakitte, yalnız başına acaba nereye gidiyordu? Benim onu gördüğümü fark etmedi. Ben de ceketimi giydim ve çıktım ardından. Gecenin karanlığında o önde, ben arkasında, yürüyorduk. Muhtemel tehlikelerden onu korumak maksadıyla kendimi gizliyordum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yıldızlı bir geceydi. Yarıma yakındı ay, ama yine de tatlı bir tebessümü vardı yeryüzüne. Apartmanların alacalı gölgeleri, girintili çıkıntılı siluetleri, bu sessizlik içinde insanın içine ayrı bir ürperti salıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar” şiiri geldi aklıma o an. Bir taraftan onu takip ediyordum, bir taraftan da “Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar / Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi / Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum” gibi kopuk kopuk mısralar, zihnimden akıp gidiyordu.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ah Vatanım!</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/11/03/ah-vatanim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 03:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=261322</guid>

					<description><![CDATA[Kayboldun gözden sisli bir havada çekerken kürekleri. Bilmesin nesiller nehirlere köprü olmuş bedenleri. Gündüz güneş, gece ay seyretti kavuşmayan yürekleri. Koparıldı bedenden bir uzuv gibi ümit çiçekleri. Ah vatanım! Sana olan özlemim işkence izlerinde. Yatağa düşüren zehirli oklar, ağır dost sözlerinde. Açlık telle çevrili ülkemde, kimlik sorar sokaklarda. Nefessiz kalmış solgun yüzler, kanlı ter akar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kayboldun gözden sisli bir havada çekerken kürekleri.<br />
Bilmesin nesiller nehirlere köprü olmuş bedenleri.<br />
Gündüz güneş, gece ay seyretti kavuşmayan yürekleri.<br />
Koparıldı bedenden bir uzuv gibi ümit çiçekleri.</p>
<p>Ah vatanım! Sana olan özlemim işkence izlerinde.<br />
Yatağa düşüren zehirli oklar, ağır dost sözlerinde.</p>
<p>Açlık telle çevrili ülkemde, kimlik sorar sokaklarda.<br />
Nefessiz kalmış solgun yüzler, kanlı ter akar şakaklarda.<br />
Haramîler rüşvet kovalar idam sehpalı pazarlarda.<br />
Görünmez ruhlar okur duaları kimsesiz mezarlarda.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
