<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>81 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/sayi/81/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Mar 2025 03:29:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>81 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mâbedlerin Büyülü Dünyası veya Mâbed Medeniyeti-2</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/02/mabedlerin-buyulu-dunyasi-veya-mabed-medeniyeti-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 00:31:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başyazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271840</guid>

					<description><![CDATA[Mâbedler zinciri içinde, hükümdarlık remzi olarak koca koca tepeleri hatırlatan pek muhteşemleri olduğu gibi, sıradan insanlara işaret eden orta vüs&#8217;attekileri ve ince, zarif hâlleriyle çocuklar ya da gençler için yapılmış gibi görünenleri de vardır. Ne var ki, en büyük ve muhteşeminden en küçük ve en mütevaziine kadar hemen hepsi, aynı ruh, aynı mânâ ve aynı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Mâbedler zinciri içinde, hükümdarlık remzi olarak koca koca tepeleri hatırlatan pek muhteşemleri olduğu gibi, sıradan insanlara işaret eden orta vüs&#8217;attekileri ve ince, zarif hâlleriyle çocuklar ya da gençler için yapılmış gibi görünenleri de vardır. Ne var ki, en büyük ve muhteşeminden en küçük ve en mütevaziine kadar hemen hepsi, aynı ruh, aynı mânâ ve aynı iç muhtevaya bağlılık açısından âdeta bir bütünün parçaları gibidirler. Onlar bize, hep aynı şeyleri mırıldanır, aynı hususlara göndermelerde bulunur ve aynı meseleleri hatırlatırlar; biz de dillerinden anlayabildiğimiz ölçüde onları birer mûsıkî gibi dinler, ifade ettikleri mânâları paylaşır ve onların harîminde bulunduğumuz sırlı zaman içinde bizimle beraber Hazreti Kâdiyü&#8217;l-hâcât&#8217;a el kaldırıp yalvardıklarını duyar gibi oluruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu mâbedlerden kimileri otağını, herkes tarafından görülebilen yüksek bir tepeye kurmuş, muhteşem ve fevkalâde görünümü ile içlerimize haşyet salan manzarasının yanında hayallerimizde dünya ve âhiretin birleşik noktasında duruyor olma hissini uyararak, arzularımızı, iştiyaklarımızı, dâüssılalarımızı harekete geçirip bizi bulunduğumuz zaman ötesine çağırır ve bize kendi iç sırlarından neler ve neler duyururlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kimileri, ince, zarif, yumuşak ve annelerimizin kucağı kadar sıcak iklimleriyle bizlere bağırlarını açmış gibi durur ve ezan çağrısına ihtiyaç bırakmayacak şekilde gönüllerimizi ezelî şefkatin nağmeleriyle kendilerine çağırırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kimileri, postunu düzlüğe sermiş, herkese açık ve günün her saatinde semtine uğrayanlara hoşâmedîleriyle elleri göğsünde &#8220;eyvallah&#8221; diyen bir dervişe.. kimileri, ilim ve araştırmaya açık ufukları, herkese tesir edecek şekilde vakur duruşlarıyla bir müderrise.. kimileri de halkvârî eda ve hâlleriyle hemen her yerde karşılaşacağımız bizim insanımıza benzerler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her biri kendi çapında &#8220;Sidretü&#8217;l-müntehâ&#8221;nın birer gölgesi gibi duran bu kudsî mekânlar neye benzerlerse benzesinler, bunların hemen hepsi de bizim ülkemizin özünden-usaresinden, ruhundan-mânâsından süzülüp çıkmış gibi bir edaya sahiptirler ve bizim mânâ köklerimizle, iç muhtevamızla o kadar uyum içindedirler ki, onlarla ne zaman karşılaşsak, his, idrak veya şuuraltı müktesebatımızdan bir kesitle karşılaşmış gibi oluruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu mâbedler aynı zamanda, inşa edildikleri yerler itibarıyla da sırlı bir kısım hususiyetleri haizdirler: Onların, o mehabetli ve ledünnî görünüşlerinin yanında, incelik, güzellik, zarâfet, ihtiyaç ve estetik gibi yanları itibarıyla da öyle fevkalâde ve mükemmel hâlleri vardır ki; eğer sağlarına-sollarına münasebetsizce yerleştirdiğimiz o hoyrat beton yığınlarını görmez ya da yok farz edersek, onları bulundukları mekânlarla uyum içinde en enfes birer sanat harikası olarak bulur ve büyüleniriz; evet insan, pek çoğu itibarıyla bu sihirli mekânlara doğru yürürken, kendini bir zirveye doğru yükseliyor gibi hisseder.. ve mâbedde hakikîsine ulaşacağı bir terakkînin ilk basamaklarında bulunduğunu sanır. Bilhassa mâbede bağlı eskiden kalma nâzım plânların korunduğu yerlerde, insan yol boyu mâbed hedefli cadde ve sokaklarla, pek çok mescid mücâviri evlerin önünden geçerken hep Allah&#8217;a yürüyor gibi Allah evine yürür.. yürüdükçe içi açılır.. her adımda yeni bir inşirah duyar.. bazen uzun bazen de kısa, ona götüren bütün yolları, duygularında, düşüncelerinde mâbedleştirerek her şeyi zâtî kıymetlerinin çok çok üstünde değerlere ulaştırır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Geçtiği mahalleleri, yürüdüğü sokakları, uğradığı bina önlerini, gölgesine sığındığı duvarları tıpkı tanıdığı insanların yüzleri gibi görür; görür ve âdeta onlardan selâm alır, onlara selâm verir, hepsinden yakınlık duyar, hepsine yakınlığını duyurur.. önünden geçtiği pencereler ışıl ışıl gülücüklerle ona hoşâmedîde bulunur.. uğradığı her yer ve birbirinden ayrı sayılan her mesafe şuurlu birer varlık, hatta bir yol arkadaşı gibi ona refakat eder.. sonra da onu başka refiklere bırakıyor gibi el sallar ve ayrılır. Gelip mâbedin revaklarına veya mâbedi çevreleyen bahçeye ulaştığında da, şadırvan kurnalarından boşalıp dört bir yanda yankılanan su çağıltısı, kanat sesi, ağaç hışırtısı, kuş cıvıltısı ve abdest alanların iç çekişlerinden hasıl olan koro şeklindeki bir hoşâmedîyle karşılanır.. her şeyi, her sesi, her nağmeyi, her güzelliği bir kevser gibi yudumlar.. ve harem dairesine yürüyormuşçasına, kapalı ve olabildiğine mahrem bir kısım hislerle kendisiyle öteler arasında gelir-gider.. sonra da tamamıyla ebedî mihrabına kilitlenir ve sadece O&#8217;nu sayıklar. Artık ne su çağıltısı, ne kanat sesi, ne ağaç hışırtısı, ne de kuş cıvıltısı; tekbirlerle gönlüne akan mânâları duyar ve ürperir.. tehlillerle nefes alır-verir ve soluklanır.. tesbihlerle dolar boşalır.. her seste, her sözde O&#8217;nu duymaya çalışır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evet, namaz yolcusu, gidip bu noktaya ulaşınca artık bütün bütün bulunduğu mekânın havasıyla mest olur ve tasavvurları aşkın lâhûtî bir lezzetle kendini iştiyak ve temkinin gel-gitlerine salar ki, bir mânâda &#8220;haremgâh-ı ilâhî&#8221; de sayılan fizikî bu son durak, duyup hissedenler için canlı-cansız aksesuarıyla âdeta ötelerin nağmeleriyle inler.. insanları huzura hazırlar ve daha ötesine biler.. evet, hüşyâr gönüller için burada her şey hususî lisanıyla O&#8217;nu anar ve her tavır ve davranıştan O&#8217;na ait gizli bir kısım fısıltılar duyulur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hele bir de bu namaz yolcusu, ezanla, kametle ve niyetle bütün bütün dünyevî duygulardan arınıp, &#8220;Allahu Ekber&#8221; diyerek Rabbinin karşısında el pençe divan durabilmişse; işte o zaman, bütünüyle semâvî bir hâl alır ve kendini, enbiyâ, asfiyâ ve evliyânın, Hak karşısında kemerbeste-i ubudiyet içinde bulundukları saflar arasında hissetmeye başlar.. ve önündeki imama uyduğu aynı anda, imamlar imamı Hazreti Ruh-u Seyyidi&#8217;l-Enâm&#8217;a da iktida etmiş olmanın sonsuz hazzını duyar.. kalbinin saffeti ölçüsünde bedenî isteklerine ve cismanî arzularına karşı tamamen kayıtsızlaşır ve âdeta Hak hoşnutluğuna abanmış gibi olur.. gönlünü tamamen O&#8217;nunla doldurur; hiç olmazsa doldurma gayreti içine girer.. bulunduğu hâlin boyasına boyanır.. işte böyle birinin bu şekildeki ledünnî insibağı namaz süresince onu hep huzurun mehabetli yamaçlarında dolaştırır ve ona, dünyada ulaşılması imkânsız mehâfet ve muhabbet ziyafetleri çeker.</p>
<p style="font-weight: 400;">Mâbedin bu iç derinliğinden ötürüdür ki onu, kalben inkişaf etmiş kimseler âdeta, Hakk&#8217;a yürümenin rampası gibi görür.. değil günde beş defa, ona her gün onlarca defa uğrasalar da, her zaman taptaze bir ümit, bilenmiş bir azim ve bembeyaz hülyalarla uğrar; her uğrayışlarında iç içe vuslatlar yaşar, her ayrılışlarında da hicranla ayrılır ve hasretlerini de bir kere daha uğrayacakları mülâhazasıyla serinletirler.. gözleri mâbedde, kulakları minarelerde, ömürlerini minarelerden yükselen çağrıya bağlılık içinde geçirir ve hep mâbed ufuklu yaşarlar.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırlı Sayı π (Pi)</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/02/sirli-sayi-%cf%80-pi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 00:28:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271838</guid>

					<description><![CDATA[Matematik; insan, hayat ve kâinat ilişkisini idrak edebilmek için son derece önemli bir vesiledir. Suyun kaldırma gücü, havanın basıncı ve metallerin genleşme katsayısı gibi yaratılış kanunları, matematiğin diliyle ifade edilir.  Matematikte ilgi çeken konulardan biri de Pi sayısıdır. Bu sayı da diğer sabiteler gibi, matematik dilinde, İlahî isimlerin tezahürüyle bütün varlıkların son derece ölçülü bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Matematik; insan, hayat ve kâinat ilişkisini idrak edebilmek için son derece önemli bir vesiledir. Suyun kaldırma gücü, havanın basıncı ve metallerin genleşme katsayısı gibi yaratılış kanunları, matematiğin diliyle ifade edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"> Matematikte ilgi çeken konulardan biri de Pi sayısıdır. Bu sayı da diğer sabiteler gibi, matematik dilinde, İlahî isimlerin tezahürüyle bütün varlıkların son derece ölçülü bir oranla yaratıldığına işaret eder. Mesela insanın gözlerinden ayaklarına, burnundan kulaklarına varıncaya kadar her uzvunun belirli bir ölçü ve nispet içinde olduğu görülür. Canlı ve cansız her şeydeki nispet ve ölçüler, her şeyin sonsuz bir ilim, emir, kudret ve irade sahibi Allah’ın (celle celâluhu) eseri olduğuna işaret eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Pi sayısı (π), matematiğin temel bir sabiti olup çemberin çevresinin çapına oranını ifade eder. Pi, 3,14159… gibi bir değere sahiptir, ancak kesirli hâli devam eden bir irrasyonel sayıdır, bu yüzden tarih boyunca araştırmalara konu olmuştur. “π” sembolüyle gösterilen Pi, Yunan alfabesinin 16. harfi olup “çevre” anlamına gelen “perimeter” kelimesinin baş harfidir. Pi sayısını ilgi çekici hâle getiren şey, dairenin boyutu ne olursa olsun değerinin değişmemesidir. Pi sayısı, benzersiz bir sıralanışla, sonsuz kesirler dizisi şeklinde belirlenmiş bir düzene sahiptir. Bu sayının dikkat çeken diğer bir yönü ise, irrasyonel bir sayı olması ve kesirli gösteriminin son basamağına ulaşılamamasıdır.<a href="applewebdata://1BB3648C-F4EA-421F-BC13-D4F7B50CDE2B#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> 2020 yılı itibarıyla, Pi sayısı, virgülden sonra 62,8 trilyon basamağa kadar hesaplanmıştır.<a href="applewebdata://1BB3648C-F4EA-421F-BC13-D4F7B50CDE2B#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Pi Sayısının Tarihi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">M.Ö. 250’de, Yunan matematikçi Arşimet, Pi sayısının yaklaşık değerini hesaplamak için ilk algoritmayı geliştiren kişiydi. Arşimet, Pi’nin yaklaşık değerini hesaplamak için çokgenlerin çevresini ve çapını karşılaştırarak bir tahminde bulundu. Bir dairenin içine ve dışına altıgenler çizdi. Daha sonra 96 kenarlı bir çokgene ulaşana kadar sayıyı ikiye katladı. Bu algoritma ile Arşimet, Pi’nin ilk kesirlerini 3,14 olarak belirlemeyi başardı. Bu atılım, hiç bitmeyen sayının sonu gelmeyen hesaplamalarını başlatacaktı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Babil döneminde Pi’nin ilk kullanımı hakkında, kaynaklarda net bir tarih yoktur, ancak M.Ö. 1900’lerde Babil’de bulunan bir kil tablet olan “Yale Plimpton 322” adı verilen yazılarda, üçgenlere indirgenerek yapılan hesaplamalar ve Pi sayısının yaklaşık bir değeri olan 3,125 görülür. Bu durum, muhtemelen inşaat hesaplamaları için kullanılan bu sayının, tam olarak anlaşıldığı veya hesaplandığı anlamına gelmez, çünkü bu tür tabletlerin kullanım gayesi net değildir.<a href="applewebdata://1BB3648C-F4EA-421F-BC13-D4F7B50CDE2B#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Eski dönemlerdeki hesaplamaların çoğu, pratik çalışmalara ve geometri problemlerine uygulanmıştır. Pi’nin kesirli ifadesi veya irrasyonel mahiyeti hakkındaki çalışmalar daha sonraki dönemlerde yapılmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Geometri derslerinde Pi sayısı 3,14 olarak öğretilse de hassas hesaplamaları gerçekleştirmek için virgülden sonra ilk 40 rakamın (3,1415926535897932384626433832795028841971) kullanılması gerekir. Pi sayısının yaklaşık değeri olarak 3,14159 sayısı kullanılırsa, yapılan hesaplamalarda oldukça tutarlı bir değer ortaya konulur. Tabiî ki sapmalar ve hata olması kaçınılmazdır. Mesela dünyanın çevresi hesaplanırken yaklaşık bir değer kullanıldığında, kesin değeri olan 40.075 km yerine 40.000 km gibi bir sonuç elde edilir. Bu, en az 75 km’lik bir hata demektir.<a href="applewebdata://1BB3648C-F4EA-421F-BC13-D4F7B50CDE2B#_edn4" name="_ednref4">[iv]</a></p>
<p><a href="applewebdata://1BB3648C-F4EA-421F-BC13-D4F7B50CDE2B#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Catherine Holecko, “21 Fascinating Facts Behind the Mystery of Pi”, www.rd.com/list/pi-facts/</p>
<p><a href="applewebdata://1BB3648C-F4EA-421F-BC13-D4F7B50CDE2B#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> “A Swiss University Calculates Pi to World Record Breaking 62.8 Trillion Digits”, hypebeast.com/2021/8/swiss-science-university-pi-calculation-world-record-62-8-trillion-digits-computer</p>
<p><a href="applewebdata://1BB3648C-F4EA-421F-BC13-D4F7B50CDE2B#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> E. Robson, “Words and pictures: New light on Plimpton 322”, <em>The American Mathematical Monthly</em>, 2022, 109(2), 105–120.</p>
<p><a href="applewebdata://1BB3648C-F4EA-421F-BC13-D4F7B50CDE2B#_ednref4" name="_edn4">[iv]</a> “How many digits does NASA use for pi?”, gigazine.net/gsc_news/en/20201004-nasa-pi-calculation/</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muzaffer Arslan</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/02/muzaffer-arslan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 00:26:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271836</guid>

					<description><![CDATA[İzmir’de 1961–1962 yıllarında Altın Park’taki Türk Ocağı’na giderdik. Başkanı, Kemâl Fedaî Coşkuner Bey idi. Kendisi Kestanepazarı’ndaki İmam-Hatip ve İlahiyatta Talebe Yetiştirme Derneği’nin başkanı Ali Rıza Güven’in hemşehrisi olduğundan ve zaman zaman Kestanepazarı Yurdu’na gelip öğrencilere konuşma yaptığından, bu toplantılara gitmemize bir engel yoktu. Ancak akşamları yurttan ayrılıp gittiğimiz için, söylenilen saatte toplantıların başlamaması, bizim için [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">İzmir’de 1961–1962 yıllarında Altın Park’taki Türk Ocağı’na giderdik. Başkanı, Kemâl Fedaî Coşkuner Bey idi. Kendisi Kestanepazarı’ndaki İmam-Hatip ve İlahiyatta Talebe Yetiştirme Derneği’nin başkanı Ali Rıza Güven’in hemşehrisi olduğundan ve zaman zaman Kestanepazarı Yurdu’na gelip öğrencilere konuşma yaptığından, bu toplantılara gitmemize bir engel yoktu. Ancak akşamları yurttan ayrılıp gittiğimiz için, söylenilen saatte toplantıların başlamaması, bizim için sıkıntı oluyordu. Bazen toplantıların bir saat geç başladığı olurdu. Ben de üst sınıflardan İhsan Emci Ağabeyimle beraber giderdim. O çok kitap okur ve cemaatleri de iyi tanırdı. Yine bir akşam dönüp yurda doğru gidiyorduk. Hatuniye Camii’nin yanında bir grupla karşılaştık ve selamlaştık. “Ağabey, bunlar kim?” diye sordum. “Bunlar Nur talebeleri… Bunlara hayran oluyorum. Bir söz verdiklerinde saniye şaşırmazlar!” diye cevap verdi. Bu ifade Türk Ocağı toplantılarına bir tepki ifadesiydi. Ben bunlardan bazılarını Kestanepazarı Camii’nin avlusunda da görmüştüm. Pantolonu yamalı olanları da hatırlıyordum. Onlar farklı ve mübarek insanlardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">            İhsan Ağabey beni Agora semtinde ikamet eden Selamî Ağabey’in evindeki Risale-i Nur sohbetine de götürmüştü. Daha sonra Yahya Alkın Ağabey’le bu derslere gidip gelmeye başlayınca Muzaffer Arslan Ağabey’i de tanıdım. Bu ağabeyimiz 1928 senesinde Erzurum’un İspir kazasının Gaziler Köyü’nde dünyaya geldi. 1950’de İzmir’e taşındı. Alsancak Devlet Demir Yollarında üç sene çalıştı. 1954’te istifa edip ayrıldı. Sırf Risale-i Nurlara hizmet mülahazası ile Manisa’ya gitti.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Üstad Bediüzzaman ve Risale-i Nurları tanıdıktan sonra adanmışlık ruhuyla ve yaşatma düşüncesi ile kendi dünyasını, insanların âhiret saadetleri için feda etmeye karar vermişti. Artık bütün Türkiye’yi il il, kasaba kasaba, köy köy dolaşmaya başladı. Risale-i Nurları anlatıyor ve dağıtıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Tabiî bu kolay olmuyordu. Uğradığı beldelerde zaman zaman takibata uğruyor, mahkemelere çıkarılıyor ve hapislere atılıyordu. Onun için bunların pek bir önemi yoktu. Yolun kaderi bu idi.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Üstad Bediüzzaman Hazretleri onun bu gayretlerinden çok memnundu. Muzaffer Ağabey’in gayretleri, 1950’de tanıdığı iman ve Kur’ân hizmetinde, vefat ettiği 2007 yılına kadar aynı ritimde devam etti.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Onun İzmir’de ilk tanıştığı kişilerden biri, Abdurrahman Cerrahoğlu’dur. Risaleleri toplu hâlde ilk defa ondan almıştır. Sonra Mustafa Birlik, Mehmet Uslu ve Hüseyin Çağdır ile tanışmıştır. İlk dönemlerde sohbetleri, hatta vaazları, bilhassa Beşinci Şua’daki meseleler hakkında olmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Ülke çapında Risale-i Nurları yayma gayretini çok büyük fedakârlık, hatta cefakârlık içinde ifâ ediyordu. Bu yolda bazen aç kalırdı. Üstad’ın tabiriyle, “fıtrî nurcu” ifadesine uygun bir hâli vardı.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güzel Günler Tekrar Gelir mi?</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/02/guzel-gunler-tekrar-gelir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 00:25:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hatıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271834</guid>

					<description><![CDATA[“Güzel günler tekrar gelir mi?” diyoruz sıkıntılı günlerden geçerken. Aslında kötü gibi görünen günler, tahmin ettiğimizin ötesinde güzelliklere vesile oluyor, ama insan, o musibet anlarının ne tür güzelliklere gebe olduğunu görmekte zorlanıyor. Küçükken ailece kitap okuma saati olan bir evde büyüyen biri olarak diyebilirim ki temiz bir dimağ ile okunan bilgilerin hafızamızda ayrı bir yeri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">“Güzel günler tekrar gelir mi?” diyoruz sıkıntılı günlerden geçerken. Aslında kötü gibi görünen günler, tahmin ettiğimizin ötesinde güzelliklere vesile oluyor, ama insan, o musibet anlarının ne tür güzelliklere gebe olduğunu görmekte zorlanıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Küçükken ailece kitap okuma saati olan bir evde büyüyen biri olarak diyebilirim ki temiz bir dimağ ile okunan bilgilerin hafızamızda ayrı bir yeri oluyor. Bir gün ailece “sabır” konusunu okurken babamdan “aktif sabır” ifadesini duymuştum. O zamanlar küçük olduğum için tam olarak idrak edememiştim.</p>
<p style="font-weight: 400;">Meğer aktif sabır, elimiz kolumuz bağlıyken bile yapabileceklerimizin en iyisini yapmaya çalışmakmış. Bir dönem bizzat o durumdaydım. Medrese-i Yusufiye’de, kaderin hikmetli terbiyesi altına girmiştim.</p>
<p style="font-weight: 400;">Musibetlerin üzerimize sağanak sağanak yağdığı o dönemde, düşünmeye başlamıştım kendi kendime. Acaba bu sıkıntılardaki hikmetler nelerdi? Boş boş oturmanın sabretmek olmadığını fark etmiş, “aktif sabır” tabirinin mânâsını iliklerime kadar yaşamıştım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Medrese-i Yusufiye’de nefis muhasebesi yapmak için epey vaktim vardı. Aynı zamanda orada, aktif olmayan sabrın, insanı depresyona sürükleyebileceğini fark ettim. Yine orada, şeytanın sağdan yaklaşarak bizi “buhranlar anaforu”na sürüklemeye çalıştığına şahit oldum ve “kazanma kuşağında kaybetme” korkusunu yaşadım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu duygular içindeyken şu âyet-i kerime meali ile karşılaştım:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Yoksa siz, daha önce geçmiş ümmetlerin başlarına gelen durumlara mârûz kalmadan cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlar öyle ezici mihnetlere, öyle zorluklara dûçâr oldular, öyle şiddetle</p>
<p style="font-weight: 400;">sarsıldılar ki Peygamber ile yanındaki müminler bile ‘Allah’ın vaadettiği yardım ne zaman yetişecek?’ diyecek duruma geldiler. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara, 2/214).</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu durum hepimiz için bir imtihan idi. “Yapacağımızı yaptık.” deyip bir kenarda oturmak yoktu. O dönem, her söylediğimizin hakkını verme dönemiydi âdeta. O yüzden bulunduğumuz yeri, bizim için en uygun hâle getirmek, hepimizin vazifesiydi.</p>
<p style="font-weight: 400;">İbadetlerimizi dikkatle ve özenle eda etmeye gayret ediyor, vakit buldukça kendimizi geliştirmeye çalışıyorduk. Satranç oynamayı orada öğrenmiş, çeşitli el nakışlarıyla meşgul olmuştum. İngilizce bilenler, bilmeyenlere ders vermişti. Ramazan ayındaki oruçlar, teravih ve teheccüt namazları, farklı bir kulluk neşvesi içinde eda ediliyordu.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p style="font-weight: 400;">
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Huyu Değişen Hücreler</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/02/huyu-degisen-hucreler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 00:22:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271832</guid>

					<description><![CDATA[Esat Bey, son aylarda sayıları giderek artan ziyaretçilerine Mutaffifîn sûresinin 14. âyetini okumakta ve başına gelen hastalığı anlatmaya çalışmaktaydı. Bu hastalık üç yıl kadar önce başlamıştı. Esat Bey, başarılı bir elma üreticisiydi. Yüzlerce dönüm elma bahçesine gözü gibi bakardı. Meyve ihracatçıları onun elmalarını alabilmek için yarışırlardı. Üç yıl kadar önce, yine bir hasat mevsimi yaklaşmaktaydı. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Esat Bey, son aylarda sayıları giderek artan ziyaretçilerine Mutaffifîn sûresinin 14. âyetini okumakta ve başına gelen hastalığı anlatmaya çalışmaktaydı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu hastalık üç yıl kadar önce başlamıştı. Esat Bey, başarılı bir elma üreticisiydi. Yüzlerce dönüm elma bahçesine gözü gibi bakardı. Meyve ihracatçıları onun elmalarını alabilmek için yarışırlardı. Üç yıl kadar önce, yine bir hasat mevsimi yaklaşmaktaydı. Görünüşe göre, hasat bu yıl da verimli olacaktı. Ancak bahçenin bir köşesindeki birkaç ağacın görünümü pek de iyi değildi. Esat Bey binlerce ağaç arasında birkaç tanesinden ürün alamamanın önemli olmayacağını düşündü.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir gün Esat Bey, bahçesini büyük bir mutlulukla seyrederken aniden kasıklarına bir sancı girdi. Bulantı ve baş dönmesi ortaya çıkmıştı. Bu belirtilere bir de idrarında kanama eklenince telaşla bir hastaneye başvurdu. Yapılan ilk tetkikler sonucunda idrar kesesinde küçük bir kitle tespit edildi. Doktoru hemen bir ameliyat gerektiğini ve bu sayede hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali olduğunu söyledi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Esat Bey, hasat mevsimi olması sebebiyle işlerinin çok yoğun olduğunu söyleyerek mümkünse ameliyatın birkaç hafta ertelenmesini rica etti. Doktoru birkaç haftalık gecikmenin çok önemli olmayacağını söyleyip uzun süreli bir gecikmenin riskleri konusunda ikazlarda bulundu. Esat Bey tekrar işlerine döndü. Hasat, ihracat, hesaplar, yeni dönem hazırlıkları derken aradan epey bir zaman geçti. Bu arada hastalık belirtilerinin tekrar görülmemesi onu rahatlatmış ve ameliyatı ertelemişti. Bir süre sonra da durumu önemsememeye ve unutmaya başladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aradan tam bir yıl geçti ve yeni bir hasat mevsimi geldi. Bu yıl da ürün çok iyi idi. Ancak geçen yıl birkaç ağaçta görülen hastalıklı durum, bu yıl bahçenin aynı bölgesinde, birkaç dönüm içindeki ağaçların tamamında görülmekteydi. Bu durumun önemli olabileceğini düşündü ve Tarım Müdürlüğünden yardım istedi. Bahçeyi incelemeye gelen ziraat mühendisi, ağaçlardan çeşitli örnekler aldı ve tekrar geleceğini bildirdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Birkaç gün sonra gelen mühendis, durumun pek iç açıcı olmadığını ve ağaçları “Erwinia amylovora” adı verilen bir bakterinin istila ettiğini söyledi. Ek olarak şu bilgileri verdi: Bu bakteri elma ve armut gibi ağaçlarda “ateş yanıklığı” denilen hastalığa yol açar. Bu hastalık ilk defa 1793 yılında New York’ta tespit edildi. Daha sonra Kuzey Amerika, Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerine yayıldı. Hem hastalığın çıktığı senenin hem de daha sonraki yılların ürünlerinin bozulması, bu hastalığın önemli bir özelliğidir. Güçlü ilaçlara bile giderek direnç geliştirmesi de hastalığın zararını artırmaktadır. Pek çok ülkede bu konuda çeşitli projeler yürütülmektedir.<a href="applewebdata://506DC0AF-E912-4153-A57C-701A59939D12#_edn1" name="_ednref1">[i]</a></p>
<p><a href="applewebdata://506DC0AF-E912-4153-A57C-701A59939D12#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> H. Ham, “Discrimination and Detection of Erwinia amylovora and Erwinia pyrifoliae with a Single Primer Set”, <em>Plant Pathol J</em>., 2022 Jun;38(3):194–202.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet Değerlerinin Dünya Barışına Katkısı</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/02/hizmet-degerlerinin-dunya-barisina-katkisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 00:20:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271830</guid>

					<description><![CDATA[Eskiden olduğu gibi bu günlerde de dünya, barışı ve huzuru şiddetle arar hâle geldi. Savaşlar artık kaçınılmaz görülüyor ve bu durum halklar üzerinde büyük tedirginliklere sebebiyet veriyor. Bütün bunlar olurken barışa katkı sağlayabilecek sivil toplum kuruluşları, dünyanın farklı noktalarında ciddi baskı ve zorlamalar ile karşılaşıyorlar. Her şeye rağmen selim bir akıl ve vicdanla hareket eden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Eskiden olduğu gibi bu günlerde de dünya, barışı ve huzuru şiddetle arar hâle geldi. Savaşlar artık kaçınılmaz görülüyor ve bu durum halklar üzerinde büyük tedirginliklere sebebiyet veriyor. Bütün bunlar olurken barışa katkı sağlayabilecek sivil toplum kuruluşları, dünyanın farklı noktalarında ciddi baskı ve zorlamalar ile karşılaşıyorlar. Her şeye rağmen selim bir akıl ve vicdanla hareket eden kişiler, dünyada barışın tesisi adına gayretler sergilemeye devam ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlık tarihi boyunca farklı düşünürlerin, barışla alâkalı farklı kanaatleri olmuştur. Platon barışın sevgiyle, Aristo faziletlerle, Erasmus uzlaşma ve hakemlikle, Spinoza güçlü karaktere sahip fertlerle, Locke inançlara saygıyla, Kant mesuliyet duygusuyla, Martin Buber ise diyalogla inşa edilebileceğini belirtmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Günümüzde siyaset ve sosyal bilimciler, barışı üç farklı kategoride ele almaktadır:</p>
<p style="font-weight: 400;">1) Savaş ve şiddetin olmadığı negatif barış.</p>
<p style="font-weight: 400;">2) Adalete dayalı pozitif barış.</p>
<p style="font-weight: 400;">3) Ferdî ve içtimaî seviyede bütünleştirici barış. (İnsanın hayatta kalma ve güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması, hürriyet, adalet, dayanışma, mânâ, gaye ve doğruluk arayışıyla alâkalıdır).<a href="applewebdata://A13EA226-9B16-4C94-987D-55861EFA6207#_edn1" name="_ednref1">[i]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Barışın üç temel ilkesini; haysiyet, tesanüt ve tevazu olarak gören yaklaşımlar da mevcuttur.<a href="applewebdata://A13EA226-9B16-4C94-987D-55861EFA6207#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">İslam bir barış dinidir. Kur’ân, barışın en önemli şartlarından olan bağışlamayı ve uzlaşmayı tavsiye eder.<a href="applewebdata://A13EA226-9B16-4C94-987D-55861EFA6207#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a>Dinin temel direklerinden biri olan zekât, barışa vesile olan sosyal adalete destek verir. Sosyal etkileşim ve diyaloğun temini için de haccın benzer bir yönünün olduğu ifade edilebilir. Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) sünneti de insanlığın selameti, kurtuluşu ve huzuru adına en nuranî rehberdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, barışla alâkalı fikirlerini güçlü bir şekilde ifade etmiş ve bu düşünceleri üzerinden ortaya koyduğu hizmet metotları ile global sulh adına çok büyük katkılarda bulunmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;">“Hizmet Hareketi, barış içinde birlikte yaşama ve insanlığa hizmet etme ortak idealine matuf olarak toplumsal sorumluluk ve hayırseverlik çerçevesinde, eğitim, diyalog ve insanî yardım faaliyetlerini önceleyen, gönüllülüğü esas alan, barışçıl, dinî, sosyal ve kültürel çeşitliliği kucaklayıcı bir sivil toplum hareketidir.”<a href="applewebdata://A13EA226-9B16-4C94-987D-55861EFA6207#_edn4" name="_ednref4">[iv]</a> Hizmet Hareketi’nin bir “barış hareketi” olduğu ve bunu gerçekleştirmek için geniş bir çerçevede hizmetler sunmayı benimsediği görülmektedir.</p>
<p><a href="applewebdata://A13EA226-9B16-4C94-987D-55861EFA6207#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> H.B. Danesh, “Towards an integrative theory of peace education”, <em>Journal of Peace Education</em>, 3(1), 2006, s. 55–78.</p>
<p><a href="applewebdata://A13EA226-9B16-4C94-987D-55861EFA6207#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> “Principles for peace”, principlesforpeace.org/principles-for-peace/</p>
<p><a href="applewebdata://A13EA226-9B16-4C94-987D-55861EFA6207#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> Mesela: Enfal, 8/61.</p>
<p><a href="applewebdata://A13EA226-9B16-4C94-987D-55861EFA6207#_ednref4" name="_edn4">[iv]</a> “Hizmet Hareketi&#8217;nin Temel Değerleri”, afsv.org/wp-content/uploads/2021/09/HIZMET-HAREKETININ-TEMEL-DEGERLERI.pdf</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kızıldeniz ve Bir Kurtuluş Muştusu</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/02/kizildeniz-ve-bir-kurtulus-mustusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 00:18:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271827</guid>

					<description><![CDATA[Sıcak bir aşure günü zihnim kilitli kapılara ve bir türlü bulunamayan anahtarlara odaklıyken, “Dünya her tarafımızdan, gök tepemizden ve kapı üstümüzden kilitli.”[i] satırları Cinnet Mustatili’nin içinden çıkıp bir çığlık gibi yükseliyor. Öyle perdeli ki hakikat, yüreğim bir kafese sıkışmış minik bir kırlangıç gibi çırpınıyor, çıkamıyor. Çıkamadıkça perdelere takılıyor. Boğuştukça nefessiz kalıyorum. Bir anda gelip perdeleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Sıcak bir aşure günü zihnim kilitli kapılara ve bir türlü bulunamayan anahtarlara odaklıyken, <em>“Dünya her tarafımızdan, gök tepemizden ve kapı üstümüzden kilitli.”</em><a href="applewebdata://C7BB5E87-A731-4B66-AA72-576EB63053B5#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> satırları <em>Cinnet Mustatili</em>’nin içinden çıkıp bir çığlık gibi yükseliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Öyle perdeli ki hakikat, yüreğim bir kafese sıkışmış minik bir kırlangıç gibi çırpınıyor, çıkamıyor. Çıkamadıkça perdelere takılıyor. Boğuştukça nefessiz kalıyorum. Bir anda gelip perdeleri dağıtıverecek bir mucizenin umuduna tutunuyor, dualara duruyorum. Ötelerden bir ses, bir soluk umarken s<em>ırrın ardındaki gizli hakikat Hızırvâri bir nida ile sesleniyor:</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> “Dışarıda arama! Aradığın içinde. Bak kalbine! Kilitli sandığın kapılar, hakikatle girmesini bilene hep açıktır. Yönünü değiştir. İçe doğru derinleş. Murad-ı İlahî, enfüste keşfedilmeyi bekliyor.”</em></p>
<p style="font-weight: 400;">Yorgun gözlerimi içime açıyorum.<em> Bakmanın ötesi gözüküyor. Kendi içime yürümek korkutuyor. Bilmediğim yollar, bilmediğim yerler. Dört bir yanım karanlık. Üstelik derin dehlizler var. Dizlerimin bağı çözülüyor. Bir adım dahi atacak mecalim yok. Başım dönüyor. Atomlar, moleküller, dünya dönüyor. Tuhaf bir tavaftayım, kendi ruhumun tavafında… “Ne yana dönsem yalpalayarak kendime (nefsime) çarpıyorum.” </em><a href="applewebdata://C7BB5E87-A731-4B66-AA72-576EB63053B5#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a><em> Bir geçit arıyorum. Bir çıkış, bir menzil… </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Az önceki munis ses, </em>“Rabbim benimledir ve O muhakkak ki bana kurtuluş yolunu gösterecektir!” (Şuarâ, 26/62) diyor. Aradığım anahtar elime tutuşturulmuşçasına ürperiyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zahirden bâtına açılan perdeler hafifçe kıpırdanıyor. Önümde i<em>nce, cılız bir ışık gözüküyor. Işığa doğru attığım adımlar, firuze yeşili ışıklarla bezenmeye başlıyor. Her adımda ışık biraz daha parlıyor ve ben yükseliyorum. Adım adım, merdiven çıkar gibi menzilden menzile ilerliyorum.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> Karşımda öd ağacından, misk kokulu bir kapı var. İçeriye giriş için bir tılsım, bir anahtar gerekli. </em>“Rabbim benimledir ve O muhakkak ki bana kurtuluş yolunu gösterecektir!” <em>mealindeki âyeti tekrarlıyorum. </em><strong>Derken kapı açılmaya başlıyor. İ</strong><em>çerisi çok acayip. İki kadın karşılıyor beni ve anlatmaya başlıyorlar:</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> “Biz İsrailoğullarındanız. Hazreti </em>Musa’nın (aleyhisselam) Allah’tan aldığı vahiy üzere bu<em> gece Mısır’dan Filistin diyarına doğru yola çıkıyoruz. </em></p>
<p style="font-weight: 400;">Başlangıçta Hazreti Musa’ya, kendi kavminden, genç bir nesilden başka iman eden olmadı. Kavmi, Firavun’un ve ileri gelen yetkililerinin, kendilerine işkence edeceklerinden korkuyordu. Çünkü Firavun o ülkede son derece despot ve çok aşırı gidenlerdendi.</p>
<p style="font-weight: 400;"> Hazreti Musa (aleyhisselam) bize, ‘Siz Allah’a iman edip O’na tam bir teslimiyetle bağlandıysanız yalnız O’na dayanıp güvenin!’ dedi.</p>
<p><a href="applewebdata://C7BB5E87-A731-4B66-AA72-576EB63053B5#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Necip Fazıl Kısakürek, <em>Cinnet Mustatili</em>, İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 2010, s. 74.</p>
<p><a href="applewebdata://C7BB5E87-A731-4B66-AA72-576EB63053B5#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> “Ne yana dönsek kendimize çarpıyoruz.” Cahit Sıtkı Tarancı. (Muzaffer Uyguner, <em>Cahit Sıtkı Tarancı: Hayatı Sanatı Eserleri</em>, İstanbul: Varlık Yayınları, 1974).</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Riyâzet</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/02/riyazet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 00:16:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ortasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271825</guid>

					<description><![CDATA[Hayatın disipline edilmesi; yiyip-içme ve yatıp-kalkmanın hamd ü şükür gayeli ve ihtiyaç ölçüleriyle mukayyet hâle getirilerek dengelenmesi şeklinde yorumlayacağımız riyâzet; sofîye ıstılahında, nefsin terbiyesi ve ahlâkın tehzibi mânâlarında kullanılmış, yemek-içmek-uyumak dahil, nefsin arzu ettiği şeylere karşı kesin tavır belirleyerek cismanî istekleri gemleme yolu kabul edilmiştir. Zühd ü takvâ ve kurb u mükâşefe maksadıyla, dünyanın beden-i [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Hayatın disipline edilmesi; yiyip-içme ve yatıp-kalkmanın hamd ü şükür gayeli ve ihtiyaç ölçüleriyle mukayyet hâle getirilerek dengelenmesi şeklinde yorumlayacağımız riyâzet; sofîye ıstılahında, nefsin terbiyesi ve ahlâkın tehzibi mânâlarında kullanılmış, yemek-içmek-uyumak dahil, nefsin arzu ettiği şeylere karşı kesin tavır belirleyerek cismanî istekleri gemleme yolu kabul edilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zühd ü takvâ ve kurb u mükâşefe maksadıyla, dünyanın beden-i hayvânîye bakan zevklerinden kaçınma ve nefsin bâlâpervâzâne arzu ve &#8220;dayatma&#8221;larına karşı, kalbî ve ruhî hayat atmosferine sığınarak, vicdanî ve iradî melekeleri harekete geçirip sürekli Allah yolunda olabilme de riyâzetin bir diğer yorumu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tasavvufta belli işaret kristalleri sayılan &#8220;hâl&#8221; ve &#8220;makam&#8221; rızâ ve muhabbet yörüngeli Hak yolculuğunda, riyazâtla ulaşılan ve duyulan bir kısım ukbâ buudlu televvünlere ve televvünler ötesi, tariflere sığmayan zevk-i ruhânî havuzlarıdır. Bu havuzlara ulaşabilme ve onlarda ruhun muhabbet ve rızâ kanatlı ferah-fezâ dünyasını duyma, yaşama hep riyâzetin kolları arasında, nefsin terbiyesi ve ruhun tehzibi vadilerinde gerçekleşir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Riyâzet insanı, aynı zamanda bir sadâkat eridir. O hem Hak&#8217;la muâmelesinde hem de halkla münasebetlerinde hep vefâ ve sadâkat peşindedir. Zaten, insanın, dünyevî eğilimlerden ve cismanî temayüllerden sıyrılarak, kendini Cenâb-ı Hakk&#8217;a adayıp, hakikat eri olmayı hedeflemesi mânâsına gelen riyâzetin gayesi de, nefsin terbiye edilip insanlığa yükseltilmesi, Allah sevgisinin, insânî duygu, düşünce ve davranışların kaynağı hâline getirilmesi; yani hep Allah için düşünülmesi, Allah için konuşulması, Allah için muhabbet duyulması &#8220;lillah, livechillah, lieclillâh&#8221; dairesi içinde kalınarak, her zaman Hakk&#8217;ın soluklanmasından ibaret sayılmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazılarına göre riyâzet, nefsin horlanıp hakir görülmesi şeklinde de yorumlanmıştır ki, bunu fenalıktan başka bir şey düşünmeyen &#8220;nefs-i emmâre&#8221;ye veya hodgâmlık cihetiyle insanın kendi kendini sıfırlayıp enâniyetten tecerrüdüne ya da şahsî arzuları itibarıyla &#8220;Ölmeden evvel ölünüz!&#8221; teklifine bir cevap sayılabilecek mahiyetteki bedenî istekleriyle ölme mânâsına hamletmek mümkündür. Bu itibarla da buna, &#8220;terbiye-i nefs&#8221; değil de &#8220;riyâzet-i nefs&#8221; demek daha uygun olur ki; tıpkı toprak gibi nefsin de didik didik edilip sürülmesi, bağrına iyi ve güzel şeylerin nüvelerinin saçılması, üzerine, varlığın esas unsurları sayılan su, hava ve ateşin salınması suretiyle yoğrulması, yumuşatılması ve güllere, çiçeklere kâselik yapabilecek kıvama getirilmesi demektir ki:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Toprak ol toprak ki, gül bitsin; zira topraktan başkası gülün mazharı değildir..&#8221; sözleri de zannediyorum bu terbiye ve tekâmülü, bu mahviyet ve tevâzuu anlatmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca, tasavvuf düşüncesinde, nefsi, kendi boşluklarından, kendi zaaflarından uzaklaştırarak ona ikinci bir tabiat kazandırma mânâsına &#8220;riyazâtü&#8217;l-edeb&#8221;; sülûkte, murâdın çok iyi belirlenip tek hedef hâline getirilmesi mânâsına &#8220;riyazâtü&#8217;t-taleb&#8221; şeklinde ikili bir yaklaşım da söz konusu olmuştur ama, bunları da yine, nefsin terbiyesi ve ahlâkın tehzibi mânâlarına ircâ ederek yorumlayabiliriz. Lücce sahibinin: حِكمَتْ اَندَر رَنج تَن تَهذِيبِ عَقل و جَان اَست &#8220;Teni incitmedeki hikmet akl ü cânın tehzibidir.&#8221; şeklindeki sözleri de bu mülâhazayı teyîd eder mahiyettedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Riyâzet mevzuunda, riyâzet erbabınca, farklı şöyle bir taksime de gidilmiştir:</p>
<p style="font-weight: 400;">1) Mübtedîlerin riyazâtı ki; ilim ile ahlâkın, ihlâs ile amelin tehzib edilip, tam bir hakşinaslıkla Hakk&#8217;ın da, halkın da hukukuna riayetten ibaret görülmüştür.</p>
<p style="font-weight: 400;">2) Yolun sonuna yaklaşmışların riyazâtı ki, iç dünyası itibarıyla sâlikin, bütün bütün ağyardan tecerrüd edip, derûnundaki nokta-i istinad ve nokta-i istimdadın sesini alarak, sürekli vicdan ibresinin gösterdiği istikameti takip etmesi.. dahası onun yol mülâhazası ve yolculuk televvünatını tamamen unutması şeklinde yorumlanmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">3) Müntehîlerin riyazâtı ki, hâl ve zevk itibarıyla şâhid ve meşhûd ikiliğinden kurtularak cem&#8217;u&#8217;l-cem -ileride üzerinde durulacak- mertebesine yürünmesinin yani kalbin derinliklerinde esmâ ve sıfâtın vahdetini duyarak Mün&#8217;im&#8217;i aynen Müntakim, Kâbız&#8217;ı tıpkı Bâsıt, Mâni&#8217;i de Mu&#8217;tî gibi görüp zevketmek, farklı ve birbirine zıt gibi görünen esmâ-i İlâhî, sıfât-ı Sübhânî ve onların bütün eserlerini denge ve uyum televvünüyle bir tek şey gibi duyup hazzetmenin ünvanı saymışlardır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ruh Semasında Parlayan Kalb Güneşi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/02/ruh-semasinda-parlayan-kalb-gunesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 00:14:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271823</guid>

					<description><![CDATA[Akıl, nazarını yeryüzündeki hayata hizmet eden göğümüzdeki güneşe çevirmeye niyetlenmişken, ondan daha parlak bir güneşin ruh semasında parıldadığını görür. Biricik dostu kalb ile göz göze gelince, Üstadının, “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku!”[i] sedasını hatırlar. Akıl, âfâkta seyredeceği güneş, ay ve yıldızları, enfüste okumaya koyulur. Zira insanda âlemler gizlenmiştir.[ii] Ruh semasının, güneş gibi bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Akıl, nazarını yeryüzündeki hayata hizmet eden göğümüzdeki güneşe çevirmeye niyetlenmişken, ondan daha parlak bir güneşin ruh semasında parıldadığını görür. Biricik dostu kalb ile göz göze gelince, Üstadının, “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku!”<a href="applewebdata://272594CF-3054-4E6E-9060-65BEEDACBA6E#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> sedasını hatırlar. Akıl, âfâkta seyredeceği güneş, ay ve yıldızları, enfüste okumaya koyulur. Zira insanda âlemler gizlenmiştir.<a href="applewebdata://272594CF-3054-4E6E-9060-65BEEDACBA6E#_edn2" name="_ednref2"><sup>[ii]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;">Ruh semasının, güneş gibi bir kalb, ondan ışığını alan ay gibi bir akıl, göğü süsleyen yıldızlar gibi latifeler ile yazılmakta olduğunu fark eden akıl, bakteriler sayfasında avladığı tecellileri,<a href="applewebdata://272594CF-3054-4E6E-9060-65BEEDACBA6E#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a> ruh seması sayfasında avlamak üzere, ilk olarak dostu kalbe yönelir. Görür ki kalbin mülk ve melekût âlemine bakan iki yüzü var. Hâlık, Muhyi, Hay ve Kayyum gibi isimlerin tecellisi olarak bedene her an hayat ihsan edilmektedir. Hayat ile insanda görünür hâle gelen tecellilerin her kalb atışıyla tazelendiğini gören akıl, nabzına kulak verince, “Göklerde olan, yerde olan herkes, ihtiyaçları için O’na yalvarır (bütün bunları gerçekleştirmek için) O, her an yeni tecellilerle iş başındadır.” (Rahman, 55/29) hakikatini işitir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kalb Güneşi ve Hakiki Hayat</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kalbin mânâ âlemine bakan yüzü ise insanın manevî anatomisinde benzer bir vazifeyi eda eder. İmanın nuru ve şuuruyla İlahî isim ve sıfatların tecellilerine açılan kalb, ibadet ile bu nuranî cilveleri metafizik kılcallara pompalar. Böylece insan, kalb ve ruhun hayat derecesinde teneffüs eder. Tek bir soluk, elbette hayatın devamı için yeterli olmaz. Maddî kalbin, Kayyum isminin tecellisiyle sürekli atışının insan iradesi dışında gerçekleşmesine karşı, manevî kalbin, iman ve ibadet ile hayatiyet kazanması, tefekkür, muhasebe ve murakabe ile Kayyum isminin farklı tecellilerine hazır hâle gelmesi ve böylece devamı, insan iradesine bağlanmıştır.<a href="applewebdata://272594CF-3054-4E6E-9060-65BEEDACBA6E#_edn4" name="_ednref4"><sup>[iv]</sup></a> Bu gerçekleştiğinde kalb, ruh semasının güneşi hâline gelir ve ışığıyla karanlıkları boğar. Akıl, bu ziya ile nurlanır. Latifeler pırıl pırıl yıldızlar gibi ruh semasını süsleyen temaşa noktalarına dönüşür ve “insanca var olmanın, yaşamanın bütün hazları birden duyulur.”<a href="applewebdata://272594CF-3054-4E6E-9060-65BEEDACBA6E#_edn5" name="_ednref5"><sup>[v]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ruhumuzun Heykelini Dikerken</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Üstadının rehberliğinde kalbine açılan akıl, kendini idrak eder. Hay, Kayyum, Sâni ve Hakîm gibi isimlerin nuruyla ruh semasını aydınlatır ve mahiyetindeki kemal ve sanatın kusursuzluğu lisanını okumaya başlar. Sâni ve Hakîm Rabbinin, kendisini tam ve mükemmel bir donanımda yarattığına şahitlik ederek, “Biz insanı en mükemmel sûrette yarattık.” (Tîn, 95/4) âyetinin hükmünü tasdik eder ve Alvarlı Efe Hazretleri gibi haykırır: “Değildir bu bana layık bu bende / Bana bu lütf ile ihsan nedendir?”</p>
<p><a href="applewebdata://272594CF-3054-4E6E-9060-65BEEDACBA6E#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Sözler</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 747.</p>
<p><a href="applewebdata://272594CF-3054-4E6E-9060-65BEEDACBA6E#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> “Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir.” Mehmet Âkif Ersoy, <em>Safahat</em>, İstanbul: Sütun Yayınları, 2007, s. 64.</p>
<p><a href="applewebdata://272594CF-3054-4E6E-9060-65BEEDACBA6E#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> Bakınız: Fatmanur Kılıç, “Bakteriler Âleminde Bir Tefekkür”, <em>Çağlayan</em>, Sayı: 76, Temmuz 2023.</p>
<p><a href="applewebdata://272594CF-3054-4E6E-9060-65BEEDACBA6E#_ednref4" name="_edn4">[iv]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Kalbin Zümrüt Tepeleri-1</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 83.</p>
<p><a href="applewebdata://272594CF-3054-4E6E-9060-65BEEDACBA6E#_ednref5" name="_edn5">[v]</a> A.g.e. s. 74.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Tarihinde Hastaneler</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/02/islam-tarihinde-hastaneler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 00:12:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271821</guid>

					<description><![CDATA[Michael Hamilton Morgan &#8220;Müslümanlar tarafından inşa edilen hastanelerin birçoğu, sarayları andırır, hatta bazen gerçek saraylar olurdu, zira bu binalar, vatandaşların ortalama ömrünü uzatmak ve onları daha sağlıklı bir hâle getirmek maksadıyla saltanat mensupları tarafından bağışlanırdı. Bu hastaneler, Hazreti Peygamber’in [sallallâhu aleyhi ve sellem] insanlara adaletli muamelede bulunmayı teşvik eden beyanı dikkate alınarak idare edilir; fakirlere, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Michael Hamilton Morgan</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Müslümanlar tarafından inşa edilen hastanelerin birçoğu, sarayları andırır, hatta bazen gerçek saraylar olurdu, zira bu binalar, vatandaşların ortalama ömrünü uzatmak ve onları daha sağlıklı bir hâle getirmek maksadıyla saltanat mensupları tarafından bağışlanırdı. Bu hastaneler, Hazreti Peygamber’in [sallallâhu aleyhi ve sellem] insanlara adaletli muamelede bulunmayı teşvik eden beyanı dikkate alınarak idare edilir; fakirlere, hastalara ve bakıma muhtaç kişilere sağlık hizmeti sunulurdu. Hastaneler ve eczaneler, kapılarından içeri girebilen herkese açıktı; yürüyemeyenlerse sedye ile getirilirdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Eczaneler, o günün ilmî seviyesiyle sınırlı olsa da çoğu zaman hastalar üzerinde olumlu tesiri olan ilaçlar dağıtırdı. Batıl inanç veya büyü yerine, deney ve gözleme dayalı ürünler sunan eczaneler, Avrupa&#8217;daki benzerlerinden yıllar önce hizmet vermeye başlamıştı.”<a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“Mısır’da, 13. yüzyıldaki El-Mansurî Hastanesi, 8.000 yatak kapasitesine ve yıllık bir milyon dirhem gelire sahipti. Zengin veya fakir olmasına bakılmaksızın her hastayı tedavi etme politikası, çok dikkat çekiciydi. Erkekler ve kadınlara ayrı mekânlarda hizmetler sunulur, Müslümanlar ve Hristiyanlar için hususî ibadet yerleri hazırlanırdı. Ayrıca bu hastanede eczane, toplantı salonları ve farklı hastalıklar için birimler mevcuttu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hastanenin inşası için kurulan vakfın belgesinde şunlar yazılıydı:<a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Hastane, erkek ve kadın bütün hastalar tamamen iyileşinceye kadar hizmet sunacaktır. Kişi uzaktan veya yakından gelse de, yerli veya yabancı, güçlü veya zayıf, zengin veya fakir, çalışan veya işsiz, kör veya gören, bedenen veya zihnen hasta, bilgili veya okuma yazma bilmeyen olsa da bütün masraflar hastane tarafından karşılanacaktır. Hiçbir değerlendirme ve ödeme şartı yoktur; hiçbir hastaya itiraz edilmez, kimse minnet altında bırakılmaz. Hizmetin tamamı, Rezzak Allah’ın (celle celâluhu) rızası için yapılır.”<a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Michael Hamilton Morgan</strong> (1951 – ): Amerikalı siyaset bilimci, diplomat ve yazar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Michael Hamilton Morgan, <em>Lost History: The Enduring Legacy of Muslim Scientists, Thinkers, and Artists</em>, Washington D. C.: National Geographic, 2008, s. 211–212.</p>
<p><a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> 13. yüzyılda Memluk hükümdarı Kalâvûn (tam adıyla Seyfeddin Kalâvûn el-Elfî el-Mansûr) (1279–1290) hâlâ şehzadeyken, Suriye’ye yaptığı bir askerî sefer sırasında renal kolik rahatsızlığına yakalandı. Şam’daki Nuri Hastanesinde gördüğü tedaviden o kadar memnun kaldı ki tahta çıkar çıkmaz benzer bir kurum kuracağına söz verdi. Sözüne sadık kalarak Kahire’deki El-Mansurî Hastanesini inşa etti. (A. Issa Bey, <em>Histoire des Hopitaux en Islam</em>, Beirut: Dar ar-Ra’id al’Arabi, 1981, s. 151).</p>
<p><a href="applewebdata://8E9A18A5-9828-4CF1-BE75-3DE6E16364C8#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Morgan, a.g.e. s. 212.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lojistik Merkez: Karaciğer</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/01/lojistik-merkez-karaciger/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Dec 2023 23:47:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271819</guid>

					<description><![CDATA[Son yıllarda yapılan araştırmalar, karaciğer ile beyin arasındaki münasebetin sanılandan çok daha fazla olduğunu göstermektedir.[i] Karaciğer yağlanması olan kişilerde şeker hastalığı, kanser ve koroner kalb hastalıklarının yanı sıra hafıza zayıflaması ve erken bunama gibi beyne ait rahatsızlıkların daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Karaciğer yağlanmasında oluşan inflamasyon (iltihap) ve sitokinlerin,[ii] mikroglia[iii] hücrelerini aktifleştirerek bağışıklık sisteminin dengesini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Son yıllarda yapılan araştırmalar, karaciğer ile beyin arasındaki münasebetin sanılandan çok daha fazla olduğunu göstermektedir.<a href="applewebdata://7324C5E1-AF62-4112-84D3-648897613279#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> Karaciğer yağlanması olan kişilerde şeker hastalığı, kanser ve koroner kalb hastalıklarının yanı sıra hafıza zayıflaması ve erken bunama gibi beyne ait rahatsızlıkların daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Karaciğer yağlanmasında oluşan inflamasyon (iltihap) ve <strong>sitokinlerin</strong>,<a href="applewebdata://7324C5E1-AF62-4112-84D3-648897613279#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a> <strong>mikroglia<a href="applewebdata://7324C5E1-AF62-4112-84D3-648897613279#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a></strong> hücrelerini aktifleştirerek bağışıklık sisteminin dengesini bozduğu düşünülmektedir. Genelde % 4,7 oranında görülen erken bunama, karaciğer yağlanması olanlarda %20’ye kadar çıkar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Karaciğer vücudumuzun en hayret verici organlarından biridir. Bir karaciğer hücresinde aynı anda 500 civarında biyokimyevî reaksiyonun olduğunu biliyor muydunuz? Karaciğer bir yandan ilaç veya gıdalarla alınan, sindirim esnasında bağırsaklarda ortaya çıkan toksik (zehirli) maddeleri uzaklaştırırken, diğer yandan birçok faydalı molekülün sentezi görevini de eksiksiz yerine getirir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Karaciğerin görevleri âdeta saymakla bitmez. Mesela safra asitlerini üreterek gıdalarla aldığımız yağların sindirilmesini kolaylaştırır. Karaciğer hücrelerine gelen yağlar, proteinlerle paketler (lipoprotein) hâlinde, kan yoluyla diğer hücrelere gönderilir. Karaciğerde hatırı sayılır miktarda kolesterol üretilir. Bu kolesteroller hücrelerin zarlarına yerleştirilerek hücre bütünlüğü sağlanır, aynı zamanda testosteron ve östrojen gibi cinsiyet hormonları ve D vitamini de kolesterolden sentez edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bağırsaklardan emilen şeker (glikoz) molekülleri de karaciğerde depolanır (glikojenez). Vücut ihtiyaç duydukça, her 20–30 dakikada bir, bu şeker molekülleri kana verilir. Kan basıncımızın dengeli bir şekilde devam etmesinde rol oynayan albümin proteini ile kan pıhtılaşma faktörleri denilen enzimlerin üretilmesi de karaciğerde olmaktadır. Tansiyon hastalarında ani bir tansiyon yükselmesi durumunda, yaratılış emirlerine itaat eden karaciğer, hemen 250–400 ml kadar kanı dolaşımdan çekerek depolar ve dolaşım sisteminden çekilen bu kan vesilesiyle tansiyon düşürülmüş ve beyin gibi organlarımızda damar çatlamasının önüne geçilmiş olunur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her dokunun, ölen hücrelerini değişik derecelerde yenileyebilme özelliği olmasına rağmen, kendini yenileyebilme özelliğinin en yüksek olduğu organ karaciğerdir. Bu yüksek rejenerasyon (yenilenme) özelliği sayesinde, karaciğer nakli yapılan hastalarda, nakledilen küçük bir doku parçası, zamanla büyütülerek normal karaciğer boyutuna ulaştırılır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Karaciğer ikili kan akımına sahip, yani iki damar girişi olan, atar ve toplardamarlardan aynı anda kan alan tek organdır. Kapı toplardamar (hepatik portal vena) doğrudan kalbe gitmeyen, vücuttaki tek toplardamar olma özelliğine sahiptir ve pankreas, mide, dalak, ince ve kalın bağırsaklardan kirli kanı toplayıp karaciğere götürür (portal dolaşım). Bu yolla gelen kan, oksijen bakımından yetersiz olduğundan “sinüzoit” isimli mikroskobik kılcal damarlara gönderilir ve burada, içerisindeki yıpranmış alyuvarlar, bakteriler ve farklı atıklar temizlendikten sonra karaciğerden çeşitli gıda maddeleri eklenerek kalbe yollanır. Bazı vitamin ve mineraller ise depolanmak üzere karaciğerde tutulabilmektedir.</p>
<p><a href="applewebdata://7324C5E1-AF62-4112-84D3-648897613279#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Helene Benveniste, “The Brain’s Waste–Removal System”, <em>Cerebrum</em>, 1-7-2018, www.nebi.nlm.nih.gov/pmc/articles/pml 6353118/</p>
<p><a href="applewebdata://7324C5E1-AF62-4112-84D3-648897613279#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> Hücrelerin bağışıklık, iltihaplanma ve kan yapımı gibi faaliyetlerinde birbirleriyle iletişimini sağlayan protein grubundan maddelerdir.</p>
<p><a href="applewebdata://7324C5E1-AF62-4112-84D3-648897613279#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> Merkezî sinir sisteminde bulunan hücreleri, yabancı madde ve mikroorganizmalara karşı koruyan hücrelerdir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güven</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/12/01/guven/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Dec 2023 23:45:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=271817</guid>

					<description><![CDATA[Güven, hayatımızdaki hemen her şeyin temelini oluşturan bir kavramdır. Aile üyelerimizle, arkadaşlarımızla, meslektaşlarımızla ve toplumun diğer üyeleriyle veya teknolojik uygulamalarla etkileşim kurmak için güvenden istifade ederiz. Günlük hayatımızda “doktoruma güveniyorum”, “eşime güveniyorum”, “Google Haritalar uygulamasına daha çok güveniyorum” gibi ifadeler kullanırız. Peki, güven nedir, nasıl oluşturulabilir veya yeniden inşa edilebilir? Neden bazı insanlara güvenir, bazılarına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Güven, hayatımızdaki hemen her şeyin temelini oluşturan bir kavramdır. Aile üyelerimizle, arkadaşlarımızla, meslektaşlarımızla ve toplumun diğer üyeleriyle veya teknolojik uygulamalarla etkileşim kurmak için güvenden istifade ederiz. Günlük hayatımızda “doktoruma güveniyorum”, “eşime güveniyorum”, “Google Haritalar uygulamasına daha çok güveniyorum” gibi ifadeler kullanırız. Peki, güven nedir, nasıl oluşturulabilir veya yeniden inşa edilebilir? Neden bazı insanlara güvenir, bazılarına da güvenmeyiz?</p>
<p style="font-weight: 400;">Kişiler arası güven, literatürde kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Güvenin tanımlarından biri, “bir tarafın, diğer tarafın eylemlerinden zarar görmeyeceğine inanması”<a href="applewebdata://68111628-39D6-4773-BC4E-AC8EE3EE9A73#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> şeklindedir. Bu bir bakıma, kendini başka birine açma anlamına gelir. İşletme, yenilik ve girişimcilik profesörü Roger Mayer, güvenin üç unsuru olarak “kabiliyet, dürüstlük ve iyilikseverlik” kavramlarını öne sürmüştür. Bu vasıfların bir araya gelmesi, bir kişinin başkalarının gözünde güvenilir olduğuna işaret eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">“Kabiliyet”, bir insanın belirli bir konuda olumlu değişikliklerde bulunmasını sağlayan beceri, yetkinlik, bilgi ve özelliklerdir.<a href="applewebdata://68111628-39D6-4773-BC4E-AC8EE3EE9A73#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a> Güven veren kişinin, belli bir alanda bilgi sahibi ve becerikli olması beklenir. Mesela hastalandığımızda, tıp alanında özel eğitimi olan bir doktora gideriz, bu alanda bilgi ve beceriye sahip olmayan bir tarih öğretmenine değil. Bu öğretmen eğitim konusunda güvenilir olabilir, ancak bu durum, tıp alanında tavsiye vermesine güvenilebileceği anlamına gelmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Güvenin ikinci dayanağı olan “dürüstlük”, güvenilen kişinin, belli prensiplere uyduğuna dair inançla alâkalıdır. Bir ilişkide her bir ferdin, bu prensiplere uyulması gerektiği konusunda hemfikir olması önemlidir.<a href="applewebdata://68111628-39D6-4773-BC4E-AC8EE3EE9A73#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a> Mesela bir eserden kaynak vermeden iktibas yapmak (intihal), dürüstlüğün bulunmadığını gösterir. Güvene dayalı ilişkiler, ancak bütün tarafların aynı prensiplere saygı göstermesiyle devam ettirilebilir.</p>
<p><a href="applewebdata://68111628-39D6-4773-BC4E-AC8EE3EE9A73#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> R. C. Mayer ve ark. (1995). “An integrative model of organizational trust”, <em>Academy of Management Review</em>, 20(3), s. 709–734.</p>
<p><a href="applewebdata://68111628-39D6-4773-BC4E-AC8EE3EE9A73#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> C. Gubbins ve S. MacCurtain (2008), “Understanding the dynamics of collective learning: The role of trust and social capital”, <em>Advances in Developing Human Resources</em>, 10(4), s. 578–599.</p>
<p><a href="applewebdata://68111628-39D6-4773-BC4E-AC8EE3EE9A73#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> L. McFall (1987), “Integrity”, <em>Ethics</em>, 98(1), s. 5–20.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-260671" src="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png" alt="" width="300" height="89" srcset="https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1-300x89.png 300w, https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2023/07/Screenshot-2019-12-01-at-10.42.38-600x178-1.png 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
