<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>85 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/sayi/85/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Mar 2025 07:13:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>85 &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şefkat</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/sefkat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başyazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302298</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde topyekûn dünya ve hususiyle de bizim coğrafyamızdaki milletler, şimdiye kadar olanlardan çok farklı ve öncekilerle kıyas edilemeyecek ölçüde tehlikeli bir dönemeçten geçmekte. Öyle ki, her an bütün dengelerin alt-üst olması, milletlerarası muvazenenin bozulması ve bir kısım herc ü merçlerin yaşanması kaçınılmaz gibi görünüyor. Değişik toplumlar ve bu toplumlar içinde farklı görüşteki, farklı düşüncedeki grupların [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Günümüzde topyekûn dünya ve hususiyle de bizim coğrafyamızdaki milletler, şimdiye kadar olanlardan çok farklı ve öncekilerle kıyas edilemeyecek ölçüde tehlikeli bir dönemeçten geçmekte. Öyle ki, her an bütün dengelerin alt-üst olması, milletlerarası muvazenenin bozulması ve bir kısım herc ü merçlerin yaşanması kaçınılmaz gibi görünüyor. Değişik toplumlar ve bu toplumlar içinde farklı görüşteki, farklı düşüncedeki grupların hemen hepsi sürekli kinle, nefretle, öfkeyle oturup kalkıyor; akla-hayale gelmedik ifnâ ve itlâf projeleri arkasında koşuyor. Her millet ve o milletin içindeki farklı kesimlerin her biri, &#8216;öteki&#8217; dediği şahıs ve grupların, kuş gribine maruz kanatlılar gibi yakaladığı yerde hakkından gelmek istiyor; mütemâdiyen intikam hissiyle homurdanıp duruyor; yeni yeni düşmanlık senaryoları üretiyor ve hep öldüren bir kin ve nefret duygusuyla yatıp kalkıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu atmosferde neş&#8217;et eden insanın sevgiden haberi yok, sevmeyi silip atmış sözlüğünden ve hafızasının hiç renk atmayan en canlı mazmunu &#8216;antipati&#8217;.. o bu hâliyle hiç mi hiç nefrete doymuyor, kinden usanmıyor ve öfkesini aşamıyor; öfkesini aşmak bir yana bu tür şeytanî duyguların tesirinde sürekli haksızlıktan haksızlığa koşuyor; bâtılı hak göstermeye çalışıyor ve o eski tiranların bir ömür boyu işledikleri mesâvîyi rahatlıkla bir-iki aya veya bir-iki seneye sığıştırmasını biliyor. Bu zaviyeden o, melekeleri itibarıyla meflûç, muhakemesi açısından mâlûl ve her şeyiyle öyle bir derbeder ki, ne sıhhatli düşünebiliyor, ne normal bir insan gibi davranabiliyor ne de tutarlı bir fikri var. Bazen cinnete denk tehevvürlere girerek etrafını yakıp yıkıyor; bazen de hiç dinmeyen o gayz ve öfkesiyle kendisini yiyip bitiriyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şimdilerde dünyanın pek çok yerinde fertler de böyle, toplumlar da böyle ve idarî mekanizmayı elinde bulunduran zimamdarlar da böyle. Çoklarının huzura, güvene savaş ilân etmiş gibi bir hâlleri var; hem kendi huzurlarını dinamitliyor hem de umumî emniyeti sarsıyorlar. Hele bir de şiddete ve cebre başvurmaları var ki, onları gören, &#8216;istiklal mücadelesi&#8217; veriyorlar sanır. Böylece, üzerlerinde binlerce mazlumun ahı, intizarı birer lânetlik gibi yaşıyor, sonra da birer mel&#8217;un gibi bir bir devrilip gidiyorlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gerçek bu!.. ve biz ne o köpürüp duran nefreti, öfkeyi dindirebiliyor ne de değişik türden saldırganlıklara &#8216;dur&#8217; diyebiliyoruz. Yok bunları yapacak güç ve imkânımız, dört bir yanımızı saran fitne ateşlerini söndürecek iktidarımız. Ne var ki, elimizde sadece henüz insanlığını bütün bütün yitirmemiş kimselere rahatlıkla verebileceğimiz bir iksirimiz var: &#8216;Şefkat&#8217;. Onunla önümüzdeki handikapları aşmaya çalışacak ve onun sıcak kanatları altında yolumuza devam edeceğiz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şefkat şimdiye kadar onu gönülden temsil edip doğru seslendirenler sayesinde bilmem kaç defa şeytanî fitneleri önledi ve insanlığı ölüm çukurlarına yuvarlanmaktan kurtardı!.. ve kaç defa Cehennem çukurları gibi görünen uçurumları firdevsî bahçelere çevirdi!.. Evet, herkese ve her şeye karşı duyulan karşılıksız sevgi ve alâka; mazlumların, mağdurların mâruz kaldıkları sıkıntıları göğüsleme ve bir anne içtenliğiyle onların üzerine titreme de diyebileceğimiz &#8216;şefkat&#8217;, ilâhî ahlâkın farklı bir tecellîsi, göktekilerin sesi-soluğu ve bütün annelerin sımsıcak nefesinin ayrı bir unvanıdır. Sinesinde bu hissi taşıma bahtiyarlığına ermiş biri, herhangi bir karşılık beklemeden sevgi ve merhamete muhtaç herkese şefkat elini uzatır; gücü yettiğince devrilenleri tutar kaldırır; üşüyenleri ısıtır; yalnızların, gariplerin vahşetini giderir ve kimsesizlere kimse olur. Körler onunla körlüklerini aşar, sağırlar onunla duymaları gerekli olan en önemli şeyi duyar ve ihtimal hep zulüm ile gürleyip duranlar bile onun sükutî beyanlarıyla dillerini yutar, muvakkaten dahi olsa kendilerini sorgulamaya dururlar. Onun bu sihirli derinliğine işaret sadedinde Beyan Sultanı, &#8216;Büyüklere hürmet, küçüklere şefkat göstermeyen bizden değildir&#8217; buyurur.. buyurur ve onu âdeta bir mü&#8217;min şiârı sayar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şefkatte öyle bir güç vardır ki, onunla en katı kalbler yumuşar, en mütemerrit ruhlar dize gelir ve en korkunç düşmanlıklar bile onun karşısında &#8216;pes&#8217; eder. Kini-nefreti çözecek bir iksir varsa o şefkat; şiddeti, hiddeti, düşmanlığı ters yüz edecek bir silâh varsa o da yine şefkattir. Şefkat eden insan, ötelerin dilini kullanan ruhanîlere eş bir gönül insanı ve cehennemler gibi köpüren öfkeleri söndürmede de mânevî bir itfaiyecidir. O, şefkat lisanıyla konuşurken zulüm ve adâvetin dili tutulur; yakıp yıkmaya kilitlenmiş ruhların da eli-kolu bağlanır.. ve yolsuzlar yola gelir. Onunla yumuşayıp yola gelmeyenlerin de hakkından Allah gelir&#8230;</p>
<p style="font-weight: 400;">Şefkat, insanı enginleştiren bir histir ve insan ancak şefkat sayesinde başkalarının sevinç, neş&#8217;e ve huzurunu duyup anlayabilir.. anlar ve onların mâruz kaldıkları olumsuzluklar karşısında sorumluluklarını tam hisseder. Şefkatin hâkim olduğu bir atmosferde sosyal münasebetler daha bir hızlı gelişir ve içtimaî dayanışma âdeta kendi kendine teessüs eder. Böyle bir toplumda herkes birbirini sevgiyle kucaklar. Fertler ve gruplar, aralarında gönül kazanma yarışı yaşarcasına birer rikkat ve samimiyet insanı hâline gelir. Böylece gönül bağları daha bir güçlenir ve işte o zaman başkaları için yaşamadaki o engin zevk de duyulmaya başlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">İsterseniz konuyu biraz daha açalım; eğer şefkat, uzak-yakın çevremizde görüp duyup hissettiğimiz muhakkak acıları göğüsleme, giderme ve muhtemel sıkıntıların önünü keserek bunların yerine sevinç, sürur ve neş&#8217;e ikame etmenin unvanı ise, o bizim için fevkalâde önemlidir. Bir kere sinesi bu yüksek duyguyla çarpan biri, her zaman merhamet hissiyle oturur kalkar.. herkese ve her şeye yumuşaklardan yumuşak bir nazarla bakar.. mağduru-mazlumu, annenin evlâdını, kuşun yavrusunu bağrına bastığı gibi bağrına basar.. himaye ve sıyânete muhtaç kimseler etrafında her an kuşlar ve kuşçuklar gibi kanat çırpar durur.. icabında yemez yedirir ve canını tehlikeye atar, onları korur.. hatta gerektiğinde o uğurda seve seve kendini bile feda edebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aslında, varlık şöyle derinden bir mütalâaya alınsa ve onun sinesine kulak verilse, her yanda şefkatin tüllendiği görülecek ve her taraftan şefkat nağmelerinin yükseldiği duyulacaktır. Kâinat ve eşyânın temel atkıları şefkat, ona nihâî güzelliğini kazandıran da şefkattir: ağaçlar mücessem birer rahmet, meyvelerse tecessüd etmiş birer şefkattir.. insan bir âyine-i rahmâniyet, iman nuranî bir şefkattir.. dünya bir vesile-i saadet, ukbâ bütün ihtişamıyla bir meşher-i şefkattir. Hâsılı, her şeyin mebdei de müntehâsı da rahmettir, şefkattir&#8230;</p>
<p style="font-weight: 400;">Eğer her zaman o yüksek uçan enbiya, evliya ve asfiya gibi tarihî şahsiyetlerin canlara can nuranî menkıbeleri doğru okunabilse, onların o aydınlardan aydın hayatlarında hep şefkatin köpürüp durduğu görülecektir.. evet, onlar her zaman şefkatle soluklanmış, şefkatle oturup kalkmış ve birer şefkat kahramanı olarak yaşamışlardır. Bu böyledir; zîrâ şefkat, insanı dikey (amûdî) olarak Allah&#8217;a yükselten nuranî bir rampa ise, gönlü şefkatle çarpanlar da sonsuza yükselmede sıraya girmiş, o baş döndüren irtifaın üveyikleridir. Böyleleri, tevfik burakına binmiş öyle gök yolcularıdır ki, bugüne kadar onlardan hiçbirinin yolda kaldığı görülmediği gibi, sinesi kinle, nefretle, merhametsizlikle çarpanlardan da hiç mi hiç hedefe ulaşan olmamıştır. Bir parça zahmete katlanıp, susamış bir köpeğin susuzluğunu gideren ahlâksız bir kadının Cennet&#8217;e; aksine, evindeki kediyi aç bırakıp onun ölümüne sebebiyet veren bir tali&#8217;sizin de Cehennem&#8217;e gittiğini Hazreti Sâdık u Masdûk beyan ediyor.. evet, Cennet bir şefkat otağı, Cehennem de bir gayz u nefret zindanıdır. Burada ortaya konan her güzellik Cennet&#8217;te farklı derinlikleriyle sahiplerini beklediği gibi, her çirkinlik de Cehennem&#8217;de ürperten buutlarıyla bahtsız müstehaklarını gözlemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şefkat de, gayz u nefret de bu dünyaya ait birer realite olsalar da, varlığın özü, usaresi şefkattir. Eğer kâinatın mâyesi böyle bir şefkat olmasaydı ne insan ne de başka bir şey vücuda gelemez, gelenler varlıklarını sürdüremezdi; ezilmeleri ezilmeler, devrilmeleri devrilmeler takip eder ve bütün varlık bir kaos sarmalına dönüşürdü. Her yandan yalnızlık feryatları duyulur, her taraf vahşetle inler ve dünya âdeta umumî bir mâtemhane hâlini alırdı. Eğer bugün biz varsak ve varlığımızı sürdürebiliyorsak bu O&#8217;nun şefkatinden; eğer birbirimizi seviyor ve başkaları tarafından seviliyorsak bu da O&#8217;nun rahmetindendir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her şeyden evvel insanî duyguları tetikleyip gönüllerimizi heyecanla şahlandıran şefkat olduğu gibi, duygu ve düşünce dünyamızda iyilik etme, ihsanda bulunma, başkalarını kucaklama hislerini harekete geçiren de yine şefkattir. Şefkatle gürleyen bir sine, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rahmâniyet ve rahîmiyetinin gölgesinde hep bir enginlik sergiler, hep incelerden ince davranır ve hep içten hareket eder. Her zaman sevgi yolunda yürür; yol boyu hayır ve ihsan duygularıyla köpürür durur.. Allah da onun sinesini açtıkça açar, ihsan hissini kat kat lütuflarla mükâfatlandırır ve merhametinin genişliğine göre ona özel teveccühlerde bulunur. Ümit ederim, Allah&#8217;ın, gönüllerimizde şefkat hissini uyaracağı ve bizi içinde bulunduğumuz kabalıklardan kurtaracağı günler çok uzak değildir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görme Sanatı</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/gorme-sanati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:44:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302296</guid>

					<description><![CDATA[Sanat bir lisan ve aynı zamanda iyi bir mürebbidir. Sanatın nefis ve irade terbiyesindeki tesirlerini çok iyi bilen ecdadımız, tahsil çağına gelen gençleri kötü alışkanlıklardan korumak ve onlara disiplin kazandırmak için hüsn-i hat gibi sanatları öğretirlerdi. Gençler, hocalarının dizlerinin dibinde yazı tahsiliyle beraber sabır, çalışkanlık, tertip ve temizlik gibi güzel hasletler de edinerek sağlam bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Sanat bir lisan ve aynı zamanda iyi bir mürebbidir. Sanatın nefis ve irade terbiyesindeki tesirlerini çok iyi bilen ecdadımız, tahsil çağına gelen gençleri kötü alışkanlıklardan korumak ve onlara disiplin kazandırmak için hüsn-i hat gibi sanatları öğretirlerdi. Gençler, hocalarının dizlerinin dibinde yazı tahsiliyle beraber sabır, çalışkanlık, tertip ve temizlik gibi güzel hasletler de edinerek sağlam bir şahsiyet kazanırlardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sanatın imana refakati sayesinde, Rabbimiz tarafından harikulade eserlerle donatılmış bu muhteşem dünya, şaha kalkmış mabetleri, şehadet parmakları gibi öteleri gösteren minareleri, her biri başlı başına birer mesaj sayılan mermerlerin alınlarındaki mübarek desen ve motifleri, çeşit çeşit hat sanatları, pırıl pırıl tezhipleri; solmayan işlemeleri ve kelebek kanatları kadar güzel nakışlarıyla seyrine doyulmayan bir güzellikler galerisi hâline gelmiştir.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Her sanatkâr, eserinin görülüp takdir edilmesini ister. İnsan görme, işitme ve dokunma gibi duyuları ile bu eserlerin inceliklerini fark etmeye ve hikmetlerini hayretle anlamaya en müsait mahiyetteki varlıktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanın görmesi, hayatî bir faaliyettir. Görme sırasında beynimizin yarısından fazlası aktifleştiğinden beyin tarafından harcanan enerjinin büyük bir kısmı görme faaliyeti için kullanılır.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Beynin görsel algılama sürecinde, gözün saniyede iki veya üç kere sıçrama ile odak noktası değiştirmesi suretiyle oluşturulan görüntüler, beynin arka tarafındaki görüntü yönlendirme merkezine giriş yapar. Ardından çizgi, renk, hareket, yüz ve nesnelerin algılanmaları için hususî bölgelere yönlendirilir. Yapılan çalışmalarda, yatay ve dikey çizgilerin algılanmasının bile beynin farklı bölgelerinde olduğu tespit edilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Nöroestetik</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Nöroestetik, sanat eserlerindeki renk, çizgi ve şekil gibi unsurların beyin tarafından nasıl algılandığı ile ilgili bir çalışma alanıdır. Zihnin görsel ve estetik algısının biyolojik temellerini konu alan çalışmalar, 19. yüzyılın sonlarında başlamışsa da beynimizdeki fizyolojik süreçleri izlemek için gerekli teknolojiler son 50 yılda geliştirilmiştir. Bu gelişmeler vasıtasıyla bir sanat eseri veya sıradan bir nesneyi incelerken beynimizin nasıl tepkiler verdiği anlaşılmaya başlanmıştır. Bu maksatla kullanılan teknolojiler arasında, fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme), EEG (elektroenselogram: beyin dalgaları çizelgesi) ve MEG (manyetoensefalografi)<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> ve son dönemlerde de fNIRS (fonksiyonel kızılötesine yakın spektroskopi) yer almaktadır.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Güzelliği fark edip algılayabilen bir varlık olarak dünyaya gelen insanoğlu, güzel sesler ve güzel yüzler karşısında heyecanlanır ve hayranlığını gizleyemez. Her fânide bu iştiyak az çok mevcuttur. Ancak herkes kendi talebi ve kameti nispetinde duyar ve anlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Nöroestetik çalışmalarında yol aldıkça kompleks görme sürecinin ayrıntıları ortaya çıkmaktadır. Görme sürecinde beyin, hayatî önemi olan ayrıntılara daha fazla odaklanmakta, art arda algılanan bütün detaylar birleştirilerek görüş alanının tamamı net bir şekilde algılanabilmektedir. İnsan yüzüne bakan gözün incelendiği bir çalışmada, odaklanma önceliğinin, duyguların ifade potansiyelinin ve fizikî bilgilerin yüksek olduğu yüz bölgesindeki göz, dudak ve yüzün dış hatlarına verildiği belirlenmiştir.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> Yeni bir kimse ile tanışıldığında beynin sağ tarafı devreye girmekte, yüz hafızası beyinde derin izler bıraktığı için insan, çocukken gördüğü bir kimsenin yıllar sonraki yaşlanmış hâlini bile kolaylıkla tanıyabilmektedir.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn6" name="_ednref6">[6]</a>Bebekler de doğumdan sonraki bir saat içinde, yüze benzeyen görüntülere odaklanırlar. Üç aylık bebeklerin ise güzel yüzlere daha uzun süre odaklandıkları tespit edilmiştir.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Beyindeki Husus</strong><strong>î Bölgeler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sadece yüzü algılamak için beyinde birçok hususî bölgenin yaratılması, mahlukatın ne denli sanatlı yapıldığını ve Sâni-i Zülcelâl’in nihayetsiz maharetli ve muktedir olduğunu gösterir. Beyinde “occipital yüz alanı” olarak bilinen bölge, yüz görüntüsünün ilk algılandığı yerdir. Ayrıca “fusiform yüz alanı”, yüzleri tanıma ve onları güzel veya çirkin olarak sınıflandırmada; “üst temporal sulkus”, bakış ve ifadelere anlam verilmesinde; “amigdala”, duygular ve güven ile ilgili kararlar alınmasında ve “orbitofrontal korteks”, yüzün cazibesinin değerlendirilmesinde istihdam edilmektedir.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Sonsuz rahmet sahibi Rabbimiz, ihtiyaçlarımızı yaratmakla kalmaz, onları kimsenin yardımına muhtaç olmadan tanımayı kolaylaştıran işaretleri de canlıların bünyelerine yerleştirir. Önemli işaretlerden olan renklerin her biri, belki her bir tonu, beyindeki hususî bir bölgede, şekil ve hareketlerden 60 ile 80 milisaniye kadar daha önce algılanır. Nesneleri tanıma bakımından renklerin önemi hayatidir. Yaratılmış her bir sanat eserinin kendine has renginin olması, o kadar alışılmış bir durumdur ki renksiz, şeffaf bir mahluk görmek olağan dışı kabul edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dikkat çekici diğer bir nokta, sanat eserlerindeki görüntülerin beyin tarafından gerçek gibi algılanıyor olmasıdır.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn9" name="_ednref9">[9]</a> Mesela hasret duyduğumuz kimselerin veya yerlerin fotoğraflarına bakmak, özlemimizi gidermeye yardımcı olur. Beynimizdeki ve ruhumuzdaki bu hususiyet, çoğumuz için teselli ve rehabilitasyon vesilesi olur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Güzellik</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Güzel görmek ve güzelliği algılamak, insana haz verir ve böylece hayatı cazip hâle getirir. Bir manzara resmine bakarken ve gerçek bir manzarayı seyrederken beynin aynı bölgelerinin uyarılması ilgi çekicidir.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn10" name="_ednref10">[10]</a> Güzel bir şeyi seyrederken acıya dayanma gücü artmakta,<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn11" name="_ednref11">[11]</a> lezzetli bir yemeği yerken alınan hazza benzer bir şekilde beynimiz uyarılmaktadır.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn12" name="_ednref12">[12]</a> Bu tespitler ışığında, beyindeki ödül süreçlerinin, güzel bulunan görüntüler ile uyarıldığını, kendimizi ödüllendirmek istediğimiz zaman güzellikleri daha fazla görmeye meyilli olduğumuzu söyleyebiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Görmeye alıştığımız bir ağaç gibi binlerce görüntü, bizi rahatsız etmemekte, aksine yokluğu içimizde boşluk hissi oluşturmaktadır. Bir eserdeki unsurların yerleştirilme tarzı, seyircinin algılamasını etkiler. Eseri yaratan ve eseri algılamaya muhtaç olanı icat eden aynı Zât olmalıdır ki bu önemli ayrıntılar göz ardı edilmemiş olsun.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Âşinalık</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Devamlı görülen kişilerin yüzleri, âşinalık arttıkça daha çok beğenilmektedir. Bir nesnenin uygun bir şekilde sunulması ve ona âşinalık kazandırılması muhataplardaki beğeniyi artırabilmektedir. Varlığına alıştıklarımızı, daha az gördüklerimiz veya görmediklerimize göre daha çok beğeniriz. Aile ortamında aynı fertleri görmek, her gün aynı suyu içmek, benzer gıdaları tüketmek ve aynı gökyüzünü seyretmek, insanı usandırmamakta, hatta saadet vesilesi olmaktadır. Gökyüzünü, suyu ve leziz gıdaları yaratan Zât-ı Akdes’in, bu nimetlerden lezzet alacak şekilde canlıları yaratması ne büyük bir rahmet eseridir!</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Her Şey Bir Sanat Eseridir</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlar yemek, eş ve barınma gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasından haz duyarlar. Bu süreçlerde ulaşılan mutluluk hissinin ortaya çıkmasında vazifelendirilmiş beyin bölgesi amigdaladır.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn13" name="_ednref13">[13]</a> Sanat eserlerini seyretmenin, temel ihtiyaçların karşılanması sırasında beyinde yaratılan uyarılara benzer şekilde bir tesiri olduğu anlaşılmıştır. Gerçek elma ile elma resmi, beyinde aynı bölgeyi uyarmakta, ayrıca sanat eserlerinin muhtevasına göre, beynin farklı bölgeleri de aktive olabilmektedir.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn14" name="_ednref14">[14]</a> Bir elmaya bakarken ve bir elma resmini seyrederken alınan lezzet arasında fark olmaması çok hikmetlidir. Demek ki sıradan gibi görünen her şey aslında bir sanat eseridir. Biz farkında olmasak bile beynimiz bunu kabul ederek o şekilde tepki vermektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Mücerret güzellik duygusunun insana verilmesi, o güzelliğin hakikatine nazarlarımızın çevrilmesi içindir. Serapa güzellikler meşheri olan kâinatın muhteşem Sanatkârı, isimlerinin tezahürü ve sıfatlarının tecellisiyle bize Zât’ını tanıttırmak ve sevdirmeyi murat etmektedir.<a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_edn15" name="_ednref15">[15]</a> O’nu tanımaya ve sevmeye pek müsait insanoğlu daha neyi beklemektedir!</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> M. Saraçoğlu, “Sanat ve İlâhî Güzellik”, <em>Sızıntı</em>, Şubat 1994.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> G. Mather, <em>The Psychology of Visual Art: Eye, Brain and Art</em>, Cambridge: Cambridge University Press, 2015.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Beyindeki elektrik faaliyetleri sonucu oluşan manyetik alanı tespit edip kaydetmeye yarayan görüntüleme tekniği.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> U. Kreplin ve S. H. Fairclough, “Activation of the Rostromedial Prefrontal Cortex during the Experience of Positive Emotion in the Context of Esthetic Experience: An fNIRS Study”, <em>Frontiers in Human Neuroscience</em>, Vol. 7, 2013.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> R. L. Solso, <em>Cognition and the Visual Arts</em>, Cambridge, Massachusetts: MIT Press, 1996.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> E. Goldberg, <em>The Executive Brain: Frontal Lobes and the Civilized Mind</em>, New York: Oxford University Press 2015, s. 8.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> U. C. Krentz ve R. K. Earl, “The baby as beholder: Adults and infants have common preferences for original art”, <em>Psychology of Aesthetics, Creativity, and the Art</em>, 2013, 7(2), s. 181–190.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> M. Martín-Loeches ve ark. “Beauty and Ugliness in the Bodies and Faces of Others: an FMRI Study of Person Esthetic Judgement”, <em>Neuroscience</em>, 2014, Vol. 277, s. 486–497.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> A. Chatterjee, <em>The Aesthetic Brain: How We Evolved to Desire Beauty and Enjoy Art,</em> New York: Oxford University Press, 2015.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> B. R. Conway ve A. Rehding, “Neuroaesthetics and the Trouble with Beauty”, <em>PLoS Biology</em>, 2013, doi.org/10.1371/journal.pbio.1001504.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> A. Chatterjee, <em>Neurobiology of Sensation and Reward</em>, Boca Raton: CRC Press/Taylor &amp; Francis, 2011, s. 391–404.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> L. P. Kirsch ve ark. “Shaping and reshaping the aesthetic brain: Emerging perspectives on the neurobiology of embodied aesthetics”, <em>Neuroscience &amp; Biobehavioral Reviews</em>, 2016, Vol. 62, s. 56–68.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> A. P. Shimamura, <em>Experiencing Art: In the Brain of the Beholder</em>, New York: Oxford University Press, 2013.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://426B45C9-8F95-4839-8FA8-B15A875305D1#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> Dündar Denizli, “Sanat ve Güzellik”, <em>Sızıntı</em>, Ağustos 1982.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ali Açıl Ağabeyimiz</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/ali-acil-agabeyimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:41:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302294</guid>

					<description><![CDATA[4 Ocak 1950 tarihinde Ankara’da doğan Ali Açıl, ziraî ekonomi profesörü Dr. Fethi Bey ile Emine Saadet Hanım’ın oğludur. Elif Hanım’la 1978 yılında evlenmiştir. Üçü kız, biri erkek olmak üzere dört evladı vardır. İstanbul Tahtakale’nin tanınmış esnaflarındandır. Hizmet Hareketi’nin mensuplarına uygulanan zulümden sonra da Kanada’ya iltica etmiştir. Ottowa’ya yerleşmiş ve Kanada vatandaşı olmuştur. Kanada pasaportu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">4 Ocak 1950 tarihinde Ankara’da doğan Ali Açıl, ziraî ekonomi profesörü Dr. Fethi Bey ile Emine Saadet Hanım’ın oğludur. Elif Hanım’la 1978 yılında evlenmiştir. Üçü kız, biri erkek olmak üzere dört evladı vardır. İstanbul Tahtakale’nin tanınmış esnaflarındandır. Hizmet Hareketi’nin mensuplarına uygulanan zulümden sonra da Kanada’ya iltica etmiştir. Ottowa’ya yerleşmiş ve Kanada vatandaşı olmuştur. Kanada pasaportu ile son yolculuğuna çıkmış, İsveç, Polonya, Almanya, Yunanistan ve Fransa’daki dost ve yakınlarını ziyaret ettikten sonra, 18 Ocak 2024 tarihinde, Fransa’dan Kanada’ya giderken uçakta kalb krizi geçirerek vefat etmiştir. 20 Ocak’ta, Ottowa SNMC Camiinde cenaze namazı kılınıp defnedilmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">            1985’ten itibaren Hizmet’i tanıyıp canıyla malıyla içinde bulunmuştur. Vefat haberi duyulunca ruhuna hatimler okunmuş ve dualar gönderilmiş, pek çok yerde de gıyabî cenaze namazı kılınmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Ali Açıl’ı insanlar cömertliği ile tanımışlardır. Ali Ulvî Kurucu Ağabeyimizin ifadesiyle o, “<em>Vermiyor, saçıyordu</em>!” Türkiye’deki bol imkânlarını “saçar” gibi tasadduk etmiş, onu Kanada’da ziyaret edenler ise, dar imkânlar içinde olmasına rağmen cömertliklerine şahit olmuşlardır. Ben de hem Türkiye’de hem Kanada’da bu sahavetin şahitlerindenim. Elbette eşi Elif Ablamız ve oğlu Alp kardeşimiz de bu cömertlikte hep yanında idiler.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Sohbetlere gelmeye başladığı sıralar, İstanbul Yeşildere’deki iş yerine yakın bir yerde Hacı Kemal Erimez Ağabey’le karşılaşır. Hazin hazin ağlayan Ağabeyimize, “<em>Sana bir şey sormayacağım. Yakında iş yerim var. Buyur gel; bir çay içelim</em>.” diye samimi ısrarda bulunur. Sonra beraberce iş yerine giderler. Çay ikramından sonra, Hacı Kemal Ağabey açılır ve der ki: “<em>Hizmetin bir binasının inşaatı için kendime göre bir plan yaptım ve sabahleyin çimento almak için hâli vakti yerinde bir hayır sahibine gittim. Vereceğinden emindim. Fakat bütün izahlarıma rağmen, ‘Yardım edemem!’ dedi. Yıkılmıştım. En büyük ümidim sönmüştü. Ağlayarak çıktım. Yolda ağlayarak yürüyordum. Belki yarım saat yürüdüm ve bir noktada seninle karşılaştık</em>.” Ali Açıl, hüzünle yüzüne bakarak, “<em>Üzülme, binayı ben yaparım</em>!” der. Tabiî dünyalar Hacı Kemal Ağabey’in olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Bundan sonra Ali Açıl, Hizmet’in içinde faal bir ağabey olur. Bir himmet toplantısında, büyük bir yükün altına girer. Öbür gün iş yerinde düşünmeye başlar. “Benim şimdiye kadar vaatlerimi yerine getirmediğim olmadı. Ne olursa olsun, 24 saat içinde hepsini yerine getirdim. Ancak bu sene, kış sezonu için aldığım kumaşlar bir türlü müşteri bulmadı. Hepsi de depoda duruyor. Sezon da bitiyor. Ben bu yükün altından nasıl kalkacağım? Allah’ım beni mahcup etme, bana yardım et yâ Rabbi!” diyerek yalvarmaya başlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir müddet sonra bakmış ki ayağı lastik ayakkabılı ve başı sarıklı, birbirine benzeyen insanlar, iş yerine gelmeye başlamış. Karınca gibi gelip aynı kumaştan dört beş metre alıp gidiyorlarmış. Tezgahtarlar depodan mal getirirken o garip müşteriler hemen kumaşları tüketiyorlarmış. Yaklaşık üç saat içinde bütün depo boşalmış, bütün kumaşlar satılmış. Bütün borçlarını kapatacak, himmetini ödeyecek kadar para birikmiş.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Ali Açıl Ağabey, bitişiğindeki, hatta uzaktaki dükkanlara gidip “<em>Şu kıyafetteki müşterileri gördünüz mü</em>?” diye sormuş, ama olumlu bir cevap alamamış. Bunu Sadettin Başer Ağabey’e anlatmış. “<em>Bunu kimseye söyleme</em>!” diyerek de tembihte bulunmuş. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra, bunları bana söyleyince, ben de gidip Ali Açıl Ağabey’e anlatması için ısrarda bulundum. O da bana anlatmak zorunda kaldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Son yolculuğunda, 12 Ocak 2024 tarihinde, Cuma namazını aynı safta, yan yana eda ettik. Namazdan sonra birkaç saat sohbet ettik. Bana Kanada pasaportunu gösterdi. Hizmet adına yeni fikirler üretirdi. Bu sefer müzakereli dersler ve sohbetler üzerinde durdu. Sonra İslamî hükümlerin ana kaynaklarını, Kitap ve Sünnet’i belirten, herkesin anlayacağı eserlerin yazılmasını istedi. “<em>Sâbûnî’nin kitabı var, ama hocalara göre yazılmış</em>.” dedi. Ben de bu hususta Üstad Bediüzzaman’ın düşüncelerinden bahsedip 1920’de yazdığı <em>Sünûhat</em> adlı eserinde, İslam dünyasındaki teseyyüb (tembellik) ve gevşekliğin bir sebebinin de mezhep anlayışında Kitap ve Sünnet’le içtihadî meselelerin birbirine karıştırılması olduğunu anlattığını, me’hazin kudsiyeti ve tesiri açısından hükümlerin ana kaynaklarının belirtilmesi gerektiğini ifade ettiğini söyledim. Dört beş sene önce de Alvarlı Efe Hazretlerinin “Allah bizi insan eyleye!” sözüne göre nasıl bir insan yetiştirilmesi gerektiğini söylemişti. Söylemekle kalmamış, bu hususta bir şeyler ortaya koymaya beni zorlamıştı. Ben de M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin <em>Çekirdekten Çınara</em> isimli kitabını esas alarak, Kitap, Sünnet, Risale-i Nur ve Pırlanta Serisinde bahsi geçen bazı meseleleri derleyerek bir şeyler hazırlamıştım. Bu birkaç saatlik sohbetten tam bir hafta sonra, yine bir cuma sabahı vefat haberini aldım.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Bir dönem İstanbul Bağdat Caddesinin gençleriyle İslamî mânâda bir ilgilenme görmüş ve bu girişimi alkışlamıştık. Sonraları hızlı bir değişime şahit olduk ve çok üzüldük. Umduğunu bulamayan, âdeta travma geçiren samimi gençleri bir arkadaşları toplamış ve onlarla ciddi ilgileniyordu. Bizlerle de görüştü. Gazetede vazife yaptığım için fazla vaktim yoktu, sadece pazar akşamları zaman ayırabiliyordum. Bir iki sene süren bu dönemde, sohbet öncesi yemeklerimiz ve ikramlarımız çoğunlukla Ali Açıl Ağabey’in evinde oluyordu. Bıkmadan, usanmadan…</p>
<p style="font-weight: 400;">Ali Açıl Ağabey’in babası Prof. Dr. Ahmet Fethi Açıl (1916–2006) da değerli bir bilim adamıydı. Onun da 90 yıllık hayatı semereli geçti. İslamî hayat tarzının dışlandığı bir dönemde, inançlarına uygun bir şekilde yaşamaya gayret etti. Böyle bir baba evinde yetiştiği için Ali Ağabey, Allah’a hamdederdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">            “<em>Bir gün annemle babama Hocaefendi’nin bir sohbet kasetini vermiştim. Akşama doğru izlenimlerini almak için ziyaretlerine gittim. İkisinin de yüzü sapsarıydı. ‘Eyvah!’ dedim. Babam, ‘Senin derdin ne oğlum, bizi öldürecek misin?’ diye çıkıştı. ‘Yandık!’ dedim. Sonra, ‘Yavrum, annenle birlikte dinledik. O ağlar, biz ağlarız. Ağlamaktan perişan olduk! Bize kastın mı var!’ diye latife yapınca rahatladım</em>.” diyerek Ali Açıl Ağabey, babasının Hocaefendi’yi nasıl tanıdığını anlatmıştı.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Ahmet Fethi Bey, görevi gereği ABD’ye gönderildiğinde, Teksas’ta incelemelerde bulunmuştu. Orada yabancı bir arkadaşı kendisine, “<em>İslam ülkelerinin hepsi geri kalmış. Bu gerilik dininizden mi kaynaklanıyor</em>?” diye sorunca, başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi olur. Hemen kendisini toparlayıp İslamiyet’in adalete, kul hakkına, yardımlaşmaya, vakıf medeniyetine ve ilmî gelişmelere verdiği önemi âyetlerle, tarihten örneklerle anlatır. Arkadaşı bu defa, “<em>Bunlar sizi geri bırakmaz ki</em>!” der. Ahmet Fethi Bey de “<em>Bu kaidelere uygun yaşanılmazsa, elbette geri kalınır</em>!” diye ekler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Allah (celle celâluhu), Ali Açıl Ağabeyimize Çin’de bile hizmet etme imkânı lütfetti. Etiyopya’da dört beş yıl, tek kişilik bir odada kalarak hizmet etti. Bavul dolusu güllerle ailesine döndü. Hep heyecanla, şevkle koştu.<a href="applewebdata://E5D19A0F-F820-4F82-8DA5-FE19A2F00652#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">24 Nisan 2017 tarihinde, eşi Elif Hanım ile birlikte, kara yoluyla ABD’den Kanada’ya iltica ederler. Bu arada, yanlarında getirdikleri valizleri taşımakta güçlük çekerler. Elif Hanım, sınırda görev yapan, genç bir Kanadalı polisten, “<em>Oğlum, gel</em>!” diyerek yardım ister. Türkçe bilmeyen polis, hâlden anlar, valizlerinin taşınmasına yardım eder.<a href="applewebdata://E5D19A0F-F820-4F82-8DA5-FE19A2F00652#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Ali Ağabey’in, “<em>Anacığım, morum, sekreterim</em>” diye hitap ettiği, ortanca kızı Melike Eldem, “Benim Babam” başlıklı yazısında, babasının pek çok vasfını dile getirmektedir:</p>
<p style="font-weight: 400;">            “<em>Babam diline pelesenk olmuş ‘meccanen affedilme’ duasıyla, Efendimizi (sallallâhu aleyhi ve sellem) anmamız için yaptığı salavat himmetleriyle, vefatından sonra pantolon cebinden ayrı, yelek cebinden ayrı çıkan elinden hiç düşürmediği tesbihleriyle ağzı dualı idi…</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>            Önce Çin, sonra Etiyopya, sonra Tanzanya, sonra da Kanada… Yeni ülkesinde vatandaşlık pasaportunu alır almaz Polonya, İngiltere, Belçika, Almanya, İsveç, Finlandiya, Danimarka, Yunanistan, Fransa… Hep uçar, hep göçerdi benim babam. Son uçuşunda geri gelmedi, ötelere göçtü benim babam</em>…”<a href="applewebdata://E5D19A0F-F820-4F82-8DA5-FE19A2F00652#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">            Fethullah Gülen Hocaefendi, Ali Açıl Ağabey için yazdığı taziyede, şunları ifade etmektedir: “<em>İlk günden beri salâbet-i diniyesi ile tanıdığım, Hak yolunda bir gayret söz konusu olduğunda, tereddütsüz öne atılan, heyecanına, samimiyetine, hasbilik ve fedakârlığına binlerin şahit olduğu vefalı dostum, mütebessim çehreli hamiyetperver arkadaşım, çok kıymetli Ali Açıl Beyefendinin hicret yurdunda, muvakkat ve âlâmla dolu bu fâni dünyadan ebedî dostlukların yurdu mahz-ı lezzet ukbâ âlemine yürüdüğünü büyük bir teessürle öğrendim. Kendisine ve bu ifritten dönemde ruhunun ufkuna yürüyen kadın-erkek bütün kardeşlerime Cenab-ı Erhamü’r-Râhimîn’den rahmet ve mağfiret diler; kıymetli aile efradına ve sevenlerine sabr-ı cemîl niyaz ederim</em>.”<a href="applewebdata://E5D19A0F-F820-4F82-8DA5-FE19A2F00652#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">            Bir şair, “<em>Baharın salavâtı güller</em>”, bir başkası da “<em>Gül alırlar, gül satarlar</em>.” der. Böylece “çarşı pazarın gül” olduğunu ifade ederler. Ali Açıl Ağabeyimiz de gül alıp gül satmanın sadece çarşı pazarda değil, bütün cihanda olması için, dünyanın her tarafındaki dostlarına durmadan salavat dağıtırdı. Her tarafın gül kokmasını arzulardı. Seneler önce de bir dostunun bir hastalığını duyunca, yedi dostunu yedi gece bir eve toplar, “Allahümme salli alâ Seyyidinâ Muhammed’in tıbbi’l-kulûbi ve devâihâ ve âfiyeti’l-ebdâni ve şifâihâ ve nûri’l-ebsâri ve ziyâiha ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim” salâvatını okurlardı. O mübarek Ağabeyimiz, “Gülü gülle tarta tarta”, hizmetten hizmete koşa koşa, Avrupa’dan Kanada’ya uçarken ruhunun ufkuna kanatlanıp Güllerin Efendisinin (sallallâhu aleyhi ve sellem) bulunduğu Gülistan’a doğru uçup gitti. Allah rahmet eylesin.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://E5D19A0F-F820-4F82-8DA5-FE19A2F00652#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Veysel Ayhan, “Yaşadığı Gibi Hakk’a Yürümek”, 19 Ocak 2024, https://www.tr724.com/yasadigi-gibi-hakka-yurumek/</p>
<p><a href="applewebdata://E5D19A0F-F820-4F82-8DA5-FE19A2F00652#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> “İstanbul’dan Kanada’ya bir göç hikayesi”, www.youtube.com/watch?v=nxUsRlp_85U</p>
<p><a href="applewebdata://E5D19A0F-F820-4F82-8DA5-FE19A2F00652#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Melike Eldem, “Benim Babam… ‘Size Bir Şey Bırakamıyorum, Ne Olur Beni Affedin!’”, 21 Ocak 2024, www.tr724.com/benim-babam-size-bir-sey-birakamiyorum-ne-olur-beni-affedin/</p>
<p><a href="applewebdata://E5D19A0F-F820-4F82-8DA5-FE19A2F00652#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> “Ali Açıl Ağabey için Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’den Taziye”, twitter.com/Herkul_Nagme/status/1748407505997185394</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stratejik Düşünme</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/302291/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:39:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302291</guid>

					<description><![CDATA[Stratejik düşünme; bir organizasyonun zayıf ve güçlü noktalarını göz önünde bulundurarak çevredeki fırsat ve tehditleri, değişimin, belirsizliğin ve çalkantıların yoğun olduğu bir ortamda organizasyonun gelecekteki konumunu sezebilmeye ve buna göre kararlar alıp hayata geçirebilmeye vesile olan bir düşünme tarzıdır. Stratejik düşünme ile ilgili önemli çalışmalar yapan Ingrid Bonn, bu düşünme tarzını üç temel unsurun meydana [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Stratejik düşünme; bir organizasyonun zayıf ve güçlü noktalarını göz önünde bulundurarak çevredeki fırsat ve tehditleri, değişimin, belirsizliğin ve çalkantıların yoğun olduğu bir ortamda organizasyonun gelecekteki konumunu sezebilmeye ve buna göre kararlar alıp hayata geçirebilmeye vesile olan bir düşünme tarzıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Stratejik düşünme ile ilgili önemli çalışmalar yapan Ingrid Bonn, bu düşünme tarzını üç temel unsurun meydana getirdiğini ileri sürmüştür:</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">Farklı unsurların birbirleri ile nasıl bir etkileşim hâlinde olduklarını ve bir sorunun çözülmesinin diğer bir soruna etki edip etmediğini sorgulayan <strong>sistem düşüncesi</strong>.</li>
<li style="font-weight: 400;">Geleneksel yaklaşımların araştırıldığı, farklı ihtimallerin hayal edildiği, fikirlerin seçildiği ve geliştirildiği süreç olan <strong>yenilikçilik</strong>.</li>
<li style="font-weight: 400;">Yüksek seviyede belirsizliğin ve sınırlı bilginin söz konusu olduğu durumlarda, sağlıklı stratejiler geliştirilmesinde ve doğru bir yön belirlemesinde yol gösteren bir rehber olan <strong>vizyon</strong>.<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Stratejik düşünme, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ısrarla ve hassasiyetle tavsiye ettiği ve sık sık üzerinde durduğu hususlardan biridir. Muhtelif zamanlarda, konuyu “stratejik akıl”, “düşüncenin enginliği” ve “riyazî düşünce” kavramları ile izah etmiştir.<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Hocaefendi, “Düşüncenin enginleşmesi” konulu sohbetinde engin düşüncenin tarifini yapmakta ve bu düşüncenin farklı buutlarını şu şekilde sıralamaktadır: “Engin düşünce ufku; araştırma ve hakikat aşkı ile analiz ve sentez yapabilen, ele aldığı meseleleri ilmî blokajlar üzerine oturtabilen insanların düşünce ufkudur.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Engin düşüncenin buutları ise, aşağılık kompleksinden sıyrılmak, isimlerden ziyade sıfatların önemli olduğunu fark etmek, Kitap ve Sünnet kriterleri ile mahrutî bir bakışa sahip olmak (bütüncül bakış/sistem yaklaşımı), güzergâh emniyetine hassasiyet göstermek, yaşadığımız dünyayı doğru okumak, düşünceleri aksiyon hâline getirmek ve ortak akıl ile iş birliği içinde çalışmaktır.<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Müzakere</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Eserlerin iyi okunması, orada verilen mesajların bugünkü dünyamız adına ifade ettiği mânâların, yarınki ve öbür günkü hayatımız adına gösterdiği hedeflerin iyi anlaşılması, bizim için nasıl bir dünya resmettiğinin iyi analiz edilmesi de çok önemlidir… Meseleyi sadece çay ve kahve sohbetlerine bağlama eksik bir yaklaşımdır. Önemli olan o eserleri ciddî bir müzakereyle ele almak ve onların geleceğimiz adına gösterdiği hedefleri görebilmektir.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“Eğer düşünceler aksiyon hâline getirilebilirse, daha rasyonelce kararlar alınabilecektir. Pratik hayatta bir karşılığı olmadıktan sonra ütopya yazarları gibi masa başında, oturulan yerden parlak dünyalar resmetmenin kimseye bir faydası yoktur.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“Eğer siz sahip olduğunuz değerleri topluma takdim etmenin yanında aleyhinizde çalışan kimselerin güç ve kuvvetini, sizin hakkınızdaki mülâhazalarını göz ardı ederseniz, onlar, sizin elli senelik birikimlerinizi yıkıp geçmek isteyebilirler. Bu açıdan yürüdüğünüz yolda herhangi bir trafik problemi yaşamamak için yol boyu güzergâh emniyeti konusunda hassaslardan hassas davranmanız, ortaya çıkan yeni şartlara göre de güzergâh emniyeti adına alınması gereken tedbirleri yenilemeniz gerekir.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Riyazî Düşünce</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Fethullah Gülen Hocaefendi “riyazî düşünce” hususuna ise şu şekilde dikkat çekmektedir: “Mirasçının yedinci vasfı, riyazî düşüncedir. Bir dönemde Asya&#8217;daki ilkler daha sonra da batı, Rönesansını riyazî kanunlarla düşünme sayesinde gerçekleştirdi. Ne var ki, riyazî olmak, matematikle alâkalı şeyleri bilmek değildir; o, matematiğin kanunlarıyla düşünmek, insan düşüncesinden varlığın derinliklerine uzayan yolda sürekli onunla beraber olmaktır.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aşk u İştiyak</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Aşk u iştiyak, şecaat ve cesaret gibi duygular devasa problemlerin hâllinde çok önemli olsa da bu ulvî duyguların daha baştan çok ciddi bir mantıkla stratejik bir zemine oturtulması, yerli yerinde kullanılması ve sağlam bir projeye bağlanması gerekir.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“Meselenin sadece sizin ihlas ve samimiyetinize bağlanması eksik kalır. Eğer siz başkalarının hissiyatlarını doğru okuyamamış, ileride vuku bulacak bir kısım hâdiseleri öngörememiş iseniz, birilerinin başlarından aşağıya iyilik ve lütuflar yağdırsanız bile, yaptığınız bu iyilikler onlarda beklediğiniz karşılığı bulmayıp size karşı antipatiye sebep olabilir.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Planlama ve Faaliyet</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hocaefendi, stratejik düşünme ile planlama ve faaliyet arasındaki ilişkiyi de şu şekilde ifade etmektedir: “Her mümin, düşünce kuruluşlarında, strateji merkezlerinde çalışan uzmanlar gibi hareket etmelidir. Başta kendisinin ve ailesinin hayatını, sonrasında da içinde bulunduğu heyet-i âliye içerisinde nasıl bir vazife eda edeceğini çok iyi planlamalıdır. Allah’ın kendisine ihsan ettiği aklı, mantığı, muhakemeyi çok iyi işletmelidir. İleriye yönelik planları, projeleri olmalıdır. Sürekli topluma ve insanlığa faydalı olacak bir şeyler üretmelidir. Kısaca her daim faaliyet içerisinde olmalıdır. Aksi takdirde işlemeyen aletler gibi paslanır, küflenir ve işe yaramaz hâle gelir.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn11" name="_ednref11">[11]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aksiyon</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir konu hakkında geliştirilen fikirler ve öneriler, strateji ve aksiyona nasıl dönüştürülür? Stratejik düşünmenin ve strateji geliştirmenin, mahrutî bakışın sonucu olduğuna dikkat çekmiştik. Bütüncül bakış ile sadece organizasyonun kendisine değil dış dünyaya da bakmak şarttır. Bunun için çevrenin iyi bir analizi ile işe başlanılabilir. Ayrıca strateji geliştirmek ve uygulamak için uygun bir kültür zemini gerekir. Zemininin sağlam olması ya da kültür ortamının güçlü olması, geliştirilecek stratejilerin daha kolay ve etkili bir şekilde uygulanmasını sağlar. Aksi taktirde ortaya atılan maksatlar hayalden öte gitmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">İkinci olarak, belirlenen maksada ulaşmak için bir durum değerlendirmesi yapılabilir. Mevcut durumdan önce buraya nasıl gelindiğinin farkında olmak önemlidir. Yani “Neredeydik ve şimdi neredeyiz?” soruları cevaplandırılabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üçüncü olarak, maksada ulaşmak için iç yapımızda bize avantaj sağlayacak, güç verecek özelliklerimiz ile güçlendirilmesi gereken zayıf yönlerimizin de tespit edilmesinde fayda vardır. (SWOT analizi).</p>
<p style="font-weight: 400;">Daha sonraki safhalarda, ortak akıl ile vizyon belirlenip bu vizyonun nasıl gerçekleştirileceğine dair fikirler geliştirilebilir.</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">Maksatlar: En başta maksatların ortaya konması gereklidir. Maksat; bir organizasyonun gerçekleştirmek istediği durumu ifade eder. Organizasyonların birden fazla maksadı olabilir.</li>
</ol>
<ol start="2">
<li style="font-weight: 400;">Hedefler: Her bir maksada ulaşmak için bir ya da daha fazla hedef belirlenir. Hedefler, stratejik maksatların gerçekleştirilebilmesi için ortaya konulan özel ve ölçülebilir alt maksatlardır. Maksatların aksine, hedefler rakamlarla ifade edilirler ve daha kısa vadeyi kapsarlar.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li style="font-weight: 400;">Stratejiler: Hedefler belirlendikten sonra, kısa vadede bu hedefleri gerçekleştirmeye, uzun vadede ise maksatlara ulaşmaya hizmet edecek stratejiler belirlenir. Bir hedef için birden fazla strateji geliştirilebilir. Stratejiler çok seçenekli yöntem ve yaklaşımlardır.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">    4.  Taktikler: Taktikler, kuruluşların stratejik bir plan yürütmesine imkân tanıyan odaklanmış girişimler, projeler veya programlardır.</p>
<ol start="5">
<li style="font-weight: 400;">Aksiyonlar: Strateji geliştirmenin son aşaması, düşüncelerin aksiyona dönüştürülmesidir. Bu safhada, yapılacak işlerin takvimi ve gerekli olan insan kaynağı ve malî kaynaklar planlanır.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Planlama, uygulama, kontrol etme ve gözden geçirme safhaları, salih bir daire şeklinde fonksiyon eda eder. Nitekim Hocaefendi de bu hususa şu şekilde dikkat çeker: “Başlangıçta temel disiplinlere bağlılık içinde ve icmalî bir planla yola çıkılacak, daha sonra yol alırken karşılaşılan problemleri çözme mevzuunda akıl ve düşünceye başvurulacak ve nerede nasıl hareket edilmesi gerektiği mevzuunda daha tafsilatlı planlar ortaya çıkacak, bu planların uygulamaya konması esnasında akıl ve kolektif şuur düşünmeye devam edecek, derken bu bir salih daireye dönüşecek, düşünce aksiyonu, aksiyon da düşünceyi besleyerek istenen hedefe ulaşılacaktır.”<a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_edn12" name="_ednref12">[12]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Ingrid Bonn, “Developing strategic thinking as a core competency”, <em>Management Decision</em>, 2001, 39/1, s. 63–71; M. Çiçek ve A. Naktiyok, “Stratejik Düşünmenin Belirleyicileri Olarak Eleştirel ve Yaratıcı Düşünme”, <em>Uluslararası İşletme ve Yönetim Dergisi</em>, 2013, Cilt:1, Sayı:1, s. 39–61.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> M. Fethullah Gülen, “Aşk, Cesaret ve Stratejik Akıl”, 23 Ağustos 2015, herkul.org/kirik-testi/kirik-testi-ask-cesaret-ve-stratejik-akil/; M. Fethullah Gülen, “Düşüncenin Enginleşmesi”, 22 Kasım 2015, herkul.org/kirik-testi/kirik-testi-dusuncenin-enginlesmesi/; M. Fethullah Gülen, <em>Ruhumuzun Heykelini Dikerken-1,</em> İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 48.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> M. Fethullah Gülen, “Düşüncenin Enginleşmesi”, 22 Kasım 2015, herkul.org/kirik-testi/kirik-testi-dusuncenin-enginlesmesi/</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Yolun Kaderi (Kırık Testi-15),</em> İstanbul: Nil Yayınları, 2016, s. 150.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Ruhumuzun Heykelini Dikerken-1</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 48.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Yolun Kaderi (Kırık Testi-15),</em> İstanbul: Nil Yayınları, 2016, s. 252.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> M. Fethullah Gülen, “Makul ve Dengeli Hareket”, 4 Eylül 2023, herkul.org/kirik-testi/makul-ve-dengeli-hareket/</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> M. Fethullah Gülen, <em>İstikamet Çizgisi (Kırık Testi-17),</em> New Jersey: Süreyya Yayınları, 2020, s. 203.</p>
<p><a href="applewebdata://BB8646E6-886B-4C65-859D-4918DC337150#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> M. Fethullah Gülen, “Makul ve Dengeli Hareket”, 4 Eylül 2023, herkul.org/kirik-testi/makul-ve-dengeli-hareket/</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manga Kültürü</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/manga-kulturu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:37:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302289</guid>

					<description><![CDATA[Evin kapısından içeriye hızla ve heyecanla giren 11 yaşındaki Munise, elini havaya kaldırarak kütüphaneden aldığı kitapları sallıyordu. Annesi uzaktan ne olduğunu anlayamamıştı. Ayakkabılarını çıkarıp annesinin yanına yaklaşan küçük kız, kitabı açıp okumaya başlamıştı. Kitap Almancaydı, lakin bir gariplik olduğunu fark eden anne, kızına, “Kitabın sayfasını soldan sağa çevirdiğinin farkında mısın?” deyivermişti. Hemen bir kahkaha atan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Evin kapısından içeriye hızla ve heyecanla giren 11 yaşındaki Munise, elini havaya kaldırarak kütüphaneden aldığı kitapları sallıyordu. Annesi uzaktan ne olduğunu anlayamamıştı. Ayakkabılarını çıkarıp annesinin yanına yaklaşan küçük kız, kitabı açıp okumaya başlamıştı. Kitap Almancaydı, lakin bir gariplik olduğunu fark eden anne, kızına, “Kitabın sayfasını soldan sağa çevirdiğinin farkında mısın?” deyivermişti. Hemen bir kahkaha atan Munise, “Anne! Bu manga türü, bu şekilde okunur.” diyerek annesine yeni bir dünyanın kapılarını açıvermişti.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Manga Nedir?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Manga; bilim kurgu ve fantastik temalardan oluşan, Japonca “gelişigüzel” anlamına gelen “man” ile “resim” anlamına gelen “ga” kelimelerinden türetilen bir Japon çizgi roman türüdür.<a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Çin ve Japon kültürlerinde, geçmişi 12. yüzyıla kadar uzanan resim ve yazı sanatının örnekleri, odun parçaları üzerine yapılmıştır. Bu sanat eserleri, Uzak Doğu sosyal hayatının önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Tahta üzerine yapılan resimler, zaman içinde sanatçıların geliştirdiği tekniklerle biçim değiştirmiştir. Günümüzdeki manga sanatının temelini oluşturan bu eserler, çizgiler ve çerçeveler kullanarak hikâyeleştirme ve anlatma metodunu ihtiva eder. Manganın ilk örneği, 1902’de Rakutan Kitazawa tarafından gazetede yayımlanan bir çizgi romandır. Bu çizgi romanlar, bir kahramana odaklanan hikâyeleri içerir.</p>
<ol start="19">
<li style="font-weight: 400;">yüzyılda Japonya ile Avrupa arasındaki seyahatlerin artması, kültürler arası etkileşime vesile olmuş ve Japon çizerler, Avrupalı meslektaşlarından etkilenerek manganın çizgi roman formunu benimsemeye başlamıştır. Japon çizerler, özellikle ünlü mizah dergisi <em>Punch</em>’tan ilham alarak <em>Toba-e</em> adlı dergiyi çıkarmışlar ve Japonya’da yaşayan yabancılara hitap etmişlerdir. Amerikan ve Avrupa çizgi roman esaslarını benimseyen Japon sanatçılar, özgün illüstrasyonlar ve panolama teknikleriyle manganın gelişimine önemli katkılarda bulunmuşlardır.<a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">1920’lerde Japonya’da meydana gelen kültürel ve sosyal değişimler, ilk kez işçi sınıfının oluşmasına yol açmıştır. Bu dönemde, mangalar ekonomik sıkıntılar ve adaletsizlikler gibi halkın sorunlarını ele almaya başlamıştır. Manga, bu bağlamda bir direniş aracı olarak kullanılmış ve manga sanatçıları halkın sesini duyurmaya çalışmıştır. Bu dönemde halkın sorunlarını ve politik izlenimleri ifade etmek maksadıyla manga federasyonları kurulmuştur. Gazetelerde yayımlanan manga çizgi romanları, “manga” ve “mangaka” (manga çizeri) terimlerinin Japonya’da yaygınlaşmasına vesile olmuştur. O dönemdeki çizgi romanların ağır bir anlatım diline sahip olduğu ve hayal gücünün sınırlı olduğu görülmektedir.<a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">1950’lerden itibaren, manga türünün etkili isimlerinden biri olan Tezuka Osamu ile birlikte çocuklar için hazırlanan şirin, eğitici ve bilim kurgu unsurları içeren yeni bir manga tarzı ortaya çıkmıştır. Bu tür mangalar, çocuklar için güvenilir bir eğlence kaynağı olarak görülmüştür. Savaşın acılarından kaçmaya çalışan genç kitlenin de ilgisini çekmeye başlamıştır. Bu dönemde, genç manga sanatçıları, yaşıtlarına hitap eden manga türleri oluşturmuşlardır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan çizgi romanları ve Walt Disney’den etkilenerek yapılan mangalara yeni çizim teknikleri de eklenmeye başlamış, bu da manganın yeniden yapılandırılmasına sebep olmuştur.<a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Manga Türleri</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Osamu Tezuka’nın çizgi roman teknikleri, Amerika veya Avrupa’daki yaklaşımlardan farklıdır. Tezuka, olayları veya düşünceleri aktarmak için Amerikan çizgi romanlarına göre daha az kelime ve bir hikâyeyi anlatmak için daha fazla kare ve sayfa kullanmıştır.<a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Manga çizimlerinde öne çıkan özellik, karakterlerin görünüşleridir. Büyük gözler ve hisleri yansıtan bakışlar, onu diğer formlardan ayıran bir özelliktir. Batı çizgi romanında her sanatçının çizgisi ve dili farklıdır, oysa mangada sanatçının imzasını görmek neredeyse imkansızdır. Batı çizgi romanlarının aksine mangada herhangi bir yaş sınırlamasının olmaması, geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır. Mangayı büyük kitlelere ulaştıran bir başka unsur ise ekonomik olmasıdır. Kültürünün gelişim sürecinde kitlesine kolayca ulaşabilmek adına, ucuz kâğıda, az tramlı ve tek renk olarak basılmaya başlayan manga; zamanla bunu bir stile dönüştürüp kendi kurumsal kimliği hâline getirmiştir.<a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Manganın; aksiyon, komedi, drama, macera, korku, tarih, gizem, romantizm, gerilim, bilim kurgu ve fantezi gibi birçok çeşidi vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Astro Boy</em>, macera ve bilim kurgu türlerinin ilk örneklerinden biridir ve insan ile makine arasındaki çatışmayı ele almıştır. 1970’li yıllarla birlikte, özellikle iş dünyasındaki profesyonellere yönelik eğitici ve bilgilendirici <em>Kyoyu</em> mangaları ortaya çıkmıştır. Bu tür mangalar genellikle “akademik manga” olarak adlandırılır ve matematik, fizik, tarih, bilgisayar kullanımı, yemek yapımı gibi çeşitli konularda bilgi sunarlar. 1980’li yıllarda ise politika ve işle ilgili mangalar, büyük talep gören eserler arasında yer almıştır.<a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Manga ve Matematik</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Manga, resim ve metinleri başarılı bir şekilde birleştirdiği için sadece eğlence maksatlı değil, eğitim için de kullanılmaktadır. Özellikle 1990’lı yılların sonlarına doğru, önemli sosyal olaylara odaklanarak öğrencilerin ilgisini çekmek için manga, eğitim alanında daha fazla kullanılmaya başlanmıştır.<a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Manga, konuşma balonları içermesi sayesinde ders materyaline kolayca dönüştürülebilen bir formata sahiptir. Ders içeriği, öğretmenin planladığı materyallerle uyumlu hâle getirilebilir; hatta sadece dersin muhtevasına uygun hikâyeler kullanılabilir. Manga, öğrencilere hitap eden zengin içeriğiyle bilgilerin hatırlanmasını kolaylaştırır. Yapılan çalışmalarda, öğrencilerin genellikle klasik ders kitaplarını okumaya pek istekli olmadıkları, ancak eğitim maksadıyla hazırlanan mangalara daha fazla ilgi gösterdikleri ve bu materyalleri tekrar tekrar inceleme eğiliminde oldukları gözlemlenmiştir.<a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Mangalar, matematik dersinde öğrenciler üzerinde dikkat çekici bir etki bırakmış ve bu öğrencilerin matematik dersine yönelik tutumlarında olumlu değişiklikler tespit edilmiştir. Mangaların ders öğretiminde kullanımı, öğrencilerin sanat şuurunu artırmış ve soyut kavramları daha somut hâle getirmiştir. Bu öğretim yöntemi, öğrencilerin riyazî düşünme kabiliyetlerini de geliştirmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Manga okuma, öğrencilerin hayal gücünü artırmaktadır. Derste manga kullanımı, öğrencilerin ekip çalışmalarını ve teori ile pratiği bütünleştirme kabiliyetlerini geliştirmiş, aynı zamanda kendi kendine öğrenmelerini teşvik etmiştir. Bu araştırmanın sonucunda, matematik derslerinde kullanılan manganın, derse somutluk kazandırdığı ve öğrencilerin ilgisini artırdığı gözlemlenmiştir.<a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Manga, menşei yerel zenginlikler olan, evrensel bir ifade dilinin öncüsü olmuştur. İşlediği temalar ve motifler, evrensel değerlere, korkulara ve beklentilere dokunurken, aynı zamanda Japonya’nın yerel birikimlerinden (hikâyeler, inançlar, felaketler gibi) ilham almayı ihmal etmemiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Manga ve benzeri teknikleri kullanarak ortak insanî değerleri, farklı dil ve kültürlerde tesirli bir tarzda ifade etmek, yeryüzü mirasçılarının vazifeleri arasındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Çiğdem Taş Alicenap, “Yerelden Evrensele Japon Anime ve Manga Sanatı”, <em>Sanat ve Tasarım Dergisi</em>, 2014, Cilt: 7, Sayı: 7, s. 31–60.</p>
<p><a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Kerim Emre Özerden, Ziyad Guliyev, Hamdi Arslan, “Japon Manga Sanatına Uyarlamalarda Kronotopun Dönüşümü: ‘Manga Shakespeare’ Örneği”, <em>Pamukkale Üniversitesi</em> <em>Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi</em>, 2022, Sayı: 53, s. 221–233.</p>
<p><a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Sevilay Ulaş, “Manga Sanatının Japon Animelerine Etkileri: Stüdyo Ghibli Örneği”, Altınbaş Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2023.</p>
<p><a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Ulaş, a.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Taş Alicenap, a.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Ulaş, a.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Ulaş, a.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> A. Arzu Arı, Barış Demir, Betül Baydar Işık, “Matematik Öğretiminde Manga Çizgi Roman Kullanımının Etkilerini Araştıran Çalışmalar”, <em>Bayburt Üniversitesi Fen Bilimleri Dergisi</em>, 2019, Cilt: 2, Sayı: 2.</p>
<p><a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Arı, Demir, Işık, a.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://AE0585A1-540B-4250-91B3-09934DC015BC#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> Arı, Demir, Işık, a.g.e.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Paslanma ve Yaşlanma</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/paslanma-ve-yaslanma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:35:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302287</guid>

					<description><![CDATA[Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurduğu gibi, ihtiyarlık ve ölümün çaresi yoktur,[1] ancak fıtrî bir hayat tarzıyla insan ömrünü uzatmak ve daha sağlıklı bir ihtiyarlık dönemi geçirmek mümkündür.             Yaşlanma süreci, fertler arasında farklılık gösterebilir. Bazı insanlar daha hızlı, bazıları ise daha yavaş yaşlanır. Yaşlanmayla birlikte, hücrelerde ve dokularda çeşitli değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurduğu gibi, ihtiyarlık ve ölümün çaresi yoktur,<a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> ancak fıtrî bir hayat tarzıyla insan ömrünü uzatmak ve daha sağlıklı bir ihtiyarlık dönemi geçirmek mümkündür.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Yaşlanma süreci, fertler arasında farklılık gösterebilir. Bazı insanlar daha hızlı, bazıları ise daha yavaş yaşlanır. Yaşlanmayla birlikte, hücrelerde ve dokularda çeşitli değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler, organların fonksiyonlarında gerilemeye ve hastalıklara karşı dirençte azalmaya sebep olur. Çok sırlı bir süreç olan yaşlanmanın sebepleri tam olarak anlaşılamamıştır. Genetik, çevre ve beslenme gibi maddî faktörler yanında üzüntü, stres, endişe, bunalım ve depresyon gibi şartların da yaşlanmaya tesirleri vardır. Yaşlanma sürecini etkileyen faktörlerden biri de serbest radikallerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>            Serbest Radikaller Nedir?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">            Serbest radikalleri anlayabilmek için en güzel örnek, ısırılan bir elmanın bir müddet kahverengileştiğini görmemizdir. Üzerinde kaplama olmayan demirden bir aletin ıslak bırakıldığında bir müddet sonra paslanması da aynı durumu gösterir. Peki, elmanın ısırılan kısmında veya demirin yüzeyinde ne olmuştur? Havadaki oksijen atomları bu bölgelere gelip bağlanmıştır. Demir oksijenle bağlanınca demiroksit olmuş ve paslı görünümünü almıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Serbest radikaller</strong>, kimyevî yapısında bir veya daha fazla elektronu eksik olan moleküller veya atomlar olarak tanımlanır. Bu eksik elektronlar, serbest radikallerin son derece reaktif (veya saldırgan) hâle getirilmesinde rol oynarlar. Serbest radikaller, kararsız moleküller olup elektronlarını kolayca kaybedebilir veya kazanabilirler. Tabiî ki bu durum, civardaki diğer moleküllere zarar verebilir. Demirin boyanması, havadaki oksijen ile irtibatının kesilmesini sağlar, böylece paslanıp çürümenin önüne geçilir. Canlı bünyede de bu oksitlenmenin önüne geçmek üzere <strong>antioksidan</strong> adı verilen moleküller vazifelendirilmiştir. Serbest radikaller, “oksidatif stres” olarak adlandırılan bir sürecin başlamasına sebep olabilir. Oksidatif stres, vücuttaki antioksidan savunma mekanizmalarının serbest radikallerle başa çıkmakta yetersiz kaldığı durumda ortaya çıkar.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Demirin paslanması örneğini biraz açalım: Paslanma hâdisesinde demir ile oksijen reaksiyon verir, yani demir oksitlenir, pas oluşur. Serbest radikal teorisine göre, soluduğumuz havadaki oksijen de aynı tesiri göstermektedir. Nefes aldığımız havadaki oksijen, kanın alyuvar hücrelerine bağlanarak kan vasıtasıyla vücudumuzdaki bütün doku ve hücrelere kadar ulaşır. Hücrelerimizde şeker moleküllerini oksitleyerek enerji açığa çıkmasını sağlar, fakat bu esnada bazı oksijen molekülleri bir elektronu kaybeder ve kararsız oksijen moleküllerine dönüşürler. Bu oksijen molekülleri, hücredeki diğer moleküllere “saldırarak” onlardan bir elektron koparıp onları da kendileri gibi yaparlar. Zincirleme reaksiyonlar sonucu bu tür moleküllerin sayısı artar. İşte bu saldırgan molekül yapısına <em>serbest radikaller</em> denilmektedir. Bu serbest radikaller, öncelikle hücre zarında ve hücre çekirdeğindeki vücudun bütün bilgilerinin şifrelendiği DNA moleküllerinde hasara ve yapı değişikliğine, iltihaplanmalara ve yaşlanmanın hızlanmasıyla da hastalıkların artışına yol açabilir.<a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">            Yaratılış kanunları çerçevesinde, insan vücudunda serbest radikaller her zaman meydana gelir. Mesela solunum sırasında serbest radikaller üretilir. Ayrıca Güneş’in ultraviyole ışınları, sigara dumanı, çevreye ait faktörler, stres ve yetersiz uyku da serbest radikal üretimini artırabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">“Serbest Radikal Teorisi”, 1956 yılında, Denham Harman (1916–2014) tarafından, vücudumuzun zamanla nasıl yaşlandığını açıklamak üzere öne sürüldü.<a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Hepimiz yaşlanırız ve vücudumuz, serbest radikallerin zararlı tesirlerine karşı kendisine bahşedilen dayanma gücünü kaybeder. Zamanla vücudumuzda daha fazla serbest radikal ve oksidatif stres üretilir, bu da hücrelerin zarar gördüğü (bir bakıma “paslanıp çürüdüğü”) süreçlerin hızlanmasına sebep olur.<a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">            Serbest radikalleri, demirin paslanma sürecindeki hadiselere benzetince, insan vücudunda bu “paslanmanın” karşılığı; cildin kırışması, saçların dökülmesi, kasların güç kaybedip kemiklerin erimesi, Alzheimer, Parkinson, diyabet ve kalb hastalıklarıyla birlikte kanser sıklığının artması olarak kendini gösterir.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Oksijenin paslandırma tesirinden korunmak için bu duruma açık olan yüzeylerin boya yaparak korunması gibi, Rabbimizin gıda olarak verdiği nimetlerin içine yerleştirilmiş antioksidan moleküller de hücre ve dokularımızı korumak üzere istihdam edilirler. Üzüm gibi meyveler, sebzeler ve yeşil çayda bol miktarda bulunan antioksidanlar, serbest radikalleri nötralize ederek hücrelere zarar vermelerini önlerler. Eksiklikleri durumunda antioksidanlar takviye olarak da alınabilirler, ancak fıtrî olarak sağlıklı ve dengeli beslenme ile alınması daha tesirlidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">            <strong>Hızlı Yaşlanmada Serbest Radikaller</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">            Yapılan araştırmalar serbest radikallerin farklı mekanizmalarla, yaşlanma sürecine tesir ettiğini göstermiştir. İrsî faktörler, hızlı yaşlanmaya sebep olan en önemli unsurlardan biridir. Bazı genetik hastalıklar, serbest radikal üretimini artırarak hızlı yaşlanmaya yol açabilir. Hayat tarzı ile hızlı yaşlanma arasında da bir münasebet vardır. Sağlıksız beslenme, düzensiz uyku, stres ve aşırı kilolu olmak, serbest radikal üretimini, dolayısıyla yaşlanma hızını artırabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Bu konuda yapılan çalışmalardan elde edilen ilk bilgilerin izi sürüldükçe, yolun mitokondrilere çıktığı tespit edilmiştir. Mitokondriler hücrenin enerji santralleri konumundaki organelleridir. Yediğimiz gıdaların karbonhidrat ve yağ moleküllerinde depolanmış olan yoğun enerjiyi işleyen bu “enerji merkezleri”, organik moleküllerin karbon bağlarını parçalayarak enerji kullanımında gerekli olan ATP molekülleriyle beraber serbest radikalleri üretir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yapılan deneylerde, yaşlanan farelerin vücutlarındaki serbest radikallerin miktarında dikkate değer bir artış tespit edilmiştir. Bu deneyler, mitokondrilerde üretilen serbest radikallerin, hücrelerin düzgün çalışabilmesi için ihtiyaç duyduğu maddelere zarar verdiğini de göstermiştir. Bu hasar, daha fazla serbest radikal üreten mutasyonlara sebep olmakta, böylece hücreye zarar verme süreci hızlanmaktadır. Serbest radikallerin başlangıçtaki yavaş, ama daha sonra giderek artan bir hızda birikimi, sağlıklı bedenlerin bile zamanla yaşlanmasının önemli bir sebebidir.<a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">            “Serbest radikallerin yaşlanmanın sebebi mi yoksa sonucu mu olduğunu söylemek çok zordur. Ancak, radikallerin en azından başlamış olan yaşlanma olayını hızlandırdıkları ve yaşlanmayla beraber ortaya çıkan birçok hastalığın fizyopatolojisinde önemli rol oynadıkları söylenebilir.”<a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Fıtrî bir hayat tarzını tercih ederek ve uygun tedbirleri alarak serbest radikal hasarını en aza indirmek ve yaşlanma sürecini yavaşlatmak mümkündür.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Sağlık hizmetlerinde tedaviden ziyade koruyucu hekimlik ağır basmaktadır.<a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_edn7" name="_ednref7">[7]</a> Hastalıklar ortaya çıkmadan önce hastalığa sebep olan unsurların ortadan kaldırılması, bu yapılamıyorsa gereken tedbirlerin alınması daha önemlidir.<a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_edn8" name="_ednref8">[8]</a> Bu tespitlerden yola çıkarak, aşırı beslenmenin ve enerji depolanmasının yaşlanmaya sebep olduğu tezi güçlenmiştir. Çünkü bu enerji, mitokondride yakılırken serbest radikal üretilmektedir. Dolayısıyla Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) çok yemek yememe ve kilo almama konusundaki tavsiyelerinin hikmeti daha iyi anlaşılmaktadır. Nitekim hayvan deneylerinde de gıdaları azaltılan hayvanların daha uzun yaşadığı görülmüştür.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p><a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> “Allah Resûlü, ‘Tek bir hastalığın ilacı yoktur.’ buyurdu. Kendisine, ‘O hangi hastalıktır?’ diye soruldu. ‘İhtiyarlık!’ (başka bir rivayette ‘Ölüm!’) cevabını verdi.’ Buhârî, Tıb, 1, Ebu Dâvud, Tıb, 1, (3855); Tirmizî, Tıb, 2, (2039); İbnü’l-Mâce, Tıb, 1, (3436).</p>
<p><a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Serdal Öğüt, Emrah Atay, “Yaşlılık ve Oksidatif Stres”, <em>S.D.Ü. Tıp Fak. Derg</em>. 2012, 19/2, s. 68–74.</p>
<p><a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Denham Harman, “Pioneer of the Free Radical Theory of Aging”, pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28236672/</p>
<p><a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Ibrahim B. Syed, “Free Radicals and Aging Faster”, <em>The Fountain</em>, Kasım-Aralık 2020.</p>
<p><a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> “How do free radicals damage the body?”, www.medicalnewstoday.com/articles/318652#How-do-free-radicals-damage-the-body</p>
<p><a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Hüseyin Vural ve ark. “Serbest Radikallerin Yaşlanmadaki Rolü”, <em>S.Ü. Tıp Fakültesi Dergisi</em>, 1995, 11/l, s. 101–103.</p>
<p><a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Said Şahin,” Yeni Bir Bakış Açısıyla Sağlık”, <em>Sızıntı</em>, Mart 1994.</p>
<p><a href="applewebdata://40B70094-3376-44D8-B8B2-E033D39A6C50#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> Kadir Can, “Evdeki Sinsi Düşmanlar”, <em>Sızıntı</em>, Ocak 2000.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam’da İş Ahlakı</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/islamda-is-ahlaki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:33:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302285</guid>

					<description><![CDATA[Bir müddet ticaretle meşgul olmuş Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), geçimlerini temin etmeleri için insanları ticaret yapmaya teşvik eder ve ticaretin usullerini, nelere dikkat edilmesi gerektiğini belirler ve bu hususları hem kendileri denetler hem de bu iş için vazifeli kişiler belirlerdi. Hazreti Ömer (radıyallâhu anh), hayatın her ünitesine hâkim kıldığı İslam ahlakını, ticarî faaliyetlerde de [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Bir müddet ticaretle meşgul olmuş Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), geçimlerini temin etmeleri için insanları ticaret yapmaya teşvik eder ve ticaretin usullerini, nelere dikkat edilmesi gerektiğini belirler ve bu hususları hem kendileri denetler hem de bu iş için vazifeli kişiler belirlerdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hazreti Ömer (radıyallâhu anh), hayatın her ünitesine hâkim kıldığı İslam ahlakını, ticarî faaliyetlerde de geçerli kılmak için çalışırdı. “Bizim çarşımızda, dinde belli bir derinliği olmayan kimselerden başkası ticaretle meşgul olmasın.” mealindeki sözü ile bu hassasiyetini dile getirirdi.<a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Ebû Hanîfe’nin talebesi İmam Muhammed ise ticarete dair yazdığı eserini <em>Kitabü’z-Zühd</em> şeklinde takdim etmiş ve “Zahit adamın, dağda tek başına yaşayan değil, çarşıda, pazarda ticaret yaparken haramlardan, mekruhlardan ve şüpheli şeylerden sakınan tüccar” olduğunu söylediği nakledilmiştir.<a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Literatürde iş etiği ve iş ahlakının kapsamlı tarifleri vardır. İş etiği kavramı, iş hedefleri ve yönetim teknikleri ile insanîdeğerler arasında ilişki kurulmasını sağlar.<a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> İslam’da iş ahlakı kavramı ise, her türlü ticarî faaliyetin âyet ve hadislerde tavsiye edilen ya da emir buyrulan usul ve esaslara uygun şekilde sürdürülmesi gerektiğine işaret eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslam, insanın hem ferdî hem de sosyal hayatını bir bütün olarak ele almış ve belirli düzenlemeler getirmiştir. Ticarîhayata yönelik konularda tavsiyeler, emirler ve yasaklarla iş ahlakına dair sınırları çizmiştir. Bu sebeple, “<em>Müslüman bir insanın hem tevhit deyip hem de ona ters davranması söz konusu değildir, bu iki kalblilik demektir ki, böyle bir şey bir tenâkuzdur ve bir müminde olmamalıdır… Namaz kılıp faiz yeme, oruç tutup karaborsacılık yapma, insanın iki şahsiyet, iki kalb taşımasıdır ki bu, tevhide aykırıdır. İki yüzlülüğün, bozuk şahsiyet ve karakterin göstergesidir. Bu kişiler herh</em><em>âlde </em><em>âhirette iki yüzlü olarak haşr ü neşr olacaklardır</em>.”<a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">İslam’a göre iş ahlakının temelleri ya da Müslüman bir girişimciye ait başlıca vasıflar; takva, dürüstlük, sabır, adalet, itkan, kanaat, şükür, istişare ve liyakattir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Takva</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Müslüman girişimcinin birinci vasfı Muhammedî ruhu, Kur’ânî ahlakı temsil edecek bir takvaya sahip olmasıdır. Ticarîfaaliyetlerini yaparken bir taraftan Allah’ın (celle celâluhu) emir ve yasaklarına azamî derecede uyması, diğer taraftan yaşadığı çağın şuurunda olarak daima iş ve ekonomi dünyasındaki yeniliklere, teknolojiye, iş yapma usullerine ve modern yönetim şekillerine uyum sağlaması, işini ve kendini geliştirmesi, yani güçlenmesi, böylece sürdürülebilir bir rekabet üstünlüğünü yakalaması takvanın diğer yönüdür. “<em>Takvayı bu iki kanadıyla beraber ele alıp değerlendiremediğimiz için, çağımızı da iyi okuyamamış ve bazı sahalarda Batılı toplumlara avuç açmaya mahkûm olmuşuz. Bu itibarla, zühd ve takvayı ele alırken meselenin millete ve topluma bakan yanları ihmal edilmemelidir. Böyle bir ihmalin vebali de o müminlerin bütününün defterlerine kaydolur</em>.”<a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dürüstlük</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İslam’ın terbiyesi ile yetişmiş iş insanının ikinci vasfı, dürüstlüğü, doğru sözlülüğü ve güvenilirliği ile muhatabına güven vermesidir. Müşterinin bilgisizliğini, gafletini ve ihtiyaç içinde olmasını sû-i istimal etmemeli ve asla kimseyi aldatmamalıdır. “<em>Mümin aldansa da aldatmaz</em>.”<a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir satıcının, ıslandığı için tartıda normal ağırlığından daha fazla gelen bir miktar buğdayı satmaya çalıştığını görünce, ‘Niçin ıslak tarafı halkın görebilmesi için üste getirmedin?’ diyerek onu ikaz ettikten sonra, ‘Bizi aldatan bizden değildir.’ buyurmuş; kusurlu bir malı, ayıbını söylemeden satmanın bir Müslüman’a yakışmayacağını ve ondan gelen paranın da helal olmayacağını belirtmiştir</em>.”<a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sabır<br />
</strong>İslam ahlakını rehber yapan işletmecinin üçüncü vasfı sabırlı olmasıdır. Ticaret, sabırlı insanların işidir. Çünkü ticarette başarı, sürekli müşkül durumlara tahammül edebilmeye, uzun vadeli işlerde vazifesini aksatmadan sonuçları bekleyebilmeye ve beklentilerin karşılanmaması hâlinde sebat edebilmeye bağlıdır. Günümüzün iş dünyası başka devirlerden daha fazla sabır sahibi olmayı zorunlu kılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kolay ve ucuz yoldan kazanç elde etmenin mübah sayıldığı günümüzde haram yollara tevessül etmemek, iş yerinde ibadetleri aksatmadan yerine getirmek, ekonomik dalgalanmalara ve sıkıntılara göğüs germek, müşterilerin sınırsız taleplerini ve şikayetlerini yönetmek, birlikte çalışılan insanların tutum ve davranışlarına karşı daima mülayim olmak ve yapılan yatırımdan beklenen geri dönüşün yani elde edilecek kârın gecikmesinde sabırlı olmak ve temkinli hareket etmek gerekmektedir. Bu âyet-i kerime de sabrın önemine dikkat çeker: “<em>Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele</em>!” (Bakara, 2/155).</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Adalet</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir iş ve teşebbüse başlayıp onun emniyet ve güven ortamında yürütülmesi adalete bağlıdır. Bu sebeple Müslüman girişimcinin dördüncü vasfı adil olmaktır. İş hayatının en zor yanıdır hem adil olmak hem de merhametli davranmak. İnsaflı bir insan, iş hayatında acımasız bir kapitalist, gaddar bir iş veren gibi hep kendi menfaatini düşünemez. O, muamelelerinde adil olmak ve asla adaletten ayrılmamakla mükelleftir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Üretim ve satış aşamalarının bütün süreçlerinde standartlara uymak, çalışanlara karşı işletilen süreçlerde de (ücret, unvan, yetki, sorumluluk, liyakat ve mükafat gibi) adaletle davranmak emredilmiştir. “… <em>Hep adil olun, çünkü Allah adil davrananları sever</em>.” (Hucurat, 49/9) âyeti de bu hususa dikkat çeker.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân-ı Kerim, geçmiş toplumların gerileyiş, çöküş ve yıkılış sebepleri arasında ölçü ve tartıda haksızlık yapmalarını beyan buyurmakta; mesela, Hazreti Şuayb’ın (aleyhisselâm) peygamber olarak gönderildiği Medyen ve Eyke halklarını helake götüren sebeplerden birinin, ölçü ve tartıda hile yapmaları olduğunu nazara vermektedir.<a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İtkan<br />
</strong>Müslüman girişimcinin beşinci vasfı itkandır ki, yaptığı her işi bilerek, severek ve özenerek yapmasıdır. Zira bu durum hem işteki verimliliğin hem de itkan üzere iş yapmanın bir gereğidir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “<em>Allah, yaptığı işi itkan üzere yapan insanı sever</em>.”<a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_edn9" name="_ednref9">[9]</a> buyurmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İş hayatına bakan yönü ile itkan, insanın sahip olduğu kaynakları ve kabiliyetleri en iyi şekilde kullanması, gücünün yettiği şeylerde çok sağlam, göz ve gönül doldurucu bir iş ortaya koyması anlamına gelmektedir. Bu bakımdan Müslüman insanın verimli biçimde çalışması ve yaptığı işi en güzel biçimde yapmaya gayret etmesi onun yalnızca meslekî sorumluluğu değil aynı zamanda imanının bir tezahürüdür.<a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kanaat ve Şükür</strong><br />
Müslüman iş insanının altıncı vasfı, kanaat ve şükürle iş yapmaktır. Kanaat, girişimcinin verimliliğini ve iç huzurunu, üreticinin tüketici ile, yönetenin yönetilenle ve ferdin toplumla barış içinde olmasını temin eden manevî dinamiklerden biri; aynı zamanda iktisadî hayatta faiz, haksız rekabet, dolandırıcılık, hile ve yolsuzluk gibi gayrimeşru yollara sapmaktan koruyan bir kalkan hükmündedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İktisat Risalesi’nde nimete karşı şükür ve kanaat etmenin, bollukta ve darlıkta iktisatlı davranmanın; bereket, izzet, kemal ve geçim sıkıntısı çekmemenin vesilesi, hırs ve israfın ise zilletin, manevî dilenciliğin, başarısızlığın, tembellik ve ümitsizliğin sebebi olduğu belirtilmiştir.<a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_edn11" name="_ednref11">[11]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İstişare ve Liyakat<br />
</strong>Sağlam bir iş ahlakına sahip olmak için istişare ve liyakat de gereklidir. Müslüman iş adamı atacağı adımlarda istişarenin hakkını vermeli, mühim kararlar alırken samimiyet, bilgi ve tecrübesine itimat ettiği danışmalarla fikir alışverişinde bulunmalıdır. Ayrıca mesai tanzimine ve liyakate önem vermeli, işlerini ehil insanlarla yürütmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ticaret hem maddî destek vasıtası hem de muhtaç gönüllere ulaşmak için tesirli ve muteber bir vesile olmuştur. Cehalet ve iftirakı kaldırmak için fakirliğin de kaldırılması gereklidir. Bu sorunların çözümünde güçlü sermaye sahibi girişimcilerin desteği şarttır. Ekonomisi güçlü olan devletler, dünya dengesinde de söz sahibidirler.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Tirmizî, Kitabü’l-Vitr, 21.</p>
<p><a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Burhanüddin ez-Zernûcî, <em>Ta’limu’l Mute’allim</em>, Ter. Talha Alp, İstanbul: Yasin Yayınevi, 2012, s. 28.</p>
<p><a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Halil Zaim, “İş Hayatında Erdemli İnsan”, <em>UTESAV Kültür Düşünce</em>, Mart 2012.</p>
<p><a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> M. Fethullah Gülen, Prizma-4, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 231.</p>
<p><a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Ölümsüzlük İksiri, (Kırık Testi-7),</em> İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 146.</p>
<p><a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> M. Fethullah Gülen, “Çarşının Yiğitleri”, herkul.org/kirik-testi/carsinin-yigitleri/</p>
<p><a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> Hûd, 11/84–95.</p>
<p><a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Taberânî, <em>El-Mu&#8217;cemü’l-Evsat</em>, 1/275.</p>
<p><a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Fasıldan Fasıla-4</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 104.</p>
<p><a href="applewebdata://01BB4F3C-C2A4-4B75-9E79-6E206CACB16F#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Lem’alar</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 174.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlim-1</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/ilim-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:29:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ortasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302282</guid>

					<description><![CDATA[İnsan duyularıyla elde edilen veya Allah&#8217;ın (c.c.) vahiy ve ilham yoluyla bildirdiği bilgi ki, zaman zaman onun herhangi bir tezahürünü ifade sadedinde: Gerçeğe, vâkıa uygun bilgi veya birşeyi olduğu gibi kavrama mânâlarına da hamledilmiştir. Aynı zamanda, ilim, kesin olsun olmasın, tasavvur veya hüküm olarak, mutlak mânâda idrak etme, düşünme ve anlama mânâlarına da gelir. Hatta [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">İnsan duyularıyla elde edilen veya Allah&#8217;ın (c.c.) vahiy ve ilham yoluyla bildirdiği bilgi ki, zaman zaman onun herhangi bir tezahürünü ifade sadedinde: Gerçeğe, vâkıa uygun bilgi veya birşeyi olduğu gibi kavrama mânâlarına da hamledilmiştir. Aynı zamanda, ilim, kesin olsun olmasın, tasavvur veya hüküm olarak, mutlak mânâda idrak etme, düşünme ve anlama mânâlarına da gelir. Hatta çok defa, ilim sözcüğüyle mârifet mânâsını kasdettiğimiz de olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">İlim bahsinde, hangi konunun bizi daha çok alâkadar ettiği belli olmakla beraber, az dahi olsa, ilim, ilmin sebepleri ve bölümleri gibi bir kısım tasavvurî taksimlere temasın yararlı olacağına inanıyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">İlim, kendi içinde vasıtalı ve vasıtasız olmak üzere ikiye ayrılır:</p>
<p style="font-weight: 400;">a- Her insan ayrı ayrı bir kısım hususiyetlerle yaratılmıştır. Bu hususiyetleri bilmek, değerlendirmek her ferde vasıtasız olarak verilmiş bir bilgi mevhibesidir. İnsanın, havasızlık, susuzluk, açlık, tasa, sevinç gibi hususları idrak etmesi.. ve çocukların süt emmesi, kuşların uçması, balıkların yüzmesi, bülbülün yuva örmesi, yeni doğmuş yavruların kendileri için tehlikeli sayılan şeylerden sakınmaları gibi özelliklere veya bu özelliklerle hayatları için yapılması lâzım gelen şeyleri anlamaları mânâsına gelen şuur veya idrake vasıtasız ilim diyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">b- Buna karşılık, akıl ve hisler aracılığıyla öğrenilen ilimler de vasıtalı ilimlerdir. Maddî şeylerle alâkalı bilgiler daha çok, görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duyularıyla elde edilir. Fizikötesi bilgiler ise, zihin, muhakeme, kalb, sır, hafî, ahfâ, hatta sâika ve şâhika yollarıyla..</p>
<p style="font-weight: 400;">Konuyla alâkalı değişik bir taksim de, ilmin elde edilme yolları açısından karşımıza çıkar. İslâm&#8217;a göre ilmin sebepleri üçtür:</p>
<p style="font-weight: 400;">1- Göz, kulak, burun, dil ve deriden ibaret olan, bizim &#8220;sağlam duyu organları&#8221; dediğimiz &#8220;havâss-ı selîme.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;">2- &#8220;Haber-i sâdık&#8221; sözcüğüyle ifade edeceğimiz doğru haber ki, o da kendi içinde ikiye ayrılır:</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">Yalan üzerinde ittifakları mümkün olmayacak kadar çok sayıdaki bir cemaatin ihbârı mânâsına gelen &#8220;mütevâtir haber.&#8221;</li>
<li style="font-weight: 400;">Allah tarafından gönderilen peygamberlerin mesajları mânâsına &#8220;haber-i rasûl.&#8221;</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">3- İlmin üçüncü sebebi de akıldır. İster düşünülmeden hemen akılla bilinen bedihiyyât kabîlinden olsun, isterse düşünülerek ve istidlâl yoluyla ulaşılan bilgiler nev&#8217;inden olsun, bu kabîl ma&#8217;kûlâtın zâhirî sebebi akıldır. Bundan başka ilim, aklî ve naklî olmak üzere ikiye ayrılır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunlardan birincisini şu üç kategoride hulâsa etmek mümkündür:</p>
<p style="font-weight: 400;">1- Sağlık ve eğitim gibi topluma lüzumlu ilimlerdir ki, lüzumları nisbetinde vâcib veya farz-ı kifâye sayılmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">2- Din nazarında mezmum olan ilimlerdir ki, sihir, simyâ, remil, tılsım ve hokkabazlık gibi mârifetleri bu cümleden sayabiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;">3- Mübah ve îcabında vâcib sayılan ilimlerdir ki, hendese, hesap, kelâm, tıp, fizik, kimya ve tarih gibi ilimler bu kategori içinde mütalâa edilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Naklî ilimler de kendi içinde mükâşefe ve muâmele adlarıyla iki bölümde hulâsa edilmişlerdir. Bunlardan muâmele kısmı, fiil ve terkten ibaret olmak üzere dört bölümde ele alınmıştır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;">1- Usûl ki; Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas&#8217;tan ibarettir. Aynı zamanda bunlara &#8220;edille-i şer&#8217;iyye&#8221; de denir.</p>
<p style="font-weight: 400;">2- Fürû ki; bunlar da, ibadet, muâmelât, münâkehât ve ukûbât gibi adlarla kitaplarda yerlerini almışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">3- Mukaddimât ki; lügat, sarf, nahiv, maânî, beyan, bedî gibi ilimlerdir.. ve bunlar, hadis, tefsir, fıkıh ilimlerini sıhhatli anlama yolunda sadece birer vasıtadırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">4- Mütemmimât ki; bu da tamamen Kur&#8217;ân ilimleriyle alâkalıdır. Kur&#8217;ân&#8217;ın lafzıyla alâkalı olan kısmı: Mehâric, tashîh-i huruf, aşere, takrib unvanlarıyla.. mânâsına taalluk eden bölümler, tefsir ve te&#8217;vil adlarıyla.. ahkâmıyla alâkalı kısımlar da usûl kitaplarının konusu olan, nâsih-mensûh, hâss-âmm, celî-hafî, hakikat-mecaz-kinâye, mücmel-müfesser, muhkem-müteşâbih gibi isim ve unvanlarla ele alınmış ve işlenmişlerdir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rüyalarda Verilen Dersler</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/ruyalarda-verilen-dersler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:27:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hatıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302280</guid>

					<description><![CDATA[Sekiz veya dokuz yaşındaydım. Bir gece rüyamda, bizi üstü açık bir jandarma aracına bindirmişlerdi. Bir sürü insanı üst üste atıyorlardı. Sonra o büyüdüğüm, çocukluğumu doya doya yaşadığım, gençliğimi geçirdiğim, üniversitede okumak için ayrıldığım, diplomamla geri döndüğüm, çalıştığım ve gelin olarak çıktığım o eve son kez baktığımı hatırlıyorum. Ne yaptık ki bizi evimizden çıkarıp hapse götürüyorlar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Sekiz veya dokuz yaşındaydım. Bir gece rüyamda, bizi üstü açık bir jandarma aracına bindirmişlerdi. Bir sürü insanı üst üste atıyorlardı. Sonra o büyüdüğüm, çocukluğumu doya doya yaşadığım, gençliğimi geçirdiğim, üniversitede okumak için ayrıldığım, diplomamla geri döndüğüm, çalıştığım ve gelin olarak çıktığım o eve son kez baktığımı hatırlıyorum. Ne yaptık ki bizi evimizden çıkarıp hapse götürüyorlar diye içimden geçiriyordum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çocuk aklımla bu rüyama bir anlam verememiştim. Yıllar sonra liseye başladım ve yolum ablalarla kesişti. Okul sonrası poğaça ve sıcak çayın da cazibesiyle gittiğim, mütevelli bir ablanın evinde dinlediğim sohbetler üç sene sürmüştü. Sadece poğaça ve çay yoktu; arka plandaki huzur tarifsizdi. Belki de o huzuru hissetmek için yürümüştüm o yolları yaz kış demeden.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonra yeni bir sayfa açıldı. Fakirlik hayatımızın bir parçasıydı, dershanelere gidememiştim. Sınava çok az kala, adı duyulmamış bir dershaneye gitmek için babamı ikna ettim. Çünkü çok ucuzdu ve sınıf arkadaşlarım da bu dershaneye kaydolmuştu. Allah’ın lütfuyla hem üniversiteyi kazandım hem de bir yurda yerleştim. Daha sonra bir öğrenci evinde kaldım ve elimden geldiğince hizmetlerde bulunmaya gayret ettim. Derken mezuniyet vakti geldi. Çok istemiştim ışık evlerde kalıp hizmetlere devam etmeyi, ama nasip değilmiş. Annemin ve akrabalarımın ısrarıyla bir devlet kurumunda işe girdim.</p>
<p style="font-weight: 400;">Huzursuz bir dönemden sonra, bir arkadaşımın beni aramasıyla hayatım başka bir renge büründü. Bana uzak diyarlarda yetişmiş birinden bahsetti ve “Evlenmeyi düşünür müsün?” diye sordu. Görüşmeyi kabul ettim. Sonra evlendik. Çok geçmeden yolumuz uzaklara düştü, hem de çok uzaklara. Hicret ettiğimiz farklı ülkelerde çiçekler yetiştirelim ya da en azından toprağı başkaları için hazırlayalım dedik.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir gece rüyamda, şeytan ağzındaki sakızı çiğneyip benim ağzıma koymaya çalıştı ve benim onu reddetmemle bana, “Sen bu sakızı ağzına almadın, ama ben bunu buradakilerin hepsinin ağzına koyacağım.” diyerek büyüdüğüm mahalleyi bana gösterdi. Daha sonra aralarında akrabalarımın da bulunduğu mahallemizdeki komşularımız, maalesef zalimlerle aynı safta yer aldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu rüyadan yıllar sonra gördüğüm başka bir rüyada, aynı şeytan beni kovalarken “Felak ve Nas sûrelerini okursam bana zarar veremez.” diye tekrarlıyordum. Okumama ara vermemi bekler gibiydi. “Nasıl olsa bir boşluk bulurum. Şimdi dokunamam sana, ama belki daha sonra.” diyerek arkamdan ayrılmıyordu. Bana iyice yaklaştığında, “Fetih sûresini oku!” diye bağıran bir ses işittim. Sonra yüksek sesle Fetih sûresini okurken titreyerek uyandım. Akşam işten gelen eşim, “Bir süredir her gün okuduğumuz Fetih sûresine artık devam etmeyecekmişiz, başka sûreler ve dualar dağıtılacakmış.” dedi. Rüyamı ona anlatınca odaya derin bir sessizlik çökmüştü.</p>
<p style="font-weight: 400;">2017 yılında başka bir hicret diyarındaydık. Ben de başka rüyaların içinde… Hayatımda hiç duymadığım bir ses bana çok tesir etmişti. “Bu ses kime ait ki insanın içine huzur veriyor. Hayatımda bu kadar güzel bir ses duymadım.” diyordum oradakilere. Yanımda eşimin varlığını hissediyordum ve arkamda konuşan kişiye yüzümü dönmek istiyordum, ama izin verilmiyordu. Sonra “Bu O (sallallâhu aleyhi ve sellem).” dediler. Yanında esmer bir kadın vardı ve kucağında bir yaşında bir çocuk. Kadın çocuğu sallayarak sakinleştirmeye çalışıyordu. Sonra o kadının Hazreti Meryem ve çocuğun da Hazreti İsa (aleyhisselâm) olduğunu anladık. Efendimiz, “Gelin, beni takip edin ve ben nereye basarsam oraya basın. Sakın bunun dışına çıkmayın.” dedi. Bir de baktık ki ortalığı sel kaplamış, bulunduğumuz topraklar sular altında kalmış. Efendimizin ayak izlerini görüyordum. Önümüzde sıçrayarak yürüyordu. Onun ayak izlerinin olduğu yerlerde bir damla su bile yoktu. Onun tek ayakla bastığı yere iki ayağımızla sıçrayarak basıyorduk. Gide gide yerle bir olmuş bir havaalanına geldik. Sonra Efendimizi göremedik. Eşimle birbirimize bakıp nasıl devam edeceğiz diye düşünürken garip bir hisle uyandım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir süre sonra valizlerimizi topladık, çünkü tevafuklar zinciri bizi buna zorlamıştı. Meğer Allah’ın bize nasip edeceği nice güzellikler varmış dünyanın öbür ucunda. Yaşadık, gördük, şahit olduk ve hissettik. Allah daha güzellerini hepimize yaşatsın.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Donmadan Koruyan Kim?</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/donmadan-koruyan-kim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zooloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302278</guid>

					<description><![CDATA[Soğuk hava ve don olayları, özellikle kış aylarında birçok ülkede karşılaşılan yaygın problemlerin başında gelir. Günlük hayatımıza olumsuz tesir eden soğuk havaya karşı tarih boyunca çeşitli tedbirler geliştirilmiştir. Vücut ısımızı korumak için genellikle çok katmanlı giyim prensibine dayanan stratejiler uygularız. Bedenimizi sıcak tutan iç katmanları, rüzgârı kesen orta katmanları ve su geçirmez dış katmanları bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Soğuk hava ve don olayları, özellikle kış aylarında birçok ülkede karşılaşılan yaygın problemlerin başında gelir. Günlük hayatımıza olumsuz tesir eden soğuk havaya karşı tarih boyunca çeşitli tedbirler geliştirilmiştir. Vücut ısımızı korumak için genellikle çok katmanlı giyim prensibine dayanan stratejiler uygularız. Bedenimizi sıcak tutan iç katmanları, rüzgârı kesen orta katmanları ve su geçirmez dış katmanları bir araya getirerek soğuğa karşı etkili bir giyim sistemi oluştururuz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yaşanılan mekânların da soğuk ve donmanın getireceği dezavantajlara karşı korunmasına dikkat edilir. Bunun için evlerde su tesisatlarını izole etmek ve düzenli olarak ısıtılmayan alanlarda bulunan boruları korumak, akünün düzenli kontrol edilmesi ve lastiklerin uygun kullanılması gibi önlemler, soğuk mevsimlerde daha güvenli ve rahat bir kış geçirilmesine imkân tanır. En önemli tedbirlerden biri de motorlu araçlarda antifriz kullanmaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bilim insanlarının araştırmalarıyla bazı hayvanların kışın donmadan hayatlarını nasıl sürdürdükleri anlaşılınca, araçlarda antifriz sistemleri geliştirilmiştir. Hayatı kolaylaştıracak şekilde insanlığa kazandırılan bu sistemler, sağlık alanında dokuların depolanarak saklanması, soğutma sistemlerinde buz kristallerinin oluşmasının engellenmesi gibi farklı alanlarda kullanılmaktadır. Sıcakkanlı hayvanların (endotermler), soğuk hava şartlarına karşı vücut sıcaklıklarını koruma ve donmaya karşı önlemeye ilişkin koruma sistemleri Allah (celle celâluhu), Müdebbir isminin gereği olarak, ilmi ile her şeyin akıbetini bilir ve ona göre hikmetle iş yaparak, her canlıyı tedbirlerle donatır. Aynı mânâyı ifade eden, “<em>Rabbimiz her şeyi yaratan, sonra da onu yaratılış gayesine uygun yola koyandır</em>.” (Tâ Hâ, 20/50) âyet-i kerimesi, Cenab-ı Hakk’ın şefkat ve merhametinin göstergesi olarak, Bâri ismine de işaret etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Suda Yaşayan Hayvanlarda Donmaya Karşı Tedbirler </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">            Antifriz, sıvıların donma sıcaklığını düşürerek buzlanmayı ve oluşabilecek hasarları geciktiren bir maddedir. Balıklar soğukkanlı (ektotermik) hayvanlardır, bu yüzden yaşadıkları su, donma noktasının altına düştüğünde, donmaktan korunmaları için vücut sıvılarına donmayı önleyici antifriz proteinleri ihsan edilmiştir. Antifriz proteinlerini teşkil eden aminoasit birimleri, buz kristallerine bağlanabilen uzun şeritlere sahiptir. Bir aminoasidin molekül çatısında amino ve karboksil olmak üzere iki bölge bulunur. Karboksil grupları, karbon atomu ile oksijenin çiftli bağ oluşturduğu gruplardır. Bu proteinler, balıklar için buz kristallerinin oluşturduğu potansiyel tehlikelerle başa çıkma mekanizmasını sağlar. Buz kristalleri, balıkların kanında oluştuğunda hücre ölümüne sebep olabilecek bir risk taşır. Küçük buz kristalleri, kandaki suyu kullanarak büyüme eğilimindedir. Antifriz proteinleri, bu küçük kristallerle etkileşime girerek büyümelerini engeller ve böylece kanın donmasını önleyerek hücreleri korur. Bu mekanizma sayesinde balıklar, soğuk su ortamlarında donmadan hayatta kalabilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dünya&#8217;nın aşırı soğuk kutup bölgelerinde yaşayan balık türleri, antifriz proteinleri sayesinde donmaya karşı korunmuşturlar. Aklı, şuuru ve iradesi olmayan balıklar, bu özelliği tesadüfen kazanabilirler mi?</p>
<p style="font-weight: 400;">Kuzey Kutbunda dört mevsim boyunca soğuk ve buzlu bir iklim hüküm sürer. Burada yaşayan bir tür tavuk balığı (<em>Boreogadus saida) </em>bu proteinlere sahiptir<em>.</em><a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_edn1" name="_ednref1"><sup>[1]</sup></a> Geniş bir buz tabakası ile kaplı dünyanın en soğuk ve kuru yeri olan Güney Kutbunda ise <em>Liparis gibbus</em> isimli balık da farklı bir bölgede yaşamasına rağmen aynı antifriz maddesine sahip kılınmıştır.<a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_edn2" name="_ednref2"><sup>[2]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;">Kudreti sonsuz Rabbimiz fokların ve balinaların derilerine ise farklı bir mekanizma vererek, donma hasarını önlemek üzere onları özel enzim sistemleriyle donatmıştır. İnsanların enzim sistemleri belirli bir sıcaklığın altında çalışamadığından, buzlu bir yüzeye uzun süre temas edildiğinde donma yanıkları görülebilir, ama foklar ve balinalarda böyle bir tehlike yoktur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Karada Yaşayanlarda Donmaya Karşı Önlemler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Alaska ağaç kurbağaları <em>(Lithobates sylvaticus)</em>, soğuk kış aylarında vücut sıvıları donmadan hayatlarını devam ettirebilmeleri için müthiş bir korumaya sahiptirler. Bu kurbağalarda glikoz molekülü, donmaya karşı korunmak için antifriz olarak görevlendirilmiştir. Ağaç kurbağaları kış uykusuna yattıklarında, vücutlarındaki su büyük ölçüde azalır ve hücre içindeki suyun bir kısmı dışarı atılır. Kalan su, hücre içinde donmaya başlayabilir, ancak içerideki glikoz bu süreci engelleyen bir antifriz görevi görür. Glikoz, su moleküllerinin donma noktasını düşürerek hücre içinde donma ihtimalini azaltır. Aynı zamanda, hücrelerin içinde donma oluşsa bile, bu durum genellikle hücre zarını değil, hücrenin dışındaki boş alanları etkiler. Hücre zarının donmaması, hücrenin hasar görmesini önler. Bu süre zarfında nefes almaz ve kalbi durur. Aslında görünüşe göre buzla kaplı ağaç kurbağası ölmüştür. Ancak şaşırtıcı bir şekilde, bahar geldiğinde kurbağanın buzları çözülür, tekrar hücrelerine su alır ve Muhyi Rabbimizin ihsan ettiği hayatla yaşamaya devam eder.<a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_edn3" name="_ednref3"><sup>[3]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;">Ayı, sincap, kirpi ve yarasa gibi bazı canlılarda ise ısı çok düştüğünde kalb atışları dakikada 350 atıştan dört atışa kadar düşebilir. Bu sayede canlının ölmesine sebep olabilecek doku kristalleşmesi önlenmiş olur. Vücut sıvılarında bulunan tuzlar, antifriz gibi görev yapar ve vücuttaki dokuları donma noktasının altında tutacak şekilde ısıyı dengeler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kazların veya ördeklerin buz üzerinde rahatça dolaşabilmeleri, yine kendilerine lütfedilen bir koruma mekanizması sayesindedir. Bu koruma, ayaklardaki atardamar ve toplardamarların birbirine yakın olmasıyla sağlanır ve ayaklarda sıcaklık akışı arasında güçlü bir ısı derecelenmesi (gradyan) oluşturur. Çeperleri geçirgen olan boru benzeri sistemlerde, ısının, yoğun taraftan daha az yoğun tarafa geçişinde tedricilik söz konusudur. “Gradyan”, bir değişkenin bir mesafe boyunca ne kadar hızlı değiştiğini ifade eden bir terimdir. Bu durumda, ısınma ve soğumanın tedrici olarak derecelenmesi (gradyanı), belirli bir uzaklık boyunca ısınma veya soğumanın ne kadar hızlı gerçekleştiğini gösterir.<a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_edn4" name="_ednref4"><sup>[4]</sup></a>Ancak birbirine paralel borularda veya kan damarlarında, akımların birbirine ters olması gerekir. Vücut içinde ısınmış kan ile soğuk suyun içindeki bacaklardan gelen kan, birbirine ters yönde hareket ederken sıcak kan, ısısını soğuk kana verir ve vücuda dönen kan ısınmış, vücudun ısısı düşmemiş olur. Fizyolojide buna “ters akım prensibi” denir. Kalbden gelen kan, ayak parmaklarına doğru giderken atardamardaki sıcaklık da ayak parmaklarından kalbe geri dönen soğuk kanı taşıyan toplardamara aktarılır. Bu ters akımlı ısı değişimi, ısı kaybını sınırlandırır, ayrıca doku ve organların sıcak kalmasını sağlar. Bu verimli sistem, karada ve suda yaşayan birçok kuş ve memeli tarafından kullanılmakta ve hatta balıkların solungaçlarında oksijen alışverişinin nasıl gerçekleştiğini de açıklamaktadır.<a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_edn5" name="_ednref5"><sup>[5]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>            </strong>Soğuğa ve donmaya dayanıklı hayvanların bir başka örneği de ren geyiğidir. Ren geyikleri uzun bacakları sayesinde, karlı ve soğuk ortamlarda rahatlıkla dolaşabilirler. Vücut ısıları düşmeden ve dolayısıyla donmadan yaşayabilmeleri, bacaklarındaki özel dolaşım sisteminden dolayıdır. Bacaklarındaki damarlar, kanın ren geyiğinin vücudunun merkezine ve dokularına ulaşmadan önce ısıtılacak şekilde yerleştirilmiştir.<a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_edn6" name="_ednref6"><sup>[6]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;">Ters akım dolaşım sistemi, zıt yönlere hareket eden bir dolaşım sistemini ifade eder. Bu sistem genellikle arterler ve venler arasındaki özel bir düzenlemeyi içerir. İki ana kan damarı, birbirine paralel bir şekildedir, ancak bu damarlardaki kan, farklı yönlere doğru akar. Mesela bir damardaki sıcak kan, vücut merkezinden uzaklaşarak uzuvlara doğru hareket ederken diğer damardaki soğuk kan, uzuvlardan merkeze doğru hareket eder. Bu sayede, uzuvlara giden sıcak kan, soğuk kanla temas ederek ısısını transfer eder ve vücut ısısının dengelenmesine yardımcı olur. Bu mucizevi sistem, uzun bacaklara sahip hayvanların soğuk iklimlerde yaşamasına ve vücut ısısını korumasına yardımcı olur. Özellikle soğuk iklimlerde yaşayan hayvanlarda veya uzun uzuvlara sahip olanlarda bu mekanizma sıkça görülür. Ayrıca geyiklerin “kışlık paltosu”, yaz aylarında sahip oldukları kürkten daha fazla güneş ışığını emer ve vücut ısısını daha fazla hapseder. Ayaklarındaki pedler sertleşerek buz kıracağı gibi sert bir cisme dönüşür. Geyikler böylece buz yüzeyini kesebilir ve ayakları üzerinde kaymadan durabilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hayvanların donmaya karşı sayısız tedbirlerle yaratılması; sonsuz bir ilim, kudret, irade ve hikmete işaret etmektedir. Muhteşem bir nizam ve intizam içinde yaratılmaları, tefekkür için fırsatlar sunar. Aklı ve şuuru olmayan canlıların hayatta kalabilmeleri, Rabbimizin şefkat ve merhametinin cilveleri sayesindedir. Hiçbir canlı, ilk yaratılışta bazı donanımlar eksik ve sonradan yavaş yavaş değişerek son hâlini almış değildir. Aksine bütün canlılar mükemmel özelliklere sahip olarak yaratılır. “<em>Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur. Rahman’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner.</em>” (Mülk, 67/3) âyeti de yaratılıştaki kusursuzluğa dikkat çeker.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_ednref1" name="_edn1"><sup>[1]</sup></a> “<em>Boreogadus saida</em>”, en.wikipedia.org/wiki/Boreogadus_saida</p>
<p><a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_ednref2" name="_edn2"><sup>[2]</sup></a> R. P. Evans ve G. L. Fletcher, “Isolation and characterization of type I antifreeze proteins from Atlantic snailfish (Liparis atlanticus) and dusky snailfish (Liparis gibbus)”, <em>Biochim Biophys Acta</em>, 2001 Jun 11, 1547(2):235–244.</p>
<p><a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_ednref3" name="_edn3"><sup>[3]</sup></a> “How Did Animals Survive the Winter?” naturemuseum.org/2020/03/how-did-animals-survive-the-winter/</p>
<p><a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_ednref4" name="_edn4"><sup>[4]</sup></a> “Snowbound: Animals of Winter”, www.pbs.org/wnet/nature/snowbound-animals-winter/14857/</p>
<p><a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_ednref5" name="_edn5"><sup>[5]</sup></a> Angeli Gabriel, “How animals survive the frozen edge of the world”, www.foxweather.com/learn/how-animals-survive-the-frozen-edge-of-the-world</p>
<p><a href="applewebdata://006A9EE6-88BF-4088-894C-75348DAB60CF#_ednref6" name="_edn6"><sup>[6]</sup></a> Bridget B. Baker, “How Wild Animals Survive Freezing Temperatures”, animals.howstuffworks.com/animal-facts/wild-animals-survive-freezing-temperatures.htm</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dili Tatlı Kılan Şiir</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/dili-tatli-kilan-siir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:22:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302275</guid>

					<description><![CDATA[Çocuklar anadillerini, resmî bir eğitime tâbi olmaya gerek kalmadan, yaratılıştan gelen kabiliyetleri gereği öğrenirler. Bu fıtrî dil edinimi, beynin yapısına da bağlı olarak ergenlik çağına kadar devam eder. Beyan kabiliyeti, insanın aklî melekeleri arasında olmazsa olmaz bir yerdedir. Yani her insanın ortak olarak sahip olduğu biyolojik ve manevî varlığın bir parçasıdır. Buna göre çocuklar, dünyaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar anadillerini, resmî bir eğitime tâbi olmaya gerek kalmadan, yaratılıştan gelen kabiliyetleri gereği öğrenirler. Bu fıtrî dil edinimi, beynin yapısına da bağlı olarak ergenlik çağına kadar devam eder. Beyan kabiliyeti, insanın aklî melekeleri arasında olmazsa olmaz bir yerdedir. Yani her insanın ortak olarak sahip olduğu biyolojik ve manevî varlığın bir parçasıdır. Buna göre çocuklar, dünyaya gelmelerinden itibaren dil edinmeye ve bir süre sonra bulundukları ortamda kullanılan kelime ve kavramlar çerçevesinde konuşmaya başlarlar.</p>
<p>Şiir, edebî bir türdür ve bu alanda güzel eserler verilmesi, toplum hafızasının göstergesi olması açısından önemlidir. Dil, kelimeler ve kavramlarla gelişirken insan ruhu da o kelimelere yüklenen anlamlarla zenginlik ve enginlik kazanır. Dilde var olan sanatlı söylemler, yerinde kullanılırsa dilin işlerliğinin ve etkisinin artmasına vesile olur.</p>
<p>Dile kendi seyri içinde bakıldığında, günlük konuşma ya da yazı dilini, düzyazı (nesir) temsil ederken şiirleri (nazım) ise daha özgür ve özgün mısralar ve sıra dışı söylemlerin temsil ettiği görülür. “Baharda çiçekler açtı.” cümlesi genel bir mesajı içerir. Ancak “Bahar gibi oldum ben, çiçek çiçek açtım ben.” denildiğinde durum birden değişir ve öznellik devreye girer. Söylemdeki öznellik ve kelimelerdeki ses uyumu, şiiri daha cazip kılar. Şiirin bu yönü, ezberlemeyi kolaylaştırırken şiirdeki kelimelerin ve farklı anlamların günlük konuşmalara yansımasını da sağlar.</p>
<p>Şiirin faziletli bir kalbi şefkatle doldurup duygulandırdığını söyleyen Hazreti Ömer (radıyallâhu anh); çocukların anadillerini sağlam bir şekilde öğrenmeleri ve kendilerini rahatça ifade edebilmeleri için onlara şiir öğretilmesini de tavsiye etmiştir. Hazreti Aişe (radıyallâhu anha) validemize ait şu söz de şiirin çocuklara ve dile bakan yönünü çok güzel ifade etmektedir: “Çocuklarınıza şiir öğretiniz, dilleri tatlılaşır.”</p>
<p>Bu ifadelerin yeni bir medeniyet inşası zamanında kayda geçmiş olması dikkat çekicidir. Gerçekte medeniyetlerin inşasında dilin zenginliği çok önem arz eder ve dili geliştiren unsurların başında edebiyat ve bilim gelir. Ancak bilim dili çocukların ve genel kitlenin ilgi alanı dışındadır. Edebiyatın önemli bir yanını teşkil eden şiir ise toplumda hemen hemen herkesin ilgi duyduğu ve seviyesine göre tercih ettiği bir sanat alanıdır. Bu ilginin çocuklar için çok önem arz ettiği, özellikle günümüz dünyasında açıkça görülmekte olup konu birinci derecede anne ve babaları ilgilendirmektedir.</p>
<p>Çocuklukta duygusal zekâ daha baskındır. Şiirler de duyguların renkleriyle boyanan söylemlerdir. Şiirle ifade tarzı, bütün dillerin önemli bir yanını teşkil eder. Bir çocuk, annesi için düzgün, kurallara uygun ve çok güzel cümleler kuramaz. Ancak bunu ezberlediği bir şiirle çok güzel ifade edebilir ve böyle bir eserdeki kelimeler ve duygular, onun konuşma dünyasının oluşmasına önemli katkılar sunar.</p>
<p>Kulağımda ninni sesi<br />
Cennet kokuyor nefesi<br />
Sen her zaman içimdesin<br />
Dahası var dahası var<br />
…<br />
Mevla’m bana bağışladı<br />
Bir meleğin kanadını<br />
Göklere yazdım adını<br />
Dahası var dahası var</p>
<p>Çocuklar, bu mısralarda kullanılan kelimelerin anlamlarını ilk anda bilemeyebilirler. Ancak bu dizelerdeki mânâlar onların şuuraltlarına işler. Cennet, Mevla, gökler, melek ve kanat kavramları, onların konuşmalarında, bağlama göre farklı şekillerde yer alır ve düşünce dünyalarının oluşmasında önemli rol oynar. Nihayet böyle kelimelerle örülen bir dil hem konuşmaya hem de yazmaya letafet, belagat ve güzellik olarak yansır.</p>
<p>Şiirimsi özellik taşıyan atasözleri, deyimler, tekerlemeler ve bilmeceler de benzer etkiyi gösterir. “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane” denildiği zaman, çocuğun zihninde nar meyvesi, renkleri ve tadı ile canlanacak ve çocuk bu kelimeyi hiç unutmayacaktır. Bununla beraber çarşı ve alışveriş kelimeleri de onların kavram hazinesinde kendilerine özgü çağrışımlarla yerlerini alacaktır.</p>
<p>“Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu.” diye başlayan müzikli şiiri okuyan ya da dinleyen çocukların zihninde, bir kuş ile birlikte bir olay da canlanır. Bu, onları heyecanlandırır. Aynı zamanda kuş sembolü, onlarda canlılara karşı bir sevgi uyandırır. Bu semboller de zaman içinde konuşmaya ve yazmaya doğru akarak kendini hissettirir.</p>
<p>Çocuklar dil gelişim sürecinde taklit ederler, ancak bu sadece taklitte kalmaz. İnsana bahşedilen dil yeteneği sayesinde duyduğu kelimelerle yeni terkipler üretirler, onları farklı bağlamlarda kullanabilirler. Bundan dolayı çocukların dil gelişimleri sürecinde kullanılacak kelimelerin şiirselliği ayrı bir önem arz eder.</p>
<p>Önceki asırlarda bebeklerin rahatlamaları ve uyumaları için söylenen ninniler, şimdilerde yerini müziğe ve melodiye bırakmıştır. Müziğin şiirle iç içe olması, çocuklar için ayrı bir güzelliktir. Ayrıca çizgi ve animasyon filmlerde sıklıkla müzikli şarkılara yer verilmesi de seyretme oranını artıran bir unsurdur. Her müzik, sözleri ile birlikte bir kültür aktarımı da yapar. Medeniyet inşa etmek isteyen toplumların, muhtevası zengin eserler vermesi bir mecburiyettir.</p>
<p>Konuşmaya başladıktan bir süre sonra, çocuklara kısa şarkıların öğretilmesi, ilkokul sıralarında çocukların şiir okumaya teşvik edilmesi, çocuklara şiirin ve şiir dilinin fıtrî bir ihtiyaç olduğu hususunda bir kanaat verebilir. Bir araştırmada okul çağında yapılan şiir uygulamalarında, çocukların olumlu duygu ve düşünce kazandıkları, konuşmalarında vurgu ve tonlamayı kontrol edebildikleri ve daha zengin bir kelime hazinesine sahip oldukları tespit edilmiştir. Aynı çalışmada, anadilin öğretimi ve gelişimi için şiir dilinin önemli bir unsur olduğu ve şiirin güzel konuşma, yazma ve düşünme yeteneklerini geliştirdiği tespit edilmiştir.</p>
<p>Dünya edebiyatına bakıldığında çocuk şiirlerinin genellikle didaktik ve pastoral yöne kaydığı görülmektedir. Türk edebiyatında da buna benzer bir yaklaşım vardır. Sözlü edebiyat döneminde, bu alan; masallar, tekerlemeler ve ninnilerle dolduruluyordu. Hatta anlatılan dinî menkıbeler, hazır bir dil ortamı oluşturuyordu. Günümüzde “hikâye anlatımı” olarak bilinen bu uygulamanın, çocukların idrak kabiliyetlerini anlamada ve öğrenme güçlüklerini belirlemede kolaylık sağladığı tespit edilmiştir. Batı edebiyatında gelişen fabl türü de bir yönüyle bu şekilde kullanılmıştır. Dinî ve ahlakî muhtevalı şiirler de zamanla çocuk şiirleri içinde yerini almıştır ve günümüz dünyasında gelişimini devam ettirmektedir.</p>
<p>Çocukların dünyasında, basit kelimeler ve gün içinde karşılaştıkları nesneler bulunur. Bu sebeple çocuk şiirleri, mümkün olduğunca sade ve somut unsurlar ihtiva etmelidir. Bu şekilde ifade edilen kavramlar, dilin gelişimi ve kültür aktarımı açısından önemlidir. Çünkü çocukların zihinleri bu kavramlardaki anlamlara göre şekillenecek ve dilleri de bu istikamette gelişecektir.</p>
<p>Bütün bunların yanında, çocukların şiir diline âşina olmalarında, dillerinin tatlılaşmasında annelerin rolü çok büyüktür. Anadili gerçeğine bağlı olarak doğuştan itibaren çocuğun zihin dünyasına giren kelime ve cümleler, onun konuşma, yazma ve düşünme sisteminin temelini oluşturacaktır. Şiir dili ile içli dışlı olan bir annenin yetiştirdiği çocuk da konuşmalarına farklı özellikler yansıtacaktır.</p>
<p>Çocuklara şiir okunması ve şiir öğretilmesi için birçok yol denenebilir. Mesela anne ve babanın aile ortamında şiirler okumaları, güzel şiir örneklerini görsel olarak sergilemeleri, çocuklara yaşlarına göre uygun müzikler dinletmeleri, seviyelerine göre şiirler seçip ezber yaptırmaları, okulda öğrendikleri şiir ve şarkıları evde tekrar etmeleri gibi pek çok alternatif düşünülebilir.</p>
<p>Dipnotlar</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrika’da Koca Yürekli Bir Adam Swaib Amca</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/04/01/afrikada-koca-yurekli-bir-adam-swaib-amca/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 14:17:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hatıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302273</guid>

					<description><![CDATA[Hafta sonu bir düğünümüz var, davetiyelerimiz vakfımıza bırakılmış. Yerli arkadaşlarımız tarafından davet edilmiş olmak, bizim için memnuniyet verici…             Düğün, yaşadığımız yere altı saat mesafede bulunan bir şehirde olacak. Afrika sıcağını ve yolların çok da düzgün olmadığını düşünürseniz, bu uzun ve yorucu yolculuktan vazgeçebilirdik, ama öyle yapmadık. Madem bu ülke bize kucak açtı, madem burada [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Hafta sonu bir düğünümüz var, davetiyelerimiz vakfımıza bırakılmış. Yerli arkadaşlarımız tarafından davet edilmiş olmak, bizim için memnuniyet verici…</p>
<p style="font-weight: 400;">            Düğün, yaşadığımız yere altı saat mesafede bulunan bir şehirde olacak. Afrika sıcağını ve yolların çok da düzgün olmadığını düşünürseniz, bu uzun ve yorucu yolculuktan vazgeçebilirdik, ama öyle yapmadık. Madem bu ülke bize kucak açtı, madem burada yaşıyoruz, “Onların cenazesinde ağlayıp düğünlerinde oynarız.” düşüncesiyle yola çıkıyoruz. Onlardan biri olmak için!</p>
<p style="font-weight: 400;">            Bir araç kiralayıp sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yola koyulduk. Yiyecek ve içeceklerimiz yanımızda. Birkaç saat sonra uygun bir yerde mola verip kahvaltımızı yaptık. Şarkılar, türküler eşliğinde yolculuğumuza devam ettik. Ne de olsa düğüne gidiyoruz. Muson ikliminin hâkim olduğu bir beldede ilerlerken İstanbul’dan bahseden şarkılar gözlerimizi doldurdu.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Yerleşim yerlerinden geçerken bir minibüs dolusu beyaz adam olarak dikkat çekiyorduk. Yol kenarındaki çocuklar, “Mzungu!” (beyaz adam) diye bağırıp el sallıyorlardı. Biz de onlara el sallıyor, gülümseyerek karşılık veriyorduk. Öğle vakti düğünün yapılacağı şehre ulaştık. Sıcaktan ortalık kavruluyor. Önce kendimize bir otel bulduk ve odalarımıza yerleşip düğün için hazırlanmaya başladık. Bu ülkede düğünler ve özel günlerde giyilen bazı kıyafetler var. Bu yerel ve çok şık olan kıyafetleri, bu sıcakta taşımak zor olsa da yerli arkadaşlarımızı memnun etmek için onlar gibi giyinmeye karar verdik.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Düğün mekânına intikal ettik. Burası bir otelin bahçesi; gayet şık dizayn edilmiş ve süslenmiş. Düğün sahipleri bizi kapıda karşılayıp masalarımızı gösterdi. Gelin ve damat sahnede, düğün başlamış. Öğlen 1.00 gibi başlayıp akşam 9.00’a kadar sürüyor. Genelde ortada bir sunucu oluyor ve sürekli konuşmalar yapılıyor. Sunucu bizi misafirlere takdim etti. Biz kız tarafıyız. Gelinin 10 kardeşi vardı; her biri gelip bizimle ilgilendi. Düğüne katıldığımız için çok mutlu oldular. Biz de iyi ki geldik diye düşündük. Yemek zamanı bizimle ilgilenen birden fazla kişi vardı. Yemekten sonra meyve, sütlü çay ve meyve suyu ikramları devam etti. Müslümanların namaz kılması için büyük bir çadır kurulmuştu.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Sahneye çıkıp hediyelerimizi takdim ettik. Gelin kızımız doktor, damat bey oğlumuz avukat. Mutlu olmaları temennisiyle masalarımıza geri döndük ve ayrılmaya niyet ettik. Yerli bir arkadaşımız bizi uyardı. “Buralarda düğünün ortasında ayrılmak yanlış anlaşılır, saygısızlık gibi karşılanır.” dedi. İlk defa bir düğünde yaklaşık sekiz saat kaldım sanırım, kendi düğünüm de dâhil olmak üzere… Nihayet pasta kesildikten sonra gidebileceğimizi söylediler. Aileyle vedalaşıp dinlenmek üzere otelimize geçtik.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Ertesi sabah gelinin babası, daha detaylı tanışabilmek için bizi çaya davet etti. Elimiz boş gitmeyelim diye, muz, pirinç ve şeker gibi bulabildiğimiz hediyeleri aldık. Ev düğün için gelen misafirler sebebiyle hâlâ kalabalıktı. Gelinin ablaları bizi yine kapıda karşıladı. Farklı bir kültürde böylesine bir misafirperverlik görmek çok keyifli. Önce muz ikram ettiler, ardından ılık süt. İçinde tarçın, zencefil ve kakule vardı. Tadı gayet hoştu.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Bir süre sonra gelinin anne ve babası odaya girdi. Annesi Zeytun Teyze, kendisine ayrıldığı belli olan koltuğuna geçip oturdu. Hepimizi selamladı. Biz de gidip kendisine sarıldık. Babası Swaib Amca, akülü bir tekerlekli sandalyede oturuyordu. Bir bacağının olmadığını fark ettik. Arkadaşımın 12 yaşındaki oğlu kalkıp Swaib Amca ve Zeytun Teyze’nin elini öptü. Her ikisi de bu davranış karşısında çok mutlu oldu. Bizim de gözlerimiz doldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Zeytun Teyze ile Swaib Amca’nın 11 çocukları olmuş. Makine mühendisi olan Swaib Amca, çocuklarını okutmuş, her biri önemli görevlerde çalışıyormuş. En büyük kızı, diğer odadan, eski oldukları anlaşılan iki çerçeveli fotoğraf getirdi. Rengi soluk fotoğraflardaki genç adam Swaib Amca imiş. Devlet başkanı tarafından, kendisine üstün hizmet madalyası verilirken fotoğraflanmış bu kareler. Swaib Amca, “Ülkemiz bağımsızlığına kavuşurken çok çalıştım.” dedi. “Bacağınızı o zaman mı kaybettiniz?” diye sorduk. Şeker hastalığı sebebiyle kesmek zorunda kalmışlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Swaib Amca uzun süre UNESCO’da çalışmış. Ülkeler arası insanî yardım taşımış. Fransa’da uzun yıllar kalmış. Emekli olduktan sonra da ülkesine hizmet etmekten vazgeçmemiş. Fakir çocukları okutmuş, durumu iyi olmayanlara yardım etmiş, dört tane cami yaptırmış. “Bacağı kesilene kadar, nerede ne yapıyor, kime yardım ediyor, hiç haberimiz olmazdı. Ne zaman ki bacağı kesildi, biz de onunla birlikte gidip geldikçe öğrendik neler yaptığını.” dedi bir kızı. Şimdilerde ise akülü sandalye almışlar. Kimseye muhtaç olmadan, 87 yaşında olmasına rağmen, insanlara yardım etmeye devam ediyor. Swaib Amca örnek alınası hayatıyla hepimize rehber bence. Bu gezinin en güzel tarafı bu olsa gerek!</p>
<p style="font-weight: 400;">Günün sonunda Swaib Amca birçok arazisi olduğunu, bize bir arazi bağışlayabileceğini, istediğimiz yere okul yapabileceğimizi söyledi. Bu cümleleri duyunca, hepimizin gözleri yaşlarla doldu. Koca yürekli adam! Rabbim birini bin etsin. Dünyada sırf Allah rızası için yaşamış bir insansın; Rabbim de senden razı olsun.</p>
<p style="font-weight: 400;">            Bu güzel aileyle vedalaşıp yola çıktık. Altı saatlik yorucu bir yolculuktan sonra evlerimize ulaşırken yüzlerimizde tatlı bir tebessüm, yüreğimizde sıcacık bir huzur vardı. Bir kez daha anladık ki bu belde bize yabancı değil, biz de bu beldede yabancı değiliz. Bulunduğumuz ülkeleri sevmemiz, onlardan biri olmamız duasıyla…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
