Bir İstikamet ve Sadakat Hikâyesi
Bazı insanlar vardır; sessizce yaşarlar ama bıraktıkları izler devasa çınarlara dönüşür. Alaaddin Öksüz, Hizmet hareketinin henüz ilk tohumlarının atıldığı o zorlu 1960'lı yıllarda, Hocaefendi'nin etrafındaki o bir avuç sadık gönüllüden biriydi. O, "yiğit" lakabıyla anılsa da, en büyük yiğitliğini davasına olan sarsılmaz bağlılığıyla gösterdi.
Alaaddin Ağabey'in hikâyesi, İzmir Kestane Pazarı'nda başlar. Henüz genç bir esnafken tanıdığı Hocaefendi'nin vaazları ve sohbetleri, onun hayatının rotasını tamamen değiştirir. O günden sonra işini, aşını ve tüm enerjisini bu kutlu yola feda eder. Talebelerin iaşesinden binaların tamirine kadar her işe koşan, yorulmak bilmeyen bir enerji abidesidir o.
Onun dükkânı sadece bir ticaret hane değil, aynı zamanda gönüllerin buluştuğu bir huzur adasıydı. Dışarıdan bakıldığında küçük görünen o mekân, içeride verilen kararlar ve yapılan sohbetlerle aslında tüm dünyaya uzanan bir hizmet ağının merkezlerinden biri haline gelmişti.
İzmir'deki meşhur 357 Sokak'taki atölyesi, Hizmet tarihine altın harflerle yazılmıştır. Hocaefendi'nin "gaybubet" dönemlerinde dahi güvenle sığınabildiği, en dar zamanlarda stratejilerin belirlendiği bu dükkân, Alaaddin Ağabey'in sadakatinin kalesiydi. O, en zor şartlarda bile geri adım atmadı, korkmadı ve her daim "Hizmet" dedi.
Talebeler onun dükkânına geldiğinde kendilerini evlerinde gibi hissederlerdi. Alaaddin Ağabey, cebindeki son kuruşu bile talebelerin ihtiyacı için harcamaktan çekinmez, "Rezzak olan Allah'tır" teslimiyetiyle yaşardı.
Hayatının son demlerinde, hastalıklarla boğuşurken bile tek derdi arkasından gelenlerin istikametiydi. Kendisini ziyarete gelenlere, "Hizmetten sakın ayrılmayın; dik durun, eğilmeyin!" vasiyetini defalarca tekrarladı. Bu sözler, sadece bir veda değil, gelecek nesillere bırakılmış en büyük manevi mirastır. O, yaşarken davasını omuzlamış, ölürken de sadakatini mühürlemişti.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte, yaşına ve sağlığına bakmadan Orta Asya'ya ilk koşanlardan biri yine o oldu. Kazakistan'dan Kırgızistan'a kadar pek çok ülkede fidanlar dikilmesine vesile oldu. Gittiği yerlerdeki insanlara sadece para değil, ruhunu ve sevgisini de götürdü. O, yerel bir esnafken, samimiyeti sayesinde evrensel bir barış elçisine dönüşmüştü.
Alaaddin Öksüz Ağabey, bu dünyadan göçerken arkasında süslü binalar değil, sarsılmaz bir "duruş" bıraktı. Zulüm karşısında eğilmeyen, dünyalık tekliflere kanmayan ve ömrünü "Yaşatma İdeali"ne adayan bu büyük çınar, bugün bizlere yol göstermeye devam ediyor.
Ruhun şâd olsun Alaaddin Ağabey! Senin "dik durun" nidan, fırtınalı günlerde bizlerin en büyük dayanağı olacaktır.
Allah, bizleri de senin gibi sadakat ve istikamet yolundan ayırmasın; ebedi vuslatta Peygamber Efendimiz (sav) ile beraber eylesin.