<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dr. Işılay Yatkın &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/yazar/dr-isilay-yatkin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Mar 2025 06:00:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>Dr. Işılay Yatkın &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Anksiyete</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/06/01/anksiyete/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jun 2024 05:04:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302536</guid>

					<description><![CDATA[Yerimde duramıyorum. Kalbim, ağzımdan çıkacak gibi çarpıyor. Kalb krizi mi geçiriyorum? Kötü bir şey oldu mutlaka; aklımı mı kaybediyorum? Bu yüz benim mi? Sanki dünyanın dışındayım ve hayat bensiz akıyor gibi. Midemde kelebekler uçuşuyor sanki. Telefon çalınca, hele kapı zili çalınca aklımı kaçıracak gibi oluyorum. Endişe (anksiyete) içeren bu tür ifadeleri etrafımızda sık sık duyarız. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yerimde duramıyorum. Kalbim, ağzımdan çıkacak gibi çarpıyor. Kalb krizi mi geçiriyorum? Kötü bir şey oldu mutlaka; aklımı mı kaybediyorum? Bu yüz benim mi? Sanki dünyanın dışındayım ve hayat bensiz akıyor gibi. Midemde kelebekler uçuşuyor sanki. Telefon çalınca, hele kapı zili çalınca aklımı kaçıracak gibi oluyorum.</p>
<p>Endişe (anksiyete) içeren bu tür ifadeleri etrafımızda sık sık duyarız.</p>
<p><strong>Anksiyete Nedir?</strong></p>
<p>Türkçede iç sıkıntısı, kaygı, bunaltı anlamına gelen anksiyete, vücudumuzun strese girdiği durumlarda verdiği hissî tepkidir ve aslında gereklidir, varlığı iyidir, ancak dozu önemlidir.</p>
<p><strong>Stres Nedir?</strong></p>
<p>Stres<strong>,</strong> insan vücudunun her türlü ihtiyaç ve tehdidi algılama şeklidir. İnsan, tıp açısından “biyopsikososyal varlık” olarak tarif edilir. Dolayısıyla insanın mârûz kaldığı stresler de “biyolojik, psikolojik ve sosyal” olarak sınıflandırılır.</p>
<p>Biyolojik stres: İnsan vücudu, ergenlikteki hızlı değişimden yaşlanmaya kadar hayatın seyrinde birçok stresle içli dışlıdır. Bunun yanında yaralanmalar, ameliyatlar, kronik hastalıklar gibi durumlara da mârûz kalınır.</p>
<p>Psikolojik stres: Süt emmeyi bırakmak, anneden ayrılıp okula gitmeyi öğrenmek ve ergenliğin safhalarından geçerek olgunlaşmak gibi durumlarla alâkalıdır. Ayrıca insanoğlu ebeveyn vefatı, ayrılık ve işsizlik gibi stres seviyesi yüksek tecrübeler de edinir.</p>
<p>Sosyal stres: Önceleri anne babayı ve evi tanımayı, sonrasında okul, arkadaş ilişkileri, iş ve evlilikle devam eden durumları içerir. Belirli değerlere bağlı olanların toplum tarafından dışlanmaları veya deprem gibi afetlere mârûz kalmak, yüksek seviyedeki sosyal strese örnek olarak verilebilir.</p>
<p><strong>Anksiyetenin Hikmeti</strong></p>
<p>Önemli bir duygu olan anksiyete, ruhî rahatsızlıklara sebep olması açısından ciddi bir rol oynar. Bu duygunun mühim bir hikmeti, hayatın sürdürülmesine ve uyum davranışının gelişimine yardımcı olmaktır. Anksiyete, muhtemel tehlikeler için tetikte olunmasını sağlamak maksadıyla içimize yerleştirilmiş bir uyarı mekanizmasıdır. Vazifesi kişinin tedbir almasını sağlamaktır. Mesela açlık, bebeklikten itibaren, insanoğluna en sık anksiyete duygusu yaşatan gerilimlerden biridir. Öğlen ve akşam ne yiyeceğiz sorusu ne kadar yaygındır hayatımızda değil mi? Aslında insana dert veren, lüzumsuz merakıdır. “Yemesem ne olur ki? Öğün atlamak çok büyük bir problem mi?” diyebilse, stresi ve onun oluşturduğu anksiyete üzerinden kalkıp gidecek ve zamanla onda olgunlaşmaya vesile olacaktır.</p>
<p>İşimiz gereği müdürümüz yanına çağırdığında, kalb hızımızın artışı, nefesimizin hızlanması ve sesimizin titremesi de strese verdiğimiz normal tepkiler (anksiyete) arasında sayılabilir. Böyle bir durumda, dikkatimizi anksiyete duygumuzdan ve müdürün ne diyeceği konusundan uzaklaştırarak, sıkıntılı bir durumun olmadığını ve kendimizi uygun bir dille ifade edebileceğimizi düşünmemiz çok daha faydalı olacaktır.</p>
<p>Anksiyete, kişinin yeni şartlara uyumunu sağladığı gibi ruhî gelişiminin üst seviyelere çıkmasına da vesile olabilir. Belli bir seviyede olması şartıyla performansı artırır, insanı motive eder. Sınıfta kalma tedirginliği ile ders çalışmamız, kaza yapma korkusuyla trafik kurallarına uymamız ve başarısız olma endişesiyle çok çalışmamız buna örnektir.</p>
<p>Normal günlük olaylar bizleri ruhen zenginleştirir ve yeni sorunların uygun çözümlerini bulabilmemiz için tecrübe kazanmamızı sağlar. Eğer olayların normal çözümü bulunamazsa değişik görünümleri ile patolojik anksiyete ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Patolojik (Bozuk) Anksiyete</strong></p>
<p>Patolojik anksiyete, endişe duygusunun belli bir eşiği aşarak kişiyi olumsuz biçimde etkilemesi, günlük hayatını bozması ve ona zarar vermeye başlamasıdır. Bu durum kişiyi hayat tarzını değiştirmek zorunda bırakabilir veya kaçma ve kaçınma davranışı sergilemesine sebep olabilir. Aracında panik atak yaşamış olan birinin işine gidememesi ve sunum yaparken kekeleyen birinin bir daha sunum yapmamak için işini değiştirmesi patolojik anksiyete örnekleridir.</p>
<p>Patolojik anksiyete, normal anksiyeteyle kıyaslandığında çok daha uzun ve yoğun olarak algılanır. Dolayısıyla ızdırap verir. Tetikleyici olayın şiddeti ve süresi ile bağlantısız bir yoğunluktan bahsedilir. Başlangıcı hususî unsurlarla olur. Bu duygunun sebebi belirlenmezse korku duygusu daha da şiddetli yaşanır.</p>
<p>Anksiyete bozuklukları, DSM IV psikiyatrik teşhis ölçütleri kitabına göre, beş alt başlıkta değerlendirilir. DSM V kitabında ise obsesif kompulsif bozukluk ve posttravmatik stres bozukluğu, ayrı birer hastalıklar grubu olarak tanımlanmıştır. Sosyal fobi, panik bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğu; anksiyete bozuklukları başlığı altında değerlendirilmeye devam edilmektedir.</p>
<p><strong>Sosyal Fobi</strong></p>
<p>Sosyal ortamlarda ve performans gerektiren durumlarda problem yaşamakla alâkalıdır. Başarısız olma korkusu, eleştirilme, rezil olma ve küçük düşme endişelerinin hâkim olduğu sosyal aktivitelerden çekilme ve insanlarla ilişki kurma konusunda sıkıntı ve endişeyle seyreden bir bozukluktur.</p>
<p><strong>Panik Bozukluğu</strong></p>
<p>Panik nöbetlerle seyreden bir bozukluktur. Panik nöbeti, beklenmedik, kendiliğinden ve bir anda ortaya çıkar. Yoğun anksiyetenin yanında bedene ve zihne dair belirtiler de görülür. Bu belirtiler aniden başlar, hızlı bir biçimde şiddetlenir ve tesirini yitirir.</p>
<p><strong>Yaygın Anksiyete Bozukluğu (Evham Hastalığı)</strong></p>
<p>Yaygın anksiyete bozukluğunun ana özelliği, en az altı ay boyunca devam etmiş olmasıdır. Kuruntulu bir beklentiden bahsedilir. Günlük hayattaki hadiseler hakkında aşırı derecede endişe yaşama hâlidir. Endişe verici düşüncelerin tekrarlayıcı olması da ayrı bir özelliğidir. Sağlık, ekonomik durum, günlük sorumluluklar ve çocukların okula gidip gelirken yaşayabilecekleri olaylar, zihni fazlasıyla meşgul eder.</p>
<p>Bu endişe ve evhamdan kurtulmanın çaresine, Bediüzzaman Hazretleri şu şekilde dikkat çeker:</p>
<p>“Ey lüzumsuz merak eden hasta! Sen, hastalığın ağırlığından merak ediyorsun. O merakın, senin hastalığını ağırlaştırır. Hastalığın hafifleşmesini istersen, merak etmemeye çalış. Yani hastalığın faydalarını, sevâbını ve çabuk geçeceğini düşün, merakı kaldır, hastalığın kökünü kes. Evet merak, hastalığı ikileştirir; maddî hastalığın altında merak ile mânevî bir hastalığı kalbine verir; maddî hastalık ona dayanır, devam eder. Eğer teslimiyetle, rıza ile, hastalığın hikmetini düşünmekle o merak gitse, o maddî hastalığın mühim bir kökü kesilir, hafifleşir, kısmen gider.”<sup>1</sup></p>
<p><strong>Risk Grubu</strong></p>
<p>Anksiyete bozukluğu yaşama riski yüksek olan kişilerin özellikleri:</p>
<p>* Kadın olmak (kadınlarda erkeklerden iki kat fazla görülüyor).</p>
<p>* Orta yaş grubunda olmak.</p>
<p>* Ailede anksiyete bozukluğu hikâyesi olmak.</p>
<p>* Düşük gelirli olmak.</p>
<p>* Alkol veya madde bağımlısı olmak.</p>
<p>* Kronik hastalığı olmak.</p>
<p>* Depresyonda olmak.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tedavi</strong></p>
<p>Teşhis konulurken mutlaka bedenî bir hastalığın varlığına bakılması gerekmektedir. Bunun için tiroit fonksiyon testleri, hemogram, ferritin, B12 ve D vitamini testleri yapılmalıdır. Doktor uygun görürse tetkikler daha da detaylandırılabilir. Eğer bedenî bir hastalık ya da eksiklik varsa eş zamanlı olarak tedavi edilmelidir.</p>
<p>İlaç tedavisi ve psikoterapiler tedavinin ana unsurlarıdır. Hastalığın kalıcı tedavisi için ikisinin birlikte kullanılması önerilir. İlaç tedavisi, psikoterapi ile yapılacak değişiklikler için kişinin daha uyumlu hâle gelmesinde çok önemli bir rol oynar. Anksiyete duygusu, normal şiddette yaşanmaya başlanınca insanın kendisindeki değişimi fark etmesi daha kolay olur.</p>
<p><strong>Tavsiyeler</strong></p>
<p>* Hastalık teşhisi bir doktor tarafından konulmalı.</p>
<p>* Tedavinin biraz zaman alacağı kabul edilmeli.</p>
<p>* Şuuraltı temizliği, “nöroformat”, “thetahealing” gibi hızlı çözümler vadeden ve tıbbî bir geçerliliği olmayan iyileştirme iddialarından uzak durulmalı.</p>
<p>* “Hayatta her şey olabilir.” “Çok tedbirli olmalıyım.” gibi düşünceleri pekiştiren haberlerden uzak durulmalı.</p>
<p>* Yürüyüş yapmaya alışılmalı.</p>
<p>* Dengeli beslenilmeli.</p>
<p>* Sirkadiyen ritme, yani vücudumuzun biyolojik saatine uygun uyku düzeni oluşturulmalı.</p>
<p>* Özellikle yatmadan önce duyguları teskin eden kitaplar okunabilir.</p>
<p>* Her yeni duruma “tehlikeli ya da zor olacak” diye bakmak yerine “Bazı yenilikler insanın hayatını daha kolay hâle getirir.” denilebilmeli.</p>
<p>* “Şöyle bir şey olsa baş edemem.” yerine “Neden baş edemeyeyim, çözümsüz problem mi var?” denilebilmeli.</p>
<p>* “Geçmişte buna benzer bir olay yaşadığımda çok kötü oldum, yine öyle olacak.” yerine, “Ben aynı ben değilim, o bir tecrübeydi ve şimdi inşallah çok daha farklı olacak.” denilebilmeli.</p>
<p>* Sadece hislere göre karar verilmemeli.</p>
<p>* Mükemmeliyetçi bir tavır sergilenmemeli, yeterince iyi olan benimsenmeli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>DSM IV-V</strong>: Psikiyatrik teşhis ölçütleri el kitabı.</p>
<p><strong>Sirkadiyen ritim:</strong> Biyolojik saat. Vücudun biyokimyevî ve hormonlara dair değişimlerinin günlük ritmini ifade eder.</p>
<p><strong>Dipnot</strong></p>
<ol>
<li>Bediüzzaman Said Nursî, <em>Lem’alar</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 259.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p><em>APA Dictionary of Psychology</em>, American Psychological Association, 2015.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Erdal Işık, Yasemen Işık Taner, <em>Çocuk, Ergen ve Erişkinlerde Anksiyete Bozuklukları</em>, İstanbul: Golden Print, 2006.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ertuğrul Köroğlu, Cengiz Güleç, <em>Psikiyatri Temel Kitabı</em>, Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 2007.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neşe Kocabaşoğlu, “Stres ve Anksiyete”, (içinde) İ. Balcıoğlu (Ed.), <em>Medikal Açıdan Stres ve Çareleri</em>, İstanbul: Aksu Basım, 2005, s. 181–197.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Robert Boland, Marcia L. Verduin, Pedro Ruiz, <em>Kaplan &amp; Sadock Psikiyatri</em>, çeviri editörü: Ali Bozkurt, Ankara: Güneş Tıp Kitabevi, 2024.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2020/06/01/depresyon/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 10:16:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=144154</guid>

					<description><![CDATA[İnsan, film sahneleri gibi değişen kâinatı ve cereyan eden hadiseleri okumakla görevlidir. Tefekkür etmek, küllî kaideleri fark etmeye çalışmak, imanî bir bakışla hadiseleri değerlendirmek ve Esmâ-i Hüsna’yı okumak, yaratılış hikmetinin bir gereğidir. Bu hikmete muhalefet edenlerin sıkıntılar yaşaması kaçınılmazdır. İnsanın mükemmel ahenge ayak uyduramaması, basit hadiselere takılıp kalması, kendisine ihsan edilmiş enerji kaynaklarını usulsüzce harcamasının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, film sahneleri gibi değişen kâinatı ve cereyan eden hadiseleri okumakla görevlidir. Tefekkür etmek, küllî kaideleri fark etmeye çalışmak, imanî bir bakışla hadiseleri değerlendirmek ve Esmâ-i Hüsna’yı okumak, yaratılış hikmetinin bir gereğidir. Bu hikmete muhalefet edenlerin sıkıntılar yaşaması kaçınılmazdır. İnsanın mükemmel ahenge ayak uyduramaması, basit hadiselere takılıp kalması, kendisine ihsan edilmiş enerji kaynaklarını usulsüzce harcamasının sonuçlarından biri de depresyon olacaktır. İnsan kendini tanımaz, nereden gelip nereye gittiğini keşfetmez ve bu dünyadaki vazifesini idrak etmezse, depresyona düşmeye müsait hâle gelecektir.</p>
<p>Depresyondaki bir kişi, hâlini genellikle şu şekilde ifade eder: “Gözkapaklarımı açmak istemiyorum. Kedilerim olmasa yataktan çıkmam herhalde. Uyku uyuduğum söylenemez. Yediklerimin tadı tuzu yok. İşe yarayan hiçbir tarafım yok. Ne işe yararım ki ben zaten. Çocuklarıma faydam da yok. Eşimle ne zamandan beri iletişim kurmadığımı hatırlamıyorum. Arayan soran yok, zaten ben de kimseyle görüşmek istemiyorum. İyi bir insan olamadım. Gelecekte de işe yarar bir yanım olacak gibi gelmiyor bana. Her yer karanlık. Eskiden hoşuma giden, beni mutlu ettiğini düşündüğüm her şey artık anlamsız. Duygularım alınmış gibi. Silkelenip harekete geçmek istiyorum fakat enerjim yetmiyor. Hiç tahammülüm olmadığından barut gibiyim. Dikkatim dağınık, kafamın içi sanki savaş meydanı. Bazen neden yaşıyorum ki diyorum.”</p>
<p><strong>Depresyon Nedir?</strong></p>
<p>Depresyon, sadece kişiyi değil, bütün bir aileyi, hatta toplumu etkileyen, iş göremezlik hâliyle karakterize edilen, yaygın bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Teşhisinin mutlaka hekim tarafından konması gerekmektedir.</p>
<p>Günlük hayatta “Depresyona girdim” sözü çok kullanılmaktadır. Ancak depresyon, kolay girilip çıkılabilen bir hastalık değildir. Her hüzünlendiğimizde ya da moralimiz bozulduğunda depresyona girmeyiz.</p>
<p>İnsan durağan bir varlık değildir; dolayısıyla kendini zaman zaman mutlu, mutsuz veya iyi hissetmiyor olabilir. Önemli olan içinde bulunduğu durumu yönetebilme kabiliyetidir. Çağımızda insanın her zaman mutlu, neşeli ve keyifli olması gerekliymiş gibi bir algı mevcuttur. Hâlbuki insan zorlandıkça olgunlaşır, sıkıntıya göğüs gerdikçe problemlerden kaçmamayı öğrenir. Hatta çoğu zaman böyle dönemlerde, farklı yönlerini ve istidatlarını keşfeder.</p>
<p><strong>Depresyonda mıyım?</strong></p>
<p>Depresyon teşhisinin konulabilmesi için, depresif ruh hâli ve hayattan zevk alamama durumunun, 15 günü aşan bir süredir devam ediyor olması gereklidir. Ayrıca;</p>
<p>&#8211; Değersizlik ve suçluluk duygusu,</p>
<p>&#8211; Enerji yokluğu, yorgunluk,</p>
<p>&#8211; Uyku bozukluğu (azalması veya artması),</p>
<p>&#8211; İştah bozukluğu (azalması veya artması),</p>
<p>&#8211; Konsantrasyon bozukluğu,</p>
<p>&#8211; İlgi kaybı,</p>
<p>&#8211; Yineleyen ölüm düşünceleri gibi belirtilerden en az dört tanesinin bir arada bulunması gerekir.</p>
<p>Depresyon kronik hastalıkların seyrini kötüleştirdiği gibi, kronik hastalıklar da depresyonun tedavisini zorlaştırır. Bu sebeple teşhis aşamasında, semptomlara organik bir hastalığın eşlik edip etmediği araştırılmalıdır. Bu maksatla tiroit fonksiyon testleri yapılmalı ve kansızlık, B12 ve D vitamini seviyeleri kontrol edilmelidir. Bedene ait bir hastalık veya sorun varsa eşzamanlı olarak tedavi edilmelidir.</p>
<p><strong>Depresyonun Sebepleri</strong></p>
<p>Modern bilim depresyonun oluşum mekanizmasını şimdiye kadar tam olarak açıklayabilmiş değildir. Genel görüş, beyindeki hücrelerin arasında gerçekleşen iletişimde vazifeli moleküllerle ilgili olduğu yönündedir. Biyolojik olarak; <strong>serotonin</strong> ve <strong>noradrenalin</strong> gibi moleküllerin seviyelerindeki farklılıklar algılarımızı değiştirmektedir. Ayrıca birinci derecede akrabalarda depresyon olmasının, hastalık riskini üç kat artırdığının tespit edilmesi, depresyonun genetik temelinin de olabileceğini akla getirmektedir. Düşünce sistemindeki hatalar, yoğun strese maruz kalma gibi sebepler de depresyona yol açabilir.</p>
<p><strong>Risk Grupları</strong></p>
<p>Kadın olmak (erkeklerden iki kat fazla), orta yaş grubunda olmak, evli olmamak (dul, boşanmış ve bekârlarda daha fazla), düşük gelirli olmak, alkol veya madde bağımlısı olmak, kronik hastalık sahibi olmak, depresyonun gelişimini kolaylaştıran faktörler arasındadır.</p>
<p><strong>Tedavi</strong></p>
<p>Depresyonun güncel tedavisinde, ilaç tedavisi ve psikoterapi seçenekleri mevcuttur. Etkili bir iyileşme için iki yaklaşımın da birlikte kullanılması gerekmektedir. Depresyon bir hastalıktır ve tedavisinde mutlaka ilaç kullanımı gerekmektedir. Teşhisi konulduğunda, ilaçlara başlama gerekliliğine de karar verilmiş demektir. İlaç kullanmaya başlamadan önce karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri yapılmalıdır.</p>
<p>Hastalara ilaç tedavisinin uzun süreceği ve gerçek etkinin başlamasının altı haftayı bulabileceği anlatılmalıdır. Beyin hücrelerimizin adaptasyonu için bu süre gereklidir. İlacın fayda göstermeye başlamasıyla birlikte kişi, depresyondan çıktığını ve ilaca ihtiyacının kalmadığını düşünerek ilaç tedavisini bırakabilir. İlaç tedavisini yarıda bırakmak, hastalığın devamına yol açar ve bu yüzden ümitsizliğe sebep olur.</p>
<p>Depresyona üç beş günde girilmediği için tedavi de kısa sürede gerçekleşmez. Depresyon insanın çevresinin algılayışı, yorumlayışı ve ilişkileri ile bağlantılı olarak şekillenir ve tedavisi de bir bütündür. Tedaviye başlama kararı doktor ve hasta tarafından verildiğine göre, ilacın bırakılma kararı da birlikte alınmalıdır. Psikoterapi iyileşme sürecine katkı sağlayan önemli bir aşamadır. Ayrıca bu terapi ile hastalığın tekrarlamasını engelleyecek başa çıkma metotları hastaya öğretilir.</p>
<p>Stresi vücudumuza giren bir mikrop gibi düşünmek gerekir. Hastalanmamaya çalışsak da yılda iki ya da üç kez farklı mevsimsel hastalıklar vesilesiyle bağışıklık sistemimiz ve vücudumuz yenilenir ve direnç kazanır. Boğaz, kulak enfeksiyonu, nezle gibi hastalık durumlarını normal karşılar, hastalanmamalıydık demeyiz. Ancak genellikle strese maruz kalmayı istemez, stresin vücudumuzda ve hayata bakışımızda yapacağı değişiklikleri hoş görmeyiz.</p>
<p><strong>Tavsiyeler</strong></p>
<p>&#8211; Depresyon teşhisi bir doktor tarafından konulmalı.</p>
<p>&#8211; Uzun bir tedavi sürecine hazır olunmalı.</p>
<p>&#8211; Verilecek ciddi kararlar tedavi sonrasına ertelenmeli (boşanma, iş değişikliği vs.).</p>
<p>&#8211; İnsanlar mutlu, zengin, hiç sıkıntıları yok gibi kıyaslamalardan kaçınılmalı.</p>
<p>&#8211; Yürüyüş yapılmalı, dengeli beslenilmeli, yeterli ve kaliteli uykuya dikkat edilmeli ve düzenli bir hayat tarzı benimsenmelidir.</p>
<p>&#8211; Yatmadan 15–20 dakika önce, rahatlatıcı müzik dinlemek ve kitap okumak faydalı olabilir.</p>
<p>&#8211; Yarın şu küçük adımı atacağım diyerek yatmaya özen gösterilmeli. Bu tür telkinler, irademizin güçlenmesine yardımcı olabilir.</p>
<p>Depresyondan korkulmamalıdır. Tedavi sürecinde atılan her küçük adım giderek büyüyecektir. Aceleci olmamak tedavideki önemli konulardan birisidir.</p>
<p>İnsanoğlunun karşılaşacağı problemleri çözmede en güzel örnekler, Allah (celle celâluhu) tarafından vazifelendirilen peygamberlerdir (aleyhimüsselâm). Onların nuranî yolunda eserler veren ve temsilde bulunan hakiki âlimler ve Hak dostları, çağın problemlerine reçeteler sunar. Mesela Kur’ân ve Sünnete uygun bir bakış açısı sunan <em>Risâle-i Nur Külliyatı</em>, çağımızdaki insanların manevi dertlerini tedavi eden bir hekim gibidir. Üstad Bediüzzaman, insan “merhametsiz yarım hekimlere veyahut insafsız doktorlara rast gelse, evhamını daha ziyade tahrik eder. Zengin ise malı gider; yoksa ya aklı gider veya sıhhati gider”<a href="applewebdata://3ED9A29C-5B6D-419B-80BC-37EA05E33B30#_edn1" name="_ednref1">[1]</a>der. Her hastalıkta olduğu gibi, hâzık (uzman) ve mütedeyyin hekimlerin tavsiyelerini tutmak, psikiyatrik hastalıklarda da ehemmiyetli bir husustur. Mütedeyyin hekim hastasına, meşru dairede tavsiyelerde bulunur. İfrat ve tefritten uzaklaştırarak onu vasata çekmeye ve denge insanı hâline getirmeye yardımcı olur. Problem olarak gördüğümüz bir duruma imtihan vesilesi olarak bakmak, dünyanın lezzet ve ücret yeri olmadığını bilmek, hayata bakışımızı değiştirecektir. Bu bakış açısı, probleme karşı vereceğimiz duygusal tepkiyi de farklı kılacaktır.</p>
<p>Zorluklara karşı gösterilecek itidalli tepkilerin hepsi Sünnet-i Seniyyenin içinde mevcuttur. Sünnet-i Seniyyeye riayet eden birisinin meseleleri tahlil etmesi kolaylaşacaktır. İmanın nuru ve şuuruyla nazar eden bir mü’min, musibet perdelerinin altındaki hikmet ve şefkati görecektir.</p>
<p>&#8212;</p>
<p><strong>serotonin: </strong>Mutluluk ve zindelik hissi veren, sinir hücreleri arasında sinyalleri taşıyan kimyevî bir madde.</p>
<p><strong>noradrenalin: </strong>Beynin dikkat ve çevreye cevap vermeye dair bölümlerini etkileyen kimyevî bir madde.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dipnot</strong></p>
<p><a href="applewebdata://3ED9A29C-5B6D-419B-80BC-37EA05E33B30#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Bediüzzaman Said Nursi, <em>Lem’alar</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 268.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
