<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dr. Mehmet E. Altın &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/yazar/dr-mehmet-e-altin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 May 2026 10:35:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>Dr. Mehmet E. Altın &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Risale-i Nurlarda İspat ve Mantık</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2026/05/01/risale-i-nurlarda-ispat-ve-mantik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Paramus P]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 May 2026 10:35:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.caglayandergisi.com/?p=318447</guid>

					<description><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını anlatan eserlerde şöyle bir hadise nakledilir: Bir gün ona: “On beş Müslüman ve on beş gayrimüslim yan yana dizilse, her seferinde yalnızca gayrimüslime isabet edecek şekilde bir kura düzeni kurulabilir mi?” şeklinde bir soru sorulur. O, bu soruya, “Bunların 124 ihtimali vardır.” dedikten sonra şunu ilave eder: “Bu meseleden daha zor [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını anlatan eserlerde şöyle bir hadise nakledilir: Bir gün ona<em>: “On beş Müslüman ve on beş gayrimüslim yan yana dizilse, her seferinde yalnızca gayrimüslime isabet edecek şekilde bir kura düzeni kurulabilir mi?”</em> şeklinde bir soru sorulur.</p>
<p>O, bu soruya<em>, “Bunların 124 ihtimali vardır.” </em>dedikten sonra şunu ilave eder<em>: “Bu meseleden daha zor olanı, mesela 2500 ihtimal üzerinde olanını yapabilirim.” </em>der ve iki saat içinde yüz kişiden ellisini, her seferinde gayrimüslime isabet edecek şekilde düzenler. Hatta, beş yüz gayrimüslimi, 250 bin ihtimal üzerinde oluşturarak, Van Valisi Tahir Paşa’ya gösterir ve bu konuda bir kitapçık yazar. Maalesef o kitapçık Van’da çıkan bir yangında yanmıştır<em>.</em>”<a href="#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p>Bu ifadeler, kendisi hayattayken yazılmış ve bizâtihi onun tarafından tashih edilmiş Tarihçe-i Hayat isimli eserinde geçmektedir.</p>
<p><strong>Matematik ve Matematiksel Düşünce Nedir?</strong></p>
<p>Matematik, sayı ve ölçü temelli niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adıdır. Mantık üzerine kurulu olmasından dolayı bir mesele üzerindeki bütün sebepleri ve buna dayalı sonuçları bu yolla hesaplayabilmek mümkündür. Matematiksel düşünceye gelince o da olayların doğru anlatılması, algılanması ve yorumlanmasını sağlayan sistematik bir düşünce yapısıdır.<a href="#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p>Arapçada Riyaziye veya Cebir (<em>Riyaziye</em>, genel olarak matematik ilimlerinin tamamını; <em>Cebir </em>ise bilinmeyenleri harflerle ifade eden ve denklemler yoluyla çözüm arayan dalı karşılayan Arapça terimlerdir) olarak da ifade edilen matematik, aslında eşyanın yaratılışında var olan ölçü ve âhenkten doğmuştur. Bediüzzaman, Van’da yaşadığı yıllarda matematikle bizzat alakadar olduğu yazının başındaki örnekten anlaşılıyor. Ancak o, “İkinci Said” dediği 1920’lerden sonra doğrudan matematikle ilgilenme yerine matematiğin usul ve yöntemlerini iman hakikatlerini ispat ve izah edebilmek için kullanmıştır. Bu şekilde yaptığı izahlarla iman hakikatlerini “iki kere iki dört eder” derecesinde bir sarâhatle ortaya koymuştur.</p>
<p>Mesela o, bu yolla yaptığı izah ve ispatların karşısına hiç kimsenin çıkamadığını şöyle ifade eder: “<em>Risale-i Nur, erkân-ı imaniyeyi (…) öyle bir tarzda beyan eder ki; hiçbir münkir, hiçbir dinsiz, o hakikatleri inkâr edemez. Hem riyazî bir katiyetle ispat eder, göze gösterir, aklı ikna eder, latifeleri doyurur; artık hiçbir imanî ve Kur&#8217;ânî hakikati inkâra mecal kalmaz</em>.”<a href="#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p>Ayrıca onun hesap ve matematikteki zihin gücünün örneklerini, eserlerinin pek çok yerinde görmek mümkün olup bunlardan biri Tabiat Risalesidir. Bediüzzaman, burada dolaylı ispat metodunu kullanarak, önce kâinatı Allah’ın yaratmaması durumunda ortaya çıkabilecek üç ihtimali ortaya koyar. Sonra bu üç yaklaşımın yanlış olduğunu göstermekle dördüncüsünün doğru olduğu sonucuna varır.<a href="#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Burada matematiksel düşüncedeki indüksiyon (<em>tüme varım</em>; yani tek tek özel örneklerden hareketle genel bir sonuca ulaşma yöntemi. Mesela, “Gördüğüm her kargа siyahtı, öyleyse bütün kargalar siyahtır.” gibi. Buna karşılık tümden gelim ise, genel bir düsturdan hareketle özel sonuçlara inme yöntemidir: “Bütün insanlar ölümlüdür, Sokrates insandır, öyleyse Sokrates de ölümlüdür.” gibi) metodunu kullanarak dinî bir konuyu akıllarda hiçbir tereddüt bırakmayacak şekilde izah ve ispat eder.</p>
<p>Bir başka örnek ise kâinatın sebepler eliyle şans eseri yaratılamayacağı iddiasına verdiği misaldir. O, bu iddiayı kabul etmenin bir eczanedeki kimyevî maddelerin rüzgâr veya fırtına vasıtasıyla devrilmesi neticesinde muhteşem bir ilacın ortaya çıkması demek olacağını söyler ki bunun öyle olamayacağını en basit düşünen insanlar bile kabullenmez.<a href="#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p>Bediüzzaman, Risale-i Nurlarda zerreden atoma, atomdan hücreye, hücreden bedene, bedenden kâinata yaptığı yolculuklarda okuyucularını matematiksel düşüncede var olan doğrudan ispat metodonu kullanarak ikna eder. Aynı şekilde karşıt ters ispat veya karşıt örnek ispat metotlarına <em>(Karşıt ters ispat, bir önermenin doğruluğunu ispatlamak için önce yanlış olduğunu farz edip bu varsayımın çelişkiye yol açtığını gösterme yöntemidir. Karşıt örnek ispat ise genel geçer sayılan bir iddiayı çürütmek için tek bir çelişen örnek sunmaktır. Mesela “Bütün sayılar istisnasız pozitiftir.” iddiasına karşı “−3 de bir sayıdır” demek gibi)</em> da risalelerde rastlamak mümkündür.</p>
<p>İspat metoduna ek olarak onun kullandığı ve insanların aklına hitap ettiği diğer bir metot ise matematiksel düşüncedeki mantıktır ki bu yaklaşımı, Kur’ân kaynaklıdır. Zümer sûresinin 29. âyet-i kerimesinde Cenab-ı Hak, <em>“İşte şimdi Allah bir temsil daha getiriyor: İki adam var, bunlardan birincisi, birbirine rakip, birbiriyle hep çekişen ortakların emrinde, diğeri ise sadece bir kişinin emrinde çalışıyor. Bu ikisinin durumu hiçbir zaman aynı olur mu?” </em>buyurmaktadır. Bu mantıkî soruya insan aklı elbette “Hayır.” demek zorunda kalır ki Cenab-ı Hak da zaten âyetin sonunda insanın verebileceği, <em>“Olmaz elhamdülillah!” </em>şeklinde cevabı verir.</p>
<p>Yâsin sûresinin 78 ila 82. âyetlerinde ise ahiret hayatı ve yeniden diriliş konusunda <em>“Nasıl yaratıldığını unutarak, bir de misâl fırlattı Bize: “Çürümüş vaziyetteki o kemikleri kim diriltecek!” diye. De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltir, hem O, yaratmanın her türlüsünü bilir.” O’dur ki sizin için yeşil ağaçtan bir ateş yaratır, siz de onu tutuşturup durursunuz. Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya olmaz mı kadir! Elbette kadir! Hallâk O’dur, alîm O’dur! (Her şeyi yaratan, her şeyi bilen O’dur). Bir şeyi dilediğinde O’nun buyruğu, sadece “Ol!” demektir, hemen oluverir&#8230;” </em>şeklinde sorularla insan mantığına hitap eder. Üstad Bediüzzaman da matematiksel düşüncedeki bu mantığı kullanarak; “<em>Demek zerreyi icad eden, yıldızın icadından âciz kalamaz. Ve lisan gibi bir uzvu halk eden, elbette insanı kolayca halk eder. Ve bir tek insanı böyle mükemmel yaratan, herhalde bütün hayvanatı kemâl-i suhuletle yaratabilecek ve gözümüz önünde yaratıyor</em>.”<a href="#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> diyerek insan aklına mantık çerçevesinde hitap eder.</p>
<p>O, peygamberlik meselesini izah ettiği 19. Mektup’ta da bu meseleyi mantık silsilesi içinde ele alarak şöyle anlatır: <em>“Madem yapan bilir, elbette bilen konuşur. Madem konuşacak, elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak. (…) Madem insan nev’i ile konuşacak, elbette insanlar içinde kabil-i hitap ve mükemmel insan olanlarla konuşacak.”</em><a href="#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p>Aynı şekilde Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğru sözlü oluşunu, mesajını kusursuz olarak aktardığını da yine mantık kaidesini kullanarak şöyle izah eder: “<em>Hem bilirsin, küçük bir adam, küçük bir haysiyetle, küçük bir cemaatte, küçük bir meselede, münazaralı bir davada hicapsız, pervasız; (…) teessür ve telaş göstermeden söyleyemez. Şimdi bak bu zata; pek büyük bir vazifede, (…) pervasız, tereddütsüz, çekinmeden, (…) damarlarına dokunduracak surette söylediği sözlerinde hiç hilaf bulunabilir mi?</em>”<a href="#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
<p>Ayrıca Hazreti Peygamberin insanlık tarihinde eşine az rastlanır bir inkılaba imza attığını sigara<a href="#_edn9" name="_ednref9">[9]</a> örneği üzerinden ters mantıkla izah eden Bediüzzaman, Onun (sallallâhu aleyhi ve sellem) çok kısa zamanda ve az bir kuvvetle içki gibi büyük bir problemi çözmesini de ters mantıkla açıklar.</p>
<p>Bir başka örnek ise 11. Lem’a’da geçen <em>“De ki: Eğer Allah&#8217;ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.”</em> (Âl-i İmrân, 3/31) âyetinin izahıdır: “<em>Nasıl mantıkça kıyas-ı istisnâî misali olarak denilir ki, eğer güneş çıksa gündüz olacak. Müsbet netice için denilir ki, şimdi güneş çıktı. Öyleyse netice veriyor ki, şimdi gündüzdür. Menfi netice için denilir ki, şimdi gündüz yok. O zaman netice veriyor ki, güneş çıkmamış. Mantıkça, bu müsbet ve menfi iki netice kesindirler. Aynen öyle de şu âyet-i kerime der ki, eğer Allah&#8217;a muhabbetiniz varsa, Allah’ın sevdiği insan olan Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) tabi olunacak. Tabi olunmazsa, neticesi şudur ki, Allah&#8217;a muhabbetiniz yoktur&#8230;</em>”<a href="#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri, ispat ve mantık metotları gibi sıklıkla kullanılan yöntemlerin yanı sıra olasılık, kesir veya geometri gibi diğer matematiksel metotlara da Risalelerde yer verir. Mesela der ki <em>“</em>Tavus kuşunun yüz yumurtası bulunsa, yumurta itibarıyla beş yüz kuruş eder. Fakat o yüz yumurta üstünde tavus oturtulsa, sekseni bozulsa, yirmisi yirmi tavus kuşu olsa, denilebilir mi ki, <em>‘Çok zarar edildi, bu muamele şer oldu ve kuluçkaya yatırmakla zayi oldu</em>.<em>’</em> Hayır, öyle değil. Çünkü o tavus milleti ve o yumurta taifesi, dört yüz kuruş fiyatında bulunan seksen yumurtayı kaybedip, seksen lira kıymetinde yirmi tavus kuşu kazandı.<em>”</em><a href="#_edn11" name="_ednref11">[11]</a></p>
<p>Onun özlü ifadelerinin yer aldığı Hakikat Çekirdekleri bahsinde, <em>“Cemaatte doğru birlik olmazsa, toplama ve ilaveler, kesirle çarpmış gibi küçültür.”</em><a href="#_edn12" name="_ednref12">[12]</a> diyerek matematikteki kesir yöntemine atıfta bulunur.</p>
<p>O, insanların dünya hayatındaki risk ve tehlikelere karşı aşırı korkuya kapılmamaları gerektiğini açıklarken de matematiksel düşüncenin ihtimal hesabını kullanarak İstanbul’daki kayıkçıları örnek verir. Burada, yüzlerce kayık arasında senede belki birkaçının battığını, dolayısıyla kayıkçıların çok küçük bir ihtimali göze alarak korkusuzca işlerine devam ettiklerini vurgular.<a href="#_edn13" name="_ednref13">[13]</a></p>
<p>Hulasa Bediüzzaman Hazretleri, pozitif düşüncenin karşısına matematiğin sunduğu imkânları kullanarak çıkmış ve bu şekilde güncel hayattaki ihtimal, oran ve orantı hesapları üzerinden “Bir” olanı, yani Allah’ın varlığını peynir ekmek yeme kolaylığı içinde takdim etmiştir. Ayrıca o, sadece iman hakikatlerini değil, daha farklı alanlarda akla gelebilecek müphem soruları izah ederken de matematiksel düşüncenin verilerini kullanmıştır. Mesela şu soru onlardan biridir.</p>
<p><em>“Sual: Kısa bir zamandaki küfre mukabil, Cehennemde ebedi hapis nasıl adalet olur?</em></p>
<p><em>Cevap: Sene 365 gün hesabıyla, bir dakikada katl, yedi (7) milyon sekiz yüz seksen dört (884) bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken, bir dakika küfür bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfürle ölen bir adam, kanun-u adaletle, elli yedi (57) trilyon iki yüz bir (201) milyar iki yüz (200) milyon sene, beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstahak olur</em>.”<a href="#_edn14" name="_ednref14">[14]</a></p>
<p>Bu yazıda sözü edilen matematik metotlarına ek olarak Risalelerde sıklıkla fizik, kimya, astroloji, moleküler biyoloji gibi pek çok konuya da atıfta bulunan Bediüzzaman, iman hakikatlerini akla yaklaştırabilmek için hikâyeciliklerle anlatır. Bu yüzden olsa gerek, günümüz insanının aklında ve kalbinde Risalelerde anlatılan iman hakikatlerine karşı bir hüsnü kabul vardır. İnandığı değerleri temsil etmeyi gaye edinen kimseler sanırım bu eserleri dikkati nazara almalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Bediüzzaman Said Nursi, <em>Tarihçe-i Hayat</em>, Süreyya Yay. 2019, s. 57.</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Risale Akademi, “<em>Risale-i Nur&#8217;da Matematiksel İsbat Metodu</em>”, 8 Ocak 2017.</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Nursi, <em>İşârâtü’l-İ’câz</em>, Süreyya Yay. 2019, s. 286.</p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Nursi, <em>Sözler</em>, Süreyya Yay. 2019, s. 809-821.</p>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Nursi, <em>Sözler</em>, Süreyya Yay. 2019, s. 202.</p>
<p><a href="#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Nursi, <em>Şuâlar</em>, Süreyya Yay. 2019, s. 791-792.</p>
<p><a href="#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Nursi, <em>Mektubat</em>, Süreyya Yay. 2019, s. 121.</p>
<p><a href="#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> Nursi, <em>a.g.e</em>., Süreyya Yay. 2019, s. 285-286.</p>
<p><a href="#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Nursi, <em>a.g.e</em>., Süreyya Yay. 2019, s. 287-288.</p>
<p><a href="#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> Nursi, <em>Lem’alar</em>, Süreyya Yay. 2019, s. 76.</p>
<p><a href="#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> Nursi, <em>Mektûbat</em>, Süreyya Yay. 2019, s. 56.</p>
<p><a href="#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> Nursi, <em>a.g.e</em>., Süreyya Yay. 2019, s. 700.</p>
<p><a href="#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> Nursi, <em>a.g.e.,</em> Süreyya Yay. 2019, s. 608-609.</p>
<p><a href="#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> Nursi, <em>Lem’alar</em>, Süreyya Yay. 2019, s. 420-421.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rehberliğin Dünyaya Açılan Kapısı: WERTvolle Schulen*</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/12/01/rehberligin-dunyaya-acilan-kapisi-wertvolle-schulen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 05:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=318052</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet tarihinde yetişmiş en önemli mütefekkir, aksiyon insanı, toplum lideri ve İslam âlimlerden biri olarak gösterebileceğimiz Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, arkasında bir ömre sığmayacak pek çok eser ve takipçilerine de izinden gidilecek önemli bir miras bırakmıştır. Eğitim bilimleri çerçevesinden bakıldığında ise modern okulculuğa eklediği rehberlik boyutu, maalesef üzerinde çok az araştırma yapılmış bir konu olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Cumhuriyet tarihinde yetişmiş en önemli mütefekkir, aksiyon insanı, toplum lideri ve İslam âlimlerden biri olarak gösterebileceğimiz Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, arkasında bir ömre sığmayacak pek çok eser ve takipçilerine de izinden gidilecek önemli bir miras bırakmıştır. Eğitim bilimleri çerçevesinden bakıldığında ise modern okulculuğa eklediği rehberlik boyutu, maalesef üzerinde çok az araştırma yapılmış bir konu olarak uzmanların bu konuya eğilmesini beklemektedir. Kendisinin aramızdan ayrılışının birinci yıl dönümünde, Hizmet okullarının rehberlik anlayışını nasıl geliştirdiği ve nasıl diğer okulların da uygulayabileceği bir konsepte getirdiği, üzerinde durulması gereken güncel konulardır.</p>
<h2><strong>Hocaefendi’nin Rehberlik Anlayışı</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, dünyada laikliğin gelişiminde özellikle Napolyon sonrası Fransa ekolü etkili olmuştur<strong>.</strong> Bu yaklaşım, eğitim bilimleri açısından da kendini göstermiş ve birçok ülkede okul sistemi, dinî okullar ile seküler okullar olarak ikiye ayrılmıştır. Özellikle teknolojinin geliştiği son iki asırda seküler okulların sayısı önemli derecede artmış ve bu tip okulculuk büyük ölçüde teknoloji ve akademik başarıya odaklanmıştır ki bu durum özellikle Batı’da öğrencilerin metafizik yönlerinin ihmal edilmesine yol açmıştır. Bu noktada Hocaefendi’nin eğitim söylemi, kısmen Batı eğitim sistemine yönelik bir eleştiridir ve Batı modernitesinin insanı manevi açıdan değersizleştiren sonuçlarını ele almaya çalışır. O, Batı-modern eğitim sisteminde yüksek düzeyde profesyonellik gelişimi olduğunu, ancak bunun maneviyat kültüründen yoksun bulunduğunu savunur.<a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Anwar Alam, Hocaefendi’ye göre böyle bir anlayışın <em>-pozitivist ve materyalist hayat felsefesinin-</em> insanları şiddet ve yıkıma sürükleyebileceğini belirtir: <em>“Eğer kontrolsüz bir şekilde devam ederse, bu eğitim anlayışı nihilizme yol açar ve insanlığın varlığı tehlikeye girer.”</em> <a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Buna çözüm olarak da Hocaefendi, bir taraftan okulların cami, kilise veya diğer insan ruh gelişimine önem veren kurumlarla irtibatta olmasını savunur.<a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Buna ek olarak, okullarda çalışan idareci, öğretmen ve belletmenlerin <em>“Rehberlik”</em> faaliyetleriyle bu eksikliği tamamlaması gerektiğini belirtir. Hizmet okullarında, ders dışı eğitim faaliyetleri olarak nitelenen uygulamaların şekillenmesinde bu rehberlik anlayışının etkisi büyüktür.<a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_edn4" name="_ednref4"><sup>[4]</sup></a> Zira Hocaefendi bizzat kendisi İzmir’deki <em>Kestanepazarı</em> ve <em>Bozyaka</em> yıllarında ders sonrası rehberlik faaliyetleri ortaya koymuş; daha sonra Hizmet okulları başta olmak üzere pek çok hizmet kurumu da bu tür uygulamalarla onun rehberlik anlayışını sürdürmüştür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktayı açıklama sadedinde Abdullah Aymaz ağabey, Hocaefendi’nin ortaya koyduğu rehberlik faaliyetlerini oluşturan temel içeriği, <em>bütün dinlerin beraberinde getirdiği ortak değerler ile ilimler aracılığıyla gelişen insanlığın oluşturduğu etik değerlerin bir birleşimi</em> olarak yorumlar. Bu bağlamda örnek verecek olursak derse zamanında gelme, yalan söylememe, sözünde durma, kötü alışkanlıklar edinmeme vb. bütün ahlakî değerlerin, rehberlik faaliyetleri içinde ele alındığını söylemek mümkündür. Dolayısıyla ders başarısı modern dünyanın nihai hedefi olsa bile, bu tür eksikliklerle yetişen genç neslin hem hayatta başarılı olamayacağı, hâliyle kendisine ve insanlığa tam manasıyla faydalı olamayacağını söylemek mümkündür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu bağlamda, Hocaefendi’ye göre akademik başarı, ruh veya karakter başarısıyla desteklenmeli ve insan her yönüyle eksiksiz bir eğitim ve terbiyeden geçmelidir. Bu noktayı beyin yıkama veya endoktrinasyon olarak tanımlayan eleştirmenler de olmuştur.<a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_edn5" name="_ednref5"><sup>[5]</sup></a> Hâlbuki genel itibarıyla sahadaki hizmet okullarında, din dersi yerine <em>“Karakter Eğitimi”</em>, <em>“Etik Eğitimi”</em> veya <em>“Vatandaşlık Dersleri”</em> gibi evrensel ahlakî değerler verilmekte ve eğitime gölge düşürecek hiçbir politik, etnik veya dinî tartışmalı konulara ders içi ve ders dışı faaliyetlerde yer verilmemesi, bu eleştirilere cevap olarak gösterilebilir<a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Muhtemelen bu hususta Hocaefendi’nin çok üzerinde durduğu iyiliği teşvik etme ve kötülüklerden men etme anlayışı yanlış lanse edilmek istenmekte veya çarpıtılmaktadır. Bu noktada özellikle nicel araştırmalara ciddi ihtiyaç vardır ve akademik çalışma yapmak isteyen genç araştırmacıların üzerinde durması gereken önemli bir konudur.</p>
<h2><strong>WERTvolle Schulen</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Hocaefendi’nin ortaya koyduğu anlayış çerçevesinde, Hizmet okullarının yıllardır rehberlik faaliyetlerine büyük önem verdiği ve bu faaliyetleri bünyelerinde titizlikle uyguladığı söylenebilir. Gelinen nokta itibarıyla rehberlik çalışmalarının düzeyi gelecek adına umut vericidir. Nitekim Almanya’da hizmet vermekte olan Hizmet okulları, gerçekleştirdiği rehberlik faaliyetlerini bir müfredat hâline getirerek <em>“WERTvolle Schulen”</em> adı altında diğer okulların da kullanımına sunmuştur.<a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_edn7" name="_ednref7">[7]</a> Türkçeye çevirdiğimizde <em>“Değerler okulu”</em> veya <em>“Değerlerle dolu okul”</em> anlamına gelen <em>WERTvolle Schule</em> başlığıyla markalaştırdıkları rehberlik konseptini bütün diğer okullar belli bir süreçten geçtikten sonra uygulayabilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Okulların akademik başarıya odaklanmasına destek olarak sunulan WERTvolle Schulen uygulaması, Almanya merkezli kâr amacı gütmeyen bir eğitim inisiyatifidir. Program, dürüstlük, empati, sorumluluk, saygı ve adalet gibi on iki temel evrensel değer etrafında şekillenerek öğrencilerin hem karakter hem de duygusal-etik gelişimini hedefleyen bütüncül bir eğitim anlayışı benimser. Logosundaki kalp ve kafa figürleriyle sembolize edilen bu yaklaşım, evrensel değerler eğitimi, zararlı alışkanlıklarla mücadele ve karakter eğitimi olmak üzere üç temel hedefe odaklanır. Sosyal-duygusal öğrenme kuramlarıyla paralel olan bu pedagojik model, uygulayıcı okullarda öğrencilerin sorumluluk bilinci, öz denetim ve empati alanlarında belirgin gelişmeler gösterdiği gözlemlenen sistematik bir yaklaşımdır. UNESCO&#8217;nun 2030 Eğitim Hedefleri ile örtüşen bu inisiyatif, eğitimi akademik performansla sınırlamayıp bireyin etik gelişimini ve karakter oluşumunu merkeze alan evrensel bir model olma yolunda ilerlemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada, Hizmet okullarının rehberlik konseptini öğrencilerine uygulamak isteyen okullar, WERTvolle Schule web sitesi üzerinden başvurularını yapmakta ve sonrasında konu ile alakalı olarak Berlin’de bu sistemi geliştiren ekipten destek almaktadırlar. Başvuru sürecinde, aday okul öncelikle bu konsepti uygulayacak öğretmen ya da eğitmeni seçerek, hangi ekiple ve kimlerin liderliğinde uygulama yapılacağını belirtmektedir. Ardından WERTvolle Schule ekibi, okulun rehber öğretmenlerine konseptin içeriğini, müfredatları ve bu müfredatların nasıl hayata geçirileceğini düzenli toplantılar aracılığıyla tanıtmaktadır. Bu bağlamda <em>WERTvolle Schulen</em> rehberlik ekibinin eğitim faaliyetlerinde kullandıkları konuları (dürüstlük, saygı, empati vb.) on iki ana başlık altında sınıflandırdıkları ve her başlık için ayrı bir müfredat oluşturdukları ifade edilmiştir. Dolayısıyla, bu on iki konunun kitapçıklarını alan aday okullar, bu müfredatı bir ders gibi ders dışı okul faaliyetlerinde uygulamaktadır. İlerleyen dönemlerde belli aralıklarla ziyaret edilen aday okul, eğer WERTvolle Schule konseptini başarıyla uyguladığını ispatlarsa sertifikasını okulunda sergileyebilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Görüldüğü üzere, bu markalaşma sayesinde Hizmet okullarının rehberlik anlayışı diğer okullara da yayılmakta, ayrıca bu tür faaliyetler yoluyla daha şeffaf hâle gelen Hizmet okulları, yukarıda belirtilen eleştirilere de hâl diliyle cevap vermektedir. Konsepte olan ilginin büyük olduğunu belirten, okul müdürlerinden Muzaffer Bey, bu konsepti 13 yerde hizmet veren 24 Hizmet okulu ile kurduklarını; şu ana kadar dışarıdan toplam 127 okulun sisteme dâhil olmak üzere başvurduğunu ifade etmiştir. Hâlihazırda bu okullardan bir tanesinin başvuru sürecini başarıyla tamamlayıp WERTvolle Schule sertifikasını aldığını, diğer okulların ise süreçlerinin devam ettiğini eklemiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aynı şekilde WERTvolle Schule ekibi her yıl üye okullar arasında <em>“En İyi Rehberlik Konsepti”</em>nin seçildiği yarışmalar düzenlemekte; yaz tatillerinde ise konsepti geliştirme amacıyla üye okullar arasında zümre faaliyetleri gerçekleştirilmektedir. Ayrıca bu konseptin geliştiricilerinden biri olan Cafer Bey, geçen yıl ilk kez Almanya&#8217;nın en büyük eğitim fuarı olan Didacta’ya katıldıklarını ve gördükleri yoğun ilgi üzerine bundan sonra her yıl fuara katılarak bu konsepti yaymayı planladıklarını da belirtmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet hareketinin küresel yapısı ve dünya çapındaki Hizmet okullarının <em>Dil ve Kültür Olimpiyatları</em> gibi uluslararası programlarda birlikte çalıştıkları göz önüne alındığında, Almanya’da ilgi gören WERTvolle Schule konseptinin yakında Almanya dışındaki Hizmet okulları tarafından da kendi ülkelerinde uygulanması ve tüm dünyaya yayılması öngörülebilir. Bu sayede, kökenini tüm dinlerin ortak değerleri ile bilimsel ve sosyal gelişmelerin ortaya koyduğu insanî değerlerden alan -ve ilk defa Hocaefendi tarafından <em>“Rehberlik”</em> adı altında sistemleştirilen- bu yapı, Hizmet okulları aracılığıyla küresel ölçekteki diğer eğitim kurumlarına da ulaşmış olacaktır. Konseptin ne zaman ve hangi ülkelerde uygulanacağı tam olarak kestirilemese de Hocaefendi’nin rehberlik anlayışının Hizmet okullarının sınırlarını aşarak evrensel bir modele dönüştüğü söylenebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, modern dünyanın daha barışçıl ve huzurlu hâle gelmesi adına gerçekleştirilen rehberlik faaliyetlerinin önemi zaten herkesçe malumdur. Bu sebeple yazının en başında da belirttiğimiz gibi, yalnızca rehberlik konsepti açısından değerlendirildiğinde bile, Hocaefendi’nin öğretisinin günümüzde tüm dünyaya yayılması ve belki de milyonlarca öğrenciye ulaşması söz konusudur. Dolayısıyla, Hocaefendi’nin Türkiye Cumhuriyeti döneminde yetişmiş en önemli şahsiyetlerden biri olduğunu söylemek bir mübalağa değil, bir hakikatin terennümüdür. Bu noktada, Hocaefendi’nin ve onun mirasına sahip çıkan sevenlerinin insanlığa büyük bir hizmet sunduğu göz ardı edilemez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hocaefendi açısından bakıldığında ise onun, şahsına yönelik tüm iftira ve haksızlıklara rağmen, hadislerde geçen <em>“Amel defteri kapanmayan insanlar”</em> zümresinden olacağı ifade edilebilir. Zira bıraktığı rehberlik anlayışı hem faydalı ilimdir hem de metodolojik yönüyle, bir <em>sadaka-i câriye</em> niteliği taşımaktadır. Bu metodoloji ışığında yetişen nesiller ise <em>“hayırlı evlat”</em> olarak rahatlıkla kabul edilebilir. Dolayısıyla hem Hocaefendi hem de onun gösterdiği yol doğrultusunda rehberlik faaliyetlerinde görev alan veya bu alana katkı sunan bütün hizmet gönüllüleri hadislerde geçen <em>amel defteri kapanmayanlar</em> zümresine dâhil olur denilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>* WERTvolle Schulen: Almancadan Türkçeye “Değerler Okulu”, “Değerlerle Dolu Okul” yahut “Değerler Temelli Okul” şeklinde çevrilebilir. Detaylı bilgi için: </em><a href="https://www.wertvolleschulen.de/ueber-uns/"><em>https://www.wertvolleschulen.de/ueber-uns/</em></a></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Michel, T. (2003). Fethullah Gülen as Educator. <em>M.F. Gülen: Essays, Perspectives and Opinions / Compiled by the Foundation, </em>New Jersey, U.S.: Tugra Books, 114-117.</p>
<p><a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Alam, A. (2019). <em>For the Sake of Allah, The Origin, Development and Discourse of the Gülen Movement</em>, Clifton NJ, USA: Blue Dome Press.</p>
<p><a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Gülen, M. F. (1979a). <em>“Bizim Maarifimiz 1”</em> <em>Çağ ve Nesil 1: Çağ ve Nesil</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 113-121.</p>
<p><a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Altın, M.E. (2022). “Ders Dışı Eğitim Faaliyetleri ve Hizmet Okulları”, <em>Çağlayan</em>, Ağustos 2022.</p>
<p><a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Tittensor, D. (2014). <em>The House of Services: The Gülen Movement and Islam’s Third Way</em>, Oxford: Oxford University Press.</p>
<p><a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Altın, M.E. (2020). <em>Internationalization Through Localization: Gülen Inspired Schools</em>, Düsseldorf, Dr. Kovac Verlag, 243- 249.</p>
<p><a href="applewebdata://155A1F91-7C3E-4924-9329-AFA026FE2197#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> WERTvolle Schulen, <a href="https://www.wertvolleschulen.de/">https://www.wertvolleschulen.de/</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“e” Az Bilinen Bir Sayı</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/08/01/e-az-bilinen-bir-sayi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 22:23:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=317691</guid>

					<description><![CDATA[Düşünün ki bir petri kabında bulunan bakteriler, uygun şartlar altında hızla çoğalıyor. Bir göletteki su zambaklarının sayısı öyle hızlı artıyor ki bir haftada gölet tamamen kaplanıyor. Peki, yaratılıştaki bu muhteşem büyüme sırrının ardında ne var? Aynı şekilde insanın mahiyetinde bulunan bitmek bilmeyen büyüme veya kazanma hissi neden? İşte hem tabiattaki hem insandaki bu sınırsız arzu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Düşünün ki bir petri kabında bulunan bakteriler, uygun şartlar altında hızla çoğalıyor. Bir göletteki su zambaklarının sayısı öyle hızlı artıyor ki bir haftada gölet tamamen kaplanıyor. Peki, yaratılıştaki bu muhteşem büyüme sırrının ardında ne var? Aynı şekilde insanın mahiyetinde bulunan bitmek bilmeyen büyüme veya kazanma hissi neden? İşte hem tabiattaki hem insandaki bu sınırsız arzu ve isteklerin arkasındaki sır, <em>“e”</em> sayısında gizlidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“e” Sayısı Nedir?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“e”</em> sabitini dolaylı olarak ilk gündeme getiren <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0sko%C3%A7ya">İskoç</a> matematikçi John Napier olmuştur<a href="applewebdata://0AABDAAD-EF5B-418C-8F7F-BD560415C72E#_edn1" name="_ednref1">[1]</a>. Napier, 1618&#8217;de logaritmalar üzerine yayımladığı bir kitabın ekinde, <em>e</em> sabitini kullanarak bazı hesaplar yapmış, fakat sabitin kendisiyle fazla ilgilenmemiştir. <em>e</em> sayısını gerçek mânâda ilk keşfeden Jakob Bernoulli’yi görüyoruz.<a href="applewebdata://0AABDAAD-EF5B-418C-8F7F-BD560415C72E#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Bernoulli, bir bakteri popülasyonunun nasıl büyüdüğünü inceleyerek bu sayıyı keşfetmiştir. Mesela, bir bakteri kolonisi belirli bir süre boyunca bölünerek hızla çoğalır. Eğer bu çoğalmayı sürekli olarak hesaplayıp eklersek, sonunda koloni sayısının ne kadar olacağını hesaplamak için <em>“e”</em> sayısını kullanırız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna mukabil bu bilim adamlarının sıradan bir sabit gibi incelediği bu sayı, İsviçreli matematikçi Leonhard Euler tarafından 18. yüzyılın ortalarında detaylı incelenerek, literatüre kazandırılmıştır ve Euler sayısı ya da <em>“e”</em> sabiti olarak bilinmektedir<a href="applewebdata://0AABDAAD-EF5B-418C-8F7F-BD560415C72E#_edn3" name="_ednref3">[3]</a>. Matematikte yaklaşık olarak 2.71828 değerine sahip olan bir sabit sayıdır ve aynı <em>pi</em> sayısında olduğu gibi bu sabit de sonsuza kadar uzamakta ve tam olarak hesaplanamamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">“Euler sayısı” için matematikçi ve fizikçi Richard Feynman <em>“Dünyanın dokuzuncu harikası” </em>ifadesini kullanmıştır. Peki Feynman neden gerçekte pek çok kimsenin bilmediği ve önemsemeyeceği <em>e</em> sayısına bu kadar değer atfetmiştir?</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“e” Sayısı Niçin Önemlidir?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bilindiği üzere matematiğin en bilinen sabiti <em>pi</em> sayısıdır ve kesirli ifadeyle 22/7 olarak bilinir. <em>Pi</em> sayısı, dairenin çevresi ve alanı gibi mühendislik hesapları için Antik Yunan’da yaklaşık olarak hesaplanmıştır. Peki, çoğumuzun günlük hayatta nadiren duyduğu bu az bilinen <em>e</em> sayısı neden veya hangi ihtiyaca binaen bulunmuştur?</p>
<p style="font-weight: 400;">Aslında aynı <em>pi</em> sayısında olduğu gibi <em>e</em> sayısının ortaya çıkışında da insanın ihtiyaçları ve kâinatı anlama çabası etkili olmuştur. Mesela eksponansiyel büyümeyi anlamak için şöyle bir örnek verelim: Diyelim ki bir göletteki su zambakları her gün iki katına çıkıyor. İlk gün bir tane zambak varsa, ikinci gün iki tane, üçüncü gün dört tane olur. Bu şekilde devam ederek zambakların sayısı çok hızlı bir şekilde artar. Bu büyüme, <em>eksponansiyel büyüme</em> olarak adlandırılır ve fonksiyonu ile modellenir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Burada f(x) popülasyon, para, üretim ve kazanç gibi devamlı büyümek isteyen şeyi temsil ederken x ise genel itibarıyla zamanı temsil eder. Bu fonksiyonların en bilinen özelliği, aşağıdaki resimde de görüleceği üzere eksponansiyel büyüme olarak da bilinen büyümeyi, yani son derece az bir değerin, kısa zamanda, son derece hızlı bir şekilde artışını sergilemesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu büyümede en çok dikkat çeken husus, büyümenin hızı ile ivmelenmesinin aynı olmasıdır. Mesela eksponansiyel hızla giden bir araç 10 km/h hızla giderken ivmelenmesi de 10 km/h² olmaktadır. Bu hız 50 km/h’ye gelindiğinde de ivmelenme 50 km/h² olmaktadır ki zaten bu yüzden <em>e</em> fonksiyonunun türevi de kendisini vermektedir. Dolayısıyla eksponansiyel fonksiyonlarda, başlangıçtaki küçük bir değer, hıza eşit olan ivmelenmeden ötürü ileride çok hızlı bir şekilde büyüyecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“e”</em> sayısını günlük hayatta birçok yerde görürüz. Mesela:</p>
<ol style="font-weight: 400;">
<li><strong>Ekonomi:</strong> Yenilikçi bir ürün veya hizmet sunan teknoloji odaklı şirketlerin hızla büyümesini modellemek için kullanılır. Yeni kurulan bir teknoloji şirketinin kısa sürede büyük bir başarıya ulaşması, eksponansiyel büyümenin bir örneğidir.</li>
<li><strong>Tıp:</strong> Hastalıkların yayılmasını ve aşıların tesirini hesaplamak için kullanılır. Özellikle pandemi dönemlerinde virüsün yayılma hızını ve aşıların faydalı olup olmadığını anlamak için eksponansiyel fonksiyonlar kullanılır.</li>
<li><strong>Borsa:</strong> Yatırımların nasıl katlanarak büyüdüğünü açıklamak için kullanılır. Yatırımcılar, küçük miktarlarda yatırımlarla büyük kazançlar elde etmeyi hedefler ve bu büyüme genellikle eksponansiyel olarak gerçekleşir.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada bu fonksiyonlar sadece hızlı büyümeyi değil aynı şekilde hızlı küçülmeyi veya sabit bir değere yaklaşmayı da gösterir. Mesela özellikle ilaç sektöründe hastalıkların sınırlandırılması ve belirli popülasyonu geçememesini sağlayacak şekilde çözümler düşünülür ki onlarda negatif eksponansiyel denklemler kullanılır. Örnek verecek olursak; korona salgınında yetkililer mevcut sağlık sisteminin kapasitesini belirlemiş, ona göre bu virüse yakalanan hastaları bu sınırın altında tutmaya çalışacak bir aşı arayışına girmişlerdir. Mesela bir kasabada koronaya yakalanmış 5000 kişi varsa ve o kasabadaki sağlık merkezlerinin haftalık kapasitesi 10.000 kişi ile sınırlı ise uygulanacak aşı veya diğer tedavi yolları ile hastalığın büyüme ivmesi yavaşlatılarak mümkün olduğu kadar hasta sayısının bu 10.000 sınırının altında tutulması istenecektir. Bu durumda negatif eksponansiyel fonksiyonu rol oynar ve uygulamada aşağıdaki gibi bir tablo çıkması için uğraşılır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu tabloda her birim 1000 kişiyi temsil etmektedir ve görüldüğü gibi burada bir büyüme vardır, ama bu büyümenin ivmesi azaltılarak belli bir değerin (Bu örnek için 10.000) üzerine çıkmaması sağlanır. Bu ve buna benzer tıbbî uygulamalarda <em>e</em> sayısının sıkça kullanıldığını görmek mümkündür. Aynı şekilde, radyoaktif maddelerin yarı ömrü, yani belirli bir süre içinde yarısının bozulması, eksponansiyel azalmaya bir örnektir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“e” Sayısının Mesajları</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Girişte bazı sorular sormuştuk ve bu soruların cevabının <em>e</em> sayısında gizli olabileceğini belirtmiştik. Gerçekten de eksponansiyel fonksiyonlar insanın bu sınırsız isteklerini anlatması açısından çok mânidardır. Aynı eksponansiyel fonksiyonlarda olduğu gibi, yeni doğduğunda sadece süt isteyen veya gaz çıkarmak isteyen bir bebeğin yaşı ilerledikçe gerek ihtiyaç için gerekse konfor için istek ve arzularının eksponansiyel bir şekilde arttığı görülmektedir. Bütün bu ihtiyaçların da insanın iç dünyasına tesir ettiği söylenebilir. Bu durum hem müsbet hem menfi mânâda geçerlidir ve insanın istek ve arzularını ne yöne kanalize edeceği ile yakından alakalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Mesela, Kur’ân-ı Kerim’de Yâsin sûresinin 77. ve 78. âyetlerinde insanın bir <em>nutfe</em>den yaratıldığı ve yaratılma keyfiyetini unuttuğu beyan buyurulur. Bu unutmanın neticesinde insan, ihtiyaçlarının esiri olur ve hayatı boyunca bu ihtiyaçları karşılamaktan başka gayesi olmaz. Bu durumun yanlış olduğu ve kendisini bekleyen ebedi bir hayatın mevcudiyeti bir peygamber tarafından hatırlatılınca da 78’inci âyet-i kerimede ifade edildiği gibi büyüklenerek <em>“Çürümüş kemikleri kim tekrar diriltecek!”</em> diye Rabb’ine meydan okuma tavrına girer, cahilliğini ortaya koyar. Onu bu sınırsız küstahlığa iten şey ise zaman içinde eksponansiyel bir biçimde artmış olan sınırsız kibridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Fakat bu durum müsbet şekilde de karşımıza çıkabilir. Başlangıç itibarıyla bir hastalığın giderilmesi veya bir imtihanda iyi netice alabilmek için küçük istekler ile Rabb’inin kapısını çalan kul, bir iki rekât namaz kılar veya dua eder. Fakat zaman içinde bu küçük istekleri bir kenara bırakıp daha büyük şeylere talip olunca bu sefer daha çok Rabb’ine dönmeye ve daha derin ibadet etmeye başlar. Bu noktada Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tâbiri ile sâlih daire oluşmuş, istek ve arzulardaki artış, dua ve ubudiyete tesir etmiştir. Sonraları cennete talip olur ve daha dikkatli ve daha derin yaşamaya başlar. Bu yükseliş kişiyi bir süre sonra Yunus misali konuşturur.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><em>“Cennet cennet dedikleri</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Birkaç saray, birkaç huri</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>İsteyene ver onları</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Bana seni gerek seni.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;">der ve <em>Cemâlullah</em>’a talip olur. Bu hayır yolundaki sonsuz istekler, eksponansiyel bir yükselişi tetikler.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Matematikte Mânâ Arayışı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Matematik, bize kâinatın işleyişini ve hayatımızın karmaşık yolları arasındaki ilerleyişimizi idrâk adına araçlar sunar. Bu noktada <em>“e”</em> sayısı, matematik hesaplamalar açısından ve günlük hayatta önemli rol oynayan az bilinen bir sabit olmakla beraber, eksponansiyel büyümeyi veya azalmayı modellemek için kullanılır ve birçok alanda pratik uygulamalara sahiptir. Aynı şekilde eksponansiyel fonksiyonlar insanın isteklerinin ve gayretlerinin nasıl hızla büyüdüğünü göstermesi adına önemlidir. Gerek <em>pi</em> sayısı gerek diğer matematik sabiteler ve şimdi gördüğümüz <em>e</em> sayısı gibi rakamlar, kâinatın işleyişinde hiçbir tesadüfün olmadığını, her hadisenin belli bir ilim ve iradenin kontrolünde kendine ait bir formülle yürütüldüğünü göstermektedir. Matematiğin bu derin mânâlarını keşfetmek hem bilimin hem de şahsi hayatımızın gelişmesine katkı sağlar. Dolayısıyla matematiğin dilini öğrenmek, kâinatın sırlarını çözmek için önemli bir adımdır ki <em>“e”</em> sayısı ve diğer matematik sabiteler, bu yolda bize rehberlik eden önemli vasıtalardır. Yeryüzü mirasçıları olarak, bu sırları araştırmak ve çözümünü bulup insanlığa armağan etmek de bizlerin görevi olmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">E Sayısı nedir</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu sayı, tabii logaritmanın tabanı olarak kullanılır ve birçok matematik işlemlere ve ilmî araştırmaya önemli katkılarda bulunur.<a href="applewebdata://0AABDAAD-EF5B-418C-8F7F-BD560415C72E#_edn4" name="_ednref4"><sup>[4]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu serinin formülü:  şeklindedir ve bu limit aşağıdaki toplama eşittir:</p>
<p style="font-weight: 400;">Buradaki <em>n</em>! ifadesi, <em>n</em> faktöriyeli temsil etmektedir ki bu şu şekilde hesaplanır: <em>n</em>! = 1 × 2 × 3 × &#8230; × n. Örneğin 5!=1x2x3x4x5=120 şeklinde hesaplanır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://0AABDAAD-EF5B-418C-8F7F-BD560415C72E#_ednref1" name="_edn1"><em><strong>[1]</strong></em></a> Miller, Jeff. “Earliest Uses of Symbols for Constants”. MacTutor. University of St. Andrews, Scotland. Retrieved 31 October 2023.</p>
<p><a href="applewebdata://0AABDAAD-EF5B-418C-8F7F-BD560415C72E#_ednref2" name="_edn2"><em><strong>[2]</strong></em></a> Pickover, Clifford A. (2009). <em>The Math Book: From Pythagoras to the 57th Dimension, 250 Milestones in the History of Mathematics (illustrated ed.). Sterling Publishing Company. p. 166. </em><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/ISBN_(identifier)">ISBN</a> 978-1-4027-5796-9. Extract of page 166</p>
<p><a href="applewebdata://0AABDAAD-EF5B-418C-8F7F-BD560415C72E#_ednref3" name="_edn3"><em><strong>[3]</strong></em></a> Wilson, Robinn (2018). <em>Euler&#8217;s Pioneering Equation: The most beautiful theorem in mathematics (illustrated ed.). Oxford University Press. p. (preface). ISBN 978-0-19-251405-9.</em></p>
<p><a href="applewebdata://0AABDAAD-EF5B-418C-8F7F-BD560415C72E#_ednref4" name="_edn4"><em><strong>[4]</strong></em></a> Sawyer, W. W. (1961). <em>Mathematician&#8217;s Delight. Penguin. p. 155.</em></p>
<p><a href="applewebdata://0AABDAAD-EF5B-418C-8F7F-BD560415C72E#_ednref5" name="_edn5"><em><strong>[5]</strong></em></a><em> Rudin, Walter (1976). Principles of Mathematical Analysis (3rd ed.). McGraw–Hill. pp. 63–65. ISBN 0-07-054235-X.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kral XIV. Louis ve Huguenotlar</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/02/01/kral-xiv-louis-ve-huguenotlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2025 16:51:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=315592</guid>

					<description><![CDATA[Fransa kralı XIV. Louis, tam olarak 72 yıl 3 ay 18 gün tahtta kalmış, böylece Fransa tarihinin en uzun süre tahtta oturan kralı olarak tarihe geçmiş bir hükümdardır. 14 Mayıs 1643 de babasının ölümü üzerine dört yaşında tahta çıkmış olsa da 18 yaşına kadar annesinin ve Kardinal Jules Mazarin’in koruması ve tesiri altında büyüdükten sonra, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Fransa kralı XIV. Louis, tam olarak 72 yıl 3 ay 18 gün tahtta kalmış, böylece Fransa tarihinin en uzun süre tahtta oturan kralı olarak tarihe geçmiş bir hükümdardır. 14 Mayıs 1643 de babasının ölümü üzerine dört yaşında tahta çıkmış olsa da 18 yaşına kadar annesinin ve Kardinal Jules Mazarin’in koruması ve tesiri altında büyüdükten sonra, kardinalin ölümünü vesile bilen XIV. Louis, annesini saraydan uzaklaştırıp bütün yetkileri eline alarak tahttaki hâkimiyetini ilan etmiştir. “Güneş Kralı” lakaplı XIV. Louis, günümüze bakan bazı yönleri ile çok dersler çıkarabileceğimiz önemli bir şahsiyettir.</p>
<h3><strong>XIV.</strong><strong> Louis Kimdir?</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Tarihe mutlak monarşi (Absolutism) olarak geçecek olan ve krallığı bütün kanunların üzerinde her şeyden bağımsız bir yönetim şekli olarak Fransa’ya getiren, Kral XIV. Louis olmuştur.<a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> Reform ve Rönesans hareketleri sonrası, Galileo ile gündeme oturan Dünya ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndüğü görüşünün kabullenilmesiyle, bunu bir yönetim şekline dönüştürmeyi tasarlayan genç kral, kendisinin merkezde olduğu ve her şeyin kendi çevresinde döndüğü bir yönetim şekli icat/icra etmiştir. Buna göre <em>‘Devlet benim’</em> diyerek diğer idarî kademeleri tesirsiz ve hükümsüz hâle getiren kral, bütün bürokrasiyi, askeriyeyi, kiliseyi ve adlî mekanizmaları kendi kontrolüne almıştır. Bundan böyle Fransa’nın köylerine varıncaya kadar alınacak her karar için kralın imzası gerekir, her türlü atamada kralın takdir buyurduğu adaylar tercih edilir olmuştur<a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a>.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu kadar uzun süre tahtta kalan Louis’nin en büyük icraatı ise, kurmuş olduğu bu mutlak merkeziyetçi yapıyı daimî kılmak ve Fransa’yı Avrupa’nın en büyüğü olarak gösterme adına Versay Sarayını inşa etmek olmuştur. Aslında Paris’in merkezinde, nehir kıyısında, son derece güzel bir yapı olan ve yüzyıllarca kraliyet ailesine hizmet eden Louvre sarayı yerine, Paris’in 20 km uzağında Versay köyünü ve oradaki kışlık villayı seçen kral, 49 yıllık inşası süresince saray projesinin bizzat önderliğini yapmıştır<a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a>. Yukarıdan bakıldığında, bahçesi ve şatafatlı Barok mimarisi dışında, Louvre sarayından çok da farklı bir mimariye sahip olmayan, 700 odalı sarayın maliyeti ile alakalı farklı kaynaklarda farklı ifadeler yer almakta ve bugün dahi tam olarak kestirilememektedir. Altından yapılmış güneş sembollerinin her yerde gözümüze çarptığı ve çok farklı havuzlu bahçeleri ile meşhur saray, bir nevi Kral XIV. Louis’nin Instagram sayfası gibidir. Hemen her köşesinde kralın sarı elbiseler içinde resimlerinin olduğu sarayın inşasındaki en büyük problem, kralın bir türlü sarayı beğenememesi ve hep bazı farklılıklar istemesi yüzünden inşanın uzamasıdır.<a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_edn4" name="_ednref4">[iv]</a> Kaldı ki sonraki dönemlerde 15 bin kişiyi bünyesinde barındıracak olan sarayın işletilmesi ise çok daha maliyetli olmuştur. Konu ile alakalı her türlü eleştiriye, <em>“Bu saray benim değil milletimin. Bakın bahçesini çitlerle örmüyorum, her vatandaşımız rahatlıkla gelip burada eğlenebilir”</em> şeklinde karşılık veren kral, bu noktada da itibardan tasarruf etmemiştir. Oysaki o dönemde Fransız halkının yüzde doksanının herhangi bir vasıta sahibi olmadığı göz önüne alındığında yürüyerek Paris’ten ancak altı saatte ulaşabileceği Versay Sarayı’nda eğlenebilmesi söz konusu bile olamaz. Kralın bu sarayı yaptırmasında, o dönem Avrupa’sında moda olan kışlık saray inşaları, kralın Paris’in fakir halkından uzak olma ve bütün önemli aristokrat aileleri aynı sarayda kendi çevresinde zorla toplayarak onları kontrol altında tutma ve böylece otoritesini vurgulama arzu ve eğilimleri gibi pek çok sebep sayılabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu yönetim sisteminde Fransa’daki Katolik Kilisesi’nin de rolü çok büyüktür. Kardinal Mazarin’in ölümünden sonra kilise üzerindeki baskısını arttıran Kral XIV. Louis, mevcut kiliseyi icraatlarını tasdikleyecek meşruiyet sağlayıcı bir yapıya dönüştürmüştür. Meselâ sarayın inşasının yavaş ilerlemesinden rahatsız olan kral, Katolik papazlar üzerinden izinler alarak saray çalışanlarının pazar ayinlerinden -ki pazar günü Katoliklere göre tanrının günüdür- muaf tutulmalarını sağlamıştır. Bir süre sonra bu da yetmeyecek ve gece vardiyaları da koyacak olan kral, sarayın inşasının 7 gün 24 saat devam ettirilmesini sağlamıştır. Bu süreçte iktidarının karşısındaki en büyük engel ise Protestanlardır. Otuz yıl savaşları sonrası Fransa’da Kral IV. Henry tarafından yayımlanan ve Protestanlara mal, can ve dinî konularda özgürlükler veren Nantes Fermanı’nı (30.04.1598) fesheden Kral Louis, Fransa’da tek dini hâkim kılma adına bütün Protestanlar üzerinde bir baskı rejimi kurmuştur.<a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_edn5" name="_ednref5">[v]</a> Önceleri misyonerler vasıtasıyla yumuşak yöntemlerle Protestanları, Katolik olmaya davet eden kral, sonradan bu daveti kabul etmeyenler üzerinde acımasız metotlar uygulamıştır<a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_edn6" name="_ednref6">[vi]</a>. En çarpıcı örnek olarak, bu noktada iktidarının isteklerini kabul etmeyen Huguenot’lar olarak bilinen Fransa’nın en yaygın Protestan grubunu hedef alan kral, <em>“Eğer tanrı kralı korur ise, 20 yıl içinde Fransa’da tek bir Huguenot kalmayacak”</em> diyerek ilk olarak Huguenot’ların kilise ve okullarının kapatılmasını emretmiştir<a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_edn7" name="_ednref7">[vii]</a>. Ardından bu gruba aidiyeti olan kişilerin Katolik Kilisesine biat etmesini istemiş, kabul etmeyenleri ise mallarına el koyma, hapis ve işkence gibi türlü cezalara çarptırmıştır<a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_edn8" name="_ednref8">[viii]</a>. Bunun neticesi olarak yüz binlerce Huguenot, başta Amerika olmak üzere diğer ülkelere iltica etmek mecburiyetinde kalmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün bu israf politikalarının sadece fakir halkın vergileri ile karşılanamayacağını anlayan kral, artan nüfusun ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak <em>“Merchandalism”</em> olarak bilinen bugünkü toptan atölyeciliğin öncülerinden olmuştur<a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_edn9" name="_ednref9">[ix]</a>. Tekstilcilik alanında başlayan bu üretim akımı, Üstad Bediüzzaman hazretlerinin Yirmi Birinci Lem’a’da: <em>“Biri demir getirip, biri ocak yandırıp, biri delik açar, biri ocağa sokar, biri ucunu sivriltir ve hâkeza her birisi iğne yapmak sanatında yalnız cüz’î bir işle meşgul olup, iştigal ettiği hizmet basit olduğundan vakit zayi olmayıp, o hizmette meleke kazanarak gayet süratle işini görmüş”</em> şeklinde verdiği örnek, ilk olarak Kral XIV. Louis zamanında meşhur olmuş ve toptan üretimin getirdiği kolaylık ve ucuzluk ile işlerin daha rahat halledilebileceği bir üretim şekli Fransa’da uygulanmaya başlanmıştır. Aynı şekilde ilk defa peruk takarak, peruğun bir aristokratik seviye göstergesi hâline gelmesi de Kral Louis’nin icraatlarındandır.  Uzun iktidarı boyunca irili ufaklı pek çok savaşa girilmiş ve on yıllarca Fransız orduları farklı cephelerde savaşmış, fakat döneminde Fransa’nın sınırlarında ciddi bir değişiklik olmamıştır.</p>
<h3><strong>Kral XIV. Louis’nin Politikalarının Sonuçları</strong></h3>
<h3>Tarihin akışı incelendiğinde, trajik olarak XIV. Louis’nin 72 yıllık iktidarı boyunca hedeflerinin bir kısmına geçici bir süre nail olsa da uzun vadede ciddi bir neticeye ulaşamadığı ve hedeflerinin kalıcı olmadığı görülür. Meselâ, kralın Fransa’yı Avrupa’nın ve dünyanın en büyük krallığı yapmak şeklindeki büyük hayâli, onun müsrif politikaları sonucu ülkesini çevredeki bütün ülkelerden para dilenecek duruma düşürmekle sonuçlanmıştır. Nitekim bu durum böyle gitmeyecek, çok geçmeden ünlü Fransız İhtilali’ni netice verecektir. Aynı şekilde her kral gibi, o da kendisinden sonra güçlü birinin tahta geçmesini ve bıraktığı yerden bayrağı alıp daha yukarılara taşımasını arzu ediyordu, ancak sağlığında bütün çocuklarının vefat etmesi sebebiyle yerine henüz beş yaşında olan torunu XV. Louis’nin geçeceğini biliyordu. Bunun böyle olacağını bilen hasta yatağındaki kralın geleceğe dair ne ızdıraplar ile can verdiğini tahmin etmek zor olmasa gerektir. Zira küçük torunu, taç giyme gününde Versay sarayının meşhur aynalı odasında yerde oturmuş oyunlar oynuyordu. Benzer şekilde kralın en büyük hayallerinden biri olan Versay Sarayı’nda rahat bir hayat sürme arzusu da istediği gibi gerçekleşmemiştir. Zira hayatının en güzel çağlarında sarayı inşaat aşamalarındaydı; tamamlandığında ise artık eşleri ve sarayın baş mimarı gibi pek çok önemli şahsiyet vefat etmiş, kendisi yaşlanmış ve tek başına hizmetçilerle birlikte koca sarayda kalabalıklar içerisinde yalnız bir yaşlılık geçirmiştir. Buna ek olarak, Versay Sarayı’nın tamamlanmasıyla başta kraliyet ailesi olmak üzere önemli aristokrat aileleri sarayına taşıyarak onları Paris’ten, halktan koparmıştı. Eskiden komşu olan kraliyet mensupları ve halk birbirinden iyice uzaklaşmış, yönetici sınıf fildişi kulelerde sefa sürerken halk açlıktan sokaklarda perişan vaziyete düşmüştür.</h3>
<h3></h3>
<p style="font-weight: 400;">Aynı şekilde kralın en büyük düşman bellediği ve su bile vermeyerek yok etmek istediği Protestan Huguenotlar’ın geri dönüşleri sessiz seyretse de ses getirici mahiyette olmuştur. Zira çoğunluğu itibarıyla eğitimli olan ve Amerika’yı kendine yurt edinen bu insanlar, zaman içerisinde güçlenmiş; Kral XIV. Louis’nin döneminde yaşadıkları acılar ve tecrübeler neticesinde, o zamanlar İngiliz kolonisi olan Amerika’nın geleceğinin zorlu olacağını öngörmüşler; bağımsızlık, cumhuriyet ve kanun önünde eşitlik gibi fikirlerin o zaman için İngilizlere karşı çıkan ve sonradan eyaletler hâline gelen Amerika’daki kolonilerde yerleşmesine ciddi katkılar sağlamışlardır. Sonrasında 1775-1783 yıllarında Amerikan İç Savaşında zamanın en büyük güçlerinden olan İngiliz kraliyet ordusunun mağlup edilmesi ve ABD’nin bağımsızlığını ilan ederek ilk defa cumhuriyetin kurulması, açlıktan kırılma raddesindeki fakir Fransız halkı için büyük bir umut ve aynı zamanda Fransız İhtilaline zemin hazırlayan bir faktör olmuştur. Kaderin cilvesine bakın ki İngilizlere karşı birleşen Amerika’daki küçük kolonilere en çok silah ve mühimmat sağlayan kişi de yine Fransa kralıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kral XIV. Louis’nin ulaşmayı arzu ettiği bir diğer hedef olan, Fransa’yı yüzde yüz Katolik bir krallık hâline getirme ve dini, krallara hizmet eden bir araç konumuna düşürme politikası da zamanla geri tepmiştir. Görüleceği üzere geçici dünya hayatında Kral XIV. Louis, sahip olduğu bütün imkanlara rağmen hem kendisine hem ailesine hem de milletine hayatı zehir etmiş ve bu dünyadan göçüp gitmiştir. Bu son, aynı minvalde hareket eden bütün tiranlar için mukadderdir; bu yüzden bu insanlara yalnızca acımak gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>“Ne kimseye verdi rahat, </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Ne kendi buldu huzur, </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Yıkılıp gitti cihandan, </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Dayansın ehli kubur.”</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> <strong>Durand G. (1976).</strong> <em>What is Absolutism, </em>Louis XIV and Absolutism edited by Ragnhild Hatton, The Macmillan Press LTD, s: 18-37.</p>
<p><a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> <strong>Erlanger P. (1970).</strong> <em>Louis XIV, </em>Praeger Publishers, s: 109-118.</p>
<p><a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> <strong>Cronin, V. (1964).</strong> <em>Louis XIV, </em>Great Britain Collins Clear-Type Press<em>, s:212-228.</em></p>
<p><a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_ednref4" name="_edn4">[iv]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_ednref5" name="_edn5">[v]</a> <strong>Cronin, V. (1964).</strong> <em>Louis XIV, </em>Great Britain Collins Clear-Type Press<em>, s:256-275.</em></p>
<p><a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_ednref6" name="_edn6">[vi]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_ednref7" name="_edn7">[vii]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_ednref8" name="_edn8">[viii]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="applewebdata://6D83C665-D884-4FB7-BB57-2FA1505D88D2#_ednref9" name="_edn9">[ix]</a> <strong>Doyle, W. (2001).</strong> <em>Old Regime France Short Oxford History of France,</em> Oxford University Press, s 22-25.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet Okullarındaki Öğretmen Çeşitliliği</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/09/01/hizmet-okullarindaki-ogretmen-cesitliligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Sep 2023 10:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260888</guid>

					<description><![CDATA[Çeşitlilik; farklı etnik köken, inanç, kültür, dil ve cinsiyet sahibi kişilerin, bir toplumda veya kurumda, herhangi bir dışlanmaya mârûz kalmadan, bir arada bulunması anlamına gelir. Bu kavram, son yıllarda, özellikle Batı toplumlarında, üzerinde çok durulan bir husustur. Teknolojinin hızla geliştiği ve bu gelişmenin organizasyonları ve toplumları doğrudan etkilediği göz önünde bulundurulduğunda, ortaya çıkan pek çok [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Çeşitlilik; farklı etnik köken, inanç, kültür, dil ve cinsiyet sahibi kişilerin, bir toplumda veya kurumda, herhangi bir dışlanmaya mârûz kalmadan, bir arada bulunması anlamına gelir. Bu kavram, son yıllarda, özellikle Batı toplumlarında, üzerinde çok durulan bir husustur. Teknolojinin hızla geliştiği ve bu gelişmenin organizasyonları ve toplumları doğrudan etkilediği göz önünde bulundurulduğunda, ortaya çıkan pek çok yeni sorunun çözümünde ihtiyaç duyulan farklı görüş ve tecrübeler, çeşitliliğin bugün ne kadar elzem bir konu olduğunu anlamamız adına yeterlidir. Bu bağlamda, son dönemde yapılan bir araştırma, Hizmet okullarının da bu konuya önem verdiğine ve özellikle öğretmen kadrolarında böyle bir çeşitliliğin bulunmasına özen gösterdiklerine dikkat çekmektedir.<a href="applewebdata://F121A9D2-DC76-493E-AEE0-EA9DC622BC9B#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<h3><strong>Çeşitliliğin Sağlanması ve Sonuçları</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Bilindiği üzere, insan bilmediğinin düşmanıdır. Genellikle insanlar, kendilerinden farklı görünen kişilere karşı başlangıçta nispeten ön yargılıdır ve onlarla samimiyet kurmaları zaman alır. Dolayısı ile toplum içinde veya bir organizasyonda çeşitliliği sağlamak için fazladan gayret gerekir. Zira insanoğlu, yakından tanımadığı kişilerden biraz çekinir ve kendine benzeyen kişilerle beraber olduğu zaman kendini rahat hisseder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çeşitliliğin gerçekleşmesi için adalet mekanizmasının doğru bir şekilde işlemesi ve insanlar arasında herhangi bir ayrımcılığa müsaade edilmemesi gereklidir. Dinimizde de böyle bir yaklaşım mevcuttur. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), toplum içinde adaleti yerleştirmiş ve sonrasında herkese eşit muamelede bulunarak toplumda çeşitliliğe yer verilmesini temin etmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hendek Muharebesi öncesinde, aslen bir İranlı olan Hazreti Selman-ı Fârisî’nin (radıyallâhu anh) müdafaa maksadıyla hendek kazılması fikrini benimsemesi, bu konuda bir örnek olarak gösterilebilir. Bu karar, dönemin şartları incelendiğinde, harikulade bir duruma işaret etmektedir. Hazreti Selman, Cahiliye Devri’nden yeni çıkmış bir toplumda, hayatî bir mevzuda fikir beyan edebilmektedir. Müşrikler o ana kadar Arap Yarımadası’nda benzerine az rastlanır büyüklükte bir ordu ile Medine üzerine yürümek istemektedir ve binlerce insanın canı, malı ve ırzı tehdit altındadır. Ayrıca ortaya atılan fikir, o coğrafyada daha önce uygulanmayan, hayata geçirilmesi zor bir fikirdir. Ashâb-ı Kiram, o günün şartlarında gece gündüz çalışarak hendeği tamamlayabilmiş ve Allah’ın inayetiyle, çok az insan kaybı verilerek bir zafer elde edilmiştir. Bu başarının arkasında, Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem), toplumda kökleştirdiği adalet ve çeşitliliğin rolü de fark edilmektedir.</p>
<h3><strong>Hizmet Okullarındaki Öğretmenler</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet Hareketi, yaklaşık yarım asırdır, dünyanın farklı yerlerinde eğitim, diyalog ve insanî yardım faaliyetleri yapmaktadır. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi; eğitim faaliyetlerini, dolayısı ile öğretmenliği çok mühim bir vazife olarak görür.<a href="applewebdata://F121A9D2-DC76-493E-AEE0-EA9DC622BC9B#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Fedakârlığı, kendisi için değil başkaları için yaşama düşüncesini ön plana çıkardığı eğitim anlayışı, dünyanın farklı coğrafyalarında hüsnükabul görmüştür. Hizmet okullarının bünyelerinde öğretmen çeşitliliğinin korunması, öğrencilerde de çeşitliliğin görülmesine imkân sağlamış, bu ve benzeri vasıfların sayesinde, farklı ülkelerde Hizmet okullarının tutunması mümkün olmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarında vazife yapan öğretmenlerin liyakat ve ehliyetine özelikle dikkat edilmektedir. Hollanda’daki bir Hizmet okulunda müdürlük yapan Kerem Bey<a href="applewebdata://F121A9D2-DC76-493E-AEE0-EA9DC622BC9B#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> şöyle demektedir: “Bir öğretmen adayında aradığımız şey onun niteliğidir. Öncelikle ne yaptığını biliyor mu, işinin ehli bir kişi mi? Biz buna bakıyoruz. Bu çok önemli.” Amerika’da müdürlük yapan Yavuz Bey ise, bir öğretmenin üniversite mezuniyet ortalamasının, yaptığı stajların, kendini nasıl geliştirdiğinin önemli olduğunu dile getirmektedir. Araştırmada mülakat yapılan yöneticiler, daha önce çok sık okul değiştiren ve öğrencilerin seviyesine inmekte zorlanan adayların görüşmelerde elendiğini belirtmektedir. Aday öğretmenlerle denemeler yapılarak nasıl ders anlattıkları gözlemlenmekte ve mümkün olduğunca işin ehli kişiler belirlenerek okullara alınmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sözü geçen araştırmada, özellikle öğretmenlerin işe alım sürecinde, herhangi bir ayrımcılık olmadığı, üzerinde sıklıkla durulan bir konu olmuştur. Amerikalı okul müdürü Ahmet Bey’in, Hocaefendi’yi tanıyıp bilen Türk adayların, yeterli İngilizce seviyesine sahip olmaması veya alanına hâkim olmaması durumunda elendiğini ve bu konuda çok hassas olduklarını söylemesi önemlidir. Afrika, Amerika ve Avrupa’da incelenen dokuz okuldaki öğretmenlerin %75’i Türkçe bilmemekte ve bu öğretmenlerin önemli bir kısmının, Hizmet Hareketi’ne mensubiyeti bulunmamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aşağıdaki tabloda, bu okullarda vazife yapan öğretmenlerin, Türkçe bilip bilmediklerine dair yüzdelikler yer almaktadır:</p>
<table style="font-weight: 400;">
<tbody>
<tr>
<td width="104"><strong>Okul</strong></td>
<td width="170"><strong>Türkçe Bilen Öğretmenlerin Yüzdesi</strong></td>
<td width="170"><strong>Türkçe Bilmeyen Öğretmenlerin Yüzdesi</strong></td>
<td width="160"><strong>Türkçe Bilen Öğretmenlerin Ortalaması</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="104">Almanya</td>
<td width="170">25</td>
<td width="170">75</td>
<td width="160">Avrupa: %25,7</td>
</tr>
<tr>
<td width="104">Hollanda</td>
<td width="170">22</td>
<td width="170">78</td>
<td width="160"></td>
</tr>
<tr>
<td width="104">Belçika</td>
<td width="170">30</td>
<td width="170">70</td>
<td width="160"></td>
</tr>
<tr>
<td width="104">Tanzanya-1</td>
<td width="170">20</td>
<td width="170">80</td>
<td width="160">Afrika: %24,3</td>
</tr>
<tr>
<td width="104">Tanzanya-2</td>
<td width="170">28</td>
<td width="170">72</td>
<td width="160"></td>
</tr>
<tr>
<td width="104">Zanzibar</td>
<td width="170">25</td>
<td width="170">75</td>
<td width="160"></td>
</tr>
<tr>
<td width="104">ABD-1</td>
<td width="170">17,5</td>
<td width="170">82,5</td>
<td width="160">ABD: %25,8</td>
</tr>
<tr>
<td width="104">ABD-2</td>
<td width="170">20</td>
<td width="170">80</td>
<td width="160"></td>
</tr>
<tr>
<td width="104">ABD-3</td>
<td width="170">40</td>
<td width="170">60</td>
<td width="160"><strong>Genel Ortalama</strong>: %25,2</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="font-weight: 400;">Bu sonuç, Hizmet okullarının bir tür “misyonerlik yaptığı” eleştirilerine de cevap niteliğindedir. Farklı inanç ve kültürlere mensup öğretmenler, Hizmet okullarında ders verebilmekte ve bunun sonucu olarak farklı profilde öğrenciler, Hizmet okullarında yetişmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hangi durumlarda Hizmet okullarında çalışan öğretmenlerin istifa ettikleri veya hangi şartlarda idarecilerin belli öğretmenler ile yollarını ayırmak istedikleri sorulduğunda, öne çıkan en önemli konuların maaş ve performans düşüklüğü olduğu belirtilmiştir. Özellikle ABD’deki Charter okullarının bütçelerinin kısıtlı olması üzerinde duran ABD’deki idareciler ve öğretmenler, belli bir süre sonra tecrübeli öğretmenlerin, bazı özel okullarda çalışmayı tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Okul müdürü Yavuz Bey bu durumun, sadece Hizmet okulları ile sınırlı olmadığını, Charter okulları olarak bilinen bütün okulların, özel okullara öğretmen yetiştiren bir kurum hâline geldiğini ifade etmiştir. Benzer bir durum Afrika’da da gözlemlense de genel itibarıyla öğretmen maaşlarının devlet tarafından belirlendiği Avrupa ülkelerinde bu hususa daha az rastlanmakta ve istifalar daha çok şahsî sebeplere dayanmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Öğretmenlerin performanslarının düşmesi, öğrenci veya velilerden gelen şikâyetler üzerine idarecilerin bu öğretmenlerle görüşmeler yaptığı, kendini geliştirmek istemeyen öğretmenlerle bir süre sonra okul idaresinin yollarını ayırdığı gözlemlenmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Burada akla gelebilecek bir husus, bu araştırmanın sonuçlarının, diğer dünya ülkelerinde de geçerli olup olmadığıdır. Hizmet okullarının en önemli karakteristik özelliklerinden biri yerelleşmedir.<a href="applewebdata://F121A9D2-DC76-493E-AEE0-EA9DC622BC9B#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Dünyanın dört bir yanında Hizmet okulları karşımıza çıkar. Bu araştırmada incelenen okulların bulunduğu ülkelerde, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne önem verildiği görülmektedir. Hizmet okullarının böyle bir ortamda, herhangi bir resmî kısıtlama olmadan, çeşitliliğe önem verdiği görülmektedir. Buna mukabil demokrasinin hâkim olmadığı veya belirli politikalar ile özel girişimlerin sınırlandığı ülkeler için bu durum geçerli olmayabilir, ama bu Hizmet gönüllülerinin bir tercihi değil, yerel konjonktürün zorlaması ile ortaya çıkan bir durumdur.</p>
<h3><strong>Netice</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Çeşitlilik sayesinde, farklı perspektifler, tecrübeler ve yeteneklerin bir araya gelmesi sağlanmış olur ve bunun sonucunda insanlar birbirlerinden öğrenir, değişik bakış açıları ve bilgilerden yararlanma imkânı doğar ve daha etkili çözümler üretilebilir. Bu noktada öne çıkan en önemli husus, çeşitliliğin kazanılması gereken bir değer olduğu ve bu kazanım için de adalet, hoşgörü ve liyakatin ön planda olması gerektiğidir. Dolayısıyla çeşitliliği engelleyen ayrımcılık, ön yargı ve ötekileştirme gibi unsurlarla kurumların ve toplumların mücadele etmesi şarttır. Bu çeşitliliği bugüne kadar bünyesinde barındıran Hizmet okullarının, farklı coğrafyalara uyum sağlamada zorlanmadığı ve karşılaştığı problemlerle daha rahat baş edebildiği, yukarıdaki sonuçlara bakılarak söylenebilir. Mevcut çeşitliliği artırmak adına, muteber kurumlarla iş birliğine gidilebilir ve projeler yürütülebilir. Hizmet okullarında çalışan idareci ve öğretmenlerin bu konuya gereken önemi vereceğini öngörmek mümkündür.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://F121A9D2-DC76-493E-AEE0-EA9DC622BC9B#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> M. E. Altın, <em>Internationalization Through Localization: Gülen Inspired Schools</em>, Düsseldorf: Dr. Kovac Verlag, 2020, s. 182–198.</p>
<p><a href="applewebdata://F121A9D2-DC76-493E-AEE0-EA9DC622BC9B#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Çağ ve Nesil (Çağ ve Nesil-1)</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 121.</p>
<p><a href="applewebdata://F121A9D2-DC76-493E-AEE0-EA9DC622BC9B#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Araştırmaya katılan isimler değiştirilmiştir.</p>
<p><a href="applewebdata://F121A9D2-DC76-493E-AEE0-EA9DC622BC9B#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> M. E. Altın, “Hizmet Okulları ve Yerelleşme”,<em> Çağlayan</em>, Mart 2023.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Radikalizme Karşı Hizmet Okulları</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/07/01/radikalizme-karsi-hizmet-okullari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jul 2023 07:54:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260688</guid>

					<description><![CDATA[Bir sabah hızlı bir kahvaltının ardından çocuklarımı okula yetiştirme telaşı ile evden çıkmıştım. Alıştığım üzere, 7.30 haberlerini dinlerken sarsıcı bir haber işittim. Ülkenin birinde, fanatik bir katil, bir havrayı basıp ibadet etmekte olan yedi kişiyi öldürmüştü. İlkokula giden çocuklarım bu haberden korkmasın diye hemen radyoyu kapatıp o gün hangi dersleri olduğunu sorsam da olayın şokunu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Bir sabah hızlı bir kahvaltının ardından çocuklarımı okula yetiştirme telaşı ile evden çıkmıştım. Alıştığım üzere, 7.30 haberlerini dinlerken sarsıcı bir haber işittim. Ülkenin birinde, fanatik bir katil, bir havrayı basıp ibadet etmekte olan yedi kişiyi öldürmüştü. İlkokula giden çocuklarım bu haberden korkmasın diye hemen radyoyu kapatıp o gün hangi dersleri olduğunu sorsam da olayın şokunu atlatamadım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Daha birkaç yıl önce, başka bir ülkede camiler basılmış ve onlarca masum insan katledilmişti. Bir insan bir ibadethaneyi neden basar? Kendini ibadet etmeye adamış insanları niçin öldürür? Ne bekler böyle bir eylemden? Sorular zihnimi kemiriyordu.</p>
<h1>Radikalizmin Mantığı!</h1>
<p style="font-weight: 400;">Terör eylemlerini incelediğimizde, aslında yapılan faaliyetlerin akla, mantığa ve vicdana ne kadar zıt olduğunu görürüz. Vicdanı tefessüh etmemiş bir insanın, itikadı sağlam bir kişinin, bir mabette ibadet eden masum insanları öldürmesi mümkün değildir. Böyle bir eylem kesinlikle kabul edilemez. Hakiki bir Müslümanın, Allah’a ve âhirete inanan bir kişinin terörist olması imkânsızdır. Bu tür zulümleri irtikap eden bedbahtlar, hangi aldatıcı saikle hareket ederse etsin, insanlığa karşı büyük bir suç işlemekte, insanlıktan çıkmaktadırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Müslümanlığın yoğun olarak yaşadığı coğrafyalar incelendiğinde, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bir asır önce dikkat çektiği cehalet, fakirlik ve tefrika hastalıklarının hâlâ hüküm sürdüğü görülür. Bu ülkelerdeki insanlar, bir türlü kendilerine gelememekte, ihtilaflar ve çatışmalar sebebiyle derlenip toparlanamamaktadır. Özellikle bilim ve teknolojinin ulaştığı noktalar karşısında azmini ve ümidini yitirmiş, geleceğe korku ile bakan toplumların, manen felçli bir hâle geldiğini görmek mümkündür. Düştükleri bu durumdan kurtulmak için iradelerinin hakkını vermeyen bu talihsizler, bütün dünyadan nefret etmektedirler. Bu ülkelerin çoğunda, onların bu hissiyatını bilen ve suistimal eden, eğitime, diyaloğa, insan haklarına, barış ve huzura karşı olan gruplar, farklı ülkelerde yaşayan insanları radikalizm felaketine sürüklemekte ve terör eylemleriyle insaniyeti dehşete düşürmektedirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Buna mukabil, hukuk sistemi sağlam, demokrasisi güçlü ve ekonomik açıdan belli bir seviyenin üzerindeki ülkelerde, farklı bir ayrışmanın olduğu söylenebilir. Bu ülkelerdeki bazı vatandaşların, kendi ülkelerine çalışmaya gelen veya iltica eden yabancılara karşı olumsuz bir tavır aldığı gözlemlenmektedir. Bu ülkelerde yaşayan yabancıların, dili ve kültürü tam bilmemeleri, bazılarının suça eğilimli olmaları, entegrasyon problemi yaşamaları gibi pek çok mesele, bu anlayışı körüklemektedir. Hatta popülist siyasetçilerin tesirinde kalanlar, bu yabancıların ileride bulundukları ülkelerde bir şekilde çoğunluğu ele geçirip kendilerini işlerinden edeceklerine ve mevcut düzeni değiştireceklerine inanmaktadırlar. Bu zihniyetteki insanların çoğunluğu, yabancı düşmanlığı beslerken hukukun dışına çıkmaktan çekinirken, az sayıda bir kısmı ise radikalleşip âdeta cinnet geçirerek masum insanları katletmektedirler. Görüldüğü üzere globalleşmenin ve teknolojinin getirdiği onca gelişmeye rağmen, sözü edilen sebeplerden dolayı radikalizm yükseliş göstermekte ve hem Batı hem de Doğu’da ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<h1>Hizmet Okulları</h1>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ve Hizmet Hareketi mensuplarının bu konuya çözüm odaklı yaklaşımı hem Hocaefendi’nin eserlerinde hem de diğer araştırmacıların çalışmalarında gözler önüne serilmiştir. Mesela Greg Barton, Huntington’a en önemli ve kalıcı cevabın akademik akranlarından değil, Hocaefendi tarafından verildiğini, zira medeniyetler çatışması tezini haksız çıkaracak en büyük potansiyele sahip kişilerin, Hizmet Hareketi gibi hareketlere mensup olduğunu belirtmiştir.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Hocaefendi’nin 1998’de Katolik dünyasının lideri Papa II. John Paul ile yaklaşık 30 dakika süren bir görüşme yapması gibi inançlar arası diyalog faaliyetleri burada örnek olarak gösterilebilir. Dünyanın dört bir tarafında eğitim vermekte olan Hizmet okullarına değinmek ise ayrı bir öneme sahiptir, zira bu okullar, radikalizmin gelişmesine engel olmakta ve bulundukları toplumlara bu bağlamda ümit vermektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bilindiği gibi, önce Kafkasya, sonra Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri ve akabinde pek çok Müslüman ülkede Hizmet okulları açılmıştır. Bu okullarda vazife yapan idareci, öğretmen ve rehberlerin, bu coğrafyalarda temel değerlerimizin doğru anlaşılması adına yaptıkları eğitim faaliyetleri son derece önemlidir. Modern eğitim metotları ile ilerleyen dünyayı; bilim, sanat ve ekonomi gibi alanlarda yakalama vizyonu ve gayreti, en başta bu coğrafyalarda görülen ümitsizlik hastalığına şifa olmuştur. Böyle bir ümitsizliğe hiç yer vermeyen, azami bir gayretle sözü edilen farkın kapanabileceğine inanan bir kadro, bulundukları ülkelerdeki insanlara ümit olmuşlardır. Bu durumun farkında olan bu ülkelerin yöneticileri de Hizmet okullarına sahip çıkmış ve faaliyetlerine destek olmuşlardır. Bugüne kadar o okullarda yetişmiş olan talebeler ve Hizmet’i tanıyıp seven yerel halk, zor şartlara rağmen Hizmet faaliyetlerine devam etmektedir ve yakın zamanda, özellikle Türkiye’deki makûs havanın dağılması ile beraber, bazı ülkelerde yarım kalan çalışmalara bırakıldığı yerden devam edilecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının İslam coğrafyası dışında da açılması ve bulundukları ülkelere radikalizme karşı pek çok farklı yönden katkıda bulunması da söz konusudur. Bu katkıların başında, Hizmet okullarının göçmen çocukların eğitimi hususunda elde ettiği başarı gelir.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Avrupa’daki Türk ve Müslüman azınlığın veya ABD’deki Afrika veya Güney Amerika kökenli vatandaşların eğitimi noktasında, diğer okulların gösteremediği başarıyı, Hizmet okullarının gösterdiği söylenilebilir. Mesela 2020 yılında yayımlanan bir araştırmanın katılımcılarından Yavuz Bey, Amerika’da çalıştığı okulun ilk defa Latin Amerika kökenli ve düşük gelir seviyesi olan bir aileden gelen bir öğrencilerini, Harvard Üniversitesine burslu gönderdiklerini ve bu başarılarının yerel medya tarafından haber olarak sunulduğunu belirtmiştir.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Aynı şekilde Hizmet okullarının Avrupa’daki göçmen Müslüman öğrencilerin eğitiminde başarılı olduğunu gösteren çalışmalar da vardır.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının sadece göçmen çocuklarına hizmet ettiğini söylemek yanlış olur. Ahlakî değerlerin ön planda tutulması, farklılıklara bakılmadan her kesimden insana eğitim verilmesi ve sosyal uyuma ciddi katkıda bulunan diyalog faaliyetlerinin yapılması, bulundukları coğrafyalarda takdirle karşılanmaktadır. Güncel bir örnek olarak, Hizmet okullarının, Batı’da son sekiz yıldır savaş ve zulümlerden kaçan mültecilerin dil öğrenmesi ve bulundukları çevreye uyum sağlaması gibi sosyal projelerde sorumluluk alması ve katkı sağlaması gösterilebilir. Bilhassa dil eğitimi ve entegrasyonun, radikalizmi önlemedeki önemli rolü unutulmamalıdır.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<h1>Netice</h1>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının topluma katkıları yerel olarak farklılık arz etmektedir ve bazı çalışmalara konu olmuştur.<a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Burada asıl vurgulamak istediğimiz nokta, bu gibi faaliyetleri ile Hizmet okullarının, toplumdaki kutuplaşmalara karşı olması, bulundukları yerlerde barış adacıkları oluşturması ve insanları radikalizme iten kanalları hem Batı’da hem de Doğu’da kapatmak için faaliyet göstermesidir. Bugün dahi meyvelerini gördüğümüz bu gayretlerin, ileride pek çok güzelliklere vesile olacağını da öngörmek zor olmasa gerektir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> G. Barton, “Progressive Islamic Thought, Civil Society and the Gülen Movement in the National Context: Parallels with Indonesia”<em>, </em>8.11.2005, citeseerx.ist.psu.edu/viewdoc/download?doi=10.1.1.573.3544&amp;rep=rep1&amp;type=pdf</p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> U. Boos-Nünning, “Die Bildungsarbeit von Migrantenorganisationen – dargestellt unter besonderer Berücksichtigung der Aktivitäten der Gülen-Bewegung”, U. Boos-Nünning, C. Bultmann, B. Ucar (ed.), <em>Die Gülen-Bewegung Zwischen Predigt und Praxis, </em>Münster: Aschendorff Verlag, 2011, s. 191–215.</p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> M. E. Altın, <em>Internationalization Through Localization: Gülen Inspired Schools</em>, Düsseldorf: Dr. Kovac Verlag, 2020, s. 274–281.</p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> İbrahim Kaya, “Hizmet educational philosophy in the example of a Hizmet-inspired school; Hayskolen:</p>
<p>Could Hizmet educational philosophy be an alternative solution to criminality and radicalism among immigrant-origin youths?”, Yüksek Lisans Tezi, Uppsala Universitet, Teologiska Institutionen, 2016, urn.kb.se/resolve?urn=urn:nbn:se:uu:diva-298171</p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Bakınız: B. Park, “The Fethullah Gulen Movement as a Transnational Phenomenon”, <em>Muslim World in Transition: Contributions of the Gulen Movement, </em>London: Leeds Metropolitan University Press, 2007, s. 46–59.</p>
<p><a href="applewebdata://16447379-FF2A-4810-B4CA-AA1EA1B5C728#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> M. E. Altın, “Hizmet Okulları ve Yerelleşme”<em>, Çağlayan</em>, Mayıs 2023.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet Okullarının Dünyaya Katkıları</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/06/01/hizmet-okullarinin-dunyaya-katkilari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jun 2023 07:20:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260571</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de ve dünyada yaklaşık 50 yıldır eğitim veren Hizmet okullarının kapatılması için son yedi yıldır insafsız bir siyasî propaganda yapılmaktadır. Türkiye’deki rejim, bu eğitim faaliyetlerini engellemek için yurt içindeki ve yurt dışındaki bütün imkânlarını seferber etmiştir. Buna mukabil, demokrasi ve hukukun hâkim olduğu ülkeler, bu çağrılara prim vermemiş ve okulların eğitim faaliyetlerine devam etmesine müsaade [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Türkiye’de ve dünyada yaklaşık 50 yıldır eğitim veren Hizmet okullarının kapatılması için son yedi yıldır insafsız bir siyasî propaganda yapılmaktadır. Türkiye’deki rejim, bu eğitim faaliyetlerini engellemek için yurt içindeki ve yurt dışındaki bütün imkânlarını seferber etmiştir. Buna mukabil, demokrasi ve hukukun hâkim olduğu ülkeler, bu çağrılara prim vermemiş ve okulların eğitim faaliyetlerine devam etmesine müsaade etmişlerdir. Bu tutumlarının arkasında yatan temel sebepler, rejimin iddialarının temelsiz olması ve Hizmet okullarının bulundukları ülkelerde, o ülkenin hukukuna uygun faaliyet göstermesidir. Bu ülkeler, eğitim bakanlıklarının bu okulları denetlemeleri ve aynı zamanda istihbarat servislerinin raporları doğrultusunda, Hizmet okullarını yeni nesillerin eğitiminde başarılı ve kendi ülkeleri adına faydalı bulmuş olacaklardır ki bu kurumların eğitim faaliyetlerine devam etmelerine müsaade etmektedirler. Bu minvalde Hizmet okulları üzerine Avrupa, Afrika ve Amerika’da yürütülen bir doktora çalışması,<a href="applewebdata://C79DB6C0-8EC2-4C57-9E6D-71E4EAABD2FA#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> bu okulların bulundukları ülkelere ve dünyaya katkılarını 2020 yılında gözler önüne sermiştir.</p>
<h1>Eğitim Kalitesinin Yükseltilmesi</h1>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının dünyaya en öncelikli katkısı, bulundukları ülkelerdeki eğitim kalitesini yükseltmesidir. Uluslararası Bilim Olimpiyatları’nın Türkiye’de pek bilinmediği bir dönemde, Hizmet okulları öğrencileri derece elde ederek bu uluslararası yarışmanın Türkiye’de duyulmasını sağlamıştır. Fethullah Gülen Hocaefendi, bu başarıların yeterli olmadığına, eğitim kalitesinin bütün öğrencilere yayılmasının gerektiğine dikkat çekmiştir: “<em>Siz bir okulda, hususî bazı kabiliyetleri seçip gece gündüz çalıştırırsınız ve onlar da bu çalışmanın sonunda dünyanın değişik yerlerinde tertip edilen olimpiyatlarda başarılar elde edip plaket alabilirler. Fakat bu durum umumî mânâda ülkenizin eğitim ve kültür seviyesinin yüksek olduğunu göstermez. Ancak başarı tamim edilip yaygınlaştırılabilirse işte o zaman ülkenizin eğitim kalitesinin seviyeli ve yüksek olduğunu söyleyebilirsiniz</em>.”<a href="applewebdata://C79DB6C0-8EC2-4C57-9E6D-71E4EAABD2FA#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet gönüllüleri, rehberlik çalışmaları ve ders dışı eğitim programları<a href="applewebdata://C79DB6C0-8EC2-4C57-9E6D-71E4EAABD2FA#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> ile çok kısa bir sürede, Türkiye’de üniversiteye öğrenci yerleştirme sıralamasında büyük başarılar elde etmiş ve bu okullar, uzun süreden beri eğitim vermekte olan liseler ile yarışır hâle gelmiştir. Hizmet okullarının Türkiye içinde ve dışında kısa sürede yaygınlaşmasının bir sebebinin, verilen kaliteli eğitim olduğu söylenilebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yurt dışında açılan Hizmet okullarının başarıları konusunda bugüne kadar maalesef çok fazla çalışma yapılmamıştır. Farklı coğrafyalarda ve eğitim sistemlerinde Hizmet okullarının öğrenci çekebilmesi ve özellikle son yedi yılda maruz kaldıkları hukuksuzluklar ve aleyhte propagandaya rağmen eğitimlerine devam etmeleri, bu okulların yurt dışında da kaliteli bir eğitim sunduklarının ve bulundukları ülke insanları tarafından sevildiklerinin bir göstergesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okulları, özel okul olarak kurulmuş ve pek çok özel okul gibi finansal yapısını öğrencilerden alınan okul ücretleri üzerine bina etmiştir. Türkiye dışındaki ülkelerde öğrencileri çekme konusunda bir rekabet söz konusudur. Hizmet okullarıyla rekabet eden diğer okulların da benzer uygulamaları kendi okullarında tatbik ettiği ve bu şekilde Hizmet okullarının bulundukları ülkelerdeki diğer okulların eğitim seviyesine dolaylı olarak katkıda bulundukları söylenebilir.</p>
<h1>Hizmet Okullarının İslam Coğrafyasındaki Katkısı</h1>
<p style="font-weight: 400;">Dünyaya açılma serüvenine ilk olarak Kafkas ülkeleri ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile başlayan, sonrasında Balkanlar ve Afrika’daki pek çok ülkede okul açan Hizmet gönüllüleri, bu coğrafyalarda ayrı bir memnuniyetle karşılanmışlardır. Savaş sırasında Bosna Hersek’e gidilmesi ise başlı başına bir destandır. Bu kucaklamanın arkasında, Hizmet gönüllülerinin niyetleri ve eğitim projeleri yatmaktadır. Yıllarca kendine gelememiş ve günümüz dünyasından kopmuş bu ülkelere, Hizmet okulları bir heyecan ve dinamizm getirmiştir. Modern eğitim metotlarıyla dünyayı bilim, sanat ve ekonomi gibi alanlarda yakalama vizyonları ve gayretleri, en başta bu coğrafyalardaki ümitsizlik hastalığına şifa olmuştur. Batı’nın bilim ve teknolojide ulaştığı noktalar karşısında şaşkınlığa düşmüş Müslüman halkın yaşadığı bu ülkelerde açılan Hizmet okulları, sözü edilen farkın kapanabileceğine inanan bir kadro ile örnek olmuş ve bu ülkelerdeki Müslümanlara ümit aşılamıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bahsi geçen ülkelerdeki radikalizm, halkı bir felakete sürükleme potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla Hizmet okullarının bu coğrafyalarda yaptıkları eğitim faaliyetleri son derece önemlidir. Bu durumun farkında olan idareciler de Hizmet okullarına sahip çıkmış ve faaliyetlerinde destek olmuşlardır. Türkiye’de sergilenen darbe tiyatrosunun akabinde, tehdit, şantaj ve rüşvetlerle bu coğrafyalardaki bazı Hizmet okullarının faaliyetleri engellenmiştir. Ancak okullarda yetişmiş olan talebeler ve Hizmet’i tanıyıp seven halkın desteğiyle, farklı çalışmalar devam etmektedir ve yakın zamanda, yarım kalan eğitim faaliyetlerinin de bırakıldığı yerden devam edeceği görülmektedir.</p>
<h1>Hizmet Okullarının Diğer Ülkelerdeki Katkısı</h1>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının Batı toplumlarındaki azınlıkların eğitimi hususunda yaptığı katkı dikkat çekicidir.<a href="applewebdata://C79DB6C0-8EC2-4C57-9E6D-71E4EAABD2FA#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Saha çalışmasının katılımcılarından Yavuz Bey, Amerika’da çalıştığı okulda, ilk defa Latin Amerika kökenli olan ve düşük gelirli bir aileden gelen bir öğrenciyi Harvard Üniversitesine burslu olarak gönderdiklerini ve bu başarılarının yerel medya tarafından haber olarak sunulduğunu belirtmiştir. Araştırmaya Belçika’dan katılan Ahmet Bey ise, Belçika Eğitim Bakanlığının düzenli olarak bir araştırma yaptığını ve her sene üniversitelerde birinci sınıfı ders bırakmadan geçen öğrencilerin profillerini incelendiğini belirtmiştir. Ahmet Bey, 2017 senesinde yapılan araştırmanın ilgi çekici bir detayını şu şekilde vurgulamıştır: “<em>Bu araştırma verilerine göre, Müslüman toplum en alt sıralarda yer alıyordu ve başarı oranı Müslümanlarda %7 civarındaydı. Türk ve Faslı öğrencilerde ise bu oran %4’tü. 2017 yılında Eğitim Bakanlığı, okulumuzdan mezun olan öğrencilerin rakamlarını bize gönderdi. Bu oran şu anda %36’dır. Bu öğrencilerimizin büyük bir kısmı, ülkedeki Müslüman azınlığa mensup öğrencilerdir. %32 olan ülke ortalamasının üzerindeyiz.”</em></p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının sadece azınlıklara hizmet ettiğini söylemek yanlış olur. Pek çok faaliyetle sosyal sorumluluk projeleri yürüten bu okullarda etik değerlerin ön planda tutulması, çeşitliliklere ve farklılıklara hoşgörüyle bakılması, bulundukları coğrafyalarda takdirle karşılanmaktadır. Özellikle mültecilerin dil öğrenmesi ve bulundukları çevreye uyum sağlamasıyla ilgili projelerde sorumluluk alan Hizmet okulları farklı alanlarda bulundukları topluma katkı sağlamaktadır.</p>
<h1>Netice</h1>
<p style="font-weight: 400;">Bu yazıda, yaklaşık 50 yıl önce doğmuş ve 2000 yılından itibaren bütün dünyaya açılmış Hizmet okullarının yaptıkları katkıların sadece bir kısmını ele aldığımızı söyleyebiliriz. Çok farklı yönleri olan ve derinlemesine incelenmesi gereken bu konuda, özetlemeye çalıştığımız bu katkıları göz önünde bulundurduğumuzda, Hizmet okullarının ne kadar önemli bir girişim olduğunu görmekteyiz. Bu yüzden özellikle Türkiye’de yaşanan badireler aşıldığında, eskiden olduğu gibi, dünyanın dört bir tarafında bu faaliyetlerin artarak devam edeceğini söylemek hiç de yanlış olmayacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://C79DB6C0-8EC2-4C57-9E6D-71E4EAABD2FA#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Mehmet E. Altın, <em>Internationalization Through Localization: Gülen Inspired Schools</em>, Düsseldorf: Dr. Kovac Verlag, 2020, s. 274–281.</p>
<p><a href="applewebdata://C79DB6C0-8EC2-4C57-9E6D-71E4EAABD2FA#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Yaşatma İdeali (Kırık Testi-11),</em> İstanbul: Nil Yayınları, 2012, s. 256, s. 153.</p>
<p><a href="applewebdata://C79DB6C0-8EC2-4C57-9E6D-71E4EAABD2FA#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Mehmet E. Altın, “Ders Dışı Eğitim Faaliyetleri ve Hizmet Okulları”,<em> Çağlayan</em>, Ağustos 2022.</p>
<p><a href="applewebdata://C79DB6C0-8EC2-4C57-9E6D-71E4EAABD2FA#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Ursula Boos-Nünning, “Die Bildungsarbeit von Migrantenorganisationen – dargestellt unter besonderer Berücksichtigung der Aktivitäten der Gülen-Bewegung”, U. Boos-Nünning, C. Bultmann, &amp; B. Ucar (Eds.), <em>Die Gülen-Bewegung Zwischen Predigt und Praxis</em>, Münster: Aschendorff Verlag, 2011, s. 191–215.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet Okulları ve Kriz Yönetimi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/05/01/hizmet-okullari-ve-kriz-yonetimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 May 2023 21:07:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=259936</guid>

					<description><![CDATA[İnsanın olduğu her yer ve zamanda mukadder olan hususlardan bir tanesi de krizlerdir. İnsan hayatını, kurumları ve hatta devletleri bile sarsabilecek bu tür zamanlar, beraberinde fırsatlar ve çıkarılması gereken dersler de getirir. Beklenmedik bu gelişmeler, zamanında müdahaleyi ve sıra dışı bir özveri, gayret ve düşünme şeklini gerektirir. Türkiye’de ve dünyada yaklaşık 50 yıldır eğitim veren [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">İnsanın olduğu her yer ve zamanda mukadder olan hususlardan bir tanesi de krizlerdir. İnsan hayatını, kurumları ve hatta devletleri bile sarsabilecek bu tür zamanlar, beraberinde fırsatlar ve çıkarılması gereken dersler de getirir. Beklenmedik bu gelişmeler, zamanında müdahaleyi ve sıra dışı bir özveri, gayret ve düşünme şeklini gerektirir. Türkiye’de ve dünyada yaklaşık 50 yıldır eğitim veren Hizmet okulları bağlamında konuya bakıldığında, yaşanılan en büyük krizin, 2016 yılında ülkemizde sergilenen darbe tiyatrosu ve akabindeki politik baskı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu krizin etkisini araştıran ve Avrupa, Afrika ve ABD’de yürütülen bir doktora çalışması,<a href="applewebdata://9DE2222C-F770-4228-94AF-419DFB200D8C#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Hizmet okullarındaki kriz yönetimini ve sözde darbe girişiminin bu okullar üzerindeki etkilerini 2020 yılında gözler önüne sermiştir.</p>
<h1>15 Temmuz Sonrası Hizmet Okulları</h1>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye’deki rejim, 15 Temmuz hâdisesi sonrası, yoğun bir propaganda çalışmasına girmiş ve dünyanın dört bir tarafında Hizmet karşıtı girişimlerde bulunmuştur. Rüşvet verme ve tehdit gibi gayrimeşru bazı girişimlerle birtakım ülkelerde Hizmet okullarının kapanmasına veya el değiştirmesine sebep olsalar da demokrasi ve hukukun üstünlüğünün yerleştiği hiçbir ülkede, yaptıkları propaganda fayda etmemiştir. Zira bu ülkelerin yetkilileri, söz konusu ithamları incelediğinde, içi boş ve tutarsız söylemler olduğunu gözlemlemiş ve bu iddialara itibar etmemişlerdir. Özellikle Afrika ve Amerika’da incelenen okulların veli ve öğrencilerinin yerel halktan oluşması, Türkiye’ye uzak olmaları ve ekonomik ilişkiler gibi bazı konularda Türkiye ile fazla bağlarının bulunmaması hasebiyle, Türkiye’deki rejimin propagandasının bu coğrafyalarda hiçbir etkisinin olmadığı da gözlemlenmiştir. Buna mukabil Avrupa’daki yoğun Türk azınlık, yakın coğrafya ve sıkı ilişkilerden ötürü farklı bir durum ile karşı karşıya kalınmıştır. Avrupa’daki devletlerin de bu propagandaya itibar etmemesine rağmen, şer odaklarının konsoloslukları kullanarak düzenlediği propaganda, yıllarca bu okullara çocuklarını gönderen Türk azınlığı etkilemiş ve Avrupa’daki Hizmet okulları, Belçika gibi birkaç istisna ülke dışında, geçici de olsa ekonomik bir krizle karşı karşıya kalmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>(Avrupa’daki) Türk konsoloslukları konunun üzerine çok gitti. Okul velilerini arayıp ‘Neden çocuğunuz Hizmet okulunda? Onu oradan almalısınız, yoksa sonuçlarına katlanırsınız. Ya çocuğunuzu o okuldan alırsınız ya da bir dahaki gelişinizde Türkiye’ye girerken büyük sıkıntı yaşarsınız.’ şeklinde tehditlerde bulundu. Türk veliler de çocuklarını bu okullardan almak zorunda kaldılar</em>.” (Uzman).</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet gönüllülerinin eğitim faaliyetlerine maddî destek sağlayan esnaf ve halkın da aynı şekilde tehdit edildiği ve bu sebepten ötürü Avrupa’daki Hizmet kurumlarının bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldığı görülmüştür. Özellikle Hizmet okullarının, doğru bir kriz yönetimiyle, bu badireleri atlattıkları araştırma sonucunda gözlemlenmiştir.</p>
<h1>Hizmet Okullarında Kriz Yönetimi</h1>
<p style="font-weight: 400;">Kriz yönetimi, bugün farklı alanlarda üzerine çalışılan, belirli safhaları bulunan özel bir konudur. Krizleri, “müdahale edilebilen” ve “müdahale edilemeyen” krizler şeklinde ikiye ayırmak mümkündür. Sözde darbe sonrası Hizmet okullarına Türkiye’de el konulması, müdahale edilemeyen bir krizdir, zira o anki konjonktür, müdahaleye fırsat tanımamıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Müdahale edilebilen krizlerde; kriz safhalarının bilinmesi, sağduyulu bir yaklaşım ve bazı önlemlerle problemlerin çözülmesi mümkündür. Aşağıdaki diyagramda da görüldüğü üzere, bu safhalar üçe ayrılır: şok, toparlanma ve büyüme.</p>
<ol>
<li>Şok Safhası</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">En zor safha şok safhasıdır. Bu dönemde morallerin yüksek tutulması, mârûz kalınan etkinin derecesinin iyi ölçülmesi, acele edilmemesi ve hissî kararlar verilmemesi gerekir. Bu dönemler aslında kabiliyetlerin gelişmesine vesile olan zaman dilimleridir, zira sakin bir denizde ve fırtınada gemi kullanmak arasındaki fark burada yatar. İki okul müdürü bu şok dönemini şöyle tasvir etmiştir:</p>
<p style="font-weight: 400;">“Çok sıkıntılı bir dönemdi. 15 Temmuz’dan hemen sonra, 100’ün üzerinde öğrencimiz bir anda okuldan ayrıldı. Hâliyle sarsıldık, çünkü büyük bir zorluktu bizim için. Öncesinde rekor sayıda kayıt yapmıştık, tam 568 öğrenci kaydolmuştu ve tatil öncesi bu bizi çok rahatlatmıştı.” (1. Okul Müdürü)</p>
<p style="font-weight: 400;">“Öğrencilerimizin %25’ini kaybettik. Birkaç ay içinde öğrenci sayısı 440’a düştü. Bu bizim için büyük bir şoktu.” (2. Okul Müdürü).</p>
<p style="font-weight: 400;">Avrupa’daki Hizmet okullarının yarı özel bir yapıya sahip olması ve bulundukları devletlerin öğrenci başına bu okullara maddî destek sağladığı düşünülecek olursa %25’lik bir kaybın ne kadar büyük olduğu anlaşılacaktır. Bu tür dönemlerde şokun büyüklüğünün doğru bir şekilde ölçülmesi, atılacak ilk adımdır. Ayrıca ümitsizliğe kapılmamak, acele karar vermemek ve istişare mekanizmasını devreye sokarak farklı kurtuluş senaryolarını incelemek gereklidir. En sağlıklı alternatif belirlenip bir sonraki safhada uygulamaya konur.</p>
<ol start="2">
<li>Toparlanma Safhası</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Toparlanma safhası, aslında krizin bittiği noktadır. Yaşanılan şok atlatılmış, çıkarılması gereken dersler çıkarılmış ve geleceğe yönelik belli başlı planlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Buna rağmen birinci safhada uygulanan kemer sıkma politikası bu zamanda da devam eder ve alınan kararlar bu safhada da titizlikle uygulanır. Toparlanma dönemi, doğan günün habercisi olması ile güzel, ama hedeflenen hususların altında olması ile kritik bir dönemdir. Bu dönemde insanların yaşadığı hayal kırıklığının bir an önce giderilmesinin sağlanması gerekir. Moral verme, ümitleri pekiştirme ve uhuvveti kuvvetli tutma, en önemli hususların başında gelir.</p>
<p style="font-weight: 400;">2018’de yapılan saha çalışması, Avrupa’daki Hizmet okullarının toparlanma safhasına denk gelmiştir. Okulların idarecileri, mevcut personeli işten çıkarmak yerine çalışma saatini azaltarak ve belli sınıfları birleştirerek giderleri düşürmüştür. Böyle bir strateji hem personelin yönetime güvenini artırmıştır hem de çalışanlar arasında uhuvvetin pekişmesine vesile olmuştur. Hizmet okulları, bazı giderlerde tasarruf yapmış, büyüme stratejilerini ertelemiş ve bu sıkıntılı dönemi atlatmasını bilmişlerdir.</p>
<ol start="3">
<li>Tekrar Büyüme Safhası</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Bu iki safhanın ardından tekrar büyüme safhası gelir ki bu dönemde olağanüstü kararlar yerini normale bırakır. Bu dönemdeki en önemli husus, kriz döneminde yaşanılan olaylardan ders çıkarılmasıdır. İdarecilerin karar alma aşamalarında tecrübelerinden yararlanmak, aynı hataların tekrarlanmaması adına önem arz eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bugün itibarıyla Avrupa’daki Hizmet okulları büyüme safhasına gelmiş ve krizi tamamen atlatmıştır. Bu noktada iki husus dikkat çekmektedir: mülteci açılımı ve yerelleşme. Özellikle batı Avrupa için, Suriye’den ve Türkiye’den gelen mülteci dalgası ve bu mültecilerin çocukları önemli bir sorun olmuştur. Bu meselelerin üzerine yoğunlaşan Hizmet okulları, özellikle organize ettikleri dil kurslarıyla bu gençlerin bulundukları ülkeye entegre olmalarına katkıda bulunmuş ve eğitimlerine devam eden bu gençler için güvenilir bir liman olmuşlardır.</p>
<h1>Netice</h1>
<p style="font-weight: 400;">Demokrasi ve hukukun kökleştiği ülkelerde, Hizmet okullarına karşı yürütülen siyasi propagandalar makes bulmamış ise de Türk azınlığın önemli bir yekûn teşkil ettiği Avrupa ülkelerindeki Hizmet okulları, ekonomik bir kriz ile karşı karşıya kalmıştır. Bahsi geçen kriz safhalarını, doğru stratejileri tatbik ederek atlatan okullar açısından en büyük değişiklik, yerelleşmenin öne çıkması ve okulların uluslararası bir kimlik kazanmasıdır. Dünya genelinde bu okulların düzenlediği en büyük organizasyon olan Uluslararası Dil ve Kültür Festivali de buna en güzel bir örnektir. Sözü edilen krizin en büyük neticesi, Hizmet okullarının günümüz itibarıyla kendilerine özgü konseptini ve yapısını koruyarak farklı dil, kültür ve etnik yapının eşit olarak temsil edildiği, global bir eğitim modelini benimsemiş olmasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnot</strong></p>
<p><a href="applewebdata://9DE2222C-F770-4228-94AF-419DFB200D8C#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> M. E. Altın, <em>Internationalization Through Localization: Gülen Inspired Schools</em>, Düsseldorf, Dr. Kovac Verlag, 2020, s. 274–281.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kız Çocuklarının Eğitimi ve Hizmet Okulları</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/04/01/kiz-cocuklarinin-egitimi-ve-hizmet-okullari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Apr 2023 16:05:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=259753</guid>

					<description><![CDATA[Üstad Bediüzzaman, hayatını iman hizmetine adamış, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi de insanlığın problemlerinin çözümü ve insanî değerlerin yeniden ihyası için donanımlı nesillere ihtiyaç olduğuna dikkat çekmiş ve bütün dünyaya yayılan Hizmet okullarına önderlik yapmıştır. Bu eğitim seferberliğindeki en önemli hususlardan biri kız çocuklarının ihmal edilmemesi ve gidilen her coğrafyada, o yerin şartlarına uygun metotlar ile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Üstad Bediüzzaman, hayatını iman hizmetine adamış, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi de insanlığın problemlerinin çözümü ve insanî değerlerin yeniden ihyası için donanımlı nesillere ihtiyaç olduğuna dikkat çekmiş ve bütün dünyaya yayılan Hizmet okullarına önderlik yapmıştır. Bu eğitim seferberliğindeki en önemli hususlardan biri kız çocuklarının ihmal edilmemesi ve gidilen her coğrafyada, o yerin şartlarına uygun metotlar ile kız çocukları için de müesseselerin açılmasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle kültürel saiklerin etkisi ile kız çocukları ve genel olarak kadınların eğitimi dünya çapında yüzyıllar boyunca ihmal edilmiştir. Bu problemi Batı, geçtiğimiz iki asırda fark etmiş ve çeşitli düzenlemelerle büyük ölçüde çözmüş olsa da aynı şeyi Doğu için söylemek hayli zordur. Mesela bütün gayretlere rağmen okuryazarlık oranı, 1927’de Türkiye’de %11’den 1950’de %33’e çıkmış, ancak erkeklerde bu oran %46 iken kadınlarda %19’da kalmıştır.<a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Tabiî ki bu farkın oluşmasında yapılan reformların halkın sadece bir kısmına hitap etmesi ve çoğunluğun çeşitli sebeplerle ihmal edilmesi ve onların değerlerinin göz ardı edilmesinin rolü büyüktür.<a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Buna mukabil Hizmet Hareketi, özellikle Anadolu coğrafyasındaki inanç değerlerini göz önünde bulundurmuş ve özel kız liseleriyle Anadolu insanına bu eğitim seferberliğini ulaştırmıştır. Bu alanda elde edilen başarı o kadar büyüktür ki Berna Turam, kızların eğitimi konusunda Hocaefendi’nin çığır açan bir bakışa sahip olduğunu belirtir.<a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okulları hakkında yapılan ve 2020 yılında sonuçları yayımlanan bir araştırma, kız öğrencilerin eğitiminin üç temel perspektiften ele alındığını ortaya koymuştur.<a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Birinci ve belki de en önemli perspektif, Hizmet okullarının, kız çocuklarının eğitimine, tıpkı erkek çocuklarında olduğu gibi, bir gereklilik olarak bakmasıdır. Bu yüzden Hizmet gönüllüleri, gittikleri her coğrafyada hem erkekler hem de kız çocukları için okullar açmış ve işin kızlara bakan yönünü ihmal etmemişlerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Hocaefendi’nin vaaz ve yazılarına bakılacak olursa bu konuda İslam tarihinden verdiği pek çok örnek bulunabilir. Muazzez validelerimiz Hazreti Hatice’nin (radıyallâhu anha) bir sivil toplum lideri gibi gayretleri ve Hazreti Ayşe’nin (radıyallâhu anha) ilmî derinliği gibi Asr-ı Saadet’ten örneklerin yanı sıra, besteci, yazar ve şair Leyla Hanım (1850–1936) gibi şahsiyetlerden örnekler vermesi, Hocaefendi’nin eserlerinde sıkça rastlanan bir husustur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının kızların eğitimine önem vermesi, Batı’da olduğu gibi, feminizm akımının bir sonucu değildir. Bu konudaki girişim, dinin ruhuna uygun bir şekilde bulunan çözümün doğurduğu bir sonuç veya aksiyondur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu konuda Hizmet okullarını diğer okullardan ayıran ikinci perspektif ise sosyolojik alandadır. Hizmet okulları bulundukları coğrafyanın sosyolojik gerçeklerini göz önünde bulundurarak kızların eğitiminde değişik metotlar izlemişlerdir. Mesela halkın %50’sinden fazlasının Müslüman olduğu Tanzanya’da, özellikle Müslümanlara yönelik özel kız koleji açan Hizmet gönüllüleri, çoğunluğun gayrimüslim olduğu Avrupa’da böyle bir uygulamaya gitmemiş ve Hizmet okullarını kız ve erkek karışık olacak şekilde şekillendirmişlerdir.<a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> Bu farklı uygulamalar, bazı çevreler tarafından eleştirilmiştir.<a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Hâlbuki bu dünyada yer çekimi gibi yaratılış kanunları geçerliyse ve bizler bu kanunlara göre hayatlarımızı şekillendiriyorsak, aynı şekilde sosyolojinin de toplumlar üzerinde geçerli olan belirli kanunlarının olduğunu gören Hocaefendi, ilmin sosyal hayattaki kanunlarına da bağlı kalarak, genelde Hizmet okullarının işleyişini ve özelde kızların eğitimini ele almış, çözümü sosyolojik gerçeklere uygun temellere oturtmuştur. Dolayısıyla nasıl hukuk kanunlarına uymak çıkarcılık değilse, sosyolojinin kanunlarına uymak da çıkarcılık değildir. Bilakis bu şekilde tek tip bir eğitim metodunun uygulanmayışı, özellikle Müslüman coğrafyalarda kızların bu şekilde ayrı kurumlarda özel eğitim görmesi ve yerel değerlerin, özellikle kızların eğitiminde, göz önünde bulundurulması, hemen her coğrafyada yerel halk nezdinde değer bulmuş ve Hizmet okullarına olan ilgiyi artırmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Meselenin çözümünde dikkat edilen üçüncü perspektif ise politik açıdan kızların eğitimine Hizmet Hareketi’nin yaklaşımıdır. Bir eğitim ve diyalog hareketi olarak literatüre geçmiş Hizmet Hareketi, bulunduğu coğrafyaların politik yapısına bağlı kalarak faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu noktada Hocaefendi’nin eğitime verdiği önem ve yaklaşımı bugün herkesin malumudur ve bu hususta Hocaefendi hiçbir politik tartışmanın, eğitim faaliyetlerinin önüne geçmesine izin vermemiş ve her şart altında eğitim hizmetlerinin devam etmesi yönünde tavır belirlemiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Toplumda çalkantıların tavan yaptığı 90’lı yılların sonunda, Türkiye’deki siyasi idare, karma eğitim dışında bir girişime izin vermemiş ve başörtüsü kullanan kızların üniversite eğitimini yasaklamıştır. Özellikle kız çocuklarının eğitimini engelleyecek bu iki düzenleme karşısında Hocaefendi, eğitimin devam etmesi yönünde reyini kullanmıştır. Bu bağlamda Türkiye’deki Hizmet okulları yapısal değişikliğe giderek kız ve erkek öğrencilere birlikte eğitim vermeye başlamıştır.<a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_edn7" name="_ednref7">[7]</a>Bu hususta Hocaefendi geri adım atmamış ve eğitimin devam etmesi şartıyla bütün okulların devlete devredilebileceğini dahi söylemiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Benzer örnekler dünyanın farklı yerlerindeki eğitim hareketlerinde de görülmektedir. Mesela Montessori eğitim sistemi, Mussolini’nin diktatörlüğü altında büyümüştür, ama bunu, bu okulların diktatörlüğü desteklediği şeklinde yorumlamak yanlış olur. Dolayısıyla siyasi konjonktürü nazara alma, eğitimi siyasetten ayırma ve yalnızca eğitim üzerine odaklanma gibi temel hususlar, diğer ülkelerde de vuku bulmuş ve Hizmet okulları bulundukları coğrafyaların politik yapısına uygun bir şekilde eğitimlerine devam etmişlerdir. Bu sayede pek çok kız çocuğu, nitelikli bir eğitim alma fırsatı bulmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet Hareketi; son asırlarda, Müslüman nüfusun yoğun olduğu ülkelerde, kız çocuklarına gerektiği gibi bir eğitim verilmemesi ve genel olarak kadınların toplumda hak ettikleri değeri bulamamasının temelinde, İslam dininin yanlış yorumlanmasının, sosyolojik gerçeklerin göz ardı edilmesinin ve politik meselelerin ve çıkar mülahazalarının konuya müdahil olmasının bulunduğunu görmüştür. Her üç problemi de hedef alan çözümler ve uygulamalar ile konuya yaklaşan Hizmet okulları, bulundukları coğrafyalarda ihtiyaçlara cevap vermiştir. Dünyanın büyük bir bölümünde ve özellikle İslam coğrafyasında kız çocuklarının eğitimi konusu hâlâ önemini korumaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> C. V. Findley, Turkey, Islam, Nationalism and Modernity, London, New Haven: Yale University Press, 2010, s. 283.</p>
<p><a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> A.g.e. s. 304.</p>
<p><a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> B. Turam, <em>Between Islam and the State, The Politics of Engagement</em>, Standford California: Standford University Press, 2007, s. 138.</p>
<p><a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> M. E. Altın, <em>Internationalization through Localization: Gülen Inspired Schools</em>. Düsseldorf: Dr. Kovac Verlag, 2020, s. 106.</p>
<p><a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> A.g.e. s. 222.</p>
<p><a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> F. Volm, <em>Die Gülen-Bewegung im Spiegel von Selbstdarstellung und Fremdrezeption</em>, Baden-Baden: Ergon Verlag, 2018, s. 300.</p>
<p><a href="applewebdata://3F0C94CE-21ED-4869-ACE2-F74D19DC932D#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> D. Ergil, <em>Fethullah Gülen and the Gülen Movement in 100 Questions</em>, New York: Blue Dome Press, 2012, s. 143</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet Okulları ve Yerelleşme</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/03/01/hizmet-okullari-ve-yerellesme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Mar 2023 22:29:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=259391</guid>

					<description><![CDATA[1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Türkiye’de Hizmet Hareketi’nin eğitim kadrosunun yetişmesi vesilesiyle Hizmet okulları önce Orta Asya ülkelerine, daha sonra da dünyanın dört bir tarafına yayıldı. Bu okullar geçtiğimiz yıllardaki bütün engelleme çalışmalarına ve aleyhte propagandalara rağmen pek çok ülkede eğitim faaliyetlerine devam etmektedir. Hizmet okullarının farklı ülkelerde ve farklı eğitim sistemlerinde başarılı olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Türkiye’de Hizmet Hareketi’nin eğitim kadrosunun yetişmesi vesilesiyle Hizmet okulları önce Orta Asya ülkelerine, daha sonra da dünyanın dört bir tarafına yayıldı. Bu okullar geçtiğimiz yıllardaki bütün engelleme çalışmalarına ve aleyhte propagandalara rağmen pek çok ülkede eğitim faaliyetlerine devam etmektedir. Hizmet okullarının farklı ülkelerde ve farklı eğitim sistemlerinde başarılı olarak bugünlere gelebilmesi, son yıllarda bu okullar ile alakalı doktora çalışmalarına konu olmuştur. Hizmet okullarının dünyaya yayılmasını araştıran ve Avrupa, Afrika ve Amerika’da yürütülen bir doktora çalışması, bu konuda yerelleşmenin önemli bir rolü olduğunu göstermiştir.<a href="applewebdata://CEB4D1AD-D9CF-4EA3-8BF8-DEDA7B5B72A0#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<h1>Globalleşme mi, Yerelleşme mi?</h1>
<p style="font-weight: 400;">Soğuk Savaş sonrası, ülkeler arasında farklı alanlarda gelişen ilişkiler sonucu oluşan yeni akıma, ekonomist Theodore Levitt’in “globalleşme” demesi üzerine, bütün dünyada son 30 yıldır süren bir tartışma başlamıştır.<a href="applewebdata://CEB4D1AD-D9CF-4EA3-8BF8-DEDA7B5B72A0#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Net bir globalleşme tarifi ortaya konmasa da bu konuda çok sayıda çalışma yapılmıştır. Özellikle gelişen teknoloji, internet erişiminin yaygınlaşması ve sosyal medya ile dünyanın küçük bir köye dönüşeceği ve ileride herkesin ortak bir kültüre (hatta ortak bir dile) sahip olacağı, bütün bunların globalleşmenin kaçınılmaz bir sonucu olacağı bazı uzmanlar tarafından öne sürülmüştür. İngiliz gazeteci ve yazar David Goodhart ise, bu beklentinin doğru olmadığı tezini savunmuş, globalleşmenin geri teptiği ve toplumların yerel değerlerine geçmişe nazaran daha çok bağlandığını ifade etmiştir.<a href="applewebdata://CEB4D1AD-D9CF-4EA3-8BF8-DEDA7B5B72A0#_edn3" name="_ednref3">[3]</a>Goodhart, İngiliz toplumunun %42’sinin şu anda bulundukları yerle gençliklerinde yaşadıkları yer arasında sadece sekiz km fark olduğuna dikkat çekmektedir. İngiliz toplumunun %60’ı da gençliğinde yaşadığı yerden 30 km uzaklıkta ikamet etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Görüldüğü üzere, İngiliz toplumunun çoğunluğu, memleketinden ayrılmak istemiyor ve onlar nezdinde, bulundukları yerel ortamın öncelikleri, global dünyanın önceliklerinin önüne geçiyor. Diğer ülkelerden de benzer araştırma sonuçları veren Goodhart’a göre, Brexit başta olmak üzere, uluslararası arenada alınan pek çok siyasi karar da bu anlayışın sonucu olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Globalleşme ve yerelleşmenin, aslında aynı paranın iki yüzü gibi olduğunu ve bir toplumda aynı zaman dilimi içinde, her ikisinin de gözlemlenebileceğini söyleyen uzmanlar da bulunmaktadır. Özellikle İngilizce “globalization” (globalleşme) ve “localization” (yerelleşme) kelimelerini birleştirip “glocalization” terimini üreten bu yaklaşımda, iki akımın iç içe olduğuna dikkat çekilmekte ve belli konularda globalleşmenin, belli konularda da yerelleşmenin ön planda olduğu savunulmaktadır. Günümüzde toplumların mârûz kaldığı bu akımların, Hizmet okullarına da bir derece tesir ettiği, 2018 yılında tamamlanan saha çalışmasında gözlemlenmiştir.</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">Globalleşmeden Lokalleşmeye</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Bu konuda daha önce yapılan çalışmalarda yer alan ifadelere<a href="applewebdata://CEB4D1AD-D9CF-4EA3-8BF8-DEDA7B5B72A0#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> ve bahsi geçen saha çalışmasına katılan uzmanların kanaatlerine göre, Hizmet okullarının dünyaya açılma sürecinde, ilk olarak “globalleşme” öne çıkmaktadır. Bu açılımlarda belli bir coğrafyada başarılı olmuş bir modelin, farklı ülkelerde de uygulandığı gözlemlenmiştir. Hizmet gönüllüleri, bu anlayışı uzun yıllar farklı coğrafyalarda icra etmiş ve Türkiye’de başarılı olmuş Hizmet okulları modelini örnek göstererek dünyanın her yerine açılmışlardır. Bu tür bir açılımda Hareketin merkezi, önemli bir rol oynar ve yurt dışında açılan müesseselerde de bu bağlantı belirgin şekilde gözlemlenir. Hizmet gönüllülerinin açtığı okullara uzun süre “Türk okulları” veya “Türk kolejleri” denmesinin temel sebebi de budur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zamanla dünya genelinde gözlenen yerelleşme akımı, Hizmet okullarını da etkilemiş ve özellikle son 10 senede ciddi bir yerelleşme süreci başlamıştır. Hocaefendi sohbetlerinde, dünyanın dört bir tarafında açılan müesseselerin yönetiminin yerel halka bırakılmasının akıllara gelebilecek vesveseleri engelleyeceğini ifade etmiş, böylelikle yapılan hizmetlerin çok farklı boyutlara taşınacağına dikkat çekmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Avrupa’da incelenen bir okulun müdürü, bu yerelleşme girişimlerini şu şekilde vurgulamıştır: “<em>Biz Türk’üz ve açıldığımız 2007 yılında öğrencilerimizin hepsi Türk pasaportu taşımasa da kökeni Türkiye olan öğrencilerdi. Bugün (2018’de) bu oran %35’e düştü ve belli ki önümüzdeki yıllarda daha da düşecek</em>.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Görüldüğü üzere, Hizmet okulları, zamanla bulundukları coğrafyanın şartlarına uyum sağlamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir husus, yerelleşmenin bir içe kapanma veya dünya ile ilişkilerin kesilmesi şeklinde algılanmamasıdır. Zaten iletişim ve ulaşım imkânlarının bu kadar geliştiği bir dönemde böyle bir şeyin olması mümkün değildir. Yapılan araştırmada da Hizmet okullarının uluslararası Bilim Olimpiyatları veya Dil ve Kültür Festivali gibi faaliyetlere katılmaya devam ettiği ve yerelleşmenin, onları bulundukları ülkeyle sınırlandırmadığı görülmüştür. Yerelleşme süreci sonrası, yerel kültüre ait değerlerin, Hizmet okullarında daha çok yer aldığı da tespit edilmiştir.</p>
<ol start="2">
<li style="font-weight: 400;">Sözde Darbe Girişiminin Hizmet Okullarının Yerelleşmesi Üzerinde Etkisi</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">2016 yılında Türkiye’de gerçekleşen sözde darbe girişiminin ardından Hizmet okullarında yerelleşme hız kazanmıştır. Türkiye’deki rejimin dünya genelinde yaptığı propaganda ve lobi çalışmalarına rağmen, Hizmet okulları her fırsatta yerel topluma verdikleri hizmetten bahsetmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Alman sosyolog Kristina Dohrn’un 2014 yılında, Afrika’daki Hizmet okulları üzerine yaptığı çalışmasında, okulların tek kültürlü bir yapıya sahip oldukları ve duvarlarını sadece Türkiye’ye dair resimlerin süslediğini belirtmektedir.<a href="applewebdata://CEB4D1AD-D9CF-4EA3-8BF8-DEDA7B5B72A0#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> Bu gelişme, globalleşme modeli ile dünyaya açılmanın bir sonucudur. Buna mukabil 2018’deki saha çalışmasında, bu durumun değiştiği ve üç kıtada incelenen okullarda, Türkiye vurgusundan ziyade yerel motiflerin ön plana çıktığı gözlemlenmiştir. Dünya genelinde bazı Hizmet okullarının isim değişikliğine gittikleri ve yerel sanatçı veya bilim insanlarının isimlerini aldıkları da tespit edilmiştir. Mesela “Hoşgörü Lisesi”, ismini “Ömer Seyfettin Lisesi” olarak değiştirmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dünya genelinde farklı coğrafyalarda eğitim veren Hizmet okullarının eğitim modelinde aslî bir değişiklik gözlemlenmemekle birlikte, özellikle 2016’dan sonra, yerel kültürlerin daha belirgin bir şekilde öne çıkması dikkat çekicidir. Araştırmada mülakat yapılan yetkililer, artık Hizmet okullarının “Türk okulu” olarak görülemeyeceği şeklinde fikir beyan etmişlerdir.</p>
<h1>Netice</h1>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlar gibi kurumlar da zamanla değişebilir ve gelişebilir. Özellikle büyük kurumlarda kültür değişikliği çok yavaş olsa da dış faktörler bu süreci hızlandırabilir. Şartların çok hızlı değiştiği günümüzde, bu değişikliklere ayak uyduramayan insanlar veya kurumlar, tarihin çarkları arasında ezilip kaybolmaya mahkûmdur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının globalleşmeden ziyade yerelleşmeye ağırlık vermesi, temel düsturlarını ve eğitim anlayışını koruyarak yeni şartlara ayak uydurması ve eğitim faaliyetlerine devam etmesi, son dokuz yıldır yapılan karşı propagandalara rağmen bugün farklı coğrafyalarda nasıl ayakta kaldıklarına dair ipucu vermektedir. Bu bağlamda, eğitim kadrosu ve idarecilerin fedakarlıkları, verilen eğitimin kalitesi ve güvenilirlik gibi pek çok unsuru da göz ardı edemeyiz. Elbette bütün bu vesilelerin, Hizmet okullarının bugünlere gelmesinde önemi büyüktür. Ancak çok hızlı değişen bir dönemde yaşıyoruz. Dolayısıyla temel değerlere bağlı kalarak yeniliklere açık olmak gerekmektedir. Bugün itibarıyla Hizmet okullarının, başarılı yerelleşme girişimleri ile bu yolda emin adımlarla ilerlemeye devam ettikleri görülmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://CEB4D1AD-D9CF-4EA3-8BF8-DEDA7B5B72A0#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> M. E. Altın, <em>Internationalization Through Localization: Gülen Inspired Schools</em>, Düsseldorf: Dr. Kovac Verlag, 2020, s. 274–281.</p>
<p><a href="applewebdata://CEB4D1AD-D9CF-4EA3-8BF8-DEDA7B5B72A0#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> J. Spring, <em>Globalization of Education:</em> <em>An Introduction. </em>New York: Taylor &amp; Francis, 2009, s. 1–29.</p>
<p><a href="applewebdata://CEB4D1AD-D9CF-4EA3-8BF8-DEDA7B5B72A0#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> D. Goodhart, <em>The Road to Somewhere, </em>Great Britain: Penguin Random House UK, 2017.</p>
<p><a href="applewebdata://CEB4D1AD-D9CF-4EA3-8BF8-DEDA7B5B72A0#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> D. Ergil, <em>Fethullah Gülen and the Gülen Movement in 100 Questions, </em>New York: Blue Dome Press, 2012.</p>
<p><a href="applewebdata://CEB4D1AD-D9CF-4EA3-8BF8-DEDA7B5B72A0#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> K. Dohrn, “Translocal Ethics: Hizmet Teachers and the Formation of Gülen-Inspired Schools in Urban Tanzania”, <em>Sociology of Islam</em>, 2014, 1/3–4, s. 233–256.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet Okullarının Karakteristik Yapısı</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/02/01/hizmet-okullarinin-karakteristik-yapisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2023 20:43:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=256757</guid>

					<description><![CDATA[Son dönemde bütün dünyanın gözü Hizmet Hareketi ve pek çok ülkede eğitim veren Hizmet okulları üzerine çevrilmiştir. Dünyaya kültürlerarası diyalog, sevgi ve barışı yayma gayesi ile kurulan bu okullar ile alâkalı yapılan yeni bir çalışmada bu okulları diğer okullardan ayıran ortak karakteristik yönler üzerinde durulmuştur. Avrupa, Amerika ve Afrika’daki Hizmet okullarına dair yapılan araştırmanın sonuçları, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Son dönemde bütün dünyanın gözü Hizmet Hareketi ve pek çok ülkede eğitim veren Hizmet okulları üzerine çevrilmiştir. Dünyaya kültürlerarası diyalog, sevgi ve barışı yayma gayesi ile kurulan bu okullar ile alâkalı yapılan yeni bir çalışmada bu okulları diğer okullardan ayıran ortak karakteristik yönler üzerinde durulmuştur. Avrupa, Amerika ve Afrika’daki Hizmet okullarına dair yapılan araştırmanın sonuçları, 2020 yılında Almanya’da yayımlanmıştır.<a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Bu çalışmaya göre, özellikle son dönemde, Hizmet okullarını diğer okullardan ayıran altı önemli husus öne çıkmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><i><strong>Eğitim Felsefesi</strong></i></p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet Hareketinin en erken dönemlerinde Fethullah Gülen Hocaefendi’nin eğitim ve öğretim faaliyetlerini “kutsî bir vazife” olarak değerlendirmesi, Hizmet okullarının temel felsefesini belirlemiştir. Hocaefendi bu anlayışı, 1979 yılında yayımlanan “Bizim Maarifimiz”<a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> ve “Maarifimizde Muallim”<a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> gibi <em>Sızıntı</em> başyazılarında detaylı bir şekilde anlatmış, şahsî hayatında temsil etmiş ve bir Hizmet geleneğinin oluşmasına vesile olmuştur. Araştırmanın katılımcılarından biri olan rahmetli Mehmet Ali Şengül Bey, bu konuyu şöyle örneklendirmiştir:</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Hizmet Hareketindeki ilk kurumumuz, İzmir’deki yatılı Kur’ân kursumuzdu. İdareci olarak Hocaefendi ile benim odam yan yanaydı. Bir gün odama gelen Hocaefendi bana, ‘Mehmet Ali Bey, evinizde çocuklarınız olsa, gece onların üzerinin açıldığını fark etseniz ne yaparsınız?’ diye sordu. ‘Hocam onlar bize Allah’ın bir emaneti, tabiî ki üstlerini örter, hasta olmamalarına dikkat ederim.’ şeklinde cevap verdim. ‘Bu çocuklar da bize Allah’ın emaneti; anneleri babaları güvenmiş, bize getirmiş ise, Allah’a hesap verme şuuru ile onlara sahip çıkmamız gerekir</em>.’ <em>dedi</em>.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Afrika’daki bir okulun müdürü Adem Bey de “<em>Her zaman insanlara verilecek bir cevabınız olabilir; her konuyu bir şekilde izah edebilirsiniz. Peki yüce Rabbimize ne diyeceğiz</em>?” demektedir. Görüldüğü üzere, Hizmet gönüllülerinin, yaptıkları işin kutsiyetine gönülden inandıkları ve Allah’a (celle celâluhu) hesap verme şuuru içinde, korku ve ümit eksenli bir meslekî anlayışa sahip oldukları söylenebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><i><strong>Ders Dışı Eğitim Faaliyetleri</strong></i></p>
<p style="font-weight: 400;">Bahsi geçen eğitim anlayışının uygulamadaki en dikkat çekici yönünün, öğretmenlerin sergilemiş oldukları fedakârlık ve gayret olduğu görülmektedir. Özellikle farklı kültürlere mensup araştırmacıların da gözlemlediği ve yayınlarında “<em>alturism</em>” (diğerkâmlık) olarak adlandırdığı bu vasıf, pratikte Hizmet okullarının sunduğu ders dışı eğitim faaliyetleri olarak karşımıza çıkmaktadır.<a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Öğrencilere verilen takviye kurslar, özellikle ergenlik dönemindeki talebelere sunulan rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri ve belli alanlarda ileri çıkan öğrencilerin uluslararası bilim olimpiyatlarına hazırlanması bu konuya örnek olarak gösterilebilir. Diğer okulların çoğunun aksine, Hizmet okullarında çalışan personel, ders saatleri dışında da görev almakta ve ders dışı faaliyetlerle öğrencilerinin gelişimine katkıda bulunmaktadır. Belçika’da görev yapan öğretmenlerden Mehmet Bey, şöyle demektedir: “<em>Bizim için okul binası saat sekizde gelip dörtte ayrıldığımız bir iş yerinden çok öte bir şeydir. Biz daima burada nasıl faydalı olabileceğimizin derdindeyiz</em>.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada akla yabancı öğretmenlerin bu fedakârlığı nasıl gösterdiği sorusu gelebilir. İncelenen dokuz okulda, genellikle çoğunlukta olan yabancı öğretmenler ile Hizmet gönüllüsü öğretmenler arasında bir uyumun oluştuğu ve yıllar içinde onların da Hizmet gönüllüsü öğretmenlerden etkilenip belli ölçüde fedakârlık yaptığı tespit edilmiştir. Bu konuyu değerlendiren okul müdürü Ahmet Bey gözlemlerini şöyle aktarmaktadır: “<em>Bizimkiler biraz yerelleşiyor, onlar da biraz bize benziyor ve diğer okullarda olmayan bir kültür ortaya çıkıyor. Böyle bir anlayış, öğrencilerin kalblerinde de mâkes buluyor</em>.”</p>
<p style="font-weight: 400;"><i><strong>İnsanî Değerler ve Karakter Eğitimi</strong></i></p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de Hizmet okullarında çalışan öğretmenlerin ve idarecilerin “başarı” anlayışıdır. Öğrencilerin eğitimine büyük önem veren okul çalışanları, derslerde başarılı olmayı tek ve nihaî hedef olarak görmemekte ve ahlakî problemleri olan öğrencileri, derslerinde iyi olsalar bile başarılı saymamaktadırlar. Bu noktada, çeşitli rehberlik aktiviteleri, veli ziyaretleri ve öğrenci ile yapılan görüşmelerle sıkıntılı konulara çözüm aranmaktadır. Bu konu, önceki çalışmalarda da gözlemlenmiş, mesela Thomas Michel’in de belirttiği gibi, sadece meslekî kariyer maksadıyla fertler yetiştiren günümüz okullarının aksine, Hizmet okullarının, öğretime önem verdiği kadar, terbiyeye de önem verdiği ve bu hususu ihmal etmediği görülmüştür.<a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu noktada akla gelebilecek çözümlerden biri din dersleridir. Hâlbuki incelenen dokuz okuldan sadece üçünde, yerel müfredat gereği din dersi olduğu gözlemlenmiştir. Buna mukabil bütün okullarda “Karakter Eğitimi”, “Etik Eğitimi” veya “Vatandaşlık” gibi ahlakî değerlerin öğretildiği derslerin olması dikkat edicidir. Dolayısıyla Hizmet okulları, her dinden ve her kültürden öğrencilerine temel ahlakî değerleri öğretmektedir. Hizmet okulu eğitimcilerinin bu değerleri temsil etmeleri ve bu hususta taviz vermemeleri de önemli bir husustur. Bir derste zayıf olan bir öğrenciye takviye yapıldığı gibi, kötü alışkanlıklara sahip öğrencilere de destek verilmektedir. Öğrencilerin ortak insanî değerleri benimsemesi, Hizmet okullarının temel hedeflerinden biridir. Muhtemelen bu hususta Hocaefendi’nin üzerinde çok durduğu, iyiliği teşvik etme ve kötülüklerden menetme anlayışının etkisi büyüktür.</p>
<p style="font-weight: 400;"><i><strong>Yerel Katkılar</strong></i></p>
<p style="font-weight: 400;">Yoğun ders müfredatı ve öğrenci sayısının çok fazla olması, zaman zaman okul çalışanlarının çevre ile irtibatını kesmekte ve bir şekilde okullar bulundukları ortamlardan izole olabilmektedirler. Zira bir okuldan öncelikle beklenen, eğitim ve öğretimdir, ancak bu hususları dahi yerine getiremeyen birçok okul bulunmaktadır. Bu tür yaklaşımların aksine, Hizmet okulları bulundukları çevreye katkı sağlamakta ve yerel sorunlara çözümler bulmaya gayret etmektedir. Bu katkıların en başında, bulundukları coğrafyalarda eğitim kalitesini artırmak gelmektedir. Bu okullar yerel ve uluslararası bilim yarışmalarında aldıkları ödüllerle kendilerinden söz ettirmişlerdir.<a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Bu tip başarılar, diğer okulları da gayrete getirmiş ve yeni eğitim girişimlerinin görülmesine vesile olmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okulları, yerel ihtiyaçların giderilmesi konusunda da faaliyetler yapmaktadır. Mesela Afrika’daki okulların fakirlik konusunda çalışmalar yaptığı, öğrenci ve velilerin okul içinde bir yardım kuruluşu kurdukları, yerel okulların eksiklerinin giderildiği ve fakir öğrencilere burs verildiği, sözü edilen araştırmada gözlemlenmiştir. Avrupa’daki Hizmet okullarının ise, çok kültürlü toplum, diyalog, peşin hükümlerle mücadele gibi konularda, toplumun kaynaşması adına sosyal projeler yaptığı tespit edilmiştir. Amerika’daki çalışmalar ise Afrika’daki ve Avrupa’daki çalışmaların bir karışımı gibidir. “Charter” (imtiyazlı) okullar diye tabir edilen eğitim kurumlarının çoğunun düşük gelirli, suç oranının yüksek olduğu fakir bölgelerde olduğu göz ününde bulundurulduğunda, iki tip faaliyetin de ihtiyaç olduğu söylenebilir. Bu noktada en dikkat çekici örnek, Amerika genelinde, geleceğin şehirlerinin nasıl olması gerektiği konusunda düzenlenen bir proje yarışmasında, Hizmet okulları öğrencilerinin sunduğu projenin üçüncü olması ve Başkan Obama tarafından Beyaz Saray’da ödül verilmesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><i><strong>Öğretmenler İçin Geliştirme Programları</strong></i></p>
<p style="font-weight: 400;">Kaliteli öğretmenlerin kaliteli bir nesil yetiştirebileceği malumdur. Bu yüzden hemen hemen bütün ülkelerin eğitim bakanlıkları tarafından okul idarecilerinden istenen, öğretmen kadrolarını geliştirecek programlar yapmaları ve onların kendilerini geliştirmelerine zemin hazırlamaları yönündedir. Ancak bu husus, diğer gündemlerin arasında rahatlıkla göz ardı edilebilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarında bu konu ciddiyetle takip edilmekte ve öğretmenlerden bu tür faaliyetlere katılma hususunda gevşeklik göstermemeleri beklenmektedir. “Zümre” adıyla meşhur olmuş bu programlarda, aynı branşın öğretmenleri, düşünce alışverişinde bulunmakta, ders notları ve sınav hazırlamada iş birliği yapmaktadırlar. Ziyaret edilen okulların çoğunda, bu çalışma, dönem başlamadan birkaç hafta önce ve dönem bittikten birkaç hafta sonra yapılmaktadır. Avrupa’daki bir okul da her çarşamba öğleden sonrasını bu faaliyete ayırmıştır. (O ülkede çarşamba öğleden sonraları ders olmamaktadır). Bu okullardaki zümre faaliyetleri, onları diğer çoğu okuldan farklı kılan bir çalışmadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><i><strong>Kalite Yönetimi </strong></i></p>
<p style="font-weight: 400;">Genel itibarıyla “özel okul” olarak eğitim piyasasına açılan Hizmet okulları hem Türkiye’de hem de dünyanın pek çok yerinde elde ettikleri başarılarla kendilerinden söz ettirmiştir. Bu konuda gözden kaçan hususlardan biri de bu okulların kalite yönetimi anlayışı olmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hizmet okullarının idarecileri, kurumlarının işleyişini düzenli olarak kontrol etmekte ve eğitim kalitesinin seviyesinin düşmesine müsaade etmemektedirler. Bu hususta özellikle Amerika’da düzenlenen SAT ve Afrika’da yapılan merkezî sınavlar bir mihenk taşı olmaktadır. Bu imtihanların benzerlerini hazırlayan ve dönem içinde öğrencilerine uygulayan bu okullar, hem öğrencilerini bu sınavlara hazırlamakta hem de bu sınavlarda öğrencilerin ortalamasına bakarak hangi alanlarda okulun geride veya ileride olduğunu gözlemlemektedir. Bu tür merkezî sınavların olmadığı bazı Avrupa ülkelerinde ise öğrenci ve velilere yönelik anketlerle eğitimin kalitesi ölçülmekte ve sonuçlar öğretmenlerle değerlendirilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Mehmet E. Altın, <em>Internationalization Through Localization: Gülen Inspired Schools</em>, Düsseldorf: Dr. Kovac Verlag, 2020, s. 243–249.</p>
<p><a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> M. Fethullah Gülen, “Bizim Maarifimiz-1”, <em>Sızıntı</em>, Ekim 1979; “Bizim Maarifimiz-2”, <em>Sızıntı</em>, Kasım 1979.</p>
<p><a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> M. Fethullah Gülen, “Maarifimizde Muallim”, <em>Sızıntı</em>, Ekim 1979.</p>
<p><a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Mehmet E. Altın, “Ders Dışı Eğitim Faaliyetleri ve Hizmet Okulları”, <em>Çağlayan</em>, Ağustos 2022.</p>
<p><a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Thomas Michel, “Fethullah Gülen as Educator”, <em>M. F. Gülen: Essays, Perspectives and Opinions</em>, New Jersey: Tughra Books, 2003, s. 114–117.</p>
<p><a href="applewebdata://3418B6F9-B217-4559-97BE-EB17DB81018E#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Mehmet E. Altın, “Hizmet Okulları ve Ders Dışı eğitim Faaliyetleri”, <em>Çağlayan</em>, Ağustos 2022.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asal Sayılar ve Şifreleme</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/01/01/asal-sayilar-ve-sifreleme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2023 22:29:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=235426</guid>

					<description><![CDATA[2018 yılında, Patrick Laroche önderliğinde bir grup bilim insanı tarafından keşfedilen dünyanın en büyük asal sayısı, büyük bir ilgi uyandırdı. Tam 24.862.048 haneye sahip bu sayının büyüklüğünü anlayabilmek için şu misali verebiliriz: Eğer bu sayıyı A4 kâğıtlara, standart büyüklükte puntolarla arkalı önlü bastırsaydık, kullanacağımız kağıtların yüksekliği 83 cm’yi bulacaktı. Peki, bilim insanları niçin bu sayıyı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2018 yılında, Patrick Laroche önderliğinde bir grup bilim insanı tarafından keşfedilen dünyanın en büyük asal sayısı, büyük bir ilgi uyandırdı. Tam 24.862.048 haneye sahip bu sayının büyüklüğünü anlayabilmek için şu misali verebiliriz: Eğer bu sayıyı A4 kâğıtlara, standart büyüklükte puntolarla arkalı önlü bastırsaydık, kullanacağımız kağıtların yüksekliği 83 cm’yi bulacaktı. Peki, bilim insanları niçin bu sayıyı bulmak için bu kadar gayret göstermiş ve böyle bir buluş pek çok ödül almıştır? Bu sorular bizi matematiğin gizemli dünyasında bir yolculuğa çıkarır.</p>
<p>Asal Sayıların Tarihçesi<br />
“Asal sayılar”, kendisine ve bire tam olarak bölünebilen pozitif sayılara verilen isimdir. 2,3,5,7 ile başlayan ve düzensiz bir şekilde karşımıza çıkan bu sayılar, geçmişten günümüze dikkatleri üzerine çekmiş ve yüz yıllarca farklı bilim insanları bu sayıları ortaya koyabilecek bir formül bulmaya çalışmışlardır. Elimizdeki kaynaklar, bu konuda en eski çalışmanın, antik Yunan’da Eratosthenes (M. Ö. 276–195) ve onun meşhur eleği ile başladığını söyler. Sistematik olarak asal olmayan sayıları eleyerek kalan sayıları asal sayı olarak niteleyen Eratosthenes’in Eleği, büyük sayılar için kullanımı çok zor bir sistemdir. Buna mukabil Fransız bilim adamı Marin Mersenne (1588–1648) tarafından ortaya konan ve 2^n-1 (n doğal sayı) şeklinde formüle edilen Mersenne Teoremi, pek çok asal sayıyı bulmamızı sağlar. Daha sonra 2047 (211 – 1) sayısının asal olmadığı ortaya çıksa da bu formüle uyan bütün asal sayılara “Mersenne asal sayıları” denilmiştir. 2018 yılında bulunan en büyük asal sayı da bu kurala uyan bir Mersenne asal sayısıdır. Bu alanda çalışan Pierre de Fermat (1607–1665) ise Mersenne’nin yaklaşımına benzer bir yaklaşımla 2^(2^m )+1 (m doğal sayı) formülünün bize asal sayıları vereceğini söylemiş, ama istisnaların ortaya çıkması, bu formülün her zaman geçerli olmayacağını göstermiştir. Bu tip asal sayılara Fermat sayısı denmiş ve Mersenne sayılarından daha iyi bir sonuç vermiştir.<br />
Günümüz itibari ile bütün asal sayıları verebilecek bir formülün olamayacağı fikri matematik dünyasında kabul görmüştür. Dolayısıyla çalışmalar herhangi bir sayının asal olup olmadığını belirleme üzerine yoğunlaşmıştır. Araştırmacılar; Fermat Testi, Miller-Rabin Testi, AKS Asal Sayılar Testi ve Lucas-Lehmer Testi gibi testler geliştirerek sözü edilen çok büyük sayıların asal olup olmadığını belirleme üzerine çalışmalarını odaklamışlardır.<br />
Asal sayılara ek olarak, matematik dünyasında sık kullanılan önemli bir tabir de “aralarında asal” sayılardır. Mesela 21 ve 10 sayılarının ikisi de asal sayı değildir, ama birbirine göre asal sayılardır, çünkü iki sayının bir tane ortak böleni vardır; o da 1’dir. Dolayısıyla pek çok sayı, asal olmamasına rağmen başka bir sayı ile kullanıldığında aralarında asal olabilir.<br />
Asal Sayılar ve Şifreleme<br />
Farkına varmasak da asal sayıları her gün kullanırız. Bu konuda fizikten mühendisliğe, kodlamadan farklı teknolojik uygulamalara kadar pek çok sahada örnek vermek mümkündür. Asal sayıların kullanıldığı alanlardan biri de kriptografi, yani şifreleme bilimidir. Yunanca “kryptos” (gizli) ve “graphein” (yazı) kelimelerinin birleşiminden oluşan bu terim, gizli haberleşmenin bir bilim olarak ele alınmasına işaret eder. Bu konudaki ilk uygulamalardan biri Sezar şifreleme diskidir.</p>
<p>Simetrik şifrelemenin kullanıldığı Sezar diskinde, harfler bir rakama çevrilir:<br />
A=0, B=1, C=2 … Z=29<br />
Daha sonra gönderilmek istenen mesaj kodlanır:<br />
S E L A M<br />
21 5 14 0 15<br />
Sonra bir “anahtar” yardımı ile (mesela her sayıya beş eklenerek) gönderilecek mesaj şifrelenir ve gönderilir:<br />
26 10 19 5 20<br />
Bu mesajı alan, modüler aritmetiğin kuralları çerçevesinde, anahtarı kullanarak (burada sayılardan beş çıkararak) mesajın şifresini çözer. Buradaki asıl mesele, anahtarın karşı tarafa güvenli bir şekilde iletilmesidir. Bu problemi gören Alman bilim adamları, II. Dünya Savaşında anahtarın her gün değiştirildiği Enigma sistemini kullanmışlardır. Matematikçi ve mantıkçı Alan Turing’in (1912–1954) geliştirdiği makineler yardımıyla İngilizler, her gün değişen anahtara rağmen Enigma makinesinin şifreli mesajlarını çözmüş ve bu sayede savaşın gidişatını değiştirmişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Almanların Enigma şifreleme makinesi.</p>
<p>Simetrik şifrelemedeki güvenlik problemini çözmede asal sayılar imdadımıza yetişir. Herhangi bir anahtar kullanmadan, “asimetrik şifreleme” dediğimiz metotla alıcı ve verici arasında iletişim kurulur. 1977 yılında Ronald Rivest, Adi Shamir ve Leonard Adleman tarafından geliştirilen ve bu üç bilim adamının soy isimlerinin ilk harflerinden oluşan RSA şifreleme metodunda, iki asal sayı ve bu sayıların çarpımı kullanılarak elde edilecek üçüncü bir sayı ile alıcı ve verici arasında iletişim gerçekleşir. Bu sayılardan ilkine “açık anahtar” denir ve herkes tarafından bilinir. İkinci asal sayı ise her kullanıcının sahip olduğu “özel anahtar” denilen asal sayıdır. Üçüncü sayı, asal olmayabilir, ama ilk iki sayının çarpımına bağlı bir asal sayıdır. Sistem, özel işlemler yaparak bu asal sayıları eşleştirir ve böylece kilit çözülmüş olur. Bir örnek verecek olursak: Bir para çekme makinesine banka kartınızı soktuğunuzda, o bankanın zaten bilinen bir açık anahtarı (asal sayısı) vardır ve kartınız bu bilgiyi makine ile paylaşır. Daha sonra sistem, bankanızla gizli iletişimi gerçekleştirmek için sizden pin kodunuzu yazmanızı ister ki bu sayının bir asal sayı olması zorunlu değildir. Pin kodunuzu doğru yazdığınızda, arka planda gerçekleşen bazı özel işlemlerden sonra, özel anahtara ulaşan sistem, hesabınızda işlem yapmanıza izin verir. Bu işleyiş, güvenliği sağlamak için kompleks algoritmalar yardımıyla gerçekleşir. Hangi algoritma kullanılırsa kullanılsın, bütün şifreleme ve şifrenin çözülmesi işlemleri asal sayılar kullanılarak yapılmış olur. Asal sayılar ne kadar büyük seçilirse şifreleri kırmak o kadar zorlaşır.<br />
Görüldüğü üzere, çoğu zaman farkında olmadan, günlük hayatımızda asal sayılardan istifade ediyoruz. Asal sayıların henüz keşfedilmemiş hikmetleri ve yeni uygulama alanları da olabilir. Bugün araştırmacılara düşen görev, bu tür gizli hikmetleri insanlık için ortaya çıkarmak, marifetullah ve muhabbetulaha hizmet etmektir.<br />
Dipnotlar</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
