<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tuncay Çağlayan &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/yazar/tuncay-caglayan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Mar 2025 05:48:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>Tuncay Çağlayan &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Parçacıklar Âleminde Seyahat</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/02/01/parcaciklar-aleminde-seyahat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2025 17:00:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=315600</guid>

					<description><![CDATA[Varlıkların gelip geçtiği bu dünya misafirhanesine gözlerini açan bir parçacığın şuurlu olduğunu hayal edelim. Bu parçacık, içinde bulunduğu mikro âlemin hareketli ve çalkantılı ortamına bakıp Yaratıcısını tanıma isteği hissetti. O’nu (celle celâluhu) yakından tanıyabilmek için yaratılanları incelemek gerekiyordu. O da bir seyyah gibi mikro âlemin mucizevî devr-i dâimi içinde etrafı gezmeye başladı. Kendisini elektronların, protonların, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Varlıkların gelip geçtiği bu dünya misafirhanesine gözlerini açan bir parçacığın şuurlu olduğunu hayal edelim. Bu parçacık, içinde bulunduğu mikro âlemin hareketli ve çalkantılı ortamına bakıp Yaratıcısını tanıma isteği hissetti. O’nu (celle celâluhu) yakından tanıyabilmek için yaratılanları incelemek gerekiyordu. O da bir seyyah gibi mikro âlemin mucizevî devr-i dâimi içinde etrafı gezmeye başladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kendisini elektronların, protonların, nötronların arasında bir atomun kalbinde buldu. Önce bir ateşböceği sürüsü gibi atom çekirdeği etrafında dans eden elektronların gürültülü denizine sürüklendi. Elektronların enerji dolu kaotik dansını hayranlıkla seyrederken birbirleriyle çarpışmadan hareket ettiklerini gördü ve <em>“Subhânallah!”</em> dedi. Yaratıcının koyduğu itme kanunu sayesinde negatif yüklü elektronlar birbirlerini itmekte ve çarpışmaları engellenmekteydi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sürprizlerle dolu mikro âlemin ünlü sakinlerinden olan elektronlar, dışarıdan enerji aldıklarında üst yörüngelere kısa süreli atlama yapabilmekteydiler. Tekrar eski yörüngelerine döndüklerinde foton denilen enerji parçacıkları yaymaktaydılar. Fotonlar kütlesiz oldukları için ışık hızında (boşlukta saniyede yaklaşık 300 000 kilometre hızla) hareket edebilmekteydiler.<a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Foton birden,<em>“Bana bak! Merakla aradığını ve seni buraya göndereni benimle bilebilir ve bulabilirsin”</em> dedi. “Benim cüsseme bakıp önemsiz olduğumu sakın düşünme. Bizim Hâlikımız Rahmân ve Rahîmdir. Onun yarattığı âlemler çok geniştir. Bizim âlemimizden trilyonlarca kat, aklımızın alamayacağı genişlikte âlemler yaratmıştır. Bu âlemlerin bize en yakın olanında insanlar, hayvanlar ve değişik canlılar bulunmaktadır. Onların hayatlarını idame ettirebilmeleri (beslenme, avlanma, yön bulma, görme, savunma) için elektromanyetik dalgaları (gama ışınları, x-ışınları, ultraviyole ışınlar, görünür ışık, kızılötesi ışınlar, mikrodalgalar, radyo dalgaları) yaratmıştır. Bu dalgalar farklı frekanslarda hareket eden fotonlardan yaratılmaktadır.<a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Foton çok iddialı ve güçlü ifadelerle konuşmaya devam ederek <em>“Hâlikımız, beni elektromanyetik dalgaların meydana gelmesinde vazifeli kılmıştır. Allah tarafından canlılara bahşedilen elektromanyetik dalgalar, dolayısıyla fotonlar olmasaydı birçok canlı türü hayatını devam ettiremeyeceği gibi günümüzdeki teknolojik ve bilimsel ilerlemeler de bu seviyeye ulaşamazdı.”</em></p>
<p style="font-weight: 400;">Seyyah parçacık, kendi yaşadığı atom âleminden kat kat daha büyük âlemlerin olduğunu duymuştu. Milyarlarca, trilyonlarca atomun birleşmesiyle devasa ve akıl almayacak büyüklükte kütlelerin meydana gelmesi tesadüf eseri olamazdı. Küçük boyutu ve düşük seviyedeki algı kabiliyeti ile o kadar büyük âlemleri göremese de Rabbinin sonsuz gücü ve kudretine imanı tamdı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bediüzzaman Said Nursî’nin, 20. Mektup, İkinci Makam’da bu konu hakkındaki beyanı şöyledir: <em>“Kudretine nisbeten, zerreler yıldızlar birdir. Küllî, cüz&#8217;î kadar kolaydır. Cüz&#8217;, küll kadar kıymetlidir. En büyük, en küçük kadar kudretine nisbeten rahattır. Küçük, büyük kadar san&#8217;atlıdır; belki san&#8217;atça bazı küçük, büyükten daha büyüktür.”<a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_edn3" name="_ednref3"><strong>[3]</strong></a></em></p>
<p style="font-weight: 400;">Derin düşüncelerden sıyrılan meraklı parçacık, çekirdeğe ulaşmak istedi. Önünde uzun bir yol olduğunu düşünürken birden dev çekirdeğe doğru çekildiğini hissetti. Gittikçe yaklaşıyordu. Bu sırada negatif yüklü elektronlara bakarak onların nasıl çekirdek tarafından çekilmeden yörüngelerinde dönmeye devam ettiklerini merak etti. Hızı saniyede yaklaşık 2200 kilometre yani ışık hızının %1&#8217;inden daha az olan elektron, bu hızla Dünya’nın etrafını 18 saniyenin biraz üzerinde bir sürede dolaşabilirdi.<a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Atom çekirdeğindeki her bir pozitif yüklü protonun, elektrondan kütlece 1836 kat büyük olduğunu ve atom çekirdeğindeki proton sayısı arttıkça çekim kuvvetinin arttığını biliyordu. Her ne kadar elektronların yüksek hızlarda dairesel hareketlerinden dolayı merkezkaç kuvveti etkisiyle yörüngelerinde sabit oldukları açıklanabilse de<a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> aslında bütün bu âlemi yaratan bir kudretin, elektronları orada tuttuğu çok açık olarak ortadaydı. Yapılan birçok deneyde, aynı elektronun bazen parçacık, bazen dalga özelliği gösterdiğini ve hatta bir anda iki yerde tespit edildiğini duymuştu; bu fenomenin adına da elektronun süperpozisyonu deniyordu.<a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Bir şuursuz parçacığın aynı anda iki farklı yerde bulunabilmesi, kendi iradesi veya kabiliyetiyle gerçekleşen bir durum olamazdı. Elektronlar, onları yaratan ve yöneten bir Sanatkârın hâlâ keşfedilmeyi bekleyen sanatlarından birisiydi. Parçacık tefekkür ederken kendisini çekirdekte buluverdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Protonlar onu çağırdı: <em>“Gel bize de bak, bizdeki mucizeleri de gör”</em> dediler. Pozitif yükleriyle protonlar, güçlü nükleer etkileşimin muazzam gücüyle bir arada tutulan atom çekirdeğinin yapı taşlarıydı. Burada çekirdeğin stabilitesine katkıda bulunan nötr parçacıklar olan esrarlı nötronlarla da karşılaştı. Her bir parçacığın vazifeleri o kadar çok ve muazzamdı ki, bu vazifelerin bu parçacıklar tarafından şuurlu bir şekilde ve aksatılmadan kendi kendine yapılmasına imkân yoktu. Onları bilen ve yaratan bir yaratıcının himayesinde bütün bu vazifelerin yapıldığı şüphe götürmez derecede açıktı. Protonların ve nötronların devâsa boyutlarını incelerken, bu parçacıkların içerisine göz atmak istedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Misafir parçacık daha da derine indikçe, protonların ve nötronların temel yapı taşları olan kuarklarla karşılaştı. Up, Down, Charm, Strange, Top, Bottom (yukarı, aşağı, tılsım, acayip, alt, üst) gibi adlarla anılan ve altı çeşit olan bu parçacıklar, protonların ve nötronların temel yapı taşlarına renk ve öngörülemezlik kattılar. Kuarklar birbirlerine yapışamadıkları gibi birbirlerinden uzaklaşamıyorlardı. Görünmez bir güç sayesinde birbirlerine bağlıydılar. <strong>Güçlü nükleer kuvvet</strong> denilen bu güç, kuarklar birbirlerine çok yaklaştıklarında itici, çok uzaklaştıklarında çekici özellik gösteriyordu.<a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_edn7" name="_ednref7">[7]</a> Güçlü nükleer kuvvet aynı zamanda atomun çekirdeğinin bir arada tutulmasını da sağlıyordu. Çekici özellik göstererek protonların birbirlerini itmesini engelliyordu. Daha büyük ölçeklerde ise bu kuvvet özelliğini kaybederek etki etmiyordu. Böylece kâinattaki bütün atomların birbirine yapışarak müthiş yoğunlukta bir kütle artışıyla karadelik oluşması ve tabiattaki dengenin bozulması önlenmekteydi. Şuursuz olan bu gücün ne zaman itici ne zaman çekici özellik göstereceğine karar verebilmesinin imkânsız olduğunun ve bunun arkasında da gayet Kadîr ve Alîm ve gayet Hakîm ve Kerîm bir Âmir’in olduğunu anladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Daha dikkatli bakınca kuarklar arasındaki <strong>itici ve çekici nükleer kuvvetin</strong> iletimini sağlayan <em>gluon</em>’ları gördü. Kütlesiz parçacıklar olan gluonlar olmasaydı kuarklar arasındaki enerji iletimi kesilecek, proton ve nötron var olamayacaktı. Çevresindeki milyarlarca atomun varlığının gluonlara bağlı olduğu söylense abartı olmazdı. Aslında küçükten büyüğe bütün parçacıkların varlıkları bir zincir gibi birbirlerine bağlanmıştı. Bir saatin ahenkle işleyen çarkları gibi bu parçacıklar vazifelerini aksatmadan yapıyorlardı. Aradan birisi çekilse bütün kâinat yok olacaktı. Bu muhteşem düzeni yaratan ve işleten Rabbine şükretti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Diğer parçacıklar <em>&#8220;bize de bak, aradığını sana bildireceğiz!&#8221;</em> dediler. O da baktı gördü ki: W ve Z bozonları kâinatta bilinen dört temel kuvvetten birisi olan <strong>zayıf nükleer kuvvet</strong>in taşıyıcılarıydı.<a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_edn8" name="_ednref8">[8]</a> <em>Mezon</em>lar ise kuarklar arasındaki etkileşimlerle yaratılan ve nispeten kısa ömürlü parçacıklardı. Mahiyetini tam olarak bilemediğimiz seyyah parçacığımız, mikro âlemde gördüğü bu çeşitlilik karşısında Bâri ve Musavvir olan Rabbini zikretti.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Kuark</em> ve <em>bozon</em> gibi bazı atomaltı parçacıkların ömürleri saniyenin trilyonda bir trilyonundan daha kısa olmasından dolayı bu parçacıkları görebilmek neredeyse imkansızdı.<a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_edn9" name="_ednref9">[9]</a> Anlık görünüp kayboluyorlardı. Elektron, proton gibi parçacıkların ömürleri ise çok uzundu. Bazıları kâinatın yaratılışından, belki 13,7 milyar yıldan bu yana hâlâ var olmaktaydılar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Birden şimşek çakması gibi şiddetli bir ses işitti. <em>“Bizim içimizi gezdin, özümüzdeki zerrelere muttali oldun. Şimdi de gel bizi dinle, ibret al!”</em> Bu atomun sesiydi ve birden atomun çekirdeğinden dışarıya doğru kuvvetli bir şekilde itildiğini hissetti. Müthiş bir hızla çekirdeğin dışına çıktı, elektronların bulunduğu yörüngeleri de geçerek çok kısa bir sürede kendini atomun dışında buldu. Atom konuşmaya başladı: <em>“Allah’ın bize yüklediği vazifeler saymakla bitmez. Canlı, cansız bütün varlıkların yapı taşları bizleriz. Bir inşaatın tuğlaları gibi, Hâlikımız bizi bir araya getirmiş ve maddeyi yaratmıştır. O (celle celâluhu), Hayy ismiyle bazı maddelere hayat vermiş, bazıları ise cansız kalmışlardır. İçimizdeki proton, nötron gibi parçacıkların sayıları değiştikçe bizim de özelliklerimiz değişir. Şu ana kadar bilinen 118 çeşidimiz bulunmakta<a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_edn10" name="_ednref10"><strong>[10]</strong></a> ve değişik isimlerle anılmaktayız (Hidrojen atomu, oksijen atomu, karbon atomu, azot atomu vb.). Havada birleşerek molekülleri oluştururuz ve bu moleküller vasıtasıyla sesi taşıyarak iletiriz. İçinde bulunduğumuz bu Dünya gezegeninde elektriği üzerimizdeki elektronlar sayesinde iletiriz. Havadaki mineralleri taşıyarak canlıların hayatlarını devam ettirmelerine yardımcı oluruz. Aynı zamanda kokuların taşınmasında da önemli rol oynarız. Bunları gör ve ibret al!”</em> Parçacık <em>“Allahu Ekber!”</em> dedi, ibret aldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dünya misafirhanesindeki bu meraklı parçacık, bize göre kısacık, kendisine göre yeterince uzun hayatını tefekkürle geçirerek Rabbini tanıdı. Bize göre küçücük, ona göre yeterince geniş hayat alanında eşyanın arkasındaki hakikatlere âşina olarak Rabbine daha çok yaklaştı. O’na, kendisine bu fırsatı verdiği için şükretti, imanı arttı ve dünyasını nurlandırdı. Mutlu ve mesut bir şekilde bu dünyadan ayrıldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">*  Bu yazı Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin Âyetü’l-Kübra risalesinden ilhâmen kaleme alınmıştır.<a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_edn11" name="_ednref11">[11]</a></p>
<p><a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Photon">Photon &#8211; Wikipedia</a> (<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Photon">https://en.wikipedia.org/wiki/Photon</a>)</p>
<p><a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Electromagnetic Spectrum &#8211; Introduction (nasa.gov)</p>
<p><a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Bediüzzaman <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Said_Nurs%C3%AE">Said Nursî, <em>Mektubat</em>, İzmir: Şahdamar Yayınları, 2007, s. 345.</a></p>
<p><a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Questions and Answers &#8211; How fast do electrons move? (jlab.org)</p>
<p><a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Bohr_model">Bohr model &#8211; Wikipedia</a> (<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Bohr_model">https://en.wikipedia.org/wiki/Bohr_model</a>)</p>
<p><a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> <a href="https://scienceexchange.caltech.edu/topics/quantum-science-explained/quantum-superposition#:~:text=When%20an%20electron%20is%20in,in%20two%20places%20at%20once.">What Is Quantum Superposition? &#8211; Caltech Science Exchange</a></p>
<p><a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Schmitz, W. (2019). Particles, Fields and Forces. Springer. p. 284, 285.</p>
<p><a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> Güçlü ve Zayıf Nükleer Kuvvet Nedir? Evrende Kaç Tür Etkileşim Var? Doğadaki Temel Kuvvetler Doğadaki Temel Etkileşimler | TÜBİTAK Bilim Genç (tubitak.gov.tr)</p>
<p><a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> particle physics &#8211; Half-life of $W$ and $Z$ bosons &#8211; Physics Stack Exchange</p>
<p><a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> Lesson: Atoms Forming Groups (serpmedia.org)</p>
<p><a href="applewebdata://D9D8590A-F210-4AC5-B00A-FB308AB2D3FA#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> Bediüzzaman <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Said_Nurs%C3%AE">Said Nursî, <em>Şualar</em>, İzmir: Şahdamar Yayınları, 2007, s. 95.</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güçlü Nükleer Kuvvet</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2023/06/01/guclu-nukleer-kuvvet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jun 2023 07:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=260575</guid>

					<description><![CDATA[Kâinattaki bilinen dört temel kuvvetten kütle çekim kuvveti ve elektromanyetik kuvvet, etkisini günlük hayatta hissettiğimiz kuvvetlerdendir. Güçlü nükleer kuvvet ve zayıf nükleer kuvvet ise etkisini hissetmediğimiz, mikro ölçekte yaratılan kuvvetlerdir. Bu kuvvetler arasında en güçlüsü, adından da anlaşılacağı gibi, atom çekirdeğindeki parçacıkları bir arada tutmak için görev yapan güçlü nükleer kuvvettir. Atomun çekirdeğinde nötronlar ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Kâinattaki bilinen dört temel kuvvetten kütle çekim kuvveti ve elektromanyetik kuvvet, etkisini günlük hayatta hissettiğimiz kuvvetlerdendir. Güçlü nükleer kuvvet ve zayıf nükleer kuvvet ise etkisini hissetmediğimiz, mikro ölçekte yaratılan kuvvetlerdir. Bu kuvvetler arasında en güçlüsü, adından da anlaşılacağı gibi, atom çekirdeğindeki parçacıkları bir arada tutmak için görev yapan güçlü nükleer kuvvettir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Atomun çekirdeğinde nötronlar ve protonlar bulunmaktadır. Aynı yüklü parçacıklar birbirini iterken zıt yüklü parçacıklar birbirlerini çekerler. Yüklü parçacıklar arasındaki itme ve çekme kuvvetine “elektrostatik kuvvet” denmektedir. Atomun çekirdeğinde bulunan protonlar artı yüklü oldukları için birbirlerini iterler. Normalde bu itme kuvvetinin etkisiyle atom çekirdeğinde protonlar bir arada bulunamayacak ve atom çekirdeği parçalanacaktı. Bunun sonucunda, içinde yaşadığımız, atomlardan yaratılan maddî âlem, sebepler dairesinde var olmayacaktı. Elektrostatik kuvvet, uzaklıkla ters orantılı olduğu için yüklü parçacıkların arasındaki uzaklık arttıkça elektrostatik kuvvetin etkisi azalmaktadır. Burada nötronlar yüksüz parçacıklar olduğu için elektrostatik kuvvetin etkisini azaltmakta rol oynarlar. Protonların arasına nötronların yerleştiği durumlarda, protonlar arasındaki uzaklık artmakta ve itme kuvveti azalmaktadır.<a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Fakat yine de nötronlar, atom çekirdeğini bir arada tutabilmek için yeterli değildir. Burada ikinci bir kuvvet daha istihdam edilir. “Güçlü nükleer kuvvet” olarak isimlendirilen bu kuvvet, atom çekirdeğinin yapısını koruyan ve nükleonları (proton ve nötron) oluşturan kuarkların bir arada tutulmasına vesile olan kuvvettir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kuarklar Arasındaki Güçlü Nükleer Kuvvet</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Atomaltı parçacıklardan olan kuarklar, temel parçacıklardır ve nükleonları oluştururlar. Proton, iki yukarı ve bir aşağı olmak üzere üç kuarktan, nötron ise bir yukarı ve iki aşağı olmak üzere üç kuarktan oluşur. Protonun içindeki kuarkların toplam kütlesi, protonun kütlesinin %1’i kadardır.<a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Atom çekirdeğinin etrafında dolaşan elektronlar ise kütlece kuarklardan daha küçük parçacıklardır.<a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Gluonlar<strong>,</strong> güçlü nükleer kuvvetin kuarklar arasında taşıyıcılığını yapan, yani kuarklar arasındaki enerji iletimini sağlayan kütlesiz atomaltı parçacıklardır.<a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Nükleonların yarıçapı yaklaşık 0,8 femtometredir (fm – metrenin katrilyonda biri).<a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> 0,7 fm’den küçük uzaklıklarda güçlü nükleer kuvvet itici özellik gösterir. Yani bu kuvvet vasıtasıyla proton ve nötronların içindeki kuarkların birbirine yapışması önlenir. 0,7 fm’den büyük uzaklıklarda ise güçlü nükleer kuvvet çekici hâle getirilir ve bu çekim 0,9 fm’lik bir merkez-merkez mesafesinde maksimum olur. Proton ve nötronun içindeki iki kuark arasındaki mesafe 0,9 fm iken aralarındaki çekim kuvveti 16 tonluk bir kütleye etki eden kütleçekim kuvvetine eş değerdir.<a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Bu kuvvet o kadar güçlüdür ki kuarkları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Güçlü nükleer kuvvet vasıtasıyla proton ve nötronların içindeki kuarkların birbirlerine yapışması engellendiği gibi kuarkların birbirlerinden ayrılması da engellenmektedir. Böylece proton ve nötronların yapısı korunmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Nükleonlar Arasındaki Güçlü Nükleer Kuvvet</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Daha büyük ölçekte bu kuvvet, proton ve nötronları bir arada tutar ve atom çekirdeğinin parçalanmasını önleyerek çekirdeğin dengesini korumaya vesile olur. Güçlü nükleer kuvvet, nükleonlar arasında çekim kuvveti olarak etki gösterir. Bu kuvvet aynı tip nükleonlar arasında etkili olduğu gibi, proton ve nötron arasında da güçlü bir nükleer çekim kuvveti vardır. 0,9 fm’den 2 fm mesafeye kadar güçlü nükleer kuvvet, orantılı olarak azalır. Parçacıkların merkezden merkeze uzaklıkları 2 fm’yi geçince bu kuvvet etkisini kaybetmeye başlar. Elektrostatik itme kuvveti, protonlar arasındaki ayrım yaklaşık 2 ila 2,5 fm’yi aştığında, aralarındaki tek önemli kuvvet hâline gelir, çekirdeğin dengesi bozulur ve atom çekirdeği bölünmeye başlar. Bu tür davranışı, radyoaktif elementlerin atom çekirdeklerinde görmekteyiz. Uranyum, plütonyum, toryum gibi radyoaktif elementlerin çekirdekleri, fazla sayıda protona sahip oldukları için güçlü nükleer kuvvetin etkisi belli bir süre sonra kaybolmaya başlar ve baskın itme kuvvetinin etkisiyle çekirdeğin dengesi bozulur. Böylece nükleonlar, çekirdekten ayrılır ve radyasyon yayılmasına sebep olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Güçlü nükleer kuvvet olmasaydı etrafımızdaki bütün atomlar, radyoaktif elementlerin atomları gibi bir davranış sergileyecek, bu atomların çekirdekleri parçalanacak, ayrılan nötron ve protonlar vücudumuzdan geçerek öldürücü bir radyasyon etkisine sahip olacaktı. Yani pek farkında olmadığımız bu kuvvete bizi koruma vazifesi de yaptırılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Güçlü nükleer kuvvet, nükleonlar arasında, mezonlar vasıtasıyla taşınır. Başka bir atomaltı parçacık olan mezon, kuark ve antikuarktan (kuarkın zıt yüklü, karşı parçacığı) oluşan proton ve nötrondan küçük bir parçacıktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Görüldüğü gibi, var edilen bütün kuvvetler gibi güçlü nükleer kuvvetin de faaliyet göstermesinde, çeşitli atomaltı parçacıklar istihdam edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bediüzzaman Hazretleri bu parçacıkların vazifelerine şu şekilde dikkat çeker: “… <em>zerre, acz ve cümuduyla beraber şuurkârane büyük vazifeleri yapmakla, büyük yükleri kaldırmakla Vâcibü’l-Vücud’un vücuduna kat’î şehadet ettiği gibi, harekâtında nizamat-ı umumiyeye tevfik-i hareket edip her girdiği yerde ona mahsus nizamatı müraat etmekle, her yerde kendi vatanı gibi yerleşmesiyle Vâcibü’l-Vücud’un vahdetine ve mülk ve melekûtun mâliki olan zatın ehadiyetine şehadet eder. Yani zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler de onundur</em>.”<a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bahsi geçen kuvvetler itibaridir, haricî varlıkları yoktur ve şuursuz ruh gibidirler. Şuur sahibi melekler, diğer varlıklarda yaptıkları vazife gibi, bu kanunlara da eşlik eder, Cenab-ı Hakk’ın eşsiz icraatlarına şahit olur ve O’nu tesbih ederler.<a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Protonlar arasındaki elektrostatik itme kuvvetini yenecek bir güç uygulanarak protonların arasındaki mesafe 2 fm ya da daha kısa mesafelere düşürülürse güçlü nükleer kuvvetin etkisiyle protonlar birbirine kaynaşırlar, dışarıdan bir güçle ayırmak neredeyse imkânsız hâle gelir (nükleer füzyon). Güçlü nükleer kuvvetin elektrostatik kuvvete diğer bir deyişle elektromanyetizmaya karşı koyabilmesinin sebebi, tabiatta en güçlü ikinci kuvvet olan elektromanyetik kuvvetten yaklaşık 137 kat daha güçlü olmasıdır. Ayrıca bu kuvvet, zayıf nükleer kuvvetten 1 milyon kat, kütleçekiminden 10<sup>38</sup> kat daha güçlüdür.<a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p style="font-weight: 400;"><sup> </sup></p>
<p style="font-weight: 400;">Güçlü nükleer kuvvetin bu kadar güçlü olmasına karşı, etki alanının maksimum 2,5 fm mesafeye kadar ulaşabilmesi, bu kuvvetin de emir altında olduğuna işaret eder. Daha fazla uzaklıklarda bu kuvvetin etkisi kaybolur. Bu durumu, bir rahmet ve hikmet cilvesi olarak düşünebiliriz. Eğer bu kuvvetin etkisi daha büyük mesafelerde geçerli olsaydı elektronların atom çekirdeğine yapışmasıyla atomun yapısı bozulacaktı. Belki büyük ölçekte birçok madde, birbirine sıkı bir şekilde yapışacak ve ayırmak neredeyse imkânsız olacaktı. Hatta bu kuvvetin etkisiyle birbiriyle sıkı bir şekilde kaynaşan maddeler, kütle artışıyla birlikte bir karadelik oluşmasına bile sebep olabilecekti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Atomaltı parçacıkların arasındaki uzaklığa göre hem itme hem çekme özelliği göstererek maddenin temel taşı olan atomun yapısının korunmasında görevli bu kuvvet de diğer kuvvetler gibi vazifesini kusursuz olarak yerine getirmekte ve faaliyet sınırlarını aşmamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> “Nuclear Stability”, www.nuclear-power.com/nuclear-power/reactor-physics/atomic-nuclear-physics/nuclear-stability/</p>
<p><a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Adrian Cho, “Mass of the Common Quark Finally Nailed Down”, <em>Science Magazine</em>, 27 September 2014.</p>
<p><a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> R. Nave. “Quarks”, <em>HyperPhysics</em>, 29 June 2008.</p>
<p><a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> “gluon”, www.britannica.com/science/gluon</p>
<p><a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> B. Povh ve ark. <em>Particles and Nuclei: An Introduction to the Physical Concepts</em>, Berlin: Springer-Verlag. 2002, s. 73.</p>
<p><a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Tuba Sarıgül, “Güçlü ve Zayıf Nükleer Kuvvet Nedir?”, bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/guclu-ve-zayif-nukleer-kuvvet-nedir</p>
<p><a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Sözler</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2004, s. 749.</p>
<p><a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> A.g.e. s. 554, 555, 564. Bediüzzaman Said Nursî, <em>Mektubat</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 529.</p>
<p><a href="applewebdata://FD334AFE-0053-4C09-A8BC-6FD84FBAA2B4#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> M. Strassler, “The Strengths of The Known Forces”, 30 May 2013, profmattstrassler.com/articles-and-posts/particle-physics-basics/the-known-forces-of-nature/the-strength-of-the-known-forces/</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayat Kalitesi ve Olumlu Düşünme</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2022/12/01/hayat-kalitesi-ve-olumlu-dusunme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2022 18:05:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=229194</guid>

					<description><![CDATA[Kaliteli yaşamak; sağlıklı ve mutlu bir hayat için doğru seçimler yapmak, doğru şekilde hareket etmek, bedenen ve ruhen iyi olmaktır. Böylece insan günümüzde yaygın olan stresli hayat temposu içinde daha huzurlu olabilir. Hayat kalitesi, “hayat standardı” kavramından farklıdır.[1] Kaliteli hayat, insanın maddî şeylere sahip olabilmesi demek değildir. Kaliteli hayat, insanın mutlu ve huzurlu bir ruh [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Kaliteli yaşamak; sağlıklı ve mutlu bir hayat için doğru seçimler yapmak, doğru şekilde hareket etmek, bedenen ve ruhen iyi olmaktır. Böylece insan günümüzde yaygın olan stresli hayat temposu içinde daha huzurlu olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hayat kalitesi, “hayat standardı” kavramından farklıdır.<a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Kaliteli hayat, insanın maddî şeylere sahip olabilmesi demek değildir. Kaliteli hayat, insanın mutlu ve huzurlu bir ruh hâleti içinde ömrünü geçirmesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kaliteli hayatın bir ölçüsü de insanın yaşadığı hayattan tatmin olabilmesidir. Bu durum sadece bedenî hazlarla ilişkili değildir. Psikologlara göre insanı mutlu hissettiren ve yaşadığı hayattan anlık ya da sürekli olarak tatmin olmasına yol açan üç tür hayat tarzı vardır:<a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_edn2" name="_ednref2">[2]</a></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">Haz Eksenli Hayat: Tamamen nefsanî zevklere dayalı bir hayattır. Bu hayat tarzı bir süre sonra etkisini kaybetmeye başlar ve insan hep daha fazlasını ister. Bu tür bir hayat şekli devam ettirilirse çeşitli psikolojik bozukluklar ortaya çıkar.</li>
<li style="font-weight: 400;">Akış İçindeki Hayat: Kişinin yaptığı işe tam olarak odaklanması ve zamanın nasıl geçtiğini anlamaması, kendini akışa kaptırması.</li>
<li style="font-weight: 400;">Anlamlı Hayat: İnsanlar kendilerinden daha büyük bir amaca hizmet ettiklerini düşünürler ve hayat anlamlı hâle gelir. Kişi yaptığı her şeyden zevk alır. İnsanlara faydalı olmak maksadıyla yaşadığı için çevresindekilerle sağlam ve kalıcı ilişkiler kurar.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">Günümüzde ortaya çıkan birçok sosyal problemin temelinde ulvî bir gaye eksikliği, bencillik ve inanç zayıflığı vardır. Fethullah Gülen Hocaefendi, bu konuyu şöyle vurgular:</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Çağın insanı, gayesizliğin, mefkûre­siz­liğin kurbanı olmuştur. O bazen mefkûresizliğiyle iradesinin üzerine yatarak olduğu yerde kokuşmuş kalmış; bazen de iradî olma adına etrafını yakıp yıkmış, bir anarşist, bir nihilist gibi davranmıştır. Doğrusu o, durgunlaşınca içten içe kendini yiyip bitirmiş, harekete geçince de din, diyanet, ahlâk ve adalet gibi değerleri yıkıp yerle bir etmiştir. Evet, onun kabuğuna çekilip münzevîleşmesi de, sosyal çevre ile münasebete geçmesi de hep bir problem olmuştur. ‘E­­bed-müddet’ var ol­ma­­yı düşünen herkes, mut­la­ka başkalarını da kurtarıp kucaklamayı ül­­kü edinmelidir ki ebediyet yolunda kurtarıp kucakladığı herkes tarafından da kucaklanabilsin</em>.”<a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">75 yıl süren bir araştırmada, 724 kişi, doğumundan ölümüne kadar takip edilmiş ve hayatları boyunca geçirdikleri merhaleler, kazandıkları tecrübeler incelenmiştir. Ev ve iş hayatları, sağlıkları ve hayat tarzları incelenerek bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. 1938 yılında başlayan araştırmada, iki grup insan ele alınmıştır. Birinci grup iyi eğitimli, maddî durumu iyi olan kesimin çocukları; diğer grup ise ekonomik ve sosyal problemler yaşayan ailelerin çocuklarından oluşmuştur. Araştırmanın sonucunda zengin, itibarlı veya meşhur insanlardan ziyade başkalarıyla ilişkileri iyi olan, kuvvetli bağlar geliştiren kişilerin kendilerini mutlu hissettikleri tespit edilmiştir.<a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Sosyal bağları güçlü olan kişiler, daha mutlu, sağlıklı ve uzun yaşamaktadırlar. Yalnız veya insanlarla ilişkileri problemli olan kişiler ise, orta yaşlarda çeşitli fizikî ve psikolojik sağlık problemlerine mârûz kalmaktadırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Olumlu düşünme, insanın olaylara pozitif yönden bakması, müspet tarafları düşünerek hareket etmesidir. Böyle bir düşünce sistemi, insanın hayatta karşılaşacağı olumsuzluklara karşı daha dirençli olmasını sağlar ve zorlukların üstesinden daha kolay gelmesine yardımcı olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Olumlu düşünen insanlar diğer insanlara değer verirler. Müspet düşüncelere sahip insanlar diğer insanların gözünde olumlu bir imaja sahiptir. Her zaman olumlu bir dil kullanırlar, pozitif sonuçlara odaklanırlar ve birlikte çalıştıkları kişilerin de kazanımlarını göz önünde bulundurarak iki tarafın da faydası için çalışırlar. Böylece olumlu düşünen insanlar, çevrelerindeki insanları da olumlu yönde etkilerler. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu konuda şu ikazda bulunur:</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Evet, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan sû-i ahlâkı, sû-i zan saikasıyla başkalarına teşmil etmesin ve başkalarının bazı harekâtını, hikmetini bilmediğinden, takbih etmesin</em>.”<a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Hüsn-ü zan, bir olaya güzel yönden bakmak ve hakkında kesin hüküm bulunmayan şeyleri iyiye yorumlamak demektir. Hüsn-ü zannın zıddı olan sû-i zan ise menfi düşünmek ve kesin deliller olmadan bir konuda olumsuz yorum yapmak demektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Olumlu zihnî tutum; inanç, dürüstlük, umut, iyimserlik, cesaret, girişimcilik, cömertlik, hoşgörü, incelik, nezaket ve sağduyu gibi müspet vasıfları ihtiva eder. Kişi olumlu düşünmeye alışırsa, bu tür faziletli sıfatları edinebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Olumlu düşünme, kişiyi otomatik olarak daha mutlu ve mutmain kılacak bir çare değildir ve bütün gün oturup insanın mutlu olduğunu söylemesi anlamına gelmez. Harekete geçmek şarttır. Pozitif düşünme, olumsuzluklara daha yapıcı ve verimli bir şekilde yaklaşmak anlamına gelir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Olumlu düşünmek, negatif yönleri hiç görmemek anlamına gelmez. Muhtemel riskleri görmek, sorunları ortadan kaldırmak için önemlidir. Müspet düşünme, kişilerin karşı karşıya kaldığı olayların ve durumların, olumlu ve olumsuz yönlerini kabul etmesinin ardından, olumlu noktalara odaklanması ve olayları selim bir kalb ve akılla yorumlamasıdır. Olumlu düşünme, daha hızlı ve yerinde çözümlere de vesile olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bediüzzaman Hazretleri de bu hususun önemine dikkat çeker: “<em>Bizler için şimdi her şeyin iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferah verecek veçhine bakmak lâzımdır ki mânâsız, lüzumsuz, zararlı, sıkıntılı, çirkin, geçici hâller nazar-ı dikkatimizi celbedip kalbimizi meşgul etmesin</em>.”<a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir misal verecek olursak: Vasat seviyede bir işte çalışan bir kişi, işinden şikâyet edip verimsiz çalışmak yerine işi ve geliri olduğunu düşünerek şükredebilir ve bu memnuniyetin verdiği şevkle daha verimli çalışabilir. Bu düşünce tarzı onun daha iyi bir iş aramasını engellemez. Daha iyi bir iş bulana kadar o anda bulunduğu yerdeki tavrı, çevresindeki insanları da olumlu yönde etkiler. Bu tür kişiler huzurlu oldukları ve sağlıklı ilişkiler kurdukları için başkaları tarafından sevilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Olumlu düşünmenin insanların hastalıklara karşı direncini artırdığı ve iyileşme sürecini hızlandırdığı ile ilgili çalışmalar da mevcuttur.<a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_edn7" name="_ednref7">[7]</a> Stres, farklı hastalıklara sebep olan ciddi bir risk faktörüdür. Küreselleşme, trafik, nüfus artışı ve çevre kirliliği gibi birçok olumsuz faktör, insanları olumsuz yönde etkilemektedir. Kalabalık şehir hayatı ve yoğun çalışma temposu da stresi artıran ve ilişkileri zedeleyen unsurlardır. Olumlu düşünme, başarılı stres yönetiminin önemli bir parçasıdır. Etkili stres yönetiminin sağlık açısından birçok faydası vardır.<a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_edn8" name="_ednref8">[8]</a> Bu faydalar arasında daha uzun ömür, düşük depresyon oranı, düşük stres seviyesi, daha iyi ruh hâleti, zorluklarla daha iyi başa çıkma becerisi yer alır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Günümüzde insanların kaliteli bir hayat sürdürebilmeleri için pozitif düşünmeleri ve olaylara olumlu bir bakış açısıyla bakmaları gerekmektedir. Böyle bir düşünce tarzı, hayat kalitesini artıracağı gibi, insanların birbirleriyle daha sağlıklı ve yapıcı iletişim kurmalarını ve sorunlarını daha hızlı ve kolay çözmelerini sağlayabilir. Hakperest olup küllî kaideler ve manevî değerler ışığında düşünce ve aksiyonlarını yönlendirenler; sükûnet, saadet ve huzura ulaşırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> “Yaşam Kalitesi”, tr.wikipedia.org/wiki/Yaşam_kalitesi</p>
<p><a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Martin Seligman, “The new era of positive psychology”, TED, 2004, www.ted.com/talks/martin_seligman_the_new_era_of_positive_psychology/</p>
<p><a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> M. Fethullah Gülen, <em>Işığın Göründüğü Ufuk (Çağ ve Nesil-7)</em>, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 156.</p>
<p><a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> R. Waldinger, “What makes a good life? Lessons from the longest study on happiness”, 2016, TED, www.ted.com/talks/robert_waldinger_what_makes_a_good_life_lessons_from_the_longest_study_on_happiness</p>
<p><a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Mesnevî-i Nûriye</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2007, s. 58.</p>
<p><a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Şuâlar</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 499–500.</p>
<p><a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> J. Jouret, “Psychology: The Power of Positive Thinking” <a href="https://www.proquest.com/pubidlinkhandler/sng/pubtitle/Lancet+Oncology/$N/46089/DocView/200949176/fulltext/F08CD145C18948F9PQ/5?accountid=188730"><em>Lancet Oncology</em></a>, 2010, 11, 230.</p>
<p><a href="applewebdata://C221BBB1-3BD4-4F79-89B8-CB41A7EF98E9#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> S. D. Fritzsche, “The Power of Positive Thinking”, <a href="https://www.proquest.com/pubidlinkhandler/sng/pubtitle/Plastic+Surgical+Nursing/$N/30787/DocView/1113615612/abstract/F08CD145C18948F9PQ/4?accountid=188730"><em>Plastic Surgical Nursing</em></a><em>; Pitman</em>, 2012, 32, 93.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elektromanyetik Dalgalar</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2022/08/01/etrafimizdaki-gorunmeyen-alem-elektromanyetik-dalgalar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2022 10:29:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=220909</guid>

					<description><![CDATA[Dokunamadığımız, koklayamadığımız, tadamadığımız ve hatta göremediğimiz bir âlem etrafımızı sarmaktadır. Nereye gidersek gidelim, çevremizdedir. Bu âlem olmasaydı, hayatımızdaki birçok şeyden mahrum kalırdık. Televizyon seyredemez, radyo dinleyemez, cep telefonu kullanamazdık. Şu anki iletişim kolaylığını bulamazdık. İlmî araştırmalar yapamaz, uzaya gidemez, başka gezegenlere ulaşamaz, bilimde ve tıpta bu kadar gelişemezdik. Hayatımız için çok önemli olan bu âlem, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Dokunamadığımız, koklayamadığımız, tadamadığımız ve hatta göremediğimiz bir âlem etrafımızı sarmaktadır. Nereye gidersek gidelim, çevremizdedir. Bu âlem olmasaydı, hayatımızdaki birçok şeyden mahrum kalırdık. Televizyon seyredemez, radyo dinleyemez, cep telefonu kullanamazdık. Şu anki iletişim kolaylığını bulamazdık. İlmî araştırmalar yapamaz, uzaya gidemez, başka gezegenlere ulaşamaz, bilimde ve tıpta bu kadar gelişemezdik.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hayatımız için çok önemli olan bu âlem, elektromanyetik dalgalardan oluşur. Bunlar gama ışınları, x ışınları, ultraviyole (morötesi) ışınlar, görünür ışık dalgaları, infrared (kızılötesi) ışınlar, mikrodalgalar ve radyo dalgaları olmak üzere yedi çeşit olup yüklü parçacıkların hızlandırılmasıyla yaratılır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Elektriksel ve manyetik özelliklere sahip bu dalgalar, su dalgalarına benzer. Her ikisi de enerji dalgaları olduğundan enerji iletirler, ancak su dalgalarının aksine elektromanyetik dalgalar, uzay boşluğunda ışık hızında (saniyede yaklaşık 300.000 kilometre) hareket ederler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Elektromanyetik dalgalar yayılmak için hava veya bildiğimiz başka bir ortama ait moleküllere ihtiyaç duymadan uzayda yayılabilirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Elektromanyetik dalgaların hepsi aynı spektrumda olup aralarındaki fark sadece dalga boyları ve frekanslarından kaynaklanmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Radyo dalgaları</strong> en düşük frekansa ve daha uzun dalga boyuna sahipken, gama ışınları en yüksek frekansa ve en kısa dalga boyuna sahiptir. Elektromanyetik dalga ne kadar yüksek frekansa sahipse o kadar fazla enerji taşıyabilir ve gama ışınları gibi, canlılar için zararlı olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Radyo dalgalarının dalga boyu büyük olduğu için bu dalgalar; güneş, yağmur ve bulutların çok fazla tesirinde kalmazlar. Bu yüzden herhangi bir maddî vasıtaya ihtiyaç duymadan, verilerin atmosfere taşınmasına imkân sağlarlar. Radyo dalgalarının taşıdığı enerji çok düşük olduğu için sağlığa zararı yok denecek kadar azdır. Binlerce radyo dalgası mevcuttur: TV, radyo yayınları, polis ve itfaiye radyoları, uydu aktarımları, cep telefonu görüşmeleri, GPS sinyalleri gibi her bir radyo dalgası, farklı bir dalga frekansı kullanır ve bu şekilde birbirinden ayrılır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Daha çok mutfaklarımızdan tanıdığımız<strong> mikrodalgaların</strong> da radyo dalgaları gibi çok geniş kullanım alanları vardır. Radar sistemleri, uydu haberleşmesi, telefon, navigasyon uygulamaları ve mikrodalga fırınlar kullanım alanlarından bazılarıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kızılötesi ışınlar;</strong> hedef tespiti, gözlemleme, gece görüşü, nokta belirleyici takip sistemleri gibi askerî kullanım alanlarının yanında, ısılara ait verimlilik analizi, uzaktan sıcaklık ölçme, kısa mesafeli <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/IrDA">kablosuz iletişim</a>, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Spektroskopi">spektroskopi</a>(karışımlar içindeki maddeleri tanıma) ve <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Meteoroloji">hava tahmini</a> gibi alanlarda da kullanılmaktadır. Kızılötesi ışınların canlılar için de önemi büyüktür. Tabiattaki birçok hayvan kendilerine bahşedilen bu kızılötesi kabiliyetin vesile olduğu gece görüşü sayesinde hayatlarını sürdürmektedir. Aşağıda verilen örneklerdeki hiçbir hayvanda böyle mükemmel bir özelliği kendi kendine icat etme aklı olmadığı gibi, hayatlarını sürdürmede kullandıkları bu nimetin farkında bile değildirler.</p>
<ul>
<li>Piton, boa ve çıngıraklı yılanlar, engerekler gibi gece avlanan yılanların, kızılötesi görüşleri sayesinde karanlıkta ısıyı çok iyi algıladıkları tespit edilmiştir. Genellikle üst ve alt çenelerinin kenarlarında, burun deliği ve göz arasındaki çukurlarda bulunan bu kızılötesi kamera gibi çalışan organlar yardımıyla avlarını vücut sıcaklıklarından bulabilirler.</li>
<li>Tahtakuruları ve sivrisinekler gibi kan emici böceklere de beslenmeleri için kızılötesi görüşe ait alıcı sinir hücreleri verildiğinden, insanın vücut ısısını görüntü gibi algılarlar, ayrıca insanların ve diğer hayvanların nefes verirken çıkardıkları karbondioksit (CO<sub>2</sub>) gazını imza gibi tanırlar.</li>
<li>Japon balığı, somon balığı, pirana ve çiklit gibi bazı balık türleri kızılötesi ışığı görebilir. Somon ve diğer bazı tatlı su balıklarına da bulanık sularda gezinmeleri ve avlanmaları için, kızılötesi görmeyi aktifleştiren ve görme sistemine dönüştüren bir enzim verilmiştir.</li>
<li>Kızılötesi görüşe sahip olan bazı kurbağa türlerinin de su yüzeyinin hem üstünü hem de altını görebilecek şekilde uyum yapabilen gözleri vardır.</li>
<li>Çoğu gece hayvanı karanlıkta iyi görme kabiliyetine sahip olarak yaratılmıştır. Bu sayede avlarına gizlice yaklaşmaları mümkün olur. Baykuşlar, mükemmel gece görüş yetenekleriyle karanlıktaki farenin çıkardığı vücut ısısını algılayarak avlanır.</li>
<li>Orta Asya’da yaşayan kar leoparı gibi büyük kedilerin de iyi bir gece görüşü vardır. Koyun ve dağ sıçanı gibi daha büyük hayvanları alacakaranlıkta veya şafakta avlarlar.<a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_edn1" name="_ednref1"><sup>[1]</sup></a></li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">İnsan gözü elektromanyetik spektrumda sadece <strong>görünür ışık dalgalarını</strong> görebilir. Elektromanyetik dalgalar, üzerine düştüğü moleküller ile etkileştiği için nesneler renkli görünür. Görünür spektrumdaki bazı dalgalar yansıtılır, bazıları ise emilir. Nesnenin rengi, yansıtılan dalganın boyuna göre algılanır. Elektromanyetik dalgalar yapraktaki klorofil molekülleri ile etkileşirler. Böylece gözlerimiz yeşil renkteki klorofil molekülünün yansıttığı elektromanyetik dalgayı görür.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ultraviyole (morötesi) ışınların</strong> en büyük kaynağı Güneş’tir. Güneş’ten de UV-A, UV-B ve UV-C şeklinde üç farklı ultraviyole ışın yayılır. Atmosferin absorbe etmediği ve yeryüzüne ulaşan ışığın %85–90’ı da UV-A ışınıdır. Ultraviyole B ışınları biraz daha zararlı olmakla birlikte %90–95’i daha dünyaya ulaşmadan atmosfer tarafından emilerek zararsız hâle getirilir. En tehlikeli olan yani kansere sebep olabilen Ultraviyole C ışınları ise atmosfer tarafından hemen hemen tamamen emilmektedir. UV radyasyonu, endüstriyel işlemlerde, tıbbî ve dişçilik uygulamalarında bakterileri öldürmek, floresan etkileri oluşturmak, fototerapi (ışık tedavisi) ve bronzlaşma gibi maksatlar için yaygın olarak kullanılmaktadır.<a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_edn2" name="_ednref2"><sup>[2]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlar kırmızı, mavi ve sarı renklerin tonlarını görmede oldukça iyidir, ancak arılardan ren geyiklerine kadar farklı hayvanlar için görüş alanı çok daha geniştir. Bu hayvanlar, morötesi ışınları rahatlıkla ayırt edebilirler ve tamamen bizden farklı, daha renkli bir dünya görürler:</p>
<ul>
<li>Kelebeklerin bütün hayvanlar arasında en geniş görüş spektrumuna sahip olduğu düşünülmektedir. Kelebekler, daha sağlıklı eşler bulmak için ultraviyole işaretleri kullanabilir. Ultraviyole desenler ayrıca belirli kelebek türlerinin yırtıcı hayvanlara benzer görünmesine yardımcı olarak bir nevi kamuflaj özelliği sergiler. Bazı kelebeklerin üzerindeki morötesi lekeler, uçuş sırasında titreşecek şekilde yanardönerdir. Bu titremenin kelebek davranışı ve iletişiminde önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir.<a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_edn3" name="_ednref3"><sup>[3]</sup></a></li>
<li>Güvercinlerin renk tonlarını ayırt etmede dikkate değer hünerleri vardır. Metrenin sadece birkaç milyarda biri kadar farklılık gösteren dalga boylarını hissedebilmek için nasıl bir donanıma sahip olduklarını düşünebilirsiniz.<a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_edn4" name="_ednref4"><sup>[4]</sup></a></li>
<li>Arılar, bir çiçeğin nektar salgısının ne kadar tatlı olduğunu hissedebilmelerine yardımcı olan ultraviyole ışınları görme kabiliyetine sahiptir.</li>
<li>Kara gözlü suzan çiçeğinin yaprakları insanlara sarı gibi görünür, ancak UV işaretleri, onları arıları cezbeden boğa gözü benzeri bir desende gösterir.</li>
<li>Ren geyiği, yedikleri likenleri tespit etmek için ultraviyole ışığı algılayacak bir özelliğe sahiptir. Ayrıca karda yürürken yırtıcıların UV’yi yansıtan fakat diğer ışınları emen idrarını da kolayca tespit edebilirler.</li>
<li>Mavi kuzgun(<em>Coracias garrulus) </em>kuşu, yavrularının ne kadar besine ihtiyaç duyduğunu, yavruların yansıttığı UV ışınlarını kullanarak karar verir. Daha ağır yavruların alınları, zayıflara göre daha az UV yansıtır.<a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_edn5" name="_ednref5"><sup>[5]</sup></a></li>
<li>Bazı kuş türleri, erkekleri ve dişileri ayırt etmek için UV işaretleri kullanır. Ultraviyole ışık altında, erkek ve dişilerinin tüyleri arasında renk farkları oluşmaktadır.</li>
<li>Sockeye somonu, yiyecekleri görmek için ultraviyole algısını kullanır.</li>
<li>Akrepler ultraviyole ışık altında parlar, ancak bilim insanları bunun sebebini bilmemektedirler.</li>
<li>Köpekler ve kediler de elektromanyetik spektrumun UV kısmını görebilirler. Bu hayvanlar zaman zaman çok garip davranışlar gösterebilir.</li>
<li>Kirpilerin de UV kullanarak görebildikleri ispatlanmıştır. Bu özelliğin; geceleri gezinmelerine, yiyeceklerini bulmalarına ve potansiyel düşmanlarından kaçarak korunmalarına yardımcı olduğu düşünülmektedir.</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;"><strong>X-ışınlarından</strong> tıp alanında vücudun çoğu bölgesini incelemek için istifade edilir. Genellikle kemiklere ve eklemlere bakmak için x ışınlarından yararlanılır. Bu ışınlar, iç organlar gibi yumuşak dokulara da tesir edebilen hastalıkların teşhisinde bile kullanılabilir.<a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_edn6" name="_ednref6"><sup>[6]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gama ışınları</strong> atom çekirdeğinin radyoaktif bozulmasından sonra ortaya çıkar. Genelde uzayda gerçekleşen atom çekirdeğine ait reaksiyonlar sonucunda üretilirler. Nötron yıldızları ve pulsarlar, süpernova patlamaları ve kara deliklerin etrafındaki bölgeler gibi kâinattaki en sıcak ve en enerjik nesneler gama radyasyonu yayarlar. Dünyada mârûz kaldığımız zararlı gama dalgaları çoğunlukla nükleer patlamalar, yıldırımlar ve radyoaktif bozulmalardan ortaya çıkar.<a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_edn7" name="_ednref7"><sup>[7]</sup></a> Sahip oldukları yüksek enerji seviyesi sebebiyle canlılara ölümcül derecede zarar verebilirler. Gama ışınları tıpta kanserli hücreleri öldürmede (radyoterapi), endüstride (sterilizasyon ve dezenfeksiyon) ve nükleer endüstride (özellikle enerji üretimi) kullanılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Odanızda TV seyrederken görünür ışık dalgalarının yanında cep telefonundan yayılan mikrodalgalar ve yakındaki bir istasyondan yayın yapan radyo dalgaları vardır. Komşularınızın kablosuz internet bağlantısından gelen dalgalar ve GPS sinyallerini ileten dalgalar da mevcuttur. Bu dalgaların hiçbiri diğerini etkilemez ve kendilerine verilen görevleri, ilahî bir emre itaat ederek kusursuz bir şekilde yerine getirirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Farklı kaynaklardan gelen farklı dalgalara ait veriler, bilim insanları için parmak izleri gibidir. Toplanan veriler, bir nesnenin kimyevî terkibini tanımlamak, sıcaklık ve yoğunluk gibi fizikî özelliklerini belirlemek için kullanılır. Uzay teleskopları; galaksiler ve gök cisimleri tarafından yayılan elektromanyetik dalgaların frekansını ve dalga boyunu tespit eder. Bu sayede bilim insanları gezegenlerde ve uzak galaksilerde su ve organik moleküllerin varlığını tahmin ederler. Uzayın sadece boşluktan ibaret olmadığını, bu zaviyeden bakarsak bütün gök cisimlerinin elektromanyetik dalgalar denizi içinde yüzdüğünü söyleyebiliriz. Ancak bu dalgalar hakkında son sözü söylemek kolay değildir. Bilemediğimiz faydaları veya zararları ortaya çıkabilir. Bununla beraber iyi incelenir ve tefekkür edilirse elektromanyetik dalgaların Allah tarafından bahşedilen harika bir hediye oldukları görülür. Hayvanların yön bulmasında, avlanmasında, görme kabiliyetinde ve düşmanlardan korunma gibi birçok hayatî faaliyetinde önemi olan elektromanyetik dalgaların olmadığı bir dünyada birçok canlı türü hayatını sürdüremeyeceği için belki ekosistemin dengesinin bozulması bile mukadder olabilecekti. Bütün bunlardan sonra Rahman sûresinde tekrar edilen şu âyet-i kerimeyi hatırlamamak mümkün müdür? “<em>O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini inkâr edebilirsiniz</em>?”</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> “Animals with Good Night Vision”, sciencing.com/animals-good-night-vision-8100479.html</p>
<p><a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> “Ultraviolet Radiation: OSH Answers”, www.ccohs.ca/oshanswers/phys_agents/ultravioletradiation.html</p>
<p><a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> “6 Animals That Can See or Glow in Ultraviolet Light”, www.theatlantic.com/technology/archive/2011/08/6-animals-that-can-see-or-glow-in-ultraviolet-light/243634/</p>
<p><a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> “4 Ways Animals Sense a World Invisible to Humans”, www.treehugger.com/ways-animals-sense-world-invisible-humans-4857845</p>
<p><a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> “9 Animals That Can Actually See in UV”, interestingengineering.com/9-animals-that-can-actually-see-in-uv</p>
<p><a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> “X-ray – NHS”, www.nhs.uk/conditions/x-ray/</p>
<p><a href="applewebdata://EF8F7225-5FCA-4A0F-A9D6-59EE878D7A06#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> “Gamma Rays”, science.nasa.gov/ems/12_gammarays</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneş Sistemindeki Gezegenlerin Dizilişi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2022/06/01/gunes-sistemindeki-gezegenlerin-dizilisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2022 16:06:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=220335</guid>

					<description><![CDATA[Dünyamız başta insan olmak üzere, milyonlarca canlı türüne ev sahipliği yapan bir gezegendir. Birçok gök cisminin dünyamızla birlikte oluşturduğu sisteme “Güneş Sistemi” denir. Güneş Sistemi, merkezde Güneş’in bulunduğu, gezegenler, düzinelerce uydu, milyonlarca asteroit, kuyruklu yıldız ve göktaşından meydana gelir. Referans noktası olarak Güneş alınırsa, bu gezegenler ve diğer gök cisimleri Güneş’in etrafında dönerler. Güneş ayrıca, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Dünyamız başta insan olmak üzere, milyonlarca canlı türüne ev sahipliği yapan bir gezegendir. Birçok gök cisminin dünyamızla birlikte oluşturduğu sisteme “Güneş Sistemi” denir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Güneş Sistemi, merkezde Güneş’in bulunduğu, gezegenler, düzinelerce uydu, milyonlarca asteroit, kuyruklu yıldız ve göktaşından meydana gelir. Referans noktası olarak Güneş alınırsa, bu gezegenler ve diğer gök cisimleri Güneş’in etrafında dönerler. Güneş ayrıca, etrafındaki cisimlerle Samanyolu galaksisinin etrafında döner. Bu hareket modeline “sarmal model” denir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Güneş Sistemi’ndeki gezegenler Güneş’e yakınlık sırasına göre Merkür, Venüs, Dünya, Mars (<em>terrestrial</em> [kara hâlindeki] gezegenler), Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün (<em>jovian</em> [gaz hâlindeki] gezegenler) ve cüce gezegen olarak kabul edilen Plüton’dur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Terrestrial gezegenler Güneş’e daha yakındır. Jovian gezegenlerden daha küçük ve daha yoğundurlar. Kayalık yüzeyleri vardır ve çekirdekleri erimiş durumdadır. Venüs, Dünya ve Mars’ın atmosferleri vardır. Merkür’ün bir atmosferi yoktur, çünkü yüzey yer çekimi atmosferik gazları tutmak için yeterli değildir. Merkür, Güneş’e en yakın gezegendir; ancak Venüs’ün yoğun atmosferi, ortalama yüzey sıcaklığının Merkür’ünkinden daha yüksek olmasına yol açar (sera etkisi). Bu sebeple Venüs, güneş sistemindeki en sıcak gezegendir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Jovian gezegenler, terrestrial gezegenlerden daha büyüktür. Gaz hâlindedirler, yoğunlukları düşüktür ve kayalık yüzeyleri yoktur. Küçük, sıvı ve katı bir çekirdeğe sahiptirler. Atmosferleri terrestrial gezegenlerle aynı elementlerden oluşur. Satürn’ün yoğunluğu santimetreküp başına 0,687 gramdır. Bu da onu Güneş Sistemindeki sudan daha az yoğun olan tek gezegen yapar. Neptün ve Uranüs, Güneş sisteminin en soğuk, buz devi gezegenleridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Plüton küçük ve soluktur, gözlemlenmesi çok zordur. Buzlu ve kayalıklıdır; ince bir atmosfere ve çok düşük yer çekimine sahiptir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Görüldüğü gibi Güneş Sistemindeki her bir gezegen, bir teoriye göre hepsi aynı yıldızdan, yani Güneş’ten kopmuş olmalarına rağmen, âdeta ayrı bir âlemdir. Rabbimizin muhteşem sanatını bu devasa kütlelerde de açıkça görmekteyiz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Güneş Sistemindeki en büyük nesne olan Güneş, bu sistemin merkezinde bulunur ve sistemin toplam kütlesinin %99,86’sını oluşturur. Geriye kalan %0,14’lük kütle, diğer gök cisimlerine (gezegenler, asteroitler, uydular, gök taşları vb.) aittir. Güneş, Dünya’nın yaklaşık 333.000 katı ağırlığındadır. O kadar büyüktür ki içine yaklaşık 1,3 milyon Dünya sığabilir.<a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Ancak Güneş, Samanyolu Galaksisindeki yüz milyarlarca yıldız arasında orta büyüklükte bir yıldızdır. Güneş Sistemindeki %99,86 kütlenin Güneş’e ait olması gibi, atomun kütlesinin %99,9’u da atomun çekirdeğine aittir. Geriye kalan %0,1’lik kütle, atom çekirdeğinin etrafında dolaşan elektronlarındır. Makro âlem ve mikro âlemin birbirlerine olan bu muhteşem benzerliği, hepsinin bir elden çıktığının açık bir göstergesidir. Sineğin kanadındaki gözle görülemeyecek kadar küçük atomu kim yaratmışsa, muazzam galaksileri de O yaratmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Güneş’in kütlesi, Ay’ın kütlesinden yaklaşık 27 milyon kat daha fazladır.<a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Tam güneş tutulması sırasında Ay, Dünya ile Güneş arasından geçer. Bu sırada Güneş’in ışığı, Ay tarafından engellenir. Ay’ın çapı Güneş’in çapından yaklaşık 400 kat daha küçüktür ve Dünya’ya Güneş’ten yaklaşık 400 kat daha yakındır.<a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Ay’ın böyle mükemmel bir noktaya yerleştirilmesi, tam güneş tutulması sırasında Güneş’in ışıklarını tamamen engellemesine sebep olur. Kütlece kendisinden 27 milyon kat küçük bir gök cisminin Güneş’in ışıklarını tam olarak engelleyecek şekilde ince hesaplarla yerleştirilmesi, bu olayın bir tesadüf sonucu olmadığını göstermektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Evet, bir bahr-i müsebbih olan şu semavatın kelimat-ı tesbihiyesi güneşler, aylar (uydular), yıldızlar olduğu gibi; bir tayr-ı müsebbih ve hamit olan şu zeminin dahi elfaz-ı tahmidiyesi hayvanlar, nebatlar ve ağaçlardır</em>.”<a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Dünyadaki hayvanlar, bitkiler ve ağaçlar kendi vazifelerini yaparak, balıklar denizde yüzerek kendi lisanlarıyla Allah’ı (celle celâluhu) tesbih eder. Tesbih taneleri gibi dizilmiş gök cisimleri de belli yörüngelerde dönerek, yani uzay denizinde yüzerek Rabbimizi tesbih etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Allah’ın sonsuz ilim, kudret ve iradesiyle Güneş, Dünya’yı ısıtır; onu ve diğer gezegenleri çekim alanında tutar; gece, gündüz ve mevsimlerin oluşmasına vesile olur. Diğer gök cisimleri gibi Güneş de kendisine verilen vazifeyi yaparak Allah’ı tesbih etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şu âyet de bu hakikate dikkat çeker: “<em>Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı sizin hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emrine boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.</em>” (Nahl, 16/12).</p>
<p style="font-weight: 400;">Evrendeki mesafeler ve boyutlar o kadar büyüktür ki gök bilimciler uzaydaki mesafeleri tanımlamak için özel ölçü birimleri kullanırlar. Uzay için ortak ölçüm birimleri arasında astronomik birim (AU), ışık yılı ve “parsek” bulunur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Astronomik birim, Dünya’nın Güneş’e olan ortalama mesafesidir. Dünya’nın yörüngesi eliptiktir ve Güneş tam olarak merkezinde değildir. Yarı ana eksen boyunca Dünya ile Güneş arasındaki minimum mesafe yaklaşık 147 milyon km ve maksimum mesafe yaklaşık 152 milyon km’dir. Bu mesafelerin ortalaması 1 AU olarak adlandırılır ve yaklaşık 149,6 milyon km’dir.<a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir ışık yılı, ışığın uzayda bir yılda kat edebileceği mesafedir ve 9,46 trilyon km’dir. Işığın boşluktaki hızı saniyede yaklaşık 300.000 kilometredir (299.792,458 km/s). 1 parsek takriben 3,26 ışık yılıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gezegenlerin Güneş’ten uzaklıkları rastgele değildir; “Bode dizisi” adı verilen matematiksel bir dizinin takip edildiği görülmektedir. Bu dizi, ilk olarak 1766’da Alman gök bilimci Johann Daniel Titius (1729–1796) tarafından duyuruldu. Johann Elert Bode (1747–1826) tarafından 1772’de popüler hâle getirilen ve o zamanlar bilinen altı gezegenin Güneş’e olan uzaklıklarıyla eşleşen bu dizi, o tarihte astronomi camiası arasında meşhur oldu.<a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> Gezegenlerin dizilişinin, bu diziye oldukça uygun olduğu görüldü. 1781’de Uranüs’ün keşfedilmesiyle Bode dizisi daha çok önem kazandı. Çünkü Uranüs’ün Güneş’ten uzaklığı bu diziye uyuyordu. Bode’un gezegenlerin Güneş’ten uzaklıklarına göre dizilimini matematiksel olarak açıklamak maksadıyla ortaya çıkardığı bu dizi, 0’dan başlar, ardından 3 gelir ve sonra gelen her ardışık sayı bir öncekinin iki katıdır:</p>
<p style="font-weight: 400;">0;    3;    6;    12;    24;    48;    96;    192;    384; …</p>
<p style="font-weight: 400;">Gezegenlerin Güneş’e olan gerçek uzaklıkları:</p>
<table style="font-weight: 400;">
<tbody>
<tr>
<td width="77">Merkür</td>
<td width="77">Venüs</td>
<td width="77">Dünya</td>
<td width="77">Mars</td>
<td width="77">Jüpiter</td>
<td width="77">Satürn</td>
<td width="77">Uranüs</td>
<td width="77">Neptün</td>
<td width="77">Plüton</td>
</tr>
<tr>
<td width="77">0,387 AU</td>
<td width="77">0,723 AU</td>
<td width="77">1 AU</td>
<td width="77">1,524 AU</td>
<td width="77">5,203 AU</td>
<td width="77">9,539 AU</td>
<td width="77">19,18 AU</td>
<td width="77">30,06 AU</td>
<td width="77">39,52 AU</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="font-weight: 400;">Bode bu sayı dizisini gezegenlerin dizilişine uyarlamak maksadıyla sayılara önce 4 ekleyip sonra 10’a bölmüştür. Bode tarafından yapılan bu değişiklikler, ana dizilime zarar vermemektedir. Buna göre Bode dizilimindeki sayılara 4 eklersek:</p>
<p style="font-weight: 400;">0+4=4;    3+4=7;    6+4=10;    12+4=16;    24+4=28;    48+4=52;    96+4=100;    192+4=196;    384+4=388</p>
<p style="font-weight: 400;">Daha sonra üstteki işlemlerin sonucundaki sayılar 10’a bölünürse:</p>
<p style="font-weight: 400;">0,4;    0,7;    1;    1,6;    2,8;    5,2;    10;    19,6;    38,8 (AU)     bulunur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gezegenlerin Güneş’ten uzaklıklarına tekrar bakarsak, yukarıda yapılan basit matematiksel işlemlerden sonra mesafeler Bode sayı dizisine çok benzer:</p>
<table style="font-weight: 400;">
<tbody>
<tr>
<td width="81"></td>
<td width="69">Merkür</td>
<td width="60">Venüs</td>
<td width="56">Dünya</td>
<td width="57">Mars</td>
<td width="56"><strong>Ceres</strong></td>
<td width="62">Jüpiter</td>
<td width="62">Satürn</td>
<td width="65">Uranüs</td>
<td width="71">Neptün</td>
<td width="57">Plüton</td>
</tr>
<tr>
<td width="81">Güneş’ten gerçek uzaklıklar</td>
<td width="69">0,387 AU</td>
<td width="60">0,723 AU</td>
<td width="56">1 AU</td>
<td width="57">1,524 AU</td>
<td width="56"><strong>2,7 AU</strong></td>
<td width="62">5,203 AU</td>
<td width="62">9,539 AU</td>
<td width="65">19,18 AU</td>
<td width="71">30,06 AU</td>
<td width="57">39,52 AU</td>
</tr>
<tr>
<td width="81">Bode Dizilimi</td>
<td width="69">0,4</td>
<td width="60">0,7</td>
<td width="56">1</td>
<td width="57">1,6</td>
<td width="56">2,8</td>
<td width="62">5,2</td>
<td width="62">10</td>
<td width="65">19,6</td>
<td width="71"></td>
<td width="57">38,8</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="font-weight: 400;">Bu diziye göre, Güneş’ten 2,8 AU mesafede, bildiğimiz gezegenlerden biri yoktur. Güneş sistemindeki 2,2 AU ile 3,2 AU arasındaki bu noktaya baktığımızda, bir asteroit kuşağının bulunduğunu görürüz. Bode kanunu, Mars ve Jüpiter arasında dönen bir gezegen arayışı sonucunda asteroidlerin keşfine vesile olan bir sayı dizisidir. Güneş’ten 2,7 AU uzaklıkta, en büyük astronomik nesne Ceres’tir. Ceres, Mars ve Jüpiter’in yörüngeleri arasında, ana asteroit kuşağındaki en büyük gök cismidir. Ceres’in genişliği Ay’ın yarısı kadar olmakla birlikte kütlesi Ay’ın kütlesinin %1’i kadardır, yani yoğunluğu çok düşüktür. Kendi yer çekimi sebebiyle yuvarlak bir şekle sahip, Güneş Sistemindeki en büyük asteroittir. Birçok astronomik kaynakta Ceres cüce gezegen olarak da kabul edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Neptün, Güneş’ten uzaklığı Bode dizisine uymayan tek gezegendir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Görüldüğü gibi, gezegenler Güneş’in etrafında rastgele sıralanmamıştır. Bu gezegenlerin özel bir matematiksel dizilime göre yerleştirilmesi tesadüf değildir. Dev kütlelerin uzayda hareketleri ve yörüngelerinden sapmadan dolaşmaları, mutlak bir emre itaat ettiklerini göstermektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> “<a href="https://coolcosmos.ipac.caltech.edu/ask/5-How-large-is-the-Sun-compared-to-Earth-">How large is the Sun compared to Earth?”</a>, coolcosmos.ipac.caltech.edu/ask/5-How-large-is-the-Sun-compared-to-Earth-</p>
<p><a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> “Currents: NOAA&#8217;s National Ocean Service Education”, oceanservice.noaa.gov/education/tutorial_currents/welcome.html</p>
<p><a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> “Coincidence that sun and moon seem same size?”, earthsky.org/space/coincidence-that-sun-and-moon-seem-same-size/</p>
<p><a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Bediüzzaman Said Nursî, <em>Sözler</em>, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 175.</p>
<p><a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> “Solar System Math”, www.nasa.gov/pdf/622144main_SSML1Stdnt.pdf</p>
<p><a href="applewebdata://2A765CC2-BD47-4B17-88D9-08A4B7250C52#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> “Bode&#8217;s law”, www.oxfordreference.com/view/10.1093/oi/authority.20110803095514752</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeryüzüne İndirilen Rahmet Damlaları</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2021/09/01/yeryuzune-indirilen-rahmet-damlalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 12:00:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://34.207.235.27/?p=179809</guid>

					<description><![CDATA[Her yıl dünya üzerinde, %86’sı okyanuslardan ve denizlerden olmak üzere, ortalama 577.000 km3 su buharlaşır, başka bir ifadeyle her yıl yeryüzünde Karadeniz’deki su miktarı kadar buharlaşma olur. Okyanus ve denizlerdeki su, buharlaşma sırasında tuzu ve yabancı maddeleri bırakarak yükselir. Buharlaşan bu suyun %10’u, rüzgârlar vasıtasıyla bulutlar hâlinde karalara taşınır.[1] Allah’ın (celle celâluhu) rahmetinin bir tecellisi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl dünya üzerinde, %86’sı okyanuslardan ve denizlerden olmak üzere, ortalama 577.000 km<sup>3</sup> su buharlaşır, başka bir ifadeyle her yıl yeryüzünde Karadeniz’deki su miktarı kadar buharlaşma olur. Okyanus ve denizlerdeki su, buharlaşma sırasında tuzu ve yabancı maddeleri bırakarak yükselir. Buharlaşan bu suyun %10’u, rüzgârlar vasıtasıyla bulutlar hâlinde karalara taşınır.<a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> Allah’ın (celle celâluhu) rahmetinin bir tecellisi olarak, tuzlarından arındırılıp yeryüzüne gönderilen su, canlıların istifadesine sunulur.</p>
<p>Yeryüzüne indirilen su miktarı Rabbimizin takdir ettiği ölçülere göredir: “Gökten, bir ölçüye göre su indiren de O’dur. Biz onunla ölü bir ülkeye hayat veririz. İşte siz de mezarlarınızdan öyle çıkarılacaksınız.” (Zuhruf, 43/11).</p>
<p>Yeryüzünden buharlaşan su miktarı ve yeryüzüne düşen yağış miktarı sabittir. Azalma ve çoğalma olmaz. Sabit bir su döngüsü vardır. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Hiçbir yıl başka bir yıldan daha yağışlı değildir.”<a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_edn2" name="_ednref2">[2]</a>buyurmuştur. Bu hadisten de her sene yeryüzünde aynı miktarda yağış olduğu sonucu çıkarılabilir. Ancak nereye ne miktarda yağacağı sadece Allah’ın tasarrufundadır; bazı yerlere az, bazı yerlere çok yağdırır.</p>
<p>Atmosfer dünya etrafında suyun hareket etmesini sağlayan mükemmel bir ortamdır. Herhangi bir zamanda atmosferde bulunan su hacmi yaklaşık 12.900 km<sup>3</sup>’tür. Çok ağır kütleler semada gezerler. 1 km<sup>3</sup> hacmindeki ortalama bir bulutta yaklaşık 550 ton su vardır.<a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Yağmur bir anda tepemizden aşağı dökülmez. Yağmur taneleri ağırlaşıp yere düşene kadar gökyüzünde bulutlar hâlinde dolaşırlar: <strong>“Allah o azamet sahibidir ki rüzgarları gönderir, rüzgarlar bulutları kaldırır. Sonra o bulutları gökte dilediği gibi yayar ve parça parça dağıtır. Bir de bakarsın ki aralarından yağmur akıp duruyor! Derken onu kullarından dilediklerine ulaştırınca, derhal yüzleri gülüverir.”</strong> <strong>(Rum, 30/48).</strong></p>
<p>Yağmur bulutları, genellikle 1200 ile 2000 metre arasındaki yüksekliklerde bulunurlar. Bu bulutlar en çok su taşıyan bulutlardır. Bunun yanında, 7000 metre yükseklikte de yağmur bulutları bulunabilir.<a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<p>Yeryüzünden buharlaşan su, toz zerrecikleri ya da elektrik yüklü partiküllerin üzerine tutunarak çapı 1 ile 50 mikron (1 mikron milimetrenin binde biridir) arasında değişen damlacıklar hâlinde yükselir.<a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> Gözle görülemeyecek kadar küçük bu damlacıklar havada kolayca asılı kalabilir.</p>
<p>Bulutlar, rüzgârın ve hava basıncının vesilesiyle saniyede 1 ile 10 metre arasında bir hızla yukarı doğru hareket ederken su damlacıkları da bulutlarla beraber kolayca yukarı doğru çıkar. Bir su damlacığı yükseldikçe diğer damlacıklarla birleşerek büyüklüğü ve ağırlığı artar. Ağırlığı arttıkça yükselme hızı yavaşlar. Belli bir süre sonra havadaki partiküller su damlasını taşıyamayacak hâle gelir ve damla yeryüzüne doğru düşmeye başlar. Su damlacığı artık bir yağmur damlasıdır. Düşerken diğer küçük yağmur damlalarıyla çarpışıp büyümeye ve ağırlaşmaya devam eder. Ağırlığına bağlı olarak hızı da gittikçe artar. Aynı büyüklükteki damlalar havada eşit olarak ivmelendikleri ve aynı yönde hareket ettikleri için düşerken aralarındaki mesafe kapanmaz ve birbirleri ile çarpışmazlar.<a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></p>
<p>Yağmur damlası, suyun yüzey gerilimi sebebiyle küre şeklindedir. Yüzeyde bulunan su molekülleri iç taraftaki moleküller tarafından çekilir. Bu da yüzeyde bir gerilime sebep olur ve yüzeyin en az alana sahip olmasını sağlar. Yüzey alanı en küçük şekil ise küredir.</p>
<p>Ortalama bir yağmur damlası yaratılırken 1 milyon su damlacığı birleştirilir. Damlanın yarıçapı 4 milimetreyi geçtiği zaman, hava sürtünmesinin etkisiyle küre hâlinde olan şekli bozulmaya başlar ve alttan şişkin bir şekil alır. Sonunda damla, havada parçalanarak küçük damlacıklara ayrılır. Bu parçalanmanın sebebi, düşüş esnasında, yağmur damlasının alt tarafındaki hava akımının üst tarafındaki akımdan fazla olmasıdır. Dolayısıyla alttaki havanın basıncı, üstteki basınçtan fazla olacağı için damla ikiye bölünür. Böylece damla hafifler, hızı ve ivmesi (birim zamandaki hız değişimi) azalır. Bu süreç damla yere inene kadar tekrar eder. Yere inen bir yağmur damlasının çapı 5 milimetreyi geçemez.<a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_edn7" name="_ednref7">[7]</a> Hava sürtünmeli bir ortamda maddenin düşüş hızı, kütlesine ve şekline bağlıdır. Kütlesi büyük maddeler, daha yüksek hızlara ulaşabilirler. Yağmur damlasının yere ulaştığında çapının 5 milimetreyi geçmemesi, bir rahmet tecellisidir.</p>
<p>Havasız bir ortamda düşen bir cismin düşüş yüksekliği arttıkça hızı da artar. Havasız ortamda düşen cismin hızı kütlesine bağlı değildir. Böyle bir ortam farz ettiğimizde, aynı yükseklikten düşen bir yağmur damlası ile bir demir bilye yere çarptıklarında aynı etkiyi yapar. Mesela 1200 metre yükseklikten, havasız ortamda düşen bir yağmur damlası, saatte 552 kilometre, 7000 metre yükseklikten düşen bir damla ise saatte 1334 kilometre hızla yere çarpacaktı.</p>
<p>Rabbimiz atmosferi belirli oranlarda gazlarla doldurarak canlıların yaşaması için elverişli bir ortam hazırlamıştır. Hava sürtünmesi de ayrı bir rahmet tecellisidir. Atmosferin üst seviyelerinden yeryüzüne düşen cisimlerin hızı, belli bir süre sonra hava molekülleriyle sürtünmesi sonucu yavaşlar. Yağmur damlaları için takdir edilen şekil, yeryüzüne düşerken havayla sürtünmelerini artırır. Böylece bize zarar vermeden yeryüzüne ulaşırlar.</p>
<p>Çok yüksekten düşen bir cismin şekline ve kütlesine bağlı olarak, düşüş sırasında belli bir mesafeden sonra cismin üzerine etki eden kuvvetler (havanın direnç kuvveti ve cismin ağırlığı) birbirlerini sıfırlar ve cismin hızı sabitlenir. Bu noktadan sonra cisim, sabit bir hızla düşmeye devam eder. Bu hıza “limit hız” denir.</p>
<p>Yağmur damlası çok büyük olursa, yani çapı 5 milimetreye erişirse, hızı saatte 36 kilometreye kadar çıkmaktadır. Bu da zararsız bir hızdır. Yağmur damlaları, düştükleri yüksekliğe ve büyüklüklerine göre, yeryüzüne iki ile yedi dakika arasında ulaşırlar.<a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_edn8" name="_ednref8">[8]</a></p>
<p>Yağmur damlaları yere düşerken ısınmaz. Katı maddeler gibi yağmur damlaları da havadaki sürtünmenin etkisiyle yere düşerken ısınsaydı, üzerimize düşen damlalar bizi yakardı. Yağmur damlası sıvı olduğu için, yere düşerken hava sürtünmesiyle artan ısısı, damlanın yüzeyinin buharlaşmasına ve boyutunun küçülmesine sebep olur. Buharlaşma damlanın yüzeyinde soğumaya sebep olur. Sonuçta damlalar bizi yakmaz, serinletir.</p>
<p>Denizlerin yüzeyinden buharlaşarak bulutlara ulaşan damlacıklardan bazıları, toprak için besin maddeleri içerir. Deniz yüzeyinin mikro katmanı denilen ve milimetrenin 10’da birinden daha ince olan zarda, mikroorganizmaların bozulmasıyla ortaya çıkan pek çok organik artık vardır. Bu organik besin maddeleri, buharlaşan damlacıklar vasıtasıyla yukarıya taşınırlar ve daha sonra yeryüzüne ulaştırılırlar. Yeryüzündeki bitkiler, yetişmeleri için ihtiyaç duydukları besin elementlerini işte bu yağmur damlalarında bulurlar. Verimsiz bir toprak, yalnızca yağmur aracılığıyla gelen bu besinlerle bile, bitkiler için gereken elementleri kazanabilir. Ormanlar da bu şekilde gelişir ve beslenirler. Bu yolla, her yıl kara parçalarına 150 milyon ton besin maddesi düşmektedir. Bu faaliyet takdir edilmeseydi, dünya üzerinde çok daha az bitki olacak, belki de hayat dengesi bozulacaktı.<a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p><strong>“Görmedin mi ki Allah gökten yağmur indirir de yer yemyeşil oluverir. Allah latiftir, habirdir (lütfu boldur, her şeyden haberdardır).” (Hac, 22/63).</strong></p>
<p>Yağmur rahmettir, berekettir, hayattır. Yeryüzüne düşen her bir yağmur damlası, hayata hizmet eder. Tek bir yağmur damlası bile mikroorganizmalar için büyük bir âlemdir. Yağmurun gönderilmesiyle bitkiler yeşerir ve böylece dünyada yaşayan canlıların rızıkları ihsan edilir. Su hayatın devamı için çok önemli bir unsurdur. Yağmurun yağması da Rabbimizin rahmetinin en önemli işaretlerinden biridir.</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> GRID-Arendal (UN Environment Programme), www.grida.no/resources/5623</p>
<p><a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> El-Hâkim, <em>El-Müstedrek</em>, 2/437; Et-Taberî, <em>El-Câmiu’l-Beyan</em>, 19/22; Beyhakî, <em>Es-Sünenü’l-Kübrâ</em>, 3/363.</p>
<p><a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> “How much does a cloud weigh”, www.usgs.gov/special-topic/water-science-school/science/how-much-does-a-cloud-weigh</p>
<p><a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> “Cloud”, en.wikipedia.org/wiki/Cloud</p>
<p><a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> “Raindrops are Different Sizes”, www.usgs.gov/special-topic/water-science-school/science/raindrops-are-different-sizes</p>
<p><a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> “Rain”, en.wikipedia.org/wiki/Rain</p>
<p><a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> “The Real Raindrop Shape Is Not a Teardrop”, sciencenotes.org/the-real-raindrop-shape-is-not-a-teardrop/</p>
<p><a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> “Global Precipitation Measurement”, gpm.nasa.gov/resources/faq/how-fast-do-raindrops-fall</p>
<p><a href="applewebdata://BD09AB36-753A-4713-A38D-4E532E53018C#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Kasım Yenigün ve M. İrfan Yeşilnacar, “Su Damlasında Bilim ve Din”, <em>Katre</em> (İktisat Sayısı), İstanbul: İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Yayınları, 2017/3, dergipark.org.tr/tr/download/article-file/309714</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
