<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yusuf Metin &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<atom:link href="https://caglayandergisi.com/yazar/yusuf-metin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<description>Aylık İlim ve Kültür Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Mar 2025 06:59:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://caglayandergisi.com/wp-content/uploads/2017/03/16x16Mavi-1.png</url>
	<title>Yusuf Metin &#8211; Çağlayan Dergisi</title>
	<link>https://caglayandergisi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>SAĞLIK &#124; BİLİM TEKNOLOJİ</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2025/01/12/saglik-bilim-teknoloji-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jan 2025 22:29:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=315012</guid>

					<description><![CDATA[Büyük Depremleri Aylar Öncesinden Tahmin Etmek   Geçen yıl yapılan bir çalışma, yapay zekâ ile öğrenme metodu kullanılarak düşük seviyeli tektonik aktivitenin tespit edilmesiyle, önemli depremlerin günler veya aylar öncesinden tahmin edilebileceğini öne sürmektedir. Araştırmacılar, 2018 Anchorage depremi ile 2019 Kaliforniya’daki Ridgecrest deprem dizisi olmak üzere iki büyük depremi yakından incelemiştir. Özellikle bu olaylardan önceki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Büyük Depremleri Aylar Öncesinden Tahmin Etmek</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">Geçen yıl yapılan bir çalışma, yapay zekâ ile öğrenme metodu kullanılarak düşük seviyeli tektonik aktivitenin tespit edilmesiyle, önemli depremlerin günler veya aylar öncesinden tahmin edilebileceğini öne sürmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmacılar, 2018 Anchorage depremi ile 2019 Kaliforniya’daki Ridgecrest deprem dizisi olmak üzere iki büyük depremi yakından incelemiştir. Özellikle bu olaylardan önceki aylarda meydana gelen düşük büyüklükteki (1.5’in altında) sismik aktivitelerin analizleri yapılmıştır. Araştırmalar, her iki depremde de etkilenen bölgelerin %15 ile %25’inde, yaklaşık üç ay süren, alışılmadık sismik faaliyetlerin olduğunu ortaya koymuştur. Geliştirdikleri algoritma, Anchorage depreminden önceki 30 gün içinde büyük bir depremin olma ihtimalini %80, birkaç gün kala ise %85 olarak tahmin etmiştir. Benzer kalıplar Ridgecrest dizisi öncesinde de gözlemlenmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uzmanlar, bu öncü aktivitelerin, fayların mekanik özelliklerini değiştiren ve gerilimin dengesiz dağılmasına yol açan, artan gözenek sıvı basıncından kaynaklandığını düşünmektedir. Çalışma, büyük sismik veri setlerini analiz etmede yapay zekâ destekli öğrenimin dönüştürücü rolüne dikkat çekmekte ve yaklaşan depremlere işaret edebilecek kalıpların tespit edilmesini sağlamaktadır. Ancak bu yöntem, gerçek zamanlı senaryolarda daha fazla test edilmelidir ve farklı bölgelerin spesifik sismik geçmişine göre uyarlanmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin, ahlakî prensiplere ve kamu yararına uygun kullanımı hayatî önem taşır. Deprem tahminlerinde de hassas olunması gereken hususlar mevcuttur. Mesela yanlış alarmlar, geniş çaplı panik ve ekonomik problemlere sebep olabilir. Bununla birlikte doğru tahminler; zamanında uyarılarda bulunma, can ve mal kayıplarını azaltma potansiyeline sahiptir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak</strong>: Girona ve ark. “Abnormal low-magnitude seismicity preceding large-magnitude earthquakes”, <em>Nature Communications</em>, August 2024.</p>
<p><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong>Çevrenin ve Sosyal Faktörlerin Beyin Yaşlanmasına Tesiri</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">Yeni bir çalışma, beyin yaşlanmasının sosyal ilişkiler ve çevreye ait faktörlere bağlı olarak önemli ölçüde değişiklik gösterdiğini, özellikle yaşlı yetişkinlerde ve demans hastalarında bu durumun daha belirgin olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmacılar, derin öğrenmeye dayalı gelişmiş beyin saatlerini kullanarak 15 farklı ülkeden 5.306 katılımcı üzerinde beyin yaşlanmasını ölçmüştür. Çalışmada, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) ve elektroensefalografi (EEG) verileri kullanılarak biyolojik beyin yaşı ile kronolojik yaş arasındaki fark olan beyin yaş farkları hesaplanmıştır. Özellikle demans ve Alzheimer hastalığı olan kişilerin, en belirgin beyin yaş farklarına sahip olduğu bulunmuştur. Kadınlarda, bilhassa Latin Amerika ülkelerinde ve Karayipler’de, sosyal şartlar ve eşitsizlikler sebebiyle daha büyük beyin yaş farkları gözlenmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu bulgular, çevreye ve topluma dair faktörlerin, beyin sağlığındaki rolüne dikkat çekmektedir. Araştırma, büyük ölçekli çevre faktörleri ile beyin yaşlanma mekanizmalarının etkileşimini dikkate almanın önemini vurgulamaktadır. Beyin sağlığı araştırmaları için bu yeni çerçeve, nörodejeneratif hastalıklar açısından risk altında olan kişilerin belirlenmesi ve hedefe yönelik müdahalelerin geliştirilmesi açısından kritik olabilir. Ayrıca çalışmada sosyoekonomik eşitsizlikler ve çevre kirliliğinin ele alınması gerektiğine dikkat çekilmekte, bu sayede popülasyon genelinde daha sağlıklı bir beyin yaşlanmasının teşvik edilebileceği ifade edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><strong>Kaynak</strong><span style="font-weight: 400;">: Moguilner ve ark. “Brain clocks capture diversity and disparities in aging and dementia across geographically diverse populations</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık &#8211; Bilim &#8211; Teknoloji</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/11/02/saglik-bilim-teknoloji/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 06:03:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=303247</guid>

					<description><![CDATA[Gezegenimizin %70’i suyla kaplıdır, ancak içme, temizlik ve sulama için kullandığımız tatlı su, çok bol değildir. Dünyadaki suyun sadece %3’ü tatlı sudur ve bunun %60’ı buzullarda donmuş durumda olduğundan kullanıma uygun değildir. Su kıtlığı, her kıtada giderek daha ciddi bir sorun hâline gelmektedir ve bundan en çok, ekonomik durumları iyi olmayan ülkeler etkilenmektedir. Yakın zamanda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Gezegenimizin %70’i suyla kaplıdır, ancak içme, temizlik ve sulama için kullandığımız tatlı su, çok bol değildir. Dünyadaki suyun sadece %3’ü tatlı sudur ve bunun %60’ı buzullarda donmuş durumda olduğundan kullanıma uygun değildir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Su kıtlığı, her kıtada giderek daha ciddi bir sorun hâline gelmektedir ve bundan en çok, ekonomik durumları iyi olmayan ülkeler etkilenmektedir. Yakın zamanda yapılan bir çalışma, daha önce kullanılmayan tatlı su kaynaklarından istifade etmenin yeni bir yöntemini önerdi. Okyanusların üzerinde, muazzam miktarda tatlı su kaynağı olan su buharı bulunmaktadır ve bilim insanları, bu buharı suya dönüştürmek için yeni bir altyapı tasarlamaktadır. Ekip, dünya genelinde su sıkıntısı yaşayan 14 bölgeyi değerlendirmiş ve okyanusun üzerindeki su buharını tatlı suya dönüştürebilecek yeni bir yapının fizibilitesini araştırmıştır. Önerilen yapıların, 100 metre yüksekliğinde ve 210 metre genişliğinde olması ve su buharını toplama yeteneklerini en üst seviyeye çıkarmak için kıyıdan birkaç kilometre açıkta yer alması planlanmaktadır. Yapı, su buharını toplayarak karaya borular aracılığıyla gönderecek ve burada buhar, tatlı suya dönüştürülmek üzere yoğunlaştırılacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimizin kerem, inayet ve hikmetiyle takdir ettiği tabiattaki su döngüsünde, okyanuslar, denizler ve diğer su kaynaklarından yükselen su buharı karaya taşınır, soğutulur, yoğunlaştırılır ve yağış şeklinde indirilir. Lokman sûresinde bu hakikat beyan buyurulur: “<em>Yağmuru da O indirir</em>.” (Lokman, 31/34).</p>
<p style="font-weight: 400;">Küresel ısınma, daha fazla buharlaşmaya sebep olmakta ve dolayısıyla istifade edilebilecek daha fazla su buharı ihsan edilmektedir. Bu sayede, sıcak bir iklimde, insanların su talebini karşılamak üzere daha fazla su buharı mevcut olacaktır. Bu yeni yöntem, tuzdan arındırma gibi, diğer tatlı su çözümlerine kıyasla, çevre açısından çok daha dostane bir yaklaşımdır. Tuzdan arındırma tesisleri, atık ürün olarak, yaban hayatına zarar verebilen kimyevî maddelerle dolu, tuzlu bir karışım olan atık su üretmektedir. Acilen yeni çözümler gerekmektedir, çünkü yaklaşık iki milyar insan, su sıkıntısı çeken bölgelerde yaşamaktadır ve bu sayı, iklim değişikliği, kuraklığı daha yaygın hâle getirdikçe artabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak</strong>: A. Rahman ve ark. “Increasing freshwater supply to sustainably address global water security at scale”, <em>Scientific Reports</em>, December 2022.</p>
<p><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong>Egzersiz, Nöron Bağlantılarını Güçlü Tutuyor</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">Egzersizin; kalb-damar sağlığını iyileştirmek, kan basıncını düşürmek ve zihin sağlığını desteklemek gibi çok sayıda faydası vardır. Bir araştırma, fiziksel olarak aktif olan yaşlıların beyinlerindeki nöronlar arasındaki bağlantıların daha güçlü olduğunu gösterdi. Bu yaşlıların beyin hücreleri arasındaki bağlantıları takviye eden bir proteinin daha fazla üretildiği ve bunun da sağlıklı zihin fonksiyonlarının sürdürülmesine katkı sağladığı tespit edildi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Fiziksel aktivitenin zihin fonksiyonları üzerindeki olumlu etkisi, laboratuvar hayvanlarında birçok kez gösterilmiş olsa da insanlarda bunu ispatlamak daha zor olmuştur. Nöronlar, “sinaps” adı verilen küçük boşluklarla birbirinden ayrılır. Sinir hücreleri boyunca iletilen sinyallerin, bilgiyi hedefe ulaştırabilmesi için, bu boşlukları aşması gerekir. Sinapsların yakınında bulunan sinaptik proteinler, bilginin iletilmesini sağlayan kimyevî mekanizmayı sağlamak ve nöronları birbirine bağlamakla görevlidir. Bu çalışmada, beyinlerini öldükten sonra bağışlamayı kabul eden 404 yaşlının geç dönem fiziksel aktivitesi, özel cihazlarla takip edilmiştir. Daha sonra bu kişilerin ölüm sonrası beyin dokusu, kilit sinaptik proteinlerin seviyeleri açısından analiz edilmiştir. İlginç bir şekilde, fiziksel olarak aktif kalan yaşlıların, nöronlar arasındaki bilgi alışverişini kolaylaştırdığı bilinen sinaptik protein seviyelerinin daha yüksek olduğu görülmüştür.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmacılar ayrıca, artan sinaptik proteinlerin yalnızca idrak ile alâkalı beyin bölgeleriyle sınırlı olmadığını; fiziksel aktivitenin, diğer beyin bölgelerine de faydalı olduğunu tespit etmiştir. Nöronlar arasındaki bu bağlantıların bütünlüğünü korumak, yaşa bağlı zihnî rahatsızlıklara, bunama ve Alzheimer gibi hastalıklara karşı önemli bir koruma sağlayabilir. Fiziksel aktivite, zihin sağlığımızı koruyan fıtrî bir metottur. Bu çalışma, bize ihsan edilen sağlık nimetine şükürle mukabele ederek, özellikle yaşlandıkça, fiziksel olarak aktif kalmaya devam etmemiz gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak</strong>: K. Casaletto ve ark. “Late-life physical activity relates to brain tissue synaptic integrity markers in older adults”, <em>Alzheimer&#8217;s &amp; Dementia</em>, January 2022.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tedavide Minik Biyobotlar</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/10/01/tedavide-minik-biyobotlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2024 07:54:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=303043</guid>

					<description><![CDATA[Bilim insanları, hasarlı sinir dokusunu onarabilen, “biyobotlar” (biyolojik malzemelerden yapılmış minik robotlar) geliştirdiler. Hayvan hücrelerinden üretilen önceki prototiplerin aksine, bu biyobotlar, insanlara ait trake (soluk borusu) hücreleri kullanılarak oluşturuldu ve tıpta yeni imkânlar sundu. Biyobotlar, soluk borusu hücrelerinin iki hafta boyunca bir jel içinde küreler hâlinde büyütülmesiyle üretildi, ardından kıvamı daha düşük bir çözeltiye aktarılıp [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Bilim insanları, hasarlı sinir dokusunu onarabilen, “biyobotlar” (biyolojik malzemelerden yapılmış minik robotlar) geliştirdiler. Hayvan hücrelerinden üretilen önceki prototiplerin aksine, bu biyobotlar, insanlara ait trake (soluk borusu) hücreleri kullanılarak oluşturuldu ve tıpta yeni imkânlar sundu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Biyobotlar, soluk borusu hücrelerinin iki hafta boyunca bir jel içinde küreler hâlinde büyütülmesiyle üretildi, ardından kıvamı daha düşük bir çözeltiye aktarılıp bir hafta boyunca bekletildi. Bu süreç, hücrelerdeki küçük tüylerin dalgalanmasına ve kürelerin kürek gibi işlev görmesine vesile oldu. Sonuçta ortaya çıkan biyobotlar, her biri birkaç yüz hücreden oluşan ve düz çizgiler ve daireler gibi çeşitli yüzme desenleri sergileyen yapılar oluşturdu. Tedavi potansiyellerini değerlendirmek için araştırmacılar, birkaç biyobotu bir tabağa yerleştirip bir “süperbot” oluşturmak üzere birleştirdiler. Bu süperbot, kasten çizilmiş bir nöral doku tabakasının üzerine yerleştirildi. Şaşırtıcı bir şekilde, üç gün içinde, süperbotun vesilesiyle nöron tabakasında iyileşme görüldü.</p>
<p style="font-weight: 400;">İleriye dönük olarak, araştırmacılar, bir kişinin kendi dokusundan yapılan biyobotların arterlerin temizlenmesi, mukusun parçalanması veya ilaçların iletilmesi gibi uygulamalarda kullanılmasını hedefliyorlar. Farklı hücre tipleri ve uyarıcılar araştırılarak biyobotların sürdürülebilir inşaat çalışmaları ve uzay araştırmaları gibi alanlarda kullanım potansiyeli de ortaya çıkabilir. Bu çalışmaların nihaî hedefi, biyobotları rejeneratif (yenileyici) tıpta kullanarak, uzuvların yeniden büyümesi gibi gelişmelerin sağlanmasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Hastalandığımda O’dur bana şifa veren</em>.” (Şuarâ, 26/80) âyeti, şifa arayanlara Rabbimizin ilham ettiği çözümlere de işaret eder. Hayata hizmet edenlerin varlığı, insanlık için bir ümit kaynağıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kaynak: G. Gumuskaya ve ark. “Motile Living Biobots Self: Construct from Adult Human Somatic Progenitor Seed Cells”, <em>Advanced Science</em>, Kasım 2023.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biyonik Bacak</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/10/01/biyonik-bacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2024 07:53:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=303041</guid>

					<description><![CDATA[Yeni bir biyonik bacak, diz altından bacağı kesilen kişilerin yeniden yürümelerine imkân sağlıyor. Yakın zamanda yapılan bir araştırma, protez bir bacağın, vücudun sinir sistemi tarafından kontrol edilebileceğini gösterdi. Uzvun tedavi maksadıyla kısmen veya tamamen kesilmesi (ampütasyon) sırasında, cerrahlar, hastanın kesilen bacağındaki kas çiftlerini birbirine bağlayarak hastanın o uzvu hâlâ mevcutmuş gibi hissetmelerini sağlıyor. Araştırmacılar, bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Yeni bir biyonik bacak, diz altından bacağı kesilen kişilerin yeniden yürümelerine imkân sağlıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">Yakın zamanda yapılan bir araştırma, protez bir bacağın, vücudun sinir sistemi tarafından kontrol edilebileceğini gösterdi. Uzvun tedavi maksadıyla kısmen veya tamamen kesilmesi (ampütasyon) sırasında, cerrahlar, hastanın kesilen bacağındaki kas çiftlerini birbirine bağlayarak hastanın o uzvu hâlâ mevcutmuş gibi hissetmelerini sağlıyor. Araştırmacılar, bu kasların yanına elektrotlar yerleştirerek elektrik sinyallerini ölçüyor ve bu sinyaller bir kontrol sistemi tarafından yorumlanarak robotik protezin çalıştırılmasına vesile oluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Diz altı ampütasyon yapılmış yedi kişinin katıldığı bir çalışmada, bu ameliyatı geçirenlerin, daha hızlı yürüdüğü, engellerden kaçındığı ve merdivenleri daha kolay bir şekilde tırmandığı tespit edildi. Çalışma, hastaların bu ameliyattan sonra daha az ağrı ve kas erimesi yaşadığını ortaya koydu. Şu ana kadar dünya genelinde yaklaşık 60 hasta bu ameliyatı geçirdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yeni yöntem, kol ampütasyonlarına da uygulanabiliyor. Bu çalışma, ciddi uzuv yaralanmaları olan hastaların, beden fonksiyonlarının düzelmesinde, önemli bir potansiyel olduğunu gösteriyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hedef, sinir sisteminin uzvu kontrol etmesini sağlayıp uzvun, robotik kontrol sistemleri ve sensörlere gerek kalmadan vücudun bir parçası gibi hissettirilmesidir. Araştırmacılar, fıtrî kas etkileşimlerini koruyan bu ampütasyon tekniğinin daha fazla hastanede standart bir prosedür hâline gelmesini ümit ediyor. Elbette, bu alanda daha fazla araştırma ve geliştirme çalışmasına ihtiyaç var.</p>
<p style="font-weight: 400;">Görüldüğü gibi, bilim ve teknoloji, insanlığa ve faziletlere hizmet ettiği takdirde hakiki vazifesini eda etmiş oluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">Kaynak: H. Song ve ark. “Continuous neural control of a bionic limb restores biomimetic gait after amputation”, <em>Nature Medicine</em>, Temmuz 2024.</p>
<p style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hafıza ile İştah İlişkisi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/09/01/hafiza-ile-istah-iliskisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2024 05:19:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302901</guid>

					<description><![CDATA[Nature dergisinde neşredilen bir makale, hafıza ile iştah arasındaki önemli bir bağlantıya ve obeziteye sebep olan temel unsurlara dikkat çekmiştir. Bu fenomeni incelemek maksadıyla araştırmacılar, zayıf, kilolu ve obez arasında değişen vücut tiplerine sahip 34 katılımcıdan oluşan bir grup üzerinde beyin taramaları gerçekleştirdi. Bu taramalar yapılırken katılımcılara tatlı ikram edildi. Bu sayede araştırmacılar, gerçek zamanlı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><em>Nature</em> dergisinde neşredilen bir makale, hafıza ile iştah arasındaki önemli bir bağlantıya ve obeziteye sebep olan temel unsurlara dikkat çekmiştir. Bu fenomeni incelemek maksadıyla araştırmacılar, zayıf, kilolu ve obez arasında değişen vücut tiplerine sahip 34 katılımcıdan oluşan bir grup üzerinde beyin taramaları gerçekleştirdi. Bu taramalar yapılırken katılımcılara tatlı ikram edildi. Bu sayede araştırmacılar, gerçek zamanlı nörolojik tepkileri yakından takip ettiler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmada dikkat çekici bir gözlem yapıldı: Obez olarak sınıflandırılan kişilerin, hafıza işleme bölgesi olan dorsolateral hipokampüs (dlHPC) ile fizyolojik dengeyi düzenlemekten sorumlu olan lateral hipotalamus (LH) arasındaki bağlantılarında bozulma tespit edildi. Bu, lezzetli ikramları beklerken hissî tepkilerin düzenlenmesinde bir bozukluk olduğunu gösterdi. Dikkat çekici bir şekilde, hem dlHPC hem de LH, bu devrede önemli roller oynadı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca obez kişilerde hipotalamus-hipokampüs devresindeki fonksiyon bozukluğu ile Beden Kitle İndeksi (BKİ) arasında doğrudan bir ilişki ortaya çıktı. Daha yüksek BKİ değerleri, daha belirgin bozulmalarla ilişkilendirildi. Bu tespitler, bazı kişilerin beyin bölgelerinde, obezite riskini artıran bazı farklılıklara sahip olabileceğini gösterdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, obeziteyi ve buna bağlı yeme bozukluklarını ele alırken, sadece irade terbiyesi ve diyet seçimiyle konuyu sınırlandırmamak gerekmektedir. Nörolojik müdahaleleri de içeren yenilikçi stratejiler keşfedilebilir ve hafıza ile iştah arasındaki karmaşık etkileşim, müdahale için umut vaat eden bir yol olarak görülebilir. Sağlıklı bir hayat, ancak fıtrata uygun tercihler ve müdahalelerle gerçekleşebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Daniel Barbosa ve ark. “An orexigenic subnetwork within the human hippocampus”, <em>Nature</em>, 621: 381–388 (2023).</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organ Üretimi</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/09/01/organ-uretimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2024 05:15:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302897</guid>

					<description><![CDATA[Dünya genelinde yılda yaklaşık 130.000 organ nakli gerçekleşmektedir, ancak birçok insan nakil bekleyenlerin listesine bile giremeden ölmektedir. Hayvan organları bir potansiyel çözüm olabilir. Ancak insan vücudundaki savunma mekanizmasını aşmak kolay değildir. Mesela, bazı hayvanların dokusunun yüzeyindeki şekerler, bağışıklık sistemimizi saldırı moduna geçirebilir. Kullanılacak özel ilaçlar bu konudaki direnci azaltmaya yardımcı olabilir, ancak bu da yeterli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Dünya genelinde yılda yaklaşık 130.000 organ nakli gerçekleşmektedir, ancak birçok insan nakil bekleyenlerin listesine bile giremeden ölmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hayvan organları bir potansiyel çözüm olabilir. Ancak insan vücudundaki savunma mekanizmasını aşmak kolay değildir. Mesela, bazı hayvanların dokusunun yüzeyindeki şekerler, bağışıklık sistemimizi saldırı moduna geçirebilir. Kullanılacak özel ilaçlar bu konudaki direnci azaltmaya yardımcı olabilir, ancak bu da yeterli değildir. Bu sebeple biyoteknoloji şirketleri, bazı hayvanların dokularını değiştirmek için gen düzenlemesini kullanmış, bu şeker moleküllerini kaldırıp birtakım genler ekleyerek dokuları insanınkine yakın hâle getirmeye çalışmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazı hayvanların DNA’sını bu şekilde düzenleyen birkaç biyoteknoloji şirketi, artık insan vücuduyla daha uyumlu organlara sahip hayvanlar yetiştirmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gelecekte yapılacak organ mühendisliği için hayvanlar gerekmeyebilir. Araştırmacılar, kompleks dokuları nasıl üretebilecekleri konusunda çalışmalar yapmaktadır. Bazıları akciğerlere benzeyen üç boyutlu üretim kalıpları oluşturmuştur. Diğerleri ise belirli organları taklit etmek için kök hücrelerden organa benzeyen yapılar yetiştirmektedir. Uzun vadede, araştırmacılar organları özel tekniklerle üretmeyi hedeflemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İster genetik müdahalelerle hayvanlardan elde edilmiş isterse özel sistemlerle üretilmiş olsun, sınırsız organ kaynağı, nakilleri daha yaygın hâle getirebilir ve bu sayede daha fazla insan sağlığına kavuşabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimizin bize bahşettiği kabiliyetleri ve canlı ve cansızlar üzerinde tasarruf etme yetkisini, yaratılış kanunları çerçevesinde kullanarak hayata hizmet etmek, bu dünyadaki halifelik vazifemizin bir gereğidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak</strong>: Antonio Regalado, “Organs on Demand”, MIT Technology Review (technologyreview.com), 9 Ocak 2023.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAĞLIK &#124; BİLİM &#124; TEKNOLOJİ</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/08/01/dunyamizin-gelecegini-tehdit-eden-faaliyetler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2024 15:52:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilim Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302813</guid>

					<description><![CDATA[Dünyamızın Geleceğini Tehdit Eden Faaliyetler Yeni bir araştırma, yeryüzünün insanlar için giderek daha yaşanmaz bir hâle geldiğini göstermektedir. İnsan faaliyetleri, gezegenimizi geri dönülemez dönüşümlerin eşiğine getirmektedir. Sürdürülebilirlik konusundaki çalışmalarıyla tanınan Katherine Richardson ve arkadaşlarının geçen yıl yaptıkları bir araştırma, insan kaynaklı kirlilik ve ekosistemin dengesinin bozulması sebebiyle, dokuz sınırdan altısının aşıldığını ortaya koymaktadır. Bu sınırlar, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Dünyamızın Geleceğini Tehdit Eden Faaliyetler</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yeni bir araştırma, yeryüzünün insanlar için giderek daha yaşanmaz bir hâle geldiğini göstermektedir. İnsan faaliyetleri, gezegenimizi geri dönülemez dönüşümlerin eşiğine getirmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sürdürülebilirlik konusundaki çalışmalarıyla tanınan Katherine Richardson ve arkadaşlarının geçen yıl yaptıkları bir araştırma, insan kaynaklı kirlilik ve ekosistemin dengesinin bozulması sebebiyle, dokuz sınırdan altısının aşıldığını ortaya koymaktadır. Bu sınırlar, bilim insanları tarafından 2009 yılında belirlenmiştir:</p>
<p style="font-weight: 400;">1- Biyosferin bütünlüğü</p>
<p style="font-weight: 400;">2- İklim değişikliği</p>
<p style="font-weight: 400;">3- Tatlı su kaynaklarındaki değişiklikler</p>
<p style="font-weight: 400;">4- Toprak sistemindeki değişiklikler</p>
<p style="font-weight: 400;">5- Atık maddelerin birikimi</p>
<p style="font-weight: 400;">6- Global azot döngüsündeki değişiklikler</p>
<p style="font-weight: 400;">7- Okyanuslardaki asit miktarının artması</p>
<p style="font-weight: 400;">8- Ozon tabakasının incelmesi</p>
<p style="font-weight: 400;">9- Atmosferdeki aerosol yükü (çok küçük parçacıkların kümelenmesi)</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu gelişmeler, akla şu âyet-i kerime mealini getirmektedir: “<em>Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde (bütün dünyada) bozukluk ortaya çıktı, nizam bozuldu. Doğru yola ve isabetli tutuma dönme fırsatı vermek için, Allah yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır</em>.” (Rum, 30/41)</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, gezegenimiz insanlık için giderek daha riskli bir duruma gelmektedir. Bu sonuçlar endişe verici olsa da hâlâ umut vardır. Dünyadaki dinamik sistemde ne tür sonuçların doğabileceğini tahmin etmek zordur. Bununla birlikte, bilgisayar simülasyonları, ormanları kurtarıp iklim değişikliği sorununun üstesinden gelerek bu eğilimi durdurabileceğimizi öne sürmektedir. Geçmiş yüzyılın sonlarındaki orman seviyelerine geri dönülmesiyle birlikte, atmosferdeki fazla karbon dioksitin büyük ölçüde azalacağı, küresel sıcaklık artışının ortadan kalkacağı ve biyoçeşitliliğin artacağı da düşünülmektedir. Mesuliyet şuuru gelişmiş insanların, dünyamızın geleceği adına alınacak kararlarda, aktif bir şekilde rol almaları ümidiyle…</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak:</strong> K. Richardson ve ark. “Earth beyond six of nine planetary boundaries”, <em>Science Advances</em>, September 2023.</p>
<p><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yapay Zekâ ve Hastalıkların Teşhisi</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmacılar tarafından geliştirilen RETFound adlı yeni bir yapay zekâ (YZ) programı, retinal görüntüleri kullanarak göz hastalıkları, kalb yetmezliği ve Parkinson hastalığı dâhil olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarını tespit etmek üzere tasarlandı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmacılar, zaman alıcı ve maliyetli olan retinal görüntülerin insanlar tarafından değerlendirilmesine ihtiyaç duymadan, makine öğrenimine dayalı bir sistem geliştirdi. Retinal görüntüler, bir kişinin genel sağlığına dair çok önemli veriler sunar; vücudun kılcal damarlar ağının doğrudan bir görüntüsünü sağlayarak kalb ve damar hastalıklarına dair belirtileri ve sinir dokusu sağlığını ortaya çıkarır. YZ bu taramaları yorumlama konusunda yardımcı olur, böylece daha fazla kişinin verileri daha kısa zamanda analiz edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İlk olarak retinal görüntülerin geniş bir veri kümesi üzerinde ön eğitim alan RETFound, çeşitli sağlık sorunlarına dair az sayıda etiketli görüntüler sunulduğunda, belirli hastalıklarla ilişkilendirilen retinal özellikleri tanıma konusunda hızlı bir uyum gösterdi. RETFound, diyabetik retinopati gibi göz hastalıklarını tespit etme konusunda dikkate değer bir yetenek sergiledi ve vücudun bütün sistemlerini etkileyen sistemik hastalıkların riskini tahmin etme konusunda umut vadetti, ancak daha fazla iyileştirmeye hâlâ ihtiyaç vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu model, tıbbî görüntüleme alanında temel YZ modellerinin dikkate değer bir uygulamasını temsil ediyor. Bilim insanları, geliştirdikleri bu yeni programın, retinal taramalardan başka diğer tıbbî görüntüleme kategorilerine yönelik potansiyel uygulamalarını araştırmaya devam ediyorlar. İnsan hayatı ve sağlığına hizmet gibi kutsî bir vazifede, yeni bilimsel ve teknolojik gelişmelerden yararlanılması, gelecek adına ümit vadediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak:</strong> Y. Zhou ve ark. “A foundation model for generalizable disease detection from retinal images”, <em>Nature</em>, September 2023.</p>
<p style="font-weight: 400;">
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hava Kirliliği ve Böcek Sayısı</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/05/16/hava-kirliligi-ve-bocek-sayisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2024 10:53:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302480</guid>

					<description><![CDATA[İletişim, diğer canlılarda olduğu gibi, hayvanların hayatlarında da kritik bir rol oynar, zira iletişimin kaybı, yiyecek bulma ve üreme yeteneklerini etkiler. Rabbimizin sonsuz ilmi ve hikmetiyle takdir etmesinin neticesinde kokular, böceklerin iletişiminde hususî bir vazife görür. Böcekler yiyecek veya uygun bir eşin konumunu bulmak maksadıyla kokuları algılamak için antenlerindeki reseptörleri kullanırlar. Yeni araştırmalar, hava kirliliğinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">İletişim, diğer canlılarda olduğu gibi, hayvanların hayatlarında da kritik bir rol oynar, zira iletişimin kaybı, yiyecek bulma ve üreme yeteneklerini etkiler. Rabbimizin sonsuz ilmi ve hikmetiyle takdir etmesinin neticesinde kokular, böceklerin iletişiminde hususî bir vazife görür. Böcekler yiyecek veya uygun bir eşin konumunu bulmak maksadıyla kokuları algılamak için antenlerindeki reseptörleri kullanırlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yeni araştırmalar, hava kirliliğinin böcekler üzerinde olumsuz bir tesiri olduğunu göstermektedir. Genellikle fosil yakıtlarının yanmasıyla atmosfere salınan parçacıklar, toksik ağır metalleri ve organik maddeleri ihtiva eder. 10 mikrondan daha büyük partiküller, gözü ve burnu tahriş edebilir. Bu çalışmada gösterildiği gibi, 2,5 mikrondan daha küçük partiküller, insan akciğerlerinin derinlerine seyahat edebilir ve böcek antenlerinde birikebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Araştırmacılar, Pekin şehrinden ve kırsal Avustralya bölgelerinden toplanan böcekleri incelediler ve şaşırtıcı bir şekilde her iki popülasyonda da bal arıları, yaban arıları, güveler ve sinekler de dâhil olmak üzere çeşitli böceklerin antenlerinde biriken küçük partiküller tespit ettiler. Elektron mikroskobuyla yapılan analizler, bu böcek antenlerinin silikat, uçucu kül ve metal parçacıkları gibi tehlikeli maddeler taşıdığını ortaya koydu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazı deneyler yapan araştırmacılar, 12 saat boyunca hava kirliliğine mârûz kalmanın, sinek beyinlerinde kokuyla ilişkili elektrik sinyallerinin gücünü önemli ölçüde azalttığını ve koku alma duyularını tehlikeye attığını buldular. Bu sonuçlar, böcek antenlerinin zararlı partiküllerle tıkandığında, böceklerin yiyecek, eş veya yumurtlayacakları bir yer aramada zorluk çekeceğini ve bu sebeple popülasyonlarının azalacağını gösterdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şaşırtıcı bir şekilde, uzak ve kırsal habitatlardan gelen böcekler de benzer kirletici maddeler taşıyordu, bu da partiküllerin muhtemelen hava akımlarıyla binlerce kilometre taşınabileceğine işaret ediyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hikmetle yaratılan böcekler, tozlaşma ve besin döngüsü yoluyla ekosistemimizde önemli roller oynarlar. Hava kirliliği, böcek popülasyonlarındaki global düşüşlerin ana sebeplerinden biri olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cenab-ı Hak, yeryüzünde muhteşem bir ekosistem yaratır. “<em>Yerde hareket eden hiçbir canlı, kanatlarıyla uçan hiçbir kuş türü yoktur ki sizin gibi birer toplum teşkil etmesinler</em>.” (En’âm, 6/38) âyet-i kerimesi, ihtimamla korumamız gereken ekolojik dengeye dikkatlerimizi çekmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Qike Wang ve ark. “Short-term particulate matter contamination severely compromises insect antennal olfactory perception”, <em>Nature Communications</em>, Temmuz 2023.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı Bir Hayat İçin Günde 8000 Adım</title>
		<link>https://caglayandergisi.com/2024/05/16/saglikli-bir-hayat-icin-gunde-8000-adim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağlayan Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2024 10:51:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://caglayandergisi.com/?p=302478</guid>

					<description><![CDATA[Hollanda’daki Radboud Üniversitesinin Tıp Merkezine bağlı Kardiyoloji Bölümünde doktora çalışması yapan Niels Stens ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada, sağlıklı bir hayat için günlük adım sayısının ne kadar olması gerektiği tespit edilmiş ve hızlı yürümenin avantajları vurgulanmıştır. Veriler, kardiyovasküler (kalb ve damarlara ait) hastalık riskini ve erken ölüm riskini azaltmak için, ideal olarak günde yaklaşık olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Hollanda’daki Radboud Üniversitesinin Tıp Merkezine bağlı Kardiyoloji Bölümünde doktora çalışması yapan Niels Stens ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada, sağlıklı bir hayat için günlük adım sayısının ne kadar olması gerektiği tespit edilmiş ve hızlı yürümenin avantajları vurgulanmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Veriler, kardiyovasküler (kalb ve damarlara ait) hastalık riskini ve erken ölüm riskini azaltmak için, ideal olarak günde yaklaşık olarak 8000 adımın atılması gerektiğini göstermiştir. Bu sayı, ortalama adım uzunluğu (erkekler için 76 santimetre, kadınlar için 67 santimetre) dikkate alındığında, günlük olarak yaklaşık altı kilometreye denk gelmektedir. Çalışma, özellikle kardiyovasküler rahatsızlıklara bağlı ölüm riskini ciddi oranda azaltmak için en az 7000 adımın atılması gerektiğini ve hızlı yürümenin daha faydalı olduğunu göstermektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu kapsamlı çalışma, 110.000’den fazla katılımcıyı içeren 12 uluslararası çalışmanın sistematik bir incelemesine dayanmaktadır. Günlük adım sayısı ne olursa olsun daha hızlı yürümenin ölüm riskini azalttığı da tespit edilmiştir. Araştırmacılar, adım sayısının günde 16.000’e kadar artırılabileceğini de ifade etmektedirler. Ancak ideal adım sayısı, yaşa uygun olmalıdır; gençlerin yaşlılara göre daha yüksek hedefler belirlemesi gerekmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonuç olarak, çalışmada haftada 150–300 dakika, orta şiddetli egzersiz önerilmektedir. Bu çalışma, günlük adım sayısındaki az miktardaki artışların bile sağlık için önemli faydalar sağlayabileceğini göstermekte ve düşük fizikî faaliyet seviyesine sahip olanları, ulaşılabilir ve kademeli hedefler belirlemeye teşvik etmektedir. Bedenimiz bize emanettir. Bu emanete hürmet etmek ve sağlık nimetinin kıymetini bilmek kulluk gereğidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kaynak: N. A. Stens ve ark. “Relationship of Daily Step Counts to All-Cause Mortality and Cardiovascular Events”, (Günlük Adım Sayısının Toplam Mortalite ve Kardiyovasküler Vakalarla İlişkisi), <em>Journal of the American College of Cardiology</em>, Ekim 2023.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
