Şu muhakkak ki gerek mallarınızda, gerek canlarınızda imtihana tâbi tutulacaksınız.     (Âli İmrân, 3/186)

Zorlanarak çıktım merdivenleri. Sanki 65 yılın yaşanmışlıklarını taşıyordum sırtımda. İçerisi hayli kalabalık ve havasızdı fakat yapacak bir şey yoktu, sıra numarası almalıydım. Makine 89. numarayı verdi, ama sıra daha 52’deydi. Oturacak bir yer için göz gezdirirken, “Gel amca, buraya otur” deyiverdi köşede oturan bir genç.

Biraz soluklandıktan sonra etraftaki insanlar dikkatimi çekti. İkili, üçlü gruplar halinde konuşuyor, birbirlerine meselelerini anlatıyorlardı. Kiminin vekâlet verme, kiminin miras paylaştırma, kiminin de kiralama ya da satın alma işleri vardı.

Birilerine gözüm takıldı. Üç kişiydiler. Evli olduklarını tahmin ettiğim orta yaşlarda iki kişi ve yaşlı bir hanım. Anneleri olmalıydı. Konuştuklarına bakılırsa bir ev meselesi vardı. Tapu devir işlemleri için gelmişlerdi. Yaşlı hanımın mutsuzluğu yüzünden okunuyordu, belli ki çok istekli gelmemişti. Muhtemelen eşi dar-ı bekaya göç etmişti. Belki de “Onun yokluğunda tek sığınağı olan evi de verirsem” diye endişeleniyordu.

Çocuklarının sözleri hiç yabancı gelmedi bana: “Anne biz sana bakarız. Hem eski ev. Satarız yeni bir yer alırız.” deseler de o bir noktaya doğru bakıyor, sadece kafa sallıyordu. Okuması yazması da yoktu, bir kâğıda parmak bastırıp götürdüler.

Sıcağın da etkisiyle içim geçmiş bir köşede. Gördüklerimin, duyduklarımın etkisiyle olacak; çocukluğumda babamın dedemle olan küskünlükleri hayalimde canlandı. Arsa davasıydı onlarınkisi. Dedem mirasını paylaştırırken babama verdiği arsa amcalarımınkine göre suya en yakın kısımdaymış. Fakat bundan dolayı da para mirasından babama vermemiş. Amcalarım babama verilen tarla daha değerli diye, babam da paradan hissesine düşeni alamadığından razı olmamış mirasa. Neticede dargın gitmişti dedem. Ama cenazesine katılmış, helallik vermişti babam. Dedem verdi mi bilmiyoruz tabi…

Bu mesele amcamlarla da aramızı soğutmuştu. Eskisi gibi candan davranmıyor, sık gelip gitmiyorlardı artık. Amcalarım her fırsatta şaka yollu da olsa “Aldınız tabi sulak araziyi” diye başlayan cümlelerle iğnelerdi babamı. Bu meseleye çok canı sıkılan babam bir gün, “Tamam, kim istiyorsa değişelim tarlaları yeter” dedi amcamlara.

İlk başta olmaz falan deseler de kura çekmeye karar verildi. Kura çekilecek, kimin tarlası çıkarsa onunkiyle değiştirecekti babam tarlayı.

Kura çekilmiş ve suya en uzak yerdeki Mehmet amcamın tarlası çıkmıştı. Değiştiler tarlaları. Babamın; “Rızık Allah’tandır Ahmet oğlum, Rızık Allah’tan” diyerek hadiseyi kabullenişi hala kulaklarımda çınlar. Diğer amcalarım bu sefer de Mehmet amcama tavır alsalar da yapacak bir şey yoktu. Kura çekilmiş, iş bitmişti.

Gel zaman, git zaman ilçede istimlak olacağı, yol yapılacağı söylentileri başladı. Tarlası olan herkesi bir heyecan sarmıştı. “Bizim tarladan geçse, dönümüne şu kadar veriyorlarmış” gibi konuşmalar sık duyulur olmuştu. Sonunda açıklanan rapora göre, kardeşler arasından sadece bizim arazi istimlak edilmiş ve yüklüce para almıştı babam. İki abim, annem, babam bütün aile çok sevindik.

O parayla babam üç katlı bir apartman yaptırdı. Abilerim ikinci ve üçüncü kata yerleşti. Ben daha bekâr olduğum için birinci katta, babamlarla kaldım. Yengelerim arasında da kat paylaşımı sıkıntısı yaşadık. Üçüncü kattaki, soğuktan ve asansör olmamasından, ikinci kattaki ise güneş göremediğinden şikâyetçiydi. Aradaki soğukluk abilerimi de etkiliyordu.

Daha sonra ben de evlendim, iki çocuğumuz oldu. Vefat edene kadar annem ve babamla birlikte yaşadık. O ev de bana kaldı.

Çocuklar büyüdü. Büyük oğlan okumadı, askerden geldi, iş kurmayı düşünüyordu. Küçük ise yüksek lisans eğitimi için yurt dışına gitmek istiyordu. Yani ikisine de para lazımdı. Buldukları tek çözüm ise evi satmaktı. Anneleri de benim gibi razı değildi fakat başka da çözüm bulamıyor, “Zaten eski, biz size daha yenisini, büyüğünü alırız” diyerek bizi ikna etmeye çalışıyorlardı. Bin bir zorlukla büyüttüğümüz, gözümüzden sakındığımız evlatlarımızla ters düştük, birbirimizin kalbini kırdık. Her gün aynı tartışmayı yaşamaktan da bıktık.

İstemesek de artık kararımı verdim; bütün çocukluk hatıralarının yaşandığı yuvayı satmak, gerisini sonra düşünmek gerekiyordu…

Sonra birden “89, 89” diye bir sesle irkildim. Yanımda oturan bey de elimdeki fiş numarasını görmüş, bana sesleniyordu: “Bey amca, bey amca, sıra sende.”

Görevliye doğru yaklaşırken hatıralar kafamı iyice karıştırmıştı. İmzaladım belgeyi ve çıkıverdim. Dünya hayatı bir rüya gibiydi..