Bilim adamları maymunlarla basit ama anlamlı bir deney yapmışlar. İç kulakta dengede görev yapan ve birbirine dik olan üç yarım daire kanalı vardır. Bunlar en, boy ve yükseklik açısından vücudun, hususiyetle de kafanın pozisyonundaki değişiklikleri algılayarak dengenin korunmasında görev yapmaktadır. Maymunlarda bu minik kanallar ameliyatla çıkarılınca, bilhassa hızlı yürüme veya koşma esnasında hayvanların önlerine konan duvara çarptıkları veya kuyuya düştükleri tespit edilmiştir. Bu deneyden anlaşılıyor ki yarım daire kanalları sayesinde, koşan bir canlıda, duvara veya çukura gelmeden önce bir önsezi ortaya çıkıyor. Hareketler kontrollü olarak yavaşlatılıyor ve tehlikeden korunmuş olunuyor.

Bilindiği gibi, trafikte öndeki arabayla aranızdaki mesafeyi, o arabanın ve sizin hızınıza göre ayarlamanız gereklidir. Hızlı gidiyorsanız ve mesafe az ise tehlike geliyor demektir. İşte insanlarda da kişinin koşma hızını algılayan reseptörler vardır. Bunlar dokunma reseptörleri arasında kabul edilir.

Dokunma reseptörleri temel olarak iki gruba ayrılmaktadır. Birinci gruptakiler, dokunma devam ettikçe sinyalleri beyne sürekli haber vermektedir. İkinci gruptakiler ise dokunma devam etse de sadece ilk dokunma esnasında ve dokunma bittiğinde bunu beyne iletmektedir. Bir benzetme yapacak olursa; normal bir zil, siz bastığınız süre boyunca çalmaya devam eder. Bozuk kapı zili ise ilk bastığınızda kısa bir süre çalar, zile basmaya devam etmenize rağmen çalmaz, ancak elinizi çektiğinizde kısa süreli olmak üzere bir daha çalar. İşte dokunma reseptörleri, biri normal, diğeri bozuk kapı zili gibi çalışan iki farklı gruba ayrılır.

Uyarı boyunca haber veren reseptörler sürekli bilgi almaları açısından çok önemlidir. Mesela ağrı reseptörleri bu çeşittir ve ağrıyı sürekli beyne haber verir. Sadece uyarının başlangıç ve bitişinde çalışan reseptörlere hız reseptörleri denir. Bu reseptörler hareketlerin algılanmasında ve yeni hareketlerin planlanmasında mühim bir rol oynar. Kol ve bacaklarımızın hangi hızda, hangi hareketleri yaptığı algılanır. Dolayısıyla hareketin hızından, bir sonraki pozisyon bilinir. Buna “önsezi (prediksiyon) fonksiyonu” denilmektedir.

Sözgelimi, bir araba tekerinin bir kez dönmesinin süresi üzerinden aracın hızı bulunabilir. Benzer şekilde, bize ihsan edilen mekanizmalar sayesinde beynimiz, hareketin başlaması ile bitmesi arasındaki süreyi hesaplayarak yürüme veya koşma hızımızı tespit edebilmektedir. Koşma esnasında hareketin hızının algılanmasında ve azaltılıp artırılmasında en önemli görev yarım daire kanallarına düşmektedir. Yarım daire kanallarının bu hız algılamadaki önemli görevine “önsezi fonksiyonu” denilmektedir.

İç Kulak Yarım Daire Kanalları (Semisirküler Kanallar)

Vücudun dengesini korumasında önemli vazifeler icra eden iç kulağın semisirküler kanallar bölümü, her birinin çapı 0,8 mm olan üç borucuktan oluşmuştur. Bu borucukların her biri, bir halkanın 2/3’ünü oluşturacak biçimde kıvrılmıştır. Bu borucuklar birer uçlarıyla birbirlerine diğer uçlarıyla da vestibül adı verilen iç kulak keseciğine açılır. Semisirküler kanallara 8. kafa sinirinin vestibül dalı gelir. Bu dal, vestibülden vücudun uzaydaki durumuyla ilgili bilgileri alıp onları değerlendirmesi için beyne gönderir. Yarım daire kanalları üç farklı yöndeki kafa ve vücut hareketlerindeki değişiklikleri algılamak üzere üç farklı düzlemde (en, boy, yükseklik) iç kulağa yerleştirilmiştir.

İç kulakta bulunan denge aparatı, başın pozisyonu ve hareketlerini algılamak, baş hareketleri sırasında, göz hareketlerinin organizasyonunu sağlamak, baş hareketleri ile birlikte vücut duruşunun (postür) oluşturulması görevlerini üstlenmiştir. Bu şekilde, başın hareketleri ve uzaydaki konumu hakkında bilgiler beyne iletilir.

İç kulaktaki bu kanallarda çok küçük, kum tanesi gibi partiküller vardır. Ani hareket, kafaya darbe, uzun süreli yolculuklar, boğaz enfeksiyonları gibi sebeplerle bu kristaller yerinden oynayarak denge sistemini yanlış uyarırlar ve sanki denge bozulmuş gibi bir hisse sebep olurlar. Böyle bir durumda, ani kafa ve vücut hareketlerinden birkaç gün kaçınmak gerekir.

Dengesizlik Hastalığı: Vertigo

Baş dönmesi ve dengesizlik iki farklı kavramdır. Çoğu zaman da farklı organların rahatsızlıklarıyla birlikte meydana gelirler. Vertigo kavramı daha çok baş dönmesini tarif etmek için kullanılır ve kişide gerçek bir dönmeyi (çevrenin ve/veya kişinin kendisinin dönmesini) anlatmak için kullanılır. Genellikle iç kulak denge aparatıyla ilgili hastalıkların sebep olduğu bir durumdur.

Bazı hastalarda farklı bir tablo ortaya çıkar. Bazen hasta ayağının altından yerin kaydığı, dengesini kaybettiği veya dalgalı bir denizdeki bir teknedeymiş gibi sarsıldığı hissine kapılır. Çoğunlukla da beyin hastalıkları, hormonal hastalıklar, dâhili hastalıklar ve boyun hastalıkları gibi sebeplere bağlı olarak gelişir. Vertigo denen gerçek baş dönmesinde, genellikle bulantı ve kusma da görülür.

Dengenin sağlanması hala tam olarak çözülememiş, çok karmaşık ve çok fazla organın rol oynadığı bir durumdur. Bu konuda görev yapan organ ve sistemler arasında beyin, omurilik, iç kulak (labirent), gözler, eklemler ve kaslar sayılabilir. Bu organları etkileyen herhangi bir hastalık, baş dönmesi ile birlikte o organa ait diğer belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Bu kadar çok organın rol oynadığı bir belirti olan baş dönmesi, tabii olarak teşhisi ve tedavisi zor olan bir durumdur.

Baş dönmesi her hasta tarafından farklı anlatılır. Her taraf dönüyor, yer ayağımın altından kayıyor, bir yana doğru kayıyorum, kafamın içi boşalıyor, gözlerim kararıyor şeklinde açıklamalar sık duyulur. Bu belirtilerin hepsine birden baş dönmesi denir. Baş dönmesi olan hastalarda, sebebin ne olduğuna göre başka belirtiler de olur. Ani hareketler de baş dönmesine sebep olur. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinde kulak çınlaması, işitme azlığı, kulakta basınç hissi, bulantı, kusma, kulak akıntısı ve gözlerde anormal hareketler (nistagmus) tespit edilebilir. Nörolojik hastalıklara bağlı baş dönmelerinde ise baş ağrısı, uyuşmalar, felçler, göz hareketlerinde anormallikler olabilir. Baş dönmesine dair şikâyetler çok farklılık arz edebilir.

Yazının başındaki deneyi ve iç kulaktaki denge aparatının bozulmasının nelere mal olduğunu tekrar hatırlarsak, biz farkında bile olmadan, Yüce Mevlamız bize neler ihsan etmiştir! Hayatın mucizeliğini, her şey normal seyrettiğinde anlamak pek mümkün olmuyor. Anormallikler veya hastalıklar, nimetin kadrini anlamamıza vesile oluyor.