Yarattığı bütün hastalıkların şifalarını da yaratan Rabbimiz, Habibi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Allah derdi de çareyi de verdiği gibi her dert için bir ilaç yaratmıştır. Bu sebeple tedaviye devam ediniz” (Ebu Davud, Tıb 11)kutlu beyanı ilebizleri bunları keşfetmeye, şifa kaynaklarını aramaya davet etmektedir. Bu husustaki arayışlar son dönemlerde dikkatleri biyoaktif ürünler üzerinde toplamıştır. Biyoaktif tabiî ürünler, canlılar tarafından üretilen ve diğer organizmalara karşı biyolojik aktivite gösteren kimyevî bileşiklerdir. Günümüzde özellikle sentetik kimyevî maddelerin sakıncaları veya yan tesirleri çıktıkça, farklı deniz omurgasızlarından ve mikroorganizmalardan elde edilen, biyolojik aktivitelere sahip tabiî ürünlere önem verilmektedir.

İlaç endüstrisinin ve tabiî ürün araştırmacılarının elli yıldır yoğunlaştığı kara ekosistemleriyle karşılaştırıldığında, denizler henüz keşfedilmemiş çok daha büyük bir potansiyele sahiptir. Bu düşünceyle, birer hazine gibi yaratılan derin deniz canlılarının da (şifa vesilesi olabileceği fikriyle) kapıları aralanmaya başlanmıştır. Denizler; balıklar, süngerler, mercanlar ve algler gibi pek çok makro-organizmanın yanında, sayısız mikro-organizmayı da ihtiva eden çok zengin çeşitlilikte canlı barındırmaktadır. Bu canlılardan birçoğu, düşmanlarından kurtulmak ve hayatlarını devam ettirebilmek için özel kimyevî savunma sistemleri ile korunurlar. Bu sistemlerden elde edilen ürünler, ilgi çekici biyomedikal potansiyelleri ile ilaç sanayinde ve biyoteknoloji alanında değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu ürünler; antimikrobiyal, anti-tüberkülotik (vereme karşı), antiviral (virüslere karşı), antiparazitik (parazitlere karşı), antihelmintik (solucanlara karşı), antimalaryal (sıtmaya karşı), antiprotozoal (birhücreli hayvanlara karşı), antikoagulant (pıhtılaşma engelleyici),antidiyabetik (şekere karşı)ve antikanser gibi tesirleri ihtiva eden geniş çapta biyolojik aktivite gösterir. Kısaca söylemek gerekirse, bir eczane gibi olan deniz canlıları, şifa vesilesi olma adına çok değerli hususiyetlerle donatılmışlardır.

Bu maksatla merceklerin doğrultulduğu deniz canlılarından biri de yosun hayvancıklarıdır. Yosun hayvancıklarıya da Bryozoa; mikroskobik sayılabilecek kadar küçük, sucul, omurgasız hayvanlar şubesini oluşturur.Bu hayvanların her bir ferdine, zooiddenir. Zooidler tamamen bağımsız hayvancıklar değildir, binlercesi bir araya gelerek koloniler oluştururlar. Kendileri genelde 0,5 mm civarındadır, ama kolonileri 10 cm’den 1 metre yüksekliğe kadar ulaşabilir.

Yosun hayvancıklarının yaklaşık 5.000 tanımlanmış türü bulunmaktadır. Çok sayıda olmalarına rağmen, yaşadıkları yerlerden dolayı kolay fark edilemezler. Genellikle mağara içleri, kaya yarıkları ve altları, bitkilerin ve deniz kabuklularının üstü gibi yerlerde yaşarlar. Bunun yanında gemilerin karinalarına, iskele ayaklarına tutunarak yaşayanlar da vardır. Yosun hayvancıkları lofoforlu hayvanlardır. Lofofor ağzın çevresini kuşatan, silli dokunaçlar taşıyan yapılardır. Koloni sert bir dış iskeletle kuşatılmıştır. Bu iskelet delikli bir yapıda yaratıldığından, hayvanlar deliklerden lofoforlarını dışarı uzatarak kolaylıkla beslenirler. (1. Resim).

  1. Resim: Lofoforlarını iskelet boşluklarından uzatarak beslenen zooidlerin görüntüsü.

 

Yosun hayvanlarından özellikle Bugula neritinaisimli tür, (2. ve 3. Resim) son dönemde tıp dünyasının ilgisini çeken bir canlıdır. Pek göze çarpmayan bu canlının zooidlerinin oluşturduğu koloni, morumsu renkte yosunları andırır. Bu organizma, özellikle gemilere, şamandıralara tutunmuş olarak hayatını sürdürür. Organizmanın önemi ise, insan hayatını çok etkileyen kanser,Alzheimer ve HIV virüsüne bağlı hastalıklarının tedavilerinde kullanılabileceği düşüncesinden gelmektedir.

 

  1. Resim: Bugula neritinakolonisi.
  2. Resim:Bugula neritinatüründe tek bir ferdin (zooidin) yapısı.

Bu sebeple, günümüzden 30 yıl önce, Amerikan Milli Kanser Enstitüsü, güney Kaliforniya kıyılarında canlıyı toplamak için büyük çaba harcamıştı. B. neritina, bryostatin’ler isimli maddelerin tabiî kaynağıydı ve bilim adamları bu kimyevî bileşiklerin, özellikle de bryostatin-1’in (4. Resim) kanserle savaşta güçlü bir silah olabileceğini keşfetmişti. Bunun üzerine, 14 ton kadar B.neritinaörneği toplanıp laboratuvara gönderildi. Burada öğütülüp filtrelendi ve damıtılarak içindeki maddeler yoğunlaştırıldı. Neticede sadece 18 gram toz halinde saf bryostatin rafine edilebildi. Bu miktar ise %0,00014 oranında, çok düşük bir verimlilik anlamına geliyordu. Bu ürün de harcanınca, ihtiyaç duyulan miktarı yeniden temin etmek oldukça zor olduğundan, bilim adamları başka bir çözüm arayışına girdiler.

Daha sonra Stanford Üniversitesi’nden Paul Wender ve ekibi bu zorluğa karşı bir çözüm bulduğunu açıkladı. Bryostatin-1’i sentezlemek için, 29 adımlık bir süreç geliştirdiklerini ve bu sürecin sonunda 2 gram bileşik ürettiklerini ifade etti. Bu miktar, 30 yıl önce yapılan geniş hacimli çalışmada elde edilen ürünün %10’u kadardı. Fakat herhangi bir üniversitenin kimya laboratuvarındaki ekipmanlarla üretilebilmesi mümkün görünüyordu. “Bu şekilde sentez yoluyla, klinik ihtiyaca cevap verme problemine çözüm üretilebileceğini gösterdik. Böyle kompleks moleküller için, bu çok nadir görülen bir durumdur”açıklamasını yapan Wender ve bilim danışmanı olduğu ilaç firması, Ekim 2017 tarihli Sciencedergisinde, tespit edilen önemli bilgileri yayınladı.

 

  1. Resim:Bryostatin-1 molekülünün açık yapısı.

Yapılan açıklamaya göre; uzun süre bryostatin stoklarının doldurulamamasının sebebi, aslında B. neritina’nın bu bileşiği kendisinin üretmemesiydi. Şaşırtıcı olan hipoteze göre, bu kıymetli bileşiği, B. neritina’nın bağırsağında bulunan bir sembiyotik (ortak yaşayan, konukçu) bakteri üretiyordu. Hadisenin hiç tahmin edilemeyen hikmetli yanı ise, bakterinin ürettiği bu bryostatinin, içinde yaşadığı ev sahibi yosun hayvancığının larvalarını düşmanlarından koruyucu bir vazife yapmasıydı.

Yıllarca çeşitli şirketler B. neritina’yı su tankları içinde yetiştirmeye veya denizden toplamaya çalışmış, fakat bu teşebbüsler başarısız olmuştu. Çünkü insan tarafından toplanıp su tanklarına hapsedilen B. neritina, esaret altında düzenli bryostatin üretimi yapmıyordu. Sadece çok özel şartlar oluştuğunda, bakteriler bileşik üretebiliyordu. Bunun yanında örneklerin toplanması maliyetli, verimlilik çok düşük ve ekosisteme zarar verme riski de oldukça fazlaydı.

Diğer üretim imkânlarının zorluğu, bileşiği laboratuvarda sentezlemenin en uygulanabilir çözüm olduğunu göstermiş oldu. Briostatin-1’in önceden bilinen başarılı bir sentezi için 57 adımlı işlem gerekiyor ve neticede sadece birkaç miligram ürün elde edilebiliyordu. Wender ve ekibi bu işlemi 29 adıma indirmiş oldu ve yeterli bir verimlilikte üretime ulaşabildi. Bu süreç, gelecekteki araştırmacıların da ihtiyaçlarını karşılayabilecek ölçekteydi. Böylece bileşiği temin sıkıntısına çözüm getirilmiş oldu.

Peki Bryozoa’dan (yosun hayvancığı) elde edildiği için bryostatin adı verilen bu maddeyi bu kadar önemli kılan husus neydi? Kanser hücrelerinin bir özelliği vücudun muafiyet sistemindeki savaşçı hücrelerden gizlenerek kaçmaları ve çoğalarak tümör oluşturmalarıdır. Sağlıklı bir muafiyet sistemdeki lenfositler ve makrofajler gibi askerler, kanser hücrelerinin saklanma ve kendilerini gizleme stratejilerini alt ederek onları bulur ve öldürür. İşte bryostatinler de kanser gibi zararlı hücrelerin sinyal bilgisini tespit ederek (protein kinaz enzimini aktive ederek) bu zararlı hücrelerin açığa çıkarılıp görünür hâle getirilmesini sağlar. Bu yüzden, bağışıklık sisteminin zararlı hücreleri hedefleyip öldürmesini desteklemek için bryostatin kullanılabilir.

Bryostatinler aynı zamanda, nöronlarda fonksiyon artışı ve yeni sinapsların (temas noktalarının) oluşumu ile de ilgilidir. Hayvanlarla yapılan deneylerde, bryostatin uygulanan hayvanların daha hızlı öğrendiği ve uzun süre önce öğrendiklerini daha kolay hatırladığı tespit edilmiştir. Bu önemli özelliği sebebiyle Alzheimer tedavisinde de faydalı olabileceği ümit edilmektedir.

Görüldüğü gibi, şifanın hiç umulmadık vesileleri olabiliyor. Şâfi Rabbimiz, denizin karanlıklarında, minicik bir canlının vücudunda yarattığı sembiyotik bakterinin eliyle bile şifa verebilir. Bize sadece O’na güvenip kâinat kitabını okumak, araştırmak ve çalışmak kalıyor.

Kaynaklar

Gözcelioğlu, Dr. Bülent, Yosun Hayvancıkları, Denizlerimizin Sakinleri, 1. Basım Mayıs, T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı, UNDP Türkiye, Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi Kapsamında, Gökçe Ofset Basım Yayın Sanayi Ticaret Ltd. Şti. s. 223–231.

Özkaya, Ferhat Can, Cem Erdoğan, Muhammet Altunok, “Denizel Biyoaktif Bileşikler,”Su Ürünleri Dergisi(2013), Ege J Fish Aqua Sci30(2): 85-92 (2013) DOI: 10.12714/egejfas.2013.30.2.08.

Ryland, J.S., Bryozoa: An Introductory Overview, Denisia 16, Zugleich Kataloge der OÖ. Landesmuseen Neue Serie 28 (2005), 9–20.

blogs.discovermagazine.com/d-brief/2017/10/12/bryostatin-1-cancer-supply/#.We-0wDGsXVQ, 28.10.2017.