Gözümüzün retina tabakasının akılları durduracak ilâhî sanatlarla mücehhez kılındığını anlatan önceki makalemizde, 10 ayrı hücre tabakasından bahsetmiş fakat bu sanatın detaylarına girmemiştik. Ayrıca koni hücrelerindeki rodopsin maddesinin ışıkla parçalandığını ve karanlıkta ise yeniden inşa edildiğini ifade etmiştik. Bu vesileyle gece ile gündüzün hikmetleri ve Rabbimizin dinlenme ve birçok organın tamiri için geceyi yaratmasının önemine de temas etmiş olduk.

Rodopsin maddesinin parçalanması, ışığın koni ve çubuk hücrelerinde elektrik üretilmesi sebebiyle ortaya çıkar. Bu elektrik akımı koni ve çubuk hücrelerinden ya horizontal (yatay dizilmiş) hücrelere veya bipolar (iki kutuplu) hücrelere iletilir. Bu iki farklı hücre tabakası arasındaki bölüme, dış ağ tabakası denilir. Dış ağ tabakasında oturtulan yatay hücreler, elektrik sinyalini koni ve çubuk hücrelerinden alıp yan taraflarda bulunan bipolar hücrelere iletmekle görevlidirler. Bundan başka horizontal hücreler, basil ve koniler arasında da yatay olarak elektrik iletirler. Yatay hücrelerin sinyalleri, görülen şekillerin uygun bir kontrastla merkezî sinir sistemine kadar iletilmesini sağlar. Işığın düştüğü yerin beyindeki sınırlarının netleştirilmesi için etrafındaki diğer sinyaller engellenir ve beyne fazladan sinyal gönderilmez. Bu hücreler olmasaydı, iki farklı renk arasındaki ayrım çizgisinin görüntüsü netleşmeyeceği için sınır belirlemek zorlaşırdı.

Bipolar(iki kutuplu) hücreler, birbirine zıt iki sinir ucuna sahiptir. Bu hücreler vazife olarak da yapılarına uygun biçimde iki tipte yaratılmış olup bir grubu, ortaya çıkan elektrik akımını güçlendirirken, diğer grubu, görülen cismin etrafından gelen fazladan elektrik akımının beyne ulaşmasını engeller. Sınırları netleştirmek için kontrast (zıtlık) sağlamakla vazifeli bu hücreler; her saniye, bu akıl almaz işlerde birer memur veya asker gibi istihdam edilir.

Kontrast Nasıl Sağlanır?

Beynimiz yaratılışından sahip olduğu özelliği sayesinde aynı renkteki veya aynı aydınlıktaki alanlarla fazla meşgul olmaz. Mesela, bembeyaz bir duvarın veya kıpkırmızı bir arabanın her tarafı aynı renkteyse, beyinde fazla uyarı oluşturmaz. Ancak duvarın içinde farklı renkler varsa, mesela kırmızı zeminde, beyaz ay ve yıldız beyinde daha fazla uyarılmaya sebep olur. Duvara, kalın ve büyük bir hilal şekli yerleştirelim. Beynimizde uyarılan yerler hilalin içi ve dışı değil hilalin keskin kenarları boyunca oluşur. Beynin görme alanındaki uyarılma, kontrastı olmayan alanlardan çok, görülen sahnedeki zıtlıklarla ilişkilidir. Zıtlık arttıkça, yani aydınlık ve karanlık alanlar arasındaki fark büyüdükçe, uyarılma derecesi de artar.

Retinanın iç ağ tabakasında bulunan yatay sinyal iletimi sağlayan amakrin hücreler, 30 kadar farklı tipte olup bugüne kadar ancak 5–6 tanesinin fonksiyonu bulunabilmiştir. Diğerlerine Rabbimizin ne gibi vazifeler yüklediği, ancak ilerideki araştırmalarla ortaya çıkacaktır. Belki ışığın her bir dalga boyuna ait özel elektrik şiddetlerini ayarlamak, hareketli veya sabit nesneler için farklı seviyede elektrik üretmek gibi vazifeler söz konusu olabilir.

Amakrin hücrenin bir tipi, elektrik sinyalini koni ve çubuklardan iki kutuplu hücrelere, sonra diğer amakrin hücrelerine, daha sonra gangliyon hücrelerineve en sonunda beynimize iletir.

Diğer bir tipi, görme sinyalinin başlangıcında, başka bir tipi ise görme sinyalinin bitişinde kuvvetle cevap verir, ancak her iki cevap da hızla kaybolur. Başka bir tipi ise, yönden bağımsız olarak, aydınlanma şiddetindeki bir değişikliği belli edecek şekilde cevap verirken, bazıları da bir ışık noktasının retinada belli bir doğrultuda hareket etmesine cevap vererek ışığın yönü hakkında beyinde bir algı oluşmasına sebep olurlar.

Retinanın en iç tabakasında bulunan gangliyon hücrelerininvazifesi, retinada en son hazırlanıp düzeltilmiş elektrik akımının gözden çıkarak beyne doğru iletmesine vesile olmaktır. Retinada W, X ve Y harfleriyle temsil edilen üç farklı gangliyon hücresi keşfedilmiştir. W hücreleri karanlıkta ve siyah-beyaz olarak görme sinyali üreten çubuk hücrelerinin sinyalini iletmekle vazifeli olup bütün gangliyon hücrelerinin yaklaşık yüzde 40’ını teşkil ederler. 10 mikrometreden daha küçük çaplı bu hücreler sinyalleri yalnızca 8 m/sn’lik hızlarda iletirler. Bu hücrelerin, karanlıktaki cisimleri, kaba (ayrıntılı olmayan) bir siluet hâlinde görmemizde vazifeli olduğu anlaşılmaktadır.

Cisimlerin ayrıntılı ve renkli görüntülerine ait elektrik sinyallerini beyne ileten X hücreleri ise gangliyon hücrelerinin toplamının yüzde 55’ini teşkil eder ve çapları orta büyüklükte (10 ve 15 mikrometre) olup uyarıyı yaklaşık 14 m/sn hızla iletirler.

Bütün gangliyon hücrelerinin en büyükleri (çapları 35 mikrometreyi bulabilir) olan ve beyne 50 m/sn’lik bir hızla sinyal ileten, sayıca da en az (%5) olan Y hücrelerinin vazifesi ise görüntüdeki anlık değişmeleri iletmektir. Saliseler içinde yoğun sinyaller gönderen Y tipi gangliyon hücreleri, herhangi bir yerde tehlikeli veya anormal bir olay olduğunda hemen merkezî sinir sistemine haber verir. Bu hücreler, bedenimiz veya gözlerimiz tehlikeli bir durumla karşılaştığında, anında beyni uyararak tehlikeden uzaklaşmamızı veya göz kapaklarımızın hızlıca kapanmasını sağlayarak tehlikeden korunmamıza vesile olmaktadırlar. Bu hücreler olmasaydı, ani tehlikelerde gözlerimizi refleks olarak hızla kapayamaz ve koruyamazdık. Bu akılsız ve şuursuz hücrelerin kendi kendilerine böyle özel şekiller ve keyfiyetler kazanıp çalışmaları mümkün olmadığına göre, ilmi ve kudreti sonsuz Rabbimiz tarafından istihdam edildikleri açıktır.

Hücre tabakaları arasında ayrıca sinir hücreleri ile bağlantıların (sinaps) yer aldığı ağ tabakaları vardır. Bu hücrelerin de kendi içlerinde her biri ayrı vazifelere göre eğitilmiş alt grupları mevcuttur. Hücrelerin hepsi, ışığı aldıklarında, bu uyarıyı en uygun şekilde beyne iletmeleri için hususi bir yapıda inşa edilmişlerdir. Bu hücre tiplerinin teşkil ettiği tabakalardan birisi bile gözümüzde eksik olursa, çok önemli görme problemleri ortaya çıkar. Evrim karşıtı biyokimyacı Michael Behe’nin tanımıyla, “indirgenemez karmaşıklık” özelliğine sahip gözümüzün her bir tabakası çok özel olup hiçbir hücresi tesadüfî ve akılsız evrim mekanizmalarıyla, kendi kendine ortaya çıkıp gözdeki yerini alamaz. Burada şunu da ifade etmek gerekir ki anlamayı kolaylaştırmak için yazıda çok farklı retina elemanlarına ve onların yaptığı kimyevî vazifelere temas edilmemiştir. Bunlara ait hassas düzenlemeleri de hesaba kattığımızda, Rabbimizin akıl almaz sanatını karşısında hayret ve muhabbetimiz artmaktadır.