1882 yılında doğan Eşref Edib Fergan, gazeteciliği “Milletin maddî, manevî terakki ve tekâmülü yolunda elden gelen hizmeti ifa” şeklinde anlayıp uygulayan şerefli ve edepli bir gazetecidir.

  1. Meşrutiyet’e, 31 Mart’a, Milli Mücadele Dönemi’ne, Cumhuriyet’in kurulmasına, Takrir-i Sükûn’a, İstiklal Mahkemeleri’ne, Milli Şeflik Dönemi’ne ve 27 Mayıs Darbesi’ne şahit olan Eşref Edib, her zaman hakkı savunmuştur.

1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Eşref Edib, kendisi gibi hukukçu olan Ebü’l-ȗla Mardin ile birlikte bir mecmua hayalini hayata geçirmek için harekete geçti. Aklına gelen “Sırat-ı Müstakim” ismi kabul gördü. 1908’de yayın hayatına başlayan mecmuanın başyazarı Mehmet Akif oldu. “Din, felsefe, edebiyat, hukuk ve ulȗmdan bahis haftalık gazetedir” alt başlığıyla yayım hayatına başlayan dergiye, 50. sayısından itibaren “siyaset, içtimaiyat, medeni ahval” de dâhil edildi.

Mehmet Akif ve Ebü’l-ȗla Bey’den başka, Babanzade Ahmet Naim, Manastırlı İbrahim Hakkı, Musa Kazım, Bereketzade İsmail Hakkı ve Tahirü’l Mevlevi gibi isimlerin katkıda bulundukları derginin hemen hemen bütün işlerini Eşref Edib üstlenmişti.

İlk baskısı 70 bini bulan dergi, kısa zamanda İşkodra’dan Bağdat’a oradan Yemen’e kadar ulaştı. Böylece Eşref Edib’in özellikle öne çıkarmaya çalıştığı Mehmet Akif’in şiirleri de bütün Osmanlı vilayetlerine ulaşmış oldu.

Sırat-ı Müstakim’in 30. sayısının ardından 31 Mart (1909) Vakası meydana geldi. Çıkan kargaşada isyancılar, yayına hazırlanan nüshaları etrafa saçtılar. Sırat-ı Müstakimbir süre yayına ara verdi. 1912’ye kadar 182 sayı ile okuyucuya ulaşan dergi, bu tarihten itibaren ismini Sebîlürreşadolarak değiştirdi.

Bu yeni ismin hikâyesi ise şu şekilde: Prens Abbas Halim Paşa’nın köşkünde Mehmet Akif ile isim hakkında konuşurlarken Abbas Halim Paşa, “Kuran’dan bir sahife açıp orada çıkan ismi dergiye koyalım” diye bir teklifte bulundu. Kuran-ı Kerim’i açan Paşa, “Ve kâlellezî âmene yâ kavmittebiûni ehdikum sebîle’r-reşâd” (İman eden zat şöyle devam etti: ‘Ey benim halkım, gelin bana uyun ki size doğru yolu göstereyim’) (Mu’min, 40:38) ayetini okudu. Latif bir tevafuk eseri olarak, bu gelişmeden haberdar olmayan Tahir’ül Mevlevi, bir gazete çıkarma niyetiyle Sebîlürreşad’ın isim hakkını almıştı. Durum anlaşılınca Mehmet Akif’in ricası üzerine bu ismi Eşref Edib’e hediye etti.

Büyük bir alaka ile takip edilen yeni dergi de kısa zamanda Müslümanların yaşadığı ülkelere, hatta Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya’ya kadar ulaşmıştır. Yayın çalışmaları esnasında İslamî eğitimin gelişmesine destek vermek için bir okul kurulmasına da karar verilmiş hatta bakanlıktan onay çıkarılmıştır. Dergide önceki yazarlara ek olarak Ömer Rıza Doğrul, Mithat Cemal, Said Halim Paşa, Elmalılı Hamdi Yazır, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu gibi önemli isimlerin yer alması, Eşref Edib’in geniş ufkunu göstermesi bakımından önemlidir.[1]

İttihat ve Terakki fırkasının icraatlarını destekleyen yazılar neşreden dergi, daha sonra hatalı icraatları sebebiyle yönetimi eleştirince gazaba uğradı ve 20 ay süreyle askıya alındı.

Eşref Edib’in gazeteciliği Milli Mücadele Dönemi’nde aşk ve şevk ile devam etti. Mondros Mütarekesine bakışı, ondaki heyecanı ispat eder mahiyettedir: “Bugün dört yüz küsur milyon İslam âleminin mukadderatı buradaki İslam ordusunun göstereceği kudret ve zafere bağlıdır. Anadolu Müslümanları dünyanın ne kadar bahtiyar insanlarıdır. Cenab-ı Hak Kur’an’ı yaşatmak vazife-i âliyesini onların omzuna tahmil etmiştir.”[2]

İşgal sonrası şartlar İstanbul’da durmayı anlamsız kılmıştı. Halkı uyarmak maksadıyla 23 Ocak 1920’de Mehmet Akif ile birlikte Balıkesir’e gitti. Mehmet Akif’in Zağanos Paşa Camii’ndeki vaazını yazıya aktardı.

İstanbul’a dönünce, Hindistan mütefekkirlerinden Müşir Hüseyin Kıdvay’ın Milli Mücadele’yi destekleyen ve işgali protesto eden İslam’a Çekilen Kılıçisimli eserini tercüme ettirdi. Bütün tehlikelere rağmen on binlerce bastırıp Anadolu’ya gönderdi.

Mehmet Akif’in Kastamonu’daki Nasrullah Camii’nde verdiği vaaz, Sebîlürreşaddergisinde neşredildi. Gözyaşlarıyla yapılan bu konuşma Anadolu’da büyük yankı uyandırdı.

Bu arada Mustafa Kemal, dergiyi neşretmek üzere onları Ankara’ya davet etti. 25 Aralık 1920’de iki arkadaş Ankara’ya gitti. Mustafa Kemal onları istasyonda karşıladı. Gösterdikleri çaba ve Sevr’e karşı duruşları için onlara teşekkür etti.

Güvenlik gerekçesiyle 1921 yılında derginin merkezini Kayseri’ye taşıdılar. Sakarya Meydan Muhaberesi’nin kazanılmasının ardından dergiyi yeniden Ankara’ya getirdiler. Tacettin Dergâhı onların ilk adresi oldu. Birinci mecliste Mehmet Akif Burdur milletvekilidir. Ancak ikinci mecliste Mehmet Akif yoktur. Onları Ankara’ya bağlayan bir şey olmayınca, 1923 yılında İstanbul’a döndüler.

Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur ama Sebîlürreşadiçin çileli bir dönem başlamıştır. Takrir-i Sükûn kanununun çıkmasından sonra dergi kapatıldı. Eşref Edib de Ankara ve Şark İstiklal Mahkemesinde yargılanmak üzere tutuklandı. Tevhid-i Tedrisat ve tekkelerin kapatılmasına tepki gösteren yazıları tutuklanma sebebi sayıldı.

Mayıs 1925’te tutuklanan Eşref Edib, kötü şartlarda bir müddet bekletildikten sonra Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Burada herhangi bir suç unsuru görülmeyen Eşref Edib yine de serbest bırakılmayıp Elazığ’da bulunan Şark İstiklal Mahkemelerine sevk edildi. Dönemin milletvekillerinden Ali Saip, Eşref Edib’ten oldukça rahatsızdı.[3]Şeyh Said ile irtibatlı gösterilecek olan bazı gazeteciler, bu bahane ile idam edilecek ve böylece muhalif bütün sesler susturulacaktı. Mahkeme Eşref Edib üzerine yoğunlaşmıştı. Şeyh Said’den kendini isyana teşvik eden fikirleri Sebîlürreşaddergisinde okuduğuna dair bir ifade alınmıştı.[4]

Eşref Edib kendisine yöneltilen ithamları başarılı bir şekilde reddetti. Ankara’dan gelirken Urfa’da bir okuyucusundan aldığı, Mehmet Akif’in Kastamonu vaazının da bulunduğu bazı Sebîlürreşadnüshalarını da gözler önüne sererek yaptığı savunma, mahkeme heyetini insafa getirdi. Daha sonra Ankara ile yapılan görüşmeler neticesinde Eşref Edib ve diğer gazeteciler serbest bırakıldı.

Sebîlürreşad’ın kapatılmasından sonra yayıncılık hayatına devam eden Eşref Edib, 1926 yılında Asar-ı İlmiye Kütüphanesi Neşriyatını kurdu. Bu yayınevi sayesinde birçok yerli ve yabancı yazarın eseri bilim ve kültür hayatına kazandırılmış oldu. Safahat’ın ikinci kitabı olan Süleymaniye Kürsüsünde, üçüncü kitap Hakk’ın Seslerive John Davenport’un Hz. Muhammed ve Kuran-ı Kerim adlı kitapları da neşredilen eserler arasındadır.

Eşref Edib 1932’de Mısır’a giderek Mehmet Akif’i ziyaret etti. Asıl amacı Mehmet Akif’in yazdığı Kur’an mealini neşretmekti. Ancak Mehmet Akif, bu konuda pek istekli davranmadı. Eşref Edib yine de bazı ayetlerin mealini not etti ve İstanbul’a döndükten sonra Mehmet Akifadlı eserinde neşretti.[5]

Eşref Edib, o yıllarda misyoner ve şarkiyatçılardan oluşan bir heyet tarafından Hollanda’da yayımlanan ve sonra Türkçeye tercüme edilen İslam Ansiklopedisi’ndeki hataları göstermek için İslam Ansiklopedisinin İlmi Mahiyetiadlı eserini yayımladı. Bu ansiklopediden ciddi şekilde rahatsız olan Eşref Edib, 1940 yılında, arkadaşları Ömer Rıza Doğrul, İsmail Hakkı İzmirli, Kamil Miras ve sonradan genişleyen kadrosu ile İslam-Türk Ansiklopedisi’ni yayımlamaya başladı. Sonra dört kitaptan oluşan Çocuklarımıza Din Kitabıserisini neşretti. Bu kitabın birincisi İnanç Dersleri, ikincisi İbadet Dersleri, üçüncüsü Ahlak Dersleri, dördüncüsü ise Sevgili Peygamberimiz’dir.

Demokrat partinin 1950 yılında iktidara gelmesiyle birlikte yumuşayan siyasi atmosferde, Eşref Edib Sebîlürreşad’ı yeniden çıkarma kararı aldı. Dergi; “Siyasî, dinî, ilmî, edebî ve ahlakî haftalık mecmua” olarak yeniden yayımlanmaya başlandı. Ömer Rıza Doğrul, Ömer Nasuhi Bilmen, Ali Fuat Başgil, Tahir’ül Mevlevi gibi kalemler yeniden bu dergide yazmaya başladılar. Dergiye bu dönemde Bediüzzaman Said Nursi, Nezihe Araz, Nihat Sami Banarlı, Ali Ulvi Kurucu, Mithat Cemal Kuntay, Peyami Safa ve Nurettin Topçu gibi âlim, mütefekkir ve müellifler de katkıda bulundu.

Eşref Edib 1950 yılında, Bediüzzaman Hazretlerini tanıtmak ve davasını müdafaa etmek için Risale-i Nur Müellifi Bediüzzaman Said Nur, Hayatı Mesleği Eserleriadlı kitabını yayımladı.

Adnan Menderes’in Malatya seyahati sırasında gazeteci Ahmet Emin Yalman’a bir suikast düzenlendi. Bu olay bahanesiyle birçok Nur talebesi gözaltına alınırken Eşref Edib de iki ay tutuklu yargılandı. Bu olaydan kısa bir süre sonra bürosunda bulunan Said Nursi ile ilgili bir mektuptan dolayı yeniden tutuklandı ve dört ay kadar cezaevinde kaldı.[6]

Bir yazısından dolayı 163. maddeden de yargılanan Eşref Edib, 1957 yılında Kur’an’ın Azamet ve İhtişamı Hakkında Dünya Mütefekkirlerinin Şahadetleri isimli eserini, 1963’te Bediüzzaman Said Nur ve Nurculukeserini yayımladı. Bu eserde, Bediüzzaman Hazretleriyle yaptığı ve “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor” cümlelerinin geçtiği meşhur röportajı da yer aldı. 1965’teRisale-i Nur Muarızı Yazarların İsnatları Hakkında İlmi Bir Tahlil kitabını ve Nedvi’nin beş ciltlik Asr-ı Saadet: Peygamberimizin Ashabı adlı eserini tercüme edip neşretti.

 

Eşref Edib, hayalini kurduğu ve “Nefislerini parti ihtiraslarından koruyabilen, yalnız millet ve memleketin ve yalnız Müslümanlığın yüksek menfaatlerini düşünen Müslümanlar için bu, farizaların en mühimidir”[7]cümlesi ile özetlediği günlük gazete hayalini gerçekleştirmeden bu dünyadan ayrıldı ancak Bediüzzaman’ın şu senasına muhatap olarak arkada hoş bir seda bıraktı:

“Eşref Edib kırk seneden beri iman hizmetinde benim arkadaşım ve Sebîlürreşad’da makale yazan ve şimdi vefat eden çok kıymetli kardeşlerimin mümessili ve hakikî İslâmiyet mücahitlerinden bir kardeşimdir. Ve Nur’un bir hâmisidir. Ben vefat etsem de, Eşref Edib Nurcular içinde bulunmasıyla büyük bir teselli buluyorum.”[8]

Dipnotlar

 

[1]Polat, Esma, “Eşref Edib Fergan’ın Hayatı, Eserleri ve Edebi Kişiliği,” Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İslam Tarihi ve Sanatları (Türk-İslam Edebiyatı) Anabilim Dalı, 2011.

[2]Sebîlürreşad, c. 12, s. 483.

[3]YeniSebîlürreşad, c. 4, s. 86.

[4]YeniSebîlürreşad, c. 14, s. 342.

[5]Edip, Eşref, Mehmet Akif (Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları), İstanbul: Sebîlürreşad Yayınları, 1960.

[6]Güven, Fahri, “Eşref Edip Bediüzzaman Said Nursî Dostluğu Üzerine”, Millî Gazete, 21.11.2010.

[7]Sebîlürreşad, c. 12, s. 276.

[8]Nursi, Bediüzzaman Said, Emirdağ Lahikası-2, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 31.