İslam peygamberi Hz. Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) kendisini nübüvvet binasının son tuğlası olarak nitelendirir: “Benimle diğer peygamberlerin durumu, bir bina yapıp onu tamamlayan, yalnız bir tuğla yerini boş bırakan bir kimsenin durumuna benzer. Oraya giren insanlar şaşırır ve “Eksik tuğlayı da yerleştirseydi mükemmel olacaktı!” derler. “İşte ben o eksik tuğla durumundayım, geldim ve peygamberlik binasını tamamladım.”[1]

Peygamberler iman esaslarında ve ibadetlerin asıllarında müttefik olup yalnız ibadetlerin bazı sıfatlarında farklılık gösterirler. Allah, beşeriyetin gelişme seyrine göre, değişik zamanlarda farklı hükümler göndermiştir. Faklı dinlere mensup olanların, bu yakınlığı unutma tehlikesine maruz kaldıkları da bir vakıadır. Onun içindir ki Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) insanlık tarihinin başından, Hz. Âdem’den (aleyhisselâm) itibaren kendisine kadar gelen bu nübüvvet mirasına bütün kuvvetiyle sahip çıktığını, peygamberlerden hiç birine en ufak toz kondurmadığını ve ümmetine onlar hakkında nasıl davranmaları hususunda önemli dersler verdiğini görmekteyiz. Böylece onun kutlu şahsiyeti, farklı din mensuplarının buluşmalarının mükemmel bir örneğini teşkil etmektedir.

Hz. İsa’nın (aleyhisselâm) özel makamına ve onun gerekçesine ise şu hadis-i şerifi ile dikkat çekmiştir: “Ben dünyada da ahirette de İsa’ya en yakın olan insanım.” Yanındakiler: “Nasıl ya Resûlullah?” diye sorunca şöyle cevap verdi: “Peygamberler babaları bir, anneleri farklı kardeşlerdir. Ama dinleri birdir. Onunla benim aramda peygamber gelmediğinden ona en yakın olan benim.”[2]Keza bir hadiste da şöyle buyurmuştur: “Dünyaya gelen hiçbir çocuk yoktur ki Şeytan ona dokunmuş olmasın. İşte bu sebepledir ki yeni doğan çocuk çığlık atar. Ama Meryem ile oğlu bundan müstesnadır.”[3]Hz. Meryem’in doğumundan bahseden ayet, onu doğurduğunda annesinin şöyle dua ettiğini bildirir: “Ya Rabbî! Ben onun adını Meryem koydum. Onu da onun neslinden geleni de Şeytanın şerrinden korumanı niyaz ediyorum.”[4]Hz. Peygamber aleyhisselâm mezkûr hadisi ile Hz. Meryem’in annesinin duasına icabet edilip bu korumanın gerçekleştiğini böylece bildirmektedir.

Bu özel dikkat çekme İslam ümmetinde yankı bulmuş olup tefsir, hadis, tarih, ilmihal kitaplarının yanında edebiyat alanında da Hz. İsa aleyhisselâma hususi bir ihtimam gösterildiği gözlemlenmiştir. Prof. Dr. Ömer Okumuş, Klasik Türk, Fars ve Arap Şiirlerinde Hazret-i İsa Kavramı[5]adlı kitabında, klasik Türk şiirinden 42, klasik Fars şiirinden 20, klasik Arap şiirinden 27 eseri tarayarak, Hz. İsa ile ilgili mısraları tespit etmiştir. Değerli yazarın vurguladığı gibi, Hz. İsa (aleyhisselâm), “Ulü’l-Azm” denen beş büyük nebiden (Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed aleyhimüsselâm) birisidir. Kur’an-ı Kerim’de “Hani biz peygamberlerden söz almıştık; senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Mûsâ’dan ve Meryem oğlu İsa’dan da. (Evet) biz onlardan pek sağlam bir söz aldık”[6]ayeti bu en büyük beş peygamberi zikreder. Hz. İsa günümüz dünyasında sayı olarak en fazla mensubu bulunan bir dinin, yani Hıristiyanlığın kurucusudur. İslâm inancına göre ölmemiş olup Allah’ın gökten göndereceği[7]Hz. İsa’nın yeryüzüne inişinin “Âhir zaman alametleri” içinde yer alması, onu yüzyıllardır hep gündemde tutmuştur. Hz. İsa, klasik Türk şiirinde annesi Meryem’in temizliği ve soyluluğu, kundakta iken konuşması, hastalara şifa vermesi, ölüleri diriltmesi, sofrasının bereketi, eşeği, tecerrüdü (kendisini dünyevî işlerden soyutlaması), göğe yükselişi, âhir zamanda nüzulü (gökten inişi), Deccâl’le mücadele etmesi, Mehdî’ye tâbi olması gibi özellikleriyle yer almıştır.[8]Müslüman şairlerden çok sayıdaki isim, onun mümtaz vasıflarını terennüm eden parçalar yazmışlardır. Gelecek paragraflarda onlardan bazı numunelere yer vereceğiz.

  1. a) Hz. İsa aleyhisselâmın hayat veren nefesi:[9]

Hz. İsa’nın (aleyhisselâm) ölüleri dirilten, hayat veren nefesi, şairlere ilham kaynağı olmuştur: mahirce uyguladıkları edebî sanatlarla bunu dile getirmişlerdir:[10]

Şeyh Galib’e kulak verelim:

Nefes-i Îsî-i cân-bahş kabâ geldi bana (GÂLİB-I, 252).

(Soyutlanmanın şevkiyle acziyet örtüsünü giyeli can bahşeden İsa’nın nefesi bana elbise oldu.)

Mürde idüm geldün ihyâ eyledün

Câna i’câz-ı Mesîhâ eyledün (LÂMİÎ, 319).

 

(Ölü idim, geldin dirilttin. Câna Mesîh’in mucizesini eyledin.)[11]

 

Rûh-bahş oldı Mesîhâ-sıfat enfâs-ı bahâr

Açdılar dîdelerin hâb-ı ademden ezhâr (BÂKÎ, 39).

 

(Baharın solukları, Mesih gibi ruh bahşetti; çiçekler gözlerini yokluk uykusundan açtılar. İsa nefesi gibi cismime ruh verir.)
Bu mürdeye ver tâze cân ey la’l-i Mesîhâ

Yâhud bir içim su (ZİHNÎ, 297).

(Ey Mesîh’in dudağı, bu ölüye yeni bir ruh ya da bir içim su ver!)

  1. b) Tecerrüt ve istiğnası:[12]

Hz. İsa aleyhisselâm, marifetullah ve muhabbetullahın en ileri noktasında olan bir zat olarak geçici dünya metaları karşısında tam bir istiğna ve iffet abidesi olarak yaşamış ve insanlara da böyle yaşamayı ders vermiştir. Dünyanın isine pasına bulaşmayan Hz. İsa, buna mukabil gökyüzüne çıkmış, güneşle arkadaş olmuştur:

Mülevves olmayıp tecrîd ile çıksan bu âlemden

Seni Zâl-i felek hûrşîde cüft eyler Mesîhâ tek (FUZÛLÎ-I, 306).

(Bu dünyanın pisliklerine bulaşmayıp onlardan kendini tecrit edersen, aksakallı felek, Mesih gibi seni güneşle arkadaş eyler.)

Alâ’ikdan mücerred ol ser-i kûyında mesken bul

Mesîhâ-veş mekânı âsmândur ehl-i tecrîdün (BÂKÎ, 255).

(Dünyevî ilgilerden sıyrılarak Sevgilinin köyünün başında mesken bul. Tecrit ehlinin mekânı Mesîh gibi gökyüzüdür.)

Feridüddin Attar’dan:[13]

İsa, buna şaştı da dedi ki “Ben böyle eşten vazgeçtim! Şu bir şeyden haberi olmayan ahmaklara bak ki birbirlerinden dünyayı almak, ele geçirmek isterler. Bu belâdan ibret almazlar, teslim ve rızayı kendilerine sermaye yapmazlar. Yazıklar olsun! Halk, bu mânâyı görmedi gitti. Din, ellerinden çıktı, dünyaya da sahip olamadılar. O masum ve tertemiz er, dünya hakkında birkaç söz söyledi. Şom dünyadan yüz çevirin dedi. Bu gaddar dünya bir leşe benzer. Sen de köpek olduğundan leşle uğraşıp durursun. Köpeğe ve leşe bağlanınca artık ikisinden de yüzlerce defa daha betersin sen. Köpek, bu leşe doymaz ama sen de ondan daha ziyade açsın, bir kerecik olsun doymuyorsun. Onu bağlarsan derhal kurtulursun. Yoksa gece gündüz onun yüzünden derttesin, musibettesin.” (ATTÂR-II, 124–126).

Mesîhî-veş mücerred olmayınca

Semâvî râza sen mahrem degülsin (MESÎHÎ, 240).

(Mesîh gibi mücerret olmayınca sen semâvî sırlara mahrem olamazsın.)

Mesîhî-veş mücerred olmayınca

Semâvî râza sen mahrem degülsin (MESÎHÎ, 240).

(Mesîh gibi mücerret olmayınca, yani Allah’tan başka her şeyi terk etmedikçe, sen semâvî sırlara mahrem olamazsın.)[14]

Necâtî,15mütevazı bir menekşenin dağın zirvesine çıkmasını Hz. İsa’nın iğne ile göğe yükselmesine benzetir:

İsa nitekim sûzen ile çıkdı semâya

Ol resme çıkar kulle-i kühsâra benefşe (NECÂTÎ, 105).

Güneşle aynı yerde oturmak, her şeyden mücerret olan Mesih’e yaraşır. (HÂFIZ, 469).

Felekte, candan, akıldan ve tenden bîzâr olmuş olarak Mesîh gibi temiz ol. (SENÂÎ, 201).

İsa nefesliler gibi uzleti tercih et. Gönül evini de nâ-mahremlerden temizle. (CÂMÎ-II, 411).[15]

  1. c) Bütün varlığıyla Allah’a teslimiyeti:

Allah’ın fani bir kulu olarak O’nun karşısında aczini ikrarda en ileri derecede olması ona muazzam bir güç kazandırmış, dünyadaki ömrü çok kısa olduğu halde bin seneden fazla yaşayan Hz. Nuh’un (aleyhisselâm) ömründen daha uzun bir ömür yaşamasına vesile olmuştur.[16]

Kılan anâsıra tekbîr-i çâr hem-çü Mesîh

Tarîk-i ehl-i tecerrüdle pâk-mezhebdir (GÂLİB-I, 301).

(Mesîh gibi dört unsura dört tekbir (ölülerine cenaze namazı) kılan, tecerrüt ehlinin yoluyla mezhebini temiz kılmıştır.)

Îsî gibi mücerred ol ey dil ki bulasın

Bir sâatin ferâgatinün niçe ömr-i Nûh (HAMDÎ, 132).

(Ey gönül! Hz. İsa gibi mücerret ol ki bir saat feragat karşılığında nice Nuh ömrü bulasın.)

  1. d) Dövene elsiz, sövene dilsiz tutumu:

Cahillerin, kendini bilmezlerin, ağzını bozarak dil uzatanların dediklerine aldırış etmeyip, onları muhatap almaması da Hz. İsa’nın güzel vasıflarından biri idi. Şair Hakanî onun göklere yükselmesini bu özelliğine bağlamak ister:[17]

Hz. İsa, seviyesiz kimselerin yakışıksız sözleri sebebiyle göğe yükseldi. Hz. Âdem bir soysuzun vesvesesinden ötürü cennetten çıktı. (HÂKÂNÎ, 224).

Mevlana Celaleddin, Hz. İsa’nın ahmaklardan kaçmasını uzun bir hikâye içinde anlatıp bundan ibretler çıkarır (Mesnevi 368–369).[18]

  1. e) Şefkati:

Hz. İsa’nın insanlara duyduğu şefkatin en ileri derecede olduğu dile getirilir. Şair Fuzulî bu temayı terennüm eder: “Benim derdim büyük, feryadım göklere çıkacak kadardır. Fakat ey zalim bu feryadımı göklere yükseltme! Korkarım ki İsa Mesih orada bunu işitince rikkatinin çokluğundan ötürü incinir. O Hazreti incitmek ise bana çok giran gelir.”[19]

Çok yetirme göklere efgânım ey kâfir sakın

İncinir nâ-geh Mesîhâ işitip efgânımı (FUZÛLÎ-I, 259).

(Ey kâfir! Sakın figânımı göklere kadar ulaştırma! Hz. Mesîh vakitsiz işitip incinebilir.)

Nâbî, hüsn-i ta’lil sanatı uygular ve muhabbet hastasının şifa bulamadığı için Hz. İsa’nın yeryüzüne tekrar geleceğini belirtir:[20]

Olmaz yine marîz-i mahabbet şifâ-pezîr

Rûy-ı zemîne bir dahı İsa gelür gider (NÂBÎ, 624).

Nefret ve husumetin olanca şiddetiyle beslendiği, insanlığın sevgiye su ve hava gibi muhtaç olduğu çağımızda Nâbî’nin bu tespiti hayli anlamlıdır.

Necâtî’de de benzeri yaklaşımı görmekteyiz:

Bu karanu gece bu sohbet-i cân-bahş nedir

Yere mi indi aceb Îsî-i Meryem bu gece (NECÂTÎ, 388).

(Bu karanlık gecede bu can bahşeden sohbet nedir? Bu gece acaba Meryem oğlu İsa mı yere indi?)

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin “Gâh baştan başa dil kesildim İsa gibi; gâh susan bir gönül kesildim Meryem gibi” beytinde söylediği gibi o, “Meryem Oğlu İsa”dır.[21]

Dipnotlar

[1]Müslim, Fedail, 23; Buhari, Menakıb, 18.

[2]Müslim, Fedail, 145; Buhari, Enbiya, 48, Ebû Hureyre’den (radıyallahu anh).

[3]Buhari, Tefsir, Al-i İmran suresi; Müslim, Fedail.

[4]Al-i İmran, 3/36.

[5]İstanbul: Sütun Yayınları, 2014.

[6]Ahzab, 33/7.

[7]Ö. Okumuş, age, s. 71 ve 79’da bu konuda şu notu koymaktadır:Hz. İsa’nın beşerî cismiyle nüzul edip etmeyeceği, bugün de tartışılan bir konudur. “Hazret-i Mesîh’in âhir zamanda tekrar dünyaya döneceğini ve bu nüzul keyfiyetini bildiren yaklaşık yüz kadar hadîs-i şerif vardır. Bu hadîslerden en az kırk kadarı, hadîs kriterleri açısından sahih sayılır, yani erbabınca itimat edilen hadislerdir. Yirmi kadarı da hasen kabul edilmektedir, yani, ondan bir derece düşük de olsa sıhhatine güven duyulan hadîslerdir. Yirmi otuz tane de zayıf hadîs vardır.” (M. Fethullah Gülen, Kırık Testi-4, İstanbul: Nil Yayınları, 2005, s. 36). Hz. İsa’nın nüzulünü sosyolojik bir bakışla ele alan Bediüzzaman, Hıristiyanlığın arınarak İslâmiyet’e inkılap edeceği yorumunu yapar. (Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul: Nesil Yayınları, 1996, s. 347).

[8]Ömer Okumuş, age, s. 10.

[9]Hz. İsa’nın hayat veren nefesi konusunda B. Said Nursî’niin şu yorumu dikkat çekicidir: “Kur’an, Hazreti İsa aleyhisselâmın nasıl ahlâk-ı ulviyesine ittibâa beşeri sarihan teşvik eder. Öyle de, şu elindeki san’at-ı âliyeye ve tıbb-ı Rabbânîye remzen tergib ediyor. İşte şu âyet işaret ediyor ki en müzmin dertlere dahi derman bulunabilir. Öyleyse, ey insan ve ey musibetzede benî Âdem! Meyus olmayınız. Her dert, ne olursa olsun, dermanı mümkündür. Arayınız, bulunuz. Hattâ ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür.” (Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul: Nesil Yayınları, 1996, s. 102).

[10]Ö. Okumuş, age, s. 21.

[11]Age, s. 35

[12]Age, s. 53.

[13]Age, s. 124.

[14]Age, s. 68.

[15]Age, s. 54–55.

[16]Age, s. 57.

[17]Age, s. 66.

[18]Age, s. 117–118.

[19]Age, s. 67

[20]Age, s. 75. “İtikadî bağların zaafa uğradığı, amelin terk edildiği, muamelâtın tamamen gözden çıkarıldığı dönemlerde kurtarıcı bir zatın beklenmesinin tarihi çok eskilere dayanır. Yahûdîler de, Hristiyanlar da hatta onlardan önceki insanlar da ömürlerini hep bir kurtarıcı bekleyişi içinde geçirmiş; özellikle zulme uğradıkları, gadre maruz kaldıkları zamanlarda böyle bir halaskâr beklemişlerdir. Peygamberlik silsilesinin devam ettiği devirlerde beklenen bir peygamber, bir Mesîh’tir. Peygamber Efendimizden sonra da hemen her dönemde bir müceddid, bir kurtarıcı beklenmiştir; ama artık beklenen, bir peygamber değil, O’nun soyundan gelecek bir rehber, bir Mehdî olmuştur.”(M. Fethullah Gülen, Kırık Testi-4, İstanbul: Nil Yayınları, 2005, s. 34).

Hz. İsa’nın nüzulünü sosyolojik bir bakışla ele alan Bediüzzaman, Hristiyanlığın arınarak İslâmiyet’e inkılap edeceği yorumunu yapar.(Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul: Nesil Yayınları, 1996, s. 347).

[21]Ö. Okumuş, s. 134.