Suya bir taş atıldığında, gergin bir ipe vurulduğunda, bir yay sıkıştırılıp bırakıldığında ve gırtlağımız titreştiğinde dalgalar meydana gelir. Her bir durumdaki dalganın oluştuğu ortam farklıdır. Mesela su dalgası suda, ses dalgası havada yaratılır. Dalgaların ortak özelliklerinden bazıları; hepsinin dalga boylarının, frekanslarının ve genliklerinin olmasıdır. En önemli özelliklerinden bir tanesi de dalgayı tetikleyecek bir kaynağın olmasıdır. Mesela yayda dalga meydana getirmek için yayı germek gerekir.

Einstein tarafından öngörülen kütle çekim dalgaları ise uzay zamanın dalgalanması şeklinde tarif edilebilir. Bu dalgalar, genel izafiyet teorisinin bir sonucu olarak, 1916 yılında Einstein tarafından ortaya atılmıştır. Yıldızlararası boşluktan gökadalar arası boşluğa kadar bütün uzayın su gibi bir madde ile dolu olduğunu düşünün. Bu durumda, mesela iki karadelik çarpıştığında, uzayın kendisi suyun dalgalanması gibi dalgalanmaktadır. Esasen öteden beri hem maddenin hem de uzayın dokusu ve esasının esir maddesi olduğuna dair birçok tartışma yapılmıştır. Uzayda bir dalgalanma varsa, bunun bütün uzayı dolduran esir maddesi sebebiyle olması kuvvetle muhtemeldir.

Aslında sevgili Peygamberimizin, “Semâ, mevc-i mekfûftur (hapsedilmiş dalgadır)” (Tirmizi, tefsîru sûre 57/1) şeklindeki hadis-i şerifi, semanın boşluk olmadığı konusunda bize ipucu vermektedir. Bediüzzaman Hazretleri, bu hadis-i şerife “Semâ, emvâcı karardâde olmuş bir denizdir,” yani “Uzay, dalgaları durgunlaşmış, sakin bir hâle gelmiş bir deniz gibidir” diye mana vermiştir. Ayrıca, Yâsin sûresinin 40. âyetinin meali şu şekildedir: “Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzüp gitmektedir.” “Yüzme” bir boşlukta değil, ancak bir madde içinde olabileceğine göre, âyette uzay boşluğu bir denize benzetilmektedir.