Ahmed Bedevî, 1200 (Hicrî 596) senesinde Fas’ta dünyaya gelmiştir.[1]Kendisi miladî 692 senesinde, Haccac devrinde, Arabistan’daki karışıklıklara dayanamayıp Hicaz’dan Fas’a hicret eden bir aileye mensuptur.[2]Annesi doğumundan sonra bir rüya görmüş ve rüyasında kendisine “Müjdeler olsun. Öyle bir çocuk dünyaya getirdin ki hiçbir çocuğa benzemiyor” şeklinde hitap edilmiştir.[3]

Kişiliği

Yüzünü Afrika’da yaşayan Bedevîler gibi örtüğünden dolayı “Bedevî” lakabıyla anılmıştır. Mekke ve Medine’nin en güçlü süvarilerindendi. Harp tekniğini çok iyi bilir ve bu konuda kendisine sorulan her türlü soruya cevap verirdi. Tabiatı itibarıyla sert ve güçlü olsa da insanlarla muamelelerinde hep şefkat ve merhamet yolunu tutmuştur. İnsanlarla konuşurken onların dertlerini dinlemeye özen gösterir ve çözüm adına da kendisini bir hayli zorlardı.

Yolculukları

Allah’a kullukta derinleşmiş, hak dostlarının ortak yanları, onların hayatlarında hicret ve gurbetin baskın olmasıdır. Hicret eden kimse bu sayede Allah’ın (celle celâluhu) yeryüzündeki farklı tecellilerine şahit olmakta ve imanı ziyadeleşmektedir. Ahmed Bedevî’nin hayatında da hicretin önemli bir yeri vardır. Ailesi henüz o dünyaya gelmeden Hicaz’dan Fas’a hicret etmiştir. Ahmed Bedevî dünyaya gelince de babasının görmüş olduğu bir rüyanın tesiriyle 1206 senesinde tekrar Fas’tan ayrılarak aslî vatanlarına dönmüşlerdir. Bu şanlı ve soylu aile, Mekke’ye döndüğünde onları Mekke’nin önde gelenleri karşılamış ve onlara yakın alaka göstermişlerdir. Hatta onların geldiğini haber alan Medineliler de bu kutlu aile ile görüşüp tanışmak için Mekke’ye akın etmişlerdir.

Ahmed Bedevî bir başka yolculuğunu kardeşi ile birlikte 1227 senesinde Irak’a yapmıştır. Onun bu ziyaretinde de kendisinin görmüş olduğu bir rüyanın tesiri olduğu ifade edilmiştir. Bu yolculuklarında önce Bağdat’a uğramışlar, burada Hallac-ı Mansur, Ahmed Rufai, Abdülkadir Geylani gibi büyük zatların kabirlerini, ayrıca Irak’ta Numaniyye, Vâsıt ve Kazimiyye gibi şehirleri ziyaret etmişlerdir. Ahmed Bedevî Hazretlerinin 11 sene süren bu Irak yolculuğu 1238 senesinde Mekke’ye dönmesiyle son bulmuştur.

Ahmed Bedevî’nin bir başka yolculuğu da ömrünün sonuna kadar bereketli bir ömür geçireceği Mısır’a olmuştur. Rüyasında üç defa kendisine Tanta şehrine gidip yerleşmesi emredilmiş ve orada nice talebeler yetiştireceği haber verilmiştir. Rüyadaki emre itaat eden Ahmed Bedevî, 1238 senesinde Tanta’ya yerleşmiştir. Onun hayatında irşad ve tebliğ faaliyetlerini yaptığı bir şehir olması cihetiyle Tanta’nın çok önemli bir yeri vardır.

Yaşadığı Devrin İlmî ve Siyasî Özellikleri

Hicri 7. asırda yaşamış olan Ahmed Bedevî’nin yaşadığı devri tam anlayabilmek için daha önceki devre kısaca bir bakmak gerekir. Hicrî 5 ve 6. asırda, felsefe ile karışık bir sufi akım ve mutedil Sünnî sufi akım olmak üzere tasavvufun iki ana kolu ortaya çıkmıştır. Birinci akım öylesine etkili olmuştur ki siyasi görüşlerinden etkilenerek Fatimiler, Muvahhidiler ve Murabıtın gibi devletler bile kurulmuştur. Birbirine zıt bu iki bakış tarzı arasında iki asırlık bir mücadele olmuştur. Ancak 7. asrın başlarına gelince, mutedil sufî akım güç kazanmış ve bu devirde Gazzalî, Rufai ve Geylanî gibi âlimler yetişerek adeta Ahmed Bedevî’nin yetişeceği ortama zemin hazırlamışlardır. Bu üç zatın sayesinde Sünnî tasavvuf, felsefî tasavvufa galebe çalmış, 7. asrın sufi algısı müsbet mânâda değişmiş, felsefî tasavvuf da ilk asırlarda olduğu gibi temiz ve saf özüne dönmüştür.[4]Yaşadığı ortamın atmosferinden etkilenen Ahmed Bedevî, Sünnî mutedil tasavvuf yolunda derinleşmiş, sufi anlayışını Kitap, Sünnet, güzel ahlak gibi temeller üzerine bina etmiştir.

İlmî Yönü

İlmi ve irfanı kendisinde cem eden Ahmed Bedevî’nin ilme olan arzusu da dikkate değerdir. Gençliğinin bir kısmını geçirdiği Mekke’de Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiş, bir yandan da tecvid ilminde derinleşmiştir. Öte yandan yedi kıraat üzerinde ihtisas sahibi olarak bu ilimde oldukça önemli bir konum ihraz etmiştir. Çocukluğunda Mağrib’te yaygın Mâliki Fıkhını öğrenmiş, Mekke’ye gelince kendisinin de tâbi olduğu Şâfi Mezhebine merak salmıştır. Ahmed Bedevî ile ilmi bir münazara yapan bir âlimin onun ilme olan vukufiyetini gördükten sonra onun hakkında “O, dalgaları dinmeyen coşkun bir denizdir” diyerek onu övmesi de pek manidardır.[5]Kaynaklarda Ahmed Bedevî ile muasırı olan İbn Dakiku’l-İyd arasında ilmi tartışmaların olduğu ve Ahmed Bedevî’nin ona üstünlük sağladığı ve kendisine tevcih edilen sorulara istisnasız cevaplar verdiği nakledilmiştir.

Kalbî ve Ruhî Hayatı

İnsanın ulvi değerleri bırakıp süfli hedefler peşine düşmesinin onun yaratılış gayesine zıt olduğunu ifade eden Ahmed Bedevî, sık sık çevresindekilere Allah’ın vermiş olduğu nimetleri yine onun yolunda ve rızasına uygun bir şekilde kullanmanın önemini hatırlatmıştır. Onun hayatında en ilgi çekici nokta hayatının belirli bir devresinden sonra yüzüne peçe takmasıdır. O insanlarla fazlaca meşgul olmamak, kendisini sırf Rabbine adayabilmek için böyle bir yolu tercih etmiştir. Öyle ki kendisiyle görüşmek isteyen dostları da ancak bu şartlar altında onunla görüşmeye muktedir olurlardı. Tabiatı itibariyle insanlardan uzak olup hakkın rızasına ermenin peşinde olan Ahmet Bedevî, hayatının bir döneminde, tıpkı Allah Resûlü’nün (aleyhissalâtü vesselâm) Hira mağarasında inziva hayatı yaşadığı gibi, Ebu Kubeys dağına çıkmış ve tabiatın bağrında Rabbine dua ve niyazda bulunmuştur.[6]

Allah aşkı ile dopdolu olan Ahmed Bedevî, İslam’ı çok iyi temsil eden bir hal eriydi. Onu ziyarete gelen pek çok kimsenin, onunla görüştükten sonra muhabbetle coşmuş bir gönle sahip olarak huzurundan ayrıldıkları nakledilmiştir. Kaynaklarda onunla ya doğrudan ya da dolaylı yollarla görüşüp imanî zevk ve hazza ulaşan pek çok kimsenin olduğu aktarılmıştır. Onun İslam’ın temsil edilmesine önem veren bir dava insanı olduğu aşikârdır. Nitekim temsilin ehemmiyetini anlattığı bir yerde muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Ahmed Bedevî hazretlerinin “mü’mince görüntü”süne dikkatleri çekmiş ve asrımızın bu tip dimağlara ne kadar muhtaç olduğunu ifade etmiştir.[7]

Onun dünyasında riyazet ve derinlemesine tefekkürün de çok önemli bir yeri vardır. Öyle ki o çok kere kaldığı evin çatısına (sath) çıkıp hareketsiz bir şekilde gözlerini güneşe doğru ufka dikerek tefekküre dalmıştır. Bu ilgi çekici özelliği sebebiyle ona nispet edilen tarikatın bir ismi de “Sutuhiyye”dir.

Ahmed Bedevî Hazretleri bir insanın Allah’a kurbiyet kesbedip velayet mertebesine nail olmasını şu şartlara bağlamıştır.

1- Marifetullah’a ulaşmak 2- Allah’ın emirlerine uymada hassasiyet göstermek 3- Allah Resulü’nün sünnetine sımsıkı sarılmak 4- Her daim temizliğe ihtimam göstermek 5- Allah’ın razı olacağı işleri yapmak 6- Allah’ın vaad ettiği şeyleri kendisine vereceğine yakinî bir şekilde inanmak 7- İnsanların elindekilerden ümidini kesmek 8- İnsanlardan gelen eza ve cefaya sabretmek 9- Allah’ın emirlerini yerine getirmede yarışırcasına gayret içinde olmak 10- Allah’ın yarattığı her şeye şefkat beslemek 11- İnsanlara karşı tevazu kanatlarını yerlere kadar sermek 12-Şeytan’ın insanın en büyük düşmanı olduğunu bilmek.

Kalbin her türlü kötü duygu ve düşüncelerden arındırılmasına son derece önem veren Ahmed Bedevî Hazretleri, talebesi Abdü’l-Al’e vasiyetinde şu hayati düsturlara işaret etmiştir: “Sakın ha Allah’ın yarattığı bir kimsenin başına gelen musibetten dolayı onu kınama! Başkasının gıybetini ve dedikodusunu yapma! Sana eziyet edene sen eziyet etme! Sana zulüm edeni affet gitsin. Sana kötülük yapana sen iyilik yap. Sana bir şeyler vermeyen kimseye karşı sen cömert ol.”[8]

Evlenmemesi

Gönlünü Allah’a adamış bu yüce kâmetin hayatında dikkat çeken önemli noktalardan biri de seksen sene ömür sürmesine rağmen hiç evlenmeyi düşünmemesidir. Ahmed Bedevî Hazretleri, babanın öz evlatlarını yetiştirmesi gibi kendisine talebelik yapanları yetiştirmiş, talebeleri ile kendisi arasında manevî olarak baba-evlat ilişkisi zuhur etmiştir. Hatta o talebelerinden Abdü’l-Al isimli müridini manevî evlat olarak kendisine kabul etmiştir.[9]Her ne kadar kendisi evlenmemeyi tercih etmiş olsa da asla talebelerine bunu tavsiye etmemiştir. Hayatını sürekli gurbet ellerde geçiren bu büyük marifet ve ufuk insanı, evlenmenin sünnet olduğunu pekâlâ biliyordu, ama âlem-i İslam’ın içler acısı durumu karşısında bütünüyle kendisini dine hizmete adamak peşindeydi.

Eserleri

Ahmed Bedevî Hazretleri’nin fazla olmasa da günümüze kadar ulaşan bazı risaleleri vardır. Kendisine nispet edilen virdlerden oluşan Evrad’ı, Salâvatisminde bir risalesi ve halifesi Abdü’l-Al’e hitaben söylediği nasihatlerden oluşan Vesaya’sı bu eserlerden bazılarıdır. Vasiyetini içeren risalesinde Allah aşkı, sabır, gece ibadeti ve tevbe gibi değişik konular dikkatleri çekmektedir. Kendisinin ilim sahasında yetkin olmasına rağmen yazdığı eserlerin sayısının az olması, onun kitap yazmaktan daha çok Allah’ın kendilerinden razı olacağı insanlar yetiştirmeyi önemsemiş olmasındandır.

Vefatı

Hayatının son kırk yılını Mısır’ın Tanta şehrinde geçiren Ahmed Bedevî Hazretleri 12 Rebiyülevvel 675’te (24 Ağustos 1276), yani Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enam’ın dünyaya teşrif ettiği gün, ruhunun ufkuna yürümüştür. Vefat ettiği şehre defnedilmiş ve zamanla kabrine bir türbe ve yanına büyük bir mescit inşa edilmiştir. Hayatı boyunca hakka yakın olma peşinde olup halka yüzünü bile göstermekten sakınan peçeli sultanı, Allah hiçbir zaman Müslüman dünyasına unutturmamış, onu, sevenleri nezdinde daima yâdı cemil kılmıştır. Vefatından yüzyıllar geçse de bugün Mısır halkı onun doğum yıldönümlerini çok kalabalık bir katılımla kutlamaya devam etmekte, yüz binlerce insan bu vesileyle bir araya gelip aynı dinî ve manevî havayı teneffüs etmektedir.

Bedevîye Tarikatı

“Ahmediye” olarak da bilinen bu tarikatın silsilesi, Hz Ali’ye kadar dayanmaktadır. Bu tarikat, Mısır kültüründe oldukça etkili olmuştur. Başlangıçta Bedevî’nin fikirleri ile şekillenen tarikat daha sonraları Bedevî’nin ilk halifesi Abdü’l-Al’in de yoğun gayretleri ile daha sistemli bir hale bürünmüştür.

Kalb ve gönül insanı Ahmed Bedevî Hazretleri’nin hayatında günümüzün hizmet insanlarına çok önemli mesajlar vardır. Çünkü o, hayatında hiçbir zaman rahat yüzü görmemiş, diyar diyar dolaşarak sürekli hicret ve gurbet yudumlamış, en sonunda gelip otağını Tanta şehrine kurarak, gönülleri hakikate uyarma uğruna ömrünü, dinine hizmete adamıştır. Âlem-i İslam’ın dertlerini düşünmek ona bazı dünyevî zevkleri bile unutturmuş ve bunun sonucunda evlenmeye bile vakit bulamamıştır. Böylesi önemli özellikleri kendisinde cem eden bu mübarek zatın hayatı hakkında aktarmaya çalıştığımız bu bilgiler, bize bir kez daha, “kendisini Allah’a adamış, O’nun dinine hizmetten başka bir sevdası olmayan yüce şahsiyetlerin hayatlarında hep aynı bestenin söz konusu olduğu” hakikatini hatırlatmıştır.

 

Dipnotlar

 

[1]Ömer Rıza Kehhâle, Mu’cemu’l-müellifin, Müessesetü’r-Risale, 1/314.

[2]Seyyid Ahmed Tuayme, Mezahib ve Şahsiyyat, Hayatu es-Seyyid Bedevî,s. 8.

[3]Abdülhâlim Mahmud, Es-Seyyid Ahmed el-Bedevî, Dâru’l-Meârif, Kahire, 1119. s. 49.

[4]Seyyid Ahmed Tuayme, a.g.e, s. 21–27.

[5]A.g.e., s. 45.

[6]Abdülhâlim Mahmud, a.g.e., s. 56.

[7]M. Fethullah Gülen, Sohbeti Canan, s. 88.

[8]Seyyid Ahmed Tuayme, a.g.e., s. 55–56.

[9]A.g.e., s. 57.