Psikolojik rahatsızlıkların aromaterapidenilen ilaçsız tedavisinde, güzel kokunun teneffüs edilmesinin ne kadar önemli olduğu, uzun bir süredir bilinmektedir. Güzel koku, mutluluk hormonlarının (serotonin, dopamin, oksitosin veendorfinler)üretimini tetikleyen, beyni uyararak depresyonunüstesinden gelinmesinde katkısı olan faktörlerden birisidir. Koku alma bozukluğu çok enteresan bir arıza olup nörolojik ve psikolojik hastalıkların bir belirtisi bile olabilir. Mesela, Parkinson ve Alzhemier hastalıklarından etkilenen beynin en önemli bölümlerinden biri, koku alma hissi ile vazifelendirilmiş olan bölgesidir. Her gün yüzlerce farklı koku ile karşılaştığımız halde çoğunlukla bu nimetin farkında olamıyoruz. Bu hastalıklara maruz kalan birisi, koku alma nimetinin büyüklüğünü anlayabiliyor.

Kulak-Burun-Boğaz uzmanları, burunda görülen tıkanıklıkları çok önemserler. Bazen burun anatomisinde küçük gibi görülen arızaların (kemik eğrilikleri veya polip denilen yumuşak doku patolojileri) bile hemen tedavi edilmesini isterler. Çünkü yüzümüzün ortasında bir çıkıntı gibi duran bu organımız çok büyük hikmetlerle yüklü bir mucizedir.

Bir Tefekkür Yolculuğuna Çıkalım

Basit gördüğünüz bir nezle hastalığında bile nefes almanızda huzursuzluk veren burun tıkanıklığı, günlük hayatımızı, hatta uykularımızı bile kalitesiz hale getirmiyor mu? Evet, o tıkanıklığı gidermeden uyumak zor olmakta veya uyusak bile uyku kalitemiz oldukça düşmektedir.

Burnun harikulade fizyolojik görevleri şunlardır:

  1. Koku alma hissinin birinci faydası, vücudumuza yararlı ve zararlı şeyleri hemen fark ederek zararlı olanlardan uzaklaşmamızı sağlamasıdır. Ayrıca beyin üzerinden ruha tesir güzel kokuların hâsıl ettiği huzur ve mutluluk hissinin yayılmasına katkıda bulunur (Olfaksiyon).
  2. Solunan havanın akciğerlere iletilmesinde havanın nemlenmesini, salgıladığı mukus (sümük) sayesinde yabancı cisimlerden temizlenmesini ve ısıtılmasını sağlayarak verimli bir solunum için en uygun şartları meydana getirerek solunum yollarının hastalıktan korumasına vesile olur (İnspirasyon ve Regülasyon).
  3. Ses tellerinde teşekkül eden ses titreşimlerinin rezonansını düzenler, böylece adeta bir hoparlör fonksiyonu görür (Fonasyon).

Bu önemli vazifelerin hassas bir şekilde yürütülmesi için burnun anatomisi ve fizyolojisinde, sonsuz bir ilim ve kudreti gösteren mükemmel mühendislik hesaplarını görebiliriz.

Burun Adeta Biyolojik Bir Klimadır

Soluduğumuz hava akciğerlere ulaşmadan önce, kusursuz bir klima ve hava filtresi olan burundan türbülanslı bir akım şeklinde geçer. Burun deliklerinin içinde, havayla birlikte giren toz, kum, polen ve küçük böcekleri tutarak havayı süzen kıllar vardır. İçindeki iri tozları (çok küçük tozlar nefes borusu ve bronşlardaki hareketli tüycüklerin süpürmesiyle temizlenir) burada bırakan hava, daha sonra her burun deliğinde anatomik bir mühendislik harikası olan dehlizleriçinden (meatus)ve kıvrımlı yapıların (konkalar)üstünden geçer (1. Şekil). Burun boşluklarının boynuzcuk şeklindeki dehlizlerininüstü, mukus denilen sıvıyı salgılayan nemli bir tabakayla(mukoza)örtülüdür. Bu kanallar ve kıvrımlardan yapılmış klima bacasının mükemmel mimarisi sayesinde havadaki toz parçacıkları, burnun iç yüzeyini kaplayan bu mukoza zarına yapışıp kalır. Zarın üzerinde ayrıca ince tüycükler (siller)vardır. Bu tüycüklerin sürekli olarak ileriye ve geriye doğru dalgalanmasıyla toz parçacıkları akciğerlere doğru değil, dış burun deliklerine doğru sürüklenir, kişinin aksırması veya sümkürmesiyle de dışarıya atılır. Bu hassas hesaplarla inşa edilmiş yapı olmasaydı, teneffüs edilen hava türbülansa uğramadan doğrudan akciğerlere gideceği için hava ısıtılamayacak, nemlendirilemeyecek ve temizlenemeyecekti.  Böylece soluduğumuz tozlu, kirli veya soğuk hava, akciğerlere doğrudan gideceği için üst solunum yollarımızda ve akciğerlerimizde çok sık hastalıklar ortaya çıkacaktı.

Nasıl Koku Alırız?

Burun, on bin civarında farklı kokuyu ayırt edebilecek şekilde yaratılmıştır. Havadaki çok az miktardaki molekülün yapısına göre ortaya çıkan koku hissinin alınmasında burnun muhteşem mimarisi, sadece mükemmel bir transfer vasıtasıdır; aslında kokuyu algılayan esas organımız beyin, fark edip hisseden de ruhumuzdur. Havayla iletilen bu “koku molekülleri” önce burnun üst bölümündeki çok sayıda sinir hücresi ile teçhiz edilmiş “koku epitelindeki” alıcılara (reseptörlere)ulaşır. Bu epitelde elektrik sinyaline dönüştürülen uyartı, koku siniri (1. kafa siniri, nervus olfactorius) vasıtasıyla beyindeki koku merkezine iletilir ve beyin bu elektrik sinyalini alarak koku olarak idrak etmek üzere nefsimiz kanalıyla ruhumuza aktarır (2. Şekil). Başka bir ifadeyle, nefesle taşınan koku molekülleri, bedenle ruh arasında arayüz gibi vazife yapan nefsin de hakkını verir ve tesir icra eder.

Bazı hayvanlardaki (özellikle köpekler, gece kelebekleri, bazı balık türleri) koku alma hissi, rızıklarını temin edebilmeleri ve hayatta kalmaları için çok önemli olduğundan, insanlara göre yüzlerce kat daha hassas yaratılmıştır.

Halk arasında bilinen adıyla “koku körlüğü”, tıptaki adıyla “anosmi”yani hiç koku alamama durumu, sebebine bağlı olarak geçici veya kalıcı olabilir. Nezle, grip, sinüzit ve alerji gibi durumlardaki koku hissi kayıpları genellikle geçicidir. Burun tıkanıklığı, koku bölgesine hava akımının ulaşmasını engelleyen büyümüş geniz etleri, burun etleri (nazal polipler), burun kemiği eğrilikleri (deviasyon), burun eti büyümeleri (konka şişmeleri)de koku hissinin azaldığı (hiposmi)durumlara sebep olabilir. Bu anatomik bozukluklar düzeltildiğinde koku alma hissi de çoğunlukla düzelir, sadece sinüzit hastalığının süresi uzadıkça, yani kronik hale geldiğinde koku kaybı da değişik derecelerde kalıcı olabilir.

Burnun Ses Tonumuzun Oluşmasına Katkısı

Burnun sesimizin tonu üzerinde de belli bir tesirinin olduğunu, nezle olup burnumuz tıkandığında ya da burun deliklerimizi parmaklarımızla kapattığımızda ses tonumuzun değişmesiyle anlayabiliriz. Tecrübeli hekimler hastanın konuşmasından burun tıkanıklığını hemen anlayabilirler. Burnundan rahat nefes alamayan kişiler için hayat gerçekten çok meşakkatlidir.

Burnun Sağlıklı Solunuma Katkısı

Dış burun deliklerinden burun boşluklarına giren hava, iç burun deliklerinden nazofarinkse(ön üst yutak) geçer. Hava daha sonra farinksten (yutaktan) aşağı doğru inip gırtlağa (larinks), akciğerlerimize ulaşır. Burun içini döşeyen mukoza, kılcal damarlar ve mukus salgısı açısından zengindir. Solunum havası burun bölmeleri arasında yol alırken mukozadaki kan damarlarına ulaşan kandan ısı çekerek hem ısınır, hem de mukozadan nem çekerek nemlenir. Mesela, 20–22°C derecedeki bir odada, burundan nefes alan bir kimsede, solunum havası gırtlağa geldiğinde, 32–35°C seviyesinde ısınmış ve en az %95–98 nispetinde nemlenmiş olur. Şayet bu kişi aynı mekânda ağzından soluk alırsa, solunum havası gırtlağa geldiğinde ancak 28–30°C’ye kadar ısınmış ve sadece %80–85 nispetinde nemlenmiş olur.

Muhteşem bir iklimlendirme sistemi olan burnumuz sayesinde, nefes borusu, bronşlar ve akciğerlerde tahriş yapabilecek soğuk veya sıcak ve kuru hava, nemlendirilmiş ve ideal bir sıcaklık kazanmış olmaktadır.

Mikroplardan Arındırılmış Hava

Burun “mukus” salgısı hafif asidik özellikte olduğu gibi, içinde “immün globulin A” (IgA) denilen bir bağışıklık molekülü (antikor) taşır. Sümüğün gerek hafif asit oluşu ve gerekse muhteviyatındaki bu antikor, solunan havadaki çeşitli mikropların öldürülmesini sağlar. Böylece solunum yolları tehlikeli hastalık unsurlarına karşı korunmuş olur.

Bazı mikroplar ve özellikle grip, nezle amili olan virüsler, kirli ve kuru hava, kükürt dioksit, karbon monoksit ve özellikle de sigara dumanı, burun içini döşeyen süpürücü tüycüklerin çalışmasını bozar, hatta durdurabilir. Dolayısıyla burundaki temizleme faaliyeti aksadığı için, hastalık sebebi olan mikroorganizmalar kolayca üst solunum yollarını iltihaplandırır ve ciddi enfeksiyonlara sebep olurlar.

Tat Duyusundaki Şaşırtıcı Rolü

Tat duyusunun daha iyi bir şekilde algılanabilmesi için koku önemlidir. Nitekim koku fonksiyonlarında problem olduğunda tat algısında da yetersizlik görülür. Güzel kokular ise tat duygusuna iyi yönde tesir eder. Bozulmuş zararlı bir gıdanın bize kötü gelen kokusu önceden algılanmasaydı, yenilerek vücuda zarar vermesi önlenemezdi. Ecdadımızın yüzyıllar önce Anadolu’da tesis ettikleri akıl hastanelerinde (Kayseri Gevher Nesibe Şifahanesi gibi) musiki makamları ile ilaçsız tedaviler yapıldığı gibi, ileride psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde koku nimetinin de kullanılması mümkün olabilecektir.

Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) güzel kokuya verdiği önemin bir hikmeti de tedaviye yönelik bu özelliği olabilir. Hadis-i şeriflerde Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) “koku sünneti”ile ilgili çok dikkate değer ifadeleri vardır, bunlardan bazıları şunlardır:
Müslim, Ebu Davud ve Nesaî’nin rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem),“Kokuların en güzeli misktir” buyurmuştur. Tirmizî’de rivayet edilen diğer bir hadiste, “Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir: Hayâ (bir rivayete göre sünnet olma) güzel koku sürünme, misvak kullanma, bir de nikâh”ifadesine göre, güzel koku bütün peygamberlerin devam ettirdiği bir sünnettir.Ayrıca M. Hamidullah’ın “İslâm Peygamberi”isimli eserinde “Efendimizin evinde de “misk, kâfur, amber ve öd ağacının yongaları yakılır ve bu suretle çıkan güzel kokulu dumanlarla ev tütsülenirdi” şeklindeki ifadeler, güzel kokunun faydalarına dikkat çekmesi bakımından önemlidir.