Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin has talebelerinden Zübeyir, Sungur, Bayram, Hulusi ve Mehmed Feyzi ağabeyler gibi Tahiri Mutlu ağabeyimiz de seyyidlerdendir. Soyu Mevlana Celaleddin Rumî Hazretlerine dayanır. Çelebizâdelerdendir. Çelebi, yani Çalabî… 1900 tarihinde Isparta’nın Atabey kazasında doğmuştur. Atabey bir ilim ve irfan merkezidir.

Tahiri Mutlu ağabeyimiz 1931’de Risale-i Nurları tanımış, sonra Üstad Hazretlerini Barla’da ziyaret etmiş ve faal bir talebesi olmuştur. Güzel yazısı ile ve bütün aile efradıyla hizmette yer almıştır. Gül yağı üreten büyük bir kazanı ve dokuma tezgâhları olmasına rağmen, Hafız Ali ağabeyimizin, “Tahiri, iki ayakla bir yola gidilir!” sözünün işaretiyle, gül yağı tesisini satar, dokuma tezgâhlarını elden çıkarır ve kendisini tamamen tek bir yola; hizmet-i imaniye ve Kur’âniye yoluna verir.

Bir ara İstanbul’a gidince sahaflarda Üstad’ın ilk eserlerinden Lemaatrisalesiyle İşarâtü’l-İ’caztefsirini bulur. Hemen satın alıp vapurla İnebolu’ya, oradan da Kastamonu’ya giderek Üstad Hazretlerini ziyaret eder ve onları hediye eder. Üstad’ın yanında Lemaat’ın hiç nüshası kalmadığı için, evladına kavuşmuş gibi sevinir; bu sevincini Tahiri Mutlu ve çevresindekilere ikramlarda bulunarak paylaşır…

Tahiri Mutlu ağabeyin hizmetteki yeri büyüktür. Üstad Hazretleri “Tahiri’yi ben açmadım. O kendini bilmez. Eğer bilseydi yaşayamazdı!” demiştir.

Hacca gitmek için Üstad’dan izin isteyince, “Sen İslam’ın büyük kalesinin bekçisisin. Harp meydanlarında bulunan bir kalenin muhafızısın. Bugün değil, ama ileride gideceksin” demiştir.

Bayram Yüksel ağabeyimiz diyor ki: “Üstadımız, Tahiri ağabeye ‘Gençlerin kumandanı’ derdi. Tahiri ağabeydeki hasletler bambaşkadır. En çok beraber kaldığımız, çok mübarek bir ağabeyimizdir. Otuz sene üç ayları tuttu. Ben vitir namazını yatsı namazının arkasından kıldığını hiç görmemiştim. Nur talebelerinin âdeta bir dua hazinesiydi. Üstadımızdan ne gördüyse aynen tatbik ederdi. Ben hiç kimse hakkında Üstadımızın şöyle dediğini duymamıştım: ‘Tahiri velidir. Dünyada kendisini bilmesin.’ Bu sözü Üstadımızdan Tahiri ağabey hakkında çok defa duymuşum. Tahiri ağabeyimiz, Üstadın hizmetinde, onların içinde, hepimizden yaşlıydı. Fakat hepimizden çok çalışırdı. Risale-i Nur olsun, Kur’an-ı Kerim olsun, yazarken veya tashih ederken gözünden hiçbir noksan kaçmazdı. İçimizde Kur’an-ı Kerim hizmetinde en fazla Tahiri Mutlu ağabeyin hizmeti geçti. Isparta’da en sıkıntılı anlarımızda hem teksir işlerinde, hem mumlu kâğıt meselelerinde, bütün Risale-i Nur’un hizmetlerinde, en nazik zamanlarda, sırf Allah rızası için, hiç fütur vermeden çalışırdı ve onun çalışması bize gayret verirdi. Bilhassa sabahlara kadar teksir işlerinde çalışırdık. Sabahleyin millet yattığında, çuvallarla teksirleri, eserleri başka yerlere kaldırırdık. Isparta’da bütün hizmetlerin tedbirinde bize çok şefkatli davranırdı. Hem manevi pederimiz, hem en kıymetli ağabeyimiz idi. Hiç yorulmak bilmezdi.”