PLANLAMA HUSUSUNDA GENEL BİR DEĞERLENDİRME

İkinci Dünya Savaşında en ağır yenilgiyi alan iki ülkeden biri Almanya, diğeri Japonya’dır. Japonya  yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından oldukça fakir, ikliminden dolayı da oldukça sınırlı tarım ürünü yetiştirebilen bir ülkedir. Bugünkü konumları itibari ile ekonomi olarak ABD ve Çin’den sonra üçüncü sırada Japonya, dördüncü sırada Almanya gelmektedir. İkinci Dünya Savaşına katılmayan ve her türlü tabii kaynaklara sahip olan, hem coğrafi, hem özel, hem de jeo-politik konumuyla çok büyük avantajlara ve potansiyele sahip Türkiye ise, henüz ilk 10 ekonomi arasında olmadığı gibi maalesef daha da gerilere doğru düşmektedir. Peki Japonya ve Almanya bu kadar olumsuz şartlara sahip olmasına rağmen nasıl başarılı olmuştur? Bediüzzaman vaktiyle bu soruyu sormuştur: “Neden dünya herkese terakki dünyası olsun da, yalnız bizim için tedenni dünyası olsun?”(1) Bunun sırrı, yönetim bilimine verdikleri önem ve bu alandaki çalışmalarıdır. Adı geçen ülkeler yaptıkları çalışmaları ve araştırmaları ile Sanayi Devriminden bu yana evrilen yönetim düşüncesine/bilimine çok büyük katkılar sağlamıştır. Almanlar planlama ve yönetim, Japonlar kalite alanında öne çıkmıştır. Yani esas mesele kaynakların azlığı veya çokluğu değil, onların iyi yönetilmesidir. Kaliteli insan kaynağı var ise (entelektüel sermaye) ve işler iyi bir şekilde planlanarak götürülüyor ise, ülkenin zenginleşmesi, kalkınması zor değildir. Geri kalmış ülkelerin en büyük eksikliği yönetim ve planlama konusundaki yetersizlikleri, özellikle iş bölümünü ve mesai tanzimini metodolojik olarak başaramamalarıdır.

Gerek Bediüzzaman gerekse M. Fethullah Gülen Hocaefendi toplumun geri kalış sebeplerini açıklarken hep bu sorunları ortaya koymakta, çıkış yolu olarak da eğitim, araştırma, iş bölümü, mesai tanzimine ve planlamaya işaret etmektedirler. “Medenîlere galebe çalmak, ikna iledir, icbar ile değildir! Taharri-i hakikat, muhabbet iledir.”(2)

PLAN VE PLANLAMA

Yönetimin en önemli aracı planlamadır. Klasik yönetim düşüncesinin öncülerinden biri olan Henri Fayol (1841-1925), Genel ve Endüstriyel Yönetim adıyla 1919’da yayınladığı kitabında yönetim ilkelerini açıklamıştır. Fayol, planlamayı yönetim fonksiyonları arasında ilk sırada görmektedir ve bu işi öngörü yani ileriyi görme olarak tanımlamıştır. Fayol’un ortaya koyduğu yönetim ilkeleri incelendiğinde organizasyonların günlük politikalarla yönetilemeyeceği ve geleceği düşünmenin gerekliliği ortaya çıkmaktadır.(3)

Planlama yap(a)mayan organizasyonlar hep günü kurtarma ile uğraşmak durumunudadırlar. Olaylar karşısında reaktif hareketler sergilerler. Planlama ise olaylara proaktif bir yaklaşım sağlar.

H. Fayol’a göre planlama, bir gelecek öngörüsüdür. Organizasyonun gelecekte nereye varmak istediği, oraya nasıl ulaşılacağı, hangi kaynakları kullanacağı gibi hususların kararlaştırılmasıdır.

Ayrıca konuya yöneticilik fonksiyonu olarak bakıldığında, yönetime ait işlerin ilki ve en genel fonksiyonudur, diğer fonksiyonlar planlamanın devamıdır. Planlama sayesinde hızla değişen şartlar karşısında nasıl hareket edileceği, değişen şartlara uyum için ne gibi tedbirlerin alınması gerektiği ortaya konmaktadır.

STRATEJİK PLANLAMA

Strateji, bir kuruluşun amaçlarını, vizyonunu ve misyonunu nasıl gerçekleştireceğine ilişkin kapsamlı bir master planı oluşturmaktır. Bu plan rekabet avantajlarını maksimize ederken dezavantajlarını da minimize eder.(4)

Stratejik planlama ise organizasyonun ne olduğu, ne yaptığı ve neyi niçin yaptığına şekil veren ve yol gösteren temel kararları ve eylemleri üretmek için disipline edilmiş bir çabadır, kendine özgü bir metodolojisi olan ve belirli süreçlerin birbirini takip ettiği planlı bir yapıya sahiptir. Gelişigüzel olmayıp sistemli bir yapıdır.(5)

Yaşadığımız zaman diliminde yönetimde bir çok yönetim aracı kullanılmaktadır, stratejik plan bunlar içinde en yaygın olanıdır. Bain & Company’nin yayınladığı “En Önemli 10 İşletme Aracı” listesindeki araçlar içinde stratejik planlama, her yıl ilk sıralarda yer almaktadır.(6) Tüm resmi kurumlar ve kuruluşlar ile yerel yönetimler başta olmak üzere, özel sektördeki birçok ulusal ve uluslararası firma stratejik planlamayı etkin bir şekilde kullanmaktadırlar. Ayrıca kar amacı gütmeyen sivil toplum örgütleri de stratejik planlama yapmak durumundadırlar. Böylece faaliyetleri için gerekli maddi ve manevi desteği elde etme imkanı bulurlar.

Bazılarının sandığı gibi planlama işi, sadece büyük ölçekli, kurumsallaşmış organizasyonlara ya da kuruluşlara has bir faaliyet değildir. İşin aslına bakılırsa kaynakları kısıtlı olan küçük ölçekli organizasyonların planlamaya daha fazla vakit ayırması ve önem vermesi şarttır.

Stratejik planlarda bulunması gereken unsurlar  misyon ve vizyon ifadeleri, faaliyetler sırasında uyulması gereken temel değerler, vizyona ulaşmak için gerçekleştirilmesi gereken amaçlar, bu amaçlara ulaşmak için varılacak hedefler ve hedefleri yakalamak için uygulanması gereken stratejilerdir.

VİZYON VE MİSYON

Vizyon, ulaşılmak istenen durumdur, geleceğin tasviridir. Stratejik planlar bir vizyona erişmek için yapılır. Vizyon, insanların aksiyon ve düşüncelerinde yaşayan ve organizasyondaki insanları bütünleştirici, onlara ilham veren bir idealdir.

Misyon ise organizasyonun ne iş yapacağını ve hangi amaçları gerçekleştireceğini, kendini nasıl tanımladığını, varlık sebebinin ne olduğunu ifade eder. Yani misyon bir organizasyonun var oluş sebebidir. Vizyon ne derece parlak ve etkileyici ise misyonun da o derece sağlam ve uygulanabilir olması şarttır. Aksi taktirde, (yani iyi bir misyon tarifi edilmez ise) vizyonun altı boş kalır.

Vizyon, misyon, temel değerler, amaçlar ve hedefler arasında uyumlu bir örgüleme varsa, liderin takipçileri işaret edilen vizyona sahip çıkarlar. Misyonu üstlenirler. Amaçları gerçekleştirmek için hedeflere kitlenirler ve stratejileri uygularlar.

M. FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ’NİN PLANLAMA KAVRAMINA BAKIŞI

M. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye göre, her işin başı “plan”dır. Bunu 1984 yılındaki  Sızıntı dergisinde şu şekilde vurgulamıştır: “Herhangi bir iş ve teşebbüsü plânlarken, neticeye götürücü sebeplerin yanında ihtimâlî engeller de bir bir gözden geçirilmelidir ki daha sonra zuhur edecek aksiliklerle ne kader tenkit edilsin, ne de bizlere güvenenlerin itimadı  sarsılsın.”(7)  Burada “iş ve teşebbüs” kavramlarını kullanmıştır. Kavram olarak her iş bir teşebbüs değildir. Teşebbüs kavramı genellikle kar amaçlı işler için kullanılır. Buradan anlaşıldığına göre ister ticari ister gayr-ı ticari bir organizasyon bünyesinde yapılan faaliyetlerin hepsinin planlı yapılması gerekir.

Aynı eserin “İhtiyat” başlığı altında ise, “plansız ve tedbirsiz” iş yapmayı “abes bir uğraş,” abesle iştigali ise “akıl noksanlığı”nın bir işareti olarak nitelemektedir. “İnsan, her işi bir ön plân ve tedbirle ele almalıdır. Netice itibarıyla da maddî-mânevî bir fayda ve fazilet vadetmeyen şeylerden kat’iyen sakınmalıdır. Böyle bir ilk tedbirle ele alınmayan her teşebbüs bir abestir ve abesle iştigal ise, o kimsenin aklının noksanlığına ve çocukluğunu yaşamasına delâlet eder.” Muvaffakiyeti sadece atılganlık ve cesarete  bağlamanın  doğru olmadığını, bu düşüncenin “aklısızlık” ve “hamâkat” olduğunu vurgular: “Fatih orduların bütün muvaffakiyetlerini atılganlığında görüp de, erkân-ı harpçe plânlara ehemmiyet atfedilmemesi nasıl bir akılsızlık ise, bütün muvaffakiyetleri âmiyâne cesaretlere bağlayıp, tedbire değer vermemek de öyle bir hamâkattır.”(8)

M. Fethullah Gülen Hocaefendi ölçeği ne olursa olsun mutlaka planlama yapılması gerektiğini tavsiye eder. “Bir atölye, bir fabrika iyi bir plân, sağlam bir fizibilite üzerine kurulduğunda, devamlılık ve istikbal vadetmesine karşılık, temelinde sağlam bir düşünce, esaslı bir hesap bulunmadığı zaman fiyasko ile neticelenmesi mukadderdir.”(9)

Ayrıca M. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye göre sadece dünyevi işlerde değil, uhrevi hususlarda da planlama yapılmalıdır. Planlamayı işlerin sürdürülebilir olması (“uzun soluklu”) açısından da önemli görür ve işin başında “insanlara fayda sağlayacak bütün işlerin uzun soluklu, sağlam ve kalıcı” olmasının hedefe konması gerektiğini belirtir.

M. FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİYE GÖRE PLANLAMA SÜRECİ

Yaşatma İdeali adlı eserinde “Düşünce Aksiyon İç İçeliği” başlıklı yazıdaki  soru ve  cevap üzerinden M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin planlama ve strateji geliştirme hakkındaki düşünceleri şu şekildedir:

“Soru: Hareket ve faaliyetlerin mukaddem bir plan ve programa bağlı götürülmesi önemli bir disiplin olarak zikrediliyor. Diğer taraftan aksiyon öncelikli bir düşüncenin varlığından bahsediliyor. Bu iki husus muvacehesinde aksiyon öncelikli bir düşünce nasıl anlaşılmalı ve uygulanmalıdır?

Cevap: Dünyevî-uhrevî insanlara fayda sağlayacak, uzun soluklu, sağlam ve kalıcı bir aksiyon ortaya koymak isteyen her fert, yapacağı bütün işleri belli kıstaslara bağlılık içinde, belli bir plan ve programa bağlı götürmelidir. İnanan bir insan için bu kıstaslar; edille-i asliye dediğimiz, Kitap, Sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukahadır. Bunun yanında bir de edille-i tâliye veya edille-i zamaniye diyebileceğimiz, maslahat, istihsan, örf gibi hususlar vardır. Bunlara bağlı içtihat ve istinbatlar olur. Fakat bilinmesi gerekir ki, bütün bu içtihat ve istinbatlar, aslî kaynaklarda bırakılan uçlar değerlendirilerek gerçekleştirilir. Yoksa müctehidin-i kiram efendilerimiz “min indi enfusihim” kafalarına estiği gibi hüküm çıkarmamışlardır. Meseleyi usûl-i fıkıh ıstılahıyla ifade edecek olursak, onlar bir “makîsun aleyh”e dayanarak bir kıyasa gitmiş veya bir içtihatta bulunmuşlardır. Bu arada şunu da ifade etmeliyiz ki, bu çok zor ve çetin işi o büyük kametler, kılı kırk yararcasına bir hassasiyetle yerine getirmişlerdir.”(10)

Sorunun cevabına başlarken önce her işte olduğu gibi planlamada da ölçü olarak Kitap, Sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukahaya uygun olmasının yanısıra; edille-i zamaniye diye adlandırdığı maslahat, istihsan ve örfe uygun olmasının da gerekliliğine işaret edilmiştir. Ayrıca planın icmali ve tafsili plan şeklinde birkaç kısımdan ya da basamaktan oluşması gerektiğini örneklerle anlatmaktadır.

Edille-i zamaniye  olarak zikredilen kavramların lügat manaları: istihsan; kolaylık sağlamak için zorluğu terketmek, maslahat; faydalı olanı elde edip, zararlı olanı defetmek; örf ise kanunlarla sınırlanmaksızın, durumun gerektirdiği hüküm ve icraat anlamına gelmektedir.

M. FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ’YE GÖRE VİZYON, MİSYON KAVRAMLARI İLE DEĞERLER

VİZYON VE GAYE-İ HAYAL

Yönetim düşüncesi açısından konuya yaklaşıldığında, ileriye dönük iş, eylem ya da aksiyonla ilgili planlama yapılırken önce vizyon, misyon, değerler ile genel amaçlar belirlenir. Daha sonra bu amaçların nasıl gerçekleştirileceği hususunda ayrıntılar ortaya konur. M. Fethullah Gülen Hocaefendi üzerinde durduğumuz soru ve cevapla ilgili konuda vizyonu ve bağlı genel amaçları “icmali plan”; bu amaçlara ulaşmak için yapılacak detaylı çalışmaları da “tafsili plan” olarak tarif etmiştir.

İcmalî planı, “İnsan, bir aksiyon ve faaliyet ortaya koyacağı zaman, o mevzuda öncelikle icmalî bir plan ve programa sahip olmalı, öylece yola koyulmalıdır.” şeklinde tarif ettikten sonra açıklama kısmında vizyona vurgu yapmaktadır. “Peki, icmalî plan derken ne kastediyoruz? Meselâ bir mü’minin, inanıp içine sindirdiği temel değerleri vardır. O, bu değer ve güzelliklerin herkes tarafından bilinmesini arzu etmekte….O mü’minin, yeryüzündeki bütün gönüllere, insanlığın bütününe bu değer ve bu güzellikleri tanıtıp duyurma adına icmalî bir düşünce ve tasavvurunun bulunduğunu gösterir.” “Bugün siz, gökler ötesinin insanlığa armağanı olan semavî değerler manzumesine yürekten inanıyor,(…) Böyle bir imanın neticesi olarak o değerler manzumesini bir kara sevda hâlinde bütün cihana duyurma arzusundasınız.” Böylece tüm insanlığa ulaşmayı, onlara ilahi mesajı ulaştırmayı vizyon olarak ortaya koymaktadır.

Mükemmel bir vizyonda bulunması gereken özellikler idealist olma, özgün olma, ayırt edici olma, çekici olma, kısa ve akılda kalıcı olma, gelecek tanımlayıcı olma, ilham verici olma gibi hususlardır. Bu açıdan bakıldığında M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tarif ettiği vizyon tüm bu özelliklere haizdir. M. Fethullah Gülen Hocaefendi “icmali plan” olarak tarif ettiği şeyleri başka yerlerde “gaye-i hayal” olarak da tanımlamaktadır: “Sizin bir gâye-i hayaliniz var. “Gâye-i hayal” tabirini, Hazreti Pîr-i Mugân, Ziya Gökalp’ın “mefkûre”si yerinde kullanmış, daha doğru bir ifade; Ziya Gökalp de “ideal”in yerinde “mefkûre” tabirini kullanmış, Fransızca’dan alınma bir kelime.” “Gâye-i hayal… Bir şeye gönül vermiş, dilbeste olmuşsunuz; “Olsun!” diyorsunuz, yatıp-kalkıp hep onu diliyorsunuz. Yatarken dua ediyorsunuz; bir yönüyle kendi adınıza dua edeceksiniAllah’ım! Yüce İslam dinini her yerde i’lâ eyle; bayrağın dalgalandığı gibi dalgalansın; bayrak gibi, şehbal gibi dalgalansın, herkes baksın, ona imrensin!”

Bu arada vizyona tam ve eksiksiz ulaşmak mümkün olmasa da o alanda yapılan çalışmaların hepsi de faydalıdır. Kademeler ya da daireler şeklinde vizyon yolunda yapılacak işler, başarılacak görevler vardır. M. Fethullah Gülen Hocaefendi bu konuya da açıklık getirmek için ilgili kademeleri şu şekilde sıralamaktadır: “Bir yönüyle, o mefkûreye karşı belli daireler halinde, kabulleri ölçüsünde, onun etrafında halkalar teşkil etsin. Bazıları “Pes!” desinler, “Olsa, bu olur!” Bazıları “Yahu bu da olabilir!” desinler. Bazıları “Yahu, ‘olabilir’e benziyor!” desinler. Bazıları “Buna ilişmemek lazım; çünkü çok rahatsız edici bir yanı yok!” desinler. Bazıları daha ötede, bazıları daha ötede, bazıları daha ötede… Fakat herkes belli ölçüde buna karşı bir alaka duysun. Bunların hepsi sizin hesabınıza birer kazanımdır. İşte gâye-i hayal, bu.”(11)

MİSYON

M. Fethullah Gülen Hocaefendi yazımıza mevzu ettiğimiz başlık altında “hizmet erleri”nin misyonunu şu şekilde dile getirmiştir: “İslâm’ın dırahşan çehresinin karartılmaya çalışıldığı günümüzde siz, bir kısım yanlışlıkları tashih ve düzeltme adına, kendinize ait değerleri doğru bir temsille ortaya koyabilmek için ölesiye bir ceht ve gayret içinde olmalısınız.”(12) Hizmet ve hizmet kurumlarının varlık sebebi, yani misyon, kısaca “doğru bir temsil”dir.

DEĞERLER

M. Fethullah Gülen Hocaefendi ilgili yazısında takipçileri için hizmetin değerlerini de ortaya koymaktadır. Değerler vizyona ulaşmakta bir rehberdir. M. Fethullah Gülen Hocaefendi bu değerleri sağlam bir temel olarak görmektedir. Sağlam temel üzerine bina edilen şeylerin kolaylıkla yıkılamayacağını ifade etmektedir. “Sağlam kaidelere ve sağlam bir blokaja emanet edilen şeyler, Allah’ın izni ve inayetiyle Richter ölçeğine göre on şiddetinde bir zelzele bile olsa yıkılmazlar.”

Hizmetin temel değerleri;

– Misyonerlik yapmamak

– Zorlayıcı ve dayatmacı olmamak (ya da herkesi kendi konumunda kabul etmek)

– Sözle değil, tavır ve davranışlarla hizmeti anlatmak,

– İnanılan değerleri tabiatın bir parçası haline getirmek,

– Peygamber varisi olarak ismet, sıdk, emanet, tebliğ, fetanet gibi sıfatları hayatına yansıtmak

– Yapmacık değil tabiatın bir derinliği halinde temsil etmek

– Bir ömür boyu bu şekilde tavır sergileyerek insanlarda müsbet merak uyandırmak.

ÇEVRE ANALİZİ

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, “her bir coğrafyanın kendine has şartları, kültür ortamı, gelenek ve ananeleri söz konusu” olduğunu ve “bunları hesaba katmak ve ona göre vaziyet almak da tafsilî bir düşünce ve tafsilî bir plan ve programa bağlı”dır demek suretiyle planlama sırasında çevre analizinin önemine dikkat çekmektedir.

AMAÇLAR

Planlarda vizyon ve misyon belirtildikten sonra amaçlar sıralanır. Her bir amacın gerçekleştirilmesi için alt hedefler ve her bir hedef için ise alt stratejiler oluşturulur. Amacı  ifade ederken mevcut duruma da vurgu yapmaktadır ki planlarda daima ilk önce mevcut durum masaya yatırılmalıdır. Böylece “mevcut durum budur, olması gereken durum ise şudur” denilebilir. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ifadesi ile mevcut durumda “İslam’ın dırahşan çehresi” kirletilmiş olup buğulu, sisli, paslı bir Müslümanlık imajı oluşmuştur ve  öncelikle bu imajın düzeltilmesi” gerekecektir. Arkasından vizyonda belirtilen “tüm aleme değerlerin duyurulması” meselesi gerçekleştirilebilecektir.

HEDEFLER

Yukarıdaki amacı gerçekleştirmek için hedefler nelerdir, dendiğinde karşımıza “İslâm’ı doğru temsil etmek suretiyle ‘Böyle Müslümanlar da varmış!’ dedirtmeliyiz” şeklinde bir hedef koymaktadır. Bunu biraz daha açmak gayesi ile “bize emanet edilen hakiki Müslümanlığı gerçek hüviyetiyle cihana duyurmak” şeklinde izah ettikten sonra: “mahiyet-i nefsü’l-emriyesine uygun derinliği, nurefşan ve dırahşan çehresiyle gerçek Müslümanlığı ortaya koymalıyız” demektedir.

STRATEJİLER

Vizyon, amaç, hedef ve strateji sıralamasına göre konuyu anlatırken M. Fethullah Gülen Hocaefendi strateji geliştirmeye dair örnekler de vermektedir. Temelde tüm insanlarla iletişim sağlayıcı stratejiler geliştirilmesi gerektiğini tavsiye etmektedir. Ancak böyle bir iletişim sayesinde “öteden beri yanlış mülâhazalarla meydana gelmiş olan aramızdaki çukurların kapatılacağına” inanmaktadır. Esas meselenin “kalplere ulaşmak ve o kalplerle Allah arasındaki engellerin bertaraf edilerek o kalplerin Allah’la buluşmasını temin etme gayretinde bulunmak” olduğunu vurgulamaktadır.

KONTROL VE DEĞERLENDİRME

Stratejik planlamaya ait diğer bir konu da kontrol ve değerlendirilme sürecidir. Planlanan aksiyonlarla uygulamada karşılaşılaşılan güçlükler, sorunlar üzerinde durulup gerekli görülen hallerde revizyon yapılmalıdır. Fayol yapılan planın esnek olması gerektiğini belirtir, birlik, devamlılık, esneklik ve açıklık iyi bir eylem programının temel nitelikleri olduğunu belirtir.

M. Fethullah Gülen Hocaefendi de yapılan planlamanın değişen şartlara göre gözden geçirilerek revize edilmesi gerektiğinin altını çizer. “Evet, değişen şartlar karşısında mevcut durumu bir kez daha değerlendirip o şartlara göre alternatif plan ve projeler ortaya konulması gerekir.” “Aynı zamanda bu, aksiyon öncelikli bir düşünce demektir. Evet, bir yandan bir icmalî planınız, bir kısım ana doneleriniz olmalı ve siz hareket ve faaliyetlerinizi onun üzerine bina etmelisiniz. Ancak bunun yanında, zaman-ı merhuna emanet edeceğiniz açık uçlar da bırakmalı ve şartlara göre uygulamaya koyacağınız alternatif plan ve projeleriniz de olmalıdır. Farklı kültürleri nazar-ı itibara alarak, dilleri, dinleri, telakkileri, eşya ve hâdiselere bakışları açısından o insanları tanıdıkça aksiyonunuz içinde “şurada şöyle bir şey olabilir, burada böyle bir şey olabilir” diyebilmeli, gittiğiniz ülkenin şartlarına göre farklı alternatifler ortaya koyabilmeli ve Allah’ın izni ve inayetiyle bir kısım yeni düşünce sistemleri geliştirebilmelisiniz.”(13)

Yukarıda belirtilen sorunun cevabını tamamlarken planlamanın başı ile sonu arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, her planın başlangıçta yüzeysel ve özet olarak tanımlanması (icmali plan) son taraflarında ise derin ve ayrıntılı bir şekilde (tafsili plan) anlatılması gerektiğini vurgular. “Hâsılı, mebdede sathî ve düz bir çizgide düşünen insan, müntehada daha engin ve derinlikli düşünecektir. Yani düşünürken meseleyi alternatifleriyle ele alacak, “şu da olabilir, şu da olabilir, fakat şu da olabilir” diyerek bütün alternatifleri düşünüp hesaba katacak bir ufuk enginliğine sahip olacaktır.”

Buraya kadar temas edilen konularla M. Fethullah Gülen Hocaefendi stratejik planlamanın nasıl yapılması gerektiğini anlatmaktadır. En sonunda, “İşte bütün bunlar, bir mânâda tafsilî düşünce, tafsilî plan ve tafsilî proje mevzuunda üzerinde durulması gerekli olan hususlardır” ifadesini kullanmaktadır. M. Fethullah Gülen Hocaefendi bir hususun altını çizmektedir: Planlama konusu ‘üzerinde durulması gerekli’ bir konudur. Bu hususlara kendisi ‘icmali’ olarak dikkat çekmekte, işin nasıl yapılması gerektiğini ve metodolojisini takipçilerine havale etmektedir. “Üzerinde durulması gerekli” sözü ile aslında bu konuyu detaylı bir şekilde inceleyip işlerin ona göre yapılmasını hedef göstermektedir.

SONUÇ

M. Fethullah Gülen Hocaefendi planlama konusunda; her türlü faaliyetin sebepler açısından son derece tedbirli ve planlı yapılması gerektiğini söyler. Ancak bunun yanısıra her şeyi sebeblere bağlamanın da şirke girmeye neden olacağını belirterek ifrat ve tefritin önünü alır: “Esbaba riayet hususunda gösterilen hassasiyet çok önemlidir. Hatta denilebilir ki sebeplere riayet mevzuunda emre itaatteki inceliği kavrayıp ona göre hareket eden bir insan, onları Cenâb-ı Hakk’ın rızasına erme adına bir helezonun basamakları veya Allah’a amudî olarak yükselebileceği bir rampa hâline getirebilir. Fakat onları her şey görme ve her şeyi getirip sebeplere bağlama bir yönüyle Müsebbibü’l-Esbâb’ı görmemeye müncer olacağından böyle bir durum da –hâşâ ve kella– esbabın Allah’a eş ve ortak koşulması demektir.”(14)

Başka bir yerde ise işin başlangıcında gerekli dikkati göstermemekten dolayı meydana gelebilecek kusurlardan herkesin önce kendini sorgulaması gerektiğini, dışarda suçlu aramanın başarısızlılığı artıracağını ifade eder: “Meydana gelen kusurları, işin başlangıcında veya realize edilme sürecinde kendi yaptığı hatalara bağlamayan bir insan sürekli dışta kusurlu arar durur ancak bir türlü ne suçluyu bulabilir, ne de o kusurlardan kurtulabilir.”(15)

M. Fethullah Gülen, yönetim düşüncesinin temel konu ve yaklaşımlarına giren birçok konuyu da defaatle işlemiştir. Mesela “İçtimai Huzur ve Yükselişin Vesileleri” başlığında, olaylara daima bütüncül (mahrutî) bakmayı tavsiye eder. Aynı zamanda çok sık kullandığı “uzun soluklu” kavramı ile de tüm faaliyetlerin sürdürülebilir olmasını ister. Ayrıca olayların sebep-sonuç ilişkisi üzerinde dururken de “dederminist” düşünceyi ya da “kozalite” mülahazasını öne çıkarır. “Mesâîyi iyi tanzim etmek lazım. Bu, çok tekerrür eden bir ifadeyle, “mahrûtî bir nazar”a bağlı; yeni ifadesiyle “bütüncül bir bakış”a bağlı. Çok ciddî sebep-sonuç mülahazalarını nazar-ı itibara almak lazım. O yönüyle “kozalite”ye ircâ edebilirsiniz, meseleyi: Bu sebep, bir sebep; fakat ihtimal şunu da doğurabilir, şunu da doğurabilir, şunu da… Sonra üçüncü nesil olarak, “torun”; onlardan da şu doğabilir, şu doğabilir, şu doğabilir. Dördüncü nesil; onlardan da şu doğabilir, şu doğabilir, şu doğabilir… Daha ilk sebepten başlayarak, onuncu müsebbebe kadar, onuncu esere kadar, onuncu ürüne kadar hepsini “bütüncül bir nazar”la müşahedeye almak, elden geldiğince planları ona göre yapmak.”(16)

“Sebeplere öyle riayet edeceksin ki, dıştan bakanlar seni bir determinist sanacaklar. Fakat, her işin sebeplerini yerine getirip neticeyi öylesine Allah’tan (cc) bekleyeceksin ki, öyle bir tevekkül, öyle bir teslim sergileyeceksin ki, hatta öyle bir tefviz ve öyle bir sikaya tutunacaksın ki, bu halini görenler ‘Bu adamın sebeplere saygısı hiç yok’ diyecekler. Yani; bu iki hususun bir yönüyle kesiştiği nokta müminin duracağı noktadır; sebeplere riayette hiç kusur etmemek ve her işin neticesini Allah’tan beklemek, O’na vermek.”(17)

Takvanın tarifini yaptığı bir kaç yerde ise sebeplere ya da tekvini emirlere riayet etmemenin de hesaba çekilmeye bir vesile olduğunu söylemektedir. “Dolayısıyla bir insan bunlara riayet etmemek suretiyle şahsına, içinde bulunduğu hizmete ve milletine zarar veriyorsa, Allah aşkına, bu haram mıdır değil midir?”(18)

Yönetime dair önem verdiği en önemli husus işlerin istişare, meşveret ve şuraya uygun yürütülmesi mevzusudur. Bu yaklaşımları itibari ile “demokratik ve katılımcı” bir yönetim anlayışını ortaya koymakta, muvaffakiyetin vifak ve ittifak ile olacağını vurgulamaktadır. “Evet, düşüncelerdeki isi-pası silecek bir iksir varsa, o da meşverettir. Tekrar edeyim mi?  Düşüncelerdeki isi-pası silecek, yürüdüğü yolda insanın yolunu aydınlatacak bir projektör varsa, o da meşverettir.”(19)

Ancak tüm bunlara kendi ifadesi ile “icmalî” olarak değinir. Bazı yerlerde bu işin uzmanlarının bu konular üzerinde durması gerektiğini de vurgular. Ne yazık ki onun bu konularla ilgili gündeme getirdiği hususlar kurumsal anlamda tam olarak anlaşılıp hayata geçirilememiştir.

Onun yönetim ve  yöneticiliğe dair düşünceleri üzerinde de çalışmalar yapılarak bu  alandaki tavsiye ve izahlarının metodolojiye dönüştürülmesi ve bunların ‘M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yönetim prensipleri’ olarak ortaya konması gereklidir.

Dipnotlar