“Nerede, ne kadar, nasıl, niçin ve ne zaman durulmalı?” sorusuna, “Durulması gereken yerde, lazım olduğu kadar, makul üslup ve usul çerçevesinde, bir gayeye yönelik olarak ve uygun zamanda durulmalıdır” şeklinde cevap verilebilir.

Neresidir bu durulması gereken yer? Coğrafî bir mekân mı? Bir düşünce mi? Bir yaklaşım tarzı mı? Herhangi bir hareket tarzı mı? Bu soruların cevapları, kişiden kişiye, zamandan zamana ve mekândan mekâna değişikler gösterir.
Herhangi bir hadise karşısında gösterilen hareket tarzı, söylem ve eylemlere “duruş” denir. Duruş, insanda zaman içinde oluşmuş, geliştirilmiş veya geliştirilememiş, aile ve etrafının tesirinde de kalmış karakterinin dışa yansıması şeklinde de ifade edilebilir. Bu yüzden aynı hadise karşısında, bu özelliklere bağlı olarak, farklı duruş şekilleri ortaya çıkar. “Herkes kendi karakterinin gereğini sergiler” sözü bu gerçeği ifade eder.

Gandi’nin fıtrî tutum, davranış ve söylemleri, halkı gibi giyinmesi, onlarla birlikte seyahat etmesi, onun şahsiyetli duruşunu göstermektedir.

Diklenmeden dik durabilme, doğru bir duruş şeklidir. Gandi ve Mandela gibi şahsiyetler, haklının ve masumun yanında, zalimin karşısında, ama şiddete başvurmadan, illegal yollara girmeden, mevcut hukuk çerçevesinde sahip olunması gereken duruş şekillerine güzel misallerdir.

Nurettin Topçu’nun (1909-1975) İsyan Ahlakıkitabında da belirttiği gibi, doğru olma, aslında bir isyan değil, ahlak ölçüleri içinde, korkmadan doğruyu haykırabilme özelliğidir.