“Nerede, ne kadar, nasıl, niçin ve ne zaman durulmalı?” sorusuna, “Durulması gereken yerde, lazım olduğu kadar, makul üslup ve usul çerçevesinde, bir gayeye yönelik olarak ve uygun zamanda durulmalıdır” şeklinde cevap verilebilir.

Neresidir bu durulması gereken yer? Coğrafî bir mekân mı? Bir düşünce mi? Bir yaklaşım tarzı mı? Herhangi bir hareket tarzı mı? Bu soruların cevapları, kişiden kişiye, zamandan zamana ve mekândan mekâna değişikler gösterir.
Herhangi bir hadise karşısında gösterilen hareket tarzı, söylem ve eylemlere “duruş” denir. Duruş, insanda zaman içinde oluşmuş, geliştirilmiş veya geliştirilememiş, aile ve etrafının tesirinde de kalmış karakterinin dışa yansıması şeklinde de ifade edilebilir. Bu yüzden aynı hadise karşısında, bu özelliklere bağlı olarak, farklı duruş şekilleri ortaya çıkar. “Herkes kendi karakterinin gereğini sergiler” sözü bu gerçeği ifade eder.

Gandi’nin fıtrî tutum, davranış ve söylemleri, halkı gibi giyinmesi, onlarla birlikte seyahat etmesi, onun şahsiyetli duruşunu göstermektedir.

Diklenmeden dik durabilme, doğru bir duruş şeklidir. Gandi ve Mandela gibi şahsiyetler, haklının ve masumun yanında, zalimin karşısında, ama şiddete başvurmadan, illegal yollara girmeden, mevcut hukuk çerçevesinde sahip olunması gereken duruş şekillerine güzel misallerdir.

Nurettin Topçu’nun (1909-1975) İsyan Ahlakıkitabında da belirttiği gibi, doğru olma, aslında bir isyan değil, ahlak ölçüleri içinde, korkmadan doğruyu haykırabilme özelliğidir.

Rosa Parks (1913-2005), 1955 yılında, ABD’nin Alabama eyaletinde, siyahların otobüslere ayrı kapıdan binip indiği, ayrı yerlere oturduğu bir zamanda, bir beyazın yer bulamayınca onu yerinden kaldırmak istemesine hayır demesi üzerine hapse girdi. Bundan sonra siyahlar bir yıl boyunca otobüslere binmediler. Daha sonra ABD Federal Mahkemesi bu uygulamayı kaldırdı. İşte burada da hem fert hem de topluluk bazında, şiddete başvurmadan doğru bir duruş sergilendiğinden müspet bir netice alınmıştır.

Duruşlar, para, şöhret, makam gibi durumlarla değişmemeli, hep aynı şekilde devam ettirilmelidir.

Duruş Şekilleri

Ciddi, samimi, makul, yerinde ve zamanında gösterilen bu duruş şekilleri, herkes için güzel bir misal teşkil ettiği gibi, önemine göre tarihe geçecek tablolar da oluşturur.

Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm), bir saldırı esnasında, yanında bulunan Hazreti Ebubekir (radıyallâhu anh), derhal eliyle saldırgana engel olmuş ve “Rabbim Allah diyen bir kişiyi öldürecek misiniz?” diyerek bu yanlış hareketi engellemiştir. Necip Fazıl’ın, yanlış bazı davranışlar karşısında, bunlara dikkat çekmek için bir şiirinde “Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak” feryadı da bu güzel örneklerden birisidir.

Duruş, fert planında olabildiği gibi, grup halinde de sergilenebilir. Bir filmde, haksızlığa karşı dik bir duruş sergileyen mahkûmu cezalandırmak isteyen gardiyan, “O kimse, bir adım öne çıksın” deyince, bütün mahkûmların bir adım öne çıkmaları, topluca dik duruşa güzel bir misaldir.

Duruşu sağlam insanlar, “adam gibi adam” ve “yiğit oğlu yiğit” gibi sıfatlarla anılırlar.

Duruşta, ne yukarıdan ne de aşağıdan, daima göz hizasından insanlarla irtibat kurabilmek önemlidir. Bir ülkedeki müessesenin açılış merasimine davet edilmiştim. Konuşma sırası bana gelince, “Bizim neyimiz, sizin neyiniz varsa, sizlerle paylaşmaya geldik” dediğimde protokoldeki devlet başkanı dâhil herkes ayağa kalkarak alkışladılar. Ben buna pek anlam veremedim. Yerime oturunca, protokolden birine bu alkışın sebebini sordum. O da bana “Sen göz hizasından konuştun, başkaları gibi, sizlere şunları yapmaya geldik demedin. Seni kendilerinden saydıkları için alkışladılar” demişti.

Devamlılık

En az bu düzgün duruş kadar önemli olan bir şey daha vardır ki o da bu şekildeki duruştaki devamlılıktır. “Mermeri aşındıran suyun gücü değil devamlılığıdır” atasözü, bu durumu güzel bir şekilde anlatmaktadır. Bu güzel ve makul davranış biçimlerini hayat boyu sürdürebilmek çok önemlidir. Bu da insanın, bu özellikleri benliğine mal etmesine bağlıdır. Yoksa değişik sebeplerden dolayı haksızlıkları görmezden gelme, karakter zayıflığına işaret eder.

Fotoğraf yarışmalarında, genellikle asgari beş fotoğraf gönderilmesi talep edilir. Bir fotoğraf karesinde, kurallara tam riayet edilmiştir. Bunun şuurlu mu yapıldığı tek fotoğrafla anlaşılmaz. Diğer fotoğraflarda da aynı prensiplere uyulduğu görülürse, bu kişi fotoğraftan anlıyor denir ve değerlendirmeye alınır. Benzer şekilde, tek bir davranış ve duruşla karakter okuma, hatalı olabilir.

İnsan daima doğru bir duruş sergilemelidir ki örnek insan olabilsin. Bir defasında bir yaşlının eşyasını taşıyıp benzer bir durumda “Acelem var” deyip yardım etmemek, onun uygun duruşu henüz kazanamamış olduğunun bir göstergesidir. Faziletlerin karakter haline gelmesi, yani sağlam bir duruş edinme, Allah’ın (celle celâluhu), insana verdiği kabiliyetleri, yine O’nun verdiği irade ile geliştirmesine bağlıdır.
Protokol
Protokollerde ve hemen her yerde; nerede, nasıl, ne kadar durulacağı önemlidir.

Bu durma; hareket tarzı, söylem biçimi, vücut dili, anlayış şekli, neyin tarafında yer alındığı gibi durumları içine alan geniş bir konudur. Mesela, bir ülke çok ciddi problemlerle karşı karşıya ise, bunları çözmek için iktidar, muhalefet ve sivil toplum birlikte çalışmalılardır. İktidarın sebep olduğu insan hakları ihlalleri görülüyorsa, muhalefet, sivil toplum ve diğer paydaşlar, hukukun içinde kalmak şartıyla, en kısa zamanda bir çözüm bulmalıdırlar. İnsan hakları konusunda hassas çevreler, hukuk kuralları çerçevesinde harekete geçirilerek bu ihlallerin en kısa zamanda bitirilmesi sağlanmalıdır.

Duruş Bozukluğu

Yerinde ve zamanında sergilenemeyen duruş, içinde bulunulan şartlara göre, telafisi mümkün olmayan zararlara sebep olabilir. Bir anlık uygun bir duruş bile, önemli neticelere vesile olabildiği gibi, hadiseler karşısında sağlam bir duruş, bir toplumu felaketten kurtarabilir.

Teknolojinin özellikle son senelerde baş döndürücü bir şekilde gelişmesi yanında, insanoğlunun, herkesi kendi konumunda kabul etme, evrensel insan hakları, demokrasi, ekolojik denge, önce insan olmanın gereklerini yerine getirme gibi konularda, kat etmesi gereken uzun bir yol vardır.

Duruşta Dikkat Edilmesi Gerekenler

Fotoğraf sanatçıları, fotoğraflarını çekerken, ışığa, ufuk çizgisine, bakış yönüne, fotoğraf karesi içine alıp almaması gereken objelere ve alacağı objelerin fotoğraf karesi içinde nerelere denk getirileceğine dikkat ederler. İnsanın da doğru duruş kurallarına uyması gerekir.

Doğru ve makul olanı, usul ve üslup hatası yapmamaya dikkat ederek seslendirmek, bir dik duruştur. Usul hatasından dolayı bir kişi haklı olduğu yerde, haksız duruma düşebilir.

Doğru duruşun faydalı olabilmesi için, belirli şartlar gerekir. Çok gergin ve birçok problemin konuşulduğu bir yerde, belki de şimdilik gündeme getirilmemesinin daha uygun olduğu bir konunun tehir edilmesi, yine uygun ve haklı duruşun kredisinin boşa harcanmaması demektir. Okul yönetim kurulunda, öğrenci problemlerinin konuşulduğu gergin bir ortamda, konuyla ilgisiz ama çok faydalı bir eğitim metodunu gündeme getirmek, bu konuyu çok değersiz bir hale getirmek anlamına gelir.

Sanatçıların mesleklerini icra yanında, toplumun problemleriyle ilgili kendilerine has duruş ve söylemleri o topluma katkı sağlar. Çünkü bu insanlar, toplumun her kesimi tarafından tanınır. Aynı durum sporcular için de geçerlidir. Yarışmalarda, dünyanın herhangi bir ülkesindeki insan hakları ihlallerini, uygun bir üslupla dile getiren şampiyonların duruşu, insanlık açısından çok önemlidir.

Sosyologların, psikologların, doktorların, akademisyenlerin, yazarların, kanaat önderlerinin, gazetecilerin ve toplumun her kesimindeki insanların, insan hakları, hürriyet, demokrasi gibi evrensel insanî değerlerle ilgili konularda göstermeleri gereken duruş şekilleri, kendilerinden beklenen davranışlardır ve bunlar, insanlık adına tarihteki yerlerini alacaklardır.

Ebeveynler de çocuklarına karşı, nerede ve nasıl durmaları gerektiğini bilmelidir. Karakter gelişimi safhasında bir çocuk, bu sağlam duruşlardan kendisine ders çıkaracak ve bir ömür boyu bunları unutmayacaktır.
İnsanoğlu, Yaratıcısının ve O’nun elçileri olan peygamberlerin gösterdiği yol ve yöntemleri, zamanının çocuğu olarak, günün diliyle ve anlayışıyla kullanmazsa, sadece bu dünyadaki değil öbür âlemdeki saadetini de kaybedebilir. Bundan dolayı insan, Kur’an ve hadislerin rehberliğinde, zamanı, mekânı ve konjonktürü dikkate alarak, nerede, ne kadar, nasıl ve niçin durduğunu ve bu durmada istikrarın önemini bilmek zorundadır. Böyle bir duruş sergilediğinde, kendinden sonra gelen nesillere, asla unutulmayacak, pırlanta değerinde bir miras bırakmış olacaktır. Daha öncekilerin bize bıraktıkları gibi…