İnsan, Allah (celle celâluhu) tarafından kendisine bahşedilen kabiliyet nüveleriyle dünyaya gelir. Bunları geliştirmek veya söndürerek iş göremez hale getirmek insana kalmıştır.

“Bozuk irsî mirasa, maruz kaldığımız yanlış ebeveyn tutumlarına, bozuk çevrenin etkilerine, beğenmediğimiz(!) fizikî özelliklerimize, sosyal statümüze ya da eksik kalmış psikolojik ihtiyaçlarımıza rağmen doğru dürüst bir şahsiyet geliştirmekle, nefsimizle sürekli mücadele hâlinde olmakla, ahlâkımızı sürekli güzelleştirmeye çalışmakla mükellefiz. “Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilmiş” bir Peygamber’in ümmeti olmak demek hiçbir bahanenin arkasına sığınmadan ömür boyu güzel bir şahsiyet geliştirmeye devam etmek demektir.”1

Kişisel Gelişim mi, Şahsiyet Gelişimi mi?

“Hayatında değişiklik yapmak isteyenler bazen kişisel gelişim kitaplarındaki taktik ve tavsiyelere müracaat ediyorlar. Bu kitapların çoğu, maddeyi öne çıkarıyor, manevî olandan söz ederken de yalnızca “mutluluk” ve “başarı” mefhumuna odaklanıyor. Dünyevî hedeflere ulaşmak, ilgi çekmek, beğenilmek ve takdir edilmek için makam, güç, şöhret ve servet lâzım. Bunları elde etmek için de kişisel gelişime ihtiyaç var. Maddî olan her şey, bütün servetimiz, unvanlarımız ve makamlarımız elimizden alındığında geriye kalan bizim şahsiyetimizdir. Bize uyan ve ihtiyacımız olan da şahsî (kişisel) gelişim değil, şahsiyet (kişilik) gelişimidir. Hâl ilmi olan tasavvuf da insanı enaniyetten (benlikten) uzaklaştırıp ona şahsiyet (kişilik) kazandırmak için var. Kâmil insan olmak, maddî kabiliyetlerle değil manevî hususiyetlerle, zekâdan ziyade kalbin ve ruhun tekâmülüyle ilgilidir. Kişisel gelişim kendine güvenmek, kendiyle barışık olmak, kendini gerçekleştirmek gibi hedeflerle kendi kendine yeten biri olmayı yüceltir. Bu da benlik duygusunu kuvvetlendirir. Şahsiyet meselesini dert edinenler ise özgüven yerine tevekkülü, şöhret yerine hiçlik makamını tercih ederler. Onlar yarıştıkları kimselere hasetle değil gıpta ile bakarlar; hırs duymazlar, fakat azimlidirler. Maddî konularda kendilerinden aşağıdakileri gözetir, manevî hususlarda ise yukarıdakileri görürler. Kendilerini tanıma ve vazifelerini hatırlama hususunda ruhlarına hitap eden kimselere kulak kesilirler.”2

Zekâ Kavramı

“Prof. Howard Gardner, zekâ kavramına farklı bir boyut getirdi ve insanlardaki zekânın tek bir boyutta değil, çok farklı boyutlarda değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Ona göre insanların sahip oldukları çoklu zekâların her biri yaşamak, öğrenmek ve insan olmak için kullanılan etkili birer araçtır. Dünyevi başarı elde etme hedefine odaklanan kişisel gelişimciler, Gardner’in belirttiği sekiz tür zekânın nasıl teşhis edileceği ve bunun nerede kullanılması gerektiğiyle ilgili tavsiyeler geliştirdiler.”3

“Maddî kazanca odaklanan iş dünyasında, başarıya ulaşmak için IQ (zekâ seviyesi) ve teknik yetkinlik gereklidir ancak tek başına yeterli değildir. Yapılan araştırmalarda IQ’nun başarıda sadece %20’lik bir tesirinin olduğu tespit edilmiştir. Bunların takım çalışması, iletişim becerisi, öz motivasyon, stres yönetimi, problem çözme gibi doğrudan duygusal zekâ ile bağlantılı olan kabiliyetlerle harmanlanması gerekmektedir. Bu da gerçek başarıya ancak, duygusal beyin (sağ beyin yarım küresi) ile akılcı beynin (sol beyin yarım küresi) birbirini tamamlayan bir bütünlük içinde kullanıldığında erişilebileceğini göstermektedir.”4

İslami Düşünceye Göre Kişinin Terakkisi

Batı kaynaklı gelişim düşüncesinin zihnî ve duygusal olarak iki esasa dayanmasına mukabil, İslamî gelenekte insanın terakkisi çok boyutlu bir yapı arz eder. Bu terminolojide insan-ı kâmil, kabiliyetlerin “mâ hulike leh”inde kullanılması, nefis ve vicdan mekanizması, kalb, ruh, sır, hafî, ahfâ, latife-i rabbaniye, seyr u sülûk-i ruhânî gibi birçok mefhumla karşılaşırız.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, içinde yaşadığı çağı, toplumu, insanı, kâinatı, eşya ve hâdiseleri, kısaca her şeyi anlamaya çalışan, anladığı nazarî bilgileri pratiğe dökme gayreti içinde olan ve bu istikamette sürekli düşünen, sorgulayan, araştıran kişileri “cins dimağ” olarak tanımlar. Bu tür insanlar, hakikat aşkına, ilim sevdasına ve araştırma tutkusuna kilitlendikleri için, arkasına düştükleri problemleri, Allah’ın izniyle çözebilir, çok sürpriz başarılar ortaya koyabilir, düşüncelerdeki tıkanıklıkları açabilir ve böylece içinde yaşadıkları toplumun aydınlanmasına vesile olabilirler. Böyle bir seviyeyi ihraz etmiş insanların aynı zamanda potansiyel bir kısım tehlikelerle de karşı karşıya olduklarını, yeteneklerini göz önünde bulundurarak farklılık mülahazasına girip karşılaştıkları her problemi kendi zekâ ve kabiliyetleriyle çözebilecekleri ve her sorunun üstesinden gelebilecekleri vehmine kapılabileceklerini belirtir. Hocaefendi’ye göre, onların bu yanlış düşüncelerinin temelinde esasında terbiye eksikliği vardır. “Eskiden talimde bulunan insanlar aynı zamanda çok iyi eğitimciydiler. Yani hakikî mürebbiler, oturuşları, kalkışları, duruşları, inanç, düşünce ve dünya görüşleriyle çevrelerindeki insanlara her yönüyle örnek oluyor ve onları hâl diliyle terbiye ediyorlardı. Fakat bugünkü tedrisat sisteminde eğitim ve öğretimin at başı gittiğini söylemek oldukça zordur. Öğretimde çok ileri noktalara gidildiğini düşünsek bile bu durum, eğitimdeki boşluğu doldurmayacaktır. Eğitim, potansiyel insanın hakikî insanlığa yükseltilmesi demektir. İdeal eğitimciler ise, mâhir bir heykeltıraş gibi insan abidesini ortaya koyabilecek kabiliyette olmak zorundadır. Eğer cins dimağlar, iyi eğitimcilerin elinden geçmiyor ve onların tesirinde yetişmiyorlarsa, ‘Her şeyi en iyi ben bilirim’ psikozundan sıyrılmaları ve başka insanlardan istifade edecek bir anlayışa kavuşmaları oldukça zordur.”5

Vicdan Mekanizmasının İnsanın Gelişmesindeki Rolü

Hocaefendi, her şeyi “mâ hulike leh”inde, yani yaratılış amacına uygun biçimde kullanmak gerektiğini vurgular: Göz, doğruyu görmek için; kulak, doğruyu işitmek için; kalb, doğrunun heyecanını yaşamak veya “tefekkür”, “tedebbür”, “tezekkür” için yaratılmıştır. Bütün bunların belli fonksiyonları edâ etmek için verildiğini, şayet bunlar misyonlarını edâ etmiyorlarsa, insanın, kör, sağır ve kalbsiz yaşadığını ifade eder ve ekler: “Asıl körlük, “vicdan” körlüğüdür; “latife-i Rabbâniye” körlüğüdür; “his” körlüğüdür; bakarken bir şeyi olduğu gibi, “mâhiyet-i nefsü’l-emriye”sine uygun görememe körlüğüdür: Arka planıyla görememe körlüğü; ifade ettiği mânâ itibariyle görememe körlüğü; eşya ve hadiseleri, enfüsten âfâka kadar görülmesi gerekenleri görememe körlüğü.”6

Bu durumda insanın, eşya ve hadiselerin gerçek yüzünü idrak edebilmesi için, duyu organlarını yerli yerinde kullanması gerekir. Ancak bu durumda kendini geliştirebilir ve etrafına faydalı olabilir. Vicdanıyla göremeyen, baktığı şeyleri arka planıyla göremeyen insan kördür. Gözü olduğu halde göremeyen bir insan, dünyanın en talihsiz, en bedbaht insanıdır.

Kâmil İnsan

Hocaefendi’nin tarifiyle insan-ı kâmil, her zaman başkalarına yararlı olma emelinde ve mârifet ufkunu yükseltecek bilgi peşindedir. Güzel ahlaka bağlı yaşadığından, hep güzellik sergiler durur, güzel görür, güzel düşünür, güzel ve faydalı sözler söyler, güzel işler yapar. Varlık ve hâdiselerle münasebet ve müdahalesi açısından insan-ı kâmil, yeryüzünde Allah’ın tam halifesidir. Herkes kendi çerçevesinde kâmildir ve kemali de onun kabiliyet ve bilme gayretiyle doğru orantılıdır. Bütün kâmil insanlarda beyan ve burhanın yanında irfan da önemli bir derinlik ve zenginliği teşkil etmektedir. Bu hususlardan herhangi birindeki bir kusur, kemâl adına da ciddî bir eksiklik sayılır.7
“İnsanı sadece mânâ yönüyle ele alıp terbiye etmek veya sadece vicdan mekanizmasından ibaret kabul etmek eksiktir, yarımdır. Bir insan düşünün ki bütünüyle bir şehvet, kin, öfke, makam mansıp sevdalısı hâline gelmiştir. Yaptığı her işinde ruhunu sarmış bu negatif duyguların tesirindedir. Böyle bir vicdanın eli kolu bağlı ve dolayısıyla da tesirsizdir. Böyle bir insana kelimenin tam mânâsıyla “vicdansız” deriz. Böyle insanların vicdan mekanizması adına bilgileri olmadığı gibi, vicdanın ifade ettiği mânâyı ve onun gayeler üstü gayesini de sezmeleri mümkün değildir.”8

Hocaefendi’ye göre, bin sene evvel, İslam hakikatinin üç esası birbirinden ayrılmış, bundan dolayı da insanın gerçeği bulması zorlaşmıştır. Bu üç temel; pozitif ilimlere esas teşkil eden hususlar, kalbî ve ruhî hayata bakan meseleler ve medresenin esas aldığı İslamî ilimlerdir. Sonra da şu çağrıyı yapar: “Gelin, bu ekânim-i selâseyi (üç temel unsuru, üçlü sacayağını) birleştirmek suretiyle, kendi çadırımızı veya kendi binamızı, kendi bünyânımızı inşâ etmeye çalışalım. Aynı zamanda bunun statiği Allah’tan; blokajı, Rasûlullah tarafından ikâme edilmiş; selef-i sâlihîn tarafından korunmuş, desenleri ona göre yapılmış. Eski güzelliğine ulaştırmaya çalışalım, Allah’ın izni ve inayetiyle… Meselenin tamamiyeti buna bağlı.”9

“Bu sistem, potansiyel insanın hakikî insan olabilmesi ve kemale erebilmesi için takip edilmesi gereken bir yoldur. Fakat bir insanın bu esasları kabullenmesi ve içine sindirmesi ciddî bir cehd ve gayrete bağlıdır. Fakat bazı hususî durumlarda harikulâdelikler gerçekleşebilir ve insanlar birdenbire insanî kemalâtın zirvesine ulaşabilirler. İnsan şart-ı adi planında gayretini ortaya koyduğu zaman, asıl şart olarak ilâhî meşiet taalluk edecek ve onu arzu ettiği mertebelere ulaştıracaktır. Biz, kendi değerlerimizi tabiatımızın bir derinliği hâline getirmek istiyorsak, beslenme kaynaklarımızla aralıksız meşgul olmaya çalışmalı, oturup kalktığımız her yerde sohbet-i cânan demeli ve bütün konuşma ve sohbetlerimizi bunlar üzerinde örgülemeliyiz.”10

Dipnotlar

1 Aynur Tutkun, Şahsiyet Gelişimini Etkileyen Faktörler, www.degerlerkulubu.org

2 İdris Eren, Kişisel Gelişim mi, Kişilik Gelişimi mi?

insanvehayat.com/kisisel-gelisim-mi-kisilik-gelisimi-mi

3 Rum Tan, How to Harness & Develop Your Natural Strengths–Multiple Intelligences Theory

smiletutor.sg/how-to-harness-develop-your-natural-strengths-multiple-intelligences-theory

4 Sol Beyin/Sağ Beyin Miti, tedmem.org/mem-notlari/sol-beyin-sag-beyin-miti

5 Fethullah Gülen, Cins Dimağlar ve Kabiliyetlerin İnkişafı, www.ozgurherkul.org/kirik-testi/cins-dimaglar-ve-kabiliyetlerin-inkisafi

6 Fethullah Gülen, Ma Hulika Leh, www.herkul.org/tag/ma-hulike-leh

7 Fethullah Gülen, İnsan-ı Kâmil, fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-butun-eserleri/53-Kalbin-Zumrut-Tepeleri/1149-Fethullah-Gulen-Insan-i-Kamil

8 Fethullah Gülen, Nefis ve Vicdan Mekanizmaları, fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-butun-eserleri/132-Prizma/11590-fethullah-gulen-nefis-ve-vicdan-mekanizmalari

9 Fethullah Gülen, Kelâm, Kudret ve Cuma Yamaçları, www.herkul.org/bamteli/bamteli-kelam-kudret-ve-cuma-yamaclari

10 Fethullah Gülen, İslâm’ın İnsan Tabiatı İle Bütünleşmesi, www.herkul.org/kirik-testi/kirik-testi-islamin-insan-tabiati-ile-butunlesmesi