Giriş

İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerinden birisi de düşünmesi, akıl yürütmesidir. Akıl insanın üç temel bölümünden birisi olup diğer ikisi ise kalp ve bedenidir İslam âlimleri insandaki bu üç temel kuvveti, akıl, şehvet (kalp, duygu) ve öfke (içgüdü) olarak isimlendirirler. Her insanda bu üç temel kuvvetten bir tanesi diğerlerine göre daha baskındır. Yani bazı insanların akıl yönü, bazılarının kalp (duygu) yönü ve bazılarının da beden yönü daha kuvvetlidir.

İnsan düşünme faaliyetini akıl kuvvetini kullanarak gerçekleştirse de duygudan ve içgüdü denilen kuvvetlerden de etkilenmektedir. Akıl yönü kuvvetli olanlarda diğer iki kuvvetin etkisi azalmaktadır. Buna karşılık duygu yönü kuvvetli olanlarda ise akıl ve içgüdülerin etkisi azalmaktadır. Beden yönü kuvvetli olanlarda ise akıl ve duygunun etkisi azalmaktadır.

İnsanın düşünme faaliyeti, mantık ilminin inceleme alanına girmektedir. Mantık ilmine göre insanın en doğru bilgiye ulaşması için akıl kuvvetini doğru olarak kullanması gerekir. Doğru düşünmenin yolu ise mantık ilmindeki düşünme kurallarına uymaktan geçmektedir.

Düşünme (Akıl Yürütme)

Mantık ilmine göre düşünme bir veya birkaç önermeden yeni bir önerme çıkarmak için zihnin işletilmesidir. Düşünme, hükümler arasında ilişki kurarak yeni bir hüküm elde etmektir. Zihin hükümler arasında ilişki kurarken akıl ilkelerine bağlı kalır, aynı sınıfa giren hükümler arasında akıl ilkelerine bağlı olarak ilişkiler kurar, belli hükümlere dayanarak yeni hükümler elde eder.[1]

Üç türlü düşünme (istidlal) vardır: Talil (tümdengelim, dedüksiyon), istikra (tümevarım) ve temsil (analoji). Mantıklı düşünce bu üç yoldan birini kullanmak zorundadır. Yani kim olursa olsun her insan mantık ilmine göre düşünebilmek için bu akıl yürütme yollarını kullanmaktadır.

Düşüncenin formu bütün zamanlarda ve yerlerde aynı kalmasına rağmen, zaman ve yerlere göre bu üç düşünme yolundan birisine daha fazla ağırlık verilmiştir. Bir kısım insanlar tümevarım yolunu çoğunlukla kullanırken, başka insanlar da temsil yolunu daha fazla kullanmışlardır. Düşünme yollarından birisine fazla önem verme mantıkla uğraşanlarda da görülür. Mesela, Aristo tümdengelime yani kıyasa çok önem verirken, Konfüçyüs ve Mo-Tseu temsil yolunu daha çok kullanmışlardır.

Rönesans’tan itibaren tabiat bilimlerinin gelişmesiyle tümevarım metodu yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Her medeniyet mantıklı düşünme yollarından birisine ağırlık verse de diğer düşünme yollarını kullanmadığı anlamına gelmemektedir. Yani her toplumda ve her dönemde üç düşünce yolu da kullanılmıştır.

Tümdengelim (Talil/Dedüksiyon)

Mantıkta en çok kullanılan düşünme metodu tümdengelimdir. Tümdengelim, zihnin bir veya birkaç hükümden hareket ederek mecburi olarak bir sonuca varmasıdır. Tümdengelim, doğru olan ya da doğru olduğu sanılan önermelerden mecburi olarak çıkan yeni önermeler türetir. Öncüller doğruysa sonuç da doğrudur. Kıyas, tümdengelimin en mükemmel şeklidir.[2]

Klasik mantıkta tümdengelimin tercih edilme sebebi, kesin doğru sonuçlara bu düşünme yöntemi ile varılmasıdır. Tümevarımda ancak tam tümevarım söz konusu ise kesin doğru sonuçlara ulaşılırken, eksik tümevarımda yanlış sonuçlara ulaşma ihtimali her zaman vardır. Benzetme yönteminde ise hatalı sonuçlara ulaşma ihtimali diğer iki yönteme göre çok daha fazladır.

Deneye dayalı ve tümevarımcı bilgi yönteminin kurucusu Francis Bacon, deneye başvurmadığı ve sadece düşünceye dayalı bir akıl yürütme olduğu için tümdengelimi eleştirmiştir. Hegel ise ancak tümdengelimin gerçek olduğunu, tekilden yola çıkılarak tümele varılamayacağını savunmuştur. Ona göre idealizm için tek geçerli metot tümdengelimdir.[3]

Klasik mantığın temelini teşkil eden tümdengelim (kıyas) Yeniçağ filozofları tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Bu filozoflardan Descartes, mantıkta doğru kurallar olmakla birlikte, bunlardan hareketle doğru düşünceye varmanın neredeyse imkânsız olduğunu; kıyasın yeni bir bilgi vermediğini, belli olan bilgileri başkalarına aktarmaya yaradığını, bu sebeple verimsiz ve kısır bir metot olduğunu söylemiştir.[4]

Stuart Mill ise kıyasın (tümdengelim) bir kısır döngü olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre kıyasın ortaya koyduğu sonuçtaki bilgi büyük önermede zaten vardır. Bu durumda büyük önermeden hareketle sonuçta elde edilen bilginin büyük önermedeki bilgi ile aynıdır. Bu da bir kısır döngüdür. Mill kıyasta genelden özele doğru hareket ederek bir sonuç çıkarıldığını, bunun doğru olmadığını, asıl akıl yürütmenin özelden özele doğru olduğunu ileri sürmüştür. Klasik Mantık taraftarları ise özelden özele akıl yürütmenin bir çıkarım olmadığını, genel kural olmadan çıkarım yapılamayacağını, asıl çıkarımın kıyas yoluyla olduğunu söylemektedirler.

Leibniz ise kıyas yönteminin, insan zihninin en güzel ve en geçerli düşünme yöntemi olduğunu söylemektedir. Bu yöntem, önemi yeteri kadar bilinmeyen, bir tür tümel matematiktir. Doğru kullanılabildiği takdirde aldanmazlığı içinde barındıran bir sanattır. Fakat bu doğru kullanım her zaman mümkün olmamıştır.[5]

Benzetme (Kıyas-ı Temsilî, Analoji)

Benzetme benzerliklere dayanılarak yapılan bir çıkarımdır.[6] Benzetme, zihnin olaylar ve eşyalar arasındaki benzerliklerden yola çıkarak bir sonuca ulaşmasıdır. Benzerlikteki şey arasındaki benzerliğe dayanarak bunlardan birisinden çıkarılan sonucu diğeri için de doğru sayılmaktır.[7]

“Dünyanın atmosferi vardır ve üzerinde canlılar yaşar.”

“Merih’te de atmosfer vardır.”

“O halde Merih’te de canlıların bulunması gerekir.”[8]

Benzetmede benzetilen ile kendisine benzetilen arasında bulunan ortak özellikler ne kadar fazlaysa, sonucun doğru olması ihtimali de o kadar yüksektir. Benzetme metodunda sonucun doğruluğu kesin değildir. Öncüllerin doğruluğu sonucun doğruluk ihtimalini artırmakta, fakat doğruluğunu kesin olarak sağlamamaktadır. Bu sebeple benzetme, çok zaman tümevarımın (istikra) bir çeşidi kabul edilmiştir.[9]

Sıradan insanlar çoğunlukla benzetme yoluyla düşünmeyi kullanırlar. Tümdengelim ya da tümevarım yolu daha teknik ve az da olsa bir eğitim gerektirirken, benzetme yolunu kullanmak çok daha kolaydır. Eğitimli olmayan sıradan insanlar da benzetme yolunu kolaylıkla kullanabilirler.

Benzetme, ilimde önemli yeri olan bir metottur. Mesela Pasteur, benzetme metoduyla, mayalanmadan hareket ederek mikropları keşfetmiştir. Fakat benzetme metodunda sonucun kesin olmaması zaman zaman bir kısım hatalar yapılmasına da sebep olmuştur. Mesela, Huyghens, her gezegende Dünya’da olduğu gibi dağlar ve denizler bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.[10]

Mantıkta benzetme ile kesin doğru (yakînî) bilgi elde edilemese de bu kuralın bir istisnası bulunmaktadır.  Bu örnekleme de küllî bir kaideye işaret edilerek, sonuç o genel kurala dayandırılmakta ve böylece kesin doğru sonuca ulaşılmaktadır. Kur’ân’daki benzetmelerin çoğu böyledir. Cenabı Hak, ay, güneş, yıldızlar, dağlar, nehirler, hayvanlar ve ağaçlar gibi varlıkları örnek olarak verdikten sonra “Şüphesiz ki Allah (celle celâluhu) Alîmdir, Hakîmdir, Kadîrdir” gibi ifadelerle bir külli kaideye işaret edilmektedir. Böylece verilen örneğin doğruluk değeri kesinleştirilmektedir.

Benzetme yolu Kur’ân’da, hadiste ve İslam âlimlerinin eserlerinde en çok kullanılan akıl yürütme metodudur. Kıyas ve tümevarım yerine benzetme yolunun daha çok tercih edilmesi İslami ilimlerin bir özelliğini teşkil etmektedir. Çünkü dinin hedef kitlesi olan insanların içerisinde sıradan insanlar büyük çoğunluğu oluşturmaktadır. Bu insanların da kullandıkları düşünme yöntemi benzetmedir.

Tümevarım (İstikra, Endüksiyon)

Tümevarım, insan beyninin cüz’îden küllîye,[11] özel halden genel hale veya olaylardan kanuna yükselmesini sağlayan düşünme şeklidir.[12] Tümevarımda bazı tecrübelerden hareket edilerek bir sonuca ulaşılır. Bütün kuğu kuşları beyazdır, demekle ileride ortaya çıkacak kuğu kuşlarının da beyaz olacağını söylemiş oluruz. Bu örnekte sınırlı sayıda gerçekleştirilen gözlemlerden genel bir hüküm çıkarılmış olmaktadır. Görüldüğü gibi tümevarım esas itibarı ile bir genellemedir.

Tümevarımı günlük hayatta da çok fazla kullanırız. Tramvayın bizi Beyazıd’a götürdüğünü, sobanın ısıttığını, ilaçların hastalıkları iyi ettiğini birçok defa görmüşüzdür. Bundan bunun her zaman böyle olacağı sonucunu çıkarmış oluyoruz. Tümevarım ilimlerde de çok fazla kullanılır. Batıda tümevarım metodu bilimlerde kullanılmaya başlandıktan sonra çok önemli ilmi gelişmeler ortaya çıkmaya başlamıştır.

Tümevarımın bu kadar yaygın kullanılmasının sebebi, genellemeyi mümkün kılmasıdır. İlmin ve günlük hayattaki düşüncelerimizin gayesi, bilgimizi genişletmektir. Bu sahalarda tahminlerde bulunmak isteriz ve tümevarım bize tahminlerde bulunma imkânı veren bir araç olmaktadır. Şu halde bilginin genişlemesi ancak tümevarımla mümkündür, denilebilir. İşte tümevarım bu noktada bir tümdengelim olan kıyastan ayrılmaktadır. Kıyas bize yeni bir şey öğretmez. Çünkü kıyasın sonucu öncüllerde bulunmaktadır. Tümevarım ise bize yeni bilgiler öğretir. Tümevarımda sonuç, öncüllerde mevcut değildir. Bu suretle elde edilen bilgi deneyin sınırını aşar ve tahminlerde bulunma imkânı verir.[13]

Gazali’ye göre tümevarım, zannî sonuç veren bir yöntemdir. Bu sebeple tümevarım fıkhi meselelerin çözümünde kullanılmaya elverişli olmakla birlikte, kesin delillere ihtiyaç duyulan ilahiyat meselelerinde uygulanamaz. Bu bakımdan Gazali’yi modern bilim felsefesindeki şüpheciliğin erken habercisi saymak mümkündür.[14]

Tümevarımda sonucun kesin olmamasına rağmen, yukarıda da ifade edildiği gibi bu akıl yürütme metodu bilimlerde yaygın bir kullanım alanı bulmuştur. Bilimlerde çok önemli bir yeri olan tümevarımın öneminden ilk bahseden F. Bacon’dır. Aristoteles’in mantığın esaslarını ve kıyası anlattığı eseri Organum adını taşıyordu. Bacon da tümevarımı anlattığı eserine Novum Organum adını vermiştir. Burada o tümevarımın çok büyük olan öneminden bahsetmiş, bu usulün modern ilmin belkemiğini teşkil ettiğini söylemiş ve bu suretle kendisi modern ilmin teorisyeni olmuştur.

Klasik Mantıkçılar ilimde sadece kıyasla bir şeyler yapılabileceğini söylemekteydiler. Bunlar tabiat bilimlerinin tabi oldukları genel kanunların esaslarını bildiklerini düşünüyorlardı. Mesela, Dünya’nın hareket edip etmediği meselesi kıyas yoluyla tartışılırdı. Buna karşılık Rönesans bilginleri tabiat bilimlerinde her zaman tümevarımı kullanmışlardır. Bunlar ilk olarak gözlemle işe başlarlar ve bu gözlemlerden genel sonuçlar çıkarmaya çalışırlardı.

Tümevarımla elde edilen bilginin kesin doğruluk ifade edebilmesi için şu şartların bulunması gerekmektedir:

  1. Göz önünde bulundurulan haller mümkün mertebe çok olmalıdır. Bu haller ne kadar çok olursa tümevarımdan çıkarılacak sonuçda o kadar yakînifade eder, yani kesin olur.
  2. Tümevarım, yeni olayların tahmininde doğru sonuçverdiği nispette kesinlik ifade eder. Leverrier, Uranüsgezegeninde açıklanamayan bazı özelliklerden genel yerçekimi kanununa dayanarak yaptığı hesaplar sonucunda, Neptün gezegenini keşfetmiştir. Bu keşif genel yerçekimi kanunun doğruluğunu gösteren önemli bir delil sayılmıştır.

Tümevarımla ulaşılan ilmi sonuçlar deneylerle öğrenilir. Bu sonuçlar küllîdir, fakat zaruri değildir. Bu sonuçlar küllî olmakla birlikte, hiçbir zaman tamamıyla bundan emin olamayız. Mesela, fizikte yerçekimi kanunu gibi küllî kanunlar vardır. Fakat bu kanunların her zaman ve her yerde geçerli olduğunu kesin olarak bilemiyoruz. Her kütle bir çekim gücüne sahiptir ve şimdiye kadar bunun hiçbir istisnası görülmemiştir. Fakat burada mantıki bir zaruret yoktur. Çünkü geçmişte ya da gelecekte ve herhangi bir yerde yerçekimi kuralının istisnası olabilir. Nitekim fizikçiler de bu kanunun küllîliğinden emin değillerdir. Fizikin bütün genel kanunları böyledir. Bu kanunların kesin olarak küllî olmadığını bildiğimiz halde bunlara yine de küllîdir, demekteyiz. Bu sebeple fizik kanunları a priori yani baştan doğruluğu kabul edilmiş olan kanunlar değildir. Bunlar belki küllîdir fakat zaruri değillerdir. Yani aksi düşünülebilir. Yine mesela, birçok kedinin kuyruklu olduğuna bakarak, bütün kedilerin kuyruklu olduğuna hükmederiz. Hâlbuki Man adalarındaki kediler kuyruksuzdur.[15]

Tümevarımla ulaşılan sonuçları ne a priori yani baştan doğruluğunu kabul ederek ne de a posteriori yani deneylerle ispat edemiyoruz. Demek ki ilmin temelinde anlamadığımız bir şeyler vardır. Dışarıda yağmur yağıyor ve sokağa çıkamıyorum. Çünkü sokağa çıkarsam ıslanacağımı biliyorum. Zira daha önce yağmur yağarken dışarı çıktığımda ıslanmışımdır. Fakat bu sefer çıktığımda da ıslanacağımı herhangi bir delille ispat edemiyorum. Çünkü tümevarımla ulaşılan sonuçların a priori veya a posteriori ispatı mümkün değildir. Ancak yine de sokağa çıkmıyorum. Çünkü tümevarımla elde edilen sonuçlar kesin olmasa da doğruluk değeri kesinliğe yakındır.

Sonuç

İnsanı diğer varlıklardan ayıran temel özelliklerden birisi olan düşünme, farklı yöntemlerle yapılmaktadır. Tümdengelim, tümevarım ve örnekleme denilen bu yöntemlerden en az birini kullanarak insan düşünmektedir. Bu yöntemlerin her birisinin kendisine göre üstün tarafları ve zayıf yönleri bulunmaktadır. Çeşitli zaman dilimlerine, toplumlara ve farklı insan gruplarına göre bu yöntemlerin kullanılmasında değişiklik görülmektedir. Dolayısıyla bu üç düşünme yöntemi de farklı alanlarda ve farklı insan grupları tarafından kullanılmaya devam etmektedir.

 

 

[1] Nurettin Topçu, Mantık, haz. Ezer Erverdi, İsmail Kara, İstanbul 2006, s. 21.

[2] Necati Öner, Klasik Mantık, Ankara 1986, 5. baskı, s. 104.

[3] Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi, İstanbul 1979, c. 6, s. 397.

[4] Öner, Klasik Mantık, s. 165.

[5] Necati Öner, Teo Grünberg, Lise Mantık Ders Kitabı, 1994, s. 24-25.

[6] Ali Yücealp, Modern Mantık, İzmir 1982, s. 16.

[7] Öner, Klasik Mantık, s. 173; Kazvini, s. 51.

[8] Necip Taylan, Mantık Tarihçesi Problemleri, İstanbul 1996,  s. 170.

[9] Taylan, s. 169.

[10] Taylan, s. 169.

[11] “İstikra, cüz’îyatın çoğunda var olan bir durumun küllîyatta da var olduğuna hükmetmektir. İstikra yakîn ifade etmez.” Necmüddin Ömer b. Ali Kazvini, eş-Şemsiyye fi Kavaidi’l-Mantıkiyye, İstanbul 1301, s. 51.

[12] Jules Lachelier, Tümevarımın Temeli Hakkında, İstanbul 1949, s. 3-4; Topçu, s. 21.

[13] Taylan, s. 167.

[14] Mustafa Çağrıcı, “Gazali” md., DİA, c. 13, s. 495-497.

[15] Hançerlioğlu, c. 6, s. 399.