Göç, fertlerin zorunlu ya da kendi isteğiyle yaşadıkları şehirden başka bir şehre veya ülkeye kalıcı veya geçici olarak yer değiştirmesidir. Fizikî, sosyal veya kültürel açıdan bir anda ortaya çıkan değişiklikler, olumlu veya olumsuz bazı sonuçlar doğurur. Özellikle zorunlu göç, uyum problemlerine ve bazı ruh sağlığı sorunlarına yol açabilir.

Göçü üç kategoride değerlendirebiliriz: göç öncesi, göç sırası ve göç sonrası. Göç öncesi dönemde yaşanan travmatik olaylar, şiddete maruz kalma, tutukluluk hali, tecrit edilme, can güvenliği gibi sebepler; ruh sağlığına tesir eden menfîunsurlardır. Göç sırasında fizikî zorluklar ve psikolojik baskı gibi durumlar yaşanabilir. Göç sonrasında ise uyum zorlukları, dil sorunu, geçmişe özlem, zorlu kamp şartları gibi meseleler, ferleri olumsuz olarak etkileyebilir.

Yapılan çalışmalarda göç süreci yaşayan fertlerde, özellikle çocuk ve ergenlerde, travma sonrası stres bozukluğu, uyku sorunları, depresyon, uyum zorlukları gibi ruh sağlığını etkileyen sorunların görülme sıklığı fazladır.[1] Özellikle altı yaş altındaki çocuklarda göçün anlamlandırılması zor olabilir.

Altı Yaş Öncesi Çocuklarda Göçün Anlamlandırılması

Altı yaşına kadar olan dönem, çocuğun zihnî ve idrakî gelişiminin olduğu önemli bir dönemdir. Bu dönemde çocuklar yaşadığı olayların hepsini doğru bilgi olarak alabilir. Bu dönemde yaşanan olaylar çocukluk çağı travması oluşturabilir ve daha sonraki hayatını etkileyebilir. Özellikle göç durumunda fizikî ve hissî ihmal, çocukları olumsuz yönde etkiler. Çocuğun ebeveyninden ayrı kalması, birlikte oyun oynanmaması, fizikî temasın az olması; çocuğun gelişimine menfi tesirde bulunur. Göç öncesi, göç sırası ve göç sonrasında ebeveynlerin de yaşadığı stres sebebiyle farkında olmadan çocuklarını ihmal etmesi sık görülen bir durumdur.

Göç eden çocuklar yetişkinlerden daha fazla strese maruz kalır. Çocukların ağır ve tahmin edilemez hayat şartlarıyla karşı karşıya kalmaları, evlerini, okullarını terk etmeleri, akraba ve arkadaşlarından ayrılmaları, ebeveynlerinin şiddete maruz kalması; göç sürecinde yaşanan stres faktörleri olarak sıralanabilir.[2]

Elbette her göç eden çocuk travma yaşamaz. Çocuk ve ergenlerin göç sürecinde ruh sağlığını koruma adına öncelikle çocukla iletişim halinde olunmalıdır.

Çocuklar bu süreçte geçmiş tecrübelerinden ziyade son zamanlarda yaşadıkları sıkıntıları, zorlukları anlatmaya ihtiyaç duyarlar. Ailelerin ise çocukları korumak adına yaşanan sıkıntıları anlatmaktan kaçındığı şık sık karşılaşılan bir durumdur, ancak bu davranış ve tutumlar farkında olmadan çocuğa zarar verebilir. Yapılan çalışmalarda yaşadığı olayları anlamlandıramayan çocuğun, bunlarla baş etmekte zorlandığı ve daha fazla kaygı yaşadığı ifade edilmektedir. Çocukların ve ergenlerin yaşadığı tecrübeler hakkında konuşmalarına izin verilmeli, duygularının anlaşıldığı içtenlikle ifade edilmelidir.

Çocuğa Göç Nasıl Anlatılmalıdır?

Yaşlarına uygun ve anlayacakları bir dille yaşanan olayların konuşulması, gelecekle ilgili ümit verici konuşmaların yapılması, çocuk ve ergenlerin ruh sağlığını koruma adına önemlidir. Mesela ilkokul çağındaki bir çocuk için göç sürecinin nasıl anlatılabileceği ile ilgili bir çalışmayı ele alabiliriz. Resim etkinliği ile göç sürecini çocuğun zihninde somutlaştırmaya çalışabiliriz. İlk olarak çocuğun hayatında yer etmiş önemli figürler çizilebilir. Okulu, odası, geniş ailesi gibi sevdiği ve geride bıraktığı şeyler ve kimseler resmedilebilir. Çocuk ile birlikte resim yapılırken bu figürler hakkında konuşabiliriz. Böylece çocuğun özlemini dile getirmesi ve bir anda geride bırakılan şeylerin nereye gittiğini anlamlandırması sağlanabilir. Bu arada ebeveyn de göç öncesi döneme ait duygu ve düşüncelerini dile getirebilir. Çocuk benzer duyguları anne ve babasının da yaşadığını fark eder ve kendini daha güvende ve rahatlamış hisseder.

Çalışmanın ikinci kısmı olan göç süreci bir yolculuk olarak ele alınabilir. Kamplar veya mecburen kalınan yerlerle ilgili çocuğa bilgi verilebilir. Bu kısımda da duygu ve düşünceler açığa çıkarılabilir.

Göç sonrası süreçle ilgili son kısımda ise gelecekle ilgili figürler çizmek çalışma için önemlidir. Öncelikle çocuğun kendini güvende ve huzurlu hissedeceği bir ev, arkadaşlarının olduğu bir okul, geniş ailesinin ziyarete geldiği zaman dilimleri çizilebilir. Böylece çocuğun yaşanan sürecin geçici bir durum olduğunu ve yaşadığı duygu durumlarını ailesinin de yaşadığını anlaması sağlanmaya çalışır.

Resim etkinliğiyle olduğu gibi oyun şeklinde de bu süreç çocuklara yukarıda ifade ettiğimiz şekilde anlatılabilir. Oyun, çocuğun duygularını, düşüncelerini ve istekleri ifade etmesini sağlar. Duygularıyla nasıl baş edebileceğine dair kendine bir yol bulmasını sağlar. Çocuğun ilgi alanına göre ebeveynler göç sürecini çocuklarının diline uygun şekilde uyarlamaya çalışabilir. Gerekirse ebeveynler bir uzmanla birlikte çalışmalar yapabilir. Bu arada, geri dönme düşüncesinin adaptasyona menfi tesiri de hatırda tutulmalıdır.

Mukavemetli Aile, Mukavemetli Çocuk

Göç eden çocuğun ruh sağlığı adına önemli olan bir diğer konu ise ebeveynlerin bu durumla nasıl başa çıktığıdır. Anne baba bu süreçte stresle baş etmekte ne kadar zorlanırsa çocuk daha fazla stres yaşar. McFarlene’nin Avustralya’da yaptığı bir çalışmada, orman yangını sonrası gözlemlediği ilkokul çocuklarında, çocukların %50’sinde travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin, olaydan sonra da devam ettiği görülmüştür. %33’ünde ise 26 ay sonra bile belirtilerin devam ettiği tespit edilmiştir. Belirtilerin devam etmesinin, çocuğun yaşadığı olaydan çok, annenin endişe seviyesiyle ilişkili olduğu görülmüştür. Yani travmatik sürece maruz kalan çocukların ebeveynlerinin olayı nasıl yaşadığı, çocukların olaydan ne kadar etkilendiğiyle yakinen ilişkilidir. Anne ve baba ne kadar mukavemetliyse, çocukların da göç süreciyle o kadar güçlü ve sağlıklı baş edebilmesi mümkündür.[3]

Yeni bir dil, kültür ve inanç ortamı, ebeveynler için de kolay olmayan bir adaptasyon sürecine sebep olur. Bu süreçte ailenin uyum içerisinde olması, göç sürecinin birlik içinde atlatılması için çok önemlidir. Yapılan çalışmalarda göç eden çocuk ve ergenler en yakın hissettikleri kişi olarak ilk sırada ebeveynlerine ihtiyaç duyduklarını dile getirmişlerdir. Anne, baba ve çocuklar olarak hep birlikte, zaman zaman süreç değerlendirmesi yapılabilir. Böylelikle aile fertleri duygu ve düşüncelerini paylaşma imkânı bulur. Sadece olumlu değil olumsuz duyguların da konuşulduğu bir ortam, bütün duyguların açığa çıkması ve çocukların duygu dünyasında yaşadığı korkuları, ümitsizlikleri ve özlemleri dile getirmesi adına önemlidir.[4]

Dile getirilen olumsuz duygular her zaman kişiyi ümitsizliğe sevk etmez. Konuşulan olumsuz duygular gün ışığına çıktığı için, diğer aile fertlerinin manevî desteği için bir fırsat oluşur. Bazen ebeveynler çocuklarının yaşadığı hissî çöküntüyü fark edemeyebilir. Bazı fıtratlar duygularını gizlemekte oldukça ustadır. Yaşanan olumsuz durumları dile getirmek istemeyebilir. Aile fertleriyle birlikte yapılan duygu paylaşımlı ortamlar, çocukların dünyasına kapı aralayabilir. Böylelikle çocuklar da yaşadıklarına bir mânâ verebilir ve ailesinin yanında olduğunu hisseder.

Dipnotlar

[1] www.nctsn.org/what-is-child-trauma/trauma-types/refugee-trauma/effects.

[2] Hatice Demirbaş, Ece Bekaroğlu. Evden uzakta olmak: Sığınmacıların/mültecilerin psikolojik sorunları ve alınacak önlemler. Kriz Dergisi 21 (1–2–3): 11–24.

[3] Hüseyin Buğra Karaman, Sefa Bulut. Göçmen çocuk ve ergenlerin eğitim engelleri, psikolojik sorunları ve çözüm önerileri üzerine bir araştırma. Sosyal Politika Çalışmaları. Sayı: 40/2, Kasım 2018, 393–412.

[4] Emine Z. Kılıç, Runa İ. Uslu, Gülsen Erden Efser Kerimoğlu. Çocuklarda travma sonrası stres bozukluğu belirtilerini sürdüren ailesel etmenler, Kriz Dergisi 7 (2): 1–8.

 

 

 

Paylaş
Önceki İçerikZübeyir Gündüzalp
Sonraki İçerikGel