Trüf mantarı; çam, meşe, ıhlamur, köknar ve yabanî fındık gibi yüksek yapılı ağaçların bulunduğu ormanlarda; makilik alanlarda, çalıların altında; bozkır ve çöllerde ise belirli otsu bitkilerin köküne bağlı olarak, ortak hayat ilişkisi sürdüren, patates görünümlü bir yer altı mantarıdır. Keskin bir kokusu ile eşsiz bir aromaya sahiptir. Trüf, ülkemizde “tombalak, topalak, geme, kumi” gibi isimlerle bilinmektedir. Arapçası “kem’e”dir ve Efendimiz de (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu, bu isimle nazara vermiştir. Halk arasında şimşek veya gök gürültüsüne bağlı olarak artış gösterdiği inancından hareketle ona, “gök gürültüsünün kızı” da denilmiştir.

Trüf Mantarı ile Bitkilerin Yardımlaşması

Mevcudat bir yardımlaşma ve dayanışma ahengi içinde yaratılmıştır. Bu ahenk içinde trüflerin de özel bir yeri vardır. Mesela, bitki tohumlarının çimlenip köklerin yaratılmasında vazife görmeye başlamasıyla birlikte trüf mantarlarının hifleri, bir eldivenin parmakları sardığı gibi bitki köklerini sararak özel bir yapının ortaya çıkmasına vesile olurlar. Bu yapıya “mikoriza” denir. Bu mikorizal yapı vasıtasıyla trüf mantarı ile bitki arasında besin alışverişi başlar. Bitkilerin yaklaşık %90’ı, değişik mantar türleriyle birlikte yaşamaktadır. Bazı bitkiler, hayatlarını devam ettirebilmek için trüf mantarına ihtiyaç duymaktadır. Fotosentez yapamadığı için trüf mantarları, organik besin bakımından bitkilere muhtaç iken bitkiler de özellikle çorak ve kurak topraktan daha fazla su ve mineral alımında trüf mantarlarına ihtiyaç duyarlar.

Bir çay kaşığı orman toprağındaki mantar hiflerin toplam uzunluğunun 1 km’den fazla olduğu tahmin edilmektedir. Trüf hifleri, ağaç köklerinin toprakla temas yüzeyini yüzlerce kat artırıp bitki köklerinin ulaşamayacağı kadar uzak bölgelerdeki su ve minerallerin de alınmasına vesile olur. Bu sayede bir damla yağmur toprağa düşer düşmez, gözle görülemeyecek kadar ince ve kilometrelerce uzunlukta hiflerle bitkilerin istifadesine sunulur. Trüf mantarlarıyla bitkiler arasında bu ortaklık olmasaydı, topraktan yeterli su ve minerali alamadıkları için ormanlarda gördüğümüz dev yapılı ağaçlar, yeterince gelişme sağlayamayacak ve muhtemelen çalı formunda bitkiler olarak kalacaklardı.

Paylaş
Önceki İçerikSonsuz Sabah
Sonraki İçerikMehmet Âkif Ersoy