(Hapisteki öğretmenime mektup)

Pek değerli, pek hayırhah ve pek vefakâr öğretmenim! Ben sizin Cihan’ınızım. Bugün 25 Mayıs 2020. Bizleri mezun edeli tam 20 sene olmuş. Vakit ne kadar da hızlı geçiyor değil mi? Muhakkak bizden sonra da yüzlerce öğrenci mezun etmişsinizdir. İnşallah bundan sonra da çok sevdiğiniz öğretmenliğe devam edersiniz.
20 yıldır hayatımızda birçok şey değişti. Verdiğiniz emeklerinizin boşuna gitmediğini ve gitmeyeceğini belirtmek isterim. Bizleri mezun ederken ne kadar ümitliydiniz. Arzu ettiğiniz kadar başarılı olamadık belki, ama karınca kararınca biz de sizlerin yolunda olmaktan çok mutluyuz. Hatırlıyorsanız, en son 2015 yılının yazında görüşmüştük. Ondan önce uzun zaman görüşememiştik. En son görüşmemizde, sizin memleketteki öğrenciler bir başka, demiştiniz. Çok vefalılar, sırf öğretmenlerini ziyaret için buralara kadar geliyorlar, inşallah ötede O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefalı ümmeti diye haşrolursunuz, demiştiniz. İnşallah elimizden geldiğince vefalı olmaya gayret edeceğiz.
İstisnasız, bütün öğrencileriniz sizleri hayırla yâd ediyorlar. Niçin etmesinler ki? Sizler olmasaydınız, neler yapmakta olacağımızı düşünmek bile istemiyorum. Ahlaksızlıkların diz boyu olduğu çevremizden bizi o dönemlerde kurtarmasaydınız, bizler bugün memleketimize ne öğretmen ne mühendis ne kaymakam ne de doktor olarak hizmet verebilirdik.
Buraya geldiğiniz seneydi… Ara tatilde müdür beyle birlikte öğrencilerinize hediyeler almış, teker teker evlerini ziyaret ediyordunuz. Bize de gelmiştiniz. Getirdiğiniz çeşit çeşit meyveleri ve çikolataları görünce çok sevinmiştim. Ne de olsa hâlâ çocuk yaşta sayılırdık. Çikolatalara ayrı düşkünlüğüm vardı. Bir taraftan okuldan tatilde okumak için aldığım İngilizce kitapları okuyup bitirmeye çalışıyor, bir taraftan da ailemizin yetiştirmiş olduğu havuçları kemiriyor, köklerini odanın bir tarafına diziyordum. Aynı sene bizim dönemden yedi sekiz öğrenciyi okulumuzun olimpiyat takımına almış, onlara ek dersler veriyordunuz. O senenin benim hayatımın dönüm noktası olduğunu düşünüyorum. Çünkü o sene dâhil okul bitinceye kadar her dönem takdirname almıştım. O zamanlarda çok önem verdiğiniz ailelere ziyaretlerinizin sebebini pek anlayamamıştım. Bir öğretmen olarak şimdilerde çok daha iyi anladığımı düşünüyorum.
Şimdi benim de bir Habibim var. Başlangıçta sınıftaki öğrencilerin durumlarını kestirmenin çok kolay olmadığını sizler de biliyorsunuzdur. Bu sene bütün öğrenci velilerini ziyaret hedefimiz vardı. Bunun için gruplar halinde, iki üç öğretmenle birlikte gitmemiz gerekiyordu. Biz de üç öğretmen arkadaş bir araba kiraladık ve en az üç gün sürecek yolculuğa hazırlandık. Yolda ilerlerken ziyaret edeceğimiz velileri arıyor, müsaitlerse bir çay molası verip onlarla görüşmek istediğimizi söylüyorduk.
Artık dönüş yolundaydık ve geriye bir öğrencimizin velisi kalmıştı. Telefon edip geleceğimizi haber verdik. Evlerine gittiğimizde epey geç olmuştu. Son ziyaretimiz olduğu için bir an önce okulumuza dönmek istiyorduk. Habib’in babası daha önce vefat etmiş; annesi ve kız kardeşi tahta bir kulübede yaşıyorlar. Biraz fazla yağmur yağsa içi suyla dolar, diye düşündüm. Annesi çok bitkin gözüküyordu. Bize kahve ve bisküvi ikram ettiğinde acaba kime borçlu kaldılar diye düşünmekten kendimi alamadım. Akrabalarından ve komşularından yardım eden yokmuş. “Artık oğlumu gönderin. Burada yemeye dahi bir şey bulamıyoruz. Gelirse bize yardımcı olabilir.” dedi. Habib’inokulu bitirmesine bir sene daha vardı. Habib okulumuzun tam burslu öğrencisi idi. Olimpiyat grubundaydı ve uluslararası projeler hazırlıyordu. Kalan paramızı kadının eline tutuşturduk. Bir taraftan ya almazsa, inşallah yanlış anlamaz, diye düşünüyorduk.
Mübarek Ramazanı fırsat bilerek velimize yardım ulaştırdık. Anne ve kızı sadece 1 dolarla bir öğün ihtiyaçlarını giderebiliyorlardı. Umarım Habibim okulumuzu bitirir ve iyi bir öğretmen olarak çalışmaya başlar. Öğrencilerimizin başarısında onların ailelerini tanımanın ne kadar önemli olduğu hususunda, bir kez daha sizlere hak veriyorum.
Kısa zaman öncesine kadar bir üniversitede bölüm başkanlığı yapıyordum, aynı zamanda doktora programına devam ediyorum. Dediğiniz gibi, ilmin sonuna ulaşamayız, ama günümüzde daha çok ihtiyaç hissedilen imanlı, dürüst ve vefalı gençleri yetiştirmeye gayret edeceğiz.
Son görüşmemizde, Ramazan ayı öncesinde bana bir teklif yapmıştınız. Ben de deneyeyim, demiştim. Bu hatırayı unutmam mümkün değil. Üzerinden 20 seneden fazla bir süre geçtiği için ayrıntıları tam olarak hatırlayamayabilirim. Öğretmenim bana şöyle bir teklif yapmıştınız: “Cihanım, Ramazan ayı iyice yaklaştı. Bu sene oruç tutmayı denesen olmaz mı? Benim için bir dene! Zor olursa bırakırsın.” Hâlbuki bulunduğumuz memleket; Îmâm-ı Buharilerin, Îmâm-ı Tirmizilerin, Îmâm-ı Serahsilerin ve Yusuf Hemedanilerin neşet ettiği diyarlardı. O günden sonra Ramazanla aramda ayrı bir bağ oluştu, diyebilirim. İyi ki o gün benim hayatımı değiştirecek güzelim bir teklif yapmışsınız. Sizler kadar olamasak da gayretlerinizin kesintiye uğramaması için yetiştirmiş olduğunuz fidanlara bakmaya çalışıyor, yeni fidanların yeşermesine vesile olmak için uğraş veriyoruz.
Esaretten tez zamanda kurtulmanızı ve eskiden olduğu gibi aşkla ve şevkle işlerinize devam etmenizi diliyorum. İyi ki bizleri eğitmek için gelmişsiniz. Memleketimize gelerek, vermiş olduğunuz bütün hizmetleriniz için Allah sizlerden razı olsun. Hürmetlerimle… Dualarınıza muhtaç kardeşiniz Cihan.