Rahmân’ın her bir eseri, kef-nun tezgâhında[1] dokunan latif bir nakıştır. Tefekkür yolcularına kendi hâl lisanıyla Nakkâşı’ndan haberler getirir. Bu eserlerden olan kadife solucanları (Onychophora) hayret verici avlanma mekanizmalarının keşfiyle, birçok bilim insanının ilgisini çekmiştir. Bu hayvanlar, dış görünüşüyle solucanları andırsa da solucanlarla alakası olmayan küçük bir gruptur. Hayvan sistematiğinin pek bilinmediği zamanlarda insanlar ince, uzun, bacaksız ve yumuşak olarak gördükleri her hayvana solucan ismi vermişler ve yuvarlak, yassı gibi ayrımlar yapmışlardır.

Kadife solucanının küçük pençeler şeklinde çok sayıda ayağı vardır. Latince ismi de “pençe taşıyan” mânâsındadır. Uzun ve yumuşak gövdeli, kadifemsi dokuları olan bu çok ayaklı canlıların, şu zamana kadar tanımlanmış 200 türü bulunmaktadır. Peripatus en fazla bilinen cinsi olup “çevresinde ayakları olan” demektir. Güney yarımkürede ve ekvator çevresindeki tropikal ve ılıman ormanlarında yaşarlar. Çoğunlukla çürümüş kütüklerde, yaprak çöplerinde, bazen de toprakta bulunurlar. Uzunlukları 1–20 cm arasında değişen bu küçük hayvanların bilinen türlerinin 13 ila 43 çift ayağı vardır.

            Fosil Kayıtları Hiç Değişmemiş

Dinozorların yaşadığı çağlardan önce dünyada bulunduğu anlaşılan bu hayvan, diğer bütün canlılar ve cansızlar gibi, tesadüfle izah edilemeyecek bir yapıya sahiptir.

Başının ön bölümünde, dış dünyanın uyarılarını algılayabilecek duyu organı olarak iki anten bulunur. Antenlerin hemen arkasında, yan taraflarda yer alan, merceği, korneası ve retinası tam olan iki gözü, merkezî konumdaki beyne optik bir sinir ağıyla bağlıdır. Kafatası ve kemik sistemi olmasa da yine de bu minik canlının, başının üst bölümü içine yerleştirilmiş, hem de iki yarım küreli ve yoğun şekilde bir araya getirilmiş, sinir hücrelerinden ibaret bir beyni vardır. Solucan büyüklüğünde olsa da hayatta kalmak için ihtiyacı olan bütün hareket ve davranışlarını yönlendirebilecek mahiyetteki bu beynin temel mimarisi, içindeki sinir ağı ve vücudun diğer bölümleriyle irtibatı, her bakımdan mükemmel bir şekilde sağlanmıştır. Kadife solucanlardan 30 çift ayağı olan bir türün, her ayağını aynı anda dengeli ve uyumlu atması; İlahî bir ilme, emre, kudrete ve iradeye dayandırılmadan izah edilebilir mi?

Başın alt bölümünde ise çok hassas dudaklarla çevrili bir ağız açıklığı vardır. Memecik şeklindeki (papilla)dudaklar, çok sayıda mekanik alıcıyla teçhiz edilmiş olduğundan dokunduğu her nesnenin durumunu hisseder. Ağız boşluğunun gerisinde, kitin maddesinden yapılmış, pençe benzeri, hilal şeklindeki çeneler yer alır. Başın üçüncü bölümü sayılan daha geri kısmının sağ ve sol yanlarında, tüp şeklinde, iki tane salgı organı bulunur.

Kemik dokusu olmadığı için sert yapıda koruyucu bir dış iskelete sahip olmayan bu hayvanların vücudunu saran deri-kas kılıfı ve bu kılıfın sardığı vücut boşluklarını dolduran sıvı, hidrostatik bir iskelet vazifesi görür. Neredeyse bütün vücudu; çok hassas kıllar ve kimyevî maddeleri algılayan kemoreseptörler ihtiva eden deri çıkıntılarıyla kaplıdır. Bütün bu alıcıların teşkil ettiği donanım, çevresindeki uyarıları algılayarak düşmanlarından kurtulmak ve avını bulmak gibi işlerde kullanılır.

           

Hususi Bir Silah: Salgı Jetleri

Kadife solucanı etoburdur, genellikle küçük böcekler ve diğer omurgasızlarla beslenir. Enteresan bir avlanma stratejisine sahip kadife solucanı, avlanacak hayvanı, tıpkı bir yangın söndürme tüpü gibi çalışan mekanizmasından fışkırttığı salgı ile tesirsiz hale getirdikten sonra, çeneleri ile avın vücudunu delip içinde çok güçlü sindirim enzimleri karışımı bulunan tükürüğünü ona enjekte eder. Bu enzimler avın bütün iç dokularını eritince bu sıvıyı emerek içer ve beslenmiş olur.

Avlanmada kullanılan bu hususî salgı organı, ancak İlahî bir ilme ve kudrete bağlanabilecek, mükemmel bir mimarîye ve mekanizmaya sahiptir. Diğer bir tabirle, böyle bir mekanizma, kendi kendine, tesadüfen ortaya çıkamaz. Bu cihazın iç kısımlarına süt beyazı, yapışkan, kimyevî bir salgı üreten birer çift salgı bezi yerleştirilmiştir. Bezlerde üretilen salgı, geometrik şekilde, art arda kasılan seri kasların, bir amplifikatör gibi hâsıl ettiği gücün oluşturduğu basınçla, şırınga etmeye benzer şekilde fışkırır. Bu mekanizmanın çalıştırılması sonucunda, ava 50 ila 200 mikronluk iki küçük aralıktan 3 ila 5 m/s’lik hızda ipliksi iki salgı jeti fırlatılır. Köpüklü veya tozlu yangın söndürme tüplerinin malzemeleri gibi bu salgı, organizmanın kuru ağırlığının %11’ini teşkil eder ve eşit aralıklı sıvı damlacıkları şeklinde, yaklaşık 20 mikron çapında, kıvamlı ve yapışkan bir iplik ağı halindedir. Daha sonra kuruyup küçülen bu ağ, yapışkanlığını kaybeder ve kırılgan hale gelir. Ancak burada kadife solucanı, yangı söndürme tüpündeki gibi israf etmez; harcadığı kurumuş salgının teşkil ettiği kendi ağını da yiyerek tasarruf kanununa riayet eder.

            Geri Dönüştürülebilir Malzeme Teknolojisine İlham Veren Mekanizma

Bilim insanları için, tabiattaki mühendislik harikası denilen, aslında Kudreti ve İlmi Sonsuz Allah’ın yaratma mucizesi olan mevcudatı inceleyip modellemek çok kıymetlidir. Bu noktada malzeme bilimciler, biyomalzemeleri mercek altına alır ve teknolojiye uyarlamaya çalışırlar.

Max Planck Enstitüsü araştırmacıları da polimer malzemelerin inşasında, kadife solucanının salgısındaki harikulade mekanizmayı gözlemlediler. Solucanların püskürttüğü yapışkan sıvının en hayret verici hususiyeti, malzemelerinin çözülüp tekrar eski formuna dönebilmesiydi. Bu durum; geri dönüştürülebilir malzeme sentezlenmesi konusunda ilham vericiydi.

Canlının salgısı üzerinde, metrenin milyarda biri ölçeğinde (nano ölçek) çalışan araştırma grupları, kimyevî ve moleküler yapıyı anlamaya çalıştılar. İpliğin yaratılışındaki mimarinin moleküller üzerindeki harika görüntüsüne ve avlanma sırasında salgının terkibinin ve molekül hareketlerinin değişimine odaklandılar. Öncelikle yapışkan salgının, büyük proteinler ve yağ asitleri ihtiva ettiğini, protein ve yağ moleküllerinin birleşerek küçük kürecikler oluşturduğunu keşfettiler. Küreciklerin çapları 75 nm kadardı. Hayvan, sıvı şeklindeki bu protein ve yağ karışımını, birbiriyle reaksiyona girmeden depolamakta, avıyla karşılaştığı anda ise bu müthiş silahı hemen ateşlemekteydi. Başlangıçta sıvının yapısında ve yoğunluğunda bir değişiklik olmuyor, fakat iplikle kuşatılan av mücadele etmeye başlar başlamaz, kurtulmak için yaptığı hareketlerle nanoküreleri parçaladığı için sıvıya tesir ediyordu. Bu esnada çırpınış hareketleriyle ipliksi salgı sertleşiyor ve içinden çıkılamayacak bir sertlik oluşturarak avını diri diri paketlemiş oluyordu.

Hadisenin başlangıcında, protein ve yağ asitleri birbirinden ayrılıyor, proteinler salgının iç kısmında uzun lifler meydana getirirken yağ ve su molekülleri ise dışarıya doğru yer değiştiriyor ve bir tür kılıf oluşturuyordu. Ayrıca araştırmacılar, içerideki protein zincirinin, naylonunkine benzer bir gerilme sertliği gösterdiğini tespit ettiler. Bu durum, ipliklerin avlanmadaki sıra dışı performansını açıklıyordu. Akılsız ve şuursuz protein ve yağ molekülleri, bir kadife solucanının başında nasıl bir araya geliyor? Hepsi nasıl bir iplik yapacaklarını ve bunun yeri ve zamanını nasıl biliyor?

Daha ileri seviyedeki araştırmalar ise, polimerize salgı ipliklerinin birkaç saat kuruduktan sonra, suda tekrar çözülebildiğini ortaya çıkardı. Araştırma heyetinin başkanı biyokimya uzmanı Matthew Harrington, bu çalışmada kendileri için en şaşırtıcı olan hususun; protein ve lipitlerin, orijinal salgıdaki nanokürecikleri oluşturmak için yeniden karışması olduğunu ifade etti. Bu şekilde meydana gelen protein-lipit kürelerinin boyutları da salgıdakine benzer hâle geliyordu. Böylece araştırmacıların “yeniden kendini organize etme” diye adlandırdığı, aslında muhteşem bir “yeniden inşa mekanizması” işletilmekteydi.

Harrington canlıya lütfedilen bu mekanizmanın, sürekli bir geri dönüşüm için harika bir örnek olduğunu belirtiyordu. İlgi çekici başka bir husus da bütün hadiselerin biyomoleküllerle ve ortam sıcaklığında gerçekleşmesi ve kadife solucanların mükemmel bir sentetik polimer üretme fabrikası gibi hizmet etmesiydi. Hâlbuki benzer şekilde polimer iplik üretimi, fabrikalarda, yüksek sıcaklıklarda yapılan zor ve pahalı bir işlemdir. Bu alanda çalışan biyokimyacılar, bir gün endüstriyel uygulamalar için makro molekülleri yenilenebilir hammaddelere dayalı olarak benzer şekilde üretebilecekleri düşüncesiyle, işleyen mekanizmanın bütün detaylarını anlamaya çalışmaktadır.

Mahlûkatla münasebetinde insana düşen vazifelerden birisi, onlardan ilham alarak ilim ve fende ilerlemek ve insanlara faydalı olmaktır. Diğer önemli bir vazife ise, Kur’ân’ın nuruyla o mektupları okuyup marifetullah ve muhabbetullah yolunda mesafe katetmektir.

 

Kaynaklar

en.wikipedia.org/wiki/Onychophora/

Georg Mayer (2016). Onychophora, Structure and Evolution of Invertebrate Nervous Systems, ed. Andreas Schmidt-Rhaesa, Steffen Harzsch, Günter Purschke, Oxford University Press, s. 390–394.

Mark Blaxter and Paul Sunnucks (2011). Velvet Worms, Current Biology, 21/7, R238.

scitechdaily.com/velvet-worms-secrete-stiff-fibers-spun-from-slime/

 

Dipnot

[1] “Kün” (Ol) emrindeki “kef” ve “nun” harfleri, yaratılış tezgâhına benzetilmektedir.

Paylaş
Önceki İçerikSen Akla Gelince
Sonraki İçerikZühd