Rabbimizin sonsuz ilmiyle tespit ettiği İmam-ı Mübîn, mevcudatın menşeine, kanunlara, plan ve programlara, yani kadere işaret ederken “Kudret Kalemi”nin yazdığı Kitab-ı Mübîn ise yaratılmışların maddî olarak tezahürüne, yani kaderin kazasına işarette bulunur.[1] Materyalist felsefe, Kitab-ı Mübîn’e “tabiat” ismini vermiş ve Yaradan’ın ilim, kudret ve iradesini görmezden gelmiştir.

Kitab-ı Mübîn’de Kudret Kalemi ile yazılan zerrelerle yaratılan canlı ve cansız her şey, Allah’ın (celle celâluhu) isimlerinin cilvesi, cemali ve nakşıdır. Eşya ve hadiseler, kendilerine has lisanlarla hüküm ve hikmet Sahibini gösterir.

Bediüzzaman Hazretleri, Otuzuncu Söz’de İmam-ı Mübîn ile Kitab-ı Mübîn arasındaki farka dikkat çeker.[2] Bir imla kılavuzuna benzeyen İmam-ı Mübîn’in apaçık kurallarına ve hükmüne göre zerreler, canlı ve cansızların vücutlarında görecekleri hizmete sevk edilirler, yani kaderin kaidelerine göre, yine apaçık bir şekilde, Kitab-ı Mübîn’de yazı gibi tezahür ederler.

Kâinatta en dikkat çekici hususlardan birisi, her şeyde bir dönüşümün ve döngünün olmasıdır. Matematik formülleriyle ispat edilen bu husus, bilim insanlarının farklı sahalardaki problemleri çözmesine yardımcı olur. Dairevî seyreden dönüşümler, döngünün bir noktasında problemlerin çözümünü verir. Mesela yeryüzündeki su, her zaman bir döngü çemberinde dolaşır; farklı yerlerde birikir, buharlaşır ve yağış olarak tekrar yeryüzüne iner. Canlıların imdadına yaklaşık 4,5 milyar yıldır aynı su kütlesi gönderilir.[3]

Tabiata bırakılan değişik tür ve boyutta her şey, kısa veya uzun vadede, tekrar dönüştürülerek kullanılır. Yer kabuğu bu şekilde her dem tazelenir. Yeryüzü parçaları, demirin eritildiği ocaklara girer gibi magma içerisinde erir. Magma homojen bir çorba gibidir. Volkanların püskürmesi ile kara parçaları tekrar inşa edilir.

Karbon elementi bazen bir gıdada, bazen havada gaz formunda, bazen de kömür olarak yer altında bulunur. Azot, proteinlerin yapı taşıdır. Önce gaz molekülü olarak havada, sonra bir bitki dokusunda, daha sonra protein olarak hayvan dokusunda bulunur. En sonunda insanın beslenmesi için vücuduna girip boşaltımla tekrar döngüye dâhil olur.

Toprakta bulunan diğer elementler, iyon ve moleküller; canlıların yapısına katılıp vazifelerini bitirince tekrar toprağa karışır. Dünya üzerinde yaşayan milyonlarca canlı türü bu şekilde topraktan ve sudan yaratılır ve Kuddüs’ün cilvesi olarak cesetleri çürütülür ve yeni nesiller için zemin hazırlanır.

Cansız ve basit maddelerden canlılar için lezzetli gıdaların yaratılması, Risale-i Nur’da şu temsille anlatılır: “Mesela görsen: Harika-pişe bir zat, bir dirhem pamuktan yüz top çuha ve ipek veya patiska gibi mütenevvi (çeşitli) sair kumaşları o tek dirhem pamuktan nescetmekle (dokumakla) beraber; helva, baklava gibi çok taamları (yiyecekleri) ondan yapıyor.”[4]

Nükleer reaksiyonlarda büyük atomlar küçük atomlara dönüşebilir (fizyon). Atom çekirdekleri kaynaşıp (füzyon) yeni atom çekirdekleri ve elementler inşa edilebilir. Güneşte yaratılan ısı enerjisi küremize ulaşır ve bitkilere bahşedilen fotosentez mekanizması yoluyla kimyevî enerjiye çevrilerek depolanır. Harfler suretinde var edilen bu şuursuz zerreler, çok farklı dizilim tarzlarıyla bir araya getirilir, sonrasında tekrar bozularak farklı yapı ve şekillerde nesneler ve canlılar yaratılır. Kâinatta hiçbir şey kararında kalmaz. Her şey fani ömrüyle Baki’ye ayna olup gider.

Higgs Parçacığı        

Yakın tarihte, maddenin anti madde ile var olduğu, Büyük Patlama teorisiyle kabul edildi. Her geçen gün bu teoriyi destekleyen deliller tespit edilmektedir. Varlıkların maddî olarak vücut bulmasında rolü olduğu düşünülen ve1964’ten beri deneylerle keşfedilmeye çalışılan bir kozmik parçacığa, 2012 senesinde, İsviçre’deki CERN laboratuvarlarında yapılan Atlas Deneyi ile ulaşıldı. Bu atom altı parçacığın keşfiyle var oluş ve sürekli yaratılma konusunda önemli bilgiler elde edildi. İngiliz teorik fizikçi Peter Ware Higgs, atom altı parçacıklar konusunda yaptığı çalışmalar vesilesiyle 2013 senesinde Nobel Fizik Ödülünü aldı. Keşfedilen parçacığa da “Higgs parçacığı” denildi.[5]

Higgs parçacığının keşfi, bilim dünyasında taşları yerinden oynattı, çünkü bu zamana kadar keşfedilen her parçacık, bu parçacığın keşfi ile yeni bir mânâ kazanmaya başladı. Deneyden önceki öngörülere göre, Büyük Patlama sırasında yaratılan parçacıkların ikiye ayrılması gerekiyordu. Parçacıkların bir kısmıyla yaşadığımız kâinat inşa ediliyordu. Fakat bunun algılanması ve ölçülmesi için bunların zıddı da olmalıydı.

Kâinatta kütle, hız ve “spin” (bir nesnenin kendi etrafında dönme miktarını ifade eden bir büyüklük) özelliği olan parçacıklar; atom, molekül ve iyonların yaratılmasında istihdam edilirken Higgs parçacığının “spin” değeri sıfırdır ve momentumu (bir nesnenin kütlesi ve hızının çarpımı) olmayan bölgelerin yaratılmasında rol alırlar. Bu gerçeği Planck ve diğer bilim insanları seneler önce teorik olarak tespit etmiştir. Büyük Patlamadan sonra kâinatın her yerinde, hareketli alanlar inşa edilirken hareketsiz alanlar da meydana getirilmiştir. Hareket eden ve spin enerjisine sahip, algıladığımız maddî evren; hareketsiz kısımla etkileşime girerek varlık âleminde görevini icra etmeye başlamıştır. Zerrelerin Kitab-ı Mübîn’deki hareketleri ve hâlden hâle dönüşmeleri, bu deneylerde keşfedilen parçacıklar sayesinde daha iyi anlaşılmaktadır.

Higgs parçacıklarının nasıl bir ilim ve hikmetle var edildiğini anlamaya çalışalım: Higgs alanı, bozonlardan oluşmaktadır. Bozon denilince aklımıza ilk olarak ışık gelir. Işık, ister Güneş’ten isterse başka bir kaynaktan gelsin, bir elektromanyetik dalgadır ve fotonlardan oluşur. Fotonlar bozondur ve temas ettikleri her şeyde bir elektromanyetik kuvvetin doğmasına aracılık ederek kâinatta işlerlik kazanırlar. Yine bir bozon olan Gluon parçacıkları; atom çekirdeğindeki nötron ve protonun içinde yer alan kuarkların (proton ve nötronda üçer adet bulunur) birbiriyle bağını sağlayan, çok güçlü nükleer kuvvetlerin (atom çekirdeğindeki bağ kuvveti) yaratılmasında bir sebep olarak kullanılan parçacıklardır. Higgs bozonu genel bir ad olup kuarkların yaratılmasında taneciklere eşlik ederek atomun temel yapısını oluşturur.[6]

Her zerre “spin” adı verilen birimlerde dönüşler yapmaktadır. Atom altı parçacıklar, elektronlar, atom çekirdekleri, moleküller… Bu dönüş, gök cisimlerinin dönmesi gibidir. Bir parçacık, spin sayısına göre algılanır ve ölçülür. Mesela ışığın spini 1’dir. Işığı tam bir dönüş (devir) yaptığında algılarız. Elektronlar gibi bazı partiküller yarım devirde algılanıp gözlenir, bu yüzden spinleri ½’dir. Işık tam devirlerde, elektron yarım devirlerde yaratılmaktadır.

Elektronlar, maddenin bir arada tutulmasında görev yapar. Elektrik akımı, elektronların vazife görmesiyle yaratılır. Hücrelerin faaliyetinde elektronlar önemli görevler üstlenir. Röntgen filmi, elektron akışıyla elde edilir.

Higgs bozonunun spini 0’dır. Bu şekilde Cenab-ı Hak, maddî âlemin yaratılışında zıtları kullanarak (âdeta kontrast oluşturarak) mevcudatı beş duyumuzla algılayabileceğimiz bir şekilde Kitab-ı Mübîn’e yazar. Akıl, kalp, vicdan ve latifeler de kendi mahiyetlerine uygun bir şekilde, manevî feyz ve varidattan hisselerini alır.

Higgs bozonu, her şey zerreleriyle yaratılırken istihdam edilen partiküllerdendir. Her mevcut, Cenab-ı Hakk’ın sonsuz ilim, emir, kudret ve iradesiyle varlığa erer. Vacibu’l-Vücuda nispeten miskin bir gölgenin gölgesi mesabesinde olan mümkün mevcudatın kendi kendine veya başka bir mümkün mevcut tarafından yaratılması imkansızdır.

Dipnotlar

[1] Ali Ünal, Allah Kelâmı Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meali, İstanbul: Define Yayınları, 2008, s. 548.

[2] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 597.

[3] www.bbc.com/turkce/haberler/2015/06/150618_vert_ear_okyanuslarin_olusumu

[4] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 313.

[5] ATLAS Collaboration. Phys. Lett. B 716, 1-29 (2012).

[6] atlas.physicsmasterclasses.org/tr/zpath_hboson.htm