Rabbimiz, insanlığın kurtuluşu ve saadeti için bir yol haritası olarak bize Kur’ân-ı Kerîm’i göndermiş, onun nasıl yaşanacağını ise Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) örnek hayatıyla (sünnetiyle) göstermiştir. Dolayısıyla sünnet, Kur’ân-ı Kerîm’in Efendimiz tarafından yaşanmış şeklidir.

Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerîm’de Efendimiz’e itaati, O’nun izinden gidip O’nu örnek almayı emretmesi son derece önemlidir. Ahlakı Kur’ân’dan ibaret olan Efendimiz’in sünnetine uygun yaşamak, günümüz toplumları için çıkış yoludur. O yüce Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Gerçek Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emniyet ve esenlikte olduğu (zarar görmediği) kimsedir. Hakiki muhacir de Allah’ın yasak ettiği şeylerden uzaklaşıp onları terk edendir.”[1] Başka bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz, “Birbirlerini sevmede, birbirlerine şefkat ve merhamet etmede müminlerin misali tıpkı bir bedenin âzâları gibidir. Onlardan herhangi biri rahatsızlandığında, diğerleri ateş ve uykusuzluk ile onun elemine ortak olur.”[2]buyurmaktadır.[3] O’nu anlayan ve en güzel anlatanlardan Üstad Bediüzzaman ihlas düsturlarında bu konuya temas ederken[4]Ebu’l-Hasan Harakânî’nin müminlerin kardeşliği hakkındaki şu sözleri de elbette bizler için bir rehberdir: “Türkmenistan’dan Şam’a kadar olan sahada birinin parmağına diken batsa, o benim parmağıma batmıştır. Birinin ayağına taş çarpsa o benim ayağıma çarpmıştır. Onun acısını ben hissederim. Bir kalbde hüzün varsa o kalb benim kalbimdir.”[5]

Ümmetini veba salgınından korumak için karantina tedbirini tavsiye eden Efendimiz’in, yukarıdaki hadis-i şeriflerinde geçen “ateş” kelimesi üzerinde durmak yerinde olacaktır. Parmağımıza bir diken batsa sanki başımız ağrır. Bir çıbanın ağrısını bütün vücut hisseder, acıdan uykularımız kaçar. Sağlık; her biri müthiş bir sanat harikası olan organlarımız ve bunların teşkil ettiği sistemlerin mükemmel bir uyum içinde işleyişi sayesinde gerçekleşir. Organları oluşturan dokular, aynı gayeye hizmet eden bir bütünlük içinde, hayatî bir fonksiyonu, en mükemmel şekilde eda eder. Vücudumuzdaki hastalık ve bozulmalar bu seviyede, yani aynı vazifeyi yapmak üzere farklılaşmış hücrelerin bir araya getirilmesiyle inşa edilmiş dokularda başlar. İnsan anatomi ve fizyolojisi, toplum hayatı ve işleyişine benzerlikler gösterdiği gibi, toplumdaki bazı rahatsızlıkların da iltihap belirtilerine (ağrı, ateş, kızarıklık ve şişkinlik) benzediğini ve cemiyet için adeta bir “yara” olduğunu söyleyebiliriz.[6]

Enflamasyon (iltihaplanma), her türlü canlı ve cansız yabancı unsura ya da doku hasarına karşı hücreler, salgı bezleri ve damar sistemi tarafından verilen fizyopatolojik bir cevaptır. Tipik dört belirtiye ek olarak “ilgili organlarda işlev bozukluğu” ile seyreden iltihabın; huzursuzluk, iştah kaybı ve uyku problemlerine yol açtığı da bilinmektedir.[7] Bakteri ve parazit gibi canlı unsurlar ve diken batması ve ısı teması gibi sebepler, iltihaba yol açacağı gibi, travma, ezilme ve kesikler de iltihapla sonuçlanır. Kan ve zedelenmiş doku içindeki bağışıklık hücrelerinin başlattığı iltihapta temel gaye, vücuda giren patojen ve yabancı maddelerin kana ulaşmasını önlemektir. Bu hücreler yabancı bir antijene rastladıkları anda, iltihabı tetikleyen alarm zili çalmaya başlar. Bölgeye doğru artan kan akışı, antibakteriyel proteinler ve diğer beyaz kan hücreleri gibi desteklerin girişini kolaylaştırır ve hızlandırır. Fazla kan akımı ile sürtünme sonucu, lokal ısı artışı (ateş) ortaya çıkarken, dokular arasına plazma geçişinde artış, şişliğe yol açar. Ağrı oluşumu, genellikle iltihap tetikleyici prostaglandinler ve sinir uçlarına ödemin yaptığı basıdan ileri gelir.[8]

Vücudumuzun her organıyla ilişkili olabilen iltihabî bir durumda, milyonlarca hücre ve binlerce biyokimyasal mediyatör, kan dolaşımı sebebiyle sürekli olarak organlar arasında deveran ederken fizyopatolojik fonksiyonlar da cereyan eder. Vücut sağlığıaçısından tam bir acil durum olan iltihabî reaksiyonda, bu mediyatörler çok önemli görevler ifa eder.[9] Nötrofiller, T ve B lenfositleri gibi iltihap hücreleri, bu hücrelerden salgılanan sitokinler, lenfokinler ve histamin mediyatörleri gibi yüzlerce aracı molekül ve mediyatör, iltihabî reaksiyon ve yangın durumunda itfaiye memuru gibi vazife yaparlar. Dolayısıyla vücudun herhangi bir yerinde iltihap oluştuğunda; enflamasyon, ateş ve ağrı gibi belirtilerle bütün vücut etkilenmekte, eline diken batan, dişi ağrıyan veya parmak ucu yanan bir kişi, acı çekerek uyuyamadan sabahlamaktadır. Bütün vücut alarm durumuna geçmekte, problemin çözümü için bir nevi seferberlik ilan edilmektedir. İşte böyle bir durumda, organlar uyum içinde, acilen yangını söndürmeye çabalamaktadır.

“Ateş nereye düşerse düşsün beni yakar” sözü, ancak kâmil insanların sesi soluğu olabilir. Başkaları için yaşayabilen, yaşamaktan değil yaşatmaktan zevk alan, hangi ocağa bir ateş düşse bağrı yanacak kadar duyarlı olan diğergâm insanlardır onlar. Nerede olursa olsun, bir mazlumun iniltisi, onların içine bir kıvılcım gibi düşer. Onlar, tıpkı bir bedenin azaları gibi, her zaman birbirlerini sever, birbirlerine şefkat ve merhamet ederler.

 

Hasretle yolu gözlenen kutsilerin imtihanı kolay olmasa da Cenâb-ı Hakk’ın rızasına talip yolcular, her zaman O’nun (celle celâluhu) tarafından görülme mülâhazasıyla, iç ve dış bütünlüğü içinde fikir, hâl, tutum ve davranışlarına sürekli istikamet verirler. Hatalarından ders alarak, Alvarlı Efe Hazretlerinin gönülden yaptığı “Allah bizi insan eyleye” duasına iştirak eder ve ulvî hedeflerinde ilerlerler.

 

Kürsüden onlara hitap eden ve mabedin duvarlarında yankılanan sese, hep birlikte mukabele ederler. Her ferdin vücudundaki hücre, doku ve organların bir araya gelerek çıkardığı o ses, arkadaşlarının sesleriyle bir araya gelerek bir şahs-ı manevînin sesi hâline gelir.

 

Gaye-i hayalleri uğrunda, kendilerine emanet olarak verilen her şeyi bir çırpıda feda edebilmeye hazır olanlar; Allah (celle celâluhu) ve Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) emirlerine kılı kırk yararcasına riayet ederler. Her zaman tercihlerini yüce mefkûreleri istikametinde yapmaya azmederler. Allah’ın izni ve inayetiyle, bir gün onlardaki bu hizmet sevdası, içinde bulundukları toplumların bütün katmanlarına nüfuz edecek ve ulaştığı yerlerde birer rüşeyme dönüşecektir.

 

“Her düşünce, her tasavvur ve her davranışta Hakk’ın Kitabı’na yönelmek, onu anlamaya çalışmak, hayatı ondan anladığımız şeylere göre tanzim etmek ve yaşamak; kâinat kitabındaki ilâhî sırları keşfedip ortaya koymak ve insana her an ayrı bir imanî derinlik ve renkliliği duyurup tattıran bu yeni keşif ve tespitlerle, imandan marifete, marifetten muhabbete, muhabbetten, ruhanî hazlara uzayan bir ışıktan yolda bütün hayatı zevk hâline getirmek, sonra da âhiret ve rıdvân-ı ilâhîye yürümek; işte insan-ı kâmil olmanın nurlu yolu!

 

Bu kitabı hakkıyla okuyabilen ve okuduğu şeylere göre hayatını düzenleyen birinin yolu herhâlde hidayet ve takva yolu, varacağı yer cennet, içtiği de kevser olacaktır.”[10]

 

antijen: Vücuda girdiğinde antikor üretilmesine sebep olan virüs, bakteri ve parazit gibi protein yapısında bir madde.

mediyatör: Vücutta birçok dokuda sentezlenebilen haberci kimyevî maddeler.

 

Dipnotlar

[1] Buhârî, İmân, 4–5, Müslim, İmân, 64–65.

[2] Buhârî, Edeb, 71; Müslim, Birr, 66.

[3] Gülen, M. Fethullah. Dert Musikisi. New Jersey: Blue Dome Inc. 2020.

[4] Nursî, Bediüzzaman Said. Lem’alar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 201.

[5] Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, s. 604.

[6] Türk, B. Bağışıklık Sistemimiz ve Vücudumuzdaki Stratejiler. Çağlayan, Haziran 2017.

[7] Mullington, J. M. ve ark. Sleep loss and inflammation. Best Pract Res Clin Endocrinol Metab. 2010; 24:775–784.

[8] tr.wikipedia.org/wiki/Enflamasyon

[9] Armutcu, F. Organ Crosstalk: The potent roles of inflammation and fibrotic changes in the course of organ interactions. Inflamm Res. 2019; 68:825–839.

[10] fgulen.com/tr/eserleri/kalbin-zumrut-tepeleri/Tefekkur