Yeryüzünde yaratılan farklı canlıların rızıklandırılma hadiselerinde, hikmetli mekanizmalarla donatılan avcılar ile avlar birlikte sergilenir. Rezzâk-ı Hakîm, avcıların avlanma sistemleri ve rızık olacakların savunma mekanizmalarının ahenkli işleyişi ile ekosistem çeşitliliği içerisinde, tabiatta daima muazzam dengeler kurar. Bu dinamik tasarrufta, küllî ve cüz’î ölçeklerde çok hassas ölçüler koyar ve onları muhafaza eder. Rızıklandırma tablolarının sualtındaki harikulade bir misalini de latif canlılardan deniz melekleri ve deniz kelebekleriyle nazarlarımıza sunar.

Her ikisi de salyangozların da dâhil olduğu karındanbacaklılar (Gastropoda) sınıfından olan bu okyanus sakinlerini, insanların büyük çoğunluğu belki hayatlarında bir kere bile görmemiştir.

Sol tarafta deniz meleği, sağ tarafta deniz kelebeği. Fotoğraflar farklı ölçeklerde çekilmiştir, aslında deniz kelebeği, deniz meleğinden çok daha küçüktür.

            Deniz Meleği

Sualtında melek gibi süzülüşüyle dikkat çeken ve insanlar arasında “deniz meleği” olarak isimlendirilen Gymnosomata takımı üyeleri, 18 cins, 62 tür düzeyinde tanımlanan yumuşakçaların deniz salyangozları grubundandır. İlk türü 1774’te tanımlanmış olan bu canlıların, 1850’de sadece yedi türü biliniyordu. 19. yüzyılın sonunda, Gymnosomata ile ilgili elde edilen bilgiler önemli ölçüde arttı ve gün geçtikçe artmaya devam ediyor.[1]

Tüller içinde süzülen ruhanî bir varlık gibi seyrine doyum olmayan zarif yüzücülerden deniz melekleri, jelatinimsi bir yapıda yaratılmış, 4–7 cm uzunluğunda canlılardır. En yaygın türleri Clione limacina ve Clione antarctica’dır. Kanat şeklinde görünen yüzgeçleri, uçmayı hatırlatır ve genelde yukarı ve aşağı doğru hareket etmelerini sağlar. Canlıların yarı saydam ciltleri, pembe ve turuncu renkteki iç organlarının dışarıdan rahatlıkla görülebilmesine imkân sağlar.

Deniz meleğinin vücudunun ön kısmına ait bazı organları.

 

buccal tentacles (retracted): ağız dokunaçları (geri çekilmiş)

head tentacles: baş dokunaçları

hook sacs: kanca keseleri

swimming wing: yüzgeç şeklindeki vücut örtüsü

nerve ring: sinir halkası

digestive gland: sindirim bezi

 

Etobur olan deniz melekleri, isimlerine ters düşecek şekilde, kuvvetli ısırıklarıyla meşhur, aktif yırtıcı hayvanlardır. Bazı türleri, sadece yakın akrabalarından olan deniz kelebekleri ile beslenir. Bunlar beslenmek için deniz kelebeklerini yakaladıklarında, onları kabuklarından tamamen çıkarıp sindirebilecek şekilde donatılmıştır. Bu işlem için, “ağız konileri” denilen ve halka şeklinde dizilmiş altı tane dikenli dokunaçtan müteşekkil hususi bir sistemi kullanırlar.[2]Hayvanın bütün avlanma cihazları, kafa ve gövde içerisine gizlenmiş hâldedir. Avlanma sırasında, Rabbimizin bir manevra meydanındaki ordularının neferleri olarak, âdeta “silah al, süngü tak” emirlerini alırlar ve formalarını kuşanıp nişanlarını takarak dışarıya çıkarlar ve vazife başına geçerler.[3]

Ağız etrafındaki altı adet dokunacın bir anda patlayıp açılarak avına yönelmesi.

Avlanmaya uygun olarak yaratılmış ağız konilerinde, çok sayıda kanca ile hızlı ve verimli beslenmeyi sağlayan, törpüye benzer dişli bir dil (radula) bulunur. Hayvan avıyla temas eder etmez, ters çevrilebilir özellikteki altılı ağız konisi, takım olarak hızla tersine çevrilir ve avı yakalayarak kendine doğru çeker. Kanca keseleri adı verilen, kese içindeki sivri uçlu ve büyük bir çift kanca, avı yakalamak için dışarı çıkarılır. Bütün bu avlanma cihazlarının koordineli işletilmesi, yakalanmış deniz kelebeğinin yenilmesi için kabuğundan çıkarılması ve yutulması, sırayla gerçekleştirilir. Şeffaf görünümlü deniz meleğinin, avını yakalamasından sindirimine kadar, birkaç dakika gibi kısa bir süre yeterli olmaktadır. Bunun yanında deniz meleklerinin bazı türlerine, ilave dokunaçlar da ihsan edilmiştir, hatta bazılarında bu dokunaçlar farklı kabiliyetlerle donatılmıştır.

Deniz meleklerinin rızıklandırılmasında en hayret verici husus şudur: Rezzâk-ı Hakîm canlının avlanma stratejilerini, avının hususiyetleriyle çok uyumlu kılmıştır.[4] Öncelikle bu yumuşakça, kendisine lütfedilen yüksekseviyede gözlem ve takip kabiliyetiyle avını seçer. Davranışları ve avlanma sistemleri, seçilen ava göre değişiklik gösterir. Deniz meleklerinin bazı türleri pusuya yatan avcılardır ve sabırla avlarını beklerler. Bazıları ise, aktif olarak avlarını takip ederler. Bu takipte metabolik hızları, peşine düştükleri av türlerinin takibine uygun olarak ayarlanmış olduğundan enerji israfı yapılmaz.

Deniz melekleri, genellikle yavaş hareket eden canlılardır. Serbest yüzüş esnasında, kanat şeklindeki yüzgeçlerini saniyede iki kere çırparlar. Fakat av takibi başlayınca, durum hayret verici olarak değişir ve canlı inanılmaz derecede hızlanır. Bunun da ötesinde, takip sırasında avını yakalayabilmek için ani hızlanmalar yapabilir. Bu sırada, daha yüksek kasılma frekansına sahip kas liflerinden yapılmış özel bir kas grubu devreye sokulur. Avı yakalamak için ani hızlanma gerekeceğini bilerek bu özel kas liflerini, bu akılsız ve şuursuz canlı kendisi üretebilir mi?

Bu sıra dışı avlanma özelliklerinin yanında, Hafîz Rabbimiz bu zarif canlıların korunmasında kendilerine hususi savunma mekanizmaları da lütfetmiştir. Mesela Antarktika sularındaki deniz melekleri, aç yırtıcılara av olmaktan kurtulmak için savunma sistemi olarak güçlü bazı kimyevî terkipler üretirler.[5] Kimyevî silah üreterek korunmak, bir yumuşakça için oldukça sıra dışı bir hususiyettir. Deniz meleklerinin bu özelliğinden başka bir canlı grubu da istifade eder. Amphipoda’lar isimli kabuklu (karides benzeri) canlılar sanki öğretilmiş ve bu kimyevî silah özelliğini biliyorlarmış gibi, deniz meleklerini yakalayıp onları sırtlarına alırlar ve düşmanlarına karşı onların kimyevî silahlarından istifade ederler.

Su içinde süzülerek av arayan deniz melekleri, bir kısım böcekler veya kurbağalar gibi metamorfoz geçiren canlılardır. Birkaç safhadan sonra ergin duruma gelmesi için yaşayacağı bütün değişiklikler ve meydana gelip kaybolan organların hepsi henüz yumurta halindeyken DNA programına kaydedilmiştir ve zamanı geldiğinde, hiç aksamadan larva ve ergin hâllerine gelerek, yaratılış programının gereğini yerine getirir. İlk doğduklarında bir kabuk içinde bulunurlarken metamorfoz sırasında kabukları dökülür.

 

            Deniz Kelebeği

Deniz meleklerine benzer bir takımdan olan deniz kelebekleri de sualtı dünyasında zarif bir kelebek gibi süzülerek yukarı ve aşağı doğru yüzerler. Mercimek boyutlarında olan bu canlılar, deniz meleklerinden çok daha küçüktür. Bu minik hayvanlar da vücutlarındaki kanat şeklindeki iki yapıyı çırparak su içinde rahatlıkla hareket ederler.[6] Deniz meleklerinden farklı olarak, deniz kelebekleri kabuklarını hayatları boyunca korur. Vücutları ve kabukları daha ağır olduğundan, suda kanatlarını açarak asılı şekilde dururlar.

Rabbimiz otobur olarak yarattığı deniz kelebeklerine de fitoplanktonlarla (bir hücreli bitkiler) beslenecek mekanizmalar ihsan etmiştir. Özel ağları sayesinde avlarını örümcekler gibi avlarlar. Yapışkan mukus maddesinden yapılmış bu iplikçikler 5 cm’ye kadar esneyebilir özellikte yaratılmıştır. Bu şekilde fitoplanktonları toplayarak rızıklanan zarif kelebekler, okyanusların 100 metre derinliklerinde bile yaşayabilirler.

Atmosferdeki karbondioksit seviyesinin yükselmesi, okyanus yüzeyinden daha fazla karbondioksit girişine ve deniz suyunun asitliğinin artmasına sebep olmaktadır.[7] Bu durum mercan, deniztarağı, deniz salyangozu, denizkestanesi, kalkerli algler gibi bazı organizmalardaki kabukların ve iskeletlerin yapımına menfi tesir eder. Küresel ısınmanın getirdiği okyanus ekosistemindeki bozulma ile sudaki asitlik değişimleri, deniz kelebeklerinin hassas kabuklarını da bozmaktadır. Kabukların inşasında kullanılan kalsiyum karbonat (kireç), asitlenmiş suda bağlanamadığı için bu durum, deniz kelebekleriyle birlikte diğer birçok kabuklu türün ölümüne ve ekosistemin tahribatında hızlanmaya sebep olmaktadır. Ekosistem birbiriyle girift münasebetler içinde olan çok sayıda faktörün mükemmel dengeler içinde yaratıldığı bir sistemdir. Bu sistemde akıllı ve şuurlu olan bir varlık olmamıza rağmen Allah’ın yarattığı bu ekosistemin kadrini hakkıyla bilememekte ve maalesef dünyayı kendi elimizle uçuruma doğru sürüklemekteyiz. Bu zarif canlıları temaşa ederken onları gelecek nesillerin de görebilmeleri için, ekosistemi koruma konusunda çok daha gayretli ve şuurlu olmamız gerektiği anlaşılmaktadır.

 

Dipnotlar

[1] Van der Spoel, A taxonomical outline of the Gymnosomata (Mollusca), Basteria, 36/2–5, 1972.

[2] “Sea Angels”, mycolab.weebly.com/home/sea-angels

[3] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 55.

[4] “Sea Angel”, en.wikipedia.org/wiki/Sea_angel

[5] “Angels of the Sea”, ocean.si.edu/ocean-life/invertebrates/angels-sea

[6] “Sea Butterfly, The Planet’s Weirdest Animals”, How It Works Book of Amazing Animals, Bournemouth: Imagine Publishing Ltd., 2012.

[7] Justin B. Ries, A sea butterfly flaps its wings, Nature Geoscience, 5/845–846, December 2012, |www.nature.com/naturegeoscience

 

Paylaş
Önceki İçerikRavza
Sonraki İçerikMuhabbet