Bediüzzaman Hazretlerinin ilk eserlerinden Muhâkemat’ın “Unsuru’l-Belâgat” bölümünde; yerinde, tesirli ve güzel söz söyleme sanatı olan belâgatin ruhuyla alâkalı meseleler ele alınır. Aşağıdaki iktibasın yer aldığı birinci meselede, belâgat ile mantık ilişkisi tasvir ve tahlil edilir:

 

Efkâr ve hissiyatın mecrâ-yı tabiîsi nazm-ı maânîdir. Nazm-ı maânî ise mantıkla müşeyyeddir. Mantıkın üslûbu ise, müteselsil olan hakâike müteveccihtir. Hakâike giren fikirler ise, karşısında olan dekâik-i mâhiyatta nâfizdirler. Dekaik-i mahiyat ise, âlemin nizam-ı ekmeline mümid ve müstemmiddirler. Nizam-ı ekmelde her bir hüsnün menbaı olan hüsn-ü mücerred mündemiçtir. Hüsn-ü mücerred ise, mezâyâ ve letâif denilen belâgat çiçeklerinin bostanıdır. Çiçeklerin bostanı, cinân-ı hilkatte cilveger olan ezhara perestiş eden ve şair denilen bülbüllerin nağamâtıdır. Bülbüllerin nağamâtına âheng-i rûhanî veren ise, nazm-ı maânîdir.”[i]

 

Üstad Hazretlerine göre, fikirler ve hisler için en uygun akış yolu, “nazm-ı maânî”dir. Nazm-ı maânî, mânâların intizamlı, sistematik, takip edilmesi kolay ve zihne, kalbe ve ruha hoş gelen bir tarzda inşa ve tanzim edilmesidir.