Bir çocuğun bisiklete binmeyi öğrenmesi gibidir hayat; düşe kalka… Her “Oldum.” dediğinde insan bir kere daha dengesini kaybeder, yerle yeksan olur, ama yine de yoluna devam eder. Bu döngü, ölene kadar bitmez. Bitti zannedilir, O (celle celâluhu) bir kapı açar; ama insan maalesef girmez. Sonra bir kapı daha açar, fırsat tanır, zulmetmez. İnat eden kendine zulmeder.

Yaratılan bu muhteşem dengede ne az şükrediyorum, ne çok isyan edip mızmızlanıyorum, oysa bazen bir elmadadır açlığın telafisi, güzel veya kalabalık bir sofrada değil. O elmayı bile paylaşmaz insanoğlu! Hep kendi açlığıyla döner durur. Âlemdeki her döngüde bir sır saklar Yaradan. Şimdi anlıyorum semazenleri; semadan gelen, gönle girer.

Sabretmeyi öğrenmek gerek. Ulaşmak istiyorsak şahikalara, musibetlere göğüs germek gerek. Korkmadan, yılmadan, hep “O” (celle celâluhu) demek gerek. Aktif sabırla beklemek, durmak ve düşünmek ve yapılan kötülüklere karşı pes etmeden kulluğa devam etmek gerek. İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) hangi yoldan gittiyse o yoldan gitmek gerek. Ne makam sevdası, ne turnikeye önce girmiş olma beklentisi, ne şan, ne şöhret; bize Seni gerek.

Lakin başlamaktan da korkar insanoğlu. Çoğu zaman sesini çıkarmaz haksızlığa ve hezeyana; alabildiğince sürüklenir vurdumduymaz kişilerin etrafında. Onu şerefli kılan vasıflardan kaçar; apaçık hakikatleri, yanılmış bir zümre uğrunda heba eder, yaratılışının gayesinden uzaklaşır ve muvaffakiyeti o menfaatperestlerin elinde bulduğunu zanneder.

Yanlışın yolundan gidenleri çok ağır sonuçlar bekler. Hak uğrunda yol alanlar ise selamet limanına ulaşır. Selam olsun o civanmertlere!

Yol alacağız ümitle, aktif sabırla, beklentisizlikle ve adanmışlıkla…

Bu yazıyı paylaş