Gökyüzünde Üç Güneş

Başınızı kaldırıp baktığınızda, gökyüzünde üç tane Güneş görseniz, nasıl hissederdiniz? Gözlerinize inanabilir miydiniz? Güneşin, Güneş Sistemi’nin biricik yıldızı olduğunu bildiğinize göre, ilk önce gözlerinize bir şeyler olduğunu düşünürdünüz muhtemelen. Belki de ellerinizle gözlerinizi ovuştururdunuz, endişe içerisinde. Yahut hayal görüyor olduğunuzu zanneder, karşınızdaki manzaranın hayal mi gerçek mi olduğunu anlamak için bir başkasına sorma ihtiyacı hissederdiniz.

 

Zaman zaman gökyüzünde Güneş’in üç taneymiş gibi görünmesi hadisesi, hayal değil gerçektir. Bazı durumlarda hakikaten Güneş’i çevreleyen hâlenin yan bölümlerinde bir veya iki tane parlak ışık kaynağı varmış gibi görünür. Bu olay, tamamen atmosferik bir optik fenomendir ve meteorolojide “yalancı güneş” veya “parheli” olarak adlandırılır.[1] Parheli, güneş ışığının atmosferdeki buz kristalleri tarafından kırılması ve yansımasının sebep olduğu hâleler ailesinin bir üyesidir.

Göklerde eşsiz bir sanat harikası olarak sergilenen hâle fenomeni, uzun zamandır insanların, özellikle de bilim insanlarının çok dikkatini çekmektedir. Günümüzde, genel hâle yapılarının geometrik formu net olarak yorumlanmıştır. Fakat hâlelerde gözlenen birçok detaylı durumun, fizikî açıklamalarında inceleme ve araştırmalar devam etmektedir.

Rabbimiz yeryüzü gibi gökleri de ayrı bir sergi olarak, sanatına ve türlü hikmetli tasarrufuna güzide bir tablo kılmıştır. Gökyüzünü de bir ressamın tuvali gibi, her an yeniden desen desen işleyerek resimlendirir, renklendirir, ışıklandırır ve bu sahnede anbean ayrı bir tasarrufuyla ardı ardına gelen ve başta gözlerimize hitap eden türlü şölenler sunar. Hâleler, yalancı güneşler, gökkuşakları, kutup ışımaları, ışık sütunları gibi çeşitli ışık oyunlarıyla Müzeyyin isminin tecellisiyle eşsiz sanat eserlerini süsler, engin güzelliklerle bezer.

Böylesi harikulade eserlerinden biri olan parheli hadisesi, ana eksenleri dikey olarak yönlendirilmiş düzgün altıgen buz kristallerinin dikey yan yüzlerinden ışığın girip çıkmasından ve minimum sapmada 60 derecelik bir kırılma açısından kaynaklanır.[2] Yan yüzeylerinin dikey olması, büyük altıgen kristal yüzeyin yatay pozisyonda olması anlamına gelir. Bu buz kristalleri, prizma görevi görerek ışığı renklerin dalga boylarına ayırır ve ışınlar bükülür. Gökkuşağındaki gibi renklerine ayrılan ışık, 22 derecelik bir açıyla dışarı çıkana kadar kristalin içinde dolaşmaya devam eder. En sonunda ışık kristalden ayrılır. Eğer kristallerin yönelimi yatay değilse Güneş çevresinde sadece hâle görülür.[3] Ancak kristallerin büyük bir yüzdesi düz tarafları gözlemciye yatay olacak şekilde yüzüyorsa, hâlenin sol ve sağ tarafında güçlü bir ışık konsantrasyonu meydana gelecek, yani parheli yaratılacaktır.

Bu muazzam hadise, Güneş’in her iki yanında ve aynı açısal yükseklikte olmak üzere iki renkli prizmatik görüntüsünün ortaya çıkmasıyla sonuçlanır. Güneş tam ufukta olduğunda, kırılma buz kristalinin ana düzleminde gerçekleşir ve parheli 22 derecelik hâleyle çakışır. Sonuç olarak, Bediüzzaman Hazretlerinin sekiz İsm-i Âzam’ın bir sâhife-i nuranîsi olarak vasıflandırdığı[4] Güneş’in sağ ve sol yanında ortaya çıkan yalancı güneşlerle birlikte Rabbimizin esmâsının âyineleri çoğaltılmış olur.

Buz kristallerinde tercih edilen eksen istikametindeki yönlenmenin gerçekleşmesi için, plaka şeklindeki kristallerin nispeten sakin havada düşmesi gerekir. Bu durumda aerodinamik dirençlerini maksimuma çıkaracak şekilde yönlendirilme eğiliminde olacaklardır. Bunun yanında atmosferdeki kristallerin plakaları, yalnızca bu şekilde yönlendirildiklerinde dikey ana eksenlere sahip olurlar. Şu husus da önemlidir ki yalancı güneşler genellikle yüksek ve soğuk Cirrus bulutlarında asılı olan buz kristallerinden gelen ışığın kırılması ve saçılmasından kaynaklanır.[5] Daha büyük plakalar daha fazla salınır ve bu yüzden daha uzun yalancı güneşler üretimine vesile olurlar.Spektrumun kırmızı ucu, hâlenin Güneş’e en yakın iç tarafında, mavi ucu ise en dış tarafında görünür. Yalancı güneşler, en çok kışın orta enlemlerde gözlemlenebilirler.

Gökyüzündeki bu mucizevî tablo, bir taraftan bizlere Cemîl-i Mutlak Rabbimizin sonsuz güzelliklerde yaratma sanatına işaret ederek tefekkür sebebi olurken, aynı zamanda Nur isminin bir tecellisi şeklinde, bitkilerde fotosentez ile hayvanların gıdasını gönderen Rezzâk ismine vesile olduğunu ve varlıklardaki çeşitli renklerin algılanmasıyla nakışlardaki muhteşem sanatın nazarımıza sunulduğunu gösterir. Diğer yandan da gördüğümüz şeylerle ilgili olarak yeniden bir değerlendirme imkânı oluşturur. Bizleri, gördüklerimizin ne kadarının gerçekleri yansıttığını, tekrar tekrar düşünmeye yönlendirir. Biz gökyüzünde üç tane güneş görürken, aslında sadece bir tane güneş vardır, diğerleri sadece atmosferik bir fenomenden ibaret algılardır. Tıpkı çölde serap görmek gibi… Öyleyse “Sadece gördüğüme inanırım” inancı, ne kadar hakikatten uzaktır. Gözler, hakikatin ancak ne kadarını görebilir ki? Bütün bu fikirler eşliğinde, belki de ışık oyunlarıyla sergilenen ufuktaki yalancı güneşler, çok boyutlu düşünülebilmemizin yolunu açar ve bizlere kazandırdığı engin ufuklu bakış açısı ile tefekkür dünyamızın zenginliğine vesile olurlar.

[1] https://en.wikipedia.org/wiki/Sun_dog

2 Robin McDowell, The Formation of Parhelia at Higher Solar Elevations, September 1974, Journal of the Atmospheric Sciences 31:1876-1884, DOI:10.1175/1520-0469(1974)031<1876:TFOPAH>2.0.CO;2

 

[3] https://www.wwu.edu/astro101/a101_rainbows.shtml

[4] Bediüzzaman Said Nursî, 8. Mektup, Mektûbat, Risale-i Nûr Külliyatı.

[5] https://www.britannica.com/science/sun-dog

Bu yazıyı paylaş