Rençberlik çetin bir uğraştır. Ekin ekilecek yerin gübresi, sürümü, tırmığı, biçimi, sulanması derken işin ardı arkası kesilmez. Bir de üstüne binbir çeşit marazla mücadele edilmesi icap eder. Bunlardan biri pas illetidir. Ekinciler onu çok iyi bilir. Anadolu’da halk arasında karadolu tabir edilen bir ekin hastalığıdır. Karaya çalan renginden dolayı karadon veya kara pas da denilmektedir.
Kara pas vurmuş ekin sapları; sık ekimli, rutubetçe bol ve çok yağmurdan sonra üst üste yıkılmış başaklarda daha çok olur. Yani ekseriyetle olması gerekenden fazla su ve gübreyle beslenen ve birbirine çok yakın olanlar arasında görülür. Bu hasada çok zarar veren parazit hastalığı gizlice bünyeye girer. Bünyedeki yanlışlıklar, yapraklarda kendini iyice gösterene kadar diğer sağlam başaklardan ayırt etmek neredeyse pek mümkün değildir. Başakları içten içe çürüten mantarlar tozarana kadar varlıkları anlaşılmaz. Hastalık önce başakların yanlarındaki diğer otlarda görülür, ardından ekinlere ulaşır. Bu illet, başakların ortaya çıkmaya başladığı dönemlerde kendini gösterir. Ekinler uygun nem ve sıcaklıklarda bu hastalığa yakalanır, nefes almakta zorlanmaya ve canlılıklarını kaybetmeye başlarlar. Ekin fertlerindeki bu hastalıkla zamanında mücadele edilmezse etrafındakileri de kendine benzetir ve bu yanlışlık günün sonunda kolaylıkla mücadele edilemez hâle gelir.
Kışın zorlu günlerinde bir nüve şeklinde bekleyen hastalık tohumları, önce ekinlerin yakınlarında kendilerini saplara taşıyacak misafirhanelerine ulaşırlar. Ardından da uygun forma girince buğday ile arpa gibi komşu ve arkadaşlarına sağdan soldan, havadan sudan erişirler. Vardıklarında başakların üstünde son bir kez daha çiftleşir ve ekinin kellesine nüfuz ederler. Bu dönemde ekin sahibinin, kontrolü elden bırakmaması ve erkenden hastalığa çareler üretmesi gerekir. Geç kalırsa gözetimindeki fertleri kaybeder. Çünkü ekin fertleri bu renkli misafire karşı kendi iradeleriyle karşı koyamazlar. Çaresi bu hastalığa karşı iradesi kuvvetli bir toplum meydana getirmektir. Benzer şekilde ekin toplumunun sarı pasa ve kahverengi pasa karşı da iradeleri pek zayıftır. Kahverengi pasta nemin çok önemi yoktur ama yine uygun sıcaklıklar ister. Çeşitli isimleri olan sürme marazı da öyledir. Bu hastalıklardan en fazla gelişmekte olan genç toy başakçıklar etkilenir.
Ekine karadon girdiğine dair belli emareler vardır. Sağlıklı olanlara kıyasen yanlışa bulaşmış başaklar genellikle koyu yeşil renklidir ve daha uzun süre yeşil kalırlar. Daha iri dururlar. Çoğunlukla çatal çatal olurlar. Daha gösterişlidirler. Sağlam olanlara göre daha alımlıdırlar. Ayrıca hastalıklı başaklar, daneleri yani sineleri boş olduğundan sağlamlarına göre daha hafif olur ve dik dururlar. Hasarsız başakların boyunları bükük olur. Dışarıdan bakıldığında kimin yanlışa açık olduğu pek belli olmaz. Ekindeki zarar görmemiş başakları bu illetten kurtarmak için çiftçinin ara sıra bu tür gösterişli, dik duran, önde görünen, çatal çatal sümbüller açan daneleri çeşitli imtihanlardan geçirmesi gerekir. Bunun için gruptan bazılarının başaklarını parmaklarıyla bastırıp yoklaması icap eder. Bu ekin fertleri diğerlerine göre daha kılçıklı yani süslüdürler, daha güzel giyinirler, daha bakımlı görünürler. Eğer zamanında bazılarının yaprakları veya başları yoklanıp hastalık erkenden teşhis edilmezse toplumun çoğuna bu illetler yayılır ve ekin hasat değil haşat olur. Hasat zamanı yani onlardan verim alma dönemi gelip çatınca bu içi kara dolu ekin fertleri birden içlerindeki çürümüş balık kokusuna benzer toz şeklindeki kara kötülüğü etrafa yayıverirler. Etraflarındaki herkesin kendileri gibi çürük olmalarını isterler sanki.
Bu marazdan âzâde kalmanın reçetesi yok mudur? Tabii ki vardır. Tohum dayanıklı seçilir, çiftçi de uyanık olur, zamanında ilacını zerk ederse ekin toplumu bu sinsi hastalıklardan korunmuş olur. Tohum iyi olmazsa ergen fertler açık rastık hastalığına yakalanırlar. Bu ergen fertler, başta kendileri marazlıyken istemeyerek de olsa rüzgâr ve yağmurla marazı başkalarına da yayarlar. Tabii bu arada kendilerinde ufak tefek karakter bozuklukları da görülmeye başlar. Başkalarından farklı değilken hayatlarının gayesine ters biçimde içlerindeki hastalıkların parlak renklerine bürünürler.
Bu hastalığa düçar kalmış fertlerin sağlıklı olanlardan ayrılması için hepsinin bir tövbe ırmağından veya kurnasından geçmesi gerekir. Ekin hastalıkları öyle sinsidir ki bünyesi müsait fertlerin içinde yıllarca birer nüve hâlinde uygun zamanda ortaya çıkacağı günü beklerler. Bir taraftan da içten içe daneyi kemirir ve iş göremez hâle getirirler. Bunun çaresi de danelerin hasat sonrası ve ekim öncesi yazın sıcak günlerinde temiz suyla yıkanıp üstlerindeki kir ve pastan arınmalarından geçer.
Karadolu gibi marazlar ne kadar sinsi olsa da biraz dikkatle kolaylıkla alt olurlar. Feleğin eleğinden geçenlere sirayet etmeleri zordur bunların. Hububat gibi dünya tarlasındaki insanın da böyle başta göze hoş gelen yanlışlara düşme ihtimali hep vardır. Farkındayken veya değilken ara ara habbelerin yunduğu gibi pişmanlık kurnalarıyla paklanmayı unutmaması icap etmez mi?