İnsan hayatının dokunulmazlığı hakkında semavî dinlerin hepsinde bulunan hükmü, Kur’ân-ı Hakîm şöyle ilan eder: “İşte bundan dolayı İsrail oğullarına kitapta şunu bildirdik: Kim katil olmayan ve yeryüzünde bozgunculuk yapmayan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kişiyi yaşatırsa bütün insanlığı yaşatmış gibi olur” (Mâide 5/32). Sonra yüce Allah, “Yaratıcı” sıfatıyla kendi hakkını hatırlatır: “Ey iman edenler! Allah’ın hukukunu gözetin! O’na yaklaşmaya vesile arayın!” buyurur (Mâide 5/35).
Diyanet İşleri Başkanlığı, 2003 yılında “Kur’ân Yolu / Türkçe Meal ve Tefsiri” adlı muhtasar bir Tefsir ve Meal yayımladı. Bu eserin 2008 tarihli basımında eser hakkında Yunus Akkaya gerekli tanıtımı yapmış. Hayrettin Karaman, İbrahim Kâfi Dönmez, Sadrettin Gümüş ve Mustafa Çağrıcı hocalar tarafından müşterek olarak hazırlanan ve Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından incelenip takdir edilen bu tefsir, yayımlanmaya devam etmektedir. 1998’de benim Mealimde konu münasebetiyle benim Kitab-ı Mukaddes’e atıfta bulunmamı az da olsa bazı kimseler yadırgamışlardı. Bu hocalarımız ise Önsöz’de, “…mukayese imkânı sağlamak ve ihtiyaç hâlinde, İslamî inançlar ve ilkelerle çelişmeyen ek bilgiler vermek maksadıyla Kitab-ı Mukaddes’ten de bilgiler aktarılmıştır.” diyerek, çok sayıda âyet ve konu vesilesiyle irtibat kurmuşlardır. Kanaatimce hocalarımızın bu eserini herkesin okumasında fayda vardır. Fakat Kur’ân Mealini hazırlayan kimsenin ise mutlaka başvurması gerekir.
Ne var ki, benim Mealimden başka hiçbir Meal, bu hükmün, Tevrat’ta değil de onun tefsiri olan Mişna’da yer aldığını belirtmez. Onun için okuyucu, bunu Tevrat’ta arayıp da bulamayınca şüpheye düşer. Türkçe kuranmealleri.com sitesindeki elli beş meale bakılabilir ve irtibat kurulmadığı, bu konuda Meallerde hiç bilgi verilmediği görülür. Diğer taraftan Hıristiyanlığın Kutsal Kitabı’nın ilk beş bölümü olan Tevrat kısmına bakan kimse de orada bu bilgiyi bulamaz. Hazırladığım Kur’ân-ı Hakîm ve Açıklamalı Meali 1998’de yayımlandığından ve o vakit bu bilgiden haberdar olmadığım için, bu bilgiye orada yer veremedim. Fakat 2003 yılından sonraki basımlarda, Kur’ân Yolu tefsirine atıfta bulunarak bu önemli bilgiye, kaynak göstererek yer verdim. Bu bilgi olmazsa dikkatli okuyucu, Meal yazarlarının, hemen hepsinin, bu bilgiyi Tevrat’a mal ettiğini düşünecek, asıl kaynak olan Tevrat tefsiri Mişna’dan habersiz kalıp birçok yerde bunu Kur’ân-ı Kerîm’e veya Tevrat’a mal ederek nakledecektir.
İşin bir başka yönü şudur: Müslümanların büyük ekseriyeti bu âyete atıfta bulunurken: “Allah, Kur’ân’da buyurur ki: Kim bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kişiyi yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmış gibi olur.” der. Bu bilginin ilk kaynağını da bildirmeksizin, Kur’ân’a mal eder. Hâlbuki yapması gereken, âyeti başından okuyarak: “İşte bundan dolayı, İsrail oğullarına Kitapta şunu bildirdik: Kim bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kişiyi yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmış gibi olur.” Kur’ân’ın, insan hayatı hakkında, kâinatın ufuklarında yankılanıp Tevrat vasıtasıyla Milattan on üç asır kadar önce İsrail oğullarına verdiği bu emir, mevcut Tevrat’ta yer almaz. Ama O’nun tefsiri olan Mişna’da (Sanhedrin, IV, 5) şöyle bildirilir: “İsrail’den tek bir kişiyi öldüren, tüm ırkı öldürmüş gibi cezalandırılacaktır ve İsrail’den tek bir kişiyi koruyan Allah’ın kitabına göre bütün dünyayı korumuş sayılacaktır.” Bu kısımdaki önemli değişiklik gözden kaçmayıp ayrıca değerlendirilmelidir.
Fakat Müslümanların çoğu Mâide, 32 âyetinin baş kısmını bilmez, bilen de unutur ve âyeti; “Kim bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur…” diye başlatır. Hâlbuki âyet, önce İsrail oğullarına bu emri vermesi ile en başta onların görev ve sorumluluklarını vurgulamaktadır. Yani, Kur’ân bu emri, onların şahsında bütün insanlığa yöneltmektedir.
Bu âyetin zımnen teşvik edip başlattığı, başka inançta olanlarla iletişim kurmaya, ilahiyat doktoru Atakan Derelioğlu Bey’in yaşadığı canlı bir örnek şöyle cereyan etmiştir: “12 Nisan 2022 günü, New Jersey’de kanser merkezinde dördüncü evre kemoterapi görmekte idim. O ünitede hastalar, perdelerle bölünmüş odalarda yatıyorlardı. Hasta, perdesini açık tutarsa diğer odalarda yatanlarla görüşebiliyordu. Başındaki kipadan Yahudi olduğunu anladığım Seth (Şit) adlı bir kişi 20 kadar hastayı ziyaret edip onlara moral veriyordu. Bir peygamber ismini taşıyan ve üst düzey distribütör olarak dağıttığı serumlarla şifa vesilesi olmaya çalışan bu kişiye tebriklerimi ilettim. Kur’ân-ı Hakîm’in Mâide sûresi 32. âyetinde: “İsrail oğullarına, kim bir insanı yaşatırsa, bütün insanlığı yaşatmış gibi olur.” buyurduğunu, Tevrat tefsiri Mişna’dan naklen okuyunca, hemen yere çömelip dakikalarca hıçkırıklarla ağlamaya koyuldu. Başka söze hacet yok. Kur’ân kendi kendisini tebliğ ediyor. O’nun bu irşadlarını anlamaya çalışıp uygulamak talebelerinin işidir.
Türkiye’de en çok bilinen elli beş Kur’ân mealinde bu âyetle ilgili yorum şöyle dursun, kısa bir not bile bulamamak, benim için büyük bir hüsran oldu. Mealler bu âyetin açtığı ufuklar hakkında açıklama yapmadıkları gibi, hükmün yer aldığı kaynak konusunda da yanlış bilgi veriyorlar. Hemen hepsi, açıkça veya adını vermeksizin, bu hükmün mevcut Tevrat’ta yer aldığını yazıyor. Hâlbuki hüküm, Tevrat’ta değil, Tevrat’ın tefsiri Mişna’da bulunmaktadır. Evet, bu hüküm mevcut Tevrat’ta yer almaz. Ama onun tefsiri olan Mişna’da (Sanhedrin IV, 5), “İsrail’den tek bir kişiyi öldüren, tüm ırkı öldürmüş gibi cezalandırılacaktır.” tarzında yer alır (Diyanet, Kur’ân Yolu Tefsiri).
Kur’ân-ı Hakîm, “Tevrat’ta bildirdik” demeyip “Kitap’ta şunu bildirdik” buyuruyor. Burada maksat, Tevrat’ın tefsiri olan Mişna’dır. Onlara göre bu tefsir de aynen Tevrat hükmündedir. Bu da bunu yapan Meallerin düzeltmeleri gereken önemli bir vebaldir. Kur’ân, “Tevrat’ta” demiyor, “Kitap’ta” diyor.
“Bu âyet, insan hayatının kutsallığını vurgulayan en mükemmel, evrensel bir beyandır. Hayatın korunması için, her bir kişi, başkasının hayatının kutsallığını kabul edip onu korumaya çalışmalıdır.”*
___
*Suat Yıldırım, Kur’ân-ı Hakîm ve Açıklamalı Meali, Mâide sûresi 32. âyet-i kerîmesinin açıklaması.